‘‘[Ö]zdeksel cisimler (ki, herşeye karşın, 
ancak düşünüldükleri sürece varolurlar)’’
:: ‘‘[M]aterial bodies (which exist, after all,
only in so far as they are thought).
Einstein, Uzay ve Zaman, 1926.*

‘‘En ünlü olanların en büyük aptallar olduklarını buldum, 
ve daha az saygı gören başkaları ise gerçekte 
daha bilge ve daha iyi idiler.’’
Sokrates, Savunma, 22.

Görelilik Kuramı: 'Felsefesiz Bilim' - © Aziz Yardımlı 1997-1999

Giriş: A Prioriden KurtuluşBatı Uygarlığı ve UssallıkDoğu Uygarlıkları ve UssallıkBilimsellik ve Ussallıkİrrasyonalizm ile İletişim Olanaksızdırİdealizm ve DoğabilimiMatematik ve EytişimGeometride ‘non-Euclidean’ ParodiAnalitik ve DiyalektikVargı
 
 
 
 
 
3 Doğu Uygarlıkları ve Ussallık

Doğunun tarihi, en azından son bin yıl içersinde, kısa süreli ama göz kamaştırıcı bir Arap yükselişi dışında, ne felsefede ve bilimde ussallığı, ne de sanatta kurtarıcı özgürlüğü tanıdı. Böyle erken olgunlaşmış ve gelişme ve değişme dürtüsünü yitirmiş bir yapının modern bilimle ilişkisi kendine özgüdür. Batının gelişimi ile karşıtlık içinde, herhangi bir iç dinamiği olmayan ekinsel katılaşma alanları olarak kalan Doğu için özgür bilimsel düşünce de, tıpkı özgür felsefe ve özgür sanat gibi, daha başından yerleşik bütünlere yabancı bir öğedir, geleneksel-yetkeci yapıları bozup yıkacak uyumsuz bir etmendir.

Tüm eskiliği içinde yaşayan, böylece gerçekte, olguda o denli de henüz yepyeni olan bu gelişmeme alanlarında tüm modernizm dışsal ve dışardandır. Buralarda eski olan yitmez, eskimez, çünkü tözselleşmiş, bir bakıma taşlaşmış, sapasağlam bir totaliter yapının parçasıdır. Belirsiz bir uzaklıkta yatan bir geçmişin varoluş biçimi belirsiz bir geleceğin de varoluşudur. Zaman durmuş gibidir. Buralarda Tarih yoktur. Hiçbir değişim, hiçbir dönüşüm, hiçbir yıkım ve yitiş yer almaz.

O tözsel bütünlerin tarihin akışkanlığına alınmaları olanaksızdır. Tarih, ilerleme, değişim ancak dışardan, ancak Batıdan gelir. Ve bu bile toplumun tözünü sarsmaz, tüm modernleşme gelenekler önünde hizaya çekilir, dünya değişir, ama insan değişmez birlikte varolur.

Bu alanlarda yabancı kökenli bilimsel düşünce hiçbir zaman entellektüel süredurumu, düşünsel dinginliği bozamaz. Bu alanlarda, görgül bilimsel birikime tek bir katkıda bile bulunulmaz. Düşünce hiçbir zaman bireyin kafasında tam özgürlüğü içinde yerleşemez, tasarımsal tabuların dünyası tarafından sürekli püskürtülür. Gerçekliğin kendisini konu alan felsefe bu alanlarda hiçbir gerçeklikleri olmayan bu tarihsel çöküntülerin kendileri denli gerçeklik dışına sürülür. Evrensel düşüncesizliği ve geriliği rahatsız etmeyen akademik biçimlerde, yalancı bir felsefecilik toplumsal bilincin bir kez daha aptallaştırılmış bir boyutuna indirgenir. Özdekçilik olarak, pozitivizm olarak, nihilizm olarak, varoluşçuluk, kuşkuculuk, postmodernizm gibi düşünmeme akımları olarak, gerçekten anlamsız, gerçekten saçma olan bir bilinç biçimini temsil eder.

