PLATON
Savunma
(İÖ 399)

.

Yunanca'dan çeviri: Deniz Canefe, Aziz Yardımlı tarafından.
© COPYRIGHT 1997-1999 İDEA YAYINEVİ, İSTANBUL
Danışılan çeviriler: W. H. D. Rouse, 1956

(Rouse ayrıca Homeros'un 'İlyada' ve 'Odissey'ini de İngilizce'ye çevirmiştir);
Benjamin Jowett, 1952.

.

[İKİNCİ PARÇA]

.

Biri çıkıp dese ki, Seni zamansız bir sona götürebilecek bir yaşam yolunu izlemekten utanmıyor musun, Sokrates? Ona haklı olarak şu güzel yanıtı verirdim: Bunda yanılıyorsun dostum: İçinde bir dürüstlük kıvılcımı olan bir insanın ölme ya da yaşama şansını hesaplamakla uğraşmaması gerekir: Hesaplaması gereken biricik şey bir şeyi yaparken doğru mu yoksa eğri mi, iyi bir insan olarak mı yoksa kötü bir insan olarak mı davrandığıdır. Sana kalırsa onursuzluk karşısında tehlikeyi bütünüyle küçümseyerek Truva'da düşen kahramanlar, ve hepsinden önce Thetis'in oğlu, [Aşilles] birer zavallı olacaktır; o ki Hektor'u öldürme isteğiyle yanıp tutuşurken tanrıça annesi ona eğer dostu Patroklus'un öldürülmesinin öcünü alır ve Hektor'u öldürürse, ''Hektor'dan sonra Yazgı seni bekliyor'' sözlerinde kendisinin öleceğini bildirdiği zaman, bu uyarıyı dinledikten sonra tehlike ve ölümü bütünüyle küçümsedi, ve onlardan korkmak yerine onursuzluk içinde yaşamaktan ve dostunun öcünü alamamaktan korktu. ''Bundan sonra hemen ölebilirim,'' diye yanıtladı, ''yeter ki düşmanımdan öcümü alayım. Burada gemilerin yanında gülünç bir yaratık ve toprağa bir yük olarak kalmak istemiyorum.'' Aşilles ölümü ve tehlikeyi hiç düşünmüş müydü? Çünkü kişinin yeri neresi olursa olsun, ister kendi seçtiği olsun isterse bir komutanı tarafından gösterilen yer olsun, tehlike saati geldiğinde orada kalmalı, onursuzluk dışında ne ölümü ne de başka herhangi birşeyi düşünmelidir. Ve bütün bunlar, Atinalılar, hiç kuşkusuz doğrudur.


Sokrates Potidaea'da Alkibiades'i kurtarıyor
(Runes, Pictoral History of Philosophy)

Potidaea'da ve Amfipolis ve Delium'da17 komuta etmek üzere seçtiğiniz generaller bana buyurduklarında, yerleştirildiğim yerde başka herkes gibi ölümle yüz yüze kalan ben, eğer şimdi, Tanrının bana felsefeci yaşamını sürdürme, kendimi ve başka insanları araştırma görevini yerine getirmemi buyurduğunu düşünür ve inanırken, ölüm korkusundan ya da başka herhangi bir korkudan yerimi terkedecek olsaydım, davranışım gerçekten de tuhaf olmaz mıydı, ey Atinalılar? Eğer ölümden korktuğum için Biliciye boyun eğmeseydim bu gerçekten de tuhaf olurdu ve tanrılara inanmamanın ve bilge değilken bilge olduğumu düşünmenin hesabını vermek için haklı olarak mahkeme önüne çıkarılabilirdim. Çünkü ölümden korkmak aslında yalnızca bilgelik taslamaktır, gerçek bilgelik değil, çünkü bilmediğini bildiğini düşünmektir; hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez. Bu bilgisizlik utanç verici bir bilgisizlik, bilmediğini biliyor gibi görünen kibir değil midir? Ve yalnızca bu bakımdan genel olarak insanlardan ayrı olduğuma inanıyorum, ve belki de birşeyde onlardan daha bilge olduğumu ileri süreceksem, bu aşağıdaki dünya konusunda yalnızca çok az şey bilirken bildiğimi düşünmediğim olgusudur; ama ister Tanrı ister insan olsun benden daha iyi birine haksızlık yapmanın ve boyuneğmemenin kötü ve onursuz birşey olduğunu biliyorum, ve kötü olduğunu bildiğim kötü şeyler karşısında olanaklı bir iyiden hiçbir zaman korkmayacak ya da kaçınmayacağım. Bu yüzden, eğer şimdi beni bırakırsanız, ve sizlere suçlandığıma göre ölümle cezalandırılmam gerektiğini, yoksa mahkemeye bütünüyle gereksiz olarak çıkarılmış olacağımı söyleyen Anitos'u, eğer şimdi kaçacak olursam çocuklarınızın sözlerimi dinlemekle bütünüyle yozlaşacaklarını söyleyen bu adamı dinlemeyi reddederseniz, ve eğer bana bu kez, Sokrates, Anitos'a aldırmayıp seni bırakacağız, ama tek bir koşul üzerine, bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe yapmaya son vereceksin, ve eğer bir kez daha bunları yaparken yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri sayıyor ve seviyorum, ama sizlere olmaktan çok Tanrıya boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman felsefe yapmaya ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim, karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum'' derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek, ve eğer kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım.  Ve yaşlı ya da genç, yurttaş ya da yabancı karşılaştığım herkese aynı sözleri yineleyeceğim, ama özellikle sizlere, yurttaşlarım, çünkü sizler bana daha yakınsınız. Çünkü bu bana Tanrının buyruğudur; ve inanıyorum ki kentte benim Tanrıya hizmetimden daha büyük hiçbir iyilik olmamıştır. Çünkü yapmaya çalıştığım tek şey yaşlı ya da genç tümünüzü de ilkin bedenleriniz ya da paralarınız için değil, ama herşeyin üstünde ruhunuz için ve onu olanaklı en iyi ruh yapmak için kaygı duymaya inandırmaktır. Sizlere varsıllığın erdem getirmediğini, ama erdemin hem bireyi hem de devleti varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum. Öğrettiklerim bunlardır, ve eğer gençliği yozlaştıran öğreti buysa, zararlı bir insanım. Ama eğer biri öğretimin bu olmadığını söylüyorsa, söylediği saçmadır. Bu yüzden, Atinalılar, ister Anitus'u dinleyin ister dinlemeyin, ister beni bırakın ister bırakmayın, ama ne yaparsanız yapın birçok kez ölmem gerekse bile yolumu hiçbir zaman değiştirmeyecek olduğumu anlayın.

