










8 Geometride ‘non-Euclidean’
Parodi
|
Görelilik kuramı bir uzay ve zaman
kuramıdır. Einstein’ın yorumunda, fiziksel
uzay-zaman süreklisi özdek tarafından ‘etkilenir.’ Yerçekimi
kuvveti yoktur ve cisimler yalnızca geodezikler
boyunca ‘kayarlar.’ Etkilenmenin anlamı bükülme,
genleşme, kısalma gibi ‘geometrik’ olaylardır. Böyle
etkilenmeyen uzay (ve zaman) ‘saltık’tır ve ‘saltık’
uzayın belirlenimi ‘saltık’ geometriyi öngerektirir.
Ama, Einstein’ın yorumunda, yalnızca ‘göreli’ uzay-zaman
vardır ve bunun geometrisi saltık olmayan bir ‘geometri’dir.
Göreli ‘geometri’ nasıl üretilir? Bu algılamaya değer
bir olaydır.
* * *
Birkaç noktayı anımsamak gerekli olacaktır.
Geometrinin tanım, belit ve konutlamaları arasında burada
izleyeceğimiz uslamlamalarla yakından ilgili olanları
şunlardır:
a) Uçları aynı olan çizgilerden
doğru çizgi en küçüğüdür (Ya da: Bir doğru çizgi
iki nokta arasındaki en kısa yoldur) (Arşimed, ‘‘Küre
ve Silindir Üzerine,’’ Varsayım 1);
b) İki doğru çizgiyi birden
kesen bir doğru çizginin aynı yandaki iç açıların toplamı
iki dik açıdan daha küçükse, iki doğru çizgi belirsiz
olarak uzatıldıklarında açıların iki dik açıdan daha
küçük oldukları yanda kesişirler (Euklides, ‘‘Öğeler,’’
I, Konutlama 5)
(‘‘Koşutluk konutlaması’’ olarak adlandırılan
bu konutlama açıkça görüldüğü gibi aslında koşutluğu
değil ama tam tersini, koşut-olmamayı belirtir (yalnızca
bir anımsatma). Bu konutlamanın salt anlatımındaki ‘‘uzunluk
ve karışıklık’’ nedeniyle, ve kullanımının teoremleri
tanıtlamada ancak ‘ileri’ bir evrede başlaması nedeniyle
— sık sık böyle bildirilen ‘gerekçelerle’ — önceki daha
yalın anlatımlı konutlamalardan ayrı bir doğada
olduğu, eş deyişle bir konutlama olmadığı, ve
onlardan türetilmesi, ya da daha iyisi, bir teorem
olarak tanıtlanması gerektiği düşünülür. Konutlama hiç
kuşkusuz bir tanıtlama gerektirmediği için konutlamadır,
ve işlevi kavramın ‘‘varoluşunu’’ ileri sürmektir,
örneğin 1. Konutlamada olduğu gibi: ‘‘Bir noktadan bir
başka noktaya doğru bir çizgi çizilebilir.’’ Geçerken
yine belirtebiliriz ki, tanımlar yalnızca anlamı
ilgilendirirler.)
c) Koşut çizgiler aynı düzlemde
olan ve her iki yönde sonsuza dek uzatıldıklarında her
iki yönde de kesişmeyen çizgilerdir. (Euklides,
‘‘Öğeler,’’ I, Tanım 23).
Düzlem geometride tanımlara bağlı
bu iki sonurgunun (a ve b) yarattığı hiçbir
mantıksal sorun yoktur. Düzlem için geçerlidirler, ve
bu düzeye dek herşey doğal usun istediği gibidir. Ama
küre yüzeyinde ‘doğruluk’ kavramı ortadan kaldırılır
ve ‘iki nokta arasındaki en kısa yol’ bundan
böyle bir doğru değil ama özel bir eğri,
bir geodezik olur. Bu en kısa eğri çizgi küre
yüzeyindeki başka eğri çizgilerden ayrıdır ve özeği
kürenin özeği olan büyük dairenin üzerindeki bir yay
dilimidir (küreyi iki eşit parçaya bölen daire üzerinde
olmayan tüm eğriler ‘en kısa’ yoldan daha uzundurlar).
