.
Herbert
Marcuse
Tek-Boyutlu İnsan
İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi
Üzerine İncelemeler
I. baskı 1986, II. baskı 1990 III. baskı
1997
One-Dimensional Man — 1964
Çeviren: Aziz Yardımlı
ISBN: 975 397 013 7
13.5 X 21 cm 200 sayfa
|
|
HERBERT MARCUSE
Tek-Boyutlu İnsan
AZİZ YARDIMLI
Tek-Boyutlu İnsan tarihin ödünç değerleri
üzerine kurulu ‘Protestan’ ya da ‘Batı’ uygarlığının özdeksel gönenci ile
bağdaşmayan törel yoksulluğunu, uygarlaşmayan uygarlığını sergileyen bir
duyunç başyapıtıdır. Tek-boyutlu insan bir soyutlama değil ama düşüncesiz-değersiz
imgesi ile hergün karşılaştığımız Protestan Amerikalıdır: Zencileri, Katolikleri
ve Azınlıkları arı ekininden dışlayan özgür yurttaş: Sorumluluğunu kaldıramadığı
bir özdeksel güç ve gönenç üretmiş, yalnızca kendi dünyasını değil ama
bütün dünyayı nükleer cehenneme dönüştürmeyi göze almış pragmatik Amerikalı.—Onda
yaşayan Reformasyonun ve Aydınlanmanın tinidir: Yetkecilik ve boşinanç
boyutu yalnızca yasanın ‘demir kafesi’ ve pozitif bilimin duyunçsuzluğu
ile yer değiştirmiş, kendinde değil ama salt yararlığının terimlerinde
yorumlanan demokrasi bu tek-boyutlu tinde salt bir iki-yüzlülük kurumu
olmuştur.
Marcuse bu tinin utanç
verici politik bilincini dünyanın tümü için model görüyor, çünkü saf özdekçiliğiyle
bunun anamalcılığın ürünü olduğunu düşünüyordu. Ama en çoğundan ironik
bir anlamda haklıdır, çünkü erdeminde köhnemiş dünya tarihi gerçekten de
çoktandır uygarlığın paranın terimlerine indirgeyen Protestan ekinin ölçünlerinde
yaşanır olmuş, bir örgütlenme ve etkililik başyapıtı olan bu ekinsel model
tarihin çürümüş tinlerinin önüne ‘uygar’ olmanın kalıbını koymuştur. Özgürlük
bu ekindedir—amaçsızca yapmak ve amaçsızca yoketmek için. Dünyanın arta
kalanı ise sanki modern tarihten çekilmiş, sanki bu yeryüzü onun kendisinin
de değilmiş gibi usdışı bir sorumsuzluk ve umursamazlık içine girmiş, dünyayı
doğası ve insanıyla yoketmeyi göze alan bu modern kabadayılığı derin bir
budalalık ve kayıtsızlık içinde yalnızca seyretmektedir—eğer kendisi aynı
çılgınlığa doğru hazırlanmıyorsa.
Hıristiyan Batı ussallığı
daha başından derin bir usdışının sezgisiyle doğmuş, insan mutluluğunu
dışlayan yabancı bir tarihte olmanın bilincinden doğan ütopik tasarların
eşliğinde gelişmiştir. Marxizm bu eksikliği giderme beklentisinin ürünü
olmasına karşın, kendini aynı özdekçiliğin insanı tüm ekininden fiziksel
varoluşuna dek soyutlayan daha da acımasız bir biçimi olarak tanıtlamış,
bu yüzden yalnızca modern çağa sarkan ortaçağ despotizminde, yurttaş özgürlüğünü
hiçbir zaman tanımamış yetkeci tinlerde köhne bir yaşam alanı bulmuştur.
Şimdi bu ölü sondan bir
çıkış umudunun kalmadığı bilinci yaygınlaşmaktadır—‘Us Tutulması,’ ‘Tek-Boyutlu
İnsan,’ ‘Amerikan Tininin Kapanışı’—ve tam bu ölü noktada Tarihin Sonu.
Ama bu boyuneğme tutumu usdışına karşıtçılığının kendisinde Usu yadsımakta,
Us ve Erdeme birer mit olarak bakan kuşkuculuğunda kendisi tek-boyutlu
olmaktan öteye geçememektedir. Bu gecikmiş uygarlık biçimini daha doğuşunda
yakalamış derin bir yabancılık ve korku tini şimdi kendinin bilincine varmaktadır.
Ama tam bu umutsuzluğun bilincidir ki bu tek-boyutlu ekinin gerçekten uygarlaşması
ve ussallaşması zamanının gelip çattığının bilincinde dönüşmek zorundadır.
(1990)
|
|