Atina Okulu, Raphael (Ayrıntı)

Sözümü kesmeyin Atinalılar, dinleyin; beni sonuna dek dinleyeceğiniz konusunda anlaşmıştık. Söyleyeceğim birşey daha var ki, belki de bağırışlara yol açacak; ama beni dinlemenin sizler için iyi olacağına inanıyorum, ve bu yüzden lütfen gürültüyü kesmenizi istiyorum. Bilmenizi istiyorum ki, eğer ben dediğim gibi biriysem ve siz beni öldürürseniz, beni incittiğinizden çok kendinizi inciteceksiniz. Beni hiçbirşey incitmeyecek—ne Meletos ne de Anitus bunu yapabilir; bunu yapamazlar çünkü inanıyorum ki Tanrı yasası kötü bir insanın kendinden daha iyi birini incitmesine izin vermez. Anitus'un belki de onu öldürebileceğini, ya da sürgüne gönderebileceğini, ya da yurttaşlık haklarından yoksun bırakabileceğini yadsımıyorum; ve böylelikle o ve başkaları ona çok büyük bir kötülük yaptıklarını sanabilirler; ama ben aynı görüşte değilim. Çünkü şimdi yapmakta olduğu kötülüğün, haksız olarak bir başkasının yaşamını alma kötülüğünün çok daha büyük olduğuna inanıyorum.
 
Ve şimdi, Atinalılar, savunmamı çoğunuzun sanabileceği gibi kendi adıma değil, ama sizin adınıza yapacağım, öyle ki sizlere tanrı armağanı olan beni mahkum ederek bir yanlışlık yapmayasınız. Çünkü eğer beni öldürürseniz, gerçi bunu söylemek tuhaf olsa da, tanrı tarafından devletin başına sarılmış benim gibi bir başkasını daha kolay kolay bulamayacaksınız; devlet büyük ve soylu bir at gibidir ki, tam bu büyüklüğünden ötürü devimlerinde ağırdır ve onu yaşama irkitecek atsineği gibi birşeye gereksinir.  Ben Tanrının devletin başına sardığı o atsineğiyim, ve gün boyunca ve her yerde sürekli olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır, ve kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız, ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir, ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta ezebileceğinizi düşünebilirsiniz; ama o zaman yaşamlarınızın geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman, bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi; sizlere tek tek bir baba ya da büyük kardeş gibi gelip erdem için özen göstermenizi öğütlememem gerekirdi; böyle davranış insan doğasına aykırıdır. Eğer herhangi birşey kazanmış olsaydım, ya da eğer öğütlerim karşılığını vermiş olsaydı, bunları yapmamda bir anlam olurdu; ama, kendinizin de görebildiğiniz gibi, suçlayıcılarım yüzleri kızarmadan bana başka her türlü suçu yüklemelerine karşın herhangi bir kimseden ödemede bulunmasını beklediğimi ya da bunu istediğimi söyleyemezler; bunun için hiçbir tanıkları yoktur. Ve söylediğimin gerçekliği için yeterince güçlü bir tanığım var—yoksulluğum.

Kimileri niçin ortalarda dolaşıp kişisel öğütler verdiğimi ve başkalarının kaygıları ile oyalandığımı, ama kamu toplantılarınıza katılıp devlete önerilerde bulunmadığımı merak edebilir. Size nedenini söyleyeceğim. Bana gelen ve Meletos'un savcasında alay konusu yaptığı tanrısal ve tinsel bir sesten18 çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde söz ettiğimi duymuşsunuzdur. Bana ilkin çocukluğumda gelmeye başlayan bu ses ne zaman gelse beni yapmayı düşündüğüm şeyde durdurur, ama hiçbir zaman birşey yapmamı buyurmaz. Politikayla uğraşmamın önüne geçen şey budur. Ve sanırım haklı olarak. Çünkü hiç kuşkum yok ki, ey Atinalılar, eğer geçmişte politik işlerle uğraşmış olsaydım, çoktan yokolmuş olurdum, ve ne sizlere ne de kendime bir yararım olurdu. Ve size gerçeği söylememden rahatsız olmayın; çünkü gerçek şudur ki, size ya da başka herhangi bir kümeye karşı çıkıp bir devlette yapılan yasasız ve haksız işlere karşı dürüst olarak çabalayan hiçbir insan  yaşamını kurtaramayacaktır; hak için döğüşecek olan, eğer kısa bir zaman için bile yaşayacaksa, kamusal bir kişi değil ama bağımsız bir birey olmalıdır.19

