
Giriş
Eleştirinin Felci: Karşıtlıksız Toplum
İnsan soyunu silip süpürebilecek bir atomik yıkım
gözdağı bu tehlikeyi sürdüren güçlerin kendilerini korumaya da hizmet etmez
mi? Böyle bir yıkımı önleme çabaları onun çağdaş işleyim toplumundaki gizil
nedenlerinin araştırılmasını gölgeler. Bu nedenler kamu tarafından tanınmamış,
sergilenmemiş, saldırılmamış kalırlar, çünkü dışarıdan gelen—Doğudan Batıya,
Batıdan Doğuya—pek açık gözdağının önünde gerilerler. Eşit ölçüde açık
olan şey uçurumun kıyısında yaşamaya, meydan okumayı karşılamaya hazır
olma gereksinimidir. Yoketme araçlarının barışçıl üretimine, savurganlığın
eksiksizleştirilmesine, savunanları ve savunduklarını çirkinleştiren bir
savunma için eğitilmeye boyun eğeriz.
Eğer tehlikenin nedenleri ile toplumun örgütlenme
ve üyelerini örgütleme yolu arasında bağıntı kurma girişiminde bulunursak,
dolaysızca karşımıza çıkan olgu ileri işleyim toplumunun tehlikeyi sürdürürken
daha varsıl, daha büyük ve daha iyi olmakta olduğudur. Savunma yapısı daha
büyük bir sayıda insan için yaşamı kolaylaştırır ve insanın doğaya üstünlüğünü
genişletir. Bu koşullar altında, kitle iletişim araçlarımız özel çıkarları
tüm duyarlı insanların çıkarları olarak satmakta pek güçlük çekmezler.
Toplumun politik gereksinimleri bireysel gereksinimler ve özlemler olur,
doyumları tecimi ve ortak gönenci geliştirir, ve bütün ise Usun somutlaşmasının
kendisi olarak görünür.
Ve gene de bu toplum bir bütün olarak usdışıdır.
Üretkenliği insan gereksinim ve yetilerinin özgür gelişimini yokedicidir,
barışı sürekli savaş gözdağı tarafından sürdürülür, büyümesi varoluş için
savaşımı—bireysel, ulusal, ve uluslararası—barışçıllaştırmanın gerçek olanaklarının
baskılanması üzerine bağımlıdır. Toplumumuzun önceki, daha az gelişmiş
evrelerini ıralandırmış olandan öylesine ayrı olan bu baskı bugün doğal
ve uygulayımsal bir toyluk konumundan değil ama tersine bir güç konumundan
işler. Çağdaş toplumun yetenekleri (anlıksal ve özdeksel) daha öncekilerle
karşılaştırılamayacak denli büyüktür—ki toplumun bireyi denetleme alanının
her zaman olduğundan ölçülemeyecek denli daha büyük olması demektir. Toplumumuz
özekkaç toplumsal kuvvetleri Terör ile olmaktan çok Teknoloji ile yenerek,
ezici bir etkililiğin ve yükselen bir yaşam ölçününün ikili temeli üzerinde
ayırdedici yanını gösterir.
Bu gelişmelerin kökenlerini araştırmak ve tarihsel
almaşıklarını irdelemek çağdaş bir eleştirel toplum kuramının amacının
parçasıdır—bir kuram ki toplumu insan koşulunu iyileştirmek için kullanılmış
ve kullanılmamış ya da kötüye kullanılmış sığalarının ışığında çözümler.
Ama böyle bir eleştiri için ölçünler nelerdir?
Hiç kuşkusuz değer yargıları bir rol oynar. Toplumu
örgütlemenin yerleşik yolu olanaklı başka yollar karşısında, insanın varoluş
için savaşımını hafifletmek için daha iyi şanslar sundukları düşünülen
yollar karşısında ölçülür; belirli bir tarihsel kılgı kendi tarihsel almaşıkları
karşısında ölçülür. Başlangıçtan bu yana tüm eleştirel toplum kuramları
böylece tarihsel nesnellik sorunu ile yüz yüze gelirler, bir sorun ki çözümlemenin
değer yargıları içerdiği iki noktada doğar:
1. insan yaşamının yaşamaya değer olduğu, ya da daha
doğrusu yaşamaya değer olabileceği ve değer kılınması gerektiği yargısı.
