idea yayınevi / idea publishing house

 
 




A L M A Ş I K L A R I N

Ş A N S I



  
   

  10: Vargı
      
İlerleyen tek-boyutlu toplum ussal ve usdışı arasındaki ilişkiyi değiştirir. Ussallığının düşlemsel ve delice yanlarına karşıt olarak, usdışının alanı gerçekten ussal olanın evi olur—''yaşam sanatını geliştirebilecek'' düşüncelerin. Eğer yerleşik toplum tüm normal iletişimi yönetiyor, onu toplumsal gereksinimlerle uyum içinde geçerli ya da geçersiz kılıyorsa, o zaman bu gereksinimlere yabancı değerler belki de anormal kurgu ortamından başka hiçbir iletişim ortamı bulamayabilirler. Estetik boyut henüz yazara ve sanatçıya insanlara ve şeylere adları ile seslenme—başka türlü hiç adlandırılamayacak olanları adlandırma—yeteneğini sunan bir anlatım özgürlüğünü barındırır.
    Zamanımızın gerçek yüzü Samuel Beckett'in romanlarında görünür; gerçek tarihi Rolf Hochhut'un oyunu Der Stellvertreter'de yazılmıştır. Bundan böyle burada konuşan imgelem değil ama Ustur, öyle bir olgusallıkta ki herşeyi aklar ve herşeyi bağışlar—tinine karşı günah dışında. İmgelem bu olgusallıktan çekilir, ama olgusallık yetişip onu yakalar. Auschwitz belleği değil ama insanın başarımlarını bir hayalet gibi izlemeyi sürdürür—uzay uçuşları; roketler ve misiller; ''Snack Barın altındaki labirent benzeri bodrum''; temiz, hijyenik, ve çiçek tarhları ile zarif elektronik fabrikalar; aslında insanlara zararlı olmayan zehirli gaz; hepimizin katıldığı giz. İçinde insanın büyük bilim, tıp, uygulayımbilim başarımlarının yer aldığı ortam budur; yaşamı kurtarma ve iyileştirme çabaları yıkımdaki biricik umuttur. Düşlemsel olanaklarla bilerek oyun, iyi bir duyunçla davranabilme, contra naturam, insanlar ve şeylerle deneyler yapma, yanılsamayı olgusallığa ve kurguyu gerçeğe çevirme yeteneği—tüm bunlar İmgelemin bir ilerleme aracı olmuş olduğu düzeye tanıklık ederler. Ve o öyle bir araçtır ki, yerleşik toplumlardaki başkaları gibi, yöntemli olarak kötüye kullanılmaktadır. Politikanın gidiş ve biçemini saptayarak, imgelemin gücü sözcüklerin ayarlanışında Alis Harikalar Ülkesinde'den çok ötelere gider ve anlamlıyı saçmaya ve saçmayı anlamlıya çevirir.
    Daha önceki karşıt alanlar uygulayımsal ve politik zeminde kaynaşırlar—büyü ve bilim, yaşam ve ölüm, sevinç ve sefillik. Kamu denetimine büyük ölçüde kapatılmış nükleer fabrika ve laboratuarlar hoş çevreler içersinde ''İşleyim Parkları'' olurken, Güzellik terörünü açığa serer; Sivil Savunma Özekleri duvardan duvara halı (''yumuşak''), yatar koltuklar, televizyon, ve Dilmece ile, ''barış zamanında (evet!) ek bir aile odası ve eğer savaş çıkacak olursa aile serpinti sığınağı olarak tasarlanmış'' bir ''lüks serpinti-sığınağı''nı sergilerler.1 Eğer böyle olguların dehşeti bilince işlemiyorsa, eğer sorgusuzca kabul ediliyorsa, bunun nedeni bu başarımların (a) varolan düzenin terimlerinde bütünüyle ussal, (b) imgelemin geleneksel sınırları ötesindeki insan buluşçuluğunun ve gücünün belirtileri olmalarıdır.
    Estetik ve olgusallığın tiksindirici kaynaşması ''şiirsel'' imgelemi bilimsel ve görgül Usun karşısına çıkaran felsefeleri çürütür. Uygulayımbilimsel ilerlemeye imgelemin ilerleyici bir ussallaşması ve giderek olgusallaşması eşlik eder. Sevincin olduğu gibi dehşetin de, barışın olduğu gibi savaşın da arketipleri altüst edici ıralarını yitirirler. Bunların bireylerin gündelik yaşamlarında görünmeleri bundan böyle usdışı güçlerin görünmeleri değildir—çağdaş somut belirişleri uygulayımbilimsel egemenliğin öğeleridir, ve ona boyun eğerler.
    Romantik imgelem alanını indirgemekle ve giderek ortadan kaldırmakla, toplum imgelemi kendini yeni bir zeminde tanıtlamaya zorlamıştır—bir zemin ki orada imgeler tarihsel yeteneklere ve tasarlara çevrilirler. Çeviri onu üstlenen toplum denli kötü ve çarpıtılmış olacaktır. Özdeksel üretim ve özdeksel gereksinimler alanından ayrılmış olarak, imgelem yalnızca zorunluk alanında geçersiz bir oyundu, ve salt düşlemsel bir mantığa ve düşlemsel bir gerçeğe bağlıydı. Uygulayımsal ilerleme bu ayrılmayı ortadan kaldırırken, imgelere kendi mantığını ve kendi gerçekliğini yatırır; anlığın özgür yetisini indirger. Ama imgelem ve Us arasındaki uçurumu da indirger. İki zıt yeti ortak zemin üzerinde karşılıklı bağımlı olurlar. İleri işleyim uygarlığının yeteneklerinin ışığında, imgelemin tüm oyunu olgusallaşma şansları açısından sınanabilecek uygulayımsal olanaklarla oynama değil midir? Romantik bir ''İmgelem bilimi'' düşüncesi her zaman olduğundan daha görgül bir görünüş kazanıyor görünür.
    İmgelemin bilimsel, ussal ırası çoktandır matematikte, fiziksel bilimlerin önsav ve deneylerinde tanınmıştır. Benzer olarak, kuramda usdışının özgün ussallığının kabulü üzerine kurulan ruhçözümlemede de tanınmıştır; kavranan imgelem, yeniden yönlendirilerek, sağaltıcı bir güç olur. Ama bu sağaltıcı güç sinircenin iyileştirilmesinde olduğundan çok daha ileriye gidebilir. Bu görüşü ana çizgilerde sunan bir şair değil ama bilimciydi:
   
