__Arrian — İskender'in Seferleri |
||||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
![]() |
|
|||||||||||||
__İskender'in Seferleri — Meriç Mete (2006)
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
KİTAP BİR PTOLEMİ’NİN YA DA ARİSTOBULUS’un1 kendi tarihlerinde İskender üzerine aynı şeyleri anlattıkları yerde, bunların doğruluğu varsayımı üzerine ilerledim. Ama olgularının ayrıldığı yerde, hem daha güvenilir hem de daha ilginç olduğunu düşündüğüm noktaları seçtim. Gerçekte, İskender’in yaşamı üzerine daha başka anlatılar da vardır. Aslında, hakkında birbirleri ile böylesine çelişen bu kadar çok yazarın bulunabileceği bir başka tarihsel karakter daha yoktur. Bununla birlikte, Ptolemi ve Aristobulus’un bu konu üzerine en güvenilir yazarlar olduklarına inanıyorum, çünkü Aristobulus İskender’in seferlerine katıldı, ve Ptolemi ise bu üstünlüğü paylaşmanın yanısıra kendisi bir Kraldı, ve bir Kral için yalan söylemek başka herhangi birinden daha yüz kızartıcıdır. Dahası, bu insanlar yazarken İskender ölmüştü. Bu yüzden ikisinin de üzerinde hiçbir baskı yoktu, ve olguların çarpıtılmasından bir kazançları olamazdı. İskender üzerine başka yazarların kimi anlatılarında kendi içlerinde ilginç olduklarını ve bütünüyle güvenilmez olmadıklarını düşündüğüm bölümleri çalışmama kattım, ama yalnızca İskender hakkında söylenen masallar olarak. Eğer daha şimdiden başka pekçok tarihçi bu alanda yazmışken niçin benim de aynı şey yapmayı istediğime şaşıranlar olursa, onlardan şaşkınlıklarını ilkin öncellerimin çalışmalarını ve arkadan benimkini okuduktan sonra göstermelerini isteyeceğim.
Ertesi bahar Triballia ve İllyria halklarının sorun çıkarmak üzere olduklarını haber alarak Trakya üzerine yürüdü. Bu iki halkın toprakları Makedonya ile sınırdaş olduğu için, ve sefer onu ülkeden çok uzaklara götüreceği için, onları ilkin iyice sindirmeden arkada bırakmayı uygun bulmadı. Amfipolis’ten başladı ve Filippi ve Orbelus Dağını solunda bırakarak özgür Trakyalılar3 olarak bilinen halkların topraklarına girdi. Sonra Nestus nehrini geçerek söylendiğine göre on gün içinde Haemus Dağına ulaştı. Dar bir geçitten sonra dağın iki yandan yükselmeye başladığı bu bölgede silahlı yerlilerin4 ve özgür Trakyalıların oluşturduğu büyük bir güçle karşılaştı. Bunlar ordunun yürüyüş hattı üzerindeki bir yüksekliği tutmuşlardı ve ilerleyişini durdurmak için kararlıydılar. Bir miktar araba toplamışlar ve bunları bir tür savunma duvarı olarak önlerine almışlardı; ama bunları Makedonya falanxı tepenin en dik yerini tırmanırken onları ezmek için üzerlerine gönderme gibi daha öte bir amaçları da vardı. Falanx ne denli yakın düzende ise, aşağı inişe geçen arabaların vuruşunun etkisinin o denli yüksek olacağını umuyorlardı.
2. İskender yağmayı geriye kıyıdaki kentlere gönderdi ve Lysanias ve Filotas’a1 bunlarla ilgilenmeleri buyruğunu verdi. Kendisi tepeyi aşarak Haemus dağ sırası boyunca Triballialılara doğru ilerledi ve bu yolda Tuna’dan2 üç günlük yürüyüş uzaklığında olan Lyginos ırmağına vardı. İskender’in yürüyüşünü önceden öğrenen Triballia Kralı Syrmos gereken önlemleri alarak kadınları ve çocukları nehirde Çam Ağacı ya da Peuke adı verilen bir adaya sığınmaları buyruğu ile Tuna’ya gönderdi. Triballialılara komşu olan Trakyalılar da İskender’in yaklaşmasından bir süre önce bu adaya sığınmışlardı, ve Syrmos’un kendisi ve adamları şimdi onlara katıldılar. Ama Triballialıların çoğu hiç beklemeden İskender’in önceki gün arkasında bıraktığı nehre doğru kaçtılar.
Triballialıların yaptıklarını öğrenir öğrenmez, İskender onlara saldırmak üzere geri döndü, kendi adımlarını yeniden izledi, ve onları kamp kurmuş buldu. Uyuklarken yakalanmalarına karşın, nehir kıyısındaki ağaçlıkta savaşa hazırlandılar. Falanxını derin düzene geçiren İskender onlara doğru ilerledi ve okçulara ve sapancılara önden hızla ilerleyerek silahlarını düşmanın üzerine boşaltmaları buyruğunu verdi. Bununla düşmanı ağaçlığın onlara sağladığı sığınaktan çıkararak açık alana çekmeyi umuyordu. Yerliler ok ve taşların etkisini duyar duymaz, hafif silahlı Makedonya okçuları ile çarpışmak üzere ileri fırladılar. Bunun üzerine onları savunma konumundan çıkarmayı başaran İskender geri kalan askerlerinden oldukça ileride olan Filotas’a yukarı Makedonya süvarisini alarak düşmanın şimdi en ileride bulunan sağ kanadına saldırması buyruğunu verdi. Aynı zamanda Herakleides ve Sopolis’e Bottiaea ve Amfipolis süvarisi ile düşmanın soluna doğru ilerlemelerini bildirdi. Süvarisinin geri kalanı önde olmak üzere, piyade falanxını düşmanın merkezine gönderdi.
3. Çarpışmadan üç gün sonra İskender Tuna’ya ulaştı. Bu nehir Avrupa’nın en büyük nehridir. Başka her nehirden daha büyük bir toprak parçasının sularını toplar ve birçok savaşçı kabileye karşı bir sınır işlevini görür. Bunların çoğu Kelt soyundandır — aslında nehrin kaynağı Kelt bölgesindedir —, ve bu halkların en uzakta olanları Kuadoslar ve Markomanlar olarak bilinirler. Sonra, doğuya akarak nehir Sauromata soyunun bir dalı olan İazygelerin, kendilerine ‘ölümsüzler’ diyen Getaların, Sauromataların kendilerinin ve son olarak İskitlerin topraklarından geçer ve orada yolunun sonuna ulaşarak beş ağızdan Kara Deniz’e boşalır.1 Nehirde İskender savaş gemilerini onu bekler buldu: Byzantium’dan Kara Deniz’i geçerek gelmişlerdi.2 Onlara hoplitleri ve okçuları bindirdi ve Triballialıların ve Trakyalıların sığınmak için kaçtıkları adaya doğru yelken açarak karaya çıkma girişiminde bulundu. Ama koşullar ondan yana değildi. Gemileri kıyıya yanaşmaya çalıştıkları her yerde kabilelerden gelen direnişle karşılaştı. Bunlar sayıca azdılar ve güçleri zayıftı. Ama adanın kıyısı çoğunlukla yanaşılamayacak denli sığdı ve dar boğazlarda karayı sıyırarak geçen akıntı başa çıkılamayacak denli zorluydu.
Bu yüzden İskender gemilerini geri çekti ve bunun yerine Tuna’yı geçerek karşı tarafta yaşayan Getalara saldırmaya karar verdi. Bunun bir nedeni bunların 4.000 kadar süvari ve 10.000’den fazla piyadeden oluşan büyük bir kuvvetinin şimdiden nehrin kıyısında toplandıklarını ve açıkça bir geçme girişimine karşı direnmeye hazırlandıklarını görmesiydi. Bir ikinci neden Tuna’nın ötesine gitmek için bir özlem1 duymasıydı. Kendisi donanmaya katılarak, çadırların deri örtülerinin samanlarla doldurulması ve bulunabilen tüm teknelerin toplanması buyruğunu verdi. Çevrede tek ağaç gövdesinden yapılı bu teknelerden çok sayıda vardı, çünkü nehir kıyısında yaşayan yerli halk tarafından balıkçılık için, zaman zaman kendi aralarındaki nehir seferleri için, ve sık sık da hırsızlık için kullanılıyorlardı. Bunlardan bulunabildiği kadarı toplandı ve bu yolda taşınması olanaklı sayıda asker nehrin karşı kıyısına geçirildi. İskender ile birlikte geçenlerin sayısı yaklaşık 1.500 süvari ve 4.000 piyade idi.