Bu yargı tüm anlıksal çabanın temelinde yatar; toplumsal kuramın
a priorisidir,
ve yadsınması—ki bütünüyle mantıksaldır—kuramın kendisini yadsır;
2. verili bir toplumda, insan yaşamının iyileştirilmesi
için belirli olanakların ve bu olanakları gerçekleştirmenin belirli yol
ve araçlarının varolduğu yargısı. Eleştirel çözümlemenin bu yargıların
nesnel geçerliklerini tanıtlaması, ve tanıtlamanın görgül nedenler üzerinde
ilerlemesi gerekir. Yerleşik toplumun elinde anlıksal ve özdeksel kaynakların
saptanabilir bir niceliği ve niteliği bulunur. Bireysel gereksinim ve yetilerin
en uygun gelişim ve doyumları için bu kaynaklardan en az bir zahmet ve
sefaletle nasıl yararlanılabilir? Toplumsal kuram tarihsel kuramdır, ve
tarih zorunluk alanındaki şans alanıdır. Öyleyse, eldeki kaynakları örgütlemenin
ve kullanmanın olanaklı ve edimsel çeşitli yolları arasında hangileri en
uygun bir gelişim için en büyük şansı sunarlar?
Bu soruları yanıtlama girişimi bir dizi ön soyutlamayı
gerektirir. Bir en uygun gelişimin olanaklarını tanıyabilmek ve tanımlayabilmek
için, eleştirel kuram toplumun kaynaklarının edimsel örgütleniş ve kullanımlarını,
ve bu örgütleme ve kullanımın sonuçlarını soyutlamak zorundadır. Verili
olgular evrenini son doğrulama bağlamı olarak kabul etmeyi yadsıyan bu
soyutlama, olguları durdurulmuş ve yadsınmış olanaklarının ışığı altında
alan bu ‘‘aşkın’’ çözümleme toplumsal kuramın asıl yapısıyla ilgilidir.
Aşkınlığın katı tarihsel ırası nedeniyle tüm metafiziğe karşıttır.1
‘‘Olanaklar’’ ilgili toplumun erimi içersinde olmalıdırlar; tanımlanabilir
kılgı hedefleri olmalıdırlar. Aynı nedenle, yerleşik kurumları soyutlama
edimsel bir eğilimi anlatıcı olmalıdır—eş deyişle, dönüşümleri temelde
yatan nüfusun gerçek gereksinimi olmalıdır. Toplumsal kuram devirici eğilimler
ve güçler olarak sık sık yerleşik topluma eşlik eden tarihsel almaşıklarla
ilgilenir. Almaşıklara bağlanmış değerler tarihsel kılgı tarafından edimselliğe
çevrildikleri zaman birer olgu olurlar. Kuramsal kavramlar toplumsal değişimlerde
sonlanırlar.
Ama burada, ileri işleyim toplumu eleştirinin karşısına
onu temelinin kendisinden yoksun bırakacak gibi görünen bir durumla çıkar.
Uygulayımsal ilerleme, bütün bir egemenlik ve eşgüdüm dizgesine genleşmiş
olarak, dizgeye karşıt kuvvetleri uzlaştıracak ve zahmet ve baskıdan özgürlüğün
tarihsel beklentileri adına tüm başkaldırıyı yenecek ya da çürütecek gibi
görünen yaşam (ve erk) biçimleri yaratır. Çağdaş toplum toplumsal değişimi—ki
özsel olarak değişik kurumları, üretici güçlerin yeni bir yönünü, insanın
yeni varoluş biçimlerini yaratacak niteliksel bir değişimdir—durdurma yeteneğindeymiş
gibi görünür. Toplumsal değişimin bu durduruluşu belki de ileri işleyim
toplumunun en çarpıcı başarımıdır; Ulusal Amacın genel benimsenişi, iki
parti politikası, çoğulculuğun zayıflaması, Anamal ve Emeğin güçlü Devlet
içersinde danışıklı döğüşleri—tüm bunlar bu başarımın öngereği olduğu gibi
sonucu da olan karşıtlar bütünleşmesine tanıklık ederler.
