ideayayınevi

www.ideayayinevi.com


HEIDEGGER
"V
ARLIK VE ZAMAN" İÇİN SÖZLÜK

 

 

abfinden: uzlaşmak, anlaşmak

Abgeschlossenheit: tamamlanmışlık

Abkünftig: türevsel

Ableben: vefat

Ableitung: çıkarsama

Abstand: aralık; uzaklık

Abständigkeit: uzaktalık

Absturz: dalış

Abträglichkeit: zararlılık

Abwesenheit: bulunmayış, yokluk

adaeqatio: benzeşme

Affekt: heyecan

Aktionsart: eylem türleri

Alltäglichkeit: gündeliklik

Analytik: analitik

Andere, der: Başkası

Angabe, angeben: atama, atamak

Angänglichkeit: ilgilendirilebilirlik

Angewiesenheit: boyun eğmişlik

Angst: endişe

Anhalt: destek

anhalten: diretmek

Anruf: seslenme (başvuru)

anschauen: sezmek; seyretmek

Anschauung: sezgi

An-sich-sein: kendinde-Varlık

Antrieb: itki

Anvisieren: göz dikmek

anweisen, Angewiesenheit: boyun eğ­mek, boyun eğiş

Anwesenheit: bulunuş

anzeigen: belirtmek, göstermek

apodiktisch: tanıtlı, zorunlu

apophantisch: apofantik

aufdecken: ortaya sermek, açığa çıkarmak

Aufdringlichkeit: usandırıcılık

Aufenthalt: kalış

Aufenthaltslosigkeit: kalacak-yersizlik

Auffälligkeit: göze-çarparlık

aufgeben: vazgeçmek

aufgehen: soğrulmak; ortaya çıkmak, doğmak

aufhalten: alıkoymak (‘wohnen’ değil)

aufheben: ortadan kaldırmak, yoketmek  ve saklamak

aufrufen: çağırmak

Aufsässigkeit: dikbaşlılık

aufschließen: ortaya sermek

Aufschluß: bilgilendirme, aydınlatma

Auf-sich-zu: kendine-doğru

aufweisen: sergilemek, göstermek

Aufweisung: sergileme

Aufzählung: sıralama

Aufzeigen: gösterme

Augenblick: kıpı, ‘görsel’ kıpı

Ausdehnung: uzam (extensio)

Ausdruck: anlatım (ausdruck: anlatmak)

Ausdrücklich: belirtik

auseinanderlegen: ayrıştırmak, çözümlemek

Ausgelegtheit: yorumlanmışlık

ausgerichtet: yönlendirilmiş

auszeichnen: ayırdetmek

Auslegung: yorumlama, ortaya serme

ausliefern: teslim etmek

ausrichten: yönlendirmek

Ausruf: haykırma

Aussage: önesürüm

aussagen: önesürmek

Aussagesatz: bildirim

Aussein: dışarda-Varlık

Aussersichsein: kendi-dışında-Varlık

aussprechen: anlatmak, bildirmek

Ausstand: dışarda-duran

ausweisen: kanıtlamak

auszeichnen: ayırdetmek

 

Bangigkeit: yüreksizlik

Bedeutsamkeit: imlemlilik

Bedeutung: imlem

Bedrohung: gözdağı

Befindlichkeit: ruhsal durum

Befragte, das: sorulan, kendisine, sorgulanan (varolan-şey)

befreien: özgürleştirmek

begegnen: karşılaşmak

Begegnis: raslantı, karşılaşma

Begriff: kavram

behalten: saklı tutmak

beharrlich: kalıcı

Beharrlichkeit: kalıcılık

Bei: ortasında

benommen sein: sersemlemek

besagen: demek, -e denk düşmek

Beschaffenheit yapı, doğa, nitelik vb.

Besorgen: tasa

Besorgnis: tasalılık

besprechen: tartışmak

Bestand: kapsam, içerik

Beständigkeit: süreklilik

bestehen: sürmek

bestimmen: belirlemek

Bestimmung: belirlenim

bevorstehen: yaklaşmakta olmak (‘önünde durmak’)

bewahren: saklamak, korumak

Bewandtnis: ilgililik

Bewegtheit: devinirlik

Beweis: tanıt, tanıtlama

Bewenden: ilgi

Bewendenlassen: ilgili olmaya bırakma (şeyleri)

Beziehung: bağıntı

Bild: resim, imge

bleibend: kalıcı

 

Charakteristik: betimleme, niteleme, karakterizasyon

 

  

