Bölüm 1
Özdek Sorunu—
Miletuslular
Batı dünyası için felsefenin geleneksel başlangıç noktası
geride eski Yunanistan’a, özellikle İyonya bölgesine gider. Bu alan Attika
(özellikle Atina), Samos, Miletus, Efes, ve güney-doğu Yunanistan’dan Küçük
Asya kıyılarına dek dizilmiş adaları kapsar. İlk felsefeciler olarak bilinen
üç büyük insan Tales (yklş. İÖ 624-546), Anaksimander (yklş.
İÖ 610-545) ve Anaksimenes (olg. İÖ 585-528) Miletus’ta (büyük bir
olasılıkla İÖ altıncı yüzyıl sıralarında İyonya’nın başkenti) yaşadıkları
için, izleyicileri ile birlikte Miletus okulu olarak tanınırlar.
Miletus felsefecilerinden İyonya Fizikçileri olarak da
söz edilir, çünkü tümü de hemen hemen herşeyi dışlayarak yalnızca fizik
ile, ya da daha doğrusu (terimin felsefede kullanılan biçimiyle) evrenbilim
ile ilgilenmişlerdir. Evrenbilim (kozmoloji) metafiziğin düzenli evrenin
(kozmoz) doğası ya da özü ile ilgilenen dalıdır. İyonya felsefecilerinin
üstlendikleri görev tözün, evrensel özdeğin, bütün evrenin kendisinden
oluştuğu asıl gerecin doğasını saptamaktı.
TALES
Tarih Miletus felsefecilerinin ilki olan Tales’e dikkate
değer düşünsel başarımlar yükler. Tales İÖ 28 Mayıs 585’deki güneş tutulmasını
önceden saptamış, gölgelerini ölçerek piramitlerin yüksekliklerini belirlemiş
ve denizdeki gemilerin uzaklıklarını hesaplamak için bir aygıt tasarlamıştır.
Eski Miletus felsefecilerinin düşüncelerine ilişkin bilgimiz
öylesine eksiktir ki, kuramlarının temellerini açıklayabilmek için bu bilgiyi
belli bir ölçüde tahminlerle tamamlamak kaçınılmaz olmaktadır. Tales’in
felsefeye birincil katkısı tek bir tözün, suyun, evreni oluşturan kozmik
gereç olarak konutlanmasıdır. Suyu temel bileşen olarak seçmesinin nedenini
anlamak güç değildir, çünkü su sıvı, katı ve gaz olarak özdeğin her üç
biçiminde de bulunur. Dahası, keskin bir kavrayışla tüm özdeğin böyle değişik
toplak durumlarına karşın değişmeden kalan tek bir tözden oluşmuş olması
gerektiğine karar verdi. Dünyanın gezegenler arasındaki konumunu açıklamak
için bu kuramları kullanarak, dünyanın tıpkı suda yüzen bir top gibi uzayda
yüzdüğü vargısını çıkardı.
Tales ve öteki İyonya felsefecileri hilozoizm
öğretisine, özdekte yaşam ya da duyumun bulunduğu ve yaşam ve özdeğin ayrılamaz
oldukları kuramına inanıyorlardı. Miletuslular töze yaşam ya da ruh yüklerlerdi,
ve, Tales’e göre, Tanrı herşeyde, özdeğin her üç biçim ve belirişinde de
bulunurdu. Böylece giderek metalik nesneleri çekme gücü olduğu için mıknatısa
bile bir ruh yükledi.
ANAKSİMANDER
Tales’in yazılarından hiç biri saklanmamış, ve Anaksimander’in
çalışmalarından ise yalnızca bir ‘‘parça,’’ Peri Fuses (Doğa
Üzerine) başlıklı kitabının küçük bir bölümü elimize geçmiştir. Gene
de, daha sonraki felsefecilerin yazılarından Anaksimander tarafından açımlanan
birincil sav yaygın olarak bilinir olmuştur.
Enson kozmik özdek, diyordu Anaksimander, Apeirondan,
eş deyişle Sınırsızdan ya da Sonsuzdan oluşur. Özdeğin temel
öğeleri zorunlu olarak sonsuzdur; yoksa doğada yer alan bitimsiz ve çok
yanlı yaratış ve değişimleri açıklayamazlardı. Eğer doğal süreçler sonlu
olsalardı, en sonunda yaratıcı gizilliklerini tüketir ve sona ererlerdi;
buna göre Sınırsız, Tanrı, ondan doğan sonlu özdek biçimlerinin tersine,
sonsuz olmalıdır. Deneyimimizin sınırlarının ötesinde bengi bir olgusallık
olan Sınırsız görgül özdekten ayrıdır; onun insan deneyiminin olgularının
ilişkili oldukları olgusallık olması gerekir. Özdek algılanabilirdir; ama
ona köken veren o temel olgusallık, Sonsuz ya da Tanrı, algılanamazdır.