Size dediklerimin inandırıcı kanıtını verebilirim, yalnızca sözlerde değil, ama çok daha fazla değer verdiğiniz şeyde—eylemlerde. Yalnızca başıma gelen birkaç şeyi anlatmama izin verin, ve hiçbir zaman ölüm korkusundan haksızlığa boyun eğmediğimi, ve boyun eğmektense hemen ölmeye hazır olduğumu göreceksiniz. Size mahkemelerden belki de çok ilginç olmayan ama gene de gerçek olan bir öykü anlatacağım. Yaptığım biricik devlet görevi, Atinalılar, senatörlüktü. Antiokhis soyu,20 ki benim soyumdur, Arginusae savaşından sonra düşenlerin bedenlerini toplamayan generallerin mahkemesinde başkanlığı üstlenmişti; ve onları, daha sonra hepinizin yasadışı olduğunu kabul ettiğiniz bir yolda toplu olarak yargılamayı önermiştiniz21; ama o zaman başkanlar arasında bu yasadışı tutuma karşı çıkan yalnızca ben oldum ve oyumu size karşı kullandım; ve konuşmacılar beni suçlayıp hemen orada tutuklamakla tehdit ettikleri ve sizler bağırarak bunu yapmaları gerektiğini söylediğiniz zaman, hapis ya da ölüm korkusuyla haksızlığınıza katılmaktansa benden yana olan yasa ve türe adına riski göze almaya karar verdim.22 Bu demokrasi günlerinde oldu. Ama Otuzlar oligarşisi erke geldiği zaman, bana ve rotundadaki23 başka dört kişiye daha haber salarak ölümle cezalandırmayı düşündükleri Salamisli Leon'u Salamis'ten getirmemizi buyurdular. Bu her zaman suçlarına olabildiğince çok sayıda insanı karıştırabilme amacıyla verdikleri buyruk türünün bir örneğiydi; ve o zaman, eğer anlatımı kullanmama izin verilirse, ölüme aldırmadığımı, ve büyük ve biricik kaygımın haklı olmayan ya da kutsal olmayan hiçbirşey yapmamak olduğunu sözde değil ama eylemde gösterdim. Çünkü o ezici erkin güçlü kolu korkutarak bana haksız hiçbirşey yaptıramazdı; ve rotundadan çıktığımız zaman öteki dördü Leon'u tutuklamak için Salamis'e giderken ben sessizce eve gittim. Eğer Otuzların erki kısa bir süre sonra devrilmemiş olsaydı bu yüzden yaşamımı yitirebilirdim. Ve pekçok insan sözlerime tanıklık edecektir.

Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım, gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim sizce?
24 Gerçekten de hayır, Atinalılar, ne ben ne de bir başkası.  Ama ister kamusal isterse kişisel olsunlar tüm eylemlerimde her zaman aynı kaldım, ve ne iftiracılarımın izleyicilerim olarak adlandırdıkları kimselere, ne de başkalarına karşı bir uyuşumculuk tutumuna girmedim. Herhangi bir düzenli öğrencim de olmuş değildir. Ama eğer ister genç ister yaşlı olsun herhangi biri görevimi yaparken gelip beni dinleyecek olursa, dışlanmaz. Ne de yalnızca ödemede bulunanlarla söyleşide bulunmam diye birşey söz konusudur; tersine, ister varsıl ister yoksul olsun herkes bana soru sorabilir ya da yanıt verebilir ve sözlerimi dinleyebilir; ve sonunda ister kötü ister iyi bir insan olsun, her iki durumda da bunun sorumluluğu haklı olarak bana yüklenemez; çünkü hiçbir zaman herhangi birşey öğretmedim ve öğretmeyi ileri sürmedim. Ve eğer biri benden kişisel olarak tüm dünyanın işitmemiş olduğu herhangi birşeyi öğrendiğini ya da işittiğini söyleyecek olursa, söylediğinin doğru olmadığından kuşkunuz olmasın.


Ama bana ''Niçin kimi insanlar zamanlarının çoğunu seninle birlikte geçirmekten hoşlanıyorlar?'' diye sorulacaktır. Size daha şimdiden bu konudaki bütün gerçeği söyledim, Atinalılar: bilge olduklarını düşünen ama öyle olmayanları nasıl sorguya çektiğimi dinlemeyi severler; bunda eğlenceli bir yan vardır. Dediğim gibi Tanrı bana insanları sorguya çekme görevini verdi; ve bunu yapmam biliciler ve düşler tarafından, ve tanrısal gücün istencinin herhangi birine anıştırıldığı her yolda imlendi. Bu, Atinalılar, hem doğrudur hem de kolayca sınanabilirdir. Eğer gençleri yozlaştırıyorsam ya da yozlaştırmakta idiysem, aralarından şimdi büyümüş ve gençlik günlerinde onlara kötü öğütler vermiş olduğumu anlamış olanlar suçlayıcılar olarak ortaya çıkmalı ve öçlerini almalıdırlar; ya da eğer kendileri gelmeyi istemiyorlarsa, akrabalarından, arkadaşlarından, babalarından, kardeşlerinden ya da başka yakınlarından birileri ailelerinin benden hangi kötülüğü gördüğünü söylemelidir. Bunun zamanı şimdidir. Onlardan pekçoğunu mahkemede görüyorum. İşte benimle aynı yaşta ve aynı mahalleden olan Kriton; ve ayrıca oğlu Kritobulus'u da görüyorum. İşte yine Aeskhines'in babası Sphettuslu Lisanias—o da burada; ve ayrıca Epigenes'in babası olan Kephisuslu Antifon; ve tanıdığım pekçoklarının kardeşleri. Theosdotides'in oğlu Nikostratus, ve Theodotus'un kardeşi (şimdi Theodotus'un kendisi öldüğüne göre ne olursa olsun onun konuşmasının önüne geçemeyecektir); ve orada Demodokus'un oğlu ve Theages'in kardeşi olan Paralus; ve Ariston'un oğlu Adeimantus ve kardeşi Platon;  ve Apollodorus'un kardeşi Aentodorus'u da görüyorum. Başka birçoklarından da söz edebilirdim, ki bunlardan kimilerini konuşması sırasında Meletos'un tanık olarak göstermesi gerekirdi; ve eğer unutmuşsa gene de gösterebilir, ona yerimi bırakacağım. Ve eğer böyle bir kanıtı varsa, hiç durmasın söylesin. Hayır, Atinalılar, gerçek bunun tam tersidir. Çünkü onların tümü de—Meletos'un ve Anitus'un deyimiyle—yozlaştırıcıdan yana, en değerli ve en yakın akrabalarını incitenden yana tanıklık etmeye hazırdır; yalnızca yozlaştırılan gençlik değil—çünkü beni desteklemeleri için bir güdü olabilir—, ama yozlaştırılmamış yaşlı akrabaları da. Niçin tanıklıkları ile beni desteklesinler? Bunun nedeni gerçeklik ve doğruluk uğruna olmanın dışında, benim gerçeği söylediğimi ve Meletos'un yalancı olduğunu bilmelerinin dışında başka birşey olabilir mi?