Da: ‘Orası’

dabei: orada ortasında

dagewesen: orada-olmuş-olma

damals: o sırada

damals, als ...: ...diği sırada

dann: sonra

dann, wann ...:  ...diği zaman; ...diğinde

darauf: ona, onun üzerine

Dasein, Da-sein: oradaki-Varlık, oradaki-varlık

Daß es ist: Ki vardır

Daß- und Sosein: ‘genel olarak olma’ ve ‘öyle olma’

daseinsmässig: oradaki-Varlık karakterindeki

Datierbarkeit: tarihlendirilebilirlik

Datierung: tarihlendirme

Dauer: süre

Dazu, das: onun için, buna

demonstrieren: belgitlemek (tanıtlamak değil)

dienen: hizmet etmek

Ding: Şey

Dort, das: şurası (‘da’dan daha uzak)

dorther: şuradan

dorthin: şuraya

Drang: dürtü

Dreingabe: eklenti

Durchschnittlichkeit: sıradanlık

durchsichtig: saydam

 

echt, Echtheit: gerçek, gerçeklik (düzmece ile karşıtlık içinde)

Ehrfurcht: hürmet

eigen: kendinin, öz

Eigenschaft: özellik

Eigenständig: bağımsız

eigentlich, Eigentlichkeit: asıl, asıllık.

Eindeutigkeit: ikircimsizlik

Einebnung: düzleştirme

Einfühlung: empati, tek-duygu

einheitlich: birleşik, birimsel, türdeş, biçimdeş

einräumen: yer açmak

Einrichtung: düzenleme

ekstase, ¤kstatikñn: (bkz. Entrückung)

ekstatisch: ekstatik, dışarda duran, dışsal; ekstase; ¤kstasiw :: ‘dışarıda durma.’

Ende: son

enden: sonlanmak

endlos: sonsuz

entdecken: açığa çıkarmak

Entdecktheit: açığa çıkarılmışlık

entfernen: uzak[sız]laştırmak

Entferntheit: uzaklık

Entfernung: uzak[sız]laştırma

Enthüllen: ortaya sermek, üstünü açmak

entlastet: üstünden atmak

entfremden: yabancılaş[tır]mak

enthalten: kapsamak

entrücken: götürmek; kendinden geçmek

Entrückung: götürülme; esrime

Entschlossenheit: kararlılık

entschließen: karar vermek

Entschluß: karar

entspringen: doğmak, kaynaklanmak; sıçramak

entwwerfen: tasarlamak

Entwurf: tasar

Erbauung: ahlaksal yükselme

Ereignis: olay, olan biten

erfahren: deneyimlemek

Erfahrung: deneyim

Erfahrungstatsache: deneyim-olgusu, görgül olgu

erfassen: ayrımsamak; kavramak

Erfragte, das: sorgulanarak bulunacak olan (Varlığın anlamı)

Erfragte: sorularak saptanan

ergreifen: kavramak

erinnern: anımsamak (‘içselleştirmek’)

erkennen: bilmek

Erlebniss: yaşantı

erledigen: tamamlamak, bitirmek

errechnen: hesap yapmak, hesaplamak

erscheinen: görünmek

Erscheinung: görüngü

erschließen: açığa sermek

Erschließung: açığa serme

Erschlossenheit: açığa serilmişlik

Erschrecken: dehşet

Erstrecktheit: uzatılmışlık

Erstreckung: uzama, sürme, uzanış

erwarten: beklemek

erweisen: göstermek, belgitlemek

es geht ... um ... : önemli olma; ... İçin önemli olan ... (MR: ‘— is an issue for ...’)

es gibt: (o) vardır

Essenz: öz

etwas als etwas: birşey olarak birşey

existent: varolan

Existenz: varoluş

Existenzial: varoluşsal (birşey)

Existenzialität: varoluşsallık

existenziell, existentiell: varolma-ilgili (= ontisch)  (varolan-şey olarak görülen belirli-Varlık ile ilgili)

extensio sine figura vel motu: beti ya da devim olmaksızın uzam

extensio: uzam (Ausdehnung)

 

faktisch: olgusal (olarak)

Faktizität: olgusallık

Faktum: olgu

Fehlen: yokluk, bulunmama, olmama

Ferne: ıraklık

festhalten: sıkı tutmak, sarılmak

Fragestellung: soru formüle etme

freigeben: özgürleştirme

Freilegung: ortaya serme

fundiert: temellendirilmiş (=koyulmuş, ikincil, türevsel)

Furcht: korku

Fürsorge: esirgeme (tasanın varoluşsal kipi)

