DAVID
HUME
İnsan Doğası Üzerine Bir
İnceleme
"İlkin felsefemde [aslında,
‘kuşkucu,’ ‘görgücü,’ ‘göreci’ bakış açımda] içine düştüğüm o terkedilmişlik
ve yalnızlıkla korkar ve şaşırırım, ve kendimi topluma karışıp onunla birleşmeyi
başaramayarak tüm insan ilişkilerinin dışına sürülmüş ve bütünüyle terkedilerek
avunçsuz bırakılmış tuhaf ve kaba bir canavar olarak görürüm. Bir sığınak
ve sıcaklık bulmak için kalabalığa koşmak isterim; ama böyle bir çirkinlikle
karışabilmek için kendime söz geçiremem. Onun dışında bir dostluk kurabilmek
için bana katılmaları için başkalarına seslenirim; ama kimse sesime kulak
asmaz. Herkes uzak durur, ve her yandan üzerime vuran fırtınadan korkar.
Tüm metafizikçilerin, mantıkçıların, matematikçilerin ve giderek tanrıbilimcilerin
bile düşmanlığını üzerime çektim; ve katlanmam gereken hakaretlere hayret
edebilir miyim? Dizgelerini onaylamadığımı bildirdim; ve dizgemden ve kişiliğimden
duydukları nefreti anlatırlarsa şaşırabilir miyim? Dışarıya baktığımda,
daha baştan her yanda tartışma, çelişki, öfke, iftira, ve kötüleme görürüm.
Gözümü içeri çevirdiğimde, kuşku ve bilgisizlikten başka birşey bulamam.
Tüm dünya bana karşı çıkmak ve beni çürütmek için elbirliği yapar; ama
öyle zayıfım ki, tüm görüşlerimin başkalarının onaylarıyla desteklenmedikleri
zaman gevşeyip kendiliklerinden düştüklerini duyarım. Her adımı duraksayarak
atarım, ve her yeni düşünce beni uslamlamamda bir yanılgı ve saçmalık korkusuna
düşürür.
...
[T]üm inanç ve uslamlamayı yadsımaya
hazırım ve hiçbir görüşe giderek bir başkasından daha olası ya da olabilir
diye bile bakamıyorum. Neredeyim, ya da neyim? Varoluşumu hangi nedenlerden
türetirim, ve hangi duruma geri döneceğim? Kimin iyiliğini elde etmeye
çalışayım, ve kimin öfkesinden korkmalıyım? Hangi varlıklar kuşatır beni,
ve kimin benim üzerimde etkisi ve benim kimin üzerinde etkim vardır? Tüm
bu sorularla kafam karıştı, ve kendimi imgelenebilecek en acıklı durumda,
en koyu karanlık tarafından kuşatılmış ve her örgen ve yetinin kullanımından
bütünüyle yoksun bırakılmış duymaya başlıyorum.
Ne mutlu ki, ‘us’ bu bulutları dağıtmaya
yeteneksizken, ‘doğanın kendisi’ bu amaç için yeterlidir, ve ya bu kafa
eğilimini gevşeterek ya da küçük bir oyalanmayla ve duyularımın tüm bu
kuruntuları gideren diri izlenimiyle beni bu felsefi [aslında, ‘kuşkucu’]
melankoli ve sabuklamadan kurtarır. Yemek yerim, bir tavla oynarım, söyleşilere
katılırım, ve dostlarımla mutluyumdur; ve üç dört saatlik eğlenceden sonra,
bu [‘kuşkucu’] kurgulara geri döndüğüm zaman bunlar öylesine soğuk, gergin
ve saçma görünürler ki, içimden onlara daha öte girmek gelmez."
* * *
I am first affrighted and confounded
with that forelorn solitude, in which I am plac’d in my philosophy, and
fancy myself some strange uncouth monster, who not being able to mingle
and unite in society, has been expell’d all human commerce, and left utterly
abandon’d and disconsolate. Fain wou’d I run into the crowd for shelter
and warmth; but cannot prevail with myself to mix with such deformity.
I call upon others to join me, in order to make a company apart; but no
one will hearken to me. Every one keeps at a distance, and dreads that
storm, which beats upon me from every side. I have expos’d myself to the
enmity of all metaphysicians, logicians, mathematicians, and even theologians;
and can I wonder at the insults I must suffer? I have declar’d my dis-approbation
of their systems; and can I be surpriz’d, if they shou’d express a hatred
of mine and of my person? When I look abroad, I foresee on every side,
dispute, contradiction, anger, calumny and detraction. When I turn my eye
inward, I find nothing but doubt and ignorance. All the world conspires
to oppose and contradict me; tho’ such is my weakness, that I feel all
my opinions loosen and fall of themselves, when unsupported by the approbation
of others. Every step I take is with hesitation, and every new reflection
makes me dread an error and absurdity in my reasoning.
...
[I] am ready to reject all belief
and reasoning, and can look upon no opinion even as more probable or likely
than another. Where am I, or what? From what causes I derive my existence,
and to what condition shall I return? Whose favour shall I court, and whose
anger must I dread? What beings surround me? and on whom have I any influence,
or who have any influence on me? I am confounded with all these questions,
and begin to fancy myself in the most deplorable condition imaginable,
inviron’d with the deepest darkness, and utterly depriv’d of the use of
every member and faculty.
Most fortunately it happens, that
since reason is incapable of dispelling these clouds, nature herself suffices
to that purpose, and cures me of this philosophical melancholy and delirium,
either by relaxing this bent of mind, or by some avocation, and lively
impression of my senses, which obliterate all these chimeras. I dine, I
play a game of back-gammon, I converse, and am merry with my friends; and
when after three or four hour’s amusement, I wou’d return to these speculations,
they appear so cold, and strain’d, and ridiculous, that I cannot find in
my heart to enter into them any farther.