Kant (1724-1801)

 

Zwei Jahrzehnte kostest du mir: zehn Jahre verlor ich
Dich zu begreifen, und zehn, mich zu befreien von dir.
Friedrich Schiller
Xenien und Votivtafeln aus dem Nachlaß

 
 

Kant’ın büyüklüğü felsefesinin gördüğü yaygın onaya bağlıdır. Bu onay doğal bilinçten gelir. Buna göre Kant’ın büyüklüğü doğal bilincin Felsefe karşısında Varlığı açısından duyduğu Umutsuzlukta yatar.

 
 
 

Kant felsefesini övme ve yükseltme alışkanlığı gerçekte bu felsefeyi yeterince incelemiş olmamaktan kaynaklanır ve onu anlayacak ölçütlerden yoksun olmayı gerektirir. Kant felsefesi Kavramların yöntemli, dizgesel irdelemesine ve bilgilerine en küçük bir katkıda bulunmamıştır.

Hegel, Mantık Bilimi (Büyük)
Mantığın Genel Bölümlenişi

...
[§ 110] Şimdi Kant felsefesinin ilgisi düşünce-belirlenimlerinin sözde aşkınsal yanlarına yönelik olduğu için onların kendilerinin irdelemesi boşa çıkmıştır; tümüne ortak Ben ile soyut ilişki olmaksızın kendilerinde ne oldukları, birbirlerine karşı belirliliklerinin ve birbirleri ile ilişkilerinin ne olduğu bir irdelemeye konu edilmemiştir; buna göre doğalarının bilgisi bu felsefe tarafından en küçük bir biçimde geliştirilmemiştir.

Wissenschaft der Logik
Allgemeine Einteilung der Logik

...
Indem nun das Interesse der kantischen Philosophie auf das sogenannte Transcendentale der Denkbestimmungen gerichtet war, ist die Abhandlung derselben selbst leer ausgegangen; was sie an ihnen selbst sind, ohne die abstrakte, allen gleiche Relation auf Ich, ihre Bestimmtheit gegen und ihr Verhältniß zu einander ist nicht zu einem Gegenstande der Betrachtung gemacht worden; die Erkenntniß ihrer Natur hat sich daher durch diese Philosophie nicht im geringsten gefördert gefunden.

 
 
 

‘‘... Kant’ın felsefesi öznel İdealizmdir. — Bu öznel idealizmin içeriği üzerine gerçekte tek bir sözcük bile harcamaya değmez.’’ :: ‘‘... [Kants] Philosophie ist subjektiver Idealismus ... — Nach dem Inhalt dieses subjektiven Idealismus ist in der Tat nicht die Hand umzukehren.’’ (Ansiklopedi, § 42, Zusatz 3.)

 
 

Hegel’in Felsefi Dizgesinin Kant Felsefesi Üzerine Dayandığını Düşünmek Ancak Bu Felsefeler Konusunda Derin Bir Bilgisizlik Zemininde Olanaklıdır

Kant felsefesinde düşünce salt öznelliği içinde geçerli sayılır ve böyle olarak nesnellik ile saltık karşıtlık içinde durur. Karşıtında bütünüyle ayrı bir tözden bir Başkası ile, kendinde-Şey ile sınırlı olarak bilmeyen Düşünce insan büyüklüğünün, eşsizliğinin, sonsuzluğunun anlatımı değil, ama insanın hiçliğinin, değersizliğinin, saçmalığının bir kanıtı olur. Hegel Kant felsefesinin sonucuna göre insana "saman ve küspe" salık verilmesi gerektiğini düşünüyordu (Ans. § 28, Ek). Fichte, Schelling ve Hegel gibi idealistler düşünceyi, insanı, varoluşu Kant felsefesini doğrulayarak değil ama onu yadsıyarak onurlandırdılar. Kant'ın kuşkucu felsefesi modern kültürde kuşkucu eğilimin yaygınlığı tarafından sürekli olarak beslendi ve büyütüldü. Belli bir insan karakteri için Bilme değil ama Bilmeme insanın yeğlemesi gereken şeydir. Bu karakter insanda büyük olan herşeyi yalnızca küçültmeyi bilen değersizlik karakteridir. Bu bakış açısına göre insan dünyaya fırlatılmış bir şey, en iyisinden bir böcek, salt kimyasal bir süreç ve bir molekülden başka birşey değildir.

Immanuel Kant 1724'te Königsberg'de doğdu ve orada ilkin tanrıbilim okudu. 1755'te öğretmenliğe başladı; 1770'te felsefe profesörü oldu; 1801'de hiç ayrılmadığı kenti olan Königsberg'de öldü.

Kant Arı Usun Eleştirisi'ni ilkin Duyarlığın ve Usun Sınırları [Der Grenzen der Sinnlichkeit und der Vernunft] başlığı altında çıkarmayı tasarlıyordu. On yıllık bir ön çalışmanın arkasından dört ay gibi kısa bir süre içinde yayıma hazırlanan yapıt 1781'de çıktı. Çalışmanın bir özeti olarak yazılan Prolegomena 1783'te ve AUE’nin gözden geçirilmiş ve yer yer yeniden yazılmış ikinci yayımı 1787'de çıktı.

Kant bir idealist-rasyonalist değildir. Kuşkucudur, ve bu eğilimi ile haklı olarak Aydınlanma geleneğine ait sayılır. Kuramsal kuşkuculuğu ile bağdaşmayan moral felsefesi ussal bir dizgenin bir parçası değildir ve kişisel bir yeğleme sorunu olarak kurgulanır. Bu parçalanmışlık ile tam uyum içinde, Kant inancı bilgiden ayırır.

 

Bilgi, Gerçeklik; Deneyim, Görgücülük

Kant felsefesinin görgücülükten ayrımı kavramları görgücülükte olduğu gibi deneyimden türetmemesi, ama — örneğin Descartes, Leibniz gibi ussalcılarda görüldüğü gibi — düşüncenin kendiliğindenliğine bağlı (a priori) görmesidir. Bu felsefede deneyim duyu-verilerinin a priori anlak-kavramları tarafından belirlenmesi olarak anlaşılır.

Kant felsefesi tıpkı Görgücülüğün yaptığı gibi deneyimi biricik bilgi kaynağı olarak alır, çünkü içeriksiz ve böylece bilgiye ilgisiz gördüğü arı kavramı ancak duyusal içerik ile doldurulduğu zaman bilgi üretici sayar. Gene de böyle üretilen bilgileri Gerçeklikler olarak değil, Görüngüler olarak geçerli görür. Böylece bu felsefede Bilgi ve Gerçeklik ayrımı doğrulanır, ve Bilgi Varlığa ilgisiz ve nesnesiz olsa da Bilgi olarak alınır.

Kant’ın Felsefesi ve Hegel’in Felsefesi

Kant felsefesini Hegel'in felsefesinin öncülü olarak görmek, ya da Hegel'in dizgesinin Kant felsefesi üzerine dayandığını düşünmek olanaklıdır. Ama bu olanak her iki felsefe üzerine de derin bir bilgisizlik üzerine dayanır. Kant felsefesi başlıca tanıtlama, yöntem, dizge açılarından sıradan bilincin bir performansıdır. Hegel'de yöntem Kavramın kendisinin tanıtlama sürecidir ve dizgenin biricik belirleyicisidir.