4. Geçiş gece yapıldı ve çıkarma onları nehrin kıyısına yaklaştıkça daha çok gizleyen yüksek bir ekin tarlasının bulunduğu yerde yer aldı. Şafaktan hemen önce, İskender adamlarını tarlanın içine götürdü, piyadenin mızrakları yere koşut ve yürüyüş hattına eğik tutarak ve böylece geçtiği yolda ekini bastırarak ekilmemiş alana dek ilerlemesi buyruğunu verdi. Falanx ekinin içinden ilerledikçe, süvari arkadan gelmeyi sürdürdü. Ama ekili alandan çıkar çıkmaz, İskender’in kendisi süvarinin başına geçerek onları sağ kanada aldı ve Nikanor’a falanx ile geniş bir cephede ve yakın düzen içinde ilerleme komutunu verdi. Daha ilk süvari saldırısı bile Getalar için fazla ağır geldi. Nehirlerden en büyüğünün, Tuna’nın geçilmesinin İskender tarafından bir gecede tek bir köprü bile kurulmadan böylesine kolaylıkla başarılması onlarda büyük bir şaşkınlık yarattı. Buna ek olarak, süvari saldırısının şiddeti ve sert bir kütle gibi üzerlerine ilerleyen falanxın korkutucu görünüşü vardı. Geriye dönerek ilkin nehirden beş altı kilometre kadar uzakta olan kentlerine sığındılar. Ama İskender’in bir pusudan ya da kuşatmadan kaçınmak için nehir kıyısı boyunca hızla ilerlettiği falanxını ve önlerindeki süvariyi görür görmez, savunması zayıf olan kentlerini terk ettiler. Yanlarına atlarının taşıyabileceği kadar kadın ve çocuk alarak, nehirden olabildiği kadar uzağa, hiç kimsenin yaşamadığı topraklara doğru kaçmayı sürdürdüler. İskender Getaların arkada bıraktığı değerli herşeyle birlikte kenti aldı. Meleager ve Filip’e bu yağmayı kampa taşıma buyruğunu verdi ve sonra kendisi kenti yerle bir etti. İskender Tuna’nın kıyısında Sakınıcı Zeus’a ve Herakles’e,1 ve geçişe izin verdiği için Nehrin kendisine adaklar sundu. Aynı gün bütün kuvvetlerini sağ ve güvenlik içinde geriye kampa götürdü.
5. Daha sonra Agrianların ve Paionialıların topraklarına doğru ilerledi. Orada kendisine Bardylis’in oğlu Kleitos’un başkaldırdığını, Taulantialıların prensi Glaukias’ın ona katıldığını, ve dahası, Autariatların yürüyüşü sırasında üzerine saldıracaklarını bildiren bir haber ulaştı.4 Bu nedenlerle İskender gecikmeden yola çıkmaya karar verdi.
Agriania kralı Langaros daha Filip’in sağken bile İskender için saygısını gizlememişti, kişisel olarak karşısına bir elçi sıfatıyla çıkmıştı ve şimdi elindeki en iyi ve en donatımlı muhafızlarıyla ona eşlik ediyordu. İskender’in Autariatların kim olduklarını ve güçlerinin ne olduğunu bilmeyi istediğini işitince, ona onlar için kaygılanmamasını söyledi, çünkü ülkenin o bölgesindeki en az savaşçı kabile onlarınkiydi. Topraklarını kendisi istila ederek onları kendi sorunlarıyla oyalamayı önerdi ve İskender’in onayıyla bunu gerçekten yerine getirerek onlara ağır kayıplar verdirdi. Bu hizmetlerinden ötürü Langaros İskender’den büyük onurlar ve Makedonya sarayında en yüksek armağanlar olarak görülen şeyleri kazandı. İskender eğer Langaros onu Pella’da ziyaret ederse, onu kız kardeşi Kina ile evlendirmeye söz verdi.1 Ama Langaros ülkesine geri döndükten sonra hastalandı ve öldü.
İskender Erigon nehri boyunca ilerleyerek Pelium’a ulaştı. Kent Kleitos tarafından işgal edilmişti ve bölgede savunması en güçlü olanıydı.2 Oraya ulaştığında duvara saldırısını ertesi gün yapma amacıyla Eordaikos nehrinin yakınlarında kamp kurdu. Kleitos’un kuvvetleri kenti kuşatan tepeleri tutmuştu. Bunlar sık ağaçlı yüksek tepelerdi ve kente karşı eyleme geçecek Makedonyalılara karşı her yandan saldırıda bulunma olanağını sağlıyorlardı. Taulantialıların kralı Glaukias henüz ortalarda görünmüyordu, ama İskender hiç zaman yitirmedi. Kente doğru ilerlemeye başlaması üzerine düşman üç oğlan, üç kız ve üç kara koç kurban ettikten sonra Makedonyalılar ile yakın döğüş için ilerledi. Ama Makedonyalılar atış uzaklığına gelir gelmez, güçlü olmalarına karşın savundukları konumu terk ettiler. Kurbanlarının bedenleri düştükleri yerde yatar bulundu.
Gene de Glaukias ve Kleitos komutasındaki kuvvetler İskender’i içinden çıkılması güç bir durumda yakalamış görünüyorlardı. Çok sayıda hoplite ek olarak, hem atlı birlikleriyle, hem de mızrak ve sapanlarla silahlanmış daha başka askerleriyle, tepeleri tutma üstünlüğü onlardaydı. Ve şimdilik kent içersine sıkıştırılmış olanlarsa İskender’in adamları geri çekilirken saldıracak gibi görünüyorlardı. Geri çekilirken geçilmesi gerekecek alan bir yanında ırmağın, öte yanında sarp uçurumlarıyla yüksek bir tepenin bulunduğu dar bir ağaçlık geçitti. Buradan ordusunu dörtlü sıralarda bile geçirmesi neredeyse olanaksızdı. 6. Bu durumda İskender falanxını 120 sıralık bir derinlikte düzenledi ve her iki kanada hiç gürültü çıkarmamalarını ve buyruklara akıllıca uymalarını bildirerek 200 süvari yerleştirdi. Hoplitlere ilkin mızraklarını dik tutma ve daha sonra komut duyulur duyulmaz onları saldırı için indirme ve yine komut verilir verilmez bir sağa bir sola sallamaları buyruğunu verdi. Bundan sonra kendisi falanxı ustaca ilerletmeye başladı. Onu önce sağa, sonra sola döndürdü, ve bir süre bu dönüşlerle birlikte ilerledi. Daha şimdiden bu manevraların ustalık ve disiplini karşısında şaşkınlığa düşen düşman İskender’in askerlerinin yaklaşmasını beklemeden ilk tepeleri terk etti. Sonra İskender adamlarına savaş çığlıkları atarak mızraklarını kalkanları üzerine vurmaları buyruğunu verdi. Çıkan gürültü Taulantialılar için çok fazlaydı ve apar topar geriye kente çekildiler.
7. Bu arada Thebes’te olaylar gelişiyordu. Hükümeti devirmeyi tasarlayan belli kişiler Thebesli sürgünlerden bir bölümüne geri dönmeleri çağrısında bulunmuşlar, ve bu kişiler gece sırasında gizlice kente girerek Kadmeia’yı koruyan kuvvete ait olan ve dışarıdan gelebilecek hiçbir tehlikeden kuşkulanmayan Amyntas ve Timolaus’u yakalayıp öldürmüşlerdi.2 Daha sonra Mecliste ortaya çıkarak ve ‘özgürlük’ ve ‘özerklik’3 gibi eski büyük sözcüklerle oynayarak, Thebeslileri İskender’e karşı ayaklanmaya kışkırttılar, onlara en sonunda Makedon boyunduruğunun ağırlığından kurtulma zamanının geldiğini söylediler. İskender’in İllyria’da öldüğünü ileri sürerek Thebeslilerin onayını daha kolay kazandılar. Söylenti o sıralar oldukça yaygındı, çünkü İskender çoktandır ortalarda görünmüyordu ve kendisinden hiçbir haber gelmemişti.1 Böylece işin gerçeğini bilmedikleri için, böyle durumlarda sık sık olduğu gibi, en çok istedikleri şeyi tahmin ettiler.
Thebes’teki bu olayların haberi İskender’i oldukça kaygılandırdı. Geçmişte uzun bir süre boyunca Atina’dan kuşkuları olmuş, ama şimdi böyle bir girişim Thebes’ten gelmişti. Bunu ciddiye almadan yapamazdı, çünkü tehlike açıkça hoşnutsuzluk ruhunun daha şimdiden Makedonya denetimine sessizce içerleyen Spartalılara ve Peloponez’deki başka kentlere ve giderek hiçbir biçimde güvenilmeyecek olan Aetolialılara bile yayılabilecek olmasıydı. Bu yüzden eyleme geçmeye karar verdi ve Eordaea ve Elimiotis yoluyla ve Stymfaea ve Paravaea dağ silsileleri boyunca ilerleyerek yedi günde Thessaly’de Pellina’ya vardı. Altı gün sonra Boeotia’ya girdi, ve Kapıları geçtiği haberi bütün kuvveti Onkhestos’a gelinceye dek Thebes’e ulaşmadı.2 O zaman bile ayaklanmanın örgütleyicileri İskender’in öldüğünde diretmeyi sürdürerek, Makedonya’dan Antipater komutasındaki bir ordunun geldiğini duyurdular. İskender’in kendisinin komuta ettiğini gördüklerini bildirenleri bile öfkeyle yalanladılar. Eğer bu komutan herşeye karşın İskender ise, bu Aeropos’un oğlu olan bir başka İskender idi.
