Platon
YUNANİSTAN VE
ROMA FELSEFESİ
CİLT 1 BÖLÜM
b
BÖLÜM BİR
PLATON’UN YAŞAMI
PLATON, dünyanın en büyük felsefecilerinden biri,
Atina’da (ya da Aegina’da), büyük bir olasılıkla İÖ
428/7 yılında, seçkin bir ailede doğdu. Babasının adı Ariston ve annesininki
Perictione idi. Perictione her ikisi de 404/3 Oligarşisinde yer almış olan
Kharmides’in kardeşi ve Kritias’ın yeğeniydi. Ona başlangıçta Aristokles
dendiği ve Platon adının ancak daha sonra gürbüz yapısı yüzünden verildiği
söylense de,1 Diogenes’in ilettiği bu bilginin
doğruluğu kuşkuludur. İki kardeşi, Adeimantus ve Glaukon Devlet’te
görünürler, ve ayrıca Potone adında bir de kızkardeşi vardı. Ariston’un
ölümünden sonra Periktione Pirilampes ile evlendi ve oğulları Antifon (Platon’un
üvey kardeşi) Parmenides’te görünür. Hiç kuşkusuz Platon üvey babasının
evinde yetiştirildi; ama aristokrat kökenli olmasına ve aristokratik bir
evde yetiştirilmesine karşın, anımsanmalıdır ki Pirilampes Perikles’in
bir dostuydu, ve Platon Periklesci rejimin gelenekleri içinde eğitilmiş
olmalıdır. (Perikles 429/8’de öldü.) Değişik yazarlar tarafından belirtildiği
gibi, Platon’un demokrasiye karşı daha sonraki eğilimini her ne olursa
olsun yalnızca yetiştirilmesine bağlamak çok güçtür; tersine, bu olumsuz
eğilim Sokrates’in etkisi tarafından, ve herşeyden çok Sokrates’in demokrasinin
ellerinden gördüğü davranış tarafından yaratılmıştır. Öte yanda Platon’un
demokrasiye güvensizliğinin Sokrates’in ölümünden daha önceki bir dönemde
başlamış olması olanaklı görünür. Peloponez savaşının daha sonraki dönemlerinde
(Platon’un 406’da Arginusae’de döğüşmüş olması olasılığı oldukça yüksektir)
demokrasinin gerçekten yetenekli ve sorumlu bir önderden yoksun olduğu
ve olmuş olan önderlerin de kitleleri hoşnut kılma zorunluğu yüzünden kolayca
bozuldukları olgusu Platon’un gözünden kaçmış olamaz. Platon’un ülke politikasından
uzak durması hiç kuşkusuz Ustasının yargılanmasından ve suçlu bulunmasından
sonra başlar; ama Devlet gemisinin onu yönetmek için sağlam bir kaptana
gereksinimi olduğu ve bu kaptanın izlenecek doğru yolu bilen ve
bu bilgi ile uyum içinde duyunçla davranmaya hazır biri olması gerektiği
kanısının formülasyonu Atina erkinin zayıflamaya başladığı yıllar sırasında
formüle edilmiş olmalıdır.
Diogenes Laertius’un anlattıklarına göre, Platon ‘‘kendini resim sanatını
incelemeye verdi, ve ilk olarak ditirambik şiirler ve daha sonra lirik
şiirler ve trajediler yazdı.’’2 Bu ne ölçüde
doğrudur bilemeyiz; ama Platon Atina ekininin serpilme döneminde yaşadı,
ve nitelikli bir eğitim almış olmalıdır. Aristoteles’in bildirdiğine göre
Platon gençliğinde Heraklitoscu felsefeci Kratilus ile tanışmıştı.3
Ondan duyusal-algı dünyasının bir akış dünyası olduğunu ve bu yüzden gerçek
ve pekin bilginin asıl nesnesi olmadığını öğrenecekti. Gerçek ve pekin
bilgiye kavramsal düzeyde erişebilir olduğunu ise gençlik yıllarında tanımış
olması gereken Sokrates’ten öğrenecekti. Diogenes Laertius aslında Platon
yirmi yaşında iken ‘‘Sokrates’in bir öğrencisi oldu’’4
der; ama Platon’un amcası olan Kharmides Sokrates ile 431’de tanışmış olduğu
için,5 Platon Sokrates’i en azından yirmisinden
önce tanımış olmalıdır. Her ne olursa olsun, Platon’un kendini bütünüyle
ve bilinçli olarak felsefeye adama anlamında Sokrates’in bir öğrencisi
olmuş olduğuna inanmak için hiçbir nedenimiz yoktur, çünkü kendisi bize
ilkin politik bir yaşama girmeye niyetlendiğini söyler—soyundan gelen genç
bir insandan doğallıkla beklenebileceği gibi.6
403/4 Oligarşisindeki akrabaları Platon’u kendilerinin koruması altında
politik yaşama girmeye yüreklendirdiler; ama Oligarşi bir şiddet politikası
izlemeye başladığı ve Sokrates’i kendi suçlarına karıştırmaya kalkıştığı
zaman artık Platon onlardan tiksinir oldu. Gene de, demokratlar daha iyi
değildiler, çünkü Sokrates’i ölümle cezalandıranlar onlardı, ve buna göre
Platon politik bir kariyer düşüncesini terketti.
