Platon
yayınlar
noeta
okumalar
sanat
metinler
yaşamöyküleri
olaylar
alışveriş
indirme
yazışma
iş
bağlantılar

Psyche Opening the Golden Box


































 

Pierre-Auguste Renoir
(1841-1919)

"... arılık, saflık, incelik ve aynı zamanda tözde sağlamlık."

* * *

"Sanat niçin hoş olmayacakmış? Dünyada yeterince nahoş şey var."

* * *

"Hünerli iş çıkarmada gerilememizin ikincil nedenleri ne olursa olsun, bence gerçek nedeni idealden yoksun olmamızdır. En usta el bile düşüncelerin buyruğundadır."

Renoir bir terzinin çocuğu olarak 1841'de Fransa'da Limoges'de doğdu. Aile daha Renoir küçükken Paris'e taşındı. Ondördünde bir porselen ressamının çırağı oldu ve fabrika 1858'de batana dek bu işle uğraştı. Bu yıllarında ışık ve parlak renk konusunda deneyim kazandı. Onyedi yaşını yelpazeler, avize ve perdeler üzerine büyük ressamların yapıtlarına öykünmeler yaparak geçirdi. Ardından birçok iş denediyse de kendini resme vereceği daha erken yaşlarında belliydi. Çok geçmeden Lourve'da büyük ressamların yapıtlarının eşlemlerini üretme işine girişti. Daha sonraları temalarında hafif konuları işlemesinin arkasında yatan başlıca neden de Louvre'da resimlerinden çok etkilendiğini söylediği büyük Rococco ustalarıdır.

1862'de Ingres'nin bir öğrencisi olan Marc-Gabriel-Charles Gleyer'in stüdyosuna girdi ve orada Monet, Sisley ve Bazzile'den oluşan ve İzlenimciler olarak sanat tarihinde kendilerine önemli bir yer yapacak olan bir küme ressamla kalıcı dostluk kurdu. Ancak daha o sıralar klasiğin "yüce biçem"leriyle alay eden bu sanatçılardan ayrı olarak, Renoir bu ustalara çok önem veriyor, resimlerini dikkatle inceliyordu.

İzlenimciler hep birlikte çarpıcı bir doğası olan Barbizon bölgesinde resim yapmaya giriştiler. Renoir'ın özellikle kendisi gibi zorlu ve parasız bir gençlik geçiren Monet ile ilişkisi yakındı. Birlikte "İzlenimciliğin resmi doğum yeri" olarak bilinen Seine Irmağı kıyısında ressam sehpalarını kurdular. İkisi de aynı fırça darbelerini ve aynı arı renkleri kullanıyorlardı. Resimleri o denli benziyordu ki kırk yıl sonra bu dönemin resimlerine baktıklarında Monet hangisinin kendisine ait olduğunu çıkaramayacaktı. Renoir bu dönemde arkadaşının ışığı kullanma biçiminden etkilenmişti, ancak genelde doğa resimleri çizmeyi seven Monet'nin yanıda kendisi insan betilerini doğru kayıyordu. O dönemde özellikle renklerinden çok etkilendiği bir başka sanatçı da romantik Delacroix idi.

Stüdyoda çalışmaları sürerken Renoir biriktirdiği bir miktar parayla Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim ve anatomi dersleri almaya başladı. Akademik bakış açısını hiçbir zaman kendine yakın bulmadıysa da, bu ortamın ona bir ressam olması için sunduğu temel bilgi ve disiplini almaktan geri kalmadı. Raphael, Titian ve Rubens her zaman beğendiği ve dikkatle incelediği ressamlardı.

"Bir resmin gerçekten büyük bir sanat yapıtı olabileceğini biliyorum ve bu niteliğine karşın insanlara haz da verebileceğin kabul ettirmek güç."

Yaşadığı çağ orta sınıfın kendini kaygısızca yaşamın tadını çıkarmaya verdiği bella epoque diye anılan yıllardı. Renoir özellikle erken yıllarında bu ruh durumunun sevincini, mutluluğunu ve gevşekliğini tablolarına yansıttı.