Atina Okulu, Raphael

Evet Atinalılar, savunmam için söyleyebileceğimin tümü bu ve buna benzer şeyler. Gene de bir söz daha ekleyebilirim. Belki de aranızdakilerden biri kendisinin benzer bir durumda, ya da üstelik daha da az dramatik bir durumda, yargıçlara nasıl yaşlı gözlerle yalvarıp ricalarda bulunduğunu, nasıl duygulandırıcı bir tavırla çocuklarını ve onların yanısıra daha birçok akrabasını ve dostunu mahkemeye gösterdiğini anımsadığında, benim büyük bir olasılıkla yaşamım tehlikedeyken böyle şeylerden hiç birini yapmayacağımı gördüğünde bana gücenebilir. Zıtlığı gören biri belki de bana karşı dönebilir ve bu noktada benden hoşlanmayarak öfke ile bana karşı oy verebilir. Şimdi, eğer aranızda böyle bir insan varsa,—lütfen dikkat edin, var demiyorum—, ona haklı olarak şu yanıtı veriyorum: Dostum, ben bir insanım, ve başka insanlar gibi etten ve kemikten bir yaratığım, Homer'in dediği gibi, ''tahtadan ya da taştan'' değil ama insan ana babadan doğdum ve sonuç olarak akrabalarım var; ve evet Atinalılar, bir ailem, üç oğlum var, biri hemen hemen yetişkin, ve öteki ikisi henüz genç; ve gene de sizlerden bir bağışlama dilenmek için onlardan hiç birini buraya getirmeyeceğim. Ve niçin mi getirmeyeceğim? Herhangi bir dikbaşlılıktan ya da sizlere saygısızlıktan değil. Ölümden korkup korkmadığımın bu konuyla hiç ilgisi yok. Ama, kamu oyuna duyduğum saygı yüzünden böyle bir davranış bana benim kendim için, sizler için ve bütün devlet için utandırıcı görünüyor. Benim yaşıma ulaşan ve hak etmiş olsun ya da olmasın bir bilgenin ününü taşıyan biri için bu yöntemleri kullanmak doğru olmaz. Çünkü ne olursa olsun dünya Sokrates'in herhangi bir yolda başka insanların çoğundan üstün olduğuna karar vermiştir.  Ve eğer aranızda bilgelik ve yüreklilikte ve herhangi bir başka erdemde daha üstün olduğu söylenenler böyle yaparak kendilerini bayağılaştıracak olurlarsa, davranışları nasıl utandırıcı olur! Mahkum edildiklerinde çok tuhaf davranışlar gösteren birçok ünlü insan gördüm; eğer ölecek olurlarsa başlarına korkunç birşey geleceğini, ve eğer yaşamalarına bir izin verecek olursanız ölümsüz olacaklarını sanıyor gibi göründüler; ve bana kalırsa böyle şeyler kentimizin onurunu düşürür, ve yolu buraya düşecek bir yabancıya Atina'nın en seçkin erkeklerinin, onlara Atinalıların kendileri tarafından onur ve yetki verilmesine karşın, kadınlardan daha iyi olmadığını düşündürür. Ve diyorum ki aramızda bir saygınlığı olanlar tarafından bu tür şeylerin yapılmaması gerekir; ve eğer yaparlarsa, onlara izin vermemeniz gerekir; tersine, acıklı bir sahne yaratan ve kenti gülünç düşüren insanı mahkum etmeye sessizce davranan birinden daha hazır olduğunuzu göstermelisiniz. Ama saygınlık sorununu bir yana atarsak, bir yargıcı bilgilendirmek ve inandırmak yerine ondan bir iyilik istemede, ve böylece bir bağışlanma elde etmede sanırım yanlış birşey vardır. Çünkü onun ödevi bir türe armağanı sunmak değil, ama yargıda bulunmaktır; ve kendi keyfine göre değil ama yasalara göre yargıda bulunacağına yemin etmiştir; ve ne biz sizi bu yemini bozma alışkanlığında yüreklendirmeli, ne de siz kendinize bu alışkanlığa kapılma iznini vermelisiniz, bu sizin de bizim de inancımıza aykırıdır. O zaman benden onursuz ve yanlış ve inancıma aykırı gördüğüm şeyleri yapmamı istemeyin, özellikle şimdi, Meletos'un savcası üzerine dinsizlikle suçlanmakta olduğum sırada. Çünkü, Atinalılar, eğer sizi dileklerin gücüyle inandırırsam ve yeminlerinizi çiğnemeye zorlarsam, o zaman size hiçbir tanrının olmadığını öğretiyor, ve kendi savunmamda gerçekte kendimi onlara inanmamakla suçluyor olacağım. Ama durum böyle değildir ve bunu yapmanın çok uzağındayım. Çünkü tanrıların varlığına inanıyor, ve suçlayıcılarımdan herhangi birinin onlara inandığından çok daha yüksek bir anlamda inanıyorum. Ve davamı sizin için ve benim için en iyi yolda belirlemeniz üzere sizlere ve Tanrıya bırakıyorum.