8. Ama Lagos’un oğlu Ptolemi’nin anlattıklarına göre, taburu ile kamp muhafızlığı görevindeki subay olarak düşmanın siper kazıklarına yakın bir yerde konumlanmış olan Perdikkas İskender’in savaş komutunu beklemeden kendi başına saldırıya geçti.2 Kazıktan duvarı parçalayarak Thebesli ileri birliklerin üzerine atıldı. Arkasında onu izleyen Andromenes oğlu Amyntas, Perdikkas’ın3 siperleri yardığını görür görmez aynı tugayın bir bölümünü oluşturan kendi taburu ile harekete geçti. İskender onların kopmasını ve Thebeslilerin ellerine düşmelerini önlemek için genel bir ilerleme buyruğu vererek okçularını ve Agrianları siperdeki gedikten içeri gönderdi, ama kişisel Muhafızlarını (agema) ve Muhafızların (hypaspistler) geri kalanını dışarıda tutmayı sürdürdü.
Bu noktada İskender kendi adamlarının kaçmaya başladığını ve Thebeslilerin kendi düzenlerini bozarak onları kovalamaya geçtiklerini görünce, onlara savaş düzeninde bir falanx saldırısı ile yanıt verdi. Düşman kentin kapılarından içeri sürüldü. Geri çekilişleri bir paniğe dönüştü, öyle bir panik ki gerçekten de içeri sürülürken arkalarından kapıları zamanında kapamayı başaramadılar. Sonuç Makedonya ordusunun onlara en yakın adamlarının genel kargaşada kaçanlarla birlikte kalenin içine girmeleri oldu. Duvarlar askerlerin ileri konumlara koşmak zorunda olmalarından savunmasız kalmıştı. Kadmeia garnizonu ile birleşen bir bölük Makedonyalı Amfeum1 yoluyla asıl kente ulaşırken, daha önceki çekilme sırasında içeri giren adamların denetimine geçen duvarların önündeki askerler hep birlikte yukarı tırmandılar ve duvarı geçerek agoraya ulaştılar.
9. Eylemin şiddeti, düşen kentin büyüklüğü ve önemi, belki de başka herşeyin üstünde olayın hem yenenler hem de yenilenler için hiç beklenmedik bir yolda gelişimi — tüm bunlar Yunan kanından insanların uğradığı bu yokoluşun dehşetini Yunanistan’ın geri kalanı için en az onu yaşayanlar için olduğu kadar etkili kıldılar. Sicilya seferi [İÖ 413], yalnızca ölülerin sayısı ile ölçüldüğünde, Atina için benzer bir yıkım olmuştu. Ama anımsanmalıdır ki ülkenin uzağında yer almıştı. Yokolan ordu yerli bir ordu değil, ama çoğunlukla bağlaşık devletlerin askerlerinden oluşan bir orduydu. Atina’nın kendisine dokunulmamıştı ve kent daha sonra Perslere ve Sparta Konfederasyonuna karşı yıllarca dayanabilmişti. Tüm bu nedenlerle, Sicilya’daki yenilgisi Atina’ya aynı ezici yıkım duygusunu, ya da Yunanistan’ın geri kalanına benzer bir dehşet duygusunu getirmemişti.3 Yine, Aegospotami’deki yenilgi [İÖ 405] denizdeydi, ve Atina o yenilginin sonucunda Uzun Duvarlarının yokedilişinde, deniz kuvvetlerinin büyük bölümünün teslim oluşunda ve imparatorluğunun yitirilişinde küçük düşürülmüş olsa da [İÖ 335], her zamanki hükümet biçimini koruyabilmiş ve kısa bir sürede önceki kuvvetini yeniden kazanmıştı [İÖ 393]. Gerçekten de, Uzun Duvarlar yeniden yapıldı, deniz-gücü yeniden kazanıldı, ve daha sonra durumu edimsel olarak tersine çevirmeyi ve bir zamanlar öylesine yenilmez olan ve onu yoketmenin öylesine yakınına gelmiş olan Sparta’nın kendisini tehlikeden kurtarmayı başarabildi.1 Spartalıların kendileri Leuktra ve Mantinea’daki yenilgilerden [İÖ 371-362] sonra, yitirdiklerinin büyüklüğü tarafından olmaktan çok yıkımın beklenmedik bir zamanda gelişinden sarsıldılar. Boeotialılar ve Arkadialılar Epaminondas’ın önderliğinde Sparta’ya saldırdıkları zaman [İÖ 370/69], Spartalılarda ve bağlaşıklarında terör yaratan şey tehlikenin ölçüsünden çok böyle bir görünüşün tuhaflığıydı.2 Yine, Plataea’nın ele geçirilişi büyük bir yıkım olarak görülemez [İÖ 427]. Çünkü kent küçük bir kentti, ve halkının çoğu sığınmak için daha şimdiden Atina’ya kaçtığı için, kent düşmanın eline geçtiğinde yitirilen insan sayısı az oldu. Son olarak, Melos ve Skione’nin ele geçirilişi [İÖ 416, 421] önemli olmaktan uzaktı. Bunlar yalnızca küçük ada topluluklarıydılar ve yokedilişleri bütün Yunanistan’a büyük bir şok yaşatmaktan çok onları yok edenlere utanç getirmişti.3
10. Thebes’in yenilgisi başka Yunanlılara bildirildikten sonra, ayaklanmaya yardım edebilmek için yola çıkmış olan Arkadialılar onları bu işe kışkırtan yurttaşlarını ölüme mahkum ettiler. Elealılar salt İskender ile araları iyi olduğu için politik sürgünlerine af çıkardılar. Aetolialıların değişik kabilelerinin tümü de ayaklanmayı yalnızca Thebes’ten gelen haberler nedeniyle destekledikleri zemininde bağışlanmak için temsilciler gönderdiler. Savaştan kaçan Thebesli sığınmacıların Atina’ya ulaştıkları sırada Büyük Gizemler kutlanıyordu;4 haberlerin şoku Atinalıları törenleri kısa keserek hemen tüm taşınabilir mülklerini çevre bölgelerden kente getirmeye yöneltti. Meclis toplandı, ve Demades’in önergesi üzerine İskender tarafından kabul edilebilecekleri düşünülen on kişi kentin tutumunu temsil etmek üzere gönderildi. Biraz zamansız da olsa, ona Atina halkının onu İllyrialılar ve Triballialılar ile savaştan sağ salim dönmüş görmekten duyduğu sevinci anlatacak ve Thebeslileri başkaldırıları için cezalandırmasını bütünüyle onayladığını bildireceklerdi. İskender’in bu elçilere yanıtı dostça oldu. Ama Atinalılara bir mektupta Demosthenes ve Likurgus’un, ve ek olarak Hypereides, Polykeutos, Khares, Kharidemos, Efialtes, Diotimos ve Moerokles’in teslimini istedi. Tümünü de Khaeronea’daki yenilgiden ve ayrıca Filip’in ve kendisinin çıkarlarına zarar veren ve Filip’in ölümünden hemen sonra ona ve kendisine karşı yapılan belli politik yanlışlıklardan sorumlu tutuyordu.1 Dahası, bunların başkaldırıdan onu gerçekte yerine getiren Thebeslilerin kendileri kadar sorumlu olduklarını da bildirdi.2 Atinalılar onları teslim etmediler ve İskender’e yeniden elçi göndererek ondan teslim edilmesini istedikleri kişiler için aman dilediler. Belki Atinalılara duyduğu saygıdan, ya da belki de yalnızca Asya seferine başlamak için acele içinde olduğundan ve arkasında Yunanistan’da güvensizlik için herhangi bir neden bırakmak istemediğinden, İskender Atinalıların bu isteklerini kabul etti. Ama teslim edilmesini istediği kişilerden birinin, Kharidemos’un sürgüne gönderilmesi buyruğunu verdi. Buyruk yerine getirildi, ve Kharidemos Asya’da Darius’un sarayına sığındı.3
11. İskender bu olaylardan sonra Makedonya’ya döndü ve Arkhelaos’un4 kurduğu bir geleneğe göre Olympian Zeus’a adak sundu. Ayrıca Aegae’de Olimpiyat oyunlarını kutladı, ve kimi anlatılara göre Müzler onuruna oyunlar düzenledi. Törenler sırasında Pieria’dan Trakyalı Oeagrus’un oğlu Orfeus’un yontusunun sürekli terlemekte olduğunu bildiren bir haber geldi. Bu olayı biliciler değişik biçimlerde yorumladılar. Ama içlerinden biri, Telmissoslu Aristander, İskender’e endişelenecek birşey olmadığını söyledi. Olay yalnızca ode yazarlarını ve epik ve koro ozanlarını İskender’i ve başarılarını yazılarda ve ezgilerde kutlamak için güç bir işin beklemekte olduğu anlamına geliyordu.1 12. Truva’da kaptan Menoetios onu altın bir çelenkle taçlandırdı. Aynı şey Yunanlı ya da yerli başkalarıyla birlikte Sigeiom’dan gelen Atinalı Khares tarafından da yapıldı. Kimilerinin anlattığına göre, Hefaestion Patroklos’un mezarına bir çelenk bıraktı;3 başkalarına göre ise, İskender Akhilles’in mezarı üzerine bir çelenk bırakarak onun şanslı adam olduğunu söyledi, çünkü eylemlerini bildirecek ve anısını saklayacak bir Homeros vardı. İskender pekala Akhilles’i bu açıdan mutlu sayabilirdi, çünkü kendisi başka bakımlardan talihli olmasına karşın, burada büyük bir boşluk vardı. Başarıları ister düzyazıda olsun ister dizelerde, hiçbir zaman onlara yaraşır bir biçimde kutlanmadılar. Hiero ya da Gelo ya da Thero’nun ya da İskender ile aynı çapta olmayan başka birçoklarının adlarını ve anılarını saklayan türde koral ezgiler bile yazılmadı. Sonuç yaşamının harika öyküsünün bugün antik dünyanın en sıradan, en önemsiz adlarından da daha az tanınmasıdır.4 On Binlerin Kyrus önderliğinde Artaxerxes’e karşı yürüyüşleri, Klearkhos’un ve onunla birlikte yakalananların yazgısı, ve o On Binlerin Xenofon’un önderliğinde denize inişleri — tüm bunlar Xenofon’un tarihinden ötürü, İskender’den ve onun büyük başarılarından çok daha iyi bilinirler.5 Gene de, Xenofon’un tersine, İskender bir başkasının ordusunun komutanı değildi; Pers Kralı tarafından yenilmedi; ya da yalnızca denize yürüyüşünü durdurmaya çalışan kuvvet üzerinde utku kazanmadı. Tersine, ister Yunanlılar arasında olsun isterse yabancılar arasında, hiçbir zaman tüm dünyada böylesine önemli ve anlamlı eylemler başaran bir başka insan daha olmadı. Bu nedenledir ki bu Tarihi yazmaya karar verdim, ve İskender’in eylemlerinin öyküsünü sunmaya değmez olmadığımı düşünmüyorum. Kim olursam olayım, buna değer olduğumu biliyorum. Adımı belirtmem gereksizdir, çünkü ne olursa olsun insanlara bütünüyle yabancı değildir. Ülkemi ve ailemi ya da üstlenmiş olabileceğim herhangi bir devlet görevini belirtmem de gereksizdir. Ama şunu söylemeliyim, ki ülkeyi, aileyi ve görevleri gençliğimden bu yana bu öykülerde bulurum ve her zaman onlarda bulmuşumdur. Ve bu nedenledir ki kendimi Yunan yazın ustaları arasında birinci sıraya değer buluyorum, çünkü hakkında yazdığım İskender savaşın ustaları arasında birinciydi.