İşleyim toplumu kuramının oluşum evresi ile şimdiki durumu arasında
kısa bir karşılaştırma eleştirinin temelinin nasıl değişmiş olduğunu göstermeye
yardım edebilir. Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısındaki başlangıçlarında,
almaşıkların ilk kavramlarını geliştirmekteyken, işleyim toplumunun eleştirisi
kuram ve kılgı, değerler ve olgular, gereksinimler ve hedefler arasındaki
tarihsel bir aracılıkta somutluk kazanıyordu. Bu tarihsel aracılık toplumda
karşı karşıya gelen iki büyük sınıfın bilinçlerinde ve politik eylemlerinde
yer alıyordu: burjuvazi ve proleterya. Anamalcı dünyada bunlar yine temel
sınıflardırlar. Bununla birlikte, anamalcı gelişim bu iki sınıfın yapı
ve işlevlerini öyle bir yolda değiştirmiştir ki bunlar artık tarihsel dönüşümün
etkenleri olarak görünmezler. Kurumsal statükonun korunma ve geliştirilmesinde
öncelik taşıyan bir çıkar eski karşıtları çağdaş toplumun en ileri alanlarında
birleştirir. Ve uygulayımsal ilerlemenin ortaklaşacı toplumun büyümesini
ve iç-bağını güvence altına almakta olduğu düzeye dek, nitel değişim düşüncesinin
kendisi patlayıcı-olmayan bir evrim konusundaki gerçekçi düşünceler önünde
geriler. Toplumsal değişimin tanıtlanabilir etken ve itici güçlerinin yokluğunda,
eleştiri böylece yüksek bir soyutlama düzeyine geri itilir. Üzerinde kuram
ve kılgının, düşünce ve eylemin buluşacakları hiçbir zemin yoktur. Tarihsel
almaşıkların en görgül çözümlemesi bile gerçekçi olmayan kuramcılık olarak,
onlara bağlılık ise kişisel (ya da kümeyi ilgilendiren) bir yeğleme sorunu
olarak görünür.
Ve gene de: bu zeminin yokluğu kuramı çürütür mü?
Görünürde çelişkili olgular karşısında, eleştirel çözümleme nitel değişim
için gereksinimin her zaman olduğu denli iveğen olduğunda diretmeyi sürdürür.
Kimler tarafından gereksinilen? Yanıt aynı kalmayı sürdürür: bir bütün
olarak toplum tarafından, üyelerinin her biri için. Büyüyen üretkenliğin
ve büyüyen yoketmenin birliği; yoketme ile tehlike-oyunu; düşüncenin, umudun
ve korkunun varolan güçlerin kararlarına teslim edilişi; benzeri görülmemiş
bir varsıllık karşısında sefaletin sürdürülüşü; tüm bunlar en yansız suçlamayı
oluştururlar—üstelik bu toplumun raison d’êtreü değil ama yalnızca
yan-ürünü olsalar bile: onun etkililik ve büyümeyi güdüleyen yaygın ussallığının
kendisi usdışıdır.
Nüfusun geniş bir çoğunluğunun bu toplumu benimsemesi
ve benimser kılınması olgusu onu daha az usdışı ve daha az kınanabilir
yapmaz. Doğru ve yanlış bilinç, gerçek ve dolaysız çıkar arasındaki ayrım
henüz anlamlıdır. Ama bu ayrımın kendisi geçerli kılınmalıdır. İnsanlar
onu görmeye ve yanlıştan doğru bilince, dolaysız çıkarlarından gerçek çıkarlarına
giden yolu bulmaya başlamalıdırlar. Bunu ancak eğer yaşam yollarını değiştirme,
olumlu olanı yadsıma, reddetme gereksinimi içinde yaşıyorlarsa yapabilirler.
İşte tam bu gereksinimidir ki yerleşik toplum baskılamayı başarır—beklentileri
giderek artan bir ölçekte yerine getirmeye ve doğa üzerindeki bilimsel
denetimi insan üzerindeki bilimsel denetim için kullanmaya yetenekli olduğu
ölçüde.
İleri işleyim toplumunun başarımlarının bütünsel
ırası ile karşı karşıya, eleştirel kuram bu toplumu aşmak için ussal bir
temelden yoksun kalır. Boşluk kuramsal yapının kendisini boşaltır, çünkü
eleştirel bir toplumsal kuramın kategorileri reddediş ve devirme için gereksinimin
etkili toplumsal güçlerin eyleminde somutlaştığı bir dönem sırasında geliştirilmişlerdi.
Bu kategoriler özsel olarak olumsuz ve karşıtlıkçı kavramlar olarak ondokuzuncu
yüzyıl Avrupa toplumundaki edimsel çelişkileri tanımlıyorlardı. ‘‘Toplum’’
kategorisinin kendisi toplumsal ve politik alanlar arasındaki keskin çatışmayı
anlatıyordu—devlet ile karşıtlık içindeki toplum. Benzer olarak, ‘‘birey,’’
‘‘sınıf,’’ ‘‘özel,’’ ‘‘aile,’’ henüz yerleşik koşullarla bütünleşmemiş
alan ve güçleri belirtiyorlardı—gerilim ve çelişki alanlarını. İşleyim
toplumunun artan bütünleşmesiyle, bu kategoriler eleştirel imlemlerini
yitirir ve betimleyici, aldatıcı ya da işlemsel terimler olurlar.
