










2 Batı Uygarlığı ve
Ussallık
|
Bütününde
usdışı olan bir yapının bilimsel/akademik bileşeni
de kendine uyarlamasından daha ussal birşey olamaz.
Başka bir deyişle, insan bilimlerinde ve doğa bilimlerinde
gerçekliği, ussal olanı sorun edinen
bir bakış açısı pragmatik toplumun genel usdışı
doğası için dayanılmaz bir çelişkiyi anlatır. Bu
çelişki herşeyden önce o toplumun bireyleri tarafından
düzleştirilir. Toplumun mantığı bireylerinin mantığından
başka birşey değildir.
Bilindiği
gibi, Avrupa’da özgür bilimsel düşünce Katolik Kilisenin
yetkesine, daha doğrusu, bu kurumun yaygın toplumsal
boşinanç ve gelenek tarafından beslenen zeminine
karşı verilen uzun süreli bir savaşımın sonucunda
doğdu. Bilimsel, özgür düşüncenin doğuşu da genel
bir ussallaşma sürecinin bir bileşenidir, ve
politik, sanatsal, dinsel, felsefi özgürleşme ve
ussallaşma ile birlikte gider. Tıpkı bilimsel düşüncenin
antik Yunanistan’da felsefe ile birlikte
doğması gibi, Batıda da doğa bilimleri ve matematik
Galileo ve Kepler ve Descartes gibi, Leibniz ve
Maxwell gibi ussalcılar ve eytişimciler tarafından
diriltilip geliştirildi. Ama tıpkı doğal bilimler
ve matematik gibi, bu uygarlığın başlangıcına eşlik
eden politik kurtuluş idealleri, özgür sanatsal
yaratıcılık, ve Hegel’de doruğuna ve böylece bir
kez daha kökenlerine ulaşan eytişimsel düşünce de
Hıristiyan Batı ekini ile bütününde geçimsiz
bir ussal ekinsel iklime aittiler. Özsel
kimliğini dinsel bir bakış açısında bulan bir ekinsel
ortamda, kısa bir süre içinde bilim ve felsefe,
ve bu iki değerden türetilen kurtuluş idealleri,
bundan böyle usdışı yapısında sağlamlaşan ve katılaşan
bir düzene ve ekinsel tutuculuğa yenik düştüler.
Ussal herşey göreli/tarihsel bir varoluş biçiminin
usdışı istemlerine uyarlandı. Newton pozitif bilimi
Hıristiyanlığın istemlerine göre yozlaştırmanın
modelini sunarken, felsefe Hegel’in ölümünden kısa
bir süre sonra bir us tutulması, bir us düşmanlığı
döneminde pozitivizme ve nihilizme yenik düştü.
En azından son yüzyılı aşkın bir süre boyunca, Batıda
irrasyonalizm yalnızca evrensel insanlık
ideallerini çürütmekle kalmadı, ussallığın en arı
anlatımı olan felsefenin kendisini de püskürtmeyi
başardı ve insan ve doğa bilimlerinin alanını herhangi
bir eleştiriye ya da öz-eleştiriye bağışık bir parodiye
indirgedi. Batı modernizmine başından bu yana eşlik
eden ırkçılık, kölecilik, sömürgecilik, emperyalizm,
ve bu sadistik ve militaristik olgulara entellektüel
zemin sağlayan kuşkucu ve göreci kafa yapıları bu
usdışı uygarlığın varoluşundaki patolojinin yalnızca
birkaç semptomudur.
Tek-boyutlu
Batı uygarlığında bundan böyle Bilimsel Düşünceyi
insanlık adına ve özgürlük adına geliştirecek ussal
bir yönelim yoktur. Bu uygarlığın varoluşu çoktandır
açıkça sağduyuyu, usu püskürten bir bilinç yapısının
anlatımıdır, özünde türesizliği, baskıyı ve sömürüyü
varoluşun bedeli sayan bir dünya görüşü üzerine
dayanır. Bilimsel etkinliğin kendisi modern yokediciliğin,
sadizmin, terörizmin gücünü arttırmak için seferber
edilir. Bu usdışı toplumsal bütün gibi, bu bütünü
oluşturan bileşenler de usdışıdır: Ona gerekli baskıcı
insan karakterini üreten eğitim kurumlarının kendileri
düzenin temel direklerini oluştururlar; sanatsal
etkinlik popüler eğlencenin, kaba içgüdüsel doyumun
bir aracına indirgenirken, bilim askeri yokedicilik
ve tecimsel çıkar dürtülerinin güdümüne girer. Bu
usdışı evrensel yapı insan imgesini iyileştirerek
değil, tersine evrensel ölçekte bozarak, insan usunun
ve ruhunun özgür açınımına izin vererek değil, tersine
onu aptal ve değersiz ve saldırgan modellere uyarlayarak
ayakta kalabilir.
Böyle
bir toplumsal yapı içersinde, felsefenin yeri değersiz
ve ruhsuz bir kuşkuculuk tarafından alınır,
bilinçler Hume, Kant, Nietzsche, Heidegger vb. gibi
patolojik yazarların us-düşmanı ve insan-düşmanı
öğretilerine teslim edilir, ve bu ‘felsefecilik’
bilinci usun kendisine karşı, insanın gerçek değerlerine
ve eleştirel özüne karşı çevirerek baskıcı yapıyı
sağlamlaştırma işlevine katılır. Pozitif bilimin
kendisi tüm heyecanını meta düzeninin ve askeri
yokedicilik düzeneğinin dümen suyuna girmede bulur.
Genel irrasyonalizme uyarlanmış olarak, Batı akademizminin
işlevi yerleşik düzenin sürdürülmesi için gereken
bilinç biçimlerinin üretimine indirgenir. Böyle
uyarlanmış bir bilinç iç çelişkisinden, eleştirel
boyutundan, değersizliğe başkaldırıdan bağışık tutulur.
Böyle indirgenmiş bir kişilik gerçeklerin
ve değerlerin doğrulanması ve savunulması
üzerine değil, tersine yadsınması ve karalanması
üzerine dayanabilir. Böyle bir kimlik duyuncun ve
duyarlığın özgürce gelişimi üzerine değil, ama iyinin
ve kötünün ötesine dek baskılanmış insanlık posaları
üzerine dayanabilir.
Böyle
bir ekinsel yapıda görelilik ve nice kuramları
insan dehasının iki başyapıtını değil, ama bilimsel
düşüncenin kendisini usdışına uyarlamasının yollarını
sunarlar.
[ 3 Doğu
Uygarlıkları ve Ussallık ]