Pers kuvvetlerine Arsames, Rheomithres, Petines, Nifhates ve ayrıca Lydia ve İyonya satrapı Spithridates ve Kuzey Frigya satrapı Arsites komuta ediyordu. Pers süvarisi ve Yunan paralı askerleri ile birlikte, daha şimdiden Zeleia kentinin yakınlarında kamp kurmuşlardı. İskender’in Asya’ya geçtiğini haber almaları üzerine bir savaş konseyi topladılar. Rodoslu Memnon Makedonya piyadesinin sayıca çok üstün olduğunu belirterek bir çarpışma riskinin göze alınmamasını öğütledi. İskender’in kendisi bulunurken, onların yanında Darius yoktu. Bu yüzden hemen büyümekte olan tüm ekini yakmak, hayvan samanlarını süvarileri ile çiğneyip yok etmek, giderek kentlerini bile boşaltmaya girişmek en iyisi olacak, çünkü o zaman erzak yokluğu İskender’in ülkede kalmasının önüne geçecekti. Bununla birlikte, Aristes’in Pers konseyinde bu önergeye karşı çıkarak uyruklarından herhangi birine ait olan tek bir evin bile yakılmasına izin vermeyeceğini bildirdiği ve öteki Pers komutanların onu destekledikleri söylenir, çünkü Memnon’dan kuşkuları vardı ve eğer döğüş çok erken başlarsa, Darius’tan aldığı onurları yitireceğinden korktuğunu tahmin ediyorlardı.1
13. Bu arada İskender Granikos Nehri’ne2 doğru savaş düzeninde ilerliyordu. Hoplitleri iki hatta toplanmış ve süvari iki kanatta yerini almıştı. Yük arabalarına geriden izleme buyruğu verilmişti. Atlı mızrakçılardan ve 500 kadar hafif silahlı askerden oluşan öncü kuvvet Hegelokhos’un komutası altındaydı. İzcilerden bir bölümü dört nala dönerek Pers ordusunun karşı kıyıda çarpışma için hazır olduğunu bildirdikleri zaman, İskender Granikos Nehri’nden uzakta değildi. Bunun üzerine bir çarpışmaya hazırlanmak için gerekli tüm buyrukları verdi. Ama Parmenio buna karşı çıktı ve İskender’in yanına gelerek, “Benim görüşümde, efendim,” dedi, “bizim için bu durumda en iyisi burada, ırmağın bu yanında kamp kurmaktır. Düşman piyadesi karşısında sayıca ezici bir üstünlüğümüz var, ve gece boyunca bize yakın bir kamp kurma riskini göze alacaklarını sanmıyorum. Bu yüzden eğer çekilirlerse, şafakta direnişle karşılaşmadan karşı kıyıya geçebiliriz, aslında, düşman daha toparlanamadan geçişi tamamlayabiliriz. Ama tam şimdi geçiş girişiminde bulunmamız sanırım ciddi bir risk yaratacaktır, çünkü orduyu geniş bir cephede karşıya geçiremeyiz; nehir birçok yerde derin; gördüğünüz gibi, kıyıları çok yüksek ve yer yer neredeyse sarp kayalık. Bu yüzden onu sıralar biçiminde, bu en zayıf düzende geçirmemiz gerekecek. Sonuçta tam biz dağılmışken ve sudan çıkmak için çabalarken, düşman süvarisi sağlam bir düzen içinde üzerimize saldıracak. Daha başlangıçta karşılaşılan bir başarısızlık şimdi yıkıcı olur ve savaşın genel sonucuna büyük zarar verir.”
14. Daha fazla gecikmeden Parmenio’yu sol kanadın komutasını almaya gönderdi ve kendisi sağ kanada doğru at koşturdu. Sağın komutası Yoldaşlar süvarisi, okçular, ve Agrian mızrakçıları ile daha önce Parmenio’nun oğlu Filotas’a verilmişti. Filotas’ın yanında mızraklı atlılar, Paionialılar ve Sokrates’in bölüğü ile Arrabaios’un oğlu Amyntas vardı. Bu birliklerin solunda Parmenio’nun oğlu Nikanor komutasında Muhafız taburu bulunuyordu. Daha sonra Orontes’in oğlu Perdikkas’ın, Polemokrates’in oğlu Koenos’un ve Andromenes’in oğlu Amyntas’ın yine bu sıra ile falanxları geliyordu. Son olarak Amyntas’ın oğlu Filip’in askerleri vardı. Sol kanadın ileri konumunda Harpalos’un oğlu Kalas’ın komutasında Thessaly süvarisi bulunuyordu ve bunlar sırasıyla Menelaos’un oğlu Filip komutasında bağlaşık süvari ve Agathon komutasında Trakyalılar tarafından destekleniyordu. Hemen sağlarında piyade vardı — Krateros, Meleager ve Filip’in bütün hattın ortasına doğru uzanan falanx alayları.
15. Amyntas ve Sokrates komutasındaki öncü sıralar nehir kıyısına yaklaşırken yağmur gibi yağan Pers ok ve mızrakları ile karşılaştılar. Düşman hem yukarıdaki zeminin üstün konumundan, hem de aşağıda suyun tam kıyısındaki daha alçak şeritten yaylım ateşi açtı. Makedonya süvarisi tüm gücüyle sudan çıkmak için çabalarken, Persler onları durdurmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Pers mızrakları yağmur gibi ve hızlıydı. Uzun Makedonya mızrakları vuruyor ve deliyordu. Bu ilk saldırıda İskender’in sayıca çok yetersiz kalan askerleri ağır kayıplar verdiler. Kendilerini nehirden sağlam olmayan ve düşük bir zeminde savunmak zorundaydılar; düşman ise yukarıda kıyı üzerinde güçlü bir konumdaydı. Hepsinin üstünde, karşılarında Pers süvarisinin kaymak tabakası vardı ve tam ortalarında Memnon’un oğulları ve Memnon’un kendisi savaşın talihini yiğitçe göğüslüyorlardı.