Jüri Oylama Düğmeleri: Sol suçluyu, sağ suçsuzu belirtir
(Sanatçı: Ru Dien-Jen)
 

[Mahkeme oylama yapar ve Sokrates'i suçlu bulur. 
Suçlayan oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220'dir. 
Sokrates bunun üzerine ceza konusunda konuşur.]

Oylarınızla beni mahkum ettiniz, Atinalılar; ve eğer buna bir içerleme göstermiyorsam bunun nedenleri var.  En başta bunu bekliyordum, ve beni asıl şaşırtan yalnızca oyların böyle yakın olması oldu; çünkü bana karşı olan çoğunluğun çok daha büyük olacağını düşünüyordum; ama şimdi, eğer otuz oy daha öte yana geçmiş olsaydı, aklanmış olacaktım. Üstelik şimdi bile Meletos'un suçlamasından kurtulmuş olduğumu düşünüyorum. Dahası, Anitus ve Likon'un yardımı olmasaydı, yasanın gerektirdiği gibi oyların beşte birini alamayacak olduğu açıktır, ki bu durumda kendisi bin drahmalık cezaya çarptırılacaktı.

Şimdi ceza olarak ölümü öneriyor. Ve kendi payıma ben ne önermeliyim, Atinalılar? Açıktır ki hakkım olanı. Ve hakkım nedir? Bütün yaşamım boyunca boş durmaya hiçbir anlam vermemiş olduğum için, ama insanların çoğunun kaygılandığı şeyleri, para kazanmayı, ev geçindirmeyi ve askeri görevleri, kamu toplantılarında konuşmayı, memurlukları, komploları, partileri gözardı ettiğim için katlanmam ya da ödemem gereken asıl karşılık nedir? Gerçekte bir politikacı olarak yaşamak için gereğinden öte dürüst olduğumu düşünerek, size ya da kendime hiçbir yararımın olamayacağı yerlere gitmedim; ama her birinize kişisel olarak en büyük iyilikte bulunabileceğim her yere gittim, ve aranızda herkesi kendisine bakması gerektiğine, kişisel çıkarların peşine düşmeden önce erdem ve bilgeliği araması gerektiğine, devletin çıkarlarıyla kaygılanmadan önce devletin kendisi ile kaygılanması gerektiğine inandırmaya, tüm eylemlerinde uyması gereken düzenin bu olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu yolda davrandığım için neyi hak ediyorum? Hiç kuşkusuz iyi bir şey, ey Atinalılar, eğer gerçekte ne olması gerektiğinin hesabını yapacak olursam; ve bu ödül ona uygun düşecek birşey de olmalıdır. Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır? Belediye binasında konuklanmasından daha uygun bir ödül olamaz, sevgili Atinalılar—bir ödül ki, onu Olimpia'da at ya da araba yarışını kazanan yurttaştan çok daha fazla hak etmiştir. Çünkü o size mutluluğun yalnızca görünüşünü verir, ama ben ise kendisini; çünkü yoksulluk içinde olan o değil ama benim. Ve eğer cezayı haklı olarak hesaplayacak olursam, karşılık budur: Belediye binasında konuklanmalıyım.25



Olimpia'ya Kemerli Giriş Yolu

Belki de şimdi söylediklerimde size meydan okuduğumu düşünüyorsunuz, tıpkı daha önce gözyaşları ve dualar konusunda söylediklerimde olduğu gibi. Ama bu doğru değil. Dahaçok hiçbir zaman bile bile birine kötülük yapmamış olduğuma inandığım için böyle konuşuyorum, üstelik zaman çok kısa olduğu için sizi inandıramamış olsam bile. Eğer başka kentlerde olduğu gibi Atina'da da bir ölüm cezasına bir günde karar verilmemesi konusunda bir yasa olsaydı, o zaman inanıyorum ki sizleri inandırabilirdim. Ama büyük iftiraları bir anda çürütemem; ve, hiçbir zaman bir başkasına haksızlık yapmadığıma inandığım için, hiç kuşkusuz kendime de haksızlık yapmayacağım. Kendime herhangi bir kötülüğü hakettiğimi söylemeyeceğim, ya da herhangi bir ceza önermeyeceğim. Niçin önereyim? Meletos'un önerdiği ölüm cezasından korktuğum için mi? Ölümün iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyorsam, niçin kötü olduğunu çok iyi bildiğim bir cezayı önereyim? Hapis mi diyeyim? Günlerimi niçin hapiste geçireyim, ve orası için herhangi bir zamanda seçilen memurların—Onbirlerin—kölesi olayım? Bir para cezası, ve ödeyinceye dek bir hapis cezası mı olsun? Karşıçıkış aynıdır. Hapiste yatmam gerekecek çünkü ödeyecek hiç param yok. Ve eğer sürgün dersem (ve belki de benim için bu cezayı kabul edeceksiniz), eğer söylemlerime ve sözlerime benim yurttaşlarım olan sizler dayanamaz ve onları daha fazla istemeyecek denli ağır ve uğursuz bulurken, başkalarının bana dayanabileceğini bekleyecek denli usdışı isem, gerçekten de gözüm yaşam sevgisi tarafından köreltilmiş olmalıdır. Hayır, Atinalılar, gerçekten de bu olacak birşey değil. Ve benim yaşımda kentten kente dolaşarak, sürekli olarak sürgün yerimi değiştirerek, ve her zaman kovularak nasıl bir yaşam sürerdim? Çünkü bütünüyle eminim ki nereye gidersem gideyim, orada da burada olduğu gibi genç insanlar başıma üşüşecekler; ve eğer onları uzaklaştıracak olursam, onların isteği üzerine büyükleri beni kovacak; ve eğer gelmelerine izin verirsem, onlar uğruna babaları ve dostları beni kovacak.

