










3 Doğu Uygarlıkları
ve Ussallık
|
Doğunun tarihi, en azından son bin
yıl içersinde, kısa süreli ama göz kamaştırıcı
bir Arap yükselişi dışında, ne felsefede ve bilimde
ussallığı, ne de sanatta kurtarıcı özgürlüğü tanıdı.
Böyle erken olgunlaşmış ve gelişme ve değişme
dürtüsünü yitirmiş bir yapının modern bilimle
ilişkisi kendine özgüdür. Batının gelişimi ile
karşıtlık içinde, herhangi bir iç dinamiği olmayan
ekinsel katılaşma alanları olarak kalan Doğu için
özgür bilimsel düşünce de, tıpkı özgür
felsefe ve özgür sanat gibi, daha başından yerleşik
bütünlere yabancı bir öğedir, geleneksel-yetkeci
yapıları bozup yıkacak uyumsuz bir etmendir.
Tüm eskiliği içinde yaşayan, böylece
gerçekte, olguda o denli de henüz yepyeni olan
bu gelişmeme alanlarında tüm modernizm dışsal
ve dışardandır. Buralarda eski olan yitmez, eskimez,
çünkü tözselleşmiş, bir bakıma taşlaşmış, sapasağlam
bir totaliter yapının parçasıdır. Belirsiz bir
uzaklıkta yatan bir geçmişin varoluş biçimi belirsiz
bir geleceğin de varoluşudur. Zaman durmuş gibidir.
Buralarda Tarih yoktur. Hiçbir değişim, hiçbir
dönüşüm, hiçbir yıkım ve yitiş yer almaz.
O tözsel bütünlerin tarihin akışkanlığına
alınmaları olanaksızdır. Tarih, ilerleme, değişim
ancak dışardan, ancak Batıdan gelir. Ve bu bile
toplumun tözünü sarsmaz, tüm modernleşme gelenekler
önünde hizaya çekilir, dünya değişir, ama insan
değişmez birlikte varolur.
Bu alanlarda yabancı kökenli bilimsel
düşünce hiçbir zaman entellektüel süredurumu,
düşünsel dinginliği bozamaz. Bu alanlarda, görgül
bilimsel birikime tek bir katkıda bile bulunulmaz.
Düşünce hiçbir zaman bireyin kafasında tam özgürlüğü
içinde yerleşemez, tasarımsal tabuların dünyası
tarafından sürekli püskürtülür. Gerçekliğin
kendisini konu alan felsefe bu alanlarda hiçbir
gerçeklikleri olmayan bu tarihsel çöküntülerin
kendileri denli gerçeklik dışına sürülür. Evrensel
düşüncesizliği ve geriliği rahatsız etmeyen akademik
biçimlerde, yalancı bir felsefecilik toplumsal
bilincin bir kez daha aptallaştırılmış bir boyutuna
indirgenir. Özdekçilik olarak, pozitivizm olarak,
nihilizm olarak, varoluşçuluk, kuşkuculuk, postmodernizm
gibi düşünmeme akımları olarak, gerçekten
anlamsız, gerçekten saçma olan bir bilinç biçimini
temsil eder.
Bu evrensel yoksunluk ve yoksulluk
alanlarının modernleşme evresinde bundan böyle
kendilerinin sayabilecekleri ekinsel, politik,
bilimsel ölçünleri yoktur, ve modernleşmelerinin
kendisi baştan sona dış güdümlü, Batı güdümlüdür.