16. Şimdi Persler her yandan saldırı altındaydılar. At için ya da binicisi için Makedonya mızraklarının vuruşundan kaçmanın yolu kalmamıştı. Konumlarından geriye sürülüyorlardı ve ana saldırının ağırlığına ek olarak süvari ile birlikte geçişlerini tamamlayan hafif silahlı askerlerden de önemli ölçüde zarar görüyorlardı. İlkin tam olarak İskender’in savaşın yükünü omuzladığı noktada dağılmaya başladılar. Bir kez merkez dayanamaz olunca, Pers süvarisinin her iki kanadı da dağıldı. Bozgun tamdı. 1.000 kadar Pers süvarisi öldürüldü, daha çoğu değil, çünkü İskender çok geçmeden süvarileri kovalamayı durdurup paralı askerlere döndü. Bunlar aslında yürekliliklerini tanıtlama gibi bilinçli bir amaçla değil, ama yalnızca onları şaşkına çeviren yıkımın beklenmedik bir yolda gelmesinden ötürü yerlerinde direniyorlardı. Falanx ve süvarinin birleşik bir saldırısı için buyruk vererek, İskender onları her yandan kuşattı ve son adama dek kılıçtan geçirdi. Ancak bir kaçı ölü yığınları arasından gözden kaçmayı başarabildi. 2.000 kadar tutsak alındı.1 Öldürülenler arasında Pers komutanları Nifates, Petine, Lydia satrapı Spithridates, Kapodokya satrapı Mithrobuzanes, Darius’un damadı Mithridates, Darius’un oğlu ve Artaxerxes’in torunu Arbupales, Darius’un karısının kardeşi Farnakes, ve paralı askerlerin komutanı Omares vardı. Aristes savaş alanından Frigya’ya kaçtı, ve orada kendi yaşamına son verdiği söylenir çünkü Persler yenilgiden onu sorumlu tutmuşlardı. Makedonya kayıpları azdı. İlk saldırı sırasında Yoldaşlar süvarisinden yirmi beş kadar adam yitirildi. Bunların İskender’in isteği üzerine Lysippos tarafından yapılan pirinç yontuları şimdi Diom’da dikilidir.2 (Lysippos İskender’in yontularını yapmak için bir dizi yarışmacı arasından seçilmişti.) Süvarinin geri kalanından altmış ve piyadeden otuz kadar asker yitirildi. İskender’in buyruğu üzerine ölenlerin tümü ertesi gün silahlarıyla birlikte gömüldüler ve çocuklarına ve büyüklerine toprak vergilerinden ve tüm başka kişisel hizmetlerden ve mülkiyete bağlı vergilerden bağışıklık tanındı. İskender yaralılara büyük ilgi gösterdi ve tümünü de tek tek ziyaret ederek yaralarına baktı, her birine nasıl yaralandığını sordu ve her birinin öyküsünü anlatmasına ve dilediği denli abartmasına izin verdi. Pers komutanlarının ve düşman saflarında çarpışırken düşen Yunanlı paralı askerlerin de ayinlerle gömülmelerini sağladı. Tutsakları zincire vurdurarak Korint Ligasının yabancı bir orduda kendi yurttaşlarına karşı çarpışmaya ilişkin kararını çiğnemelerinin cezası olarak ağır emek için Makedonya’ya gönderdi. Tanrıça Athena’ya bir sunu olarak, Atina’ya üzerlerinde şu yazıt ile 300 tam takım Pers zırhı gönderdi: Filip’in oğlu İskender ve Yunanlılar (Spartalılar dışında) Asya’da yaşayan yabancılardan alınan bu yağmaları sunarlar.3
17. İskender daha önce Aristes’in yönettiği toprakların satraplığına Kalas’ı atadı ve vergilerin daha önce Darius’a ödenenlerle aynı düzeyde tutulması buyruğunu verdi. Tepelerde saklandıkları yerlerden geri dönen ve teslim olan tüm yerlilere evlerine geri dönme izni verdi. Zeleia halkını koşulsuz olarak bağışladı, çünkü Perslerle birlikte savaşmaya zorlanmış olduklarını biliyordu. Parmenio’yu Daskylion’u alması için gönderdi, ve muhafızlar kenti daha önceden terk ettikleri için bu iş hiçbir sorunla karşılaşılmadan yerine getirildi.1
Yoldaşlardan biri olan Pausanias’ı kale komutanı olarak bırakırken, örgütlenmenin ve haracın ödenmesinin sorumluluğunu Nikias’a verdi. Lydia’nın ve daha önce Spithridates tarafından denetlenen başka bölgelerin valiliği şimdilik gereksinimler için yeterli görünen bir hafif piyade ve süvari kuvveti ile Filotas’ın oğlu Asander’e verildi. Kalas ve Aeropos’un oğlu İskender Peloponezliler ve başka bağlaşık kuvvetler ile ülkenin Memnon’a ait olan bölgesine3 gönderildi. Argoslular ise kaleyi savunmak üzere Sardis’te bırakıldılar.
Bu arada süvari çatışmasının haberleri Efesus’a ulaşınca, kentin garnizonunu oluşturan paralı askerler iki Efesus triremesini ele geçirdiler, ve İskender’e yakalanmamak için Makedonya’yı terk etmiş olan Antiokhos oğlu Amyntas’ın eşliğinde kaçtılar. Amyntas İskender’den kötü davranış görmüş değildi. Yalnızca ondan hoşlanmıyor ve onun yanında huzursuz olmayı istemiyordu. 18. Bu sıralarda Magnesia ve Tralles kentlerinden temsilciler gelerek boyun eğdiklerini bildirdiler. İskender buna göre 2.500 paralı piyade, 2.500 Makedonyalı ve Yoldaşlar süvarisinden 200 kadar adamla Parmenio’yu gönderdi. Ayrıca Agathokles’in oğlu Alkimakhos komutasında benzer bir kuvveti de henüz Pers denetimi altındaki Aeolia kentlerine ve tüm İyonya kentlerine gönderdi. Bütün ülkede egemen oligarşileri yıkarak yerlerine demokrasiler kurdu, ve her topluluğa kendi yasalarını ve geleneklerini sürdürme iznini vererek daha önce Perslere ödemekte oldukları haraçları kaldırdı.2 Bu arada Efesus’ta kaldı, Artemis’e adak sundu, ve askerlerinin tam donatımlı ve savaş düzeni içinde yaptıkları geçit törenlerine katıldı. Ertesi gün piyadenin geride kalanı, okçular, Agrianlar, Trakya süvarisi, Yoldaşlar süvarisinin Kraliyet Bölüğü, ve ek olarak başka üç bölükten oluşan bir kuvvetle Miletos’a doğru yola çıktı. Dış Kent olarak bilinen bölüm garnizon tarafından terk edildiği için tek bir silah çekilmeden eline geçti. Orada kamp kurdu ve iç kenti kuşatmaya hazırlandı. Çünkü Darius tarafından Miletos garnizonunun komutanlığı ile görevlendirilen Hegesistratos bir süre önce İskender’e boyun eğme teklifinde bulunan bir mektup göndermiş olmasına karşın, daha sonra Pers filosunun yakınlığı onu kenti efendileri için kurtarma uğruna bir girişimde bulunmaya yüreklendirmişti. Şimdi niyeti kenti Persler için savunmaktı. Ama Nikanor Yunan donanmasını Miletos’a Perslerden üç gün önce getirdi ve 160 gemiyi kentin hemen açıklarındaki bir ada olan Lade yakınında demirledi. Pers donanması çok geç kalmıştı, ve komutanlar Nikator’un donanmasının onlardan önce Lade’ye ulaştığını öğrenince, gemilerini Mykale Dağı altında demirlediler. İskender Lade’yi tam güvenlik altına almıştı, çünkü yalnızca donanması orada demir atmakla kalmamış, ama Trakyalılar ve ayrıca 4.000 kadar paralı asker de adaya çıkmıştı. Perslerin 400 kadar gemileri vardı. Buna karşın, Parmenio İskender’e deniz çarpışmasına girmelerini önerdi. Hiç kuşkusuz bir deniz savaşının birçok nedenle Yunanlılardan yana gelişeceğine inanıyordu, ama güveninin asıl nedeni gökten bir işaretti. İskender’in gemilerinin tam gerisinde kumsalın üzerinde uçan bir kartal görülmüştü. Eğer kazanırlarsa, böyle bir utkunun genel olarak sefer için büyük bir üstünlük getireceğini, ama bir yenilginin çok ciddi olmayacağını, çünkü Perslerin her durumda deniz üstünlüğünü ellerinde tuttuklarını belirtti. Güverteye kendisinin de çıkmaya ve günün tehlikelerini paylaşmaya tam olarak hazır olduğunu söyledi. Ama İskender Parmenio’nun yanıldığını ve işareti yanlış yorumladığını söyledi. İlk olarak, çok daha üstün bir kuvvet karşısında bir deniz çarpışmasına körü körüne atılmak ve bunu çok iyi eğitimli Kıbrıs ve Fenike donanması karşısında kendi eğitimsiz donanması ile yapmak usdışıydı. Dahası, deniz aldatıcı birşeydi, ona güvenilemezdi, ve Perslere Makedonyalıların tüm beceri ve yürekliliklerinden bir armağan sunma gibi bir riski göze almayacaktı. Yenilgiye gelince, bu aslında çok ciddi olacak ve henüz erken evrelerinde olan savaşa karşı genel tutumu derinden etkileyecek, çünkü herşeyden önce denizde bir Pers başarısının haberi Yunanlıları başkaldırmaya yüreklendirecekti. Bir deniz çarpışmasının zamanı olmadığını gösterdikten sonra, ikinci olarak, işareti yorumlayışının Parmenio’nunkinden ayrı olduğunu söyledi. Kartalın görünüşü hiç kuşkusuz olumlu bir işaretti. Ama kumsalda görünmüş olması kesinlikle Pers filosunu güçsüz kılacak olanın donanması değil ama ordusu olduğunu belirtiyordu. Bir bakıma Pers donanmasını karadan yenecekti.