1864'de Tüm Vegabond'lar Kalabalalığını Aydınlatan bir Ateşin Çevresinde Geyiğiyle Dans Eden Esmeralda ile ilk başarısını elde etti. Resim Paris'te Fransa'nın resmi sergi sarayı olan Salon'da sergilendi. Ama Renoir bilinmeyen bir nedenle sergiden sonra bu resmi yoketti. 1866 sergisinde geri çevrildi, ancak izleyen yıllarda resimleri düzenli olarak kabul edilmeye başlandı. 1870'de bir portre ressamı olarak başarılar elde etmeye başladıysa da bu uzunca bir süre ekonomik bir başarıya dönüşemedi. Tersine sanatçı sık sık resimlerini yemek ve erzağa karşılık değiş tokuş etmek zorunda kalıyordu.

Kısa bir süre geçmeden Salon yine resimlerini reddetmeye başladı. 1873'deki sergiye renkleri kullanma yöntemi yüzünden reddedildi. Ertesi yıl Renoir, Monet ve başka sanatçılar bu sergiye almaşık yeni bir sergi düzenlemeye giriştiler. Bir yıl sonra, ilkbaharda Salon'un dışında yeni bir sergi açıldı. İzlenimcilerin ilk sergileri olan bu sergi ne büyük bir başarı, ne de büyük bir başarısızlık gösterdi. Ancak ertesi yıl sergide izleyiciler bir açıkarttırma sırasında o denli saldırganlaştılar ki sonunda araya polisin girmesi gerekti. Bu saldırganlaşma ne yazık ki resimleri önce kim kapar yüzünden olmamıştı. Tersine, bir eleştirmene göre bu resimlere bakabilmek için insanın "onbeş metre ötede durup gözlerini şaşı yapması" gerekiyordu.

Renoir başkaldırıcı rolünde olmaktan hoşlanmıyordu. 1878'de yeniden Salon'a başvurduktan sonra kendini İzlenimciler'den uzaklaştırmaya başladı. 1881'de bir tecimcinin resimlerini düzenli olarak satın almaya başlamasıyla parasal kaygılardan büyük ölçüde kurtuldu. Ertesi yıl açık olarak onu korkuttuğunu söylediği devrimci görünüşten uzaklaşmak istediğini söyledi. Bu yıllara geldiğinde Renoir artık kendini 'İzlenimciliğin götürebileceği denli uzağa gelmiş' görüyor ve artık bu akımın yalnızca 'görsel' olan yanının doyurucu bulmuyordu. Zaten toplam sekiz İzlenimci sergiden yalnızca dördüne katılmıştı. Artık İzlenimciliğin "bir çıkmaz-sokak" olduğunu düşünüyordu.

İzlenimcilerden uzaklaşmasının ikinci (ve belki de daha önemli) bir nedeni Paul-Durand Ruel'e sattığı resimlerden aldığı parayla 1881-82'de yaptığı bir İtalya yolculuğuydu. Bu yolculuk sırasında büyük İtalyan yağlı boya ustalarını görmüş, ardından da İzlenimciliği "kuru" bulduğuna karar vermişti. Döndüğünde resimlerinde daha büyük bir birliğe ulaşmak için çaba göstermeye karar verdi. O sıralar beğendiği ressamlar arasında Courbert, Watteau ve Fragonard vardı, ve tüm ustalığına karşın hala müzedeki büyük ustaların resimlerini incelemenin çok yararlı olacağı düşüncesinden vazgeçmemişti. Zamanla "Klasiğin dışında hiçbirşey yoktur" vargısına ulaşan sanatçı ne denli usta olursa olsun bir sanatçının her zaman öğrenebileceği yeni pekçok şey olduğuna inanıyordu. "Raphael Perugino'nun bir öğrencisiydi, ama bu onun tanrısal Raphael olmasını önlemedi."

İtalya yolculuğundan sonra resimlerinde ortaya çıkan değişikliği anlamak için belki de en iyi örnek yolculuktan önce yapmaya başladığı ve yolcuktan sonra tamamladığı Şemsiyler adlı tablosudur. Bu dönemde zamanının temalarından daha kalıcı temalara yöneldi ve çıplak resimlerine ağırlık verdi. 1880'lerde Renoir'in İzlenimciliğin hafif renklerinden git gide uzaklaştığı görülür. Aynı zamanda bu döneminde yoğun olarak belli belirsiz ortamlarda genç kızların tablolarını yapmaya girişti. Biçemi ustalaşıp yalınlaştıkça mitolojik temalara yöneldi ve yeğlediği kadın tipi daha olgunlaşıp büyüdü.