 
 

Hegel’in Büyük Mantık’ta Kant felsefesine sık göndermede bulunmasının nedeni:

Hegel, Mantık Bilimi, Bölümleme, Dipnot (Büyük)

5Anımsatmam gerek ki, bu çalışmada Kant felsefesine sık sık göndermede bulunmamın nedeni (ki bu birçoklarına gereksiz görünebilir), daha sağın karakteri ve açımlamasının tikel bölümleri bu çalışmada ya da başkalarında nasıl görülmüş olursa olsun, bu felsefenin modern Alman felsefesinin temelini ve başlangıç noktasını oluşturuş olması ve bu değerinin ona yüklenecek hiçbir kusur tarafından etkilenmeksizin kalmasıdır. Ona Nesnel Mantıkta da sık sık göndermede bulunulmasının nedeni Mantıksalın önemli, daha belirli yanlarına ayrıntılı olarak girmesi, ama buna karşı daha sonraki felsefi açımlamaların bunlara çok az dikkat etmiş ve kimi durumlarda çoğu kez yalnızca ham — ama öcü alınmamış — bir küçümseme göstermiş olmalarıdır. Aramızda en yaygın olan felsefecilikte Kant’ın Usun hiçbir gerçek içeriği bilemeyeceği ve saltık gerçeklik açısından inanca yöneltilmesi gerektiği gibi sonuçlarının ötesine geçilmez. Ama Kant’ta sonuç olan şey bu felsefecilikte dolaysızca başlangıç noktası olarak alınır, ve kendisinden o sonucun ortaya çıktığı ve felsefi bilgi olan önceki açımlama önceden kesilip atılır. Kant felsefesi böylece kendini herşeyin daha şimdiden tanıtlanmış ve tamamlanmış olduğu kanısı ile rahatlatan düşünme tembelliği için bir yastık olarak hizmet eder. Buna göre gerçek bilgi için ve böyle verimsiz ve kuru bir yatışmada bulunmayan belirli bir düşünce içeriği için o önceki açımlamaya geri dönülmelidir.

Wissenschaft der Logik, Einteilung

5Ich erinnere, daß ich auf die Kantische Philosophie in diesem Werke darum häufig Rücksicht nehme (was manchen überflüssig scheinen könnte), weil sie — ihre nähere Bestimmtheit sowie die besonderen Teile der Ausführung mögen sonst und auch in diesem Werke betrachtet werden, wie sie wollen — die Grundlage und den Ausgangspunkt der neueren deutschen Philosophie ausmacht und dies ihr Verdienst durch das, was an ihr ausgesetzt werden möge, ihr ungeschmälert bleibt. Auch darum ist auf sie in der objektiven Logik häufig Rücksicht zu nehmen, weil sie sich auf wichtige bestimmtere Seiten des Logischen näher einläßt, spätere Darstellungen von Philosophie hingegen dasselbe wenig beachtet, zum Teil oft nur eine rohe — aber nicht ungerächte — Verachtung dagegen bewiesen haben. Das bei uns am weitesten verbreitete Philosophieren tritt nicht aus den Kantischen Resultaten, daß die Vernunft keinen wahren Gehalt erkennen könne und in Ansehung der absoluten Wahrheit auf das Glauben zu verweisen sei, heraus. Was aber bei Kant Resultat ist, damit wird in diesem Philosophieren unmittelbar angefangen, damit die vorhergehende Ausführung, aus welcher jenes Resultat herkommt und welche philosophisches Erkennen ist, vorweggeschnitten. Die Kantische Philosophie dient so als ein Polster für die Trägheit des Denkens, die sich damit beruhigt, daß bereits alles bewiesen und abgetan sei. Für Erkenntnis und einen bestimmten Inhalt des Denkens, der in solcher unfruchtbaren und trockenen Beruhigung sich nicht findet, ist sich daher an jene vorangegangene Ausführung zu wenden.

 
 

Deneyim ve Algı

Algı duyusal öğeye bağlı olması ölçüsünde ancak tekil olanı kapsayabilir, çünkü duyusal olanın asıl belirlenimi tekil olmasında yatar (evrensel değil, tekil olan algılanır). Deneyimin Algıdan ayrımını oluşturan ve onu gündelik, e.d. tanıtlamasız bilgelik için gündelik bilgi düzeyine yükselten etmen deneyime yüklenen evrensellik ve zorunluk belirlenimleridir. Kant Anlak tarafından sağlanan bu öznel düşünsel öğeleri (Kavramlar) haklı olarak deneyimde nesnelliği oluşturan şey olarak görür.

Ama tam bu noktada gözden kaçırılmaması gereken şey Kant'ın nesnellik (evrensellik ve zorunluk) yüklediği bu kavramları gene de yalnızca Özne için doğrulaması ve kendinde-Şey için yadsımasıdır. Böylece bu nesnellik salt sözde kalır ve gerçekte öznellikten başka birşey değildir. Sonuçta duyumun öznelliğinin yanına bir de kavramların öznelliği eklenmiş olur.

Deneyime yüklenen evrensellik ve zorunluk belirlenimleri gene de deneyimi evrensel kılmaz, çünkü deneyim her durumda tekildir ve tekil deneyimlerin bir çoklusunu evrensel bir kurala yükseltmek tümevarım dediğimiz şeydir. Bu sonuncusu ise gerçekte yalnızca bir andırım tasımınının işlevinden başka birşey değildir.

(BÜTÜN BU TEMA ARİSTOTELES TARAFINDAN METAFİZİK'TE AÇIMLANMIŞTIR; I, 981a, 981b).

 

Kavram Öznel Midir, Yoksa Nesnel Mi?

Kant kavramları kendilerinde işlevleri açısından değil, ama nesnel mi yoksa öznel mi oldukları açısından ele alır ve öznel olduklarını kabul eder. Ama bu kabullenim kendinde-Şeyin mantıksal bir çıkarsanması üzerine dayanmaz. Gerçekte kendinde-Şeyin çıkarsaması hiçbir biçimde söz konusu bile edilmez; tersine, bu tasarım Kant felsefesinin sorgusuzca kabul edilen özek noktasıdır ve felsefi kurgu tüm bölümlerinde kendini ona uyarlamak zorundadır.

Kant Kategorileri Nereden Buldu?

Kavramlar düşünme yetisinin belirlenimleri ya da belirli düşüncelerin kendileridirler. Kant biraz daha ayrıntı kullanarak anlak-kavramları dediği şeylerin belirli zeminini "Ben"in düşüncedeki kökensel özdeşliği ya da özbilincin aşkınsal birliği olarak adlandırır.

Duyusal sezgi yoluyla kazanılan tasarımlar ilkin duyurlığa (duyum yetisi, Sinnlichkeit) özgü dışsallık ya da tekillik nedeniyle birer çokludurlar. Bu duyu-sezgi çoklusu "Ben" tarafından tek bir bütün olarak birleştirilir ve bu kökensel sentez işlemine Kant "arı tamalgı" der. Bu işlem arı anlak kavramları ya da kategoriler tarafından belirlenir.

"Ben = Ben" bütünüyle belirsizdir ve daha sonra Fichte'nin sonuçsuz kalan girişiminin tersine Kant kategorileri bu özdeş Benden çıkarsama gibi bir yola başvurmaz. Onları doğrudan doğruya eski mantık kitaplarından ödünç alır. Yine, Arı Usun Eleştirisi'nde (A ve B) "Kavramların Tümdengelimi" ya da "Çıkarsaması" başlığı altında yaptığı şey de kavramların mantıksal bir çıkarsaması değil ama yalnızca onların Deneyim ile ilişkilerini göstermektir, çünkü bu ilişkinin gösterilmesini Kavramların Çıkarsanması olarak görür.

 

Kavramların Çıkarsaması

Kant kavramların çıkarsaması ile onları kendilerinde ve kendileri için irdelemeyi ve bağıntılandırmayı anlamaz. Hegel'de eytişim kavramın yalnızca belirli ve buna göre kendinde olumsuzu ile bağıntılı ve böylece kendi için olmasının anlatımı olarak anlaşılırken, Kant'ta kavramın çıkarsaması kavram bağıntılarını ilgilendiren bir konu olarak değil, ama yalnızca duyu-deneyimi ile bağıntısını ilgilendiren bir konu olarak görülür. Eytişim Kant için usun kaçınılmaz, zorunlu, ama yalnızca boş düşünceler ve yanılsamalar üreten bir eğilimidir.

Kant, AUE [A 97]

... ve eğer bir nesnenin ancak kavramlar aracılığıyla düşünülebildiğini tanıtlayabilirsek, bu onların yeterli bir çıkarsaması ve nesnel geçerliklerinin aklanması olacaktır.

... und es ist schon eine hinreichende Deduktion derselben, und Rechtfertigung ihrer objektiven Gültigkeit, [A 97] wenn wir beweisen können: daß vermittels ihrer allein ein Gegenstand gedacht werden kann.
 