Toute une psychanalyse matérielle peut ... nous aider à guérir de nos images, ou du moins nous aider à limiter l'emprise de nos images. On peut alors espérer ... pouvoir rendre l'imagination heureuse, autrement dit, pouvoir donner bonne conscience à l'imagination, en lui accordant pleinement tous ses moyens d'expression, toutes les images matérielles qui se produisent dans les rêves naturels, dans l'activité onorique normale. Rendre heureuse l'imagination, lui accorder toute son exubérance, c'est précisément donner à l'imagination sa véritable fonction d'entraînement psychique.2

İmgelem şeyleşme sürecine bağışık kalmamıştır. İmgelerimizin güdümündeyiz ve kendi imgelerimizden acı çekeriz. Ruhçözümleme bunu çok iyi biliyordu, ve sonuçları biliyordu. Bununla birlikte, ''imgeleme tüm anlatım araçlarını vermek'' gerileme olacaktır. Sakatlanmış bireyler (imgelem yetilerinde de sakatlanmış) şimdi onlara izin verilenden daha çoğunu örgütleyecek ve yokedeceklerdir. Böyle bir salıveriş hafifletilmemiş dehşet olacaktır—ekinin yıkımı değil, ama en baskıcı eğilimlerinin özgürce yaygınlaşmaları. Üretici aygıtın barışçıllaştırılmış bir varoluşa, korkudan özgür bir yaşama doğru yeniden kuruluşunun ve yeniden yönlendirilişinin a priorisi olabilecek imgelem ussaldır. Ve bu hiçbir zaman egemenlik ve ölüm imgelerinin güdümünde olanların imgelemi olamaz.
    İmgelemi ona onun tüm anlatım araçlarının verilebileceği bir yolda kurtarmak şimdi özgür olan ve baskıcı bir toplumu sürdüren öğelerin çoğunun baskılanışını öngerektirir. Ve böyle bir tersine dönüş bir ruhbilim ya da törebilim sorunu değil ama bir politika sorunudur—politika teriminin burada baştan sona kullanıldığı anlamda: içinde temel toplumsal kurumların geliştirildikleri, tanımlandıkları, desteklendikleri, ve değiştirildikleri kılgı. Bu bireylerin kılgısıdır, nasıl örgütlenmiş olurlarsa olsunlar. Böylece şu soru bir kez daha karşılanmalıdır: yönetilen bireyler—ki sakatlanmalarını kendi özgürlüklerine ve doyumlarına çevirmişlerdir, ve böylece onu genişlemiş bir ölçekte yeniden-üretirler—kendilerini efendilerinden olduğu gibi kendilerinden de nasıl kurtarabilirler? Kısır döngünün kırılabileceğini düşünmek bile nasıl olanaklıdır?