Bu noktaya dek herşey doğal usun belirlenimleri ile
uyum içindedir. ‘Euklides’ Geometrisi, ya da kısaca
Geometri, tüm karmaşa görünüşüne karşın, yalın olarak
düzlem yüzey ve eğri yüzey kavramları arasındaki ayrımın
silinmesine bağlıdır. Şimdi Euklides-dışı ya da irrasyonel
bakış açısına geçelim, ve kürenin ‘DÜZLEM’
yüzeyi üzerindeki iki koşut ‘DOĞRU’
çizginin durumuna bakalım.
İlk olarak kürenin ‘DÜZLEM’
yüzeyinin üzerinde olan ve büyük dairesinden geçen bir
D ‘DOĞRU’ çizgisi ve bu
çizginin dışında bir nokta alalım. Bu noktadan sonsuz
sayıda yöne sonsuz sayıda ‘DOĞRU’
çizgi çizilebilir. Ama eğer bu noktadan D ‘DOĞRU’
çizgisine koşut bir ‘DOĞRU’ çizgi
çizmeyi istersek, bunun olanaksız olduğunu buluruz.
Bu ‘DOĞRU’ çizgilerin tümü
de D ‘DOĞRU’ çizgisi ile
kesişirler. Başka bir deyişle, küre yüzeyi üzerinde
birbirine koşut iki ‘DOĞRU’
çizgi çizmek olanaksızdır. Tüm ‘DOĞRU’
çizgiler kesişirler, ve bu geodeziklerin, küre yüzeyindeki
en kısa ya da ‘DOĞRU’ çizgilerin
mantığıdır.
Şimdi ‘DOĞRU’ları
‘EĞRİ’ olarak ve kürenin ‘DÜZLEM’
yüzeyini ‘KÜRESEL’ olarak gerçek
niteliklerinde görürsek, herşey anlaşılırlık kazanır,
ve herşey bir kez daha bütünüyle ussaldır. En
kısa eğri çizginin (geodezik) davranışı bir doğru
çizginin davranışı değildir. TÜM EKVATORLAR
KESİŞİR. Ama bu Euklides’in koşutluk konutlamasının
çürütülüşü ya da gerçeksizliği de değildir.
Kendinde bütünüyle ussal olan küre geometrisi
irrasyonalizm tarafından koşutluk konutlamasını dışlayan
‘non-Euclidean’ ‘geometriler’den yalnızca biri
olarak görülür ve Riemann geometrisi adıyla da bilinir.
Eğer küresel yüzey yerine hiperbolik bir yüzey alınırsak,
‘non-Euclidean’ tanımlar temelinde bu kez yüzey üzerinde
sonsuz sayıda koşut ‘doğru’ çizgi çizmek olanaklıdır
(Lobatchevski ‘‘Geometrisi’’). Bu özellikleriyle bu
iki geometri de ‘Euklides’ geometrisine, Geometrinin
kendisine aittir.
Ama irrasyonalizm doğal usun geometrik
tanımlarını ve belitlerini reddedip karşıtlarını ileri
sürer. Küre geometriyi düzlem geometrinin çürütülmesi
olarak alır, ve uzay-zaman süreklisi dediği fiziksel
yapıntıyı geometrinin tözselleşmesi olarak kabul eder.
Non-Euclidean ‘geometri’ler tam olarak bu parodi biçiminde
öğretilir. Ussal küre geometrisinin usdışı non-Euklidean
‘geometri’ye nasıl dönüştürüldüğünü anlamak kesinlikle
önemlidir. Örneğin The Structure of the Universe’de
(O.U.P. 1978, s. 154) Jayant Narlikar non-Euclidean
geometrinin bir uygulamasını verir (italikler sonradan):
‘‘Dünyanın yüzeyi yassı /
flat değildir. Dünyanın yüzeyinde sürünen yassı
yaratıklar dünyanın yüzeyindeki geometrinin Euklides
geometrisi olduğu vargısını çıkarmayacaklardır.
Bunu görmek için, iyi
bir yaklaşıklık olarak yüzeyin küresel olduğunu ve
yassı bir yaratığın Şekilde A noktası ile belirtilen
Kuzey Kutbundan yola çıkmak üzere üçgen bir yolcuğa
başladığını varsayalım. Greenwich boylamı boyunca
güneye doğru yola çıkar ve B noktasında ekvatora ulaşır.