 

ganz: bütün

Ganzheit: bütünlük

Ganzsein: bütün-Varlık

Ganzseinkönnen: bütün-Olabilme

Gefragte, das: hakkında sorulan (Varlık)

Gefühl: duygu

Gegend: bölge

Gegenstand: nesne

Gegenwart: Şimdi 

gegenwartig: şimdiki

gegenwärtigen: şimdikileştirmek

Gehalt: içerik

gehalten: tutulan

gelichtet: açılmış; aydınlatılmış

genuin: gerçek (düzmece ile karşıtlık içinde)

Gerede: boş konuşma

Gesagtsein: söylenme

geschehen: olmak; (tarihsel olarak) olmak

Geschehen: olay, olaylar; tarihsel olaylar

Geschichte: tarih

geschichtlich: tarihsel

Geschichtlichkeit: tarihsellik

Geschick: talih

Gestalt: şekil

gestimmt ist: bir ruh durumuna girmiştir

Gestimmtheit: bir ruh durumunda oluş

Gestimmtsein: bir ruh durumunda olma

gewärtigen: beklemek

Gewärtigen: beklemede olma

Gewesen: olmuş olma; (die gewesene :: olmuş olan; gewesende :: olmuş olmakta olan)

Gewesenheit: Olmuşluk, Geçmiş (zaman)

Gewissen: duyunç

Gewißheit: pekinlik

Geworfenheit: fırlatılmışlık

gleichgültig: ilgisiz (indifferent: ayrımsız)

Gleichmut: soğukkanlılık

gleichursprünglich: eş-kökensel

gliedern: eklemlemek, bölmek

Grenzsituation: sınır-durum

Grund: temel, zemin

Grundsein: temel-olma

Grundverfassung: temel durum, temel yapılanış

gültig: geçerli

 

Hand: el; zur Hand: ele;

Handeln: eylemde bulunmak

Handlichkeit: kullanışlılık

Hang: düşkünlük

hantieren: elle çalışmak, elişi yapmak

Haufen: yığın

hellsichtig: açık bir görüş edinmek

Hermeneutik: hermeneutik

hervorbringen: ortaya çıkarmak, üretmek

Hierhin: buraya

Hingabe: adanmışlık

Hingehörigkeit: bir-yere-aitlik

Hinhören: kulak verme

Hin-zu: ona-doğru

Historie: tarih bilimi

historisch: tarih-bilimsel

Historizität: tarih bilimsellik

Hoffnung: umut

hören: işitmek

horchen: kulak vermek, dinlemek

Hörensagen: söylenti

Horizont: çevren

horizontal: çevrensel

 

Ich: Ben

Ichheit: Benlik

Ich-Hier: buradaki ben

identisch: özdeş

Illusion: yanılsama

Impuls: dürtü

in, innan: içinde

In-der-Welt-sein: dünyadaki-Varlık

Index: gösterge

Indifferenz: ayrımsızlık

Innensein: içerdeki-Varlık

İnnerweltlich: dünya-içinde

Innerzeitigkeit: zaman-içindelik

In-Sein: içinde-Varlık

Interpretation: yorum

Inwendigkeit: içerdelik

 

Jemeinigkeit: benimkilik

Jenseits: öte-dünya

jetzt, da ...: şimdi ... iken

jeweilig: o sıradaki

 

kennen: tanımak, tanışık olmak, bilmek

kenntlich: tanınabilir

Kenntnis: tanışıklık

kategoriale: kategorisel; ‘kategorisch’ değil

Konstitution: yapılanış

Konstruktion: kurgulama

Korrelation: bağlılaşım

 

Lage bzw. Situation: konum

laufen: yol almak (‘koşmak’)

Leben: yaşam

Leitfaden: ipucu

Licht: ışık

lichten: açmak (temizlemek)

Lichtung: açıklık, ağaçlık alan (bkz. lumen naturale)

Logos: logos

 