 

Kant’ta Tanıtlama, Çıkarsama, Dizge, Yöntem Kavramları Sözdedir

Modern Avrupa felsefesinde Kant'tan (1724-1801) çok önce Descartes (1596-1650) Bilimi temelsiz varsayımlardan kurtarmanın saltık önemi konusunda, ve bunun için Yöntemin zorunluğu konusunda bütünüyle geçerli bir kaygı ile başlamıştı. Ama yöntemin doğası ve uygulaması konusundaki düşünceleri yetersizdi. Varlık ve Düşüncenin birliğini kavramış olmasına karşın, çıkarsamalarında diyalektik bağıntı yerine sıradan derin-düşünce bağıntılarını izlemenin ötesine geçemedi. Daha sonra Spinoza (1632-1677) Descartes'ın uyarısını dikkate aldı, ama sayıltıların yerine belitleri geçirmenin ötesine geçemedi. Geometrik yöntemin belitlerinin tanıtlanmamış öğeler kapsadıkları, felsefi çıkarsamanın semantik doğrulamalar üzerine dayanamayacağı gibi özsel noktalar henüz kurgul düşünürün dikkatinin ötesindeydi.

Kant felsefi çıkarsamanın doğası konusunda, kavramların yöntemli ve dizgesel olarak çıkarsanmaları konusunda öncüllerindeki kavrayış derinliğini göstermez, çünkü tanıtlama konusunda olduğu gibi yöntem konusunda da tüm kaygısı Usun deneyimin ötesine geçme eğiliminin aşkınsal önlemler yoluyla engellenmesine yöneliktir.
AA Yöntem onun için yalnızca bir sınır polisi işlevini taşır.

 
  René Descartes İsveç Kraliçesi Kristina ile  
 
  Kant’ın Aşkınsal Yöntem Öğretisi  
 

Yöntem Niçin ‘Aşkınsal’dır?

Kant'ın Yöntem Öğretisinin "Aşkınsal" olması onun bilmenin yöntemi olmaktan çok bilmemenin yöntemi olması anlamına gelir, ve düşünceyi aşkınlığa karşı, duyusal deneyimin ötesine geçme girişimlerine karşı sınırlamayı ilgilendirir. Buna göre Aşkınsal Yöntem öğretisinde "Yöntem" ilkin bir Disiplin sorunu olarak görülür. Bu öğretide, ikinci olarak, bir Kanon gereksizdir, çünkü bu öğretiye göre arı usun duyusal deneyimi aşan bir kullanımı olanaksızdır ve kullanımın olmadığı ya da ancak eytişimsel olabildiği ve böylece ancak yanılsamalar üretebildiği yerde Kanon da gereksizdir (Kanon yalnızca kılgısal us kullanımı — istenç özgürlüğü, ruhun ölümsüzlüğü ve Tanrının varoluşu açısından kullanım — söz konusu olduğunda gereklidir). Üçüncü olarak, Arkitektonik bir dizge kurma sanatıdır, ama Kant dizge ile anlak bilimlerini görgül olarak sınırflandırma girişimlerinin ötesine geçmez. Son olarak Arı Usun Tarihi Felsefe Tarihinin sürekliliği ile ilgilenmez, çünkü bu tarihte yalnızca duyusal deneyimi aşan usun ürettiği "yıkıntıya dönmüş yapılar" bulur.

Kant, AUE [A 795] [B 823]

Tüm arı us felsefesinin en büyük ve belki de biricik yararı öyleyse hiç kuşkusuz olumsuzdur; çünkü genişleme için bir organon olarak değil ama sınır-belirleme için bir disiplin olarak hizmet eder, ve gerçekliğin saptanması yerine yalnızca yanılgıları önleme gibi ılımlı bir değeri vardır.

Der größte und vielleicht einzige Nutzen aller Philosophie der reinen Vernunft ist also wohl nur negativ; da sie nämlich nicht, als Organon, zur Erweiterung, sondern, als Disziplin, zur Grenzbestimmung dient, und, anstatt Wahrheit zu entdecken, nur das stille Verdienst hat, Irrtümer zu verhüten. [A 795] [B 823]
 
 

Kant
Arı Usun Eleştirisi
Aşkınsal Yöntem Öğretisi

Buna göre Aşkınsal Yöntem Öğretisi ile arı usun tam bir dizgesinin biçimsel koşullarının belirlenmesini anlıyorum. Bu bakımdan arı usun bir Disiplini, bir Kanonu, bir Arkitektoniği ve son olarak bir Tarihi ile ilgilenecek, ve kılgısal mantık adı altında Okulların genel olarak anlağın kullanımı açısından başarmaya çalıştıkları ama kötü bir biçimde yerine getirdikleri şeyi aşkınsal açıdan yerine getireceğiz.

 

Birinci Anakesim
Arı Usun Disiplini

Görgül kullanımındaki usun bir eleştirisi gereksizdir, çünkü temel ilkeleri deneyimin ölçütlerinde sürekli olarak sınama altına alınırlar. Ne de matematikte ona gerek vardır, çünkü orada usun kavramlarının arı sezgide hemen in concreto sergilenmeleri gerekir, ve temelsiz ve keyfi herşey bu yolla çok geçmeden açığa çıkar. Ama ne görgül ne de arı sezginin usu görülebilir bir çizgide tutamadığı yerde, eş deyişle, salt kavramlara göre aşkınsal kullanımının söz konusu olduğu yerde onun olanaklı deneyimin dar sınırlarının ötesine uzanma eğilimini dizginleyecek ve onu hoppalık ve yanılgılardan uzak tutacak bir disipline öylesine büyük bir gereksinimi vardır ki, arı usun bütün bir felsefesinin bu olumsuz yarardan başka hiçbir yararı yoktur.

Ama hiç kuşkusuz belirtmek gerek ki aşkınsal Eleştirinin bu ikinci anabölümünde arı usun disiplini arı us yoluyla bilginin içeriğine değil ama yalnızca yöntemine yöneliktir. Birincisi daha önce Öğeler Öğretisinde irdelenmişti.

Kant
Kritik der reinen Vernunft
Der transzendentalen Methodenlehre

Ich verstehe also unter der transzendentalen Methodenlehre die Bestimmung der formalen Bedingungen eines [A 708] [B 736] vollständigen Systems der reinen Vernunft. Wir werden es in dieser Absicht mit einer Disziplin, einem Kanon, einer Architektonik, endlich einer Geschichte der reinen Vernunft zu tun haben, und dasjenige in transzendentaler Absicht leisten, was, unter dem Namen einer praktischen Logik, in Ansehung des Gebrauchs des Verstandes überhaupt in den Schulen gesucht, aber schlecht geleistet wird.

Erstes Hauptstück
Die Disziplin der reinen Vernunft

Es bedarf keiner Kritik der Vernunft im empirischen Gebrauche, weil ihre Grundsätze am Probierstein der Er[A 711] [B 739]fahrung einer kontinuierlichen Prüfung unterworfen werden; imgleichen auch nicht in der Mathematik, wo ihre Begriffe an der reinen Anschauung sofort in concreto dargestellt werden müssen, und jedes Ungegründete und Willkürliche dadurch alsbald offenbar wird. Wo aber weder empirische noch reine Anschauung die Vernunft in einem sichtbaren Geleise halten, nämlich in ihrem transzendentalen Gebrauche, nach bloßen Begriffen, da bedarf sie so sehr einer Disziplin, die ihren Hang zur Erweiterung, über die engen Grenzen möglicher Erfahrung, bändige, und sie von Ausschweifung und Irrtum abhalte, daß auch die ganze Philosophie der reinen Vernunft bloß mit diesem negativen Nutzen zu tun hat.

Es ist aber wohl zu merken: daß ich in diesem zweiten Hauptteile der transzendentalen Kritik die Disziplin der reinen Vernunft nicht auf den Inhalt, sondern bloß auf die Methode der Erkenntnis aus reiner Vernunft richte. Das erstere ist schon in der Elementarlehre geschehen.