Sonra sola döner ve ekvator boyunca doğru/straight
bir yolda ilerleyerek Dünya çevresindeki uzaklığın
bir çeyreği kadar gidip C noktasına varır. Sonra C’den
geçen boylam boyunca sola döner ve A başlangıç noktasına
ulaşır. Yolculuğuna başladığı yöne bakmak için yine
sola dönmek zorunda olduğunu görür. Başka bir deyişle,
bir Euklides üçgeninin üç açısının toplamının yalnızca
180° olması gerekirken, kendisi sola üç kez dönerek
toplam 270° olan bir dönüş yapmıştır. Bu dönüşleri
yapmış olması dışında, yassı yaratığımız doğru
bir yoldan sapmamıştır; böylece doğru çizgilerden
yapılan gerçek bir üçgen betimlememiş olmakla suçlanamaz.’’
Burada ussal olanın nasıl bastırıldığını
doğal bilinç dolaysızca algılar: 2 + 2 = 5. (Aslında
bu tür aritmetiksel uydurmaları geçerli gören bakış
açıları da ‘geliştirilmiştir,’ ve nasıl ‘uslamlamalar’
kullanıldığını merak etsek de, çocuklaşmayı bu düzeye
dek götürmenin burada gereği yoktur).
Böyle bir kitap kararlı durum/steady-state
modelini savunan biri tarafından bile yazılsa da yerleşik
ideoloji tarafından övgülerle karşılanır, ve Nature’da
yazan Paul Davies’e göre ‘‘this is a nicely written,
attractive book ... from an author of international
repute :: bu uluslararası ünü olan bir yazardan
... güzel yazılmış, çekici bir kitaptır.’’ Yüzlercesi
gibi.
Geometrinin ussal olması ölçüsünde, realiteye
uygulanması, bilimlerde kullanılması realitenin ussallığı/yasallığı
varsayımı üzerine olanaklıdır. Özdeksel evrenin sonsuzluğu
kavramı üzerine olanaklıdır. Ama usdışı bir ‘geometri’
yasal/ussal bir evrenle bağdaşmaz. Çılgın bir evrenle
bağdaşır. Ve özdeksel evrenin ‘çılgın,’ ‘saçma,’ ‘usdışı’
olduğunu doğrulamak modern görecilik ve nice kuramları
için bütünüyle ‘normal’dir. Us kendine karşı dönebilir.
Ama, herşeye karşın, irrasyonalizmin bir
tür ‘budalalık’ olduğunu görmede herhangi bir güçlük
yatmaz. Tüm güçlük kavramlarla hokkabazlık yapma becerisini
ciddiye almama kararını ilgilendirir. Ve bu usdışına
uyarlanmış bilinç için bütünüyle ruhbilimsel bir sorun
olur. Küresel ve hiperbolik yüzeylerde çizgilerin
kendi özellikleri vardır, ve burada doğal us doğru
değil ama eğri çizgilerle, daire ya da hiperbol
yayları ile ilgilendiğini kolayca görür. Geometrinin
belitleri kişinin dilediği gibi belirlediği varsayımlar,
rasgele seçilen önermeler değildir. Tersine, ussaldırlar
ve ancak ussal oldukları ölçüde edimsel dünya ile, realite
ile matematiğin ilişkisine olanak verirler. Usdışı düşünce
eğilimi tam bu ussallıkları yadsıyışında usdışıdır,
ve usun kendisinin perspektifinden ele alınacak sorunlar
yaratmaz. Yaratılan sorun tıpkı bu irrasyonalizmin sözde
kavramlarını üretme yolu için vurgulandığı gibi bütünüyle
‘ruhbilimsel’dir. Ve bu yüzden yalnızca ‘ruhbilimsel’
çözüme açıktır.
* * *
Belitler tanıtlanabilir mi? Görünürde
felsefecilerin kendilerinin çelişkili bildirimleri vardır.
Platon ve Aristoteles tanıtlanamaz olduklarını söylerken,
örneğin Leibniz ve Hegel ise tanıtlanabilir olduklarını
söyler.