19. Bu kritik noktada, kent halkından ve başlıca kenti Pers çıkarları için savunmakla sorumlu olan yabancı paralı askerlerden gelen bir öneri ile Glaukippos adında seçkin bir Miletoslu İskender’in önüne çıkarak, hem İskender’e hem de Perslere Limanlarını serbestçe kullanma ve duvarlarının içersine serbestçe girme hakkını vermeye hazır olduklarını ve bu koşullarda kuşatmanın kaldırılması gerektiğini bildirdi. İskender bu öneriye yanıt olarak Glaukippos’a hızla dostlarının yanına geri dönmesini ve onlara ertesi sabah şafakta kendilerini savunmaya hazır olmalarını bildirmesini söyledi. Bundan sonra kendisi kişisel olarak kuşatma düzeneklerinin kurulması ile ilgilenmeye başladı. Duvarlar yakın erimden bombardımana tutuldular. Gediklerin açıldığı ve duvarların bir girişe izin vermeye yetecek denli yıkılıp çöktüğü yerlerde adamlarını yukarı gönderdi. Bu arada Mykale’deki Persler öylesine yakındılar ki, dostlarına karşı eylemlerin ilerleyişi hemen hemen gözlerinin önünde yer alıyordu. Lade’de Nikanor’un adamları İskender’in saldırısının başladığını görünce gemilerini hazırladılar ve kıyı boyunca kürek çekerek Miletos limanına doğru ilerlemeye başladılar. Orada girişin en dar yerinde durarak burunlarını düşman saldırısı yönünde çevirdiler. Limanın Pers filosuna hemen hemen tam olarak kapatılacağı ve Miletosluların artık onlardan bir yardım umamayacağı bir yolda tekneleri birbirlerine yanaştırdılar. Bu arada Miletoslular ve kentteki paralı askerler daha şimdiden İskender’in saldırısı karşısında gerilemeye başlamışlardı. Ama şimdi, bu yeni gelişme üzerine, içlerinden kimileri kendilerini denize atarak ve tersine döndürdükleri kalkanları üzerinde kulaç çekerek kentin hemen dışındaki bir adacığa (bir adı yoktu) doğru yüzdüler. Bu arada başkaları ise Makedonya savaş gemilerinin ulaşmasından önce teknelerle kaçmak için umutsuz bir çabaya giriştiler. Ama çok geç kalmışlardı ve liman girişinde yakalandılar. Çoğu duvarların içersinde öldürüldü. Kent şimdi İskender’in elindeydi. Bundan sonra kendisi küçük adaya kaçmış olanlara karşı yola çıktı. Adanın kıyısı dikti ve ona çıkmak düz bir duvara tırmanmaktan kolay olmayacaktı. Bu işi kolaylaştırmak için triremelerin burnuna tırmanma merdivenleri koydurdu. Ama kaçakların bir ölüm kalım savaşına hazırlandıklarını görünce, yüreklilikleri ve bağlılıkları nedeniyle onlara acıdı ve gelecekte onun komutası altında hizmet etmeleri koşulu üzerine eylemden kaçındı. Bunlar sayıca 300 kadar Yunanlı paralı askerdi. Kentin alınması sırasında öldürülmemiş olan tüm Miletosluları özgür bıraktı. Persler bir süre daha Mykale’yi Miletos’taki Yunan donanmasını rahatsız etmek için bir üs olarak kullanmayı sürdürdüler. Gündüzleri bir çatışma yaratma umuduyla ona karşı eylemlerde bulundular. Geceleri yerlerinde kaldılar. Ama yerleri rahat değildi çünkü sularını gemilerinin oldukça uzağında olan Maeander’den1 getirmek zorundaydılar. Perslerin zorla girmelerini önleyebilmek için donanmasını limanda hazır tutmayı sürdüren İskender Perslerin kıyıya çıkmalarını durdurması buyruğu ile Filotas’ı süvari ve üç piyade taburu ile kara yolundan Mikale’ye gönderdi. Sonuç su ve başka gereksinimlerin eksikliği nedeniyle Pers gemicilerin kendi gemilerinde bir kuşatma durumunda kalmaları oldu. Bu yüzden Samos’a yelken açtılar; orada gereksinimlerini karşılayarak Miletos’a geri döndüler ve limanın karşısında donanmalarının asıl gücü ile savaş düzeni içinde beklemeye geçtiler. Makedonyalıları açık sulara çekmeyi umuyorlardı. Bu arada gemilerinden beşi Lade ile kıyıdaki Makedonya konumu arasından sıyrılarak limana girdi. İskender’in gemilerini güverteler boşken ele geçirmeyi umuyorlardı, çünkü kendilerine tayfaların çoğunun yakacak odun toplama ya da hayvanlar için yiyecek ya da gereken daha başka şeyleri bulma gibi çeşitli işler için gemilerden ayrıldıkları söylenmişti. Denizcilerin bir bölümünün gerçekten de uzaklaşmış olmasına karşın, beş düşman teknesinin yaklaşmakta olduğunu gören İskender için on tekneyi donatmaya ve onları hemen doğrudan vuruş için tam hızla göndermeye yetecek kadar adam kalmıştı. Yunan gemilerinin düşmanca yaklaştıklarını gören beş Pers gemisinin tayfalarının en az bekledikleri şey buydu. Daha düşman uzaktayken hızla döndüler ve ana donanmaya doğru kaçmaya başladılar. Bunlardan tayfaları İassioslulardan oluşan biri ağır bir tekne olduğu için uzaklaşmayı başaramadı ve tayfalarıyla birlikte ele geçirildi. Geri kalan dört gemi onları kovalayanların önünde kalmayı ve güvenlik içinde donanmaya ulaşmayı başardı. Sonuçta, Pers donanması orada harcadığı zaman boyunca hiçbirşey başaramadan Miletos’u terk etti. 20. İskender bundan sonra donanmasını dağıtmaya karar verdi. O sırada onu elde tutmaya yetecek kadar parası yoktu. Pers donanmasına denk olmadığını biliyordu, ve ister gemiler isterse askerler olsun gücünün hiçbir parçasını riske atmayı istemiyordu.1 Dahası, şimdi ordusu Asya’nın efendisi olduğuna göre, bundan böyle bir donanmaya gereksiniminin olmayacağının çok iyi bilincindeydi. Kıyı kentlerini ele geçirerek Pers donanmasını güçsüz düşürebilirdi, çünkü o zaman Asya kıyılarında girebilecek hiçbir liman, tayfalarını yenileyecek hiçbir kaynak bulamayacaklardı. Kartalın işaretini yorumlayışının özü burada yatıyordu. Gemileri karadan ele geçirecekti. Miletos’taki sorunları çözüme bağladıktan sonra, Perslerin yerli ve paralı askerlerden büyükçe bir kuvvetle Halikarnassos’ta oldukları haberi üzerine Karia’ya doğru yola çıktı. Miletos ve Halikarnassos arasındaki kentler direniş göstermeden teslim oldular. Ama Halikarnassos’a varışı üzerine uzun bir kuşatmaya hazır olarak kentten bir km kadar uzakta kamp kurdu. Çünkü yerin coğrafi konumu onu doğal olarak güçlü kılıyordu ve güvenliğindeki herhangi bir eksiklik çoktandır kendisi orada bulunan Memnon tarafından giderilmişti. Memnon daha önce Darius tarafından aşağı Asya’nın ve bütün donanmanın komutanı olarak atanmıştı. Pers askerlerinden ve paralı askerlerden oluşan güçlü bir ordu kenti denetlemek üzere bırakılmıştı, ve limanda savaş gemilerinin bulunuşu eğer eylem için gereksinim doğacak olursa gemicilerin de bir katkıda bulunabilecekleri anlamına geliyordu. İlk gün İskender Mylasa’ya bakan kapının yanındaki savunmalara doğru yaklaşırken, kentin içindekiler bir saldırıda bulundular ve uzaktan yaylım ateşi açtılar. İskender’in adamlarının bir karşı-saldırısı onları güçlük çekmeden durdurdu ve geriye duvarların içersine sürüldüler. Birkaç gün sonra İskender Muhafızlar, Yoldaşlar süvarisi, ve Amyntas, Perdikkas ve Meleager komutasında olan ve Agrianların ve okçuların desteklediği piyade taburlarından oluşan bir kuvvetle kentin Myndus’a doğru uzanan bölümüne ilerledi. Niyeti daha kolay yaklaşmaya uygun olabilecekleri umuduyla o kesimdeki duvarların durumunu incelemekti.1 Ayrıca hızlı bir baskınla Myndus’u alabilme şansının olduğunu da düşünüyordu, çünkü ele geçirilmesi Halikarnassos’un kuşatmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktı. Tasar bir kat daha çekiciydi çünkü Myndus halkından kimileri eğer karanlığın örtüsü altında gelirse kapıları ona açabileceklerini bildirmişlerdi. Buna göre sözlerini ciddiye aldı ve gece yarısı sıralarında kente yaklaştı. Ama teslim olacaklarını gösteren hiçbir belirti göremedi. Yerin eline teslim edileceğini bekleyen İskender bir kuşatma için hazırlıklı değildi; yanlarında kuşatma düzenekleri ve merdivenler getirmemişlerdi. Gene de, donatımının kötü olmasına karşın, Makedonya falanxına ilerleme ve duvarların altına tünel kazma işine başlama buyruğunu verdi. Kalelerden birini devirdiler, ama