PLATON
Savunma
(İÖ
399)
Yunanca'dan
çeviri: Deniz Canefe, Aziz Yardımlı tarafından.
© COPYRIGHT 1997-1999 İDEA YAYINEVİ, İSTANBUL
Danışılan çeviriler: W. H. D. Rouse, 1956
(Rouse
ayrıca Homeros'un 'İlyada' ve 'Odissey'ini de İngilizce'ye
çevirmiştir);
Benjamin Jowett, 1952.
[SOKRATES
ATİNA DEMOKRASİSİ TARAFINDAN BİLGELİK SUÇUNDAN ÖTÜRÜ YARGILANDI
VE SUÇLU BULUNDU. VE YOKEDİLDİ. BİÇİMSEL SUÇLAMALAR BİRER
UYDURMAYDI: GENÇLERİ YOZLAŞTIRMAK VE TANRITANIMAZLIK.
GERÇEK SUÇ GENÇLERİ GERÇEKLİĞE EĞİTMEK VE USUN GERÇEKLİĞİNİ
BİRİCİK GERÇEKLİK OLARAK TANIMAKTI. GERÇEK SUÇLU İDEALİZMDİ,
BİLGELİK SEVGİSİYDİ, TÜRE İSTEMİNİN KENDİSİYDİ. DEMOKRATİK
ATİNA'DA YALAN DOĞRUYU, YANLIŞLIK GERÇEKLİĞİ YENDİ. SOKRATES
ATİNA EKİNİNİN EN ÜNLÜ KİŞİLERİNİN—POLİTİKACI VE SANATÇILARIN—İDEALSİZ,
ERDEMSİZ, BİLGİSİZ OLDUKLARINI, ÜNLERİNİN EĞİTİMSİZ-ERDEMSİZ
HALKA YALTAKLANMAKTAN BAŞKA BİRŞEY OLMADIĞINI GÖSTERMİŞTİ.
ELBETTE SOKRATES'E MİNNETTARLIK DUYMAYACAKLARDI. SOKRATES
SAVUNMASINDA ŞU TEMALARI ELE ALDI: 1) İYİ YAŞAM NEDİR?
2) POLİTİK ERKİN DOĞASI. 3) DİNSEL İNANCIN TEMELİ. 4)
ÖLÜM VE ÖLME ÜZERİNE SORULAR. 5) GERÇEKLİĞİN VAROLUŞU.
6) FELSEFİ USLAMLAMA VE DİYALOĞUN DOĞASI.]
Beni
suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem,
Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse
bana kendimi unutturdular; ve gene de söylediklerinin hemen
hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil. Ama söyledikleri
sayısız yalan arasında beni en çok biri şaşırttı: Sizlere
benim tarafımdan aldatılmamak için kendinizi kollamanız
gerektiği çünkü çok inandırıcı bir konuşmacı olduğum söylendi.
Aslında ağzımı açar açmaz büyük bir konuşmacı olmaktan nasıl
uzak olduğumu göstereceğimi bile bile bunu söylemeleri bana
çok utanmazca göründü—hiç kuşkusuz usta bir konuşmacı ile
demek istedikleri şey gerçekliği dile getiren biri değilse.
Ama demek istedikleri buysa, usta bir konuşmacı olduğumu
kabul ederim, hiç kuşkusuz onlarla aynı tarzda olmamak üzere.
Evet, dediğim gibi, söyledikleri arasında gerçek tek bir
sözcük bile yok; ama benden yalnızca gerçeği işiteceksiniz.
Gene de, Atinalılar, onlarınki gibi güzel sözlerle ve deyimlerle
süslenmiş bir konuşma biçiminde değil. Hayır, hiç de değil;
benden duyacaklarınız dosdoğru o anda aklıma gelen sözler
ve uslamlamalar olacaktır; çünkü söylediklerimin haklılığına
inanıyorum. Aslında, benim gibi yaşlı bir insana sizlerin
karşısına sözlerini hoş göstermeye çabalayan genç bir söylevci
gibi çıkmak yakışmaz—ve kimse benden bunu beklemesin. Ama,
Atinalılar, sizlerden bir ricada bulunmam gerekiyor: Eğer
kendimi alışıldık tarzımda savunursam, ve eğer agorada1
para
İÖ
5'inci yüzyıl Atina parası.

değiş-tokuşu
yapanların masalarında ya da başka yerlerde kullanma alışkanlığında
olduğum sözleri kullandığımı duyarsanız, şaşırmamanızı
ve bu yüzden sözümü kesmemenizi isteyeceğim. Çünkü yaşım
yetmişin üstünde, ve şimdi ilk kez bir mahkeme önüne çıktığım
için buranın diline oldukça yabancıyım. Bu yüzden bana
sanki gerçekten de bir yabancıymışım gibi, eğer büyürken
işittiği kendi lehçesinde ve kendi ülkesinin tarzında
konuşursa bağışlayacak olduğunuz biri gibi bakmanızı istiyorum.
Sizlerden haksız bir istekte mi bulunuyorum? Lütfen tarzıma
aldırmayın, iyi olabilir ya da olmayabilir; ama yalnızca
sözlerimin haklı olup olmadığını düşünün ve yalnızca bunu
dikkate alın. Çünkü yargıcın erdemi budur, tıpkı konuşmacının
erdeminin gerçeği söylemek olması gibi.