 
 
 

Kant
Arı Usun Eleştirisi
Aşkınsal Yöntem Öğretisi

İkinci Anakesim
Arı Usun Kanonu

Bir kanon ile genel olarak belli bilgi-yetilerinin doğru kullanımının a priori temel ilkelerinin toplamını anlıyorum. Böylece genel mantık analitik bölümünde genel olarak anlak ve us için bir kanondur; ama salt biçimsel olarak böyledir, çünkü tüm içeriği soyutlar. Böylece aşkınsal analitik arı anlağın kanonuydu; çünkü yalnızca anlak gerçek a priori sentetik bilgilere yeteneklidir. Ama bir bilgi yetisinin hiçbir doğru kullanımının olanaklı olmadığı yerde hiçbir kanon yoktur. Şimdi kurgul kullanımı içindeki arı usun tüm sentetik bilgisi, buraya dek verilen tüm tanıtlara göre, bütünüyle olanaksızdır. Öyleyse, arı usun kurgul kullanımının hiçbir kanonu yoktur (çünkü bu kullanım baştan sona eytişimseldir), ve tüm aşkınsal mantık bu bakımdan disiplinden başka birşey değildir. Buna göre, eğer ne olursa olsun arı usun doğru bir kullanımı varsa, ki bu durumda bunun bir kanonu da olmalıdır, o zaman bu kanon kurgul değil, kılgısal us kullanımını ilgilendirecektir ve şimdi irdeleyeceğimiz şey bu kullanımdır.

Kant
Kritik der reinen Vernunft
Der transzendentalen Methodenlehre

Zweites Hauptstück
Der Kanon der reinen Vernunft

Ich verstehe unter einem Kanon den Inbegriff der Grundsätze a priori des richtigen Gebrauchs gewisser Erkenntnisvermögen überhaupt. So ist die allgemeine Logik in ihrem analytischen Teile ein Kanon für Verstand und Vernunft überhaupt, aber nur der Form nach, denn sie abstrahiert von allem Inhalte. So war die transzendentale Analytik der Kanon des reinen Verstandes; denn der ist allein wahrer synthetischer Erkenntnisse a priori fähig. Wo aber kein richtiger Gebrauch einer Erkenntniskraft möglich ist, da gibt es keinen Kanon. Nun ist alle synthetische Erkenntnis der reinen Vernunft in ihrem spekulativen Gebrauche, nach allen bisher geführten Beweisen, gänzlich unmöglich. Also gibt es gar keinen Kanon des spekulativen Gebrauchs derselben (denn dieser ist durch und durch dialektisch), sondern alle transzendentale Logik ist in dieser Absicht nichts als Disziplin. Folglich, wenn es [A 797] [B 825] überall einen richtigen Gebrauch der reinen Vernunft gibt, in welchem Fall es auch einen Kanon derselben geben muß, so wird dieser nicht den spekulativen, sondern den praktischen Vernunftgebrauch betreffen, den wir also jetzt untersuchen wollen.

 
 
 

Kant
Arı Usun Eleştirisi
Aşkınsal Yöntem Öğretisi

Üçüncü Anakesim
Arı Usun Arkitektoniği

Bir arkitektonik ile dizgeler kurma sanatını anlıyorum. Dizgesel birlik sıradan bilgiyi ilkin bilim düzeyine yükselten, e.d. salt bir bilgi toplağından bir dizge üreten olduğundan, arkitektonik genel olarak bilgimizde bilimsel olanın öğretisidir, ve öyleyse zorunlu olarak yöntem öğretisine aittir.

Usun yönetimi altında, genel olarak bilgilerimiz herhangi bir rapsodi olmamalı, ama bir sistem oluşturmalıdır, çünkü ancak bir dizge içinde usun özsel ereklerini destekleyip geliştirebilirler. Ama bir dizge ile çoklu bilgilerin bir idea altındaki birliğini anlıyorum. İdea bir bütünün biçimine ilişkin us kavramıdır, ama ancak çoklunun erimi olduğu gibi parçaların birbirlerine göre konumları da onun tarafından a priori belirleniyor oldukça. Bilimsel us kavramı öyleyse ereği ve bu erek ile çakışan bütünün biçimini kapsar. Ereklerin birliği — ki tüm parçalar onunla ve onun ideasında birbirleri ile ilişki içindedirler — geri kalanların bilgisinden çıkarak hiçbir parçanın yitik olmamasını, herhangi bir olumsal eklemenin ya da a priori belirlenmiş sınırları içerisine düşmeyen eksiksizlik konusunda büyük bir belirsizliğin yer almamasını olanaklı kılar. Bütün öyleyse eklemlenmiştir (articulatio), toplaklaşmış (coacervatio) değil; hiç kuşkusuz içsel olarak büyüyebilir (per intus susceptionem), ama dışsal olarak (per appositionem) değil; böylece bir hayvan bedeni gibidir ki, büyümesi hiçbir üyenin eklenmesini gerektirmez, tersine oranda hiçbir değişim olmaksızın her bir üyenin ereği açısından daha güçlü ve daha yetkin kılınmasıyla olur.

...

Buna göre metafiziğin bütün dizgesi dört ana bölümden oluşur: 1. Varlıkbilim. 2. Ussal Fizyoloji. 3. Ussal Evrenbilim. 4. Ussal Tanrıbilim.

Kant
Kritik der reinen Vernunft
Der transzendentalen Methodenlehre

Drittes Hauptstück
Die Architektonik der reinen Vernunft

Ich verstehe unter einer Architektonik die Kunst der Systeme. Weil die systematische Einheit dasjenige ist, was gemeine Erkenntnis allererst zur Wissenschaft, d. i. aus einem bloßen Aggregat derselben ein System macht, so ist Architektonik die Lehre des Scientifischen in unserer Erkenntnis überhaupt, und sie gehört also notwendig zur Methodenlehre.

Unter der Regierung der Vernunft dürfen unsere Erkenntnisse überhaupt keine Rhapsodie, sondern sie müssen ein System ausmachen, in welchem sie allein die wesentlichen Zwecke derselben unterstützen und befördern können. Ich verstehe aber unter einem Systeme die Einheit der mannigfaltigen Erkenntnisse unter einer Idee. Diese ist der Vernunftbegriff von der Form eines Ganzen, sofern durch denselben der Umfang des Mannigfaltigen sowohl, als die Stelle der Teile untereinander, a priori bestimmt wird. Der szientifische Vernunftbegriff enthält also den Zweck und die Form des Ganzen, das mit demselben kongruiert. Die Einheit des Zwecks, worauf sich alle Teile und in der Idee desselben auch untereinander beziehen, macht, daß ein jeder Teil bei der Kenntnis der übrigen vermißt [A 833] [B 861] werden kann, und keine zufällige Hinzusetzung, oder unbestimmte Größe der Vollkommenheit, die nicht ihre a priori bestimmten Grenzen habe, stattfindet. Das Ganze ist also gegliedert (articulatio) und nicht gehäuft (coacervatio); es kann zwar innerlich (per intus susceptionem), aber nicht äußerlich (per appositionem) wachsen, wie ein tierischer Körper, dessen Wachstum kein Glied hinzusetzt, sondern, ohne Veränderung der Proportion, ein jedes zu seinen Zwecken stärker und tüchtiger macht.

...

Demnach besteht das ganze System der Metaphysik aus vier Hauptteilen. 1. Der Ontologie. 2. Der rationalen Physiologie. 3. Der rationalen Kosmologie. 4. Der rationalen Theologie. ... [A 847] [B 875]

 
 
 

Kant
Arı Usun Eleştirisi
Aşkınsal Yöntem Öğretisi

Dördüncü Anakesim
Arı Usun Tarihi

Bu başlık burada yalnızca dizgede geriye kalan ve gelecekte doldurulması gereken bir yeri belirtmek için bulunuyor. Salt aşkınsal bir bakış açısından, e.d. arı usun doğasına göre, [filozofların] bu noktaya dek süren çabalarının bütünü üzerine kısa bir bakışla yetineceğim — bir bakış ki, benim gözümde hiç kuşkusuz yapıları, ama yalnızca birer yıkıntıya dönmüş yapıları sunmaktadır.

Oldukça dikkate değer ve doğallıkla başka türlü olamayacak bir olgu olarak belirtebiliriz ki, insanlar felsefenin çocukluğunda şimdi onun sonlanmasını istediğimiz yerden, e.d. ilkin Tanrının bilgisini ve bir başka dünya umudunu, daha doğrusu bu dünyanın niteliğini inceleyerek başlamışlardır.

