"...
arılık, saflık, incelik ve aynı zamanda
tözde sağlamlık."
*
* *
"Sanat niçin hoş olmayacakmış? Dünyada yeterince
nahoş şey var."
*
* *
"Hünerli iş çıkarmada gerilememizin ikincil
nedenleri ne olursa olsun, bence gerçek nedeni
idealden yoksun olmamızdır. En usta el bile
düşüncelerin buyruğundadır."
Renoir bir
terzinin çocuğu olarak 1841'de Fransa'da Limoges'de
doğdu. Aile daha Renoir küçükken Paris'e taşındı.
Ondördünde bir porselen ressamının çırağı
oldu ve fabrika 1858'de batana dek bu işle
uğraştı. Bu yıllarında ışık ve parlak renk
konusunda deneyim kazandı. Onyedi yaşını yelpazeler,
avize ve perdeler üzerine
büyük ressamların yapıtlarına öykünmeler yaparak
geçirdi. Ardından birçok iş denediyse de kendini
resme vereceği daha erken yaşlarında
belliydi. Çok geçmeden Lourve'da büyük ressamların
yapıtlarının eşlemlerini üretme işine girişti.
Daha sonraları temalarında hafif konuları
işlemesinin arkasında yatan başlıca neden
de Louvre'da resimlerinden çok etkilendiğini
söylediği büyük Rococco ustalarıdır.
1862'de
Ingres'nin bir öğrencisi olan Marc-Gabriel-Charles
Gleyer'in stüdyosuna girdi ve orada Monet, Sisley
ve Bazzile'den oluşan ve İzlenimciler
olarak sanat tarihinde kendilerine önemli bir
yer yapacak olan bir küme ressamla kalıcı dostluk
kurdu. Ancak daha o sıralar klasiğin "yüce biçem"leriyle
alay eden bu sanatçılardan ayrı olarak, Renoir
bu ustalara çok önem veriyor, resimlerini dikkatle
inceliyordu.
İzlenimciler
hep birlikte çarpıcı bir doğası olan Barbizon
bölgesinde resim yapmaya giriştiler. Renoir'ın
özellikle kendisi gibi zorlu ve parasız bir
gençlik geçiren Monet ile ilişkisi yakındı.
Birlikte "İzlenimciliğin resmi doğum yeri"
olarak bilinen Seine Irmağı kıyısında ressam
sehpalarını kurdular. İkisi de aynı fırça
darbelerini ve aynı arı renkleri kullanıyorlardı.
Resimleri o denli benziyordu ki kırk yıl sonra
bu dönemin resimlerine baktıklarında Monet
hangisinin kendisine ait olduğunu çıkaramayacaktı.
Renoir bu dönemde arkadaşının ışığı kullanma
biçiminden etkilenmişti, ancak genelde doğa
resimleri çizmeyi seven Monet'nin yanıda kendisi
insan betilerini doğru kayıyordu. O dönemde
özellikle renklerinden çok etkilendiği bir
başka sanatçı da romantik Delacroix idi.
Stüdyoda
çalışmaları sürerken Renoir biriktirdiği bir
miktar parayla Güzel Sanatlar Akademisi'nde
resim ve anatomi dersleri almaya başladı.
Akademik bakış açısını hiçbir zaman kendine
yakın bulmadıysa da, bu ortamın ona bir ressam
olması için sunduğu temel bilgi ve disiplini
almaktan geri kalmadı. Raphael, Titian ve
Rubens her zaman beğendiği ve dikkatle incelediği
ressamlardı.
"Bir
resmin gerçekten büyük bir sanat yapıtı olabileceğini
biliyorum ve bu niteliğine karşın insanlara
haz da verebileceğin kabul ettirmek güç."
Yaşadığı
çağ orta sınıfın kendini kaygısızca yaşamın
tadını çıkarmaya verdiği bella epoque diye
anılan yıllardı. Renoir özellikle erken yıllarında
bu ruh durumunun sevincini, mutluluğunu ve
gevşekliğini tablolarına yansıttı.
1864'de
Tüm Vegabond'lar Kalabalalığını Aydınlatan
bir Ateşin Çevresinde Geyiğiyle Dans Eden
Esmeralda ile ilk başarısını elde etti.
Resim Paris'te Fransa'nın resmi sergi sarayı
olan Salon'da sergilendi. Ama Renoir bilinmeyen
bir nedenle sergiden sonra bu resmi yoketti.