Ama sorun yalınlaştırılabilir:
1) Felsefede tanıtlamasız hiçbirşey
geçerli değildir;
2) Bilimlerde tanıtlamasız belitler
geçerlidir.
Gene de bilimlerde belitlere izin verilmesi
belitlerin gerçeklikten yoksun keyfi önermeler
oldukları anlamına gelmez.
Aristoteles’e göre geometrinin belitleri
tanıtlanamaz ve tanıtlama gerektirmezler,
tersine kendileri tanıtlamanın başlangıç noktalarını
verirler. Ama Aristoteles tanıtlama sözcüğünü
kullanırken onunla anladığı şeyin ‘‘bilimsel bilgi üreten
bir TASIM’’ olduğunu belirtir
(İkinci Çözümlem, 2). Ve bir belitin bir tasımlama/uslamlama
süreci olmadığı açıktır. Aristoteles geometrik yöntemin
doğasını belirlerken, Platon’un Devlet, VI Kitaptaki
çözümlemesini izler: ‘‘Geometri, aritmetik ve yakın
bilimler’’ ‘‘kendilerinin ve başka herkesin bilmesi
gereken, ve kendilerine ya da başkalarına herhangi bir
‘açıklamalarını’ vermeleri gerekmeyen varsayımları’’
ilkeleri olarak alırlar ‘‘ve sonunda vargılarına ulaşıncaya’’
dek uslamlamalarını sürdürürler. Burada ‘‘görülür biçimleri’’
kullansalar da, ‘‘onları değil ama andırımları oldukları
‘idealleri’ düşünürler; çizdikleri betileri değil, ama
saltık kareyi ve saltık çapı vb.’’ düşünürler. Yine
Platon’un belirttiği gibi geometrinin alanı Usun
değil ama Anlağın alanıdır, ve burada varsayımlara
izin vardır. Aristoteles İkinci Çözümlem’de anlak
bilimlerinin yöntemlerini tam ayrıntıda verir ve Euklides
Öğeler’de Aristoteles’in saptadığı bu yöntemi
uygular. Gerçekten de, tanıtlamanın tasım süreçlerini,
doğal uslamlama aygıtını gerektirmesi ölçüsünde, geometrinin
belitleri öylesine temel gerçekliklerdir ki, onları
teoremleri tanıtlamada kullanılan uslamlama yöntemleriyle
gerçeklemek olanaksız ve anlamsızdır. Nokta, çizgi,
yüzey gibi yalın uzay belirlenimleri ancak anlamlarını
belirtmek için tanımlanırlar, ama tanıtlamaları istenmez.
Geometri bu tanımlarla bütünüyle yetinebilir. Gene de
mantıksal doğalarının aklanması gibi bir
sorun vardır, ve örneğin Hume iki doğru çizgi birden
çok noktada kesişir dediği zaman, ya da Protagoras
bir teğet bir eğriyi birden çok noktada keser
dediği zaman, ya da Einstein ısıtılan bir fiziksel çubuk
genleştiğinde düzlem ve doğruluk kavramları da yiter
dediği zaman, tümü de geometrinin kavramlarının mantığını
anlama konusunda ussal bir güçlük yaşandığını gösterirler.
Bu düzeye dek, bu yalın uzaysal belirlenimler de mantıksal
olarak aklanmalı, keyfi ya da görgül sayıltılar olmadıkları
gösterilmeli, anlamları gibi varoluşlarının
da ussal olduğu, ve bu yüzden keyfi olarak ortadan kaldırılamayacakları
kabul edilmelidir. Felsefenin tüm kavramlar durumunda
yerine getirmesi gereken yükümlülük onların çıkarsanmasıdır.
Bu çıkarsama aynı zamanda varoluşlarının gerçeklenmesi,
mantıksal zorunlukların gösterilmesi olduğu ölçüde,
hiç kuşkusuz tasımlara dayalı tanıtlama ile bir ve aynı
amacı, gerçekliği paylaşır. Ama burada, arı kavramın
alanında, eytişimsel düşüncenin alanında tanıtlama
tasımlar ya da doğal uslamlama
süreçleri yoluyla gerçeklemeden bütünüyle başka birşeydir.