Kant
Kritik der reinen Vernunft
Der transzendentalen Methodenlehre

Viertes Hauptstück
Die Geschichte der reinen Vernunft

Dieser Titel steht nur hier, um eine Stelle zu bezeichnen, die im System übrigbleibt, und künftig ausgefüllt werden muß. Ich begnüge mich, aus einem bloß transzendentalen Gesichtspunkte, nämlich der Natur der reinen Vernunft, einen flüchtigen Blick auf das Ganze der bisherigen Bearbeitungen derselben zu werfen, welches freilich meinem Auge zwar Gebäude, aber nur in Ruinen vorstellt.

Es ist merkwürdig genug, ob es gleich natürlicherweise nicht anders zugehen konnte, daß die Menschen im Kindesalter der Philosophie davon anfingen, wo wir jetzt lieber endigen möchten, nämlich, zuerst die Erkenntnis Gottes, und die Hoffnung oder wohl gar die Beschaffenheit einer anderen Welt zu studieren. ... [A853] [B 881]

 
 
 

Burada Yöntem hiç kuşkusuz Bilmenin Yöntemi olmalıdır. Ama Kant’ta Yöntem onun bütün bir Yöntem Öğretisinde ayrıntıl olarak gösterdiği gibi Bilmemenin Yöntemidir.

Hegel’de Kurgul Yöntem
Bilimselliğin ölçütü tanıtlanmışlıktır. Tanıtlamanın analitik bir sonu, tanıtlanmayan aksiyomatik ya da dolaysız bir temel öğesi yoktur. Bilginin içeriğinin kavram olması ölçüsünde, Hegel kavramın yöntemini kavramın kendisinin devimi olarak kavrar. Öznenin ve Tözün (Kavram ve Varlığın) bir olmaları ölçüsünde Yöntem ne Özneye, ne de Nesneye dışsal değil, tersine içseldir.

 
 

Duyusal Sezgi ve Entellektüel Sezgi;
Fenomenler ve Numenler

Kant insanda yalnızca duyusal sezginin bulunduğunu, entellektüel sezginin ise insandan başka ussal varlıklara özgü olduğunu düşünür. Birincisi fenomenler ile, ikincisi numenler ile ilişkilidir.

AUE [B 308]

Eğer numen ile duyusal sezgimizin nesnesi olmadığı ölçüde bir şeyi anlıyorsak, ve böylece onu sezme yolumuzu soyutluyorsak, o zaman bu olumsuz anlamda bir numendir. Ama numen ile duyusal olmayan sezginin bir nesnesini anlıyorsak, o zaman özel bir sezgi türünü, eş deyişle anlıksal sezgiyi varsaymış oluruz ki, bize özgü bir sezgi kipi değildir ve olanağını bile anlayamayız. Bu olumlu anlamda numen olacaktır.

Wenn wir unter Noumenon ein Ding verstehen, so fern es nicht Objekt unserer sinnlichen Anschauung ist, indem wir von unserer Anschauungsart desselben abstrahieren; so ist dieses ein Noumenon im negativen Verstande. Verstehen wir aber darunter ein Objekt einer nichtsinnlichen Anschauung, so nehmen wir eine besondere Anschauungsart an, nämlich die intellektuelle, die aber nicht die unsrige ist, von welcher wir auch die Möglichkeit nicht einsehen können, und das wäre das Noumenon in positiver Bedeutung. ... [B 308]
 

Kendinde-Şey

Kendinde-Şey durumunda sıradan bilinç ondan yapması beklendiği gibi bu kavramdan tüm belirlenimleri soyutlar, ve geriye salt bir soyutlama kalır. Ve bilmenin kavramsallaştırma olması ölçüsünde bu soyutlamada bilinecek hiçbirşey olmadığı için, sıradan bilinç kolayca kendinde-Şeyin bilinemez olduğuna karar verir. Gerçekte kendinde-Şey herşeyden önce bir soyutlama ile, bir olumsuzlama ile bağıntılıdır ve böylece dolaysızca kendinden daha çoğudur. "Şey" olma belirlenimini Kant'ın naiv mantığının göremediği bir yolda gerçekte bütünüyle somut olduğu için bir yana bırakarak onun yerine "Varlık" gibi eksiksiz soyutlamayı geçirsek bile, kendinde-Varlık yine kendi içine çekilmiş bir kavram olarak aynı ilişkisizliği, eş deyişle olumsuz ilişkiyi içerir ve belirlidir, belirlenim yüklüdür. Hegel "bunu bilmekten daha kolay birşey yoktur" der (Ans., § 44).

"Kendinde-Şey"in Şeyleri arasında herşey, giderek Özdek, Doğa, Tin ve Tanrı kavramları bile kapsanır. Ama doğal bilinç felsefi soyutlama karşısında kolayca yenik düşer ve bu tür "Şey"lerin kendilerinde bütünüyle somut olduklarını düşünmek hiç kuşkusuz onun doğallığının ötesindedir. Kendinde "Ruh," "Özdek," "Yasa," "Devim," "Devlet," "Kavram" vb. tümü de tikelliklerinden, böylece görgül belirlenimlerinden soyutlanmış evrensellerdir ve böyle kavramlar olarak ancak ve ancak ait oldukları dizgenin bütünü içerisinde ve dizgesel bağıntıları içerisinde bilinebilirler.

Jacobi kendinde-Şeye ilişkin olarak kolay bir sonuç çıkarır: Kendinde-Şeyin bizim üzeririmizde bir etkisi olamaz, çünkü nedensellik yalnızca görüngüler için geçerlidir. Fichte için "der Gedanke des 'Dinges an sich' ein Ungedanke" :: "Kendinde-Şey [düşüncesi] bir düşünce -olmayandır." Gene de tam tersi doğrudur ve kendinde-Şey bir düşünceden başka birşey değildir, çünkü bir soyutlamadır. Schelling kendinde-Şeyleri "Ideen in dem ewigen Erkenntnisart" :: "ilksiz-sonsuz bilgi türünde İdealar" olarak kabul eder. Rosenkranz: "Das sogenannte Ding an sich ist... ein bloßes Abstractum" :: "Sözde kendinde-Şey ... salt bir soyutlamadır," çünkü her şey belirliliği içinde varoluş taşır. (Bu alıntılar ve daha fazlası için bkz. Kaynak).

 

Görüngü

Varlığa Düşünce karar verir, çünkü Varlık duyusal birşey değil, bir deneyim olgusu değil, ama arı Düşüncedir. Varlık — sıradan bilincin sanısı ile karşıtlık içinde — hiç kuşkusuz Özdek değildir.

 

 
 

Öznel İdealizm Bilgiyi Yalnızca Görüngüye Sınırlar

Hegel, Wissenschaft der Logik (Ans.)

§ 45
Ek. ... — Dolaysız bilincimizin görgül bilgilerin içeriğini oluşturan nesnelerinin yalnızca görüngüler olarak anlaşılmasına gelince, bu da hiç kuşkusuz Kant Felsefesinin önemli sonuçlarından biri olarak görülmelidir. Sıradan (e.d. duyusal-anlaksal) bilinç için bildiği nesneler tekillikleri içinde bağımsız ve kendi üzerlerine dayanan şeyler olarak geçerlidir; ve kendilerini birbirleri ile bağıntılı ve birbirleri yoluyla koşullu olarak tanıtladıkları zaman, bu birbirlerine karşılıklı bağımlılıkları nesnelere dışsal olan ve özlerine ait olmayan bir durum olarak görülür. Buna karşı kuşkusuzca ileri sürülmelidir ki, dolaysızca bilinen nesneler yalnızca görüngülerdir, ya da bunlar varlıklarının zeminlerini kendi içlerinde değil ama bir başkasında taşırlar. Böylece sorun gelip bu başkasının nasıl belirlendiğine dayanır. Kant Felsefesine göre, bildiğimiz şeyler bizim için salt görüngülerdir, ve “kendinde”leri bizim için erişilmez bir öte-yan olarak kalır. Bilincimizin içeriğini oluşturan şeyleri salt “bizimkiler” olarak alan, salt bizim tarafımızdan koyulmuş birşey olarak alan bu öznel idealizme saf bilinç haklı olarak içerlemiştir. İşin gerçeği şudur: Dolaysızca bildiğimiz şeyler salt bizim için değil, ama kendilerinde de yalnızca görüngülerdir, ve böylece sonlu şeylerin gerçek belirlenimleri varlıklarının zeminini kendilerinde değil ama evrensel tanrısal İdeada taşıyor olmalarıdır. Şeyleri bu yolda alan görüş de eşit ölçüde idealizm olarak, ama gene de Eleştirel Felsefenin o öznel idealizminden ayrım içinde saltık İdealizm olarak belirtilmelidir; Saltık İdealizm, sıradan realist bilincin çok ötesinde olmasına karşın, gene de gerçekte yalnızca felsefenin bir iyeliği olarak görülmemelidir, tersine, belli bir düzeye dek tüm dinsel bilincin temelini oluşturur, çünkü bu bilinç de var olan herşeyin toplamını, genel olarak varolan Evreni, Tanrı tarafından yaratılıyor ve yönetiliyor olarak görür.