    Paradoksal olarak, öyle görünür ki bu soruyu yanıtlama girişiminde en büyük güçlüğü sunan şey yeni toplumsal kurumlar düşüncesi değildir. Yerleşik toplumların kendileri temel kurumları artan önceden tasarlama yönünde değiştirirler, ya da daha şimdiden değiştirmişlerdir. Dirimsel gereksinimlerin evrensel doyumu için eldeki tüm kaynakların gelişim ve kullanımı barışçıllaştırmanın öngereği olduğu için, barışçıllaştırma bu hedefe erişmenin yolunda duran tikel çıkarların üstünlüğü ile bağdaşmazdır. Nitel değişim bu çıkarlara karşı ve bütün için ön tasarlar yapma üzerine koşulludur, ve özgür ve ussal bir toplum ancak bu temel üzerinde doğabilir.
    İçersinde barışçıllaştırmanın öngörülebileceği kurumlar böylece yetkeci ve demokratik, özekselleşmiş ve özgürlükçü yönetimler biçimindeki geleneksel sınıflamayı reddederler. Bugün, gerçekte yadsınan bir özgürlükçü demokrasi adına özeksel ön tasara karşıtçılık baskıcı çıkarlar için ideolojik bir destek olarak hizmet eder. Bireyler tarafından gerçek öz-belirlenim hedefi zorunlukların (erişilen özdeksel ve anlıksal ekin düzeyinin terimlerinde) üretim ve dağıtımı üzerinde etkili toplumsal denetime bağlıdır.
    Burada, uygulayımbilimsel ussallık, sömürücü özelliklerinden sıyrılmış olarak, eldeki kaynakları herkes için tasarlama ve geliştirmede biricik ölçün ve kılavuzdur. Dirimsel malların ve hizmetlerin üretim ve dağıtımında öz-belirlenim savurganlık yaratacaktır. İş uygulayımsal bir iştir, ve gerçekten uygulayımsal bir iş bedensel ve ansal zahmetin indirgenmesine katkıda bulunur. Bu alanda, özekselleşmiş denetim eğer anlamlı öz-belirlenim için önkoşulları kuruyorsa ussaldır. Öz-belirlenim o zaman kendi alanında etkili olabilir—ekonomik artının üretim ve dağıtımını ilgilendiren kararlarda, ve bireysel varoluşta.
    Her ne olursa olsun, özekselleşmiş yetkenin ve doğrudan demokrasinin bileşimi, gelişme düzeyine göre, sonsuz türlülüğe açıktır. Öz-belirlenim kitlelerin tüm propagandadan, koşullandırıcı öğretilerden ve bilinç ayarlamalarından kurtulmuş, olguları bilme ve kavrayabilme ve almaşıkları değerlendirebilme yeteneğindeki bireylere çözündükleri düzeye dek gerçek bir öz-belirlenim olacaktır. Başka bir deyişle, toplum özsel olarak yeni bir tarihsel Özne tarafından örgütlendiği, desteklendiği, ve yeniden-üretildiği düzeye dek ussal ve özgür olacaktır.
    İleri işleyim toplumlarının gelişimlerinin şimdiki evresinde, ekinsel dizge gibi özdeksel dizge de bu gereği yadsır. Bu dizgenin güç ve etkililiği, anlığın olgu ile, düşüncenin istenen davranış ile, özlemlerin olgusallık ile baştan sona benzeşmesi yeni bir Öznenin doğuşunun karşısında durur. Ayrıca üretken süreç üzerinde şimdi işletilen denetimin ''aşağıdan denetim'' ile yer değiştirmesinin nitel değişimin doğuşu anlamına geleceği düşüncesinin de karşısında durur. Bu düşünce geçerliydi, ve henüz geçerlidir, emekçilerin yerleşik toplumun dirimli yadsınışı ve suçlanışı olmuş oldukları ve henüz olmakta oldukları yerde. Bununla birlikte, bu sınıfların yerleşik yaşam yolunun bir desteği olmuş oldukları yerde, denetime yükselişleri yalnızca değişik bir ortamda bu yolu uzatacaktır.
    Ve gene de, bu toplumun ve ölümcül gelişiminin eleştirel kuramını geçerli kılan olguların tümü oradadır: bütünün artan usdışılığı; üretkenlikte savurganlık ve kısıtlama; saldırgan yayılma için gereksinim; sürekli savaş gözdağı; yeğinleşmiş sömürü; insanlıktan uzaklaşma. Ve tümü de tarihsel almaşığı gösterirler: bir enaz emek ile dirimsel gereksinimlerin doyumu için kaynakların önceden tasarlanmış kullanımı, boş zamanın özgür zamana dönüştürülmesi, varoluş için savaşımın barışçıllaştırılması.

