Mazrui, Ali A. 
 

Çeviren 
Haluk Akkaya


Foreign Affairs 09/01/97 v 76: n 5. P 118 (15)


DEMOKRASİ VE İNSANCA YAŞAM

1. Batılılar İslam toplumlarını kendi aydınlanmış, laik demokrasileriyle karşılaştırarak geriye dönük, din tarafından baskılanmış ve insanlık-dışı bir yolda yönetiliyor olarak düşünme eğilimindedirler. Oysa Batı ve İslam arasındaki ekinsel uzaklığın ölçümü karmaşık bir girişimdir ve bu uzaklık kabul ettiklerinden daha dardır. İslam salt bir din ve hiç kuşkusuz salt bir köktendinci politik devim değildir. Bir Müslüman ülkeden diğerine değişen ama çoğu Batılının kavradığından çok daha insanca bir ortak tin tarafından diriltilen bir uygarlık ve bir yaşam biçimidir. Ne de Batıdakiler toplumlarının liberal mitolojilerine bağlı kalma konusunda ne denli başarısız olduklarını her zaman kabul ederler. Bundan başka, İslam ekininin Batılılar tarafından orta çağlara ait olarak değerlendirilen yanları çok yakın zamanlara dek kendi ekinlerinde egemen olmuş olabilir; çoğu durumda, İslam toplumları toplumsal ve uygulayımbilimsel olarak ileri Batının yalnızca birkaç onyıl arkasında olabilir. Sonunda, soru, hangi yolun en kötü haksızlıklardan kaçınırken, ortalama yurttaş için yaşamın enüst niteliğine götürdüğüdür. Batının yolu tüm yanıtları sağlamaz; İslam değerleri ciddi irdelemeyi hak ederler. 
 

YAKINLARDA BÖYLEYDİ

2. Uygulayımbilimde ve toplumda devrimler ilerlerken Batıda töreler ve değerler son birkaç onyılda hızla değişmiştir. Aynı değişimlerin çoğunu şimdi geçiren İslam ülkeleri de pekala aynı yolu izleyebilirler. Örneğin, evlilik öncesi cinsel ilişki Batıda II. Dünya Savaşı sonrasına dek güçlü bir biçimde kınanırdı. Evlilik dışı cinsel ilişkilere karşı yasalar vardı ki bunların kimileri, seyrek olarak uygulansalar da, bugün bile kitaplarda bulunurlar. Bugün ana-baba onayıyla evlilikten önce cinsel ilişki yaygındır.

3. Erkekler arasındaki eşcinsel edimler (lezbiyenliğin yasaklanmamasına karşın) Büyük Britanya’da 1960'lara dek bir suçtu. Şimdi, onay gösteren erkek ya da kadın yetişkinler arasında böyle edimler Batının çoğunda yasaldır, gerçi başka pekçok ülkede yasadışı kalsalar da. Gerçekten de Batı dünyasının yarısı eşcinsel ilişkilere karşı yasaların gay ve lesbiyenlerin insan haklarının bir çiğnenmesi olduğunu söyleyecektir.

4. Batının içersinde bile ekinsel gerilik görülebilir. Batı dünyasında hemen hemen her yerde ölüm cezasının kaldırılmasına karşın, Birleşik Devletler şimdilerde ölüm cezası gerektirecek suçların sayısını arttırmakta ve ölüm cezasına çarptırılmış tutukluların cezalarını yıllardır yaptığından daha çok yerine getirmektedir. Ama İnsan Haklarını Gözleme (Human Rights Watch) ve Roma Katolik Kilisesinin (Roman Catholic Church) de aralarında olduğu ölüm cezası karşıtları Birleşik Devletler’deki uygulamalara karşı çıkmayı sürdürmektedir ve bir gün Amerika’da ölüm cezasının bir insan hakları çiğnenmesi olarak değerlendirileceği hemen hemen kesindir.