Biri diyecektir: Evet, Sokrates, ama bizden ayrıldıktan sonra dilini tutamaz mısın, yabancı bir kente gidersin, ve kimsenin işine karışmazsın? Şimdi size bunu nasıl yanıtladığımı anlatmak benim için gerçekten de güç. Çünkü size dersem ki dediğiniz gibi yapmak Tanrıya boyun eğmemek olacaktır, ve dolayısıyla dilimi tutmam olanaklı değildir, ciddi olduğuma inanmayacaksınız; ve eğer yine erdem konusunda ve benim kendimi ve başkalarını sorguladığımı duyduğunuz başka şeyler konusunda gündelik söylem insan için en iyi olan şeydir, ve sorgulanmayan yaşam yaşamaya değmezdir dersem, bana inanmanız daha da güç olacaktır. Gene de doğru olanı söylüyorum, üstelik sizi buna inandırmak benim için güç olsa da. Bundan başka, bir ceza çekmeyi hak ettiğimi düşünmeye hiç alışmadım. Eğer param olsaydı, ödemek zorunda olduğumun tümünü bir ceza olarak ödemeyi önerirdim, çünkü bundan hiçbir zarar görmezdim. Ama hiç param yok, ve dolayısıyla sizden cezayı olanaklarımla orantılı kılmanızı istemek zorundayım. Evet, belki de bir minaya gücüm yeter, ve bu yüzden o cezayı öneriyorum; Platon, Krito, Kritobulus ve Appolondorus, buradaki dostlarım, beni otuz mina demeye zorluyorlar, kefillerim olacaklar. O zaman ceza otuz mina olsun; bu insanlar sizin için kefil olarak yeterli olacaktır.



[Mahkeme bir oylama daha yapar ve Sokrates'i ölüme mahkum eder.]

Kenti karalayanların size verecekleri kötü adı işitmek için çok beklemeniz gerekmeyecek, ey Atinalılar; Sokrates'i, bir bilgeyi öldürdünüz diyecekler; ve sizi kınamak istediklerinde bana bilge diyecekler, üstelik bilge olmasam bile. Eğer biraz beklemiş olsaydınız, isteğinizi doğanın süreci karşılamış olacaktı. Çünkü görebileceğiniz gibi yaşım çok ilerledi, ve ölüm beni çok uzakta beklemiyor. Şimdi hepinize değil, ama yalnızca beni ölüme mahkum edenlere söylüyorum. Ve onlara diyecek bir başka şeyim daha var: Belki de bağışlanmamı sağlayacak türde sözler söylemediğim için mahkum olduğumu düşünüyorsunuz, demek istiyorum ki, aklanmak için gereken herşeyi yapmayı ve söylemeyi uygun bulmamış olduğum için. Hiç de değil; mahkum olmama götüren eksiklik hiç kuşkusuz sözcüklerin eksikliği değildi. Bu işitmeyi en çok istediğiniz türden konuşmayı yaptıracak utanmazlığın ya da yüzsüzlüğün ya da eğilimin olmamasıydı—ağlamak ve inlemek ve yakarmak, ve başkalarından işitmeye alıştığınız ama ileri sürdüğüm gibi bana yakışmayacak başka pekçok şeyi yapmak. O sırada tehlikeye karşın özgür bir insana yaraşmayacak hiçbirşey yapmamam gerektiğini düşündüm; ve şimdi de savunma biçemimden hiçbir pişmanlık duymuyorum; sizin istediğiniz gibi konuşup yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi yeğlerim. Çünkü savaşta olduğu gibi yasa karşısında da benim ya da herhangi bir insanın ölümden kaçmanın her yoluna başvurmaması gerekir. Savaşta sık sık olduğu gibi, bir insan silahlarını fırlatıp onu kovalayanların önünde diz çöktüğünde hiç kuşkusuz ölümden kurtulabilir; ve başka tehlikelerde de, eğer bir insan herşeyi söylemeye ve yapmaya istekli ise, ölümden kaçmanın başka yolları vardır. Güçlük, dostlarım, ölümden kaçınmak değil, ama haksızlıktan kaçınmaktır; çünkü o ölümden daha hızlı koşar. Ve yaşlı ve yavaş olduğum için daha yavaş koşucu beni yakaladı; ama suçlayıcılarımın uyanık ve çevik olmalarına karşın, hızlı koşucu tarafından, haksızlık tarafından yakalandılar. Ve şimdi sizin tarafınızdan mahkum edilmiş olarak ölüm cezasını çekmek üzere ayrılıyorum,—onlar da gerçeklik tarafından mahkum edilmiş olarak kendi yollarına gidiyorlar—kötülük ve yanlışlık cezasını çekmek üzere; ve ödülüme sarılmalıyım, onlar da kendilerininkine. Sanırım bu tür şeyler yazgı olarak görülebilirler—ve sanırım iyidirler.