Wissenschaft der Logik (Enc.)

§ 45
Zusatz. ... — Was dann noch die Auffassung der den Inhalt der Erfahrungserkenntnis bildenden Gegenstände unseres unmittelbaren Bewußtseins als bloßer Erscheinungen anbetrifft, so ist dies jedenfalls als ein sehr wichtiges Resultat der Kantischen Philosophie zu betrachten. Dem gemeinen (d.h. dem sinnlich-verständigen) Bewußtsein gelten die Gegenstände, von denen er weiß, in ihrer Vereinzelung als selbständig und auf sich beruhend, und indem dieselben sich als aufeinander bezogen und durch einander bedingt erweisen, so wird diese gegenseitige Abhängigkeit derselben voneinander als etwas den Gegenständen Äußerliches und nicht zu ihrem Wesen Gehöriges betrachtet. Dagegen muß nun allerdings behauptet werden, daß die Gegenstände, von denen wir unmittelbar wissen, bloße Erscheinungen sind, d.h. daß dieselben den Grund ihres Seins nicht in sich selbst, sondern in einem Anderen haben. Dabei kommt es dann aber weiter darauf an, wie dieses Andere bestimmt wird. Nach der Kantischen Philosophie sind die Dinge, von denen wir wissen, nur Erscheinungen für uns, und das Ansich derselben bleibt für uns ein uns unzugängliches Jenseits. An diesem subjektiven Idealismus, wonach dasjenige, was den Inhalt unseres Bewußtseins bildet, ein nur Unsriges, nur durch uns Gesetztes ist, hat das unbefangene Bewußtsein mit Recht Anstoß genommen. Das wahre Verhältnis ist in der Tat dieses, daß die Dinge, von denen wir unmittelbar wissen, nicht nur für uns, sondern an sich bloße Erscheinungen sind und daß dieses die eigene Bestimmung der hiermit endlichen Dinge ist, den Grund ihres Seins nicht in sich selbst, sondern in der allgemeinen göttlichen Idee zu haben. Diese Auffassung der Dinge ist dann gleichfalls als Idealismus, jedoch im Unterschied von jenem subjektiven Idealismus der kritischen Philosophie als absoluter Idealismus zu bezeichnen, welcher absolute Idealismus, obschon über das gemein realistische Bewußtsein hinausgehend, doch der Sache nach so wenig bloß als ein Eigentum der Philosophie zu betrachten ist, daß derselbe vielmehr die Grundlage alles religiösen Bewußtseins bildet, insofern nämlich auch dieses den Inbegriff alles dessen, was da ist, überhaupt die vorhandene Welt, als von Gott erschaffen und regiert betrachtet.

Hegel'in kendisi antikçağ kuşkuculuğunu modern kuşkuculuk ile karşılaştırmasında antik kuşkuculuğun Görüngüden kuşku duyarken, modern kuşkuculuğun düşünceden kuşku duyduğunu belirtir.

Görüngünün olumsuzlanması mitolojik bilincin de temel belirlenimidir. Bu bilinç için salt bir doğa olayı, salt bir Görüngü varlığını kendisinde değil ama kendisinden başka birşeyde, bir mitte taşır.

Görüngü ön-Sokratikler tarafından gerçek varlık olmayan bir doxa nesnesi olarak, öznel olarak kabul edilir. Gerçek Varlığı, Görüngünün Özünü salt düşünce yoluyla arama çabası henüz arı Kavrama ulaşamamış olsa da Thales ile başlar.

Zenon da tıpkı Kant gibi görüngünün öznel olduğunu ileri sürüyor, ama Kant'ın tersine onu insan Bilgisi ile özdeşleştirmiyor, Bilginin görüngüsel olmadığı ve düşünce yoluyla olanaklı olduğu vargısını çıkarıyordu.

 
 

Bireşim (Sentez)
Bireşim anlatımı Kavramın diyalektiğini anlatmak için uygun değildir, çünkü birbirlerinden ayrı iken de belirlenimlerini yitirmeyen öğelerin salt dışsal birlikteliklerini anlatır. Bu düzeye dek, Tez, Anittez ve Sentez üçlemesi Hegel'in yöntemini anlatmak için bütünüyle uygunsuzdur ve kendisi Fichte'de görülen bu dışsal formülasyonu hiçbir zaman kullanmış değildir.

Hegel, Mantık Bilimi (Büyük)
Genel Olarak Kavram

... Bireşim yine kolayca dışsal bir birlik tasarımına ve kendinde ve kendi için ayrı olan şeylerin salt bileşimine götürür.

Wissenschaft der Logik
Vom Begriff im Allgemeinen

... Synthesis leitet leicht wieder zur Vorstellung einer äußerlichen Einheit, und bloßen Verbindung von solchen, die an und für sich getrennt sind.

Kavram ve İçerik
Kant Kavramların diyalektik bağıntısını görmesine karşın bu ilişkinin doğası üzerine düşünmeden geçer ve çelişki olarak gördüğü şeyi kavramın gerçeği ve bilginni olanağı olarak değil, ama yalnızca usun güçsüzlüğünün bir anlatımı olarak alır. Bu birliği kavramın içeriği bağlamında da görmez, çünkü Kavramın bilgi üretici olmasını onun ancak duyusal sezgiden gelen ıvır zıvır görgül içerik tarafından doldurulması koşuluna bağlar.

 

 

 

 

 

 

 
 

 

Arı Usun Eleştirisi’ne
Sunuş

AZİZ YARDIMLI

Felsefe tarihçileri bir kural olarak Kant’ın yaşamı ve kişiliği ile felsefi başarımı arasında bir uyumsuzluk olduğu kanısını vurgularlar. Yaşamı öylesine renksiz ve öylesine tekdüzedir ki, herhangi bir idealist pırıltıdan yoksun bu kişilikte bir felsefe dehasının çiçeklenmiş olması tüm beklentiyi aşar. Ve felsefe üzerinde yoğunlaşması öylesine yavaş ve geç olmuştur ki, başlıca gökbilim, fizik, matematik gibi ilgilerle yoğrulmuş bir kafada gerçek bir kurgul düşünce tininin nasıl mayalanmış olduğunu anlamak güçtür. Kant 1871’de Kritik der reinen Vernunft’u yayımladığı zaman 57 yaşındaydı. On yıllık bir meditasyonun ürünü olan yapıt daha başından başlayarak ve tüm bu süre boyunca her zaman üç ay içinde yayımlanacağı inancına karşın büyüdükçe büyüdü, tüm felsefi temalar Ding an sich karşısında yeniden hizaya çekilip ayarlandı, tümce içerisine tümceler yığıldı, başlangıçta göreli olarak yalın olmuş olabilecek anlatımlar altüst edildi ve sonuçta bütün bir yapı gotik bir ton içersinde düzensiz bir düzene yoğruldu. İlkin Duyarlığın ve Usun Sınırları [Der Grenzen der Sinnlichkeit und der Vernunft] başlığı altında çıkması tasarlanan çalışma Kant’ın sunuş kaygıları nedeniyle birçok ertelemeden sonra yeni adıyla son dört ay gibi kısa bir süre içinde yayıma hazırlanarak 226 yıl önce basıldı (1781 — bu çeviride ‘A’ metni).