düşüşü bütün duvarı savunmasız bırakmadı. Kentliler dikbaşlı bir direniş gösterdiler ve Halikarnassos’tan deniz yoluyla gelen güçlü bir destek kuvvetinin de yardımıyla saldırıyı boşa çıkarmayı başardılar. Böylece İskender Myndus’u ele geçiremeden geri çekilmek zorunda kaldı ve dikkatini bir kez daha Halikarnassos kuşatması üzerinde topladı. Duvarları savunanları atış yağmuruna tutmak için kuleleri ve duvarları dövmek için daha başka vuruş düzeneklerini yerlerine yaklaştırmayı kolaylaştırmak için, İskender işe ilkin kentin önüne kazılmış 15 metre kadar genişliği ve 7,5 metre kadar derinliği olan siperlerin doldurulmasıyla başladı. Çukurlar kolayca dolduruldu ve kuleler hemen yerlerine getirildiler. Ama karanlık basınca Halikarnassos garnizonu yerlerine getirilmiş ya da henüz yerleştirilmekte olan kuleleri ve öteki kuşatma düzeneklerini ateşe vermek için bir gece saldırısında bulundu. Ama Makedonyalı muhafızlar ve eylem sırasında gürültüye uyanarak yardımlarına koşan başkaları tarafından kolayca yine kentin savunmalarının içersine kapatıldılar. Düşman 170 adam yitirdi Aralarında Arrabaios’un oğlu ve Amyntas’ın kardeşi ve Darius’un saflarına geçenlerden biri olan Neoptolemos da vardı.2 İskender’in kayıpları on altı kadar ölü ve üç yüz kadar yaralıydı. Yaralıların göreli olarak yüksek olan sayısı saldırının savunmanın daha güç olduğu gece sırasında yer almış olmasına bağlıydı. Ertesi gün İskender duvara saldırmak için kuşatma düzeneklerini getirdi. Ve yine kenttekiler onları yakmak için bir saldırı girişiminde bulundular. Duvarların yakınındaki koruma perdelerinin bir bölümünü ve tahta kulelerden birini yakmayı başarmalarına karşın, geri kalan düzenekler o alanı savunmakla görevli Filotas ve Hellanikos komutasındaki adamlar tarafından kurtarıldı. Ama baskında İskender’in kendisinin de bulunduğu görülünce, kentten ateşlerle gelenler ellerindekileri atarak ve pekçoğu silahlarını da fırlatarak koşa koşa duvarların içine kaçtılar. Gene de, gelişmekte olan çarpışmanın ilk evrelerinde üstünlük savunma yapanlardan yanaydı, çünkü yüksek zemindeki konumları işlerini önemli ölçüde kolaylaştırıyordu. İskender’in saldırı düzeneklerinin önünde perde oluşturan askerler ok ve mızrak yağmuruna yalnızca cepheden hedef olmakla kalmadılar, ama yanlardan da vuruldular, çünkü düşman henüz eski duvardaki gediğin her iki yanında ayakta kalan kulelerden de yaylım atışı yapabiliyordu. Aslında, yeni yapılan duvara doğru yaklaşırlarken, üzerlerine geriden de atış yapılabiliyordu. 22. İskender kent içersindeki yeni tuğla duvara saldırıya birkaç gün sonra girişti. Bu kez kişisel olarak eylemin başındaydı. Saldırısı kentin tüm gücüyle yaptığı bir karşı saldırıyla karşılandı. Düşmanın bir bölümü İskender’in de orada bulunduğu gediğin yakınından saldırırken, başkaları ise Makedonyalılara en az bekledikleri bir yerden, tripylum ya da Üçlü Kapıdan saldırdılar. Saldırı düzeneklerini yakmak ve alevleri yaymak için üzerlerine alevli oklar ve daha başka yanıcı nesneler atıldı. Ama İskender’in doğrudan komutası altında olan askerler güçlü bir karşı saldırıda bulundular. Tahta kulelerdeki mancınıklar fırlattıkları ağır taşlarla düşmanı sürekli döverken, oklar ve mızraklar yağmur gibi yağarken, kuşatma altındakiler kolayca püskürtüldüler ve bir kez daha savunmalarının arkasına çekilmek zorunda kaldılar. Girişim gözüpek bir girişimdi ve büyük güçle yapılmıştı. Kayıplar orantılı olarak ağırdı. Kimileri Makedonyalılarla göğüs göğüse çarpışırken öldü; başkaları ise devrilen duvarların yıkıntıları arasında kaldı. Duvardan girip kaçmayı başaramadılar çünkü aralık böylesine büyük bir yığılma için çok dardı ve düşen taş bloklar hemen hemen aşılamaz bir engel oluşturmuştu. Tryplium’da saldırıda bulunan kuvvet Kraliyet Muhafızı komutanı Ptolemi tarafından Addaeus ve Timander’in hafif piyade desteğindeki taburları ile karşılandı. Kentten gelen saldırıyı onlar da kolayca püskürttüler. Bu kuvvet de geri çekilişi sırasında güçlüklerle karşılaştı, çünkü hendek üzerine atılmış dar köprü üzerinden geri dönerken ağırlıklarıyla köprüyü çökerttiler. Birçoğu hendeğe yuvarlandı ve bunlar ya yoldaşları tarafından ezilerek öldüler ya da yukarıdan Makedonyalılar tarafından vuruldular. Ama en kötü kıyım kaçakları kovalayan Makedonyalılar da içeri girmesinler diye kör bir korkuyla zamanından önce kapatılan kent kapılarında yer aldı. Bu yüzden savunmacılar çok sayıda kentliyi dışarıda bıraktılar ve bunlar duvarların hemen önünde Makedonyalılar tarafından yok edildiler. Bir kez daha kent hemen hemen İskender’in eline geçmek üzereydi. Ama İskender geri çekilme borusunu çaldırdı. Bu uç durumda bile kenti kurtarmayı istiyor, halktan onunla anlaşma yapmak için yalnızca bir işaret bekliyordu. Bu eylemde Halikarnassos garnizonu 1.000 kadar adamını yitirirken, İskender’in kaybı ise kırk kadardı. Aralarında Kraliyet Muhafızı komutanı Ptolemi, okçuların komutanı Klearkhos, bir kyliarkh — ya da tabur komutanı — olan Addaeus ve başka tanınmış Makedonyalılar vardı. 23. Pers komutanları Orontobates ve Memnon şimdi durumu görüşmek üzere toplandılar. Bu koşullar altında kuşatma karşısında fazla dayanamayacakları açıktı. Duvarın bir bölümü daha şimdiden gitmiş, geri kalan bölümler ağır hasar görmüştü. Son karşı saldırılarında ağır kayıplara uğramışlar, birçok adam ya öldürülmüş ya da yaralanma nedeniyle savaşamaz duruma gelmişti. Tüm bunları dikkate alarak, gecenin ikinci nöbetinde silah depolarını ve düşmanın saldırı düzeneklerine karşı koymak üzere kendi yapmış oldukları tahta kuleyi ateşe verdiler. Duvarın yakınındaki evlerin de tümü ateşe verildi ve şiddetle yanan kuleden ve depolardan gelen alevler rüzgar tarafından başka yapılara yayılınca çok geçmeden bunlar da alevler içinde kaldılar. Kentin sağ kalan kuvvetleri bir ada kalesi olan Arkonnose’ye ve Salmakis olarak bilinen yüksekliğe çekildi. Gün doğunca Salmakis ve Arkonnese’nin Persler ve onlara bağlı paralı askerler tarafından işgal edildiği anlaşıldı. Bununla birlikte, İskender savunması güçlü bu konumları kuşatmaktan vaz geçmeye karar verdi, çünkü ele geçirilmelerinin zorluğuna ve yitirilecek zamanın uzunluğuna ek olarak, kent daha şimdiden elinde olduğuna göre bunların ona önemli bir üstünlük kazandırmayacaklarını biliyordu. Böylece gece savaşında ölen adamları gömdürdü, saldırı düzeneklerinden sorumlu askerlere onları Tralles’e götürmeleri buyruğunu verdi, ve kendisi kenti yakıp yıktı. Yeri ve Karia’nın geri kalanını savunmak üzere 3.000 piyade — paralı askerler — ve 200 kadar süvariden oluşan bir kuvveti orada Ptolemi’nin komutası altında bırakarak Frigya’ya geçmek üzere hazırlıklarını yaptı. Hekatomnos’un kızı, Hidrieos’un karısı olan Ada’yı bir bütün olarak Karia’nın valiliğine atadı. Ada kocasının kız kardeşi olmasına karşın, Karia töresi ile uyum içinde onunla birlikte yaşamış, ve kardeşi ölüm döşeğinde ona erkini kalıt bırakmıştı. Kadınların erkekleri yönetmesi Asya’da Semiramis’ten bu yana alışıldık birşeydi.1 Daha sonra erki kendisi ele geçiren Pixodaros tarafından tahttan indirildi. Pixodaros’un yerini ölümünden sonra kayın biraderi Orontobates aldı. Orontobates bu konuma Kralın onayı ile atanmıştı. Bu arada Ada yalnızca Karia’nın savunması en güçlü yerlerinden biri olan Alinda’nın denetimini elinde tuttu. İskender Karia’ya girdiği zaman Ada onu karşılamaya gitti, kenti ona teslim etti ve onu oğlu olarak kabul etmeyi istedi. İskender teklifi reddetmedi. Kenti Alinda’ya geri verdi, ve Halikarnassos’un düşüşü ile Karia’nın geri kalanının da efendisi olunca, Ada’yı bütün ülkenin egemeni yaptı.