1866 sergisinde geri çevrildi, ancak izleyen
yıllarda resimleri düzenli olarak kabul edilmeye
başlandı. 1870'de bir portre ressamı olarak
başarılar elde etmeye başladıysa da bu uzunca
bir süre ekonomik bir başarıya dönüşemedi.
Tersine sanatçı sık sık resimlerini yemek
ve erzağa karşılık değiş tokuş etmek zorunda
kalıyordu.
Kısa
bir süre geçmeden Salon yine resimlerini reddetmeye
başladı. 1873'deki sergiye renkleri kullanma
yöntemi yüzünden reddedildi. Ertesi yıl Renoir,
Monet ve başka sanatçılar bu sergiye almaşık
yeni bir sergi düzenlemeye giriştiler. Bir
yıl sonra, ilkbaharda Salon'un dışında yeni
bir sergi açıldı. İzlenimcilerin ilk sergileri
olan bu sergi ne büyük bir başarı, ne de büyük
bir başarısızlık gösterdi. Ancak ertesi yıl
sergide izleyiciler bir açıkarttırma sırasında
o denli saldırganlaştılar ki sonunda araya
polisin girmesi gerekti. Bu saldırganlaşma
ne yazık ki resimleri önce kim kapar yüzünden
olmamıştı. Tersine, bir eleştirmene göre bu
resimlere bakabilmek için insanın "onbeş metre
ötede durup gözlerini şaşı yapması" gerekiyordu.
Renoir
başkaldırıcı rolünde olmaktan hoşlanmıyordu.
1878'de yeniden Salon'a başvurduktan sonra
kendini İzlenimciler'den uzaklaştırmaya başladı.
1881'de bir tecimcinin resimlerini düzenli
olarak satın almaya başlamasıyla parasal kaygılardan
büyük ölçüde kurtuldu. Ertesi yıl açık olarak
onu korkuttuğunu söylediği devrimci görünüşten
uzaklaşmak istediğini söyledi. Bu yıllara
geldiğinde Renoir artık kendini 'İzlenimciliğin
götürebileceği denli uzağa gelmiş' görüyor
ve artık bu akımın yalnızca 'görsel' olan
yanının doyurucu bulmuyordu. Zaten toplam
sekiz İzlenimci sergiden yalnızca dördüne
katılmıştı. Artık İzlenimciliğin "bir çıkmaz-sokak"
olduğunu düşünüyordu.
İzlenimcilerden
uzaklaşmasının ikinci (ve belki de daha önemli)
bir nedeni Paul-Durand Ruel'e sattığı resimlerden
aldığı parayla 1881-82'de yaptığı bir İtalya
yolculuğuydu. Bu yolculuk sırasında büyük
İtalyan yağlı boya ustalarını görmüş, ardından
da İzlenimciliği "kuru" bulduğuna karar vermişti.
Döndüğünde resimlerinde daha büyük bir birliğe
ulaşmak için çaba göstermeye karar verdi.
O sıralar beğendiği ressamlar arasında Courbert,
Watteau ve Fragonard vardı, ve tüm ustalığına
karşın hala müzedeki büyük ustaların resimlerini
incelemenin çok yararlı olacağı düşüncesinden
vazgeçmemişti. Zamanla "Klasiğin dışında hiçbirşey
yoktur" vargısına ulaşan sanatçı ne denli
usta olursa olsun bir sanatçının her zaman
öğrenebileceği yeni pekçok şey olduğuna inanıyordu.
"Raphael Perugino'nun bir öğrencisiydi, ama
bu onun tanrısal Raphael olmasını önlemedi."
İtalya
yolculuğundan sonra resimlerinde ortaya çıkan
değişikliği anlamak için belki de en iyi örnek
yolculuktan önce yapmaya başladığı ve yolcuktan
sonra tamamladığı Şemsiyler
adlı tablosudur. Bu dönemde zamanının temalarından
daha kalıcı temalara yöneldi ve çıplak resimlerine
ağırlık verdi. 1880'lerde Renoir'in İzlenimciliğin
hafif renklerinden git gide uzaklaştığı görülür.
Aynı zamanda bu döneminde yoğun olarak belli
belirsiz ortamlarda genç kızların tablolarını
yapmaya girişti. Biçemi ustalaşıp yalınlaştıkça
mitolojik temalara yöneldi ve yeğlediği kadın
tipi daha olgunlaşıp büyüdü.
