-
AZİZ YARDIMLI
Hobbes büyük İngiliz ‘felsefecisi’dir.
Şu nedenlerle:
1) Avrupa’da düşünen her insanın despotizme
başkaldırmaya başladığı bir dönemde, Kralların Saltık Yetkeciliğini savunmayı
sürdürmüştür.
2) Yalnızca cisimsel/özdeksel şeylerin
varlığını kabul ederek, ve aynı zamanda Tanrının varlığını da kabul ederek,
Tanrının da cisimsel olduğunu ileri sürmüştür.
3) Yine, insan ruhu da ‘doğal bir cisim’
olduğuna göre, insan tutkularından doğan sonuçların irdelenişini, ‘törebilim’
dediği şeyi, ‘fiziğin’ bir alt dalı olarak görmüştür.
4) Uslamlamayı yalnızca ADların bir
“dir” koşacı yoluyla bitiştirilmesi olarak, bir hesaplama işlemi (toplama
ve çıkarma) olarak görmüştür.
5) İlk gerçeklikleri (belitler) ADları
saptayanlar tarafından keyfi olarak belirlenen şeyler olarak görmüştür.
* * *
Locke da bir ‘felsefeci’ idi. Felsefenin
a priori doğasını reddetti. Tüm bilgeliğini beş duyularına borçlu olduğuna,
kavramlarının boş bir tablet
olan
anlığı üzerine duyular aracılığıyla basıldıklarına inandı. Ve her nasılsa
bu yolda üretilen evrensellerin (adsal özlerin) hiç kuşkusuz şeylerin kendilerinin
(olgusal özler) değil ama düşüncelerin ve sözcüklerin bir yüklemi olduğunu,
bilginin yalnızca düşüncelerimiz arasındaki ilişki olduğunu, böylece “deneysel
felsefe”de tanıtlama ya da gerçekliğin söz konusu olmadığını, doğal bilimin
hiçbir zaman bir bilim olamayacağını, dahası, “pekala kendi varlığımızdan
da kuşku duyabileceğimizi” vb. belirtti.
Ne Platon’dan ne de Aristoteles’ten,
ne Descartes ne de Spinoza’dan hiçbirşey öğrenmeyen Locke düşünce tarihinde
barbarlığın da söz hakkı olduğunu gösterdi. Ve İngiliz Görgücülüğünün anamalcılık
ile, sömürgecilik ile, kölecilik ve kitle kıyımları ile en iyi bağdaşan
entellektüel yapı olduğunu sözü ve eylemiyle tanıtladı. 17’nci yüzyılda
“Carolina’nın Temel Anayasası” (The Fundamental Constitutions of Carolina)
için taslağın yazarı John Locke’dur. Bu anayasa kölelik kurumunu kabul
eder ve korur. Hıristiyanlığın kölelik kurumu ile bağdaşmadığı söylense
de, Locke’un yazdığı anayasa kölelerin Hıristiyanlığa dönmelerine karşın
köleliklerinin sona ermesine izin vermez.
* * *
Locke modern bilincinin doğal saydığı
bu tür 'dışsal' noktalar nedeniyle tanınmaz. Bunlar kuramcılığı 'ilgilendirmeyen'
önemsiz konulardır. Locke’un önemi David Hume’un dört dörtlük görgücülüğüne,
sonra Bentham’ın yararcılığına, sonra James’ın pragmatizmine, sonra analitik
geleneğe, sonra mantıksal atomizme, sonra mantıksal pozitivizme, sonra
mantıksal görgücülüğe, sonra dil “felsefeciliğine” vb. götüren yolu açmasında
yatar.