24. İskender’in komutasında hizmet eden Makedonyalılardan kimileri sefer başlamadan hemen önce evlenmişlerdi. Kendilerine belli bir incelik gösterilmesi gerektiğini düşünen İskender onlara kışı Makedonya’da karılarıyla geçirmeleri için izin verdi. Başlarına Seleukus’un oğlu ve Kraliyet Muhafızlarından olan Ptolemi ve yüksek rütbeli başka iki subay daha verildi. Bu ikisinin, Polemakrates’in oğlu Koenos ve Neoptolemos’un oğlu Meleager’in seçilmelerinin nedeni kendilerinin de yeni evlenenler arasında olmalarıydı. Subaylara komutalarındaki birlikle orduya yeniden katılmak üzere dönerken, hem süvari hem de piyade olarak bulabildikleri kadar çok yeni adam getirmeleri buyruğu da verildi. İskender’in başka hiçbir davranışı kendi ülkesinin askerleri tarafından daha çok sevilmesine neden olmadı.
25. Faselis ile işlerini bitirmeden önce, İskender’e Aeropos’un oğlu İskender’in tasarladığı bir komplo konusunda haber ulaştı. Adaşı Yoldaşlardan biriydi ve o sırada Thessaly süvarisinin komutanlığını yapıyordu. Ayrıca ikisi de Filip’in öldürülmesine karışmış olan Heromenes ve Arrabaios’un kardeşiydi.3 İskender babasının öldürülmesi sırasında adaşına karşı getirilen kanıta karşın onu bırakmıştı, çünkü bu İskender Filip’in ölümünden sonra arkadaşları arasında onu ilk destekleyenlerden biriydi ve silahlarını kuşanarak ona saraya dek eşlik etmişti. Daha sonra İskender onu yakınında tutarak onurlandırmış, Trakya’da doğrudan eylemlere göndermiş, ve sonunda Thessaly süvarisinin komutanı Kalas bir valiliğe atandığı zaman ona bu kuvvetin komutanlığını vermişti.1 İskender bunu Perslerin öyküsü ile birleştirerek, İskender’in oğlu ve Krates’in kardeşi Amfoteros’u yanında kılavuzlar olarak Perga’nın birkaç yerlisi ile birlikte Parmenio’ya gönderdi. Amfoteros yolculuk sırasında tanınmamak için yerel giysiler giydi ve güvenlik içinde Parmenio’ya ulaştı. Yanında İskender’den herhangi bir mektup getirmemiş, çünkü İskender böyle bir sorunda herhangi birşeyi yazıya dökmenin tehlikeli olacağını düşünmüştü. Ona yalnızca sözel bir ileti vermişti. Bu yolda öteki İskender tutuklanarak gözaltına alındı.
Sonraki hedef Side idi. Kent halkı oraya Aeolia bölgesindeki Kyme’den gelip yerleşmişti. Kendileri hakkında kendi anlatılarına göre, Kyme’den ilk göçmenler yeni bir ülke bulmak üzere gemilerinden karaya çıktıkları zaman, kısa bir süre içinde Yunanca anadillerini unutup yabancı bir dilde konuşmaya başladılar. Bu dil o bölgelerin halkları tarafından konuşulan bir dil değil, ama bütünüyle onlara özgü bir lehçe idi. O günden sonra Sideliler başka herşeyde olduğu gibi dillerinde de komşularından ayrılan yabancılar olarak kaldılar.
27. Aspendos kentinin büyük bölümü oldukça dik ve savunması kolay bir tepe üzerine kuruluydu. Tepenin tam eteğinden Eurimedon nehri geçiyordu. Bu güçlü yüksekliğin çevresindeki düzlükte hepsi alçak bir duvar tarafından çevrili evler vardı. İskender’in yaklaşmakta olduğunu anlar anlamaz, bölge halkı bu duvarı ve düzlükte savunmayı olanaksız gördüğü evleri hemen terk etti. Hep birlikte tepenin üzerindeki savunması güçlü yere sığındılar. İskender kente vardığında adamlarını şimdi savunmasız kalmış olan dışarıdaki duvarın içersine götürdü ve kampını Aspendosluların bu terk ettikleri evlerinde kurdu. İskender’in bulunuşunun yarattığı şok ve kendilerini kuşatan ordunun görünüşü kent halkı için çok fazlaydı. Ona sözcülerini gönderdiler ve başlangıçtaki koşulları kabul etmelerine izin vermesini istediler. Ama Aspendos’un konumunun açıkça güçlü bir konum olmasına ve kendisinin uzun sürecek bir kuşatma için hazır olmamasına karşın, İskender bu isteği geri çevirdi. Daha önce teslim edilmeleri konusunda anlaştıkları atlara ek olarak, başlangıçtaki elli talentin yerine yüz talent verilmesini ve topluluğun önde gelen adamlarının rehineler olarak teslim edilmesini istedi. Dahası, kendisi tarafından atanan valiye boyun eğmek ve Makedon’a yıllık bir haraç ödemek zorunda bırakıldılar. Ayrıca gerçekte komşularına ait olan ama zorla ellerinde tutmakla suçlandıkları toprağın haklı iyeliği konusunda bir araştırma yapılacaktı. Bunlar tam istediği gibi sonuçlandıktan sonra, İskender Perga’ya ve oradan Telmissos kentinin yakınından geçen bir yolu izleyerek Frigya’ya doğru yürüyüşüne başladı.1 Telmissos’un halkı Pisidian kanından gelen Asyalı bir soydur. Kent çepeçevre sarp ve oldukça yüksek bir tepede kurulmuştur ve yakınından geçen yol güçtür, çünkü yukarıdaki kentten aşağıya uzanan tepeler hemen ona ulaşmadan sonlanır, ve yolun karşı yanındaki zemin de yine eşit ölçüde dik bir tırmanışla yükselir. Her iki yandaki sarp kayalıklar yol üzerinde bir tür doğal geçit oluştururlar ve bu yüzden küçük bir kuvvet yüksek zemini tutarak düşmanın geçişini önleyebilir. Telmissoslular tam olarak bunu yaptılar ve toparlayabildikleri tüm adamlarla kentin dışına gelerek yolun her iki yanındaki yükseklikleri tuttular. İskender bunu gördü ve Makedonyalılara oldukları yerde kamp kurmaları buyruğunu verdi, çünkü adamlarının gecelemek üzere hazırlanıp yerleştiklerini gören düşmanın artık orada tüm kuvvetleri ile beklemeyeceğini ve yalnızca küçük bir birliği gözcülük yapmak üzere tepelerde bırakarak askerlerin çoğunu yakında olan kente geri çekeceğini düşündü. Tahmini doğru çıktı. Çoğu oradan ayrıldı ve geride yalnızca muhafızlar kaldı. İskender bunun üzerine hemen okçular, mızrakçı taburları ve hafif silahlı hoplit birliklerinden oluşan bir kuvvetle saldırıya geçti. Tepelerdeki küçük kuvvet İskender’in adamlarının ok ve mızrak yağmurunun şiddeti karşısında dayanamayarak konumunu terk etti, ve İskender dar geçitten ilerleyerek kent yakınında yeni bir konuma yerleşti. 28. Olaylar böyle gelişirken büyük Selga kentinden temsilciler gelip İskender ile bir görüşme yapma isteğinde bulundular. Bu kentin insanları da Asya kökenli Pisidialılardır ve iyi askerlerdir. Telmissos’un eski düşmanlarıydılar, ve İskender’e bu nedenle dostluğunu kazanmak için elçiler göndermişlerdi. İskender teklifi kabul etti, ve bundan sonra onları her bakımdan güvenilir buldu. İskender’in askerleri Pisidialıların tepe üzerindeki konumlarına doğru tırmanışın en dik bölümüne ulaştıkları zaman, her iki kanattan da küçük birliklerin saldırısına uğradılar. Engebeli zeminin üstünlüğünden yararlandıkları için, onların en rahat yaklaşabildikleri yerde Makedonyalıların ilerlemesi en büyük güçlüklerle karşılaşıyordu. Düşman Makedonya okçularını geri sürdü, çünkü korunmaları zayıftı ve ilk karşılaşmayı yapanlar onlar olmuştu. Ama Agrianlar sıkı durdular. Çünkü Makedonya falanxı daha şimdiden yukarıya yaklaşıyordu ve başlarında İskender’in kendisi görülebiliyordu. Göğüs göğüse bir çarpışma başladı. Savunma zırhları olmayan Pisidialılar kendilerini tam donatımlı hoplitlerin karşısında buldular ve sonuç her yanda yaralanıp düşmeleri ve sonunda ağır kayıplar vererek dağılıp kaçmaları oldu. Yaklaşık 500 kadarı öldürüldü. Tutsaklar azdı, çünkü hafif donatımları ve bölgeyi iyi bilmeleri kaçışlarını kolaylaştırırken, buna karşı Makedonyalılar kendi paylarına ağır donatımları ve yerel bilgi yoksunlukları ile onları kovalamaya pek istekli değildiler. Gene de İskender kaçakların arkasını bırakmadı ve kenti bastı. Okçu komutanı Kleander’i ve başka yirmi kadar askerini bu eylem sırasında yitirdi.
29. Sonraki hedefi Frigya idi. Yolu Askania gölünden geçiyordu. Yerel halk gölden doğal tuz çıkarıyor ve bu yüzden deniz yoluyla gelecek tuza gereksinim duymuyordu. İskender beş gün sonra Kalainai’ye ulaştı.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
(c) Meriç Mete 2006 |