









Fizikçilerin Görelilik Kuramına genel
yaklaşımları yaygın olarak kabul görmesini
doğruluğunun bir kanıtı olarak almaktır. Haklı olarak.
Kuramın anlaşılır olmaması, eş deyişle usdışı
olması olgusu karşısında, ciddi bir inandırıcılık
ölçütü olanaksızdır. Bilimi gerçeklik ile ilgilenmeyen
bir sorun olarak gören, bilimciyi doğası gereği
usdışı gören pozitiviste göre, bir kuram vb. ancak
‘bilimsel topluluk’ tarafından onaylanırsa bilimseldir.
Pozitif bilim ve pozitivist eleştirisi bir madalyonun
yalnızca iki yanıdır.
Doğal bilinç Einstein’ın görelilik
yorumuna başından bir inak olarak, doğrulanması
bütünüyle doğal ve sorgusuzca bellenecek
bir konu olarak yaklaşır. Örneğin ‘‘ışık bükülen
uzayda eğri bir çizgi izleyerek yayılır,’’ ‘‘sonsuz
sayıda uzay birbirine karşı devinir,’’ ya da ‘‘uzay-zaman
süreklisi genleşir ya da sıkışır’’ gibi düşlemsel,
giderek aptalcasına düşlemsel anlatımları sorgulamaksızın
onaylar. Tümünü kabul eder, ve yalnızca doğrulamaya,
eş deyişle ‘‘anlamaya’’ çabalar. Sanki küçük bir
çocuğa seslenir gibi babacan, yetkeci bir dil kullanan
göreci söylemin büyüleyici, gizemli düşünce
labirentlerinde kendini yitirir, ve bilinç kendini
ona sunulan irrasyonalizme uyarlayabilmek için inanılmaz
çabalara girişir. Başka türlü olabileceği, doğanın,
evrenin böylesine anlaşılmaz, böylesine usdışı olmasının
tuhaf olabileceği gibi bir düşünce kafasından bile
geçmez. Ve eleştirel olmasına izin verilmez.
Genel görüşe karşı çıkabilmek normal
olarak güçtür. Ve insanların çoğunluğu görüşlerini
ve yaşamlarını normal ölçünlere uyarlarlar. Zamanla
bilinçleri yerleşik herşeyin temsilcisi, savunucusu
ve sürdürücüsü olur, dünyanın değişmesi, şeylerin
başka türlü olması gerektiği gibi bir düşünce kafalardan
silinip gider. Anlaşılmaz olanı, usdışı
olan anlama çabası düşkırıklığında sonlanır ve doğal
bilinci bir yenilgi ve vazgeçme duygusuna götürür.
Anlaşılmaz olanı anlama ‘başarısı’ ise ancak ve
ancak kendini irrasyonalizme uyarlamış olmayı gösterir.
Bu eleştirinin kapanışıdır.
Avusturyalı-Amerikalı ‘kuramsal fizikçi’
Dr. Fritjof Capra (ve hiç kuşkusuz sayısız başkaları)
bu başarının ne anlama geldiğine tanıklık ederler.
Görelilik kuramını, nice kuramını gizemcilikle karşılaştırmak
kesinlikle saçmadır. Ama gizemciliğin mi yoksa bu
kuramların mı daha usdışı olduğunu saptamak olanaksız
olduğu için değil, tersine bu ortamda bundan böyle
ussal bir irdeleme yönteminin, uslamlamanın kendisinin
olanaksız ve gereksiz olması nedeniyle.
Capra ‘‘modern fiziğin kavramları
ve Uzak Doğunun felsefi ve dinsel gelenekleri arasındaki
ilişkiyi araştırma’’ yolunda şöyle yazar: ‘‘Yirminci
yüzyıl fiziğinin iki temelinin—nice kuramı ve görelilik
kuramı—her ikisinin de bizi dünyayı çok büyük ölçüde
bir Hindunun, Budhistin ya da Taocunun gördüğü yolda
görmeye nasıl zorladığını, ve mikroskop-altı dünyanın
fenomenlerini, tüm özdeği oluşturan atom-altı parçacıkların
özellik ve etkileşimlerini betimleyebilmek için
bu iki kuramı birleştirmeye yönelik son girişimlere
baktığımız zaman, bu benzerliğin nasıl güçlendiğini
göreceğiz. Burada modern fizik ve Doğu gizemciliği
arasındaki koşutluklar çok çarpıcıdır, ve sık sık
fizikçi tarafından mı yoksa Doğulu gizemci tarafından
mı yapıldıklarını söylemenin hemen hemen olanaksız
olduğu bildirimlerle karşılaşacağız.’’ Bu anlatımlar
‘yazısız’ karikatürlere benzerler. Yoruma gerek
göstermezler. Ve sık sık bir parodileri bile olanaksız
ve bütünüyle gereksizdir.
Modern bilim öyle bir toplum tarafından
algılanır ki, burada kararı gerçeklik değerlerinden
çok dışsal değerler belirler. Eğer kamuoyu yargıç
olarak kabul edilirse (Einstein, Hubble, Hawking
durumunda olduğu gibi), bilim kolayca her tür şarlatanlığa
kapıyı sonuna dek açar. Ve bugün tüm dünyaya düzen
ve ekin ve değerler dayatma savındaki ABD’de durum
böyledir.
Ama bir de kuşkular olmasa.
Einstein’ın kendisi 1949’da onu yetmişinci
yaşı dolayısıyla kutlayan bir dostuna, Maurice Solovine’e
şunları yazdı: ‘‘Şimdi geriye çalışmama dingin
bir doyumla baktığımı düşünüyorsun. Ama daha yakından
bakarsak, durum bütünüyle başka türlü. Ayakta kalacağına
inandığım tek bir kavram bile yok, ve herşey bir
yana, doğru izin peşinde olduğumdan emin değilim’’
:: ‘‘Now you think I am looking back at my work
with calm satisfaction, but on a closer look, it
is quite different. There is not a single concept
of which I am convinced that it will stand firm,
and I am not sure that I was on the right track
after all.’’
Fizik bugün ona istediği ussallık
ile yaklaşamayan Batı ekinin elinde yozlaşmayı sürdürmektedir.
Bütününde usdışının anlatımı olmuş bir tarihsel
bütünde bu bilim için de kaçınılmaz mantıksal vargıdır.
Söyleyebileceğimiz tek şey şudur: Dünya zamanı geldiğinde
irrasyonalizme karşı döner. Bu usdışı dönemin ne
kadar süreceği, ne düzeye dek kötüleşeceği, ve nasıl
tükeneceği Zamanın, dünya tarihinin sorunudur. Ama
salt bir eğitimsizlik olan, salt bir bilgisizlik
olan irrasyonalizmin yazgısı her zaman aynı olmuştur.
Usun gücü Zamanın üzerindedir:
Verachte nur Vernunft und Wissenschaft,
Des Menschen allerhöchste Kraft, ...
Und hätt er sich auch nicht dem Teufel
übergeben,
Er müßte doch zugrunde gehn!
Küçümser Us ve Bilimi
En soylu güçlerini insanın ...
Ve kendini şeytana vermese bile
Yok olup gitmelidir.
Goethe, Faust (1851-52, 1866-67).
Eylül 1997
Fenerbahçe
(Haziran 1998)