Kant anlaşılırlık konusunda duyduğu kaygılarda hiç kuşkusuz haklıydı. İlk yayım tutucu ve mızmız bir tepkiyle karşılandı. Durumu biraz olsun düzeltebilmek için yapıtın bir özlüleştirilmesi olarak yazdığı Prolegomena’ya (1783) ve AUE’nin gözden geçirilmiş ve yer yer yeniden yazılmış ikinci yayımına karşın (1787 — bu çeviride ‘B’ metni), metin felsefe tarihinde okunması en güç olanlardan biri ve en az sağın olanı olmaktan kurtulamadı; ve gene de felsefe tarihinin en etkili çalışmalarından biri oldu.

Daha 1799’da yapıtın beşinci basımı çıktı, ve evrensel bir tanınmışlığın vereceği mutluluk hiç kuşkusuz yaşlı Kant’ın yapıtına güveninin pekişmesi için gereksindiği tek şeydi. Kısa bir süre içinde yazdığı bir dizi kitapta salt kendi uğruna bile araştırmaya değer bir felsefi ekin yarattı ve özellikle kılgısal felsefede birer öğüt havasıyla da dolu yazıları Protestan ekinde güçlü bir onay buldu. Kant’ın Almanya’nın Aydınlanması ile bağlanması geleneksel Alman ussalcılığına ters düşen kuramsal kuşkuculuğundan çok bu törel yazılarında duyunç özgürlüğü ve katı ödev tini üzerine getirdiği vurguya bağlıdır:

Törellik us üzerine dayanmalıdır. Bu anlayış Alman ve bir bütün olarak Protestan ekin alanı üzerinde Reformasyonun us düşmanı eğilimlerini de dengeleyici oldu (Luther: ‘İnanç tüm us, duyu ve anlağı ayaklar altında ezmelidir’; ‘İnancın başladığı yere ulaştığımızda, usu kör etmeyi öğrenmeliyiz’; ‘Us aldatılmalı, köreltilmeli, ve yokedilmelidir.’—Aktarmalar Kaufmann’dan). Kant’ın genç Germanik bilincin şekillenmesindeki katkısının düzeyini tam olarak saptamak olanaksız olsa da, o da kendisinden sonra gelen Fichte ve Hegel gibi felsefeyi salt bir akademik ilgi konusu olarak görmedi, tersine onu ekin oluşturucu bir güç olarak kullandı ve bu konuda belki de umabileceğinden çok daha etkili oldu. Kant kurgul Usa yadsıdığı özgürlüğü kılgın Us için koşulsuzca onayladığından, onu Aydınlanmanın Almanya’da ‘en önde gelen temsilcisi’ olarak görmek doğaldır. Bir yandan doğa bilimini Hume’un hiçbir nedensellik tanımayan görgücülüğünden kurtararak onun Us üzerine temellendirilmesini sağlama bağladığına inanırken (hiç kuşkusuz eleştirel felsefesinin ancak görüngünün bilimine izin verebileceği anımsanmalıdır), öte yandan inanca da bir yer bırakarak bugün bile ılımlı modern felsefe okurunun duygudaşlığını kazanan bir tutum geliştirdi.

Ama gene de Kant’ın felsefesinin tüm değer ve imlemini ancak daha sonra onu izleyen Alman idealistleri — Fichte, Schelling ve Hegel — tarafından oluşturulan bir bütünün parçası olarak kazandığını görmek güç değildir, ve onun çığır açan bir filozof olduğu yolundaki yaygın kanı bu bağlamda anlamlıdır. Çalışmasında tam olarak olduğu gibi onaylanan tek bir bölümün bile olmamasına karşın, Kant’ı izleyen dönemde felsefe modern Almanya’da neredeyse antik Yunanistan’daki altın çağını anımsatan ussalcı bir gelişim evresi yaşadı. Büyük bir öncü değerini her zaman ona gereksinen ve ondan yararlanabilecek bir ekine borçludur, ve bireysel felsefeci evrensel usun özbilincine katkılarının değerini yalnızca onu anlayabilen bir kamuoyunun yargısında ve onun kavramını geliştiren yeni kuşakların tininde kazanır. Kant hiç kuşkusuz felsefenin geleceği açısından engin bir kapı açmakta olduğunu biliyordu. Ve modern Avrupa felsefe tarihinde yeni bir çığır açan büyük 18. yüzyıl filozofu olarak görülmesi ne olursa olsun yalnızca düşünceye David Hume’un kuşkuculuğu tarafından kapatılan kapının yeniden açılmasına değil, yalnızca benzersiz bir felsefi atılım zemini hazırlamış olmasına değil, ama insan varoluşunu (ve yokoluşunu) ilgilendiren biricik bilme çabası olarak felsefenin çok ciddi bir sorun olduğunu, giderek insanlık yazgısı açısından başka hiçbir anlak bilimiyle karşılaştırmayacak denli dirimsel ve saltık değerde olduğunu vurgulamasına bağlıdır.

Arı Usun Eleştirisi gerçek bir kurgul felsefe çalışması olmasına karşın, tüm felsefeyi bir kendinde şey soyutlamasına uyarlama ve böylece salt öznel olarak yapılaştırma girişimi tarafından soğrulmuştur. Yapıtın sunuluş biçimini olduğu gibi içeriğini de çıkmaza düşüren sorun buradan kaynaklanır — görgücülükten köken almaya çabalayan bir kurguculuk. Onunki olanaksız bir tutumdur, ve böyle bir gerilimi giderme isteği yazarını daha önce hiçbir felsefecinin denememiş olduğu girişimlere ve tuhaf bir terminolojik dizgeye götürmüştür (örneğin, arı anlağın şematizmi — kategorinin görüngüye uygulanışında aracılık, mantıksal işlemlerde imgelemin rolü, kavramların ne yerden ne de gökten (= ne nesnelerden ne de başka kavramlardan) ama aşkınsal tümdengelimi — [bir nesnenin ancak kavramlar aracılığıyla düşünülebildiğini tanıtlayabilirsek, bu onların yeterli bir çıkarsaması ve nesnel geçerliklerinin aklanması olacaktır. Tümdengelim arı anlak kavramlarının (ve onlarla birlikte tüm kuramsal a priori bilginin) deneyimin olanağının ilkeleri olarak betimlemesidir — ilkeler burada genel olarak uzay ve zamandaki görüngülerin belirlenimi olarak alınmak üzere).

Bir çıkarsamanın özsel olarak tanıtlama olması gerektiğinden, yalnızca arı anlak kavramlarının çıkarsamasının kendisi değil, ama bütün bir çalışma tanıtlamadan yoksundur, çünkü felsefi tanıtlama kavramsal çıkarsama iken, Kant için salt biçimsel olan arı kavramın söylemeye gerek yok ki hiçbir içeriği yoktur — ve içerik ile sezilebilir ‘nesne’yi anladığı ölçüde, bir ideanın ya da kavramın böyle görgül bir içeriğinin olmadığına üzülmek anlamsızdır. Kant yalnızca ‘ileri sürmekte,’ ve her nedense felsefi tanıtlama yoksunluğunu kabullenmiş görünmektedir. Ama bu noktada bile Kant’ın kurgul tini kendini gösterir, ve usun saltıklığını çürütmeyi amaçlayan tüm çabalarına karşın, ironik olarak, kavramın doğasının ilk ve tam belirtik modern formülasyonu—biraz aşağıda aktaracağımız gibi — yine ondan gelmiştir. Gene de Kant usu çelişkiyi çözemeyen salt eytişimsel us olarak görmede, yalnızca çatışkılar üreten ve bunları aşamayan ve her aşma girişiminde deneyimin sınırlarını çiğneyerek çelişkilere düşen doğal bir metafizik eğilimi olarak görmede direttiği için, bu buluşunun değerini yine kendisi kendisinden gizlemiştir.