Ve şimdi, beni mahkum eden insanlar, sizlere seve seve bilicili gibi konuşacağım; çünkü ölmek üzereyim, ve ölüm saatinde insanlara peygamberlik gücü bağışlanır. Ve katillerim olan sizlere önceden bildiriyorum ki, benim ayrılmamdan hemen sonra bana verdiğiniz cezadan çok daha ağırı hiç kuşkusuz sizleri bekliyor olacaktır. Sizi suçlayandan kaçabilmek ve yaşamlarınızın bir hesabını vermemek için beni öldürdünüz. Ama sonuç beklediğiniz gibi değil, bütünüyle başka türlü çıkacaktır. Çünkü şimdikilerden daha çok suçlayıcınız olacak; şimdiye dek onları durduruyordum; ve daha genç oldukları için üzerinize daha sert gelecekler, ve onlara daha çok içerleyeceksiniz. Eğer insanları öldürerek birinin kötü yaşamlarınızı kınamasının önüne geçebileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; bu kaçış yolu ne olanaklı ne de onurludur; en kolay ve en soylu kurtuluş yolu başkalarını ortadan kaldırmaktan değil ama kendini geliştirmekten geçer. Ayrılmadan önce beni mahkum etmiş olan yargıçlara söyleyeceğim öngörü bu.

Beni aklamak için oy veren dostlara gelince, memurlar işleriyle uğraşırken, ve ben ölmem gereken yere gitmeden önce, sizlere burada yer alan bu olay konusunda birşeyler söylemek istiyorum. O zaman biraz daha kalın, çünkü zaman varken pekala biraz daha konuşabiliriz.  Benim dostlarımsınız, ve size başıma gelen bu olayın anlamını göstermeyi isterdim. Ey yargıçlarım—çünkü size gerçekten yargıçlarım diyebilirim—sizlere harika bir olaydan söz etmek istiyorum. Şimdiye dek kaynağı içimdeki bilici olan tanrısal yeti, belki herhangi bir sorunda bir dil sürçmesi ya da herhangi bir yanlışlık yapabilirim diye, sürekli olarak önemsiz şeylerde bile bana karşı çıkma alışkanlığındaydı; ve şimdi gördüğünüz gibi en son ve en büyük kötülük olarak düşünülebilecek olan ve genellikle öyle olduğuna inanılan şey başıma geldi. Ama tanrısal işaret ne sabah evden ayrılırken, ne mahkemenin yolundayken, ne de konuşurken söyleyecek olduğum hiçbir şey için hiçbir karşıtlık belirtisi göstermedi; ve sık sık bir konuşmanın ortasında durdurulmuş olmama karşın, şimdi önümdeki sorun konusunda bilici söylediğim ya da yaptığım hiçbirşeyde bana karşı çıkmadı. Bu suskunluğun nedeni olarak düşünebileceğim nedir? Size söyleyeyim. Bu başıma gelenin iyi bir şey olduğunun, ve ölümün kötü birşey olduğunu düşünenlerin yanılmakta olduklarının bir belirtisidir. Çünkü iyi bir şey yapmak üzere olmasaydım, alışıldık uyarı bana karşı çıkardı hiç kuşkusuz.

Bir başka yolda düşünürsek ölümün bir iyilik olduğunu ummak için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi, eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız, ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır. Çünkü eğer bir insan uykusunun düşler tarafından bile rahatsız edilmemiş olduğu geceyi seçecek olsaydı, ve bunu yaşamının öteki günleri ve geceleri ile karşılaştırıp sonra bize yaşamı boyunca bu geceden daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirdiğini söyleyecek olsaydı, sanırım herhangi bir insan—sıradan bir insan değil ama giderek büyük kral bile—ötekilerle karşılaştırıldığında böyle günlerin ya da gecelerin sayılarının çok büyük olmadığını bulurdu. Şimdi eğer ölüm böyle bir doğadaysa, o zaman ölmek kazançtır; çünkü bengilik o zaman yalnızca tek bir gecedir. Ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük ne olabilir, ey dostlarım ve yargıçlarım? Eğer gerçekten de biri aşağıdaki dünyaya varırsa,  ve bu dünyadaki türe öğretmenlerinden kurtulup orada yargıda bulundukları söylenen gerçek yargıçları bulursa—Minos ve Rhadamanthus ve Aeakus ve Triptolemus, ve Tanrının kendi yaşamlarında dürüst olmuş olan başka oğulları—, o zaman yolculuk onu yapmaya değerdir. Orfeus ve Musaeu ile, Hesiod ve Homer ile konuşabilmek için insan neler vermezdi? Hayır, eğer bu doğruysa, birçok kez ölmeyi kabul ederim. Ben kendim de orada Palamedes ile, Telamon'un oğlu Ajax ile, ve haksız bir yargı yoluyla ölmüş başka birçok eski kahraman ile karşılaşıp konuşmayı harika birşey olarak kabul ediyorum; ve sanırım yaşadıklarımı onların yaşadıkları ile karşılaştırmak çok büyük bir haz verecektir. Herşeyden önce, o zaman gerçek ve yanlış bilgi üzerine araştırmamı sürdürebileceğim; bu dünyada olduğu gibi sonrakinde de; ve kimin bilge olduğunu, ve kimin bilgelik tasladığını ve öyle olmadığını bulacağım. Büyük Truva seferinin önderini sorgulayabilmek için, ey yargıçlar, bir insan neler vermez; ya da Odisseus'u ve Sisifos'u, ya da sayısız başka erkek ve kadını! Onlarla söyleşide ve onlara sorular sormada nasıl sonsuz bir haz olacaktır! Bir başka dünyada, ne olursa olsun, bir insanı sorular sorduğu için öldürmezler. Çünkü bizlerden daha mutlu olmanın yanısıra, eğer söylenen doğruysa, ölümsüz olacaklardır.