İtalya
yolculuğu sırasında bir terzi ve bir model
olan Aline Charigot ona eşlik etmişti. Dönüşte
evlendiler. Evliliklerinin ilk yılları zor
ve sıkıntılı geçti, ve 1895'e gelene dek kendilerine
bir ev alacak parayı bulamadılar. Ama Aline
ona bağlı bir eşti. Zamanla üç oğulları oldu
ve aile yaşamları uyum içinde akıp gidiyordu.
Renoir,
zamanın büyük bestecilerinden sayılan Richard
Wagner'e karşı Fransız ustalarını yeğliyordu.
Daha az grandoise olsalar da daha doğal
olduklarını düşünüyordu.
1887'de
Yıkananlar olarak bilinen bir dizi
çıplak resim çalışmasını tamamladı. Bu çizimlerde
parlak, inci gibi bir renge sahip insan teninin
dokusunu betimlemedeki başarısı göze çarpar.
Modern resim tarihinde kadının güzelliğini
daha büyük bir özgürlük ve etkileyicilikle
ortaya koyan pek az başka sanatçı vardır.
Renoir yaşamı boyunca bu alandaki ustalığını
ve özgürlüğünü arttırdı.
Sanatçı
romatizmaya yakalandıktan kısa bir süre sonra
1897'de aile Nice yakınlarındaki Cagnes'e
taşındı. İlerlerleyen yıllarda Renoir'nın
romatizması onu iyice zayıflattı ve 1903'den
başlayarak yaşamını güney Fransa'nın sıcağında
sürdürmesi gerekti. 1912'de romatizması o
denli ilerlemişti ki artık koltuksuz gezemiyordu.
Buna karşın yaşamının son günlerine dek resim
yapmayı sürdürmeye kararlıydı. Tarihe kattığı
her bir parça güzelliğin kar olduğunu düşünüyordu.
Son zamanlarda parmaklarının arasına bir fırça
bağlıyor, o şekilde resimleri üzerinde çalışıyordu.
Bu dönemde ayrıca heykeltışarlığa da el attı
ve kendi gücü yetmediğinden yanında bulundurduğu
yardımcılarını yönetiyor, onların ellerini
kendi elleri gibi kullanıyordu.
1915'te
karısı, I. Dünya Savaşı'nda yaralanan oğullarına
bakmaktan yorgun düşerek öldü. Kendisi bundan
dört yıl sonra öldü. Ölmeden bir gün önce
"Henüz ilerliyorum," diyordu ve aynı gün Louvre'a
son bir kez beğendiği resimleri görmek için
gitti. Ertesi gün bir çiçek çalışmasını tamamladı
ve "Bugün yeni birşeyler öğrendiğimi düşünüyorum,"
dedi.
*
* *
Renoir
özellikle çizdiği çocuklar, çiçekler, ve belki
de hepsinden önemlisi kadınlarla tanındı.
Onları en eksiksiz biçimde çizmese de onlara
taptaze ve dipdiri bir izlenim yükleyebiliyordu.
Modern dünyanın en tanınmış ressamlarından
biri-belki de birincisi-olması arkasındaki
giz belki de bundan gelir. Kuşkusuz dünyanın
en iyi çizeri olduğu söylenemezdi. Ama seçtiği
nesneler için bu rahatlıkla söylenebilir:
Güzelliklerini kimsenin, -hemen ardından sahneye
çıkacak olan kübistlerin bile-reddedemeyeceği
aydınlık bir doğa, çekici bir kadın, ya da
güzel bir çocuk.
Yaşamı
boyunca daldan dala atlamış, daha önce uzun
yıllarını verdiği şeyleri korkusuzca reddetmiş,
yola usanmadan yeniden koyulmuştu.Kaybettiği
zaman az değildi ve klasiğin
güzelliğini ve önemini gerçekten anladığı
zaman arkasında uzun yıllar bırakmıştı. Ama
yine de durmadan çalışıyor, insan yaşamının
çok da kısa olmadığını biliyordu. Güzelliğin
sonsuzluğuna inanıyor ve ona doğru, ya da
onun içinde atılan her adımın tarih uğruna,
uygarlık uğruna, hepimiz uğruna büyük bir
kazanç olduğuna inanıyordu.