Kant’ın eleştirel felsefesinin çatışkılara düşen düşünceye sağladığı kolaylık öylesine çekiciydi ki, birbirleri ile bağdaşmayan sayısız görüşü ve giderek kimi görgül bilim dallarındaki araştırmacılığı bile salt insan bilgisini sınırlamaları zemininde ‘Kantçılık’ olarak adlandırmak gelenek oldu. Arı Usun Eleştirisi’nin karmaşıklığı fizyolojiden fiziğe, ruhbilimden toplumbilime dek çeşitli görgül araştırma alanlarına, ve realizmden göreciliğe dek eşit ölçüde çeşitli felsefi düşünme boyutlarına aşkınsal felsefenin mantıksal süreçleri arasında kendilerine de izleyecek birer yol bulma olanağı verdi. Böylece modern düşünce eleştirel felsefenin sağladığı sınırlı düzlemde hemen hemen önündeki tüm mantıksal olanakları kullandı, sınadı, ve bir yana attı. Herşeye karşın, tüm bu girişimler özsel olarak çeşitli önyargılar üzerine dayanan araştırma inceleme tutumlarını geçerli birer akademik konum olarak sunmaya çalışan denemeler olmaktan öteye geçemediler. Yeni-Kantçıları bir ‘Yeni-’ öneki altına toplayan ortaklık öğesi bir biçimcilikten daha çoğu olmadı. Zaman zaman sözü edilen Zurück nach Kant (1865) belgisi olguculuktan olduğu gibi kurgul düşünceden kaçışı da anlatan bir tepkiden çoğunu anlatmaz.

İngiliz analitik felsefe geleneğine gelince, evrensel usa değil ama salt yerel bir usa bağlı olmakla, bunlar Kant’ın modern Avrupa felsefesi için ve bütün bir dünya felsefeciliği için neyi imlediğini anlayamamışlar ve Locke, Hume ve Berkeley’in görgücülüğüne bağlılıkta direten modern inakçılar olarak Kant’ta neyin Kant olduğunu görememişlerdir. Kant’ın felsefesi, tüm kuşkucu örtüsüne karşın, ve bütünüyle açıkta yatan kaçınılmaz öznelciliğine karşın, analitik bir kötüye kullanımına izin vermeyecek denli ussal, ve görgücü her yaklaşıma direnecek denli kurguldur. Kant ne denli karşıt görüşte diretmiş olsa da, felsefesindeki en verimsiz etki Hume’dan gelendir; ya da, yine aynı şey, eğer felsefesinde değersiz, anlamsız ya da üstelik tuhaf yanlar varsa, yalnızca bunlar analitik felsefenin kullanımına açık olanlardır. Bu yüzden, bu sayfayı lekeleme pahasına da olsa, Bertrand Russell’dan Kant’ın eleştirel felsefesinin modern analitik felsefenin perspektifinden nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlatacak bir alıntı yapabiliriz: ‘Hume, by criticism of the concept of causality, awakened him from his dogmatic slumbers so at least he says [Prolegomena’da], but the awakening was only temporary, he soon invented a soporific which enabled him to sleep again.’ [Hume, nedensellik kavramını eleştirisi yoluyla, Kant’ı — hiç olmazsa kendisinin dediği gibi — inakçı uyuklamalarından uyandırdı; ama uyanma yalnızca geçiciydi ve çok geçmeden yeniden uyumasını sağlayan bir uyutucu icadetti] — Hist. of West. Phil. 1981, s. 678.

Kant’ın eleştirel dönem çalışmaları sırasında yaptığı buluşlardan biri, ve onu izleyen kurgul felsefe girişiminin yazgısı açısından hiç kuşkusuz birincil önemde olanı, eytişim üzerine ilki Arı Usun Eleştirisi’nde ve ikincisi Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde görünen şu sözlerdir: “İkinci olarak, her bir sınıfta kategorilerin her durumda eşit sayıda, e.d. üç olmaları, kavramlar yoluyla tüm a priori bölümlemenin zorunlu olarak ikili olması karşısında üzerine düşünülmesi gereken bir noktadır. Ama yine eklemek gerek ki her durumda üçüncü kategori ikincinin kendi sınıfındaki birinci ile birleşmesinden doğar” [B 110]. (Bkz. bu kitapta s. 132, § 11.) Bu satırların hemen üstünde Kant ‘yargı modeli’ üzerine kurduğu ve yalnızca 12 kategori içeren tablosunun ussal bilginin bilimsel biçimini ilgilendiren ve önemli sonuçlar getirebilecek  kimi ince irdeleme noktalarından söz eder. Gerçekten de Hegel’in yeterince açık bir anlatım verdiği kurgul yöntem ile tanışık olanlar daha sonra saptanan bu sonuçların önemini bilmektedirler.

Ve Yargı Yetisinin Eleştirisi’ne Girişte son dipnottan aktarırsak: “Arı felsefede bölümlemelerimin hemen her zaman üçlü olması biraz tuhaf görülmüştür. Ama bu sorunun doğasına bağlıdır. Eğer bir bölme a priori olacaksa, ya çelişki ilkesine göre analitik olmalıdır ki, bu durumda her zaman ikili olacaktır, (quodlibet ens est aut A aut non A), ya da sentetik; ve eğer ikinci durumda a priori kavramlardan türetilecekse (matematikte olduğu gibi kavrama karşılık düşen a priori sezgiden değil), o zaman bölme sentetik bir birliğin gerektirdiği gibi zorunlu olarak bir üçlü olmalıdır: 1. bir koşul, 2. bir koşullu, ve 3. koşullunun koşulu ile birliğinden doğan kavram.”

Daha sonra Fichte’de belirtik olarak kullanılmasına karşın, Hegel’in büyük bir olasılıkla Kant’ın pek göze çarpmamış olan yukarıdaki satırlarından öğrenmiş olabileceği bu bilgi parçası kurgul yöntemin duru bir formülasyonudur. Çelişki ilkesine göre ikili bölümlemenin ya da yalın bir çözümlemenin — ki her doğal us bu yalın olguyu kavrar—, ya da bu yalın eytişimsel kıpının Spinoza’nın tüm belirleme olumsuzlamadır ilkesinin bir başka formülasyonu olduğunu bilince çıkarmak güç değildir. Ama nasıl Kant bu yalın mantıksal aygıtın tüm gücünü ve değerini dolaysızca kavramamışsa, sonraki felsefi düşünce de Logosun, Mantığın bengi doğasının anlatımı olan bu formülasyonu tüm imlemi içinde kavramaya ancak olağanüstü bir emekle, ancak dışsal tarihi ya da Zaman içinde erişmiştir. Us ideal doğasını hiç kuşkusuz her zaman ortaya serer; ama önemli olan nokta bu kendine örtük belirişinde özbilincine ulaşmasıdır.

Bu bakımdan Kant’ın çalışmasının felsefe tarihi için tüm değeri onu herhangi bir görgül boyuta çekiştirmeye çalışanların amaçlarında değil, ama onu izleyen Alman idealistlerinin dizgelerine özümsenen kurgul tözünde yatar. Usun kurgul alana girmesini önleyecek sınır polisi olması amaçlanan Eleştiri, ironik olarak, modern felsefi bilince en anlamlı ortaklaşa katkıyı üreten bu idealist filozofların kurgul çabalarının vazgeçilmez öncülü olmuştur. Ding an sich ve zorunlu olarak ona eşlik eden ya da yine onun olumsuz anlatımı salt fenomenal nesne  çoktandır usun bilme tutkusunun ve kurgul mantığın önünde dayanabilecek engeller olmadıklarını göstermişlerdir. Ve ancak bu bakış açısındandır ki Arı Usun Eleştirisi felsefi düşünceyi ön Sokratiklerin de gerisine götüren bir bilmeme sevgisinin ya da misolojinin temsilcisi olarak değil, tersine, insan varoluşunun anlamını us yoluyla kavramaya çalışan ve bu bağlamda insan sorununun çözümüne — erdeme — moral yasa yoluyla ulaşmayı öğütleyen bir düşünce kahramanın yapıtı olarak görülebilir. Ve Kant’ın istediği de bundan başkası değildi.

 

Aziz Yardımlı
Fenerbahçe, 29 Ekim 1993

 


Previous

Aziz Yardımlı 2007 Mantık Bilimi İdea Yayınevi

Previous