Sisifos Hades'te26
Bu yüzden, ey yargıçlar, ölüm karşısında umutsuz olmayın, ve pekinlikle bilin ki, ister bu yaşamda olsun isterse ölümden sonra, iyi bir insanın başına hiçbir kötülük gelemez. O ve onun olan hiçbirşey Tanrılar tarafından gözardı edilmez; ne de benim yaklaşan sonum yalnızca bir şans sonucunda olmuştur. Ama açıkça görüyorum ki benim için en iyisi şimdi ölmek ve sorunlardan kurtulmak olacak. Bu yüzden bilici hiçbir belirti vermedi. Bu nedenle de beni mahkum edenlere ya da suçlayanlara kızgın değilim; bana hiçbir kötülük yapmış değiller, gerçi beni mahkum etmedeki amaçları bana bir iyilik yapmak değil ama beni yaralamak olmuş olsa da; ve bunun için onları biraz kınayabilirim. Gene de onlardan bana bir iyilikte bulunmalarını isteyeceğim. Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık konusunda ya da başka herhangi birşey konusunda erdem için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse, ya da eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim; o zaman uğruna kaygı duymaları gereken şeyle kaygı duymadıkları için, gerçekte bir hiçken birşey olduklarını düşündükleri için, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın. Eğer bunu yaparsanız, hem ben hem de oğullarım sizden hakça davranış görmüş olacağız.

 Ayrılma saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı bilir.



 
17 İÖ 432-429, 424, 422 yıllarında bu yerler Atina ve Sparta arasındaki büyük savaşta çarpışma alanlarıydılar.
Peloponez Savaşının (İÖ 432) başlamasından önceki yıl otuzlarının sonlarına yaklaşan Sokrates Potidaea'da Atina için savaştı. Atina'nın 200 km kadar kuzeyinde olan Potidaea kenti Sparta'nın bir bağlaşığı olan Korint kendi ile yönetsel ilişkilere girince Atina'ya bağlılığı üzerine kuşkular düşürdü. Bağlılığını sınamak isteyen Atina'nın belli istemlerini reddedince kent kuşatıldı ve ele geçirildi. Sokrates bu savaşta Alcibiades'in yaşamını kurtardı. GERİ

18 daimonion fwnh:tinsel ses. GERİ

19 dhmosioV: (demosios) kamusal kişi;
idiwthV: (idiotes) birey (özel, bağımsız). GERİ

20 fulon/: (fülon) ırk, kabile, sınıf anlamını taşır. Her fülon 500 üyeli konseye elli temsilci gönderir, ve her soy sırayla otuz beş ya da otuz altı gün boyunca konseye başkanlık eder, elli kişilik komitesi on başkandan oluşan yönetici başkanlığı seçerdi. GERİ

21 Savaş İÖ 406'da oldu. Yasa generallerin ayrı ayrı yargılanmasını buyuruyordu. GERİ

22 Ksenophon'a göre yargılamaya katılmayı reddeder. GERİ
 
23 qoloV: (tolos) daire şeklinde kubbeli oda, Püritanlar burada yemek yerlerdi. GERİ
 
24Modern demokraside bu yorumu biraz değiştirmek gerekir: Dürüst olan, ussal olan birey özdeksel çıkardan başka herhangi bir değer ölçütü bilmeyen modern kitle toplumunun temsilcisi olamaz. 'Açık Amerikan toplumunun' yasamacıları rüşveti yasallaştırmışlardır. Amerikan firmalarının yurtdışı işlerinde rüşvet vermelerinin bir suç olmadığını doğrulayan yasalar çıkarmışlardır. Dahası, yasalar böyle verilen rüşvetlerin gider olarak gösterilmesini ve vergiden düşülmesini de isterler. Ve Amerikan medyası sık sık yoksul üçüncü dünya ülkelerinin rüşvetçiliğine uygar karşı Batı toplumlarının törel temizliklerini vurgular! Amerikan tininin üzerinde ve üstünde duran insanlık türesine göre, türenin kendisine göre, Türe İdeasına göre, rüşvet verme ve rüşvet alma eşit ölçüde usdışıdır. GERİ
 
25prutaneion: (prutaneion) Belediye binaları 'ocak' tanrıçası Hestia (Yunan)/Vesta'ya (Roma) adanmışlardı ve kolonilerdekilerde, ana kentin Prütaneiasından getirilmiş sürekli bir ateş yanardı. Atina'da Püritanlar (10 fülainin her birinden seçilen ellişer kişilik komiteler) yemeklerini burada yerlerdi, ayrıca iyi şeyler başarmış yurttaşlar ve savaşta ölenlerin çocukları da bu sofrada kendilerine ayrılan yerle ödüllendirilirlerdi. GERİ
 
26 Sisifos Odisseus'un babası ve Korinth kentinin kurucusuydu. İnsanların en kurnazı sayılırdı. Yeraltı Dünyasına vardıktan sonra karısının kendisine onurlu bir cenaze töreni yapmasını sağlamak için Hades'ten geçici olarak Yeraltı Dünyasından ayrılma izni aldı. Ama ölmeden önce törenin yapılmamasını isteyen ve böylece Hades'ten kaçmak için bir gerekçeyi önceden yaratan kendisiydi. Bir başka efsaneye göre Sisifos doğru olarak Ezop'a kızı Aegina'yı kaçıran tanrının Zeus olduğu bildirir. Buna kızan Zeus Sisifos'u Yeraltı Dünyasına atar ve onu sonsuza dek bir kayayı bir tepenin doruğuna dek çıkarma ve sonra aşağıya doğru yuvarlanmak üzere bırakma işine mahkum eder. (Albert Camus bu efsaneyi törel bağlamından soyutlayarak modern insanın 'saçma' durumunu betimlemek için kötüye kullanır.) GERİ
 

Yükleme tarihi: 23/08/1999............© Deniz Canefe • Aziz Yardımlı 1997