Platon Sokrates’in yargılanmasında bulundu, ve Sokrates’i önerilen cezayı
bir minadan otuz minaya yükseltmeye zorlayan ve kefil olmayı
teklif eden dostlardan biriydi.7 Ama bir
hastalık nedeniyle ölümü sırasında dostunun yanında bulunamadı.8
Sokrates’in ölümünden sonra Platon Megara’ya çekilerek felsefeci Euklides’in
yanına sığındı, ama büyük bir olasılıkla çok geçmeden Atina’ya geri döndü.
Yaşamöykücüler tarafından Kirene, İtalya ve Mısır’a yolculuklar yaptığı
söylenir, ama bu öykülerin ne derece doğru oldukları belirsizdir. Örneğin
Platon’un kendisi Mısır’a bir yolculuktan hiç söz etmez. Gene de, Mısır
matematiğine ve giderek çocuk oyunlarına ilişkin bilgisi gerçekten Mısır’a
bir yolculuk yaptığını belirtiyor olabilir; öte yandan, gezi öyküsü yalnızca
Platon’un Mısırlılar üzerine söyleyecekleri olmasından çıkarılan bir vargı
üzerine kurulmuş da olabilir. Bu öykülerden kimileri açıktır ki belli bir
düzeye dek efsaneseldir; örneğin kimileri Euripides’i onun yol arkadaşı
olarak gösterirler, oysa ozan 406’da ölmüştür. Bu olgu genel olarak gezileri
bize anlatan yazılar üzerine kuşkumuzu oldukça arttırır; ama gene de pekinlikle
Platon’un Mısır’ı ziyaret etmediğini söyleyemeyiz, ve pekala bunu yapmış
olabilir. Eğer gerçekten Mısır’a gitmişse, bu 395 yılı sıralarında olmuş
ve Atina’ya Korint savaşları patlak verdiğinde geri dönmüş olmalıdır. Profesör
Ritter Platon’un savaşın ilk yılarında (395-94) Atina kuvvetleri arasına
katılmış olması olasılığının oldukça yüksek olduğunu düşünür.
Bununla birlikte, kesin olan şey Platon’un kırk yaşında İtalya ve Sicilya’ya
gitmiş olduğudur.9 Belki de Pisagorcu Okulun
üyeleri ile karşılaşmayı ve konuşmayı istemiş olabilir; her ne olursa olsun,
orada bilgili bir Pisagorcu olan Arkhitas ile tanıştı. (Diogenes Laertius’a
göre Platon’un yolculuğu yapmadaki amacı Sicilya’yı ve volkanları görmekti.)
Platon Siraküze Tiranı I. Dionisios’un sarayına çağrıldı ve orada Tiranın
kayınbiraderi Dion’un dostu oldu. Öyküye göre Platon’un sözünü sakınmazlığı
Dionisios’un öfkelenmesine neden oldu, ve onun tarafından bir köle olarak
satılmak üzere Lakedaemonya’lı bir elçi olan Pollis’in eline verildi. Pollis
Platon’u o sırada Atina ile savaşta olan Aegina’da sattı, ve Platon neredeyse
yaşamını bile yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı; ama sonunda Annikeris
adında bir Kireneli kurtarmalığını vererek onu Atina’ya gönderdi.10
Bu öyküyü yorumlamak güçtür, çünkü Platon’un Mektuplarında buna
değinilmez; eğer gerçekten olmuşsa (Ritter öyküyü kabul eder) İÖ--- 388’de
olmuş olmalıdır.