Sokrates
konuşmasını Agoradaki Mahkeme Avlusunda yaptı
Benim
için doğru
olan şey ilkin bana yöneltilen ilk yalancı suçlamalara
ve beni ilk suçlayanlara karşı savunma yapmaktır, ve ardından
daha sonraki suçlamalara ve suçlayıcılara geçeceğim. Bu
ayrımı yapıyorum çünkü sizden önce birçokları tarafından
yıllarca yalan yanlış suçlandım; ve bunlardan Anitus ve
arkadaşlarından olduğundan daha çok korkarım, üstelik
onların da kendi yollarında oldukça tehlikeli olmalarına
karşın. Ama sizleri daha birer çocukken yakalayıp kafalarınızı
bana karşı doğru olmayan suçlamalarla dolduran ötekiler
çok daha tehlikelidir. Bunlar bir Sokrates'ten, yukarıda
gökyüzündeki şeyler hakkında kafasını yorup aşağıda yeraltındaki
şeyleri araştıran, zayıf uslamlamayı kuvvetliye çeviren
bir bilge insandan söz ettiler. Beni korkutan suçlayıcılar
bu masalı yayanlardır, Atinalılar; çünkü onları dinleyenler
böyle şeyleri araştıranların tanrılara tapınmaya bile
inanmadıklarını sanırlar. Dahası,
bunlar sayıca kalabalıktır, ve bana karşı suçlamaları
eskilere gider, ve üstelik bu suçlamaları onlara en kolay
inanabileceğiniz çağda yaptılar—çocukluğunuzda, ya da
belki de gençliğinizde; ve yargı gıyaben verildi, çünkü
beni savunacak kimse yoktu.
Ve tüm bunların içinde en usdışı olanı suçlayıcılarımın
pekçoğunu tanımamam ve adlarını bile bilmememdir—tek bir
durum, bir güldürü ozanının2
durumu dışında. Kıskançlık ve çekememezlikten sizi bana
karşı döndürmüş olanların tümü—ki bunlardan bir bölümü
yalnızca başkalarından duyup inandıklarını yinelemişlerdir—,
tüm bu insanlar uğraşılması en güç olanlardır; çünkü onları
buraya getirtemem ve yakından sorgulayamam; bu yüzden
kendimi savunmak için bir bakıma gölgelerle savaşmak ve
yanıtlayacak kimse yokken sorgulamak zorundayım. O zaman
lütfen, söylediğim gibi, karşıtlarımın iki sınıfa düştüğünü
anımsayın; birinciler suçlamalarını şimdi getirmiş olan
yeniler, ötekiler çok önceden getirmiş olan eskiler. Ve
umarım kendimi ilkin ikincilere karşı savunmamın yerinde
olduğunu kabul edeceksiniz, çünkü bunların suçlamalarını
yenilerden çok daha önce ve çok daha büyük bir şiddetle
yaptıklarını duydunuz. Evet, şimdi savunmamı yapmalıyım,
Atinalılar, ve böylesine uzun bir zamandır kafalarınıza
yerleştirilen bu iftirayı elimdeki bu kısa sürede gidermeye
çalışmalıyım. Aslında eğer benim için olduğu gibi sizler
için de iyi olacaksa bunu başarabilmeyi ve savunmamda
başarılı olmayı isterim. Ama sanırım bu güç olacak, ve
görevin doğasının ne olduğunu çok iyi anlıyorum. Ne olursa
olsun Tanrının istediği olacaktır, ve şimdi yasaya boyun
eğmeli ve savunmamı yapmalıyım.
Şimdi
baştan alarak bana yöneltilen iftiraya yol açan ve gerçekte
bana karşı bu davayı açarken Meletos'un inandığı suçlamanın
ne olduğunu soracağım. Evet, suçlamacılar beni suçlamak
için neler dediler? Onları sanki savcılarımmış gibi görelim,
ve yeminli bildirimlerini ben okuyayım: ''Sokrates herkesin
işine burnunu sokan bir suçludur, yerin altındaki ve gökteki
şeyleri araştırır, zayıf uslamlamaları güçlü kılar ve
yukarıda sözü edilen öğretileri başkalarına öğretir.''
Suçlamaların doğası böyle birşeydir, ve bunları Aristofanes'in
komedisinde kendiniz gördünüz. Bir Sokrates sunar ki,
ortalarda dolanıp havada yürüdüğünü söyler ve haklarında
az ya da çok hiçbirşey bilmediğim konular üzerine bir
yığın saçma sapan sözler eder.3
Eğer [fizikle ilgili] bu konularda bilgili olanlar varsa
sanmasınlar ki bunu söylerken bu tür bilgiyi küçümsüyorum.
Eğer Meletos bana karşı böylesine ciddi bir suçlama getirecek
olsaydı, bu beni gerçekten çok üzerdi! Ama, ey Atinalılar,
işin aslı bu [tür fiziksel] konularla hiçbir ilgimin olmadığıdır.
Burada bulunanların pek çoğu bunun doğruluğuna tanıktır,
ve onlara, beni söyleşilerimde dinlemiş olan pekçoğunuza
sesleniyorum. Anlatın o zaman; şimdi birbirinize aranızdan
birinin beni bu tür konular üzerine ister uzun uzadıya
olsun isterse kısaca birşeyler söylerken duyup duymadığını
söyleyin. Yanıtlarını duyuyorsunuz. Ve bundan kalabalığın
hakkımda söylediği başka şeylerin de doğru olmadığını
anlayacaksınız.4
Ama
gerçekte bunların hiç birinin doğru olmaması gibi, eğer
birinden benim insanları eğittiğimi ve karşılığında para
aldığımı duymuşsanız, bu da doğru değildir. Gene de, eğer
biri gerçekten de insanları eğitebilirse bence bu iyi
birşeydir. İşte Leontiumlu Gorgias, Keoslu Prodikus, ve
Elisli Hippias. Bu insanların her biri herhangi bir kente
gidebilir ve gençleri onlara karşılıksız öğretim verebilecek
olan kendi yurttaşlarını bırakıp kendilerine katılmaya,
bunun için para ödemeye, ve bunun üstüne bir de minnettar
kalmaya inandırabilirler.