Bu evrensel yoksunluk ve yoksulluk alanlarının modernleşme evresinde bundan böyle kendilerinin sayabilecekleri ekinsel, politik, bilimsel ölçünleri yoktur, ve modernleşmelerinin kendisi baştan sona dış güdümlü, Batı güdümlüdür. Bu toplumların varoluşları kendilerinde değildir.Buralarda modernleşme yerleşik düzenlerin kendi dinamik dönüşümleri olarak yaşanmaz, ama geleneksel yapıların dış etkilerle çürüyüşleri olarak yer alır. Modern ve geleneksel öğeler biraraya karışır, toplumsal karakter açıkça ilkelleşir, bir iç dinamik yaratmanın yolları bütünüyle kapanır. Böylece insana değer vermeyi en önemsiz şey sayan bu gerilik ve yoksulluk alanlarında türe ve tüze kavramları en ucuz metalar olurlar. Eğitimsiz halkların kendileri tarafından yadırganmayan ve henüz almaşıkları tasarlanamayan acımasız baskı düzenleri Batı tarafından dünya ölçeğinde eşgüdümlü kılınır. Buralara eğitim yerine, bilim yerine, güzellik ve düzen ve temizlik yerine, herşeyden önce Coca Cola ve Walt Disney, Rambolar ve Barbiler, Tanklar ve Mayınlar girer. Ve entellektüel besin olarak pozitivizm ve nihilizm, duygusal olarak paranoya ve sadizm. Bu alanların entellektüel gettoları ilkin Aristoteles ve Platon ve Euklides ile, Farabi ile, Hegel ve Spinoza ve Descartes ile tanışmaz. Usdışı bilinç alanları doğallıkla usdışı ile özdeşleşir. Düşünmeyen düşünce, dolaysız davranışı içindeki düşünce önce özdekçiliği, önce ruhsuz halk felsefelerini kavrayabilir. Ve bu geri alanların sözde bilim yuvaları bilimi ussal antik kökenlerinde tanımakla kesinlikle ilgilenmez, ve modern dönemde Galileo ve Kepler’de, Descartes ve Leibniz’de diriltilen ve yaşatılan tinin ne olduğu konusunda en küçük bir kavrayış bile geliştirmez. Bu düşüncesizlik alanlarını ilkin Russell ve Popper ve Wittgenstein gibi, Feyerabend ve Kuhn gibi bilim ve felsefe ve gerçeklik düşmanları teslim alır, boş beyinler Hawking ve başka halk bilimcilerinin popüler masalları tarafından bir kez daha boşaltılır. Bu değer yitimi alanlarında Nietzsche ve Heidegger gibi irrasyonalistler, Sartre ve Camus gibi kötümserler neredeyse eski tanıdıklar gibi kucaklanır. Usdışı söz konusu olduğunda, Doğu hiç kuşkusuz Batıyı bile aratır. Buralarda ilkel bir akademizm Batının pozitivist/nihilist çileciliğini gerçek değersizliği içinde tanıtmak yerine, henüz herhangi bir direnç gösterme yeteneğinden yoksun genç bilinçleri kuşkuculuğa ve göreciliğe sürükler. Ussal olan herşeye karşı, dizge, düzen, tutarlık, uyum, tek bir sözcükle gerçeklik arayan tüm eğilimlere karşı saldırganlık ve nefret duyguları aşılanır, insana güvensizliği ve yabancılaşmayı pekiştirme akademizmin sorunu olur. Daha bilim doğmadan bilimsel düşünceye karşı pozitivist panzehir verilir, ve felsefe adına, bilgelik sevgisi adına bilgelik düşmanlığı öğretilir. Yeniden kazanılamayacak bir gelenek dünyası ve öykünülemeyecek bir modernizm dünyası arasında, Doğu kendi tarihselliğinde kendi için tüm çıkış yollarını başından kapar. Bu tarihselliğe kitlenen irrasyonalizm kurtuluş yoktur der. Gerçekte, irrasyonalizmin kendisinden kurtuluştan başka kurtuluş yoktur.

* * *

Batı modernizminin insanlığa varoluş ideallerini sunmadığı olgusu bu ülkelerde yürütülen bilimsel etkinliğin kendisi tarafından yeterinden öte kanıtlanır. Bilimde ussallaşmanın evrensel/toplumsal ussallaşmanın bir boyutu, zorunlu bir boyutu olduğu düzeye dek, açıktır ki Batının tek-boyutlu ussallığı, eş deyişle usdışı bütünü bir papağan tini içinde öykünülecek model değildir. Batı ekini kendini ödünsüz bir usdışı üzerine şekillendirmiştir (baskı, sömürü, türesizlik, ırkçılık, saldırganlık, yokedicilik), ve onu oluşturan tüm bileşenler bu usdışı dizge ile uyum içinde işlemelidirler. Bu düzeye dek, Batı ‘bilimciliği’ ve hiç kuşkusuz Batı ‘felsefeciliği’ usdışı düzenle iyi geçinmek, türesizlik ve sömürü çarklarının daha pürüzsüzce işlemesini sağlamak, ve usdışı düşünme eğilimlerini sağlamlaştırmak zorundadır. Genel bir ussallaşma eğilimi (türe, barış, evrensel insan eşitliği için istem) bu Uygarlık biçiminin kendisini patlatıcı biricik gözdağıdır.
 
 

[ 4 Bilimsellik ve Ussallık ]

Alışveriş e-posta Anasayfaya Geri Dön Yayınlar Noeta Okumalar Sanat Metinler Yaşamöyküleri Günlem Bağlantılar İş Yazışma İndirme Idea in English
Yükleme tarihi: 19/04/1999
© Aziz Yardımlı 1999
© İdea Yayınevi