Bu toplumların varoluşları kendilerinde değildir.Buralarda
modernleşme yerleşik düzenlerin kendi dinamik
dönüşümleri olarak yaşanmaz, ama geleneksel yapıların
dış etkilerle çürüyüşleri olarak yer alır. Modern
ve geleneksel öğeler biraraya karışır, toplumsal
karakter açıkça ilkelleşir, bir iç dinamik yaratmanın
yolları bütünüyle kapanır. Böylece insana değer
vermeyi en önemsiz şey sayan bu gerilik ve yoksulluk
alanlarında türe ve tüze kavramları en ucuz metalar
olurlar. Eğitimsiz halkların kendileri tarafından
yadırganmayan ve henüz almaşıkları tasarlanamayan
acımasız baskı düzenleri Batı tarafından dünya
ölçeğinde eşgüdümlü kılınır. Buralara eğitim yerine,
bilim yerine, güzellik ve düzen ve temizlik yerine,
herşeyden önce Coca Cola ve Walt Disney, Rambolar
ve Barbiler, Tanklar ve Mayınlar girer. Ve entellektüel
besin olarak pozitivizm ve nihilizm, duygusal
olarak paranoya ve sadizm. Bu alanların entellektüel
gettoları ilkin Aristoteles ve Platon ve Euklides
ile, Farabi ile, Hegel ve Spinoza ve Descartes
ile tanışmaz. Usdışı bilinç alanları doğallıkla
usdışı ile özdeşleşir. Düşünmeyen düşünce, dolaysız
davranışı içindeki düşünce önce özdekçiliği, önce
ruhsuz halk felsefelerini kavrayabilir. Ve bu
geri alanların sözde bilim yuvaları bilimi ussal
antik kökenlerinde tanımakla kesinlikle ilgilenmez,
ve modern dönemde Galileo ve Kepler’de, Descartes
ve Leibniz’de diriltilen ve yaşatılan tinin ne
olduğu konusunda en küçük bir kavrayış bile geliştirmez.
Bu düşüncesizlik alanlarını ilkin Russell ve Popper
ve Wittgenstein gibi, Feyerabend ve Kuhn gibi
bilim ve felsefe ve gerçeklik düşmanları teslim
alır, boş beyinler Hawking ve başka halk bilimcilerinin
popüler masalları tarafından bir kez daha boşaltılır.
Bu değer yitimi alanlarında Nietzsche ve Heidegger
gibi irrasyonalistler, Sartre ve Camus gibi kötümserler
neredeyse eski tanıdıklar gibi kucaklanır. Usdışı
söz konusu olduğunda, Doğu hiç kuşkusuz Batıyı
bile aratır. Buralarda ilkel bir akademizm Batının
pozitivist/nihilist çileciliğini gerçek değersizliği
içinde tanıtmak yerine, henüz herhangi bir direnç
gösterme yeteneğinden yoksun genç bilinçleri kuşkuculuğa
ve göreciliğe sürükler. Ussal olan herşeye karşı,
dizge, düzen, tutarlık, uyum,
tek bir sözcükle gerçeklik arayan tüm eğilimlere
karşı saldırganlık ve nefret duyguları aşılanır,
insana güvensizliği ve yabancılaşmayı pekiştirme
akademizmin sorunu olur. Daha bilim doğmadan bilimsel
düşünceye karşı pozitivist panzehir verilir, ve
felsefe adına, bilgelik sevgisi adına bilgelik
düşmanlığı öğretilir. Yeniden kazanılamayacak
bir gelenek dünyası ve öykünülemeyecek bir modernizm
dünyası arasında, Doğu kendi tarihselliğinde kendi
için tüm çıkış yollarını başından kapar. Bu tarihselliğe
kitlenen irrasyonalizm kurtuluş yoktur der. Gerçekte,
irrasyonalizmin kendisinden kurtuluştan başka
kurtuluş yoktur.
* * *
Batı modernizminin insanlığa varoluş
ideallerini sunmadığı olgusu bu ülkelerde yürütülen
bilimsel etkinliğin kendisi tarafından yeterinden
öte kanıtlanır. Bilimde ussallaşmanın evrensel/toplumsal
ussallaşmanın bir boyutu, zorunlu bir boyutu olduğu
düzeye dek, açıktır ki Batının tek-boyutlu
ussallığı, eş deyişle usdışı bütünü
bir papağan tini içinde öykünülecek model değildir.
Batı ekini kendini ödünsüz bir usdışı üzerine
şekillendirmiştir (baskı, sömürü, türesizlik,
ırkçılık, saldırganlık, yokedicilik), ve onu oluşturan
tüm bileşenler bu usdışı dizge ile uyum içinde
işlemelidirler. Bu düzeye dek, Batı ‘bilimciliği’
ve hiç kuşkusuz Batı ‘felsefeciliği’ usdışı düzenle
iyi geçinmek, türesizlik ve sömürü çarklarının
daha pürüzsüzce işlemesini sağlamak, ve usdışı
düşünme eğilimlerini sağlamlaştırmak zorundadır.
Genel bir ussallaşma eğilimi (türe, barış, evrensel
insan eşitliği için istem) bu Uygarlık biçiminin
kendisini patlatıcı biricik gözdağıdır.
[ 4 Bilimsellik
ve Ussallık ]