5. Batılılar Müslüman toplumları kadınların konumu söz konusu olduğunda aydınlanmamış olarak değerlendirirler ve Müslüman ülkelerde eşeysellik sorusunun henüz sorun yaratıcı olduğu doğrudur. Eşeysel kapalılık üzerine İslamcı kurallar sıklıkla eşeylerin kamuya açık yerlerde birbirlerinden aşırı ayrılmalarında sonuçlanmış ve zaman zaman daha genel olarak kadınların kamu işlerinde bir yana itilmelerine neden olmuştur. Bununla birlikte, Britanya kadınlarına kocalarından bağımsız olarak mülkiyet edinme hakkı ancak 1870'de verilirken, Müslüman kadınların bu hakları her zaman vardı. Gerçekte, İslam karısıyla tecimsel ortaklığı olan bir işadamı tarafından kurulmuş tek dünya dinidir. Çoğu Batı ekininde eğer ailede erkek çocuklar varsa kız çocuklar hiçbir kalıt alamazken, İslamcı yasalar her kalıttan hem kız hem erkek çocuklara her zaman paylar ayırmıştır. İlk çocuk olmayla gelen hak [primogeniture] şeriat altında 14 yüzyıldır yasadışı olmuştur. Kadınlara karşı tutumda Batı ve İslam arasındaki tarihsel uzaklık yüzyıllardan daha çok bir onyıllar sorunu olabilir. Anımsayalım ki Yeni Zelanda dışında hemen hemen tüm Batı ülkelerinde kadınlar yirminci yüzyıla dek oy verme hakkını kazanmadılar. Büyük Britanya oy verme hakkını kadınlara iki evrede, 1918 ve 1928’de genişletti, ve Birleşik Devletler kadınların oy verme haklarını 1920’deki anayasa düzeltmesi yoluyla tanıdı. Fransa aynı şeyi 1944 gibi yakın bir zamanda yerine getirdi. İsviçre 1971’e dek ulusal seçimlerde kadınlara oy kullanma iznini vermedi—Afganistan, İran, Irak ve Pakistan’da Müslüman kadınların oy kullanmaya başlamalarından onyıllar sonra.

6. Dahası, Birleşik Devletler’in, en büyük ve en etkili Batılı ulusun, hiçbir zaman bir kadın başkanı olmamıştır. Buna karşılık, en kalabalık Müslüman ülkelerden ikisinin, Pakistan ve Bangladeş’in, kadın başbakanları olmuştur: Benazir Bhutto Pakistan’da iki hükümete başkanlık yaptı ve Bangladeş’te Khaleda Zia ve Hasina Wajed ardarda hizmet ettiler. Türkiye’de Başbakan Tansu Çiller vardı. Müslüman ülkeler, gerçi kadın özgürlüğü konusunda henüz geride olsalar da, kadınlara yetki vermede öndedirler.
 

KUTSALIN KAVRAMLARI

7. Sansür Batı ve İslam arasındaki ekinsel bölünmenin Batılıların genellikle varsaydıklarından daha az olduğu bir konudur. Son onyılın en ünlü olayı—1988’de Britanya’da yayımlanan ama çoğu Müslüman ülkede yasaklanan Salman Rushdie’nin romanı The Satanic Verses olayı—Batı dünyası ve Müslüman dünyayı çatışmaya düşürdü, ama kimi şaşırtıcı benzerlikleri ve Batılı ikiyüzlülüğüne düşen büyük payları da ortaya çıkardı. Daha yakından inceleme Müslüman toplumlardakinden ayrı güçlerce dayatılsa da Batıdaki yaygın sansürü açığa serer.

8. Uygarlıkları daha laik olurken, Batılılar kutsal için yeni yerler aramaya başladılar. Yirminci yüzyılın sonlarına gelindiğinde sanatçının özgürlüğü—bu durumda, Salman Rushdie’nin özgürlüğü—onlar için dinden daha kutsaldı. Oysa pekçok Müslüman Rushdie’nin romanını İslam’la alay ediyor olarak gördü. Roman İslam’ın kutsal kitabı Kuran’ın, Peygamber Muhammed’in uydurmalarıyla dolu olduğunu ya da gerçekte Allah’tan bildirişler yerine şeytanın işi olduğunu telkin eder ve bundan başka dinin kurucusunun çok akıllı olmadığını imler. Rushdie ayrıca Peygamberin karılarının adlarını taşıyan kadın karakterleri orada müşterilerin dine sövmeyi heyecanlandırıcı buldukları bir geneleve koyar. 