Man, das: insan

Mangel: eksiklik

Mannigfaltigkeit: çokluk

meinen: demek istemek, imlemek

Meinung: sanı, görüş

Melden: duyurma

Mißmut: can sıkıntısı

Mitdasein: birlikte-oradaki-Varlık

Miteinander: birbiri-ile-birliktelik

Miteinandersein: birbiri-ile-birlikte-Varlık

Mitsein: birlikte-Varlık

mitteilen: iletmek

Mitteilung: iletişim

Mitwelt: ile-dünya, birlikte-dünya

Modifikation: değişki

Modus: kip

Moment: kıpı, ‘görüş’ kıpısı

Motiv: güdü

 

nacheinander: ardışık, birbiri ardına

Nachredens: arkadan-konuşma, karalama

Nachsicht: hoşgörme; bkz. Umsicht

Nachsprechen: yeniden-söyleme

Nachweis: belgitleme

Nähe: yakınlık

Näherung: yakınlaştırma

Nebeneinander: yanyanalık

Neugier: merak

Nichtmehrdasein: bundan-böyle-orada-olmayan-Varlık

Noch-nicht-jetzt: ‘şimdi henüz değil’

noetik: düşünsel

nur noch: henüz ancak, ancak

 

ontisch: varlıksal (Varlık ile değil ama pozitif bilimlerin ‘varolan-şey’leri ile ilgili [11]);  (varoluş-ilintili olarak, e.d. varlıksal [13])

ontologisch: varlıkbilimsel (metinde ‘va­rolan-şey’ ile olmaktan çok lVarlık ile ilgili)

Öffentlichkeit: kamusallık

 

Phänomen: fenomen

Pharisäismus: Ferisilik; ikiyüzlülük

Privation, privative: yoksunluk, yoksunluklu

Punk: nokta

 

Raum: uzay

Reden: söylem, konuşma

Ruf: çağrı

Rücksicht: gözetme; bkz. Umsicht

 

sachliche: nesnel

Schein: görünüş

Scheu: çekingenlik

Schicksal: yazgı

Schüchternheit: ürkeklik

Seiende, das: varolan-şey

Sein bei: ortasında Varlık

Sein zum Ende: sona-doğru-Varlık

Seinsstand: varlık-duruşu

Sein-zum-Ende: ölüme-doğru-Varlık

selbig: kendi-gibi

selbst: kendi

Selbstheit: kendilik

Selbstsein: Kendi-Olma, Kendinin-Varlığı

Selbstständigkeit: kendinde-süreklilik, bağımsızlık, özerklik (bkz. süreklilik)

Sichvorweg, das: kendi-önünde

Sinn: anlam; duyu

Situation (Lage): konum

soeben: demin

Soeben bzw. Sofort: ‘tam şimdi’ ya da ‘hemen’

Sogleich: hemen

Sorge: kaygı:

Sorgfalt: kaygılılık; ayrıca özenlilik

Spanne: aralık

spannen: germek

Spekulation: kurgu, kurgulama

Spezifisch: özgün

Spielraum: özgürce açınma alanı, manevra alanı

Sprache: dil

Sprechen: konuşma

ständig: sürekli olarak

Ständigkeit: süreklilik

stellen: formüle etmek

Stimmung: ruh durumu, huy

streng: sıkı; sıkılık

Struktur: yapı

Stutzigwerden: şaşkınlık

substantia finita: sonlu tözler

Substanz(ialität): töz(sellik)

Suchen: arayış

 

Tatbestand: olgu-içeriği

Tatsache: görgül-olgu

tatsächlich: görgül-olarak-olgusal

Tatsächlichkeit: görgül-olgusallık

Temporal: zaman-ilgili

Thematisch: tematik

transzendent: aşkın

transzendentale: aşkınsal

Transzendenz: aşkınlık

Traurigkeit: hüzün

Trieb: itki

 

Umgang: işgörme (sözel olarak ‘çevresinde dolaşma’)

Umgrenzung: sınırlama, tanımlama

Umhafte: çevrelik

umschließen: çevrelemek

Umsicht: sağgörü

Umwelt: çevre (sözel olarak: ‘çevre-dünya’)

Um-Willen: ‘uğruna’

Um-zu: -mek için, -ebilmek için

Unabgeschlossenheit: tamamlanmamışlık

Unauffällig: göze-çarpmaz

unausgesprochen: sözü edilmeden

Uneigentlichkeit: asılsızlık

unendlich: sonsuz

unentwegte: diretken

Ungestimmtheit: keyif yokluğu

Unheimlichkeit: tekinsizlik

Unselbständigkeit: bağımlılık

Unständigkeit: süreksizlik

Unterlassen: boşlama, atlama, yapmama

unüberholbare: arkada bırakılamaz, yetişilemez geçilemez

Unverschlossenheit: kapatılmamışlık;

ursprünglich birincil, kökensel

überantworten: teslim etmek

Überdruß: usanç, bıkkınlık

übergehen: üzerinden atlamak

überhören: kulak asma

überlassen: terketmek

überliefern: teslim etmek

Überlegung: düşünüp taşınma

überwinden: yenmek

Überzeugung: kanı

 