Apeironun içersinde dünyanın tüm öğeleri kapsanır
ve Sonsuz deneyimimizin alanında nitel olarak değişik ırasalları üretmek
için ‘‘sıcak’’ ve ‘‘soğuk’’tan yararlanır. Temel töz, sıvı, bu iki
etkinin (soğuk ve sıcak) eylemleri tarafından oluşturulur ve üç birincil
öğe ondan türer—toprak, hava ve ateş. Tales’in evrenbilimini temel alan
Anaksimander böylece İyonya Fizikçilerinin felsefi dizgelerini toparladı.
Anaksimander ayrıca Darwin’in önsavına çarpıcı
bir biçimde yakın bir evrim kuramı da geliştirdi, çünkü örgensel yaşamı
sıvının balık-benzeri yaratıklar oluşturmak için elverişli bir yolda kuruma
eylemine yüklüyordu. Bu yaratıklar daha sonra kendilerini karadaki yaşama
uyarlama süreci yoluyla kara hayvanlarına gelişiyorlardı. İnsan türü bu
uyarlanma sürecinin son ürünüydü.
Son olarak, Anaksimander ruhların göçü üzerine bir kuram
formüle etti. Bu kurama göre (ki Hindu bakış açısına büyük bir benzerlik
gösterir) kozmik özdek kendini yaratır, dağılır ve sonra kendini yeniden
yaratır—hiçbir zaman sonlanmayan dönüşümlerin sürekli yaşam süreçlerinde.
ANAKSİMENES
Miletus okulunun üçüncü büyük felsefecisi, Anaksimenes,
kozmik özdeğin doğası konusunda hem Tales’ten hem de Anaksimander’den ayrılıyordu.
Tales tarafından konutlanan suyun yerine havayı temel töz olarak seçti;
ve ayrıca Anaksimander’in Sınırsızını da yadsıyarak bütün evrenin kökenini
havaya yükledi. Hava tüm öğeler içinde en devingeni ve böylece her-yerde-bulunan
olduğu için, ve dahası, tüm doğal nesnelerin gelişimine ve böylece yaşamın
kendisine özsel olduğu için, olgusallığı açıklamak için biricik doyurucu
temeli oluşturur.
Anaksimenes’e göre Varedici (ki temel töz havayı
böyle adlandırıyordu) sıkışarak ya da genleşerek her tür özdeğin ırasallarını
üstlenebilir. Hava sıkıştığı zaman toprağın ve yapı kazanmış kayaların
biçimlerini alır. Genleştiği zamansa ateş olarak görünür. Sıkışma soğuk
ile, seyrelme sıcaklık ile özdeşleştirilir. Bu bitimsiz döngüde değişmez
bir dizem vardır ki, sonu gelmez bir ardışıklık içinde evrenin tüm öğelerini
sürekli olarak yaratır ve yokeder.
Felsefe Batı dünyasına Miletus’un düşünürleri arasındaki
bu zayıf başlangıçlarından getirildi. Felsefenin bu başlangıç yolu herşeyden
önce bilimin gelişmesi açısından verimli oldu, çünkü bu en erken felsefeciler
birincil olarak bilimsel bilgi ile, başka bir deyişle fiziksel dünyaya
ilişkin bilgi ile ilgileniyorlardı—bir ilgi ki günümüze dek modern bilimciler
arasında dikkat odağı olmuştur. Ve ancak Miletus döneminden çok daha sonraki
bir dönemde, özellikle Sokrates’in zamanında insanın düşünceleri kılgısal
yaşama ilişkin bir felsefeye, bireyin uygulayabileceği ve yaşamına ölçüt
yapabileceği pragmatik bir felsefeye döndü. Bu arada, Miletuslu felsefeciler
evrenin gerçek doğası konusundaki soruların en temel yanıtları için araştırmayı
başlatmışlardı. Kolofonlu Ksenofanes ve Efesli Herakleitos ile başlayan
ön-Sokratik dönem sırasında Miletuslu felsefecileri bir dizi büyük felsefeci
izledi. Bunların tümü de metafiziğin sorunları üzerinde, enson olgusallığın
gizemlerini açığa serme girişimleri üzerinde yoğunlaştılar, ve fiziksel
evrenin kökenini açıklamak ve insan deneyiminde sergilenen fenomenal olguların
enson olgusallıktan nasıl kaynaklandığını tanıtlamak için çabaladılar..
|