9. Pekçok dindar Müslüman Rushdie’nin İslam’ın en kutsal simgelerinin kimileriyle alay etme ve onları açık saçık biçime döndürme hakkı olmadığını duyumsadı. Pekçok Müslüman ülke romanı yasakladı çünkü oralarda görevliler onu ahlaksal olarak iğrenç buldular. Batılı entellektüeller bir sanatçı olarak Rushdie’nin yazılarında imgelemi onu nereye götürürse oraya gitme gibi kutsal bir hakkının, giderek ödevinin olduğunu ileri sürdüler. Gene de 1960'lara dek Lady Chatterley’s Lover Britanya yasaları altında orta sınıfın evli bir üyesi ve malikanedeki bir işçi arasındaki olayları betimlemeyi göze aldığı için ahlaksal olarak iğrenç görüldü. Oscar Wilde’ın eşcinsel edimler için suçlu bulunmasından sonra uzun bir zaman The Picture of Dorian Gray ahlaksal olarak iğrenç bulundu. Bugün başka eşcinsel yazarlar bir önyargı duvarıyla karşı karşıyadırlar.

10. The Satanic Verses kimi yerlerde ayaklanmalara neden olacağı korkusuyla yasaklandı. Hintli görevliler romanı yasakladıklarını çünkü daha şimdiden ülkedeki Kaşmirci ayrılıkçılık tarafından uyandırılmış dinsel tutkuları alevlendirebileceğini açıkladılar. Birleşik Devletler’de olumsuz sonuçlardan—"açık ve ortada olan tehlike"den—korkulduğunda önleyici eylem için yasal bir ölçün vardır. Ama Batı, Hindistan’ın kitabın kışkırtıcı olduğu yolundaki uyarılarına pek duygudaşlık göstermedi. Rushdie’nin Londra yayımcısı Jonathan Cape kitabı yayımladı ve giderek Britanya’dan çok uzaklarda, Bombay, İslâmabat ve Karaçi’de bile kitabın yayımı 15 kadar insanın öldürülmesine ve düzinelercesinin yaralanmasına yol açan iç karışıklıklarda sonuçlandı. 

11. Bununla birlikte, önde gelen Batılı yayımcıların bir elyazmasını kendi güvenlikleri için korkuları nedeniyle geri çevirdikleri bilinmektedir. Geçen yıl Cambridge University Press, Anastasia Karakasidou tarafından yazılan Makedonya’nın Yunan eyaletindeki etnik yapı üzerine toplumbilimsel bir inceleme olan Fields of Wheat, Rivers of Blood’ı geri çevirdi, ve bunu Yunanistan’daki çalışanlarının güvenliği konusundaki kaygıları nedeniyle yaptı. Eğer Jonathan Cape Güney Asyalı yaşamlar konusunda anlatım özgürlüğü konusundaki kaygıları denli ya da Cambridge University Press’in Yunanistan’daki çalışanları konusundaki kaygıları denli kaygı duymuş olsaydı daha az kan akacaktı.

12. Sansürün hedefleri, kaynakları ve yöntemleri ayrıdır, ama sansür Müslüman dünyada olduğu gibi Batılı toplumlarda da bir yaşam olgusudur. Sansür birincide çoğu kez kabadır, hükümetler, mollalar ve imamlar ve daha yakınlarda militan İslamcı devimler tarafından dayatılır. Öte yandan Batıda sansür daha cilalanmış ve özeksizleştirilmiştir. Uygulayıcıları ekinsel etkinlik ve eğlencenin parasal destekleyicileri, tecimsel televizyonda zaman satın alan reklamcılar, Public Broadcasting System (PBS)’in üyeleri, etnik baskı kümeleri de aralarında olmak üzere etkili çıkar kümeleri, ve editörler, yayımcılar ve iletişim araçlarının başka denetimcileridirler. Avrupa’da, hükümetler de kimi zaman sansür işine girişirler.
 