Ama olgular ve almaşıklar biraraya gelmeyen parçalar gibi, ya da bir özneden, onları yeni yönde devindirecek kılgıdan yoksun dilsiz nesnelerin bir dünyası gibi dururlar. Eytişimsel kuram çürütülmüş değildir, ama çareyi öneremez. Olumlu olamaz. Hiç kuşkusuz, eytişimsel kavram, verili olguları kavrarken, verili olguları aşar. Bu onun gerçekliğinin asıl belirtisidir. O tarihsel olanakları, giderek zorunlukları tanımlar; ama bunların olgusallaşmaları yalnızca kurama karşılık veren kılgıda olabilir, ve şimdilik kılgı böyle hiçbir karşılık vermez.
    Görgül olduğu gibi kuramsal zeminde de, eytişimsel kavram kendi umutsuzluğunu bildirir. İnsan olgusallığı onun tarihidir, ve onda çelişkiler kendi başlarına patlamazlar. Bir yanda enaz dirence ayarlanmış, ödüllendirici egemenlik, ve öte yanda onun öz-belirlenime ve barışçıllaştırmaya katkıda bulunan başarımları arasındaki çatışma herhangi olanaklı bir yadsımanın ötesinde açıklık kazanabilir, ama pekala denetlenebilen ve üstelik üretken bir çatışma olarak da sürebilir, çünkü doğa üzerindeki uygulayımbilimsel utkunun genişlemesiyle insanın insan üzerindeki utkusu da genişler. Ve bu utku kurtuluşun zorunlu bir a priorisi olan özgürlüğü indirger. Bu düşünce özgürlüğüdür—içinde düşüncenin yönetilen dünyada özgür olabileceği biricik anlamda: bu dünyanın baskıcı üretkenliğinin bilinci olarak, ve bu bütünü kırıp geçmek için saltık gereksinim olarak. Ama tam anlamıyla bu saltık gereksinim tarihsel bir kılgının itici gücü, nitel değişimin etker nedeni olabileceği yerde yürürlükte değildir. Bu özdeksel güç olmaksızın, en keskin bilinç bile güçsüz kalır.
    Bütünün usdışı ırası kendisini ve, bu yüzden, değişimin zorunluğunu ne denli açıkça belirtirse belirtsin, zorunluk üzerine içgörü olanaklı almaşıkları ele geçirmek için hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Verili yaşam dizgesinin her-yerde-bulunan etkililiği ile karşı karşıya kaldıklarında, onun almaşıkları her zaman ütopik görünmüşlerdir. Ve bilimin başarımlarının ve üretkenlik düzeyinin almaşıkların ütopik ıralarını ortadan kaldırdığı, karşıtının değil ama yerleşik olgusallığın kendisinin ütopik olduğu evrede bile, zorunluk üzerine içgörü, kötü durumun bilinci yeterli olmayacaktır.