Bu kategorilerin eleştirel yönelimlerini yeniden yakalama ve yönelimin
toplumsal olgusallık tarafından nasıl yokedildiğini anlama girişimi, daha
başından tarihsel kılgı ile birleşmiş bir kuramdan uzaklaşarak soyut, kurgul
düşünceye bir gerileme olarak görünür: ekonomi politikten felsefeye. Eleştirinin
bu ideolojik ırası çözümlemenin toplumdaki olumlu ve olumsuz, üretici ve
yokedici eğilimlerin ‘‘dışındaki’’ bir konumdan gelişmeye zorlanması olgusundan
doğar. Modern işleyim toplumu bu karşıtların yaygın özdeşliğidir—sorgulanan
şey bütündür. Aynı zamanda, kuramın konumu salt bir kurgulama konumu olamaz.
Verili toplumun yetenekleri üzerine kurulması gerektiği anlamında, tarihsel
bir konum olmalıdır.
Bu ikircimli durum daha da temel bir ikircimi kapsar.
Tek-Boyutlu
İnsan başından sonuna dek iki çelişik önsav arasında gidip gelecektir:
(1) ileri işleyim toplumu öngörülebilir gelecek için nitel değişimi durdurma
yeteneğindedir; (2) bu durdurmayı kırıp toplumu patlabilecek güçler ve
eğilimler vardır. Sanmıyorum ki açık bir yanıt verilebilsin. İki eğilim
de orada, yan yanadırlar—ve giderek iç içedirler. İlk eğilim başattır,
ve bir tersine-dönüş için bulunabilecek tüm önkoşullar onu önlemek için
kullanılmaktadırlar. Belki de bir ilinek durumu değiştirebilir, ama yapılmakta
olanın ve önlenmekte olanın anlaşılması bilinci ve insan davranışını altüst
etmedikçe, bir yıkım bile değişimi getirmeyecektir.
Çözümleme ileri işleyim toplumu üzerinde odaklanır—bir
toplum ki onda uygulayımsal üretim ve dağıtım aygıtı (büyüyen bir özedimlileşme
kesimi ile birlikte) toplumsal ve politik etkilerinden yalıtılabilecek
salt bir araçlar toplamı olarak değil, ama tersine aygıtın üretimini olduğu
gibi ona hizmet eden ve onu genişleten işlemleri de a priori belirleyen
bir dizge olarak işlev görür. Bu toplumda, üretici aygıt yalnızca toplumsal
olarak gerekli meslek, beceri ve tutumları değil, ama bireysel gereksinim
ve özlemleri de belirlediği düzeye dek totaliter olma eğilimindedir. Böylece
özel ve kamusal varoluş arasındaki, bireysel ve toplumsal gereksinimler
arasındaki karşıtlığı siler. Uygulayımbilim yeni, daha etkili ve daha hoş
toplumsal denetim ve toplumsal iç-bağ biçimlerini yaratmaya hizmet eder.
Bu denetimlerin totaliter eğilimi kendini bir başka anlamda daha ortaya
sürüyor görünür—dünyanın daha az gelişmiş ve giderek işleyim-öncesi alanlarına
yayılarak, ve anamalcılığın ve ortaklaşacılığın gelişimlerinde benzerlikler
yaratarak.
Bu toplumun bütüncülcü özellikleri karşısında, uygulayımbilimin
‘‘yansızlığı’’ biçimindeki geleneksel düşünce bundan böyle ileri sürülemez.
Genelde uygulayımbilim içine koyulduğu kullanımdan yalıtılamaz; uygulayımbilimsel
toplum bir egemenlik dizgesidir ki daha şimdiden uygulayımların kavram
ve yapılarında işler.
Bir toplumun üyelerinin yaşamını örgütleyiş yolu
kalıt alınan özdeksel ve anlıksal ekinin düzeyi tarafından belirlenen tarihsel
almaşıklar arasında bir ilk seçme edimini içerir. Seçmenin kendisi
başat çıkarların oyunundan doğar. İnsanı ve doğayı dönüştürme ve kullanmanın
belirli yollarını önceler ve başka yolları yadsır. Başka olgusallaşma
‘‘tasar’’ları arasında salt biridir.2
Ama tasar bir kez temel kurum ve ilişkilerde işlemsel olur olmaz, dışlayıcı
olma ve bir bütün olarak toplumun gelişimini belirleme eğilimini kazanır.