Kavramın kendini eytişimsel doğasında gerçeklemesi,
karşıtların birliği olarak kendini kendi iç deviminde
açındırmasıdır. Bu süreçte tasımlardan yararlanmak
bir yana, tersine tasımın, yargının, genel olarak
önermenin kendisi kavramın kendi eytişiminin
tanıtlanan verileri olarak görünürler.
‘Doğru çizgi iki nokta arasındaki en kısa
yoldur’ önermesinin geometrideki bütün bir modern şaşkınlığa
neden olan belit olması en azından ilk bakışta tuhaf
görünür. Nokta, çizgi, doğru, eğri: Tüm bu saltık
olarak yalın ve kendiliğinden-açık geometrik kavramların
üzerinde durmanın hiçbir gereği yok gibi görünür. Ama
bu bakış açısı rasyonalizminde bile pragmatik olan modern
eğitimin geometriyi ele alış ve yorumlayış yolunun bir
kalıtıdır. Usa ilgisiz bu sözde eğitimin sonunda, belitler
kafalarda gerçeklenemeyen ya da tanıtlanmaları, aklanmaları
olanaksız keyfi varsayımlar olarak kalırlar. Ve bu irrasyonalizme
aradığı en uygun zemini sağlar. İnsanlara belitlerin
tanıtlanamaz olduğu söylenir. Tanıtlamanın doğası
konusunda, usun doğrulaması konusunda düşünmeyen doğal
bilinç bunu anlamaksızın kabul eder. İnsanlara belitler
keyfidir denir. Ve bu da düşüncesizce kabul edilir.
Ve koşutluk beliti yanlıştır, işin doğrusu iki koşut
çizginin kesiştikleridir denir. Ve bunu da kraldan
fazla kralcı bir tutumla kabul edenler çıkar. Bu bilinçler
uslarını durdururlar. Düşünmeye, giderek kuşku
duymaya, reddetmeye son verirler. Aynı tutum insanların
boşinanca, falcılara ve bilicilere yatkınlıklarının
da temelinde yatar. Eğri çizgi doğru çizgiden kısadır
dendiği zaman, doğal us buna güler. Ama böylesine irrasyonel
bir önerme bilimsel bir yetke konumundan bildirildiği
zaman, buyruğa boyun eğmenin kendisi rasyonel
görünür.
* * *
Arşimed’in Küre ve Silindir üzerine
birinci kitabında ‘‘Uçları aynı olan tüm çizgilerden
doğru çizgi en küçüğüdür’’ önermesi daha sonraki
önermelerinin tanıtlarına temel aldığı varsayımlar/belitler
arasında bulunur. Söylemeye gerek yok ki, daha ‘büyük’
ya da ‘uzun’ olanlar eğri çizgilerdir. Kant bu
beliti ‘‘İki nokta arasındaki doğru çizgi en kısa
çizgidir’’ [AUE, B 16] olarak anlar ve a
priori bireşimli yargı örneği olarak alır:
1) Bir önermenin çözümsel/analitik
olması yüklemin öznede kapsanmasını, bireşimli
olması ise kapsanmamasını anlatır;
2) A priori olması ‘‘saltık
olarak deneyim ve tüm duyu izlenimlerinden bağımsız
bir bilgi’’ olması anlamına gelir. ‘‘Zorunluk ve sağın
evrensellik bir a priori bilginin güvenilir ırasallarıdırlar
ve ayrılamamacasına birbirlerine aittirler [zorunluk=evrensellik]’’
(AUE, B 4). Ve Kant bu zorunluk ve evrenselliğin
mantıksal değil ama sezgisel olduğunu
ekler. ‘‘Burada da sezgiden yardım alınmalıdır ve
bireşim ancak onun aracılığıyla olanaklıdır.’’
Kant’ın mantıktan ne anladığını anlamanın
‘felsefe’sinin değerini anlama konusunda sonsuz önemi
vardır ve bu değerlendirme sık sık ona başvuran yazarların
‘felsefe’ konusunda ne anladıklarını ve ne beklediklerini
de gösterecektir.