    Bu eleştirel toplum kuramının alanı terkettiği ve onu bir görgül toplumbilime bıraktığı anlamına mı gelir—bir toplumbilime ki, yöntemsel bir yönlendirme dışında tüm kuramsal yönlendirmeden kurtulmuş olarak, yanlış yerleştirilmiş bir somutluğun yanılgılarına yenik düşer, böylece değer yargılarının ortadan kaldırılışını ileri sürerken ideolojik bir hizmet sunar? Ya da eytişimsel kavramlar bir kez daha gerçekliklerine tanıklık mı ederler—kendi durumlarını çözümlemekte oldukları toplumun durumu olarak kavrayarak? Eğer eleştirel kuram tam anlamıyla en büyük zayıflık noktasında—yerleşik toplumun içersindeki kurtarıcı eğilimleri tanıtlama yeteneksizliğinde—irdelenecek olursa, bir yanıt kendini ileri sürebilir.
    Eleştirel toplum kuramı, doğuşunun zamanında, yerleşik toplumun içinde bulunan olgusal güçlerle (öznel ve nesnel) karşı karşıyaydı; ve bu toplum ilerlemeye engel olan yürürlükteki kurumları ortadan kaldırarak daha ussal ve daha özgür kurumlara doğru deviniyor (ya da devinmeye güdülebiliyordu). Üzerine kuramın kurulacak olduğu görgül zemin bunlardı, ve bu görgül zeminden özünlü olanakların kurtuluşu düşüncesi türüyordu—başka türlü ancak engellenip çarpıtılacak olan özdeksel ve anlıksal üretkenliğin, yetilerin ve gereksinimlerin gelişimleri düşüncesi. Böyle güçlerin tanıtlanması olmaksızın, toplumun eleştirisi yine geçerli ve ussal olacak, ama ussallığını tarihsel kılgının terimlerine çevirmeye yeteneksiz kalacaktır. Vargı? ''Özünlü olanakların kurtuluşu'' bundan böyle tarihsel almaşığı yeterli olarak anlatmaz.
    İleri işleyim toplumlarının zincire vurulu olanakları şunlardır: üretici güçlerin genişlemiş bir ölçekte gelişimi, doğa üzerindeki utkunun genişlemesi, artan bir sayıda insan için gereksinimlerin artan doyumu, yeni gereksinim ve yetilerin yaratılması. Ama bu olanaklar onların kurtarıcı gizilliklerini ortadan kaldıran araçlar ve kurumlar yoluyla aşamalı olarak olgusallaşmaktadırlar, ve bu süreç yalnızca araçları değil ama erekleri de etkiler. Üretkenlik ve ilerleme araçları, totaliter bir dizgeye örgütlenmiş olarak, yalnızca edimsel değil ama olanaklı kullanımları da belirlerler.
    En ileri evresinde, egemenlik yönetim olarak işlev görür, ve aşırı gelişmiş kitlesel tüketim alanlarında, yönetilen yaşam bütünün iyi yaşamı olur ve savunusunda karşıtlar birleşirler. Bu egemenliğin arı biçimidir. Evrik olarak, olumsuzlanması olumsuzlamanın arı biçimi olarak görünür. Tüm içerik egemenliğin sonu için tek bir soyut isteme indirgenmiş görünür—biricik gerçekten devrimci gerek, ve işleyimci uygarlığın başarımlarını geçerli kılacak olay. Yerleşik dizge tarafından etkili yadsınışı karşısında, bu olumsuzlama ''saltık reddediş''in politik olarak güçsüz biçiminde görünür—bir reddediş ki, yerleşik dizgenin üretkenliğini geliştirmesi ve yaşam yükünü hafifletmesi ile orantılı olarak usauygunluğunu yitirir. Maurice Blanchot'nun sözlerinde:
   

''Ce que nous refusons n'est pas sans valeur ni sans importance. C'est bien à cause de cela que le refus est nécessaire. Il y a une raison que nous n'accepterons plus, il y a une apparence de sagesse qui nous fait horreur, il y a une offre d'accord et de concilation que nous n'entendrons pas. Une rupture s'est produite. Nous avons été ramenés à cette franchise qui ne tolëre plus la complicité.''3