Ugulayımbilimsel bir evren olarak, ileri işleyim toplumu politik
bir evrendir, belirli bir tarihsel tasarın olgusallaşmasında en
son evredir—eş deyişle, doğanın salt bir egemenlik gereci olarak algılanması,
dönüştürülmesi, ve örgütlenmesi.
Tasar açınırken bütün bir söylem ve eylem
evrenini, anlıksal ve özdeksel ekini şekillendirir. Uygulayımbilim ortamında,
ekin, politika, ve ekonomi tüm almaşıkları yutan ya da püskürten bir en-güçlü
dizgeye kaynaşırlar. Bu dizgenin üretkenliği ve büyüme gizilgücü toplumu
sağlamlaştırır ve uygulayımsal ilerlemeyi egemenlik çerçevesi içersine
sınırlar. Uygulayımbilimsel ussallık politik ussallık olmuştur.
İleri işleyim uygarlığının tanışık olduğumuz eğilimlerinin
tartışmasında seyrek olarak belirli göndermeler verdim. Gerecin toparlandığı
ve betimlendiği alan uygulayımbilim ve toplumsal değişim, bilimsel işletmecilik,
şirket girişimleri, işleyim emeğinin ve işgücünün ırasındaki değişimler
vb. üzerine yayılan geniş toplumbilimsel ve ruhbilimsel yazındır. Olguların
ideolojik olmayan birçok çözümlemesi vardır—örneğin Berle ve Means,
The
Modern Corporation and Private Property, 76. Kongrenin Geçici Ulusal
Ekonomik Komitesinin Concentration of Economic Power üzerine raporları,
AFL-CIO’nun Automation and Major Technological Change üzerine yayımları,
ama ayrıca Detroit’deki News and Letters ve Correspondence’in
yayımları. C. Wright Mills’in çalışmasının, yalınlaştırma, aşırı-vurgu,
ya da gazeteci rahatlığı nedeniyle sık sık şimşekleri üzerlerine çekmiş
olan incelemelerin—Vance Packard tarafından
The Hidden Persuaders,
The
Status Seekers, ve The Waste Makers, William H. White tarafından
The
Organisation Man, Fred J. Cook tarafından
The Warfare State—dirimsel
önemlerini vurgulamak isterim. Hiç kuşkusuz, bu çalışmalardaki kuramsal
çözümleme eksikliği betimlenen koşulların köklerini örtülü ve korunmalı
bırakır, ama kendi başlarına konuşmaya bırakıldıklarında koşullar yeterince
gürültülü konuşurlar. Belki de en inandırıcı kanıt yalnızca birkaç gün
ardarda birer saat boyunca reklamları kapamaksızın ve arada bir kanal değiştirerek
televizyon izlemekle ya da radyoda FM kanalını dinlemekle elde edilebilir.
Çözümlemem en yüksek gelişim düzeyindeki çağdaş
toplumlara özgü eğilimler üzerinde odaklanır. Bu toplumların içersinde
ve dışarsında öylesine büyük alanlar vardır ki buralarda betimlenen eğilimler
yürürlükte değildirler—daha doğrusu, henüz yürürlükte değildirler. Tüm
yaptığım bu eğilimleri yansıtmak ve birkaç önsav sunmaktır.
1‘‘Aşma/transcend’’
ve ‘‘aşkınlık/transcendence’’ terimleri baştan sona görgül, eleştirel
anlamda kullanılırlar: kuramda ve kılgıda öyle eğilimleri anlatırlar ki,
bunlar verili bir toplumda yerleşik söylem ve eylem evreninin ötesine,
onun tarihsel almaşıklarına (olgusal olanaklarına) geçerler. GERİ
2‘‘Tasar/project’’
terimi tarihsel belirlenimdeki özgürlük ve sorumluluk öğesini vurgular:
özerklik ve olumsallığı bağlar. Bu anlamda, terim Jean-Paul Sartre’ın çalışmasında
kullanılır. Daha öte bir tartışma için, bkz. aşağıda bölüm VIII.
GERİ







© İDEA YAYINEVİ 1999
Bu sayfa 12/02/1999 tarihinde yüklenmiştir