Önerme bireşimlidir, der, çünkü ‘‘doğru
kavramım [mein Begriff vom Geraden] büyüklük/nicelik
ile ilgili hiçbirşey kapsamaz; tersine, kapsadığı salt
bir niteliktir.’’ Böylece, Kant’a göre, ‘en kısalık’
doğru çizgi kavramına özünlü değil ama dışardan
yapılan bir katkıdır. Her nasılsa yapılmayabilir:
Ve bu durumda geometrik belitlerin olumsal olgu gerçeklikleri
olacakları, ve hiçbir çelişkiye düşülmeksizin karşıtlarının
da ileri sürülebileceği düşünülebilir. Non-E. denilen
geometriye Kant tarafından verildiği söylenen onayın
mantığı budur.
Ama Kant bu denli irrasyonel değildir
ve buna izin vermez: ‘‘Yüklem [‘en kısalık’] hiç kuşkusuz
o kavrama [‘doğru çizgi’] zorunlu olarak bağlı
olsa da, kavramın kendisinde düşünülmüş olarak değil,
ama kavrama eklenmesi gereken bir sezgi aracılığıyla
böyledir’’ [AUE, B 17] derken, burada ‘sezgi’
evrensellik ve zorunluk imler. Kant’ın yolu ne
denli kaba saba olsa da, niyeti herşeye karşın bağlantıyı
zorunlu görmektir, ve bu ‘dışsal’ zorunluk sezginin
güvencesi altındadır. Bu sezgisel yapıştırma, ekleme,
katma vb. edimi yargının a priori olmasını, yine
Kant’a göre zorunlu=evrensel olmasını sağlar. ‘Sezgi’nin
a priori öğeyi sağladığının kabul edilmesi ya
da edilmemesi, bu yöntemin geçerliği başka bir sorundur.
Gerçekten de, bağlantının zorunlu ve evrensel
olması ayrılabilir olan yüklemin özneden ayrılamaz
olmasından başka birşeyi anlatmaz. Ama Kant a priori
bireşimli dediği yargının bu eytişimsel doğasını
da görmez. Kant o zaman en azından irrasyonel ‘non-Euclidean’
geometriye izin vermekle suçlanamaz. Ama aslında verse
bile suçlanamaz. Çünkü Kant’ın geometriyi de yalnızca
görüngüye sınırlayan ve realite ile ilgisini
koparan ‘kendinde-şey’i görelilik kuramının istediği
‘nesnel fizikselliğe’ olanak tanımaz ve Kant’ın kabul
edeceği ‘her’ geometri yalnızca imgesel, görüngüsel,
öznel bir ‘geometri’ olur. Kant’ın öznelciliğinin
gözardı edilmesi hiç kuşkusuz onun dizgesini bütünüyle
başka birşeye çevirir, Aşkınsal Felsefe solipsistik
kimliğini yitirir.
* * *
Ama Kant’ın sanılarının tersine, geometri
ne olgusallığa ilgisizdir, ne de temellerinde sentetiktir.
İşin gerçeği ‘doğru çizgi’nin ‘en kısalık’ özelliğini
kapsadığı, ve geometrinin belitlerinin hiçbir
biçimde bireşimli olmadıklarıdır. Geometrik belitte
söz konusu olan ‘DOĞRULUK’ niteliği
değil, ama ‘DOĞRU ÇİZGİ’dir, ve
doğru çizgi özsel olarak uzunluktur,NİCELİKtir
(Kant sözcüklere açıkça dikkat etmez — ya da, nicelik
kavramından kaçınması gerektiğini görür). Kant’ın doğru
çizgide kapsanmadığını ve kavrama dışardan getirilmesi
gerektiğini vurguladığı şey bu nicelik kategorisidir.
Ama doğru çizgi uzaysallığın en yalın biçimi olarak
genelde niceliktir. Doğru çizgi, uzayın saltık
olumsuzlanmasını anlatan, tüm uzayı kendi dışına
atan ve uzay ile ilişkisi yalnızca bu olumsuzlama olan
‘nokta’dan ayrı olarak, en yalın uzaysal belirlenimdir,
ilk uzaysal kategoridir. Uzunluk (ya da kısalık) dışında
hiçbir belirlenimi yoktur, ve başka bir bağlamda boyut
denilen şeydir. Salt doğru çizgi olarak, dışında
başka herhangi bir nokta ile, düzlem vb. ile ilişki
içinde değildir (eğrilik dolaysızca bir düzleme
geçildiğini gösterir). Bu yalınlık içinde, doğru
çizgi niceliğin arı biçimidir, ‘en’
yalın, eş deyişle ‘en’ küçük niceliktir,
ve çizgi durumunda ‘en’ küçük hiç kuşkusuz
‘en’ kısa olandır. Nicelik çizgiye
dışardan bir ‘bireşim’ yoluyla katılan bir eklenti değil,
tersine ‘en kısa uzunluk’ belirlenimi ile doğru çizginin
mantıksal olanağıdır ve ‘çözümsel’ sözcüğüne verilen
mantıksal anlama eksiksiz olarak karşılık düşer.