Verbindung: bağlama

Verbrauchen: harcamak

verdecken: üstünü örtmek, gizlemek

verdinglichen: şeyleştirmek

vereinzeln: bireyselleştirmek

Verenden: yitme (Enden: sonlanma)

verfallen: düşmek; bozulmak

Verfassung: durum, yapı, yapılanış (İngilizce’de constitution, make up, state)

verfügbar: el altında

Vergangenheit: Geçmiş (zaman)

Vergegenwärtigung: göz önünde canlandırma

verhalten: davranmak; ilişkili olmak

Verhältnis: ilişki

verhüllen: örtmek, gizlemek

Verlautbarung: bildirme

Vernehmen: algılama

Vernunft: us

verschlossen: kapalı

verschlossenheit: kapatılmışlık

Verschwiegenheit: sessizlik, ağzı sıkılık

Verstand: anlak

Verständigkeit: sağ duyu

verständlich: anlaşılır

Verständlichkeit: anlaşılırlık

Verstehen: anlama

Verstimmung: keyifsizlik

versucherisch: kışkırtıcı

Versuchung: kışkırtma

vertraut: tanıdık

Verweilen: eyleşme

Verweisung: gönderme

verwenden: kullanmak

verwiesen auf: göndermek, -e

Verwiesenheit: gönderilme

Verwirrung: şaşkınlık

verzichten: vazgeçme

vorfinden: önünde bulmak

Vorgang: yordam

vorgreifen:öncelemek

Vorgriff: ön-kavram

Vorhabe: ön-iyelik

Vorgriff: ön-kavrayış

vorhanden: elönünde bulunmak

Vorhandenheit: elönünde-bulunuş (existentia [41])

Vorhandensein: elönünde-Varlık

vorherrschenden: başat

Vorruf: ileri-çağrı

Vorsicht: ön-görü

vorstellen: tasarımlamak

Vor-struktur: ön-yapı

Vorweg: önde

vorwegnehmen: öncelemek

 

Wahl: seçim

wählen: seçmek

wahr: gerçek; doğru

wahren: dayanmak, katlanmak

währen: sürmek

Wahrheit: gerçeklik

wahrnehmen: algılamak

warten auf: için beklemek

Weise: yol, kip, tür

Weiterreden: dedikodu, başkasına söyleme (weitersprechen: yeniden söylemek)

weitersprechen: yeniden söylemek

Welt: dünya

weltgeschichtliches Geschehen: dünya-tarihsel olaylar

weltlich: dünyasal

Weltlichkeit: dünyasallık

Weltmäßigkeit: dünyaya uygunluk

werfen: atmak, fırlatmak

Werk: iş, yapıt

Wesen: öz

Widerständigkeit: dirençlilik:

Wiederholen: yineleme

Willkür: özenç, keyfilik

wirklich: edimsel

wissen: bilmek

Wissenschaft: bilim

Wofür, das: onun için

woher: nereden

wohin: nereye

woran: ki ona

worauf: onun için

woraufhin: ondan ötürü onun üzerine, onun sonucunda

woraus: ondan

worin: onda

worum: ne hakkında

Worum-willen: onun uğruna

worüber: üzerine

wovor: ne önünde

wozu: onun için, ona

 





Zeichen: im

Zeigen: belirtme, gösterme

Zeit: zaman

zeitigen: zamansallaştırmak

zeitlich: zamansal

Zeitlichkeit: zamansallık

zeitnehmen, sich: kendine zaman ‘almak,’ ayırmak

Zerstreuung: oyalanma

Zeug: gereç (takım)

Zeugganze: gereç bütünü

Zeughaftigkeit: gereçsellik

Zeugnis: tanıklık

Zu-Ende-sein: sondaki-Varlık (Sein-zum-Enden: sona-doğru-Varlık)

zufällig: olumsal, raslantısal

Zugang: erişim, giriş

Zugehörigkeit: -e aitlik

Zuhandenheit: elaltında-bulunuş

Zukunft: Gelecek (zaman)

zukünftig: gelecek-ilgili, gelecekteki

zumeist: çoğunlukla

zunächst: yakında, yakın olarak; ilk olarak, ilkin; yaklaşık olarak; en yakından. (MR: proximally.)

zunächst und zumeist: en yakından ve çoğunlukla

Zurückruf: geri-çağrı

Zusammenhang: bağlantı

zweideutig: ikircimli

Zweideutigkeit: iki-anlamlılık

 

 İDEA YAYINEVİ (2000)