    Ama reddedişin soyut ırası bütünsel şeyleşmenin sonucuysa, o zaman reddediş için somut zemin henüz varolmalıdır, çünkü şeyleşme bir yanılsamadır. Aynı nedenle, karşıtların birleşmesi de uygulayımbilimsel ussallık ortamında, tüm olgusallığı içinde, yanıltıcı bir birleşme olmalıdır ki, ne artan üretkenlik ve baskıcı kullanımı arasındaki çelişkiyi, ne de çelişkiyi çözmek için dirimsel gereksinimi ortadan kaldırır.
    Ama çözüm için savaşım geleneksel biçimlerin ötesine büyümüştür. Tek-boyutlu toplumun totaliter eğilimleri geleneksel başkaldırı yollarını ve araçlarını etkisiz kılar—belki de üstelik tehlikeli, çünkü bunlar 'halk egemenliği' yanılsamasını korurlar. Bu yanılsama biraz gerçeklik kapsar: ''halk,'' daha önceki toplumsal dönüşüm mayası, şimdi toplumsal iç-bağın mayası olmaya ''yükselmiştir.'' İleri işleyim toplumunun yeni tabakalaşma ırasalı gönencin yeniden-dağılımında ve sınıfların eşitleşmesinde olmaktan çok burada yatar.
    Bununla birlikte, tutucu halk temelinin altında dışlananlar ve dışardakiler, başka ırkların ve başka renklerin sömürülenleri ve ezilenleri, işsizler ve işsiz olabilecekler tabakası durur. Bunlar demokratik sürecin dışında varolurlar; yaşamları dayanılmaz koşulları ve kurumları sona erdirmek için en dolaysız ve en gerçek gereksinimdir. Böylece karşıtçılıkları en devrimcidir, bilinçleri değilse bile. Karşıtçılıkları dizgeyi dışardan vurur ve bu yüzden dizge tarafından saptırılamaz; ilkel bir güçtür ki oyunun kurallarını çiğner ve, bunu yapmakla, onu ayarlanmış bir oyun olarak açığa serer. En ilkel yurttaşlık haklarını isteyebilmek için birleşip silahsız ve korunmasız caddelere döküldükleri zaman bilirler ki köpekler, taşlar, ve bombalar, hapishane, toplama kampları ve giderek ölümle yüz yüze geleceklerdir. Güçleri yasa ve düzenin kurbanları için her politik gösterinin arkasındadır. Oyunu oynamayı reddetmeye başlamaları olgusu bir dönemin sonunun başlangıcını gösteren olgu olabilir.
    Hiçbirşey bunun iyi bir son olacağını göstermez. Yerleşik toplumların ekonomik ve uygulayımsal yetenekleri en alttakiler için ayarlamalar ve ödünler için izin verebilecek denli yeterli ve geniştir, ve silahlı güçleri ivedi durumlarla ilgilenecek denli eğitimli ve donatımlı. Bununla birlikte, hortlak yine oradadır, ileri toplumların sınırlarının içersinde ve dışarsında. Uygarlık imparatorluğuna gözdağı veren barbarlar ile yüzeysel tarihsel koşutluk sorunu önceden yargılar; barbarlığın ikinci dönemi pekala uygarlığın sürdürülen imparatorluğunun kendisi olabilir. Ama şans şudur ki, bu dönemde tarihsel uçlar yine buluşabilirler: en ileri insanlık bilinci, ve onun en sömürülen gücü. Bu bir şanstan ötesi değildir. Eleştirel toplum kuramının şimdi ve bunun geleceği arasındaki uçurumu kapayabilecek hiçbir kavramı yoktur: hiçbir söz vermeksizin ve hiçbir başarı göstermeksizin, olumsuz kalır. Böylece, umutsuz olarak, yaşamlarını Büyük Reddedişe vermiş olanlara ve verenlere bağlı kalmayı ister.
    Faşist evrenin başlangıcında Walter Benjamin şunları yazdı:
    Nur um der Hoffnungslosen willen ist uns die Hoffnung gegeben.

Salt umutsuzlar uğrunadır ki bize umut verilmiştir.

• • •






1New York Times'a göre, November 11, 1960, New York Sivil Savunma Merkezi'nde, Lexington Ave. ve Fifty-fifth Street'de sergilendi. GERİ

2''Sorunun bütün ruhçözümlemesi bize kendimizi imgelerimizden sağaltmada hizmet edebilir ya da hiç olmazsa imgelerimizin üzerimizdeki gücünü sınırlamada yardım edebilir. Kişi o zaman imgelemi mutlu kılabilmeyi, ona onun tüm anlatım araçlarını, doğal düşlerde, olağan düş etkinliğinde kendilerini gösteren tüm somut imgeleri bağışlayarak duyuncunu rahatlatmayı umudedebilir. İmgelemi mutlu kılmak, ona tüm diriliğini kazandırmak, sözcüğün tam anlamıyla imgeleme ruhsal itki ve güç olarak gerçek işlevini bağışlamak demektir.'' Gaston Bachelard, Le Materialisme rationnel (Paris. Presses Universitaires, 1953), s. 18 (vurgu Bachelard'ın). GERİ

3''Yadsıdığımız değersiz ya da önemsiz değil. Tam bu nedenle, yadsıma zorunludur. Bundan böyle kabul etmediğimiz bir us var, bize korku veren bir bilgelik görünüşü var, anlaşma ve uzlaşma için bundan böyle saygı göstermeyeceğimiz bir dilek var. Bir kopuş oldu. Artık suç ortaklığını hoşgörmeyen içtenliğe dek indirildik.'' ''Le Refus,'' Le 14 Juliet'de, no. 2, Paris, Octobre 1958. GERİ


© İDEA YAYINEVİ 1999
Bu sayfa 12/02/1999 tarihinde yüklenmiştir

herbert marcuse tek-boyutlu insan çeviren aziz yardımlı idea yayınevi idea publishing house istanbul