Buna karşı irrasyonalist tutum ‘Kısa olan
eğri olandır’ der. Bunun bir abartma olduğunu, gerçekte
böyle birşeyin ileri sürülmediğini düşünmemeliyiz, çünkü
irrasyonalizm bu çelişki nedeniyle irrasyonalizmdir,
ve bu sapık önesürümü yadsıdığı zaman, geriye karşı
çıkılacak hiçbirşey kalmaz. Geodezik bir eğridir, ve
küre yüzeyinde en kısa çizgi koşulunu yalnızca o yerine
getirir. Bu ussaldır. Ama geometrinin ‘non-Euclidean’
olması için bu eksiksiz olarak ussal olan belirlenimler
uygun değildir. Bunun için özellikle eğri çizginin
‘doğru’ olduğunun ileri sürülmesi gerekir! Ve
sürülür! Yoksa geometri non-Euklidean olmayacak, usdışı
olmayacaktır! Ussal olacaktır.
Göreci irrasyonalizmin savunucuları Geometriyi
irrasyonalize etmek için koşutluk konutlamasını
reddetmenin yeterli olmadığını görürler ve beşincinin
yanında ikinci konutlamanın, ‘doğru çizgi’ konutlamasının
da reddedilmesi gerektiğini ileri sürerler. Burada bu
tutuma açıkça bönlüğün eşlik ettiğini görürüz, çünkü
Geometriyi yoketmek için yalnızca ikinci
konutlamayı, ya da yalnızca birinci konutlamayı,
‘‘herhangi bir noktadan herhangi bir noktaya doğru bir
çizgi çizilebilir’’ önermesini reddetmek yeterlidir:
Doğru çizgiyi çürütmeksizin koşutluk belitini çürütmeye
çalışmak önce birincinin çürütülmesine geri teper.*
Bir geodezik, ne denli küçük olursa
olsun, isterse sonsuz küçüklükte olsun, bir çizgi olduğu
sürece bir eğridir, bir değil ama iki düzlemi
tanımlar (küre yüzeyi ve büyük daire). Ve bir geodezik
sezgisel olarak, imgesel olarak bir küre ve bir ekvator
tasarımlarına ulaşabilen her insan beyni için yalnızca
ve yalnızca açık ve seçiktir. Ama bir ‘doğru çizgi’nin
en sonunda kendi üzerine dönüp bir daire ‘oluşturması,’
bu saçmalığı ileri sürenlerin de kabul ettikleri gibi,
hiç kuşkusuz doğal sezgiye bile aykırıdır.
Ve gene de sezgiye-aykırılıkta, bu irrasyonalizmi satabilmek
için, bir aptallık değil ama derin bir bilgeliğin yattığı
imlenir. Burada gerçekten de derin bir şeyle karşılaşırız.
Ama ne denli derinse o denli karanlıktır. Bu usdışına
başvurulur, çünkü ikinci konutlamanın yadsınması
görelilik kuramı için, evrenin sonlu bir ‘küre’ olduğunun
ileri sürülebilmesi ve buna ‘geometrik’ bir destek yaratabilmek
için, saltık olarak zorunludur.
Matematiksel olarak n boyutta çalışabiliriz.
Ama bunların edimsel uzay boyutları oldukları
sanısı ancak düşüncesine, usuna güven duygusunu bütünüyle
yitirmiş bir kuşkuculuğa yaraşır. Sorun özellikle doğa
bilimleri durumunda salt biçimsel, salt mantıksal değildir:
Mantıksal olan o denli de olgusallığı, varoluşu ilgilendirir.
Ve geometrinin konutlamaları özellikle varoluşu ilgilendiren
önermelerdir.
[ 9 Analitik
ve Diyalektik]