PLATON
Savunma
(İÖ
399)
.
Yunanca'dan
çeviri: Deniz Canefe, Aziz Yardımlı tarafından.
©
COPYRIGHT 1997-1999 İDEA YAYINEVİ, İSTANBUL
Danışılan çeviriler: W. H. D. Rouse, 1956
(Rouse
ayrıca Homeros'un 'İlyada' ve 'Odissey'ini de İngilizce'ye
çevirmiştir);
Benjamin Jowett, 1952.
.
[İKİNCİ
PARÇA]
.
Biri
çıkıp dese ki, Seni zamansız bir sona götürebilecek bir
yaşam yolunu izlemekten utanmıyor musun, Sokrates? Ona
haklı olarak şu güzel yanıtı verirdim: Bunda yanılıyorsun
dostum: İçinde bir dürüstlük kıvılcımı olan bir insanın
ölme ya da yaşama şansını hesaplamakla uğraşmaması gerekir:
Hesaplaması gereken biricik şey bir şeyi yaparken doğru
mu yoksa eğri mi, iyi bir insan olarak mı yoksa kötü bir
insan olarak mı davrandığıdır. Sana kalırsa onursuzluk
karşısında tehlikeyi bütünüyle küçümseyerek Truva'da düşen
kahramanlar, ve hepsinden önce Thetis'in oğlu, [Aşilles]
birer zavallı olacaktır; o ki Hektor'u öldürme isteğiyle
yanıp tutuşurken tanrıça annesi ona eğer dostu Patroklus'un
öldürülmesinin öcünü alır ve Hektor'u öldürürse, ''Hektor'dan
sonra Yazgı seni bekliyor'' sözlerinde kendisinin öleceğini
bildirdiği zaman, bu uyarıyı dinledikten sonra tehlike
ve ölümü bütünüyle küçümsedi, ve onlardan korkmak yerine
onursuzluk içinde yaşamaktan ve dostunun öcünü alamamaktan
korktu. ''Bundan sonra hemen ölebilirim,'' diye yanıtladı,
''yeter ki düşmanımdan öcümü alayım. Burada gemilerin
yanında gülünç bir yaratık ve toprağa bir yük olarak kalmak
istemiyorum.'' Aşilles ölümü ve tehlikeyi hiç düşünmüş
müydü? Çünkü kişinin yeri neresi olursa olsun, ister kendi
seçtiği olsun isterse bir komutanı tarafından gösterilen
yer olsun, tehlike saati geldiğinde orada kalmalı, onursuzluk
dışında ne ölümü ne de başka herhangi birşeyi düşünmelidir.
Ve bütün bunlar, Atinalılar, hiç kuşkusuz doğrudur.
Sokrates
Potidaea'da Alkibiades'i kurtarıyor
(Runes,
Pictoral History of Philosophy)
Potidaea'da
ve Amfipolis ve Delium'da17
komuta etmek üzere seçtiğiniz generaller bana buyurduklarında,
yerleştirildiğim yerde başka herkes gibi ölümle yüz yüze
kalan ben, eğer şimdi, Tanrının bana felsefeci yaşamını
sürdürme, kendimi ve başka insanları araştırma görevini
yerine getirmemi buyurduğunu düşünür ve inanırken, ölüm
korkusundan ya da başka herhangi bir korkudan yerimi terkedecek
olsaydım, davranışım gerçekten de tuhaf olmaz mıydı, ey
Atinalılar? Eğer ölümden korktuğum için Biliciye boyun
eğmeseydim bu gerçekten de tuhaf olurdu ve tanrılara inanmamanın
ve bilge değilken bilge olduğumu düşünmenin hesabını vermek
için haklı olarak mahkeme önüne çıkarılabilirdim. Çünkü
ölümden korkmak aslında yalnızca bilgelik taslamaktır,
gerçek bilgelik değil, çünkü bilmediğini bildiğini düşünmektir;
hiç kimse insanların korkularında en büyük kötülük olarak
gördükleri şeyin en büyük iyilik olup olmadığını bilmez.
Bu bilgisizlik utanç verici bir bilgisizlik, bilmediğini
biliyor gibi görünen kibir değil midir? Ve yalnızca bu
bakımdan genel olarak insanlardan ayrı olduğuma inanıyorum,
ve belki de birşeyde onlardan daha bilge olduğumu ileri
süreceksem, bu aşağıdaki dünya konusunda yalnızca çok
az şey bilirken bildiğimi düşünmediğim olgusudur; ama
ister Tanrı ister insan olsun benden daha iyi birine haksızlık
yapmanın ve boyuneğmemenin kötü ve onursuz birşey olduğunu
biliyorum, ve kötü olduğunu bildiğim kötü şeyler karşısında
olanaklı bir iyiden hiçbir zaman korkmayacak ya da kaçınmayacağım.
Bu yüzden, eğer şimdi beni bırakırsanız, ve sizlere suçlandığıma
göre ölümle cezalandırılmam gerektiğini, yoksa mahkemeye
bütünüyle gereksiz olarak çıkarılmış olacağımı söyleyen
Anitos'u, eğer şimdi kaçacak olursam çocuklarınızın sözlerimi
dinlemekle bütünüyle yozlaşacaklarını söyleyen bu adamı
dinlemeyi reddederseniz, ve eğer bana bu kez, Sokrates,
Anitos'a aldırmayıp seni bırakacağız, ama tek bir koşul
üzerine, bundan böyle bu yolda araştırmaya ve felsefe
yapmaya son vereceksin, ve eğer bir kez daha bunları yaparken
yakalanırsan öleceksin derseniz, eğer beni bırakma koşulunuz
bu olursa, yanıtım şu olacaktır: Ey Atinalılar, sizleri
sayıyor ve seviyorum, ama sizlere olmaktan çok Tanrıya
boyun eğecek ve yaşamım ve gücüm sürdükçe hiçbir zaman
felsefe yapmaya ve sizleri zorlamaya son vermeyeceğim,
karşılaştığım herkese gerçeği gösterecek ve ona kendime
özgü konuşma yolumda şunları söyleyeceğim: Sen, dostum,—büyük
ve güçlü ve bilge Atina kentinin bir yurttaşı—en büyük
parayı, en büyük onuru, en büyük şanı kazanmak için sınırsız
bir kaygı göstermekten, ve hiçbir zaman saymadığın ve
özen göstermediğin bilgelik ve gerçeklik ve ruhunun en
büyük gelişimi konusunda böylesine az kaygılanmaktan utanmıyor
musun? Ve eğer tartıştığım kişi ''Evet, ama kaygı duyuyorum''
derse, o zaman hemen gitmesine izin vermeyecek ve onu
inceden inceye sorgulamaya ve sınamaya geçecek, ve eğer
kendisinde hiçbir erdemin olmadığını, ama yalnızca olduğunu
söylediğini bulursam, en değerli olanı değersizleştirdiği
ve bayağı şeylere aşırı değer verdiği için onu kınayacağım.
Ve yaşlı ya da genç, yurttaş ya da yabancı karşılaştığım
herkese aynı sözleri yineleyeceğim, ama özellikle sizlere,
yurttaşlarım, çünkü sizler bana daha yakınsınız. Çünkü
bu bana Tanrının buyruğudur; ve inanıyorum ki kentte benim
Tanrıya hizmetimden daha büyük hiçbir iyilik olmamıştır.
Çünkü yapmaya çalıştığım tek şey yaşlı ya da genç tümünüzü
de ilkin bedenleriniz ya da paralarınız için değil, ama
herşeyin üstünde ruhunuz için ve onu olanaklı en iyi ruh
yapmak için kaygı duymaya inandırmaktır. Sizlere varsıllığın
erdem getirmediğini, ama erdemin hem bireyi hem de devleti
varsıllık ve başka her türlü iyiliğe ulaştırdığını söylüyorum.
Öğrettiklerim bunlardır, ve eğer gençliği yozlaştıran
öğreti buysa, zararlı bir insanım. Ama eğer biri öğretimin
bu olmadığını söylüyorsa, söylediği saçmadır. Bu yüzden,
Atinalılar, ister Anitus'u dinleyin ister dinlemeyin,
ister beni bırakın ister bırakmayın, ama ne yaparsanız
yapın birçok kez ölmem gerekse bile yolumu hiçbir zaman
değiştirmeyecek olduğumu anlayın.
Atina
Okulu, Raphael (Ayrıntı)
Sözümü
kesmeyin Atinalılar, dinleyin; beni sonuna dek dinleyeceğiniz
konusunda anlaşmıştık. Söyleyeceğim birşey daha var ki,
belki de bağırışlara yol açacak; ama beni dinlemenin sizler
için iyi olacağına inanıyorum, ve bu yüzden lütfen gürültüyü
kesmenizi istiyorum. Bilmenizi istiyorum ki, eğer ben
dediğim gibi biriysem ve siz beni öldürürseniz, beni incittiğinizden
çok kendinizi inciteceksiniz. Beni hiçbirşey incitmeyecek—ne
Meletos ne de Anitus bunu yapabilir; bunu yapamazlar çünkü
inanıyorum ki Tanrı yasası kötü bir insanın kendinden
daha iyi birini incitmesine izin vermez. Anitus'un belki
de onu öldürebileceğini, ya da sürgüne gönderebileceğini,
ya da yurttaşlık haklarından yoksun bırakabileceğini yadsımıyorum;
ve böylelikle o ve başkaları ona çok büyük bir kötülük
yaptıklarını sanabilirler; ama ben aynı görüşte değilim.
Çünkü şimdi yapmakta olduğu kötülüğün, haksız olarak bir
başkasının yaşamını alma kötülüğünün çok daha büyük olduğuna
inanıyorum.
Ve
şimdi, Atinalılar, savunmamı çoğunuzun sanabileceği gibi
kendi adıma değil, ama sizin adınıza yapacağım, öyle ki
sizlere tanrı armağanı olan beni mahkum ederek bir yanlışlık
yapmayasınız. Çünkü eğer beni öldürürseniz, gerçi bunu
söylemek tuhaf olsa da, tanrı tarafından devletin başına
sarılmış benim gibi bir başkasını daha kolay kolay bulamayacaksınız;
devlet büyük ve soylu bir at gibidir ki, tam bu büyüklüğünden
ötürü devimlerinde ağırdır ve onu yaşama irkitecek atsineği
gibi birşeye gereksinir. Ben Tanrının devletin başına
sardığı o atsineğiyim, ve gün boyunca ve her yerde sürekli
olarak üzerinize yapışır, sizi uyandırır, inandırır, ve
kınarım. Benim gibi bir başkasını kolay kolay bulamazsınız,
ve bu yüzden sizlere beni sakınmanızı salık veririm. Uykudan
birden uyandırılan biri gibi canınızın sıkıldığını duyabilir,
ve Anitus'un öğütlediği gibi kolayca beni bir vuruşta
ezebileceğinizi düşünebilirsiniz; ama o zaman yaşamlarınızın
geri kalanı boyunca uyuyacaksınız, ta ki Tanrı sizlerden
kaygılanarak bir başka atsineği gönderinceye dek. Size
sizin için Tanrının armağanı olduğumu söylediğim zaman,
bu ödevin tanıtı şöyledir: Eğer başka insanlar gibi olmuş
olsaydım, tüm kaygılarımı gözardı etmemem ya da bütün
bu yıllar boyunca sizin çıkarlarınızı gözetirken kendiminkilerin
gözardı edilişini dayançla seyretmemem gerekirdi; sizlere
tek tek bir baba ya da büyük kardeş gibi gelip erdem için
özen göstermenizi öğütlememem gerekirdi; böyle davranış
insan doğasına aykırıdır. Eğer herhangi birşey kazanmış
olsaydım, ya da eğer öğütlerim karşılığını vermiş olsaydı,
bunları yapmamda bir anlam olurdu; ama, kendinizin de
görebildiğiniz gibi, suçlayıcılarım yüzleri kızarmadan
bana başka her türlü suçu yüklemelerine karşın herhangi
bir kimseden ödemede bulunmasını beklediğimi ya da bunu
istediğimi söyleyemezler; bunun için hiçbir tanıkları
yoktur. Ve söylediğimin gerçekliği için yeterince güçlü
bir tanığım var—yoksulluğum.
Kimileri
niçin ortalarda dolaşıp kişisel öğütler verdiğimi ve başkalarının
kaygıları ile oyalandığımı, ama kamu toplantılarınıza
katılıp devlete önerilerde bulunmadığımı merak edebilir.
Size nedenini söyleyeceğim. Bana gelen ve Meletos'un savcasında
alay konusu yaptığı tanrısal ve tinsel bir sesten18
çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde söz ettiğimi duymuşsunuzdur.
Bana ilkin çocukluğumda gelmeye başlayan bu ses ne zaman
gelse beni yapmayı düşündüğüm şeyde durdurur, ama hiçbir
zaman birşey yapmamı buyurmaz. Politikayla uğraşmamın
önüne geçen şey budur. Ve sanırım haklı olarak. Çünkü
hiç kuşkum yok ki, ey Atinalılar, eğer geçmişte politik
işlerle uğraşmış olsaydım, çoktan yokolmuş olurdum, ve
ne sizlere ne de kendime bir yararım olurdu. Ve size gerçeği
söylememden rahatsız olmayın; çünkü gerçek şudur ki, size
ya da başka herhangi bir kümeye karşı çıkıp bir devlette
yapılan yasasız ve haksız işlere karşı dürüst olarak çabalayan
hiçbir insan yaşamını kurtaramayacaktır; hak için
döğüşecek olan, eğer kısa bir zaman için bile yaşayacaksa,
kamusal bir kişi değil ama bağımsız bir birey olmalıdır.19
Size
dediklerimin inandırıcı kanıtını verebilirim, yalnızca
sözlerde değil, ama çok daha fazla değer verdiğiniz şeyde—eylemlerde.
Yalnızca başıma gelen birkaç şeyi anlatmama izin verin,
ve hiçbir zaman ölüm korkusundan haksızlığa boyun eğmediğimi,
ve boyun eğmektense hemen ölmeye hazır olduğumu göreceksiniz.
Size mahkemelerden belki de çok ilginç olmayan ama gene
de gerçek olan bir öykü anlatacağım. Yaptığım biricik
devlet görevi, Atinalılar, senatörlüktü. Antiokhis soyu,20
ki benim soyumdur, Arginusae savaşından sonra düşenlerin
bedenlerini toplamayan generallerin mahkemesinde başkanlığı
üstlenmişti; ve onları, daha sonra hepinizin yasadışı
olduğunu kabul ettiğiniz bir yolda toplu olarak yargılamayı
önermiştiniz21;
ama o zaman başkanlar arasında bu yasadışı tutuma karşı
çıkan yalnızca ben oldum ve oyumu size karşı kullandım;
ve konuşmacılar beni suçlayıp hemen orada tutuklamakla
tehdit ettikleri ve sizler bağırarak bunu yapmaları gerektiğini
söylediğiniz zaman, hapis ya da ölüm korkusuyla haksızlığınıza
katılmaktansa benden yana olan yasa ve türe adına riski
göze almaya karar verdim.22
Bu demokrasi günlerinde oldu. Ama Otuzlar oligarşisi erke
geldiği zaman, bana ve rotundadaki23
başka dört kişiye daha haber salarak ölümle cezalandırmayı
düşündükleri Salamisli Leon'u Salamis'ten getirmemizi
buyurdular. Bu her zaman suçlarına olabildiğince çok sayıda
insanı karıştırabilme amacıyla verdikleri buyruk türünün
bir örneğiydi; ve o zaman, eğer anlatımı kullanmama izin
verilirse, ölüme aldırmadığımı, ve büyük ve biricik kaygımın
haklı olmayan ya da kutsal olmayan hiçbirşey yapmamak
olduğunu sözde değil ama eylemde gösterdim. Çünkü o ezici
erkin güçlü kolu korkutarak bana haksız hiçbirşey yaptıramazdı;
ve rotundadan çıktığımız zaman öteki dördü Leon'u tutuklamak
için Salamis'e giderken ben sessizce eve gittim. Eğer
Otuzların erki kısa bir süre sonra devrilmemiş olsaydı
bu yüzden yaşamımı yitirebilirdim. Ve pekçok insan sözlerime
tanıklık edecektir.
Şimdi eğer kamu yaşamına katılmış olsaydım ve iyi bir
insan olarak her zaman doğruyu ileri sürmüş ve herşeyden
önce yapmam gerektiği gibi haklı olanı savunmuş olsaydım,
gerçekten de tüm bu yıllar boyunca sağ kalabilir miydim
sizce?24
Gerçekten de hayır, Atinalılar, ne ben ne de bir başkası.
Ama ister kamusal isterse kişisel olsunlar tüm eylemlerimde
her zaman aynı kaldım, ve ne iftiracılarımın izleyicilerim
olarak adlandırdıkları kimselere, ne de başkalarına karşı
bir uyuşumculuk tutumuna girmedim. Herhangi bir düzenli
öğrencim de olmuş değildir. Ama eğer ister genç ister
yaşlı olsun herhangi biri görevimi yaparken gelip beni
dinleyecek olursa, dışlanmaz. Ne de yalnızca ödemede bulunanlarla
söyleşide bulunmam diye birşey söz konusudur; tersine,
ister varsıl ister yoksul olsun herkes bana soru sorabilir
ya da yanıt verebilir ve sözlerimi dinleyebilir; ve sonunda
ister kötü ister iyi bir insan olsun, her iki durumda
da bunun sorumluluğu haklı olarak bana yüklenemez; çünkü
hiçbir zaman herhangi birşey öğretmedim ve öğretmeyi ileri
sürmedim. Ve eğer biri benden kişisel olarak tüm dünyanın
işitmemiş olduğu herhangi birşeyi öğrendiğini ya da işittiğini
söyleyecek olursa, söylediğinin doğru olmadığından kuşkunuz
olmasın.
Ama
bana ''Niçin kimi insanlar zamanlarının çoğunu seninle
birlikte geçirmekten hoşlanıyorlar?'' diye sorulacaktır.
Size daha şimdiden bu konudaki bütün gerçeği söyledim,
Atinalılar: bilge olduklarını düşünen ama öyle olmayanları
nasıl sorguya çektiğimi dinlemeyi severler; bunda eğlenceli
bir yan vardır. Dediğim gibi Tanrı bana insanları sorguya
çekme görevini verdi; ve bunu yapmam biliciler ve düşler
tarafından, ve tanrısal gücün istencinin herhangi birine
anıştırıldığı her yolda imlendi. Bu, Atinalılar, hem doğrudur
hem de kolayca sınanabilirdir. Eğer gençleri yozlaştırıyorsam
ya da yozlaştırmakta idiysem, aralarından şimdi büyümüş
ve gençlik günlerinde onlara kötü öğütler vermiş olduğumu
anlamış olanlar suçlayıcılar olarak ortaya çıkmalı ve
öçlerini almalıdırlar; ya da eğer kendileri gelmeyi istemiyorlarsa,
akrabalarından, arkadaşlarından, babalarından, kardeşlerinden
ya da başka yakınlarından birileri ailelerinin benden
hangi kötülüğü gördüğünü söylemelidir. Bunun zamanı şimdidir.
Onlardan pekçoğunu mahkemede görüyorum. İşte benimle aynı
yaşta ve aynı mahalleden olan Kriton; ve ayrıca oğlu Kritobulus'u
da görüyorum. İşte yine Aeskhines'in babası Sphettuslu
Lisanias—o da burada; ve ayrıca Epigenes'in babası olan
Kephisuslu Antifon; ve tanıdığım pekçoklarının kardeşleri.
Theosdotides'in oğlu Nikostratus, ve Theodotus'un kardeşi
(şimdi Theodotus'un kendisi öldüğüne göre ne olursa olsun
onun konuşmasının önüne geçemeyecektir); ve orada Demodokus'un
oğlu ve Theages'in kardeşi olan Paralus; ve Ariston'un
oğlu Adeimantus ve kardeşi Platon;
ve Apollodorus'un kardeşi Aentodorus'u da görüyorum. Başka
birçoklarından da söz edebilirdim, ki bunlardan kimilerini
konuşması sırasında Meletos'un tanık olarak göstermesi
gerekirdi; ve eğer unutmuşsa gene de gösterebilir, ona
yerimi bırakacağım. Ve eğer böyle bir kanıtı varsa, hiç
durmasın söylesin. Hayır, Atinalılar, gerçek bunun tam
tersidir. Çünkü onların tümü de—Meletos'un ve Anitus'un
deyimiyle—yozlaştırıcıdan yana, en değerli ve en yakın
akrabalarını incitenden yana tanıklık etmeye hazırdır;
yalnızca yozlaştırılan gençlik değil—çünkü beni desteklemeleri
için bir güdü olabilir—, ama yozlaştırılmamış yaşlı akrabaları
da. Niçin tanıklıkları ile beni desteklesinler? Bunun
nedeni gerçeklik ve doğruluk uğruna olmanın dışında, benim
gerçeği söylediğimi ve Meletos'un yalancı olduğunu bilmelerinin
dışında başka birşey olabilir mi?
Atina
Okulu, Raphael
Evet
Atinalılar, savunmam için söyleyebileceğimin tümü bu ve
buna benzer şeyler. Gene de bir söz daha ekleyebilirim.
Belki de aranızdakilerden biri kendisinin benzer bir durumda,
ya da üstelik daha da az dramatik bir durumda, yargıçlara
nasıl yaşlı gözlerle yalvarıp ricalarda bulunduğunu, nasıl
duygulandırıcı bir tavırla çocuklarını ve onların yanısıra
daha birçok akrabasını ve dostunu mahkemeye gösterdiğini
anımsadığında, benim büyük bir olasılıkla yaşamım tehlikedeyken
böyle şeylerden hiç birini yapmayacağımı gördüğünde bana
gücenebilir. Zıtlığı gören biri belki de bana karşı dönebilir
ve bu noktada benden hoşlanmayarak öfke ile bana karşı
oy verebilir. Şimdi, eğer aranızda böyle bir insan varsa,—lütfen
dikkat edin, var demiyorum—, ona haklı olarak şu yanıtı
veriyorum: Dostum, ben bir insanım, ve başka insanlar
gibi etten ve kemikten bir yaratığım, Homer'in dediği
gibi, ''tahtadan ya da taştan'' değil ama insan ana babadan
doğdum ve sonuç olarak akrabalarım var; ve evet Atinalılar,
bir ailem, üç oğlum var, biri hemen hemen yetişkin, ve
öteki ikisi henüz genç; ve gene de sizlerden bir bağışlama
dilenmek için onlardan hiç birini buraya getirmeyeceğim.
Ve niçin mi getirmeyeceğim? Herhangi bir dikbaşlılıktan
ya da sizlere saygısızlıktan değil. Ölümden korkup korkmadığımın
bu konuyla hiç ilgisi yok. Ama, kamu oyuna duyduğum saygı
yüzünden böyle bir davranış bana benim kendim için, sizler
için ve bütün devlet için utandırıcı görünüyor. Benim
yaşıma ulaşan ve hak etmiş olsun ya da olmasın bir bilgenin
ününü taşıyan biri için bu yöntemleri kullanmak doğru
olmaz. Çünkü ne olursa olsun dünya Sokrates'in herhangi
bir yolda başka insanların çoğundan üstün olduğuna karar
vermiştir. Ve eğer aranızda
bilgelik ve yüreklilikte ve herhangi bir başka erdemde
daha üstün olduğu söylenenler böyle yaparak kendilerini
bayağılaştıracak olurlarsa, davranışları nasıl utandırıcı
olur! Mahkum edildiklerinde çok tuhaf davranışlar gösteren
birçok ünlü insan gördüm; eğer ölecek olurlarsa başlarına
korkunç birşey geleceğini, ve eğer yaşamalarına bir izin
verecek olursanız ölümsüz olacaklarını sanıyor gibi göründüler;
ve bana kalırsa böyle şeyler kentimizin onurunu düşürür,
ve yolu buraya düşecek bir yabancıya Atina'nın en seçkin
erkeklerinin, onlara Atinalıların kendileri tarafından
onur ve yetki verilmesine karşın, kadınlardan daha iyi
olmadığını düşündürür. Ve diyorum ki aramızda bir saygınlığı
olanlar tarafından bu tür şeylerin yapılmaması gerekir;
ve eğer yaparlarsa, onlara izin vermemeniz gerekir; tersine,
acıklı bir sahne yaratan ve kenti gülünç düşüren insanı
mahkum etmeye sessizce davranan birinden daha hazır olduğunuzu
göstermelisiniz. Ama saygınlık sorununu bir yana atarsak,
bir yargıcı bilgilendirmek ve inandırmak yerine ondan
bir iyilik istemede, ve böylece bir bağışlanma elde etmede
sanırım yanlış birşey vardır. Çünkü onun ödevi bir türe
armağanı sunmak değil, ama yargıda bulunmaktır; ve kendi
keyfine göre değil ama yasalara göre yargıda bulunacağına
yemin etmiştir; ve ne biz sizi bu yemini bozma alışkanlığında
yüreklendirmeli, ne de siz kendinize bu alışkanlığa kapılma
iznini vermelisiniz, bu sizin de bizim de inancımıza aykırıdır.
O zaman benden onursuz ve yanlış ve inancıma aykırı gördüğüm
şeyleri yapmamı istemeyin, özellikle şimdi, Meletos'un
savcası üzerine dinsizlikle suçlanmakta olduğum sırada.
Çünkü, Atinalılar, eğer sizi dileklerin gücüyle inandırırsam
ve yeminlerinizi çiğnemeye zorlarsam, o zaman size hiçbir
tanrının olmadığını öğretiyor, ve kendi savunmamda gerçekte
kendimi onlara inanmamakla suçluyor olacağım. Ama durum
böyle değildir ve bunu yapmanın çok uzağındayım. Çünkü
tanrıların varlığına inanıyor, ve suçlayıcılarımdan herhangi
birinin onlara inandığından çok daha yüksek bir anlamda
inanıyorum. Ve davamı sizin için ve benim için en iyi
yolda belirlemeniz üzere sizlere ve Tanrıya bırakıyorum.
Jüri
Oylama Düğmeleri: Sol suçluyu, sağ suçsuzu belirtir
(Sanatçı:
Ru Dien-Jen)
[Mahkeme
oylama yapar ve Sokrates'i suçlu bulur.
Suçlayan
oyların sayısı 281, aklayanlarınki 220'dir.
Sokrates
bunun üzerine ceza konusunda konuşur.]
Oylarınızla beni mahkum ettiniz, Atinalılar; ve eğer buna
bir içerleme göstermiyorsam bunun nedenleri var.
En başta bunu bekliyordum, ve beni asıl şaşırtan yalnızca
oyların böyle yakın olması oldu; çünkü bana karşı
olan çoğunluğun çok daha büyük olacağını düşünüyordum;
ama şimdi, eğer otuz oy daha öte yana geçmiş olsaydı,
aklanmış olacaktım. Üstelik şimdi bile Meletos'un suçlamasından
kurtulmuş olduğumu düşünüyorum. Dahası, Anitus ve Likon'un
yardımı olmasaydı, yasanın gerektirdiği gibi oyların beşte
birini alamayacak olduğu açıktır, ki bu durumda kendisi
bin drahmalık cezaya çarptırılacaktı.
Şimdi
ceza olarak ölümü öneriyor. Ve kendi payıma ben ne önermeliyim,
Atinalılar? Açıktır ki hakkım olanı. Ve hakkım nedir?
Bütün yaşamım boyunca boş durmaya hiçbir anlam vermemiş
olduğum için, ama insanların çoğunun kaygılandığı şeyleri,
para kazanmayı, ev geçindirmeyi ve askeri görevleri, kamu
toplantılarında konuşmayı, memurlukları, komploları, partileri
gözardı ettiğim için katlanmam ya da ödemem gereken asıl
karşılık nedir? Gerçekte bir politikacı olarak yaşamak
için gereğinden öte dürüst olduğumu düşünerek, size ya
da kendime hiçbir yararımın olamayacağı yerlere gitmedim;
ama her birinize kişisel olarak en büyük iyilikte bulunabileceğim
her yere gittim, ve aranızda herkesi kendisine bakması
gerektiğine, kişisel çıkarların peşine düşmeden önce erdem
ve bilgeliği araması gerektiğine, devletin çıkarlarıyla
kaygılanmadan önce devletin kendisi ile kaygılanması gerektiğine
inandırmaya, tüm eylemlerinde uyması gereken düzenin bu
olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu yolda davrandığım için
neyi hak ediyorum? Hiç kuşkusuz iyi bir şey, ey Atinalılar,
eğer gerçekte ne olması gerektiğinin hesabını yapacak
olursam; ve bu ödül ona uygun düşecek birşey de olmalıdır.
Size iyilik eden ve boş zamanı sizleri bilgilendirebilmek
için isteyen yoksul birine uygun bir ödül ne olacaktır?
Belediye binasında konuklanmasından daha uygun bir ödül
olamaz, sevgili Atinalılar—bir ödül ki, onu Olimpia'da
at ya da araba yarışını kazanan yurttaştan çok daha fazla
hak etmiştir. Çünkü o size mutluluğun yalnızca görünüşünü
verir, ama ben ise kendisini; çünkü yoksulluk içinde olan
o değil ama benim. Ve eğer cezayı haklı olarak hesaplayacak
olursam, karşılık budur: Belediye binasında konuklanmalıyım.25
Olimpia'ya
Kemerli Giriş Yolu
Belki
de şimdi söylediklerimde size meydan okuduğumu düşünüyorsunuz,
tıpkı daha önce gözyaşları ve dualar konusunda söylediklerimde
olduğu gibi. Ama bu doğru değil. Dahaçok hiçbir zaman
bile bile birine kötülük yapmamış olduğuma inandığım için
böyle konuşuyorum, üstelik zaman çok kısa olduğu için
sizi inandıramamış olsam bile. Eğer başka kentlerde olduğu
gibi Atina'da da bir ölüm cezasına bir günde karar verilmemesi
konusunda bir yasa olsaydı, o zaman inanıyorum ki sizleri
inandırabilirdim. Ama büyük iftiraları bir anda çürütemem;
ve, hiçbir zaman bir başkasına haksızlık yapmadığıma inandığım
için, hiç kuşkusuz kendime de haksızlık yapmayacağım.
Kendime herhangi bir kötülüğü hakettiğimi söylemeyeceğim,
ya da herhangi bir ceza önermeyeceğim. Niçin önereyim?
Meletos'un önerdiği ölüm cezasından korktuğum için mi?
Ölümün iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyorsam, niçin kötü
olduğunu çok iyi bildiğim bir cezayı önereyim? Hapis mi
diyeyim? Günlerimi niçin hapiste geçireyim, ve orası için
herhangi bir zamanda seçilen memurların—Onbirlerin—kölesi
olayım? Bir para cezası, ve ödeyinceye dek bir hapis cezası
mı olsun? Karşıçıkış aynıdır. Hapiste yatmam gerekecek
çünkü ödeyecek hiç param yok. Ve eğer sürgün dersem (ve
belki de benim için bu cezayı kabul edeceksiniz), eğer
söylemlerime ve sözlerime benim yurttaşlarım olan sizler
dayanamaz ve onları daha fazla istemeyecek denli ağır
ve uğursuz bulurken, başkalarının bana dayanabileceğini
bekleyecek denli usdışı isem, gerçekten de gözüm yaşam
sevgisi tarafından köreltilmiş olmalıdır. Hayır, Atinalılar,
gerçekten de bu olacak birşey değil. Ve benim yaşımda
kentten kente dolaşarak, sürekli olarak sürgün yerimi
değiştirerek, ve her zaman kovularak nasıl bir yaşam sürerdim?
Çünkü bütünüyle eminim ki nereye gidersem gideyim, orada
da burada olduğu gibi genç insanlar başıma üşüşecekler;
ve eğer onları uzaklaştıracak olursam, onların isteği
üzerine büyükleri beni kovacak; ve eğer gelmelerine izin
verirsem, onlar uğruna babaları ve dostları beni kovacak.
Biri diyecektir: Evet, Sokrates, ama bizden ayrıldıktan
sonra dilini tutamaz mısın, yabancı bir kente gidersin,
ve kimsenin işine karışmazsın? Şimdi size bunu nasıl yanıtladığımı
anlatmak benim için gerçekten de güç. Çünkü size dersem
ki dediğiniz gibi yapmak Tanrıya boyun eğmemek olacaktır,
ve dolayısıyla dilimi tutmam olanaklı değildir, ciddi
olduğuma inanmayacaksınız; ve eğer yine erdem konusunda
ve benim kendimi ve başkalarını sorguladığımı duyduğunuz
başka şeyler konusunda gündelik söylem insan için en iyi
olan şeydir, ve sorgulanmayan yaşam yaşamaya değmezdir
dersem, bana inanmanız daha da güç olacaktır. Gene de
doğru olanı söylüyorum, üstelik sizi buna inandırmak benim
için güç olsa da. Bundan başka, bir ceza çekmeyi hak ettiğimi
düşünmeye hiç alışmadım. Eğer param olsaydı, ödemek zorunda
olduğumun tümünü bir ceza olarak ödemeyi önerirdim, çünkü
bundan hiçbir zarar görmezdim. Ama hiç param yok, ve dolayısıyla
sizden cezayı olanaklarımla orantılı kılmanızı istemek
zorundayım. Evet, belki de bir minaya gücüm yeter, ve
bu yüzden o cezayı öneriyorum; Platon, Krito, Kritobulus
ve Appolondorus, buradaki dostlarım, beni otuz mina demeye
zorluyorlar, kefillerim olacaklar. O zaman ceza otuz mina
olsun; bu insanlar sizin için kefil olarak yeterli olacaktır.
[Mahkeme
bir oylama daha yapar ve Sokrates'i ölüme mahkum eder.]
Kenti
karalayanların size verecekleri kötü adı işitmek için
çok beklemeniz gerekmeyecek, ey Atinalılar; Sokrates'i,
bir bilgeyi öldürdünüz diyecekler; ve sizi kınamak istediklerinde
bana bilge diyecekler, üstelik bilge olmasam bile. Eğer
biraz beklemiş olsaydınız, isteğinizi doğanın süreci karşılamış
olacaktı. Çünkü görebileceğiniz gibi yaşım çok ilerledi,
ve ölüm beni çok uzakta beklemiyor. Şimdi hepinize değil,
ama yalnızca beni ölüme mahkum edenlere söylüyorum. Ve
onlara diyecek bir başka şeyim daha var: Belki de bağışlanmamı
sağlayacak türde sözler söylemediğim için mahkum olduğumu
düşünüyorsunuz, demek istiyorum ki, aklanmak için gereken
herşeyi yapmayı ve söylemeyi uygun bulmamış olduğum için.
Hiç de değil; mahkum olmama götüren eksiklik hiç kuşkusuz
sözcüklerin eksikliği değildi. Bu işitmeyi en çok istediğiniz
türden konuşmayı yaptıracak utanmazlığın ya da yüzsüzlüğün
ya da eğilimin olmamasıydı—ağlamak ve inlemek ve yakarmak,
ve başkalarından işitmeye alıştığınız ama ileri sürdüğüm
gibi bana yakışmayacak başka pekçok şeyi yapmak. O sırada
tehlikeye karşın özgür bir insana yaraşmayacak hiçbirşey
yapmamam gerektiğini düşündüm; ve şimdi de savunma biçemimden
hiçbir pişmanlık duymuyorum; sizin istediğiniz gibi konuşup
yaşamaktansa, kendim gibi konuşup ölmeyi yeğlerim. Çünkü
savaşta olduğu gibi yasa karşısında da benim ya da herhangi
bir insanın ölümden kaçmanın her yoluna başvurmaması gerekir.
Savaşta sık sık olduğu gibi, bir insan silahlarını fırlatıp
onu kovalayanların önünde diz çöktüğünde hiç kuşkusuz
ölümden kurtulabilir; ve başka tehlikelerde de, eğer bir
insan herşeyi söylemeye ve yapmaya istekli ise, ölümden
kaçmanın başka yolları vardır. Güçlük, dostlarım, ölümden
kaçınmak değil, ama haksızlıktan kaçınmaktır; çünkü o
ölümden daha hızlı koşar. Ve yaşlı ve yavaş olduğum için
daha yavaş koşucu beni yakaladı; ama suçlayıcılarımın
uyanık ve çevik olmalarına karşın, hızlı koşucu tarafından,
haksızlık tarafından yakalandılar. Ve şimdi sizin tarafınızdan
mahkum edilmiş olarak ölüm cezasını çekmek üzere ayrılıyorum,—onlar
da gerçeklik tarafından mahkum edilmiş olarak kendi yollarına
gidiyorlar—kötülük ve yanlışlık cezasını çekmek üzere;
ve ödülüme sarılmalıyım, onlar da kendilerininkine. Sanırım
bu tür şeyler yazgı olarak görülebilirler—ve sanırım iyidirler.
Ve
şimdi, beni mahkum eden insanlar, sizlere seve seve bilicili
gibi konuşacağım; çünkü ölmek üzereyim, ve ölüm saatinde
insanlara peygamberlik gücü bağışlanır. Ve katillerim
olan sizlere önceden bildiriyorum ki, benim ayrılmamdan
hemen sonra bana verdiğiniz cezadan çok daha ağırı hiç
kuşkusuz sizleri bekliyor olacaktır. Sizi suçlayandan
kaçabilmek ve yaşamlarınızın bir hesabını vermemek için
beni öldürdünüz. Ama sonuç beklediğiniz gibi değil, bütünüyle
başka türlü çıkacaktır. Çünkü şimdikilerden daha çok suçlayıcınız
olacak; şimdiye dek onları durduruyordum; ve daha genç
oldukları için üzerinize daha sert gelecekler, ve onlara
daha çok içerleyeceksiniz. Eğer insanları öldürerek birinin
kötü yaşamlarınızı kınamasının önüne geçebileceğinizi
sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; bu kaçış yolu ne olanaklı
ne de onurludur; en kolay ve en soylu kurtuluş yolu başkalarını
ortadan kaldırmaktan değil ama kendini geliştirmekten
geçer. Ayrılmadan önce beni mahkum etmiş olan yargıçlara
söyleyeceğim öngörü bu.
Beni
aklamak için oy veren dostlara gelince, memurlar işleriyle
uğraşırken, ve ben ölmem gereken yere gitmeden önce, sizlere
burada yer alan bu olay konusunda birşeyler söylemek istiyorum.
O zaman biraz daha kalın, çünkü zaman varken pekala biraz
daha konuşabiliriz. Benim
dostlarımsınız, ve size başıma gelen bu olayın anlamını
göstermeyi isterdim. Ey yargıçlarım—çünkü size gerçekten
yargıçlarım diyebilirim—sizlere harika bir olaydan söz
etmek istiyorum. Şimdiye dek kaynağı içimdeki bilici olan
tanrısal yeti, belki herhangi bir sorunda bir dil sürçmesi
ya da herhangi bir yanlışlık yapabilirim diye, sürekli
olarak önemsiz şeylerde bile bana karşı çıkma alışkanlığındaydı;
ve şimdi gördüğünüz gibi en son ve en büyük kötülük olarak
düşünülebilecek olan ve genellikle öyle olduğuna inanılan
şey başıma geldi. Ama tanrısal işaret ne sabah evden ayrılırken,
ne mahkemenin yolundayken, ne de konuşurken söyleyecek
olduğum hiçbir şey için hiçbir karşıtlık belirtisi göstermedi;
ve sık sık bir konuşmanın ortasında durdurulmuş olmama
karşın, şimdi önümdeki sorun konusunda bilici söylediğim
ya da yaptığım hiçbirşeyde bana karşı çıkmadı. Bu suskunluğun
nedeni olarak düşünebileceğim nedir? Size söyleyeyim.
Bu başıma gelenin iyi bir şey olduğunun, ve ölümün kötü
birşey olduğunu düşünenlerin yanılmakta olduklarının bir
belirtisidir. Çünkü iyi bir şey yapmak üzere olmasaydım,
alışıldık uyarı bana karşı çıkardı hiç kuşkusuz.
Bir
başka yolda düşünürsek ölümün bir iyilik olduğunu ummak
için çok büyük bir neden olduğunu göreceğiz; çünkü ölüm
şu iki şeyden biri olmalıdır: ya bir hiçlik ve hiçbir
şey duymama durumudur, ya da, dedikleri gibi, ruhun bir
değişimi ve bu dünyadan bir başkasına bir göçüdür. Şimdi,
eğer hiçbir şey duyulmadığını, ama düşlerin bile rahatsız
etmediği birinin uykusu gibi bir uyku olduğunu düşünüyorsanız,
ölüm anlatılamayacak denli büyük bir kazanç olacaktır.
Çünkü eğer bir insan uykusunun düşler tarafından bile
rahatsız edilmemiş olduğu geceyi seçecek olsaydı, ve bunu
yaşamının öteki günleri ve geceleri ile karşılaştırıp
sonra bize yaşamı boyunca bu geceden daha iyi ve daha
hoş kaç gün ve kaç gece geçirdiğini söyleyecek olsaydı,
sanırım herhangi bir insan—sıradan bir insan değil ama
giderek büyük kral bile—ötekilerle karşılaştırıldığında
böyle günlerin ya da gecelerin sayılarının çok büyük olmadığını
bulurdu. Şimdi eğer ölüm böyle bir doğadaysa, o zaman
ölmek kazançtır; çünkü bengilik o zaman yalnızca tek bir
gecedir. Ama eğer ölüm bir başka yere yolculuk ise, ve
orada, dedikleri gibi, ölüler kalıyorsa, bundan daha büyük
ne olabilir, ey dostlarım ve yargıçlarım? Eğer gerçekten
de biri aşağıdaki dünyaya varırsa,
ve bu dünyadaki türe öğretmenlerinden kurtulup orada yargıda
bulundukları söylenen gerçek yargıçları bulursa—Minos
ve Rhadamanthus ve Aeakus ve Triptolemus, ve Tanrının
kendi yaşamlarında dürüst olmuş olan başka oğulları—,
o zaman yolculuk onu yapmaya değerdir. Orfeus ve Musaeu
ile, Hesiod ve Homer ile konuşabilmek için insan neler
vermezdi? Hayır, eğer bu doğruysa, birçok kez ölmeyi kabul
ederim. Ben kendim de orada Palamedes ile, Telamon'un
oğlu Ajax ile, ve haksız bir yargı yoluyla ölmüş başka
birçok eski kahraman ile karşılaşıp konuşmayı harika birşey
olarak kabul ediyorum; ve sanırım yaşadıklarımı onların
yaşadıkları ile karşılaştırmak çok büyük bir haz verecektir.
Herşeyden önce, o zaman gerçek ve yanlış bilgi üzerine
araştırmamı sürdürebileceğim; bu dünyada olduğu gibi sonrakinde
de; ve kimin bilge olduğunu, ve kimin bilgelik tasladığını
ve öyle olmadığını bulacağım. Büyük Truva seferinin önderini
sorgulayabilmek için, ey yargıçlar, bir insan neler vermez;
ya da Odisseus'u ve Sisifos'u, ya da sayısız başka erkek
ve kadını! Onlarla söyleşide ve onlara sorular sormada
nasıl sonsuz bir haz olacaktır! Bir başka dünyada, ne
olursa olsun, bir insanı sorular sorduğu için öldürmezler.
Çünkü bizlerden daha mutlu olmanın yanısıra, eğer söylenen
doğruysa, ölümsüz olacaklardır.
Sisifos
Hades'te26
Bu
yüzden, ey yargıçlar, ölüm karşısında umutsuz olmayın,
ve pekinlikle bilin ki, ister bu yaşamda olsun isterse
ölümden sonra, iyi bir insanın başına hiçbir kötülük gelemez.
O ve onun olan hiçbirşey Tanrılar tarafından gözardı edilmez;
ne de benim yaklaşan sonum yalnızca bir şans sonucunda
olmuştur. Ama açıkça görüyorum ki benim için en iyisi
şimdi ölmek ve sorunlardan kurtulmak olacak. Bu yüzden
bilici hiçbir belirti vermedi. Bu nedenle de beni mahkum
edenlere ya da suçlayanlara kızgın değilim; bana hiçbir
kötülük yapmış değiller, gerçi beni mahkum etmedeki amaçları
bana bir iyilik yapmak değil ama beni yaralamak olmuş
olsa da; ve bunun için onları biraz kınayabilirim. Gene
de onlardan bana bir iyilikte bulunmalarını isteyeceğim.
Oğullarım büyüdükleri zaman, ey dostlarım, eğer varsıllık
konusunda ya da başka herhangi birşey konusunda erdem
için olduğundan daha fazla kaygı gösterirlerse, ya da
eğer gerçekte birer hiçken birşeymiş gibi davranırlarsa,
sizden onları cezalandırmanızı, benim sizlere sıkıntı
verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim; o
zaman uğruna kaygı duymaları gereken şeyle kaygı duymadıkları
için, gerçekte bir hiçken birşey olduklarını düşündükleri
için, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın.
Eğer bunu yaparsanız, hem ben hem de oğullarım sizden
hakça davranış görmüş olacağız.
Ayrılma
saati geldi, ve kendi yollarımıza gidiyoruz—ben ölmeye,
siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnızca Tanrı
bilir.
17
İÖ 432-429, 424, 422 yıllarında bu yerler Atina ve Sparta
arasındaki büyük savaşta çarpışma alanlarıydılar.
Peloponez
Savaşının (İÖ 432) başlamasından önceki yıl otuzlarının
sonlarına yaklaşan Sokrates Potidaea'da Atina için savaştı.
Atina'nın 200 km kadar kuzeyinde olan Potidaea kenti Sparta'nın
bir bağlaşığı olan Korint kendi ile yönetsel ilişkilere
girince Atina'ya bağlılığı üzerine kuşkular düşürdü. Bağlılığını
sınamak isteyen Atina'nın belli istemlerini reddedince
kent kuşatıldı ve ele geçirildi. Sokrates bu savaşta Alcibiades'in
yaşamını kurtardı. GERİ
18
daimonion fwnh:tinsel
ses. GERİ
19
dhmosioV:
(demosios) kamusal kişi;
idiwthV:
(idiotes) birey (özel, bağımsız). GERİ
20
fulon/:
(fülon) ırk, kabile, sınıf anlamını taşır. Her fülon 500
üyeli konseye elli temsilci gönderir, ve her soy sırayla
otuz beş ya da otuz altı gün boyunca konseye başkanlık
eder, elli kişilik komitesi on başkandan oluşan yönetici
başkanlığı seçerdi. GERİ
21
Savaş İÖ 406'da oldu. Yasa generallerin ayrı ayrı yargılanmasını
buyuruyordu. GERİ
22
Ksenophon'a göre yargılamaya katılmayı reddeder. GERİ
23
qoloV:
(tolos) daire şeklinde kubbeli oda, Püritanlar burada
yemek yerlerdi. GERİ
24Modern
demokraside bu yorumu biraz değiştirmek gerekir: Dürüst
olan, ussal olan birey özdeksel çıkardan başka herhangi
bir değer ölçütü bilmeyen modern kitle toplumunun temsilcisi
olamaz. 'Açık Amerikan toplumunun' yasamacıları rüşveti
yasallaştırmışlardır. Amerikan firmalarının yurtdışı
işlerinde rüşvet vermelerinin bir suç olmadığını doğrulayan
yasalar çıkarmışlardır. Dahası, yasalar böyle verilen
rüşvetlerin gider olarak gösterilmesini ve vergiden düşülmesini
de isterler. Ve Amerikan medyası sık sık yoksul üçüncü
dünya ülkelerinin rüşvetçiliğine uygar karşı Batı toplumlarının
törel temizliklerini vurgular! Amerikan tininin üzerinde
ve üstünde duran insanlık türesine göre, türenin kendisine
göre, Türe İdeasına göre, rüşvet verme ve rüşvet alma
eşit ölçüde usdışıdır. GERİ
25prutaneion:
(prutaneion) Belediye binaları 'ocak' tanrıçası Hestia
(Yunan)/Vesta'ya (Roma) adanmışlardı ve kolonilerdekilerde,
ana kentin Prütaneiasından getirilmiş sürekli bir
ateş yanardı. Atina'da Püritanlar (10 fülainin
her birinden seçilen ellişer kişilik komiteler) yemeklerini
burada yerlerdi, ayrıca iyi şeyler başarmış yurttaşlar
ve savaşta ölenlerin çocukları da bu sofrada kendilerine
ayrılan yerle ödüllendirilirlerdi. GERİ
26
Sisifos Odisseus'un babası ve Korinth kentinin kurucusuydu.
İnsanların en kurnazı sayılırdı. Yeraltı Dünyasına vardıktan
sonra karısının kendisine onurlu bir cenaze töreni yapmasını
sağlamak için Hades'ten geçici olarak Yeraltı Dünyasından
ayrılma izni aldı. Ama ölmeden önce törenin yapılmamasını
isteyen ve böylece Hades'ten kaçmak için bir gerekçeyi
önceden yaratan kendisiydi. Bir başka efsaneye göre Sisifos
doğru olarak Ezop'a kızı Aegina'yı kaçıran tanrının
Zeus olduğu bildirir. Buna kızan Zeus Sisifos'u Yeraltı
Dünyasına atar ve onu sonsuza dek bir kayayı bir tepenin
doruğuna dek çıkarma ve sonra aşağıya doğru yuvarlanmak
üzere bırakma işine mahkum eder. (Albert Camus bu efsaneyi
törel bağlamından soyutlayarak modern insanın 'saçma'
durumunu betimlemek için kötüye kullanır.) GERİ
|