İtalya yolculuğu sırasında bir terzi ve bir model olan Aline Charigot ona eşlik etmişti. Dönüşte evlendiler. Evliliklerinin ilk yılları zor ve sıkıntılı geçti, ve 1895'e gelene dek kendilerine bir ev alacak parayı bulamadılar. Ama Aline ona bağlı bir eşti. Zamanla üç oğulları oldu ve aile yaşamları uyum içinde akıp gidiyordu.

Renoir, zamanın büyük bestecilerinden sayılan Richard Wagner'e karşı Fransız ustalarını yeğliyordu. Daha az grandoise olsalar da daha doğal olduklarını düşünüyordu.

1887'de Yıkananlar olarak bilinen bir dizi çıplak resim çalışmasını tamamladı. Bu çizimlerde parlak, inci gibi bir renge sahip insan teninin dokusunu betimlemedeki başarısı göze çarpar. Modern resim tarihinde kadının güzelliğini daha büyük bir özgürlük ve etkileyicilikle ortaya koyan pek az başka sanatçı vardır. Renoir yaşamı boyunca bu alandaki ustalığını ve özgürlüğünü arttırdı.

Sanatçı romatizmaya yakalandıktan kısa bir süre sonra 1897'de aile Nice yakınlarındaki Cagnes'e taşındı. İlerlerleyen yıllarda Renoir'nın romatizması onu iyice zayıflattı ve 1903'den başlayarak yaşamını güney Fransa'nın sıcağında sürdürmesi gerekti. 1912'de romatizması o denli ilerlemişti ki artık koltuksuz gezemiyordu. Buna karşın yaşamının son günlerine dek resim yapmayı sürdürmeye kararlıydı. Tarihe kattığı her bir parça güzelliğin kar olduğunu düşünüyordu. Son zamanlarda parmaklarının arasına bir fırça bağlıyor, o şekilde resimleri üzerinde çalışıyordu. Bu dönemde ayrıca heykeltışarlığa da el attı ve kendi gücü yetmediğinden yanında bulundurduğu yardımcılarını yönetiyor, onların ellerini kendi elleri gibi kullanıyordu.

1915'te karısı, I. Dünya Savaşı'nda yaralanan oğullarına bakmaktan yorgun düşerek öldü. Kendisi bundan dört yıl sonra öldü. Ölmeden bir gün önce "Henüz ilerliyorum," diyordu ve aynı gün Louvre'a son bir kez beğendiği resimleri görmek için gitti. Ertesi gün bir çiçek çalışmasını tamamladı ve "Bugün yeni birşeyler öğrendiğimi düşünüyorum," dedi.

* * *

Renoir özellikle çizdiği çocuklar, çiçekler, ve belki de hepsinden önemlisi kadınlarla tanındı. Onları en eksiksiz biçimde çizmese de onlara taptaze ve dipdiri bir izlenim yükleyebiliyordu. Modern dünyanın en tanınmış ressamlarından biri-belki de birincisi-olması arkasındaki giz belki de bundan gelir. Kuşkusuz dünyanın en iyi çizeri olduğu söylenemezdi. Ama seçtiği nesneler için bu rahatlıkla söylenebilir: Güzelliklerini kimsenin, -hemen ardından sahneye çıkacak olan kübistlerin bile-reddedemeyeceği aydınlık bir doğa, çekici bir kadın, ya da güzel bir çocuk.

Yaşamı boyunca daldan dala atlamış, daha önce uzun yıllarını verdiği şeyleri korkusuzca reddetmiş, yola usanmadan yeniden koyulmuştu.Kaybettiği zaman az değildi ve klasiğin güzelliğini ve önemini gerçekten anladığı zaman arkasında uzun yıllar bırakmıştı. Ama yine de durmadan çalışıyor, insan yaşamının çok da kısa olmadığını biliyordu. Güzelliğin sonsuzluğuna inanıyor ve ona doğru, ya da onun içinde atılan her adımın tarih uğruna, uygarlık uğruna, hepimiz uğruna büyük bir kazanç olduğuna inanıyordu.



Prosperine








 

 

Derleyen ve hazırlayan:
M. Diren Yardımlı


 

© İDEA YAYINEVİ 2000
Site tasarı ve yapım: M. Diren Yardımlı
eurora@ideayayinevi.com

Bu sayfa 06/02/2000 tarihinde yüklenmiştir.