AMERİKA’YA SANSÜR

13. Birleşik Devletler’de özgür konuşmaya gözdağı Anayasadan ve yasadan değil ama hükümetin dışından gelir. Özgür konuşma sorununda yasal olarak dokunulamaz olan PBS 1986’da benim hazırladığım televizyon dizisi "The Africans"da Karl Marx’ı "büyük Yahudi peygamberlerin sonuncusu" olarak eğretilemeli betimlememle karşılaştığında, başka güçlere boyun eğdi. İngiliz yayımı deyimi içermişti, oysa Amerikalı yapım istasyonu—Washington’da PBS’ye bağlı olan WETA—Yahudi Amerikalıları gücendirme riskine girmemek için onu yazarın izni olmaksızın sildi.

14. Bir sansür konusu üzerinde WETA bana başvurdu. İstasyon görevlileri dizinin Libya önderi Muammer Kaddafi üzerine üç dakikalık kesimine daha fazla olumsuzluk sokuşturmadığım için üzgündüler. İlkin Libya’nın terörizmi desteklediği önesürümü üzerine fazladan yorum istediler. Reddettiğimde, yerine fotoğrafları değiştirmemi—Kaddafi’yi bir hastaneyi ziyareti sırasında göstererek insancılaştıran birini fotoraf sıralamasından silerek, yerine terörist bir bombalama sonrasında Roma havaalanının bir fotoğrafını koymayı—önerdiler. Uzun tartışmalardan sonra hastane sahnesini korumayı başardım, ama Roma havaalanı eklemesi konusunda ne benim ne de yazılı başlığın Libya’nın bombalamadan sorumlu olduğunu imlememesi koşuluyla teslim oldum. Ama, ideal olarak, WETA bütün dilimin kesip atılmasını yeğleyecekti.

15. O günlerde WETA’nın Libya’daki sansürcülerle her iki yanın da anladığından daha fazla ortaklığı vardı. Libyalıların Arapça bir uyarlamayı yayınlamalarına ve bir bütün olarak diziden hoşlanmış görünmelerine karşın, onlar da Kaddafi sahnelerini kestiler. Kesilen parça National Endowment for the Humanities başkanı Lynne Cheney’i de gücendirdi ve onu vakfın adının diziyi destekleyenler listesinden çıkarılmasını istemeye götürdü. Görevinden ayrıldıktan sonra, bayan Cheney NEH’in ortadan kaldırılmasını istedi ve vakfın para desteği verme eğiliminde olduğunu söylediği karşıçıkılabilir liberal tasarlara bir örnek olarak ‘‘The Africans’’tan söz etti. 

16. Benim kendi çalışmamı etkileyen bir başka kendiliğinden sansür durumunda Colorado Boulder’de Westview Press benim Dünya Politikalarında Ekinsel Güçler kitabımı basmak üzereyken, editörler üç bölümü silmek istediklerini duyurdular: ekinsel bir ihanet olgusu olarak The Satanic Verses’i tartışan bir bölüm, Çinli öğrencilerin Tiananmen Alanı’ndaki 1989 ayaklanmasıyla Filistin intifada olayını karşılaştıran bir başka bölüm, ve siyahlar ve beyazlar için ayrı yerleşim alanları üzerine Güney Afrika ırk ayrımı öğretisi ile Yahudi ve Araplar için ayrı devletlere ilişkin Siyonist öğretiyi karşılaştıran üçüncü bir bölüm. Çoğu başka büyük A.B.D. yayımcılarıyla benzer sorunlarım olabileceğinden kuşkulanarak, kitabın yalnızca İngiliz yayımcım James Currey ve bir başka İngiliz yayınevinin Amerikan kolu olan ve kitabı 1990’da basan Heinemann Educational Books tarafından basılabileceğine karar verdim. Birleşik Devletler’deki anlıksal özgürlük kaleleri oldukları varsayılan üniversiteler bile sansürden özgür değildirler. Son zamanlara dek kişinin üniversitede görev alabilme şansına en büyük tehlike Marksizm’i benimsemesinde ya da İsrail ya da Siyonizm’i eleştirmesinde yatar.

17. Batının özekten yönetilmeyen sansürünün olumlu yanı, en azından kitaplar konusunda, bir yayımcı için kabul edilemez olanın bir başkası için kabul edilebilir olabilmesidir; Birleşik Devletler’de hemen hemen yayımlanamaz olan şey İngiltere’de ya da Hollanda’da kolayca yayımlanabilir. Ulusal televizyonlar durumunda seçenekler daha kısıtlıdır. Birçok bakış açısı, yalnızca en zayıf sinyellerle kamuya açık kanallarda işitilme olanağı dışında, ekranlardan sürülür.