Öyle görünür ki Platon Atina’ya dönüşünden sonra Akademi’yi kurdu ve
bu iş için kahraman Akademus’un türbesi yakınlarında bir yer seçti (388/7).
Akademi’ye haklı olarak ilk Avrupa üniversitesi denebilir, çünkü çalışmalar
geleneksel felsefe ile sınırlı değildi ve matematik, gökbilim ve fiziksel
bilimler gibi geniş bir ikincil bilimler alanını da kaplıyordu; ve okulun
üyeleri hep birlikte Müzlere tapınırlardı. Akademi’ye yalnızca Atina’nın
kendisinden değil ama dışardan da gençler geldi; ve ünlü matematikçi Eudoxus’un
kendi Okul’u ile birlikte Kizikus’tan Akademi’ye gelmiş olması Akademi’nin
bilimsel ruhuna bir övgü ve yalnızca bir ‘‘felsefi-gizem’’ toplumu olmadığına
bir kanıttır. Akademi’nin bu bilimsel ruhunu vurgulamak gerekir, çünkü
Platon’un devlet-adamları ve yöneticileri oluşturmayı amaçlamış olması
bütünüyle doğru olsa da, yöntemi yalnızca örneğin diluzluğu gibi doğrudan
kılgısal uygulamaya açık olan şeyleri öğretmekten (kendi Okulunda İsokrates’in
yaptığı gibi) değil, ama çıkar beklemeyen bir bilimsel etkinliğin geliştirilmesinden
oluşuyordu. Çalışmaların izlencesi felsefede doruğuna varıyordu, ama ön
konular olarak matematiğin ve gökbilimin ve, nesnel olmak ve salt yararcıl
bir ruhta olmamak üzere hiç kuşkusuz uyum-bilgisinin incelenmesini de kapsıyordu.
Platon kamu yaşamı için en iyi eğitimin yalnızca kılgısal ‘‘sofistik’’
bir eğitim değil, ama tersine bilimin kendi uğruna izlenmesi olduğuna inanıyordu.
Matematik, hiç kuşkusuz Platon’un İdealar Felsefesi için olan öneminden
ayrı olarak, önyargısız, nesnel bir çalışma için açık bir alan sunuyordu,
ve daha şimdiden Yunanlıların arasında yüksek bir gelişim düzeyine erişmişti.
(Çalışmalar öyle görünüyor ki ayrıca mantıksal sınıflandırma sorunları
ile bağıntı içinde izlenen yaşambilimsel, örneğin bitkibilimsel araştırmaları
da kapsıyordu.) Böyle yetiştirilen politikacı fırsatçı bir koltuk düşkünü
olmayacak, ama bengi ve değişmez gerçekler üzerine kurulu kanılar ile uyum
içinde yüreklilikle ve korkusuzca davranacaktır. Başka bir deyişle, Platon
demagoglar değil, ama devlet-adamları yetiştirmeyi amaçlıyordu.
Akademideki çalışmaları yönetmenin yanısıra, Platon’un kendisi dersler
veriyor ve izleyicileri notlar tutuyordu. Bu derslerin yayımlanmadıklarını
ve ‘‘halksal’’ bir okuma amacıyla yayımlanan diyaloglar ile karşıtlık içinde
durduklarını belirtmek önemlidir. Eğer bu olguyu kavrarsak, o zaman Platon
ve Aristoteles (ki Akademiye 367’de katıldı) arasına doğallıkla getirme
eğiliminde olduğumuz keskin ayrımlardan kimileri en azından bir düzeye
dek yiter. Platon’un halksal yapıtları, diyalogları, elimizdedir, ama dersleri
değil. Aristoteles açısından ise durum tam tersidir, çünkü Aristoteles’in
elimizdeki çalışmaları derslerini temsil ederken, yayımlanmış yapıtlarının
ya da diyaloglarının kendileri bize dek ulaşmamış, ama bunlardan ancak
parçalar kalmıştır. Bu yüzden Platon’un diyaloglarını Aristoteles’in dersleri
ile karşılaştırarak, daha ileri kanıt olmaksızın, iki felsefeci arasında
örneğin yazınsal yetenek ya da duygusal, estetik ve ‘‘gizemsel’’ bakış
açısı konusunda güçlü bir karşıtlık olduğu vargısını çıkaramayız. Söylendiğine
göre, Aristoteles Platon’un İyi üzerine dersini dinlemeye gelenlerin sık
sık aritmetik ve gökbilimden, sınır ve Birden başka birşey duymamaları
yüzünden nasıl şaşırdıklarını anlatırdı. 7. Mektup’ta Platon söz
konusu ders üzerine kimilerinin yayımladığı yorumları reddeder. Aynı mektupta
der ki: ‘‘Benim en azından bu şeyler üzerine herhangi bir incelemem olmadı,
ve hiçbir zaman olmayabilir, çünkü konu, başka bilimlerin tersine, sözcüklerle
iletilebilir değildir. Ama, işin kendisi ile uzun bir birliktelikten ve
paylaşılmış bir yaşamdan sonradır ki ruhta bir ateş yanar, sanki sıçrayan
bir alev tarafından tutuşturulmuştur, ve bundan sonra kendini besler.’’
Yine, 2. Mektup’ta: ‘‘Bu yüzden kendim bu sorunlar üzerine hiçbir
zaman tek bir sözcük bile yazmış değilim, Platon’un ne bir yazılı incelemesi
vardır ne de olacaktır; şimdi adı [Platon’un] taşıyanlar Sokrates’e aittirler,
güzelleştirilmiş ve gençleştirilmiş olarak.’’11
Bu gibi pasajlardan kimi yorumcular Platon’un gerçekten eğitici amaçlar
için yazılmış olan kitapların değerine pek inanmadığı sonucunu çıkarırlar.
Bu böyle olabilir, ama bu noktaya yersiz bir vurgu yüklemememiz gerekir,
çünkü herşeye karşın Platon kitaplar yayımladı—ve ayrıca anımsamalıyız
ki söz konusu pasajlar hiç te Platon’a ait olmayabilirler. Gene de kabul
etmeliyiz ki İdealar Kuramı, Akademi’de öğretilmiş olduğu tam biçimi içinde,
yazılı olarak kamuya sunulmadı.
Platon’un öğretmen ve devlet-adamı danışmanı olarak saygınlığı 367’de
Siraküze’ye ikinci yolculuğunun gerçekleşmesine katkıda bulunmuş olmalıdır.
O yıl I. Dionisios öldü, ve Dion Platon’a o zaman otuz yaşlarında olan
II. Dionisios’un eğitimini üstlenmek üzere Siraküze’ye gelmesi çağrısında
bulundu. Platon gitti, ve Tirana geometri dersleri vermeye başladı. Bununla
birlikte, çok geçmeden Dionisios’un Dion’a duyduğu kıskançlık işleri karıştırdı,
ve Dion Siraküze’den ayrıldığı zaman, felsefeci belli bir güçlükten sonra
Atina’ya geri dönmeyi başardı ve oradan Dionisios’u mektup yoluyla eğitmeyi
sürdürdü. Tiran ve Atina’da yerleşmiş ve orada kendisi ile dostluğunu sürdürmekte
olan amcası arasında bir uzlaşma yaratmayı başaramadı. Gene de, felsefi
çalışmalarını sürdürmeyi isteyen Dionisios’un içten dileği üzerine Platon
361’de Siraküze’ye üçüncü bir yolculuğu üstlendi. Platon görünüşte Kartaca
tehlikesine karşı Yunan kentleri arasında bir konfederasyona gidilmesi
için bir anayasa taslağı çıkarmayı umut ediyordu, ama karşıtçılık çok güçlü
çıktı; dahası, varlığına yeğeni tarafından el koyulan Dion’un geri çağrılmasını
güvenceye alamayacağını da gördü. Bu yüzden Platon 360’da Atina’ya döndü
ve orada 348/7 yılında ölümüne dek etkinliklerini Akademide sürdürdü.12
(Dion 357’de kendini Siraküze’nin egemeni yapmayı başarmasına karşın 353’te
öldürüldü ve bu olay bir felsefeci-kral düşünün boşa çıkmış olduğunu gören
Platon’u büyük üzüntüye düşürdü.)
DİPNOTLAR
|