Aslında
bu sıralar burada bir başka bilge, Atina'da kaldığını
öğrendiğim Parioslu biri var, ve onu duymam şöyle oldu.
Bir gün Sofistlere dünyalar denli para ödemiş biriyle,
Hipponikus'un oğlu Kallias ile karşılaştım ve iki oğlu
olduğunu bilerek şunları sordum: ''Kallias,'' dedim, ''eğer
iki oğlun iki tay ya da iki buzağı olmuş olsalardı, onlara
bir bakıcı bulmamız güç olmazdı. Onlara bir at yetiştirici,
ya da belki de bir çiftçi tutardık ve onları kendilerine
özgü üstün yanlarında güzelce ve eksiksizce yetiştirirdi.
Ama insan olduklarına göre, onları kimin yetiştirmesi
gerektiğini düşünüyorsun? Kim bir insanın ve bir yurttaşın
erdemlerini bilir? Bu konuda düşünmüş olmalısın, çünkü
oğulların var. Böyle biri var mı yok mu?'' ''Var,'' dedi.
''Kimdir o,'' dedim, ''ve nereden gelir ve öğrettikleri
için ücreti nedir?'' '' Evenos'' dedi, ''Parios'tan, sevgili
Sokrates, ve beş mina.''5
Ve Evenos mutlu biri olmalı, dedim kendi kendime, eğer
gerçekten de bu bilgelik ondaysa ve böyle alçakgönüllü
bir ücretle öğretiyorsa. Eğer aynı şey bende olsaydı,
en azından burnu büyük ve kendini beğenmiş biri olurdum;
ama işin gerçeği benim bu tür bir bilgimin olmadığıdır,
ey Atinalılar.
O
zaman, Atinalılar, belki de aranızdan biri çıkıp
bana şunu söyleyebilir; ''Evet, Sokrates, ama sana karşı
getirilen bu suçlamaların kaynağı nedir? Yapmakta olduğun
tuhaf birşey olmalı. Eğer başkaları gibi olmuş olsaydın,
hakkında tüm söylentiler ve konuşmalar hiçbir zaman doğmazdı.
O zaman nedir bunların nedeni, söyle ki hakkında yanlış
bir yargıda bulunmayalım.'' Bu bana bütünüyle haklı görünüyor,
ve bana böyle yanlış bir ün kazandırmış olanın ne olduğunu
açıklamaya çalışacağım. Lütfen kulak verin. Ve belki de
kimilerinize şaka yapıyor gibi görünsem de hiç kuşkunuz
olmasın sizlere bütün gerçeği anlatacağım.
Atinalılar,
bu ünü bana kazandıran yalnızca bir tür bilgelikten başkası
değildir. Ne tür bir bilgelik diye sorarsanız, yanıtım
bunun belki de insan bilgeliği olduğudur, çünkü gerçekten
de bu düzeye dek bilge olduğuma inanıyorum. Buna karşı
sözünü ettiğim kimselerin insan-üstü bir bilgelikleri
olabilir; ama bunu nasıl tanımlayabileceğimi bilmiyorum,
çünkü bende böyle bir şey yok; ve kim bunu bildiğimi söylerse
yalan söylüyor ve bana karşı önyargı yaratmak için konuşuyor
olacaktır. Ve lütfen burada sözümü kesmeyin Atinalılar,
üstelik size övünüyor gibi görünsem bile; çünkü söyleyecek
olduklarım benim kendi sözlerim değildir. Size güvenilmeye
değer bulacağınız bir tanığın sözlerini aktaracağım. Bilgeliğim
için—eğer buna bilgelik diyecekseniz—, ve doğası için,
sizlere tanık olarak Delfi Tanrıçasını6
göstereceğim. Kairefon'u tanımış olmalısınız. Çocukluğumdan
bu yana arkadaşım oldu ve ayrıca sizin demokratik partinizin
de bir dostudur, çünkü yakınlarda sizlerle birlikte sürgüne
gitti ve sizlerle birlikte geri döndü. Nasıl bir insan
olduğunu, yaptığı herşeyde nasıl atılgan olduğunu hiç
kuşkusuz bilirsiniz. Evet, bir keresinde Delfi'ye gitti
ve yürekli bir biçimde biliciye—, lütfen, sizden bunları
söylerken sözümü kesmemenizi istemiştim—, benden daha
bilge birinin olup olmadığını sordu. Pütia Rahibesi daha
bilge hiç kimsenin olmadığı yanıtını verdi. Kairefon'un
kendisi öldü; ama kardeşi burada mahkemededir ve söylediklerimin
gerçekliğini doğrulayacaktır.
Delfi'de
Tripod üzerinde oturan Putian Rahibesi (=Delfi Tanrıçası
da denir)
(Foto:
Runes, A Pictorial History of Philosophy)
Bundan
niçin söz ediyorum? Çünkü sizlere bana karşı bu iftiranın
nereden doğduğunu söyleyeceğim. Yanıtı duyduğum zaman,
kendi kendime şöyle düşündüm: ''Tanrı ne demek istemiş
olabilir acaba? Ve nedir bu bilmecenin yorumu? Çünkü büyük
ya da küçük hiçbir bilgeliğimin olmadığını biliyorum.
Öyleyse insanların en bilgesi olduğumu söylerken ne demek
istemiş olabilir? Hiç kuşkusuz yalan söylüyor olamaz,
çünkü bir tanrıdır; bu doğasına aykırı olurdu.'' Uzun
bir süre ne demek istediğini düşünüp durdum ve sonunda
soruyu bir denemeden geçirecek şu yöntemi buldum. Düşündüm
ki eğer kendimden daha bilge birini bulabilirsem, rahibeye
elimde onu çürüten bir kanıtla gidebilir ve ona ''İşte
benden daha bilge bir insan, ama sen benim en bilge olduğumu
söylemiştin'' diyebilirdim. Buna göre bilgeliği ile ünlü
birine gittim ve onu gözledim—adından söz etmem gereksiz;
yoklamak üzere kendisini seçtiğim insan, Atinalılar, devlet
adamlarımızdan7
biriydi; kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında
bilge olmadığını düşünmeden edemedim, üstelik hem başka
birçoklarına hem de özellikle kendisine bilge olarak görünmesine
karşın; ve sonra ona bilge olduğunu düşündüğünü, ama gerçekte
olmadığını açıklamaya çalıştım. Sonuç benden nefret etmesi
ve düşmanlığının orada olan ve beni dinleyen birçokları
tarafından paylaşılması oldu. Böylece oradan bu adamdan
daha bilge olduğumu düşünerek ayrıldım. Kendime, aslında
dedim, ikimizden hiçbirinin güzel ve doğru herhangi birşey
bildiğini sanmıyorum, ama o bilmezken bildiğini düşünüyor,
ben bilmiyorum ve bildiğimi de düşünmüyorum. Böylece ondan
salt şu küçücük noktada, bilmediğimi bildiğimi düşünmememde
biraz üstün gibi göründüm. Ondan sonra bilgelik konusunda
ünü ondan daha büyük bir başkasını denedim, ve aynı şeyler
tam olarak bir kez daha doğru çıktı. Bunun üzerine onun
ve yanısıra başka birçoklarının da düşmanlığını kazandım.
Delfi'de
Apollon'un Tapınağının Kalıntıları (Foto: Louise Kames)
Bundan
sonra birbiri ardına başkalarına gittim, ve düşmanlık
yarattığımı görerek bundan üzüldüm ve korktum. Ama gene
de tanrının işine herşeyden daha fazla önem vermek zorunda
olduğumu düşündüm. Böylece kendime Bilicinin ne demek
istediğini anlamak için birşeyler bilmekle ünlü herkese
gitmeliyim dedim. Ve yemin ederim Atinalılar, Köpeğin
adına8
,— çünkü sizlere gerçeği söylemeliyim—görevimin sonuçları
şunlardı: En ünlülerin9
en yetersiz kafalılar olduklarını buldum, ve daha az saygı
gören başkaları ise gerçekte daha bilge ve daha iyi idiler.
Size sonunda yalnızca Bilicinin çürütülemez olduğunu tanıtlamakla
sonuçlanan dolaşmalarımın ve, deyim yerindeyse, ''Herkülvari''
çabalarımın öyküsünü anlatacağım. Politikacılardan sonra
ozanlara10
gittim—trajik, ditirambik, ve her türden. Ve orada, dedim
kendime, kendini hemen ele verecek ve onlardan daha bilgisiz
olduğunu göreceksin. Böylece kendi yazıları arasında en
inceden inceye işlenmiş pasajlardan kimilerini aldım ve
birşeyler öğrenme umudu içinde onlara anlamlarının ne
olduğunu sordum. İnanır mısınız, neredeyse gerçeği söylemeye
utanıyorum! Ama söylemeliyim. Şiirleri üzerine kendi yaptıkları
konuşmalardan daha iyisini yapamayacak tek bir insan bile
yoktur.
O zaman ozanların şiirlerini bilgelikle değil ama doğal
olarak ve bir tür esinle11
yazdıklarını öğrendim—tıpkı pekçok güzel şey söyleyen,
ama söylediklerinden hiçbirşey anlamayan falcılar ya da
biliciler gibi. Ozanlar da bana aşağı yukarı aynı durumda
göründüler; ve açıkça anladım ki, şiirlerinin gücüne dayanarak,
hiç de öyle olmamalarına karşın, kendilerinin başka şeylerde
de insanların en bilgeleri olduklarına inanıyorlardı.
Böylece beni politikacılara üstün kılan aynı nedenle onlardan
da üstün olduğumu düşünerek ayrıldım.
Bir
Zanaatçı: Çömlekçi. (Perseus Project)
Sonunda
el sanatçılarına12
gittim, çünkü diyebilirim ki hiçbirşey bilmediğimin bilincindeydim,
ve onların pekçok güzel şey bildiklerini bulacağımdan
emindim. Ve bunda aldanmadım, çünkü benim bilmediğim pekçok
şeyi biliyorlardı, ve bu yolda hiç kuşkusuz benden daha
bilgeydiler. Ama, Atinalılar, iyi zanaatçıların bile ozanlarla
aynı yanılgıya düştüklerini gözledim; iyi ustalar oldukları
için başka çok önemli konuları da bildiklerini düşünüyorlar
ve bu eksiklik bilgeliklerini gölgeliyordu. Ve böylece
kendime bilici adına şunu sordum: Ne bilgileri ne de bilgisizlikleri
bende olmaksızın olduğum gibi olmayı mı isterdim, yoksa
her ikisinde de onlar gibi mi? Ve kendime ve biliciye
benim için olduğum gibi olmanın en iyisi olduğu yanıtını
verdim.13
Böylece
Atinalılar, bu sorgulamalar beni en kötü ve en tehlikeli
türden düşmanlar kazanmaya götürdü, ve o günden bu yana
sayısız iftiraya uğradım. Bana bilge denir, çünkü beni
dinleyenler her zaman başkalarında eksik olduğunu bulduğum
bilgeliğin bende olduğunu sanırlar. Ama gerçek şudur ki,
Atinalılar, yalnızca Tanrı bilgedir, ve bu yanıtıyla demek
istediği insanların bilgeliğinin değerinin ya çok az ya
da bir hiç olduğudur. Ve öyle görünüyor ki gerçekte bunu
özellikle Sokrates için söylemez, ama yalnızca sanki şunu
söyleyecekmiş gibi benim adımı bir örnek olarak kullanır:
''Aranızdan en bilgesi, ey insanlar, Sokrates gibi gerçekte
bilgeliğinin hiçbir değerinin olmadığını bilendir.'' 14
Ve böylece şimdi bugün bile Tanrının isteği üzerine yeryüzünde
dolaşmayı sürdürür, ve ister yurttaş isterse yabancı biri
olsun bilge görünen herkesin bilgeliğini araştırıp sorgularım;
ve ne zaman öyle olmadığını bulsam, Biliciyi doğrulamak
için ona bilge olmadığını gösteririm. Ve bu uğraş yüzünden
devletin ilgiye değer sorunlarını izleyecek ya da kendi
sorunlarıma ayıracak zaman bulamam, ve Tanrıya hizmetimden
ötürü tam bir yoksulluk içinde yaşarım.
Ve
bunlara ek olarak, en varsıl sınıflardan yapacak pek bir
işi olmayan gençler kendiliklerinden yanıma gelirler;
insanların sorgulanmasını dinlemek hoşlarına gider; sık
sık bana öykünerek başkalarını sorgulamaya girişirler;
ve sonra çabucak çok az şey bilirken ya da hiçbirşey bilmezken
birşey bildiklerini düşünen çok sayıda insan bulurlar.
Bu yüzden sonuçta onlar tarafından sorgulananlar kendilerine
kızmak yerine bana kızarlar ve ''Bu rezil Sokrates,''
derler, ''gençleri yozlaştırıyor!'' Ve biri onlara ''ne
yaparak ya da neyi öğreterek?'' diye sorduğunda, ne söyleyeceklerini
bilemediklerinden verecekleri hiçbir yanıt yoktur; ama
bir çıkmaza düşmüş görünmesinler diye tüm felsefecilere
karşı yöneltilen el altındaki suçlamaları yinelerler—''bulutların
üstündeki ve yerin altındaki şeyler'' ve ''tanrılara inanmamak''
ve ''zayıf uslamlamayı kuvvetli uslamlamaya çevirmek''
gibi. Çünkü gerçeği söylemek, biliyor görünürken hiçbirşey
bilmediklerinin ortaya çıkarıldığını kabul etmek hoşlarına
gitmez. Ve böylece kendi ünlerine düşkün, enerjik ve kalabalık
oldukları ve hakkımda bir savaş düzeni içinde inandırıcı
bir dille konuştukları için, hem çok önceden beri hem
de şimdi kulaklarınızı gürültülü ve amansız iftiralarıyla
doldurdular. Ve üç suçlayıcımın, Meletos ve Anitus ve
Likon'un üzerime atılmalarının nedeni budur; Meletos benimle
ozanlar yüzünden çekişti; Anitos el-sanatçıları ve devlet
adamları adına, ve Likon söylevciler adına. Öyle ki, başında
söylediğim gibi, böylesine büyütüldükten sonra bu iftirayı
kısa bir zamanda tümüyle silmeyi bekleyemem.
Gerçeklik, ve tüm gerçeklik budur, ey Atinalılar, ve sizlerden
küçük ya da büyük hiçbir şeyi saklamadan, hiçbir şeyi
örtmeden konuştum. Ve gene de çok iyi biliyorum ki konuşmadaki
tam bu açıklık ve yalınlığım benden nefret etmelerinin
nedenidir; ve bu bile gerçeği söylediğimin bir kanıtı
değil de nedir? Bana karşı iftira bu yüzden doğmuştur,
nedeni budur, ve ister şimdi ister daha sonra araştırın
böyle olduğunu bulacaksınız.
Savunmamda
suçlayıcılarımdan ilk kümeye karşı yeterince konuştum;
şimdi ikinci kümeye dönüyorum. Bunların başında—kendi
sözleriyle—o iyi insan ve yurtsever Meletos gelir. Bunlara
karşı da bir savunma yapmaya çalışmam gerek, ve bırakalım
kendi suçlamaları okunsun: Şuna benzer birşeydir: Der
ki Sokrates suçludur, çünkü gençliği yozlaştırır ve devletin
inandığı tanrılara değil, ama bunların yerine başka tinsel
varlıklara inanır. Suçlama böyledir; ve şimdi tek tek
her noktasını inceleyelim. Gençleri yozlaştıran bir suçlu
olduğumu söyler; ama ben diyorum ki, ey Atinalılar, Meletos
bir suçludur, çünkü ciddi şeyleri hafife alır ve gerçekte
hiçbir zaman en küçük bir ilgisinin bile olmadığı sorunlarda
sözde bir ciddiyet ve göstermelik bir kaygı ile insanları
mahkemeye getirmek için sınırsız bir istek duyar. Bunun
böyle olduğunu size tanıtlamaya çalışacağım.
Buraya
gel Meletos, ve yanıtla: Genç kuşağın olanaklı olduğu
ölçüde daha iyi olmasının çok önemli olduğunu düşünmez
misin?
Evet,
düşünürüm.
Öyleyse
yargıçlara söyle, onları daha iyi yapan kimdir; çünkü
onları yozlaştıranı bulabilmek için böylesine sıkıntıya
girdiğine ve beni bu mahkemenin önüne getirip suçladığına
göre, bunu biliyor olmalısın. Konuş o zaman, ve yargıçlara
onları daha iyi yapanın kim olduğunu söyle. Görüyorsun
Meletos, sesin çıkmıyor ve söyleyecek hiçbirşeyin yok.
Ama bu çok utandırıcı değil mi, ve söylediğim gibi senin
soruna hiçbir ilginin olmadığının çok önemli bir kanıtı
değil mi? Konuş dostum, ve onları daha iyi yapanın kim
olduğunu söyle.
Yasalar.
Ama
dostum, demek istediğime yanıt bu değil. Bunları, yasaları
herkesten önce bilenin, bu insanın kim olduğunu soruyorum.
Mahkemede
bulunan bu yargıçlar, Sokrates.
Ne
demek istiyorsun, Meletos, onların gençliği yetiştirip
daha iyi yapabileceklerini mi?
Elbette.
Tümü
mü, yoksa başkaları değil de yalnızca bir bölümü mü?
Tümü.
Tanrıça
Here adına, bu iyi bir haber! Demek ki onları geliştiren
çok sayıda insan var. Ve bizi burada dinleyenler için
ne diyeceksin; onlar da gençleri eğitip geliştirirler
mi?
Evet.
Ve
senatörler?15
Evet, senatörler de.
Ama
Meletos kuşkusuz meclis üyeleri16
onları yozlaştırmazlar değil mi—yoksa onlar da mı geliştirirler?
Onlar
da geliştirirler.
O
zaman öyle görünüyor ki her Atinalı, benden başka hepsi
onları geliştirir ve yükseltir, ve onları yalnızca ben
yozlaştırırım. İleri sürdüğün bu mu?
Evet,
demek istediğim tam olarak bu.
Eğer
haklıysan çok talihsizim. Peki, şimdi sana başka bir soru
sorayım: Atlar konusunda ne düşünürsün? Dünyadaki herkes
onlara karşı doğru davranırken yalnızca tek bir insan
mı onlara zarar verir? İşin doğrusu tam tersi değil midir?
Tek bir insan onlara iyilik yapabilir, ya da hiç olmazsa
çok az insan bunu yapabilir: At yetiştiricileri. Ve onlarla
ilgilenen başkaları ise tersine onlara zarar vermezler
mi? Atlar için ve başka her hayvan için doğru olan bu
değil midir, Meletos? Hiç kuşkusuz budur; sen ve Anitus
evet deseniz de demeseniz de. Gençler, eğer onları yozlaştıran
yalnızca bir kişi olsaydı, ve dünyanın geri kalanı onları
geliştiriyor olsaydı, aslında çok mutlu olurlardı. Ama
sen, Meletos, gençler üzerine hiçbir zaman düşünmemiş
olduğunu yeterince gösterdin: Kaygısızlığın, bana karşı
suçlamalar olarak yönelttiğin şeyler konusunda senin kendinin
kaygı duymadığın ortada.
Şimdi
sana bir başka sorum daha var, Meletos—Tanrı adına dinle:
Hangisi daha iyidir, kötü yurttaşlar arasında yaşamak
mı, yoksa iyiler arasında mı? Yanıtla, dostum. Soruda
hiçbir güçlük yok. İyiler komşularına her zaman iyilik,
ve kötüler her zaman kötülük yapmazlar mı?
Elbette.
Ve
kendisi ile birlikte yaşayan birinden iyilik değil de
kötülük görmeyi isteyen biri var mıdır? Yanıtla, sevgili
dostum, yasa yanıtlamanı buyuruyor. Kötülük görmeyi isteyen
biri var mıdır?
Elbette
yoktur.
Pekala.
Beni burada gençleri yozlaştırmak ve bozmakla suçlarken,
onları bilerek mi yoksa bilmeden mi yozlaştırdığımı ileri
sürüyorsun?
Bilerek
olduğunu söylüyorum.
Ama
tam şimdi iyilerin komşularına iyilik, ve kötülerinse
kötülük yaptığını kabul etmiştin. Şimdi, bu senin üstün
bilgeliğinin yaşamda böyle erkenden kabul ettiği bir gerçek,
ve ben, bu yaşımda, öylesine karanlık ve bilgisizlik içindeyim
ki, eğer kendisiyle birlikte yaşamam gereken bir insanı
yozlaştırılacak olursam, ondan pekala zarar görebileceğimi
bilmem; ve gene de onu yozlaştırır, ve üstelik, dediğin
gibi, bunu bile bile yaparım. Sana inanmıyorum, Meletos,
ne de sanırım dünyada başka herhangi bir insanı inandırman
olanaklı. Ama ya onları yozlaştırmıyorum, ya da onları
bilmeden yozlaştırıyorum; ve her iki durumda da yalan
söylüyorsun. Eğer bunu amaçlamadan yapıyorsam, yasa böyle
kasıtsız yanlışlıklar yapanları mahkeme karşısına çıkarmaz:
Tersine, yasaya göre beni özel olarak karşına alman ve
uyarıp öğüt vermen gerekirdi; çünkü açıktır ki eğer doğru
öğütler almış olsaydım, kasıtsız olarak yapmakta olduğuma
son verirdim. Ama senin bana söyleyecek hiçbirşeyin yoktu
ve beni bilgilendirmekten kaçındın. Bunu yapmadın ve şimdi
beni bir öğretim yeri değil ama bir cezalandırma yeri
olan bu mahkemeye getirdin.
Dediğim
gibi, Atinalılar, Meletos'un sorun hakkında az ya da çok
kaygı duymamış olduğu şimdi yeterince açık. Ama gene de,
Meletos, gençleri nasıl yozlaştırdığımı ileri sürüyorsun,
bunu bilmek isterim. Savcandan çıkardığım gibi, sanırım
onlara devletin inandığı tanrılara değil, ama onların
yerine daha başka tinsel varlıklara inanmayı öğrettiğimi
söylemek istiyorsun. Gençleri onlara bunları öğreterek
yozlaştırdığımı söylemiyor musun?.
Evet,
kesinlikle bunu diyorum.
O
zaman Meletos, kendileri hakkında konuştuğumuz tanrılar
adına, bana ve mahkemeye ne demek istediğini biraz daha
açık olarak söyle! Çünkü ne dediğini anlayamıyorum. Başka
insanlara kimi tanrıları tanımaları gerektiğini öğrettiğimi
ve dolayısıyla tanrılara inandığımı ve tam bir tanrısız
olmadığımı mı ileri sürüyorsun—ki bu anlamda bir suçlu
olmam söz konusu olmayacaktır? Ya da yalnızca bunların
kentin tanıdığı aynı tanrılar olmadığını mı demek istiyorsun—ki
o zaman suçlama onların başka tanrılar olmalarıyla ilgili
olacaktır. Yoksa doğrudan doğruya benim hiçbir tanrıya
inanmadığımı ve başka insanlara bunu öğrettiğimi mi demek
istiyorsun?
İkincisini,
hiçbir tanrıya inanmadığını söylemek istiyorum.
Ne
olağanüstü bir bildirim! Niçin böyle düşünüyorsun, Meletos?
Başka insanlar gibi güneşin ya da ayın bile tanrı olduklarına
inanmadığımı mı söylüyorsun?
Sizi
temin ederim ki, yargıçlar, inanmaz: Çünkü güneşin bir
taş, ayın toprak olduğunu söyler.
Aanxagoras'ı
suçladığını mı düşünüyorsun, sevgili Meletos? Ve yargıçların
Klazomenealı Anaxagoras'ın kitaplarının böyle öğretilerle
dolu olduğunu bilmeyecek denli bilgisiz olduklarını mı
sanıyor, onları bu denli mi küçümsüyorsun? Ve böylece
gençlere onların güya Sokrates tarafından öğretildiğini
söylüyorsun, üstelik orkestrada17
sık sık bunlar üzerine gösteriler varken (ki giriş olsa
olsa bir drahmadır), ve paralarını ödeyip bu olağanüstü
görüşlerin kendisinin olduğunu söyleyen Sokrates'e gülebileceklerken.
Ve böylece, Meletos, gerçekten de hiçbir tanrıya inanmadığımı
mı düşünüyorsun?
Zeus
adına yemin ederim ki kesinlikle hiç birine inanmıyorsun.
Hiç
kimse sana inanmayacak, Meletos, ve hiç kuşkum yok ki
kendin de inanmıyorsun. Meletos'un patavatsız bir kabadayı
olduğunu ve bu savcayı arsız bir delikanlılık ruhuyla
yazmış olduğunu düşünmeden edemiyorum, Atinalılar. Beni
denemek için bir bilmece yazmış gibi görünüyor. Bakalım
bilge Sokrates benim alaycı çelişkimi anlayacak mı, yoksa
onu ve geri kalanları aldatabilecek miyim? Çünkü savcasında
bana açıkça kendisi ile çelişiyor gibi görünüyor: Sokrates
tanrılara inanmamakla, ve gene de inanmakla suçludur.
Ama bu hiç kuşkusuz dürüst bir insanın yapacağı bir suçlama
değildir.
Sizlerin,
ey Atinalılar, onun tutarsızlığı olarak gördüğüm şeyi
irdelemede bana katılmanızı isterim; ve sen Meletos, şimdi
yanıtla bizi. Ve dinleyicilere eğer alışıldık yolumda
konuşacak olursam gürültü yapmamaları konusundaki isteğimi
anımsatmalıyım.
Herhangi
bir insan olmuş mudur ki, Meletos, insanların yaptıkları
şeylerin olduğuna inansın da insanların olduğuna inanmasın?
Yanıtlamasını istiyorum, ey Atinalılar, her zaman bir
kesinti yaratmaya çalışmasını değil. Hiç süvariliğe inanıp
ta atlara inanmayan, ya da flüt çalmaya inanıp ta flüt
çalanlara inanmayan biri olmuş mudur? Hayır, dostum; kendin
yanıtlamayı reddettiğine göre sana ve mahkemeye yanıtı
ben vereceğim. Bunlara inanan tek bir insan olmamıştır.
Ama lütfen şimdi şu soruyu yanıtla: Tinsel ve tanrısal
şeylerin olduğuna inanan, ama tinlere inanmayan biri olabilir
mi?
Olamaz.
Mahkemenin
yardımıyla alınan bu yanıt için çok teşekkürler. Ama o
zaman savcanda tinsel varlıklara inandığıma ve başkalarına
onlara inanmayı öğrettiğime yemin ediyorsun—ve eski ya
da yeni olmalarının hiçbir önemi yok; ne olursa olsun
tinsel varlıklara inanıyorum, ve yeminli bildiriminde
bunu söylüyor ve doğruluyorsun; ve gene de, eğer tinsel
varlıklara inanıyorsam, tinlere ya da yarı-tanrılara inanmanın
önüne nasıl geçebilirim; onlara inanmam gerekmez mi? Hiç
kuşkusuz evet, ve dolayısıyla suskunluğunun onay demek
olduğunu kabul edebilirim. Ama tinler ya da yarı-tanrılar
nedir? Tanrılar ya da Tanrıların oğulları değil mi?
Hiç
kuşkusuz.
Ama
bu senin söylediğin benim gülünç bir bilmece dediğim şeyin
ta kendisidir: Yarı-tanrılar ya da tinler Tanrılardır;
ve ilkin Tanrılara inanmadığımı söylüyorsun; sonra yine
Tanrılara inandığımı, çünkü yarı-tanrılara inanıyorum.
Öte yandan eğer yarı-tanrılar tanrıların söylendiği gibi
perilerden ya da başka analardan yasal olmayan oğulları
iseler, eğer tanrıların oğulları iseler, o zaman tanrıların
oğullarının olduğuna ama tanrıların olmadığına hangi insanoğlu
inanacaktır? Benzer olarak, katırların varoluşunu ileri
sürebilir, ve atların ve eşeklerin varoluşunu yadsıyabilirsin.
Böyle saçmalıklar, Meletos, ancak senin tarafından beni
yargılatmak için uydurulabilirdi. Bunu savcanda belirttin,
çünkü beni suçlamak için işe yarar hiçbirşeyin yoktu.
Ama bir parça bile olsa anlama yetisi olan hiç kimseyi
tanrısal ve insanüstü şeylere inanabilen aynı insanın
gene de tanrıların, yarı-tanrıların ve kahramanların olduğuna
inanmadığına kandıramayacaksın.
Bana
Meletos'un suçlamasına göre bir suçlu olmadığımı yeterince
gösterdim gibi geliyor, Atinalılar, ve daha öte bir savunma
gereksiz olacaktır; ama önceden söylediklerimin gerçek
olduğunu ve yarattığım düşmanlıkların ne denli çok olduklarını
oldukça iyi biliyorum. Eğer yokedilirsem beni yokeden
bu olacaktır. Meletos değil, ne de Anitus, ama insanların
büyük bir bölümünün haseti ve çekiştirmesi; bir olgu ki
pekçok iyi insanın ölümüne neden oldu, ve büyük bir olasılıkla
daha pekçoklarının ölümüne neden olacaktır; onların sonuncusu
olmam gibi bir tehlike söz konusu değil.
Aşil
(British Museum)
Sonraki parça
1agora/agora:
Halkın toplandığı yer, pazar yeri. GERİ
2Aristofanes
bunlardan biriydi. ''Bulutlar''da Sokrates'i komik durumlarda
sunar. GERİ
3Sokrates
yalnızca suçlamalardan birinin bütünüyle temelsiz olduğunu,
doğa felsefesi ile değil ama törel felsefe ile ilgilendiğini
anlatmak istiyor. GERİ
4Demek
istediği öğretim karşılığında para almanın ne olursa olsun
kötü bir davranış olduğu, öğretmenin aç kalması gerektiği
değildir. Sokrates hiçbirşey bilmediğini bildiğini ileri
sürdüğüne göre, öğretecek herhangi birşeyi de yoktur.
Sokrates'in yöntemi 'anımsatma' ya da 'ebelik' yoluyla
çıkarsama, a priori bilinenin, 'doğuştan düşünce'nin,
kendinde ussal bilginin bilince çıkarılması, tümdengelimdir.
Bu ise kişinin daha şimdiden iye olduğu, gerçekte ona
dışsal olarak, görgül olarak verilemeyecek olandır, a
prioridir. GERİ
5Bir
talentin altmışta biri. Beş mina Rouse'un hesaplamasına
göre 1955 yılının 180 Amerikan Dolarına eşit olabilir.
GERİ
6qeon
ton en DelfoiV. Delfoi/Delfoi.
Parnassus'un eteğinde Fosis'te ünlü bir Apollon bilicisi,
aynı zamanda PuqiaV/Pütias
olarak da bilinir, bir rahibedir. GERİ
7politikoV
/politikos. Kentli ya da devletin (poliV)
bir üyesi, bir yurttaş. GERİ
8nh
ton kuna. Sokrates'in
bu yemini ünlüdür. Köpek yıldızı, yıldız kümesinde Orion'un
köpeği olarak görülen yıldız bağlamından geliyor olabilir.
GERİ
9eudokimoV/eudokimos
GERİ
10poihthV/poietes
GERİ
11enqousiastikoV:
(entousiastikos) esinli, coşkulu (inspired)
enqousiwdhV:
(entousiodes) ecinni (possessed). GERİ
12
ceirotecnhV :
(çeiroteçnes) el sanatçısı. ceir:
el. (teknik=uygulayım). (teknoloji: uygulayımbilim.) GERİ
13
Salt entellektüel olmanın, soyut kavramlar içinde kendini
yitirmenin ötesine, gerçeklik biçimine ulaşamayan bilinç,
bu göreli, geçici, soyutlamacı biçiminde direttiği ölçüde,
zorunlu olarak felsefeden nefret eder. Aynı bilgelik nefretini
tam olarak aynı zeminlerde Einstein, Newton, Heisenberg
gibi irrasyonalist matematikçilerde de görürüz. Buna karşı,
Mevlana, Goethe, Schiller gibi sanatçılar aynı zamanda
birer felsefeciydiler. GERİ
14Sokrates'in
sonuçlarının imlemleri şunlardır:
1)
Entellektüel felsefesiz olduğu sürece bir uyurgezerdir.
2)
Felsefe ile karşılaşınca önünde iki yol açılır:
a)
Felsefeyi sevmek,
b)
Felsefeden nefret etmek. (Schiller'in sözlerini anımsayalım:
1 nolu seçenek bu tipe yeğlenebilirdir.) GERİ
15bouleuthV/bouleutes.
Atina'da 500 senatör ya da konsey üyesi bulunurdu. GERİ
16ekklhsiasthV
/ekklesiastes, düzenli
olarak toplanan, yasa yapıcı yurttaş meclisinin [
ekklesia] üyeleri.
GERİ
17
Orkestra sahnenin önündeki yerin adıydı (yaklaşık olarak
modern bir tiyatroda orkestranın yerine karşılık düşer),
Yunan tiyatrosunda koro tarafından kullanılırdı. Buradaki
gönderme Dionisios tiyatrosundaki orkestraya olabilir,
burada seyirciler Anaxagoras'ın öğretilerini temsil eden
oyunlar seyredebilirlerdi. GERİ
Sonraki parça
|