18. Batılı toplumlarda, Müslüman toplumlarda olduğu gibi, yalnızca birkaç bakış açısı ulusal yayın ortamlarına ve yayımcılık işleyimine ya da giderek üniversite fakültelerine ulaşmıştır. Her iki uygarlıkta da, belirli bakış açıları özekten dışlanmış ve kıyısallaştırılmıştır. Sansürün kaynağı değişik olabilir, ama sonuç İslam dünyasında olduğu gibi Batıda da sansürdür.
 

İNANANLAR ARASINDA YAŞAM

19. Yukarıdaki sorunların çoğu din ile bağlıdır. Batılılar Müslüman dünyanın pekçok sorununu ya da kusurunu İslam’ın ürünleri olarak görürler ve toplumlarının ve hükümetlerinin sözde laikliği ile gurur duyarlar. Ama kilisenin devletten ayrılmasına gelindiğinde, iki ekin arasındaki bu uzaklık ne denli büyük ve geniştir?

20. Özeksel bir soru bir dinerkinin demokratikleşmesinin olanaklı olup olmadığıdır. VIII. Henry’nin 1531’de İngiltere Kilisesini kurmasından bu yana İngiltere tarihi bunun olabileceğini kanıtlar. İngiliz dinerki ilkin demokrasiyi daha güçlü ve sonra dinerkini daha zayıf yaparak demokratikleştirilmiştir. Önemli demokratik değişimler oy vermenin yeni toplumsal sınıflara ve son olarak kadınlara genişletildiği ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllara dek beklemek zorundaydı. İran İslam Cumhuriyeti iki onyılı doldurmadı, ama daha şimdiden dinerkini yumuşatmanın ve özgürleşmenin ilk adımlarının belirtileri var gibi görünmektedir. Ne de özgürleşmeye doğru ilk adımlarını atmış Müslüman tekerkliklerini unutmalıyız. Ürdün karşıtlık kümelerini yasallaştırmada başka pekçoklarından daha ileri gitmiştir. Oysa giderek Suudi Arabistan ve daha küçük Körfez devletleri bile demokrasiye bir kılavuz olarak İslam şurası (danışma kurulu) kavramını kullanmaya başlamışlardır.

21. Batı azınlık dinlerini laiklik yoluyla korumaya çalışmış ama bu her zaman işlememiştir. En kötü örnek Laik Almanya’daki Yahudi Kıyımı idi. Ve bugün bile, Doğu Avrupa’daki anti-semitizm Fransa’daki müslümanlık karşıtı eğilimler gibi rahatsız edicidir.

22. Birleşik Devletler’de kilise ve devlet ayrılığı 200 yıldan uzun bir zamandan bu yana Anayasada vardır, ama Amerikan politikasının bütünüyle laik olduğu söylenemez. Salt bir kez seçmen Protestan olmayan bir başkanı seçmiştir—ve Roma Katoliği John F. Kennedy, öyle küçük bir ayrımla ve öyle büyük seçim hilesi suçlamaları ortasında kazandı ki Amerikalıların bir çoğunluğunun ona gerçekten oy verip vermediğini hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Yahudiler pek çok alanda kendilerini gösterdiler, ama Beyaz Saray için yarışmaktan bu güne dek kaçınmışlardır, ve bugün bile Hıristiyan köktendinciler arasına anti-Semitizm şeytanını salmanın bir korkusu vardır. Şimdi Birleşik Devletler’de Yahudilerden daha çok Müslüman vardır—altı milyon oldukları tahmin edilir—, ve gene de seçmenler arasında karşı-Müslüman duygu ve Hıristiyan önyargılara seslenmenin başarısı Amerikalıların yakın bir gelecekte Müslüman bir devlet başkanı seçmelerini aşırı ölçüde olasılık dışı kılar. Bir başsavcılık söyle dursun, Müslüman bir tecim bakanının atanması bile tüm yönetimlerin korktuğu politik yan etkisi yüzünden uzak bir tahminden daha çoğu değildir. First Lady Hillary Rodham Clinton belirli bir İslam bayramı dolayısıyla geçen yıl Müslüman önderleri Beyaz Saray’da kabul ettiği zaman, bir Wall Street Journal makalesi bunu Hamas’ın dostlarının Beyaz Saray’a girdiğinin bir kanıtı olarak aktardı. Batı Avrupa’da da milyonlarca Müslüman var, ama tarih henüz İngiltere’de, Fransa’da ve Almanya’da bir kabine konumuna ilk atamayı bekliyor.

23. Öte yandan İslam azınlık dinlerini tarihi boyunca evrensel birlikçilik [ecumenicalism] yoluyla korumaya çabalamıştır. Yahudilerin ve Hıristiyanların bir Kitap Halkı olarak özel konumları vardı—tektanrıcıların bir kardeşliği. Başka dinsel azınlıklara da daha sonra korunmuş azınlıklar (dhimmis) konumu verildi. Yaklaşımın başarıları olmuştur. Yahudi bilim adamları Müslüman İspanya’da üst konumlara yükseldiler. Osmanlı İmparatorluğu sırasında Hıristiyanlar kimi zaman üst politik memurluklar elde ettiler: III. Selim’in (1789-1807) olduğu gibi, I. Süleyman’ın (1520-1566) hükümetinde de Hıristiyan bakanlar vardı. Moğol İmparatorluğu Hinduları ve Müslümanları birleşik bir Hindistan devletinde bütünleştirdi; İmparator Ekber (1556-1605) Hinduları yönetime getirme yönündeki Moğol politikasını en ilerilere götürdü. 1990larda Irak’ın bir Kildani (Chaldean) Hıristiyan başbakan vekili —Tarık Aziz—olmuştur. Ve Boutros Boutros-ghali, bir Kıpti Hıristiyan, eğer Mısır’da Müslüman bir hükümetin dışişleri bakanlığında uzun ve üstün hizmeti olmasaydı Birleşmiş Milletlerin genel sekreterliğine atanmayacaktı.

24. Yaklaşık yüzde 95’i Müslüman olan Batı Afrika’daki Senegal Cumhuriyeti’nin iki onyıl boyunca (1960-80) bir Roma Katolik başkanı vardı. Bu görece olarak açık toplum üzerine başkanlık ettiği yıllarda, Leopold Sedar Senghor hiçbir zaman Dakar’ın sokaklarında Hıristiyan karşıtı rahatsızlıklarla ilgilenmek zorunda kalmadı. Politik karşıtları onu geniş bir erimdeki küçültücü adlarla adlandırdılar—ikiyüzlü, Fransız yardakçısı, diktatör, politik orospu—ama aşağı yukarı hiçbir zaman kafir (inançsız) olmakla aşağılamadılar.

25. Senghor görevinden gönüllü olarak emekli olan ilk Afrikalı devlet başkanı olduğunda, bir Müslüman olan Abdou Diouf onu izledi ve bugün başkanlığını sürdürmektedir. Ama Senegal’in evrensel birlikçi öyküsü burada sona ermedi; başkanın eşi Katolik’tir. Larry King Live izlencesinde Amerikalı başkanlık adayının "Yeri gelmişken, karım Şiî bir Müslüman’dır" diye açıklamada bulunduğu imgelenebilir mi? Bu hemen hemen kesinlikle Beyaz Saray umutlarının sonunu damgalayacaktı.

26. Tüm bunlardan çıkarılacak bir sonuç Batılıların politik davranışlarında düşündüklerinden çok daha az laik olduklarıdır. Bir başkası Müslüman toplumların tarihsel olarak Batılı eleştirmenlerin kabul ettiklerinden daha evrensel birlikçi ve böylece daha insanca olmuş olduklarıdır. İslamdaki evrensel birlikçilik kimi zaman dinsel azınlıkları Batının laikliğinden daha etkili olarak korumuştur.
 

GÖZ KAMAŞTIRICI VE BOZULMUŞ ARASINDA

27. Ekinler yalnızca yükseldikleri başarı doruklarıyla değil ama düştükleri yabanıllık çukurlarıyla da yargılanmalıdır. Ekinlerin ölçüsü yalnızca erdemleri değil ama ayrıca erdemsizlikleridir.

28. Yirminci yüzyılda, İslam sık sık demokrasi ve erdemleri için verimli zemin olduğunu tanıtlamış değildir. Öte yandan, Hıristiyan ekinin (Almanya, İtalya, Rusya, Çekoslovakya’daki gibi), Budist ekinin (II. Dünya Savaşı sırasında Japonya, Pol Pot Kamboçyası, Vietnam, Kuzey Kore), ya da Konfüçyüs ekininin (Mao’nun Çini) tersine, İslam ekinleri Nazizm, faşizm ya da komünizme karşı konuksever olmamışlardır. Müslüman dünya henüz dizgesel faşizm ve onun örgütlü yabanıllıklarının hiçbir zaman doğmasına yol açmamıştır. Hafız Esad’ın Suriyesi ve Saddam Hüseyin’in Irakı büyük ölçek şiddetin suçlusu olmuştur, ama faşizm bu iki ülkede olmayan bir baskı ideolojisini de gerektirir. Ve kuşkulu Arnavutluk olgusundan ayrı olarak, Komünizm bağımsız olarak hiçbir zaman bir Müslüman ekinde tutmamıştır.

29. Müslümanlar sık sık en iyi olanı üretmedikleri için eleştirilmiş, oysa en kötüyü önleyen bir töre için seyrek olarak kutlanmışlardır. Nazi yoketme kamplarının Müslüman bir eşdeğeri yoktur; ne Amerika ve Avustralya kıtalarında Avrupalıların yaptıkları ölçekte soykırım yoluyla yapılan Müslüman fetihler, ne Stalinist terörün, Pol Pot’un ölüm tarlalarının, ya da [Sovyet] Beş Yıl Tasarları adına on milyonlarca insanın açlıktan ölmesinin ve yerlerinden sürülmesinin Müslüman ülkelerde eşdeğerleri vardır. Ne de bir zamanlar Güney Afrika Hollanda Reformcu Kilisesi tarafından onaylanmış olana benzer ırk ayrımının, ya da 1945 öncesi Japonya’nın vahşi ırkçılığının, ya da siyah halka uygulanan yabanıllık ve linçleri ile Birleşik Devletler’deki Eski Güneyin ırkçı ekininin Müslüman bir türü vardır. 

30. İslam evrensel türe kalkülüsüne insan bozulmasının uçurumundan belli bir korunma getirir. Tarihsel olarak, din ve uygarlık yirminci yüzyılın barbarlık kesintilerinin en kötü yanlarına katkıda bulunan güçlere—ırkçılık, soykırım, ve toplum içersindeki şiddet—dirençli olmuşlardır:

31. İlkin, İslam göreli olarak ırkçılığa dirençli olmuştur. Kuran ulusal ve etnik ayrımlar gibi sorunları daha baştan ele alır. Koyduğu eksiksizlik ölçünü ırk ilgili değil ama ahlaksal ve dinsel değer ile ilişkilidir—Kuran’ın "dindarlık" ve Martin Luther King, Jr.’ın "kişinin karakterinin içeriği" dediği şey. Kuran’ın sık alıntılan bir ayeti şöyle der:

Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve sizi Uluslar ve kabileler yaptık ki birbirinizi bilesiniz. Aranızdaki en kutsal en dindar olandır. Tanrı her şeyi bilendir.

32. İ.S. 632’de Mekke’ye yaptığı son hac yolculuğunda verdiği veda söylevinde, Muhammed şöyle bildirdi: "Bir Arap’ın bir Arap olmayan üzerinde bir üstünlüğü yoktur ve gerçekte kızıl bir insanın siyah bir insan üzerine dindarlık ve Tanrı korkusu dışında bir üstünlüğü yoktur. ... Burada bulunanlar bu iletiyi burada olmayanlara taşısınlar."

33. Hıristiyan kiliselerin tersine, cami hiçbir zaman ırklara göre ayrılmamıştır. Muhammed’in en sevgili dostu erken İslam’da büyük ün kazanan özgür kılınmış bir köle, bir Etiyopyalı Bilal Rabah idi. Arap soyağaçları ve akrabalık gelenekleri altında, ırklar arası evlilik engellenmeye çalışılmadı ve çocuklar annesinin kim olduğuna bakılmaksızın Arap olarak görüldü. Bu Arap yöntemleri başka yerlerdeki Müslüman toplumları etkiledi. 1952 devriminden bu yana Mısır’ın dört başkanından ikisinin Afrikalı ataları vardı—Muhammed Nagib ve Enver Sedat. 

34. İslam’ın bir Seçilmiş Dil öğretisi vardır ama Seçilmiş Halk öğretisi yoktur. Roma İmparatoru I. Konstantin’in İ.S. 313’te döndürülmesinden sonra, Hıristiyanlığa Avrupalılar tarafından egemen olunmadıysa da önderlik edilmiştir. Oysa Müslüman dünyanın önderliği pek çok kez el değiştirmiştir: başlıca Arap Emevi hanedanlığından (661-750) çok halklı Abbasi hanedanlığına (750-1258), Türklerin egemenliğindeki Osmanlı İmparatorluğu’na (1453-1922). Ve bu tarih Hindistanın Moğolları ve İran’ın Safevileri ya da Mali ve Songhai’nin alt-Sahra imparatorlukları gibi gösterişli Müslüman hanedanlardan oldukça ayrıdır. Müslüman önderliğin türlülüğü, Hıristiyan önderliğin Avrupalılaştırılması ile karşıtlık içinde, İslam ekinindeki göreli ırksal eşitliğin ortaya çıkmasına yardımcı oldu.

35. Bir ölçüde İslam’ın göreli olarak karşı-ırksal doğası nedeniyle, İslam tarihi bir halkı yoketmek için dizgesel çabalardan bağışık olmuştur. İslam soykırım yerine seçim, evlilik ve döndürme ile fethetti.

36. Müslüman tarihindeki olayların büyük ölçek yaşam yitimine neden oldukları doğrudur. 1915’te Türkiye’nin tüm Ermeni nüfusunu—yaklaşık olarak 1.750.000—Suriye ve Filistin’e aktarma girişimi sırasında yüzbinlerce, belki de bir milyon insan açlıktan öldü ya da yolda öldürüldü. Ama—gerçi Türkiye’yi ölümlerden sorumluluğu konusunda bağışlamasa da—Ermeniler I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Türkiye’ye karşı savaşında ona yardım etmek üzere gönüllü birlikler örgütleyerek Türkiye’yi kışkırtmışlardı. Ne de bir halkın bir bölgeden sürülmesi, sonuçları ne denli yıkım getirici olsa da, dizgesel olarak altı milyon Yahudinin ve küçük görülen başka kümelerin üyelerinin yaşamını alan Nazi Yahudi Katliamına eşdeğerdir. 1947’deki ayrılmadan sonra Hindistan ve Pakistan arasındaki halk göçü de yollarda binlerce insanın ölümünde sonuçlandı.

37. Saddam Hüseyin’in 1988’de Irak’taki Kürt köylerine karşı zehirli gaz kullanması Nazi davranışına daha açıkça benzetilebilirdir. Ama Saddam’ın eylemi Kürt halkını yok etmek için tasarlanmış bir izlenceden daha çok bir iç savaşta yasadışı bir silahın kullanımı idi; bir soykırım izlencesinden daha çok kötü bir olaydı. Pek çok insan Başkan Harry S Truman’ın Hiroshima ve Nagasaki üzerine atom bombası atmasının da kötü bir olay olduğunu duyumsar. Kitle kıyımı ve soykırım arasında bir ayrım vardır. Kitle kıyımlar dünya üzerinde hemen hemen tüm ülkelerde yapılmıştır, oysa yalnızca birkaç ekin soykırım suçlusu olmuştur.

38. Ne de İslam yerleşik değerlere ve inançlara karşı çıkanları kazıkta yakmayı kutsayan bir Engizisyon ortaya çıkardı. Yüzlerce yıl önce bile olsa, insanları yakılmaya mahkum etmiş ve alevler içinde ölürlerken bunu kutlamış olan ekinler başka inançtan olan bütün bir halkın gaz odalarına atılmasını hoşgörmeye daha yatkın olacaklardı. İslam kötülüğün böyle aşırılıklarına karşı bir kalkan olmuştur.
 

İSLAM’IN DÜZENİ

39. İslami ‘‘köktendinciliğin’’ terörizmi beslediği konusunda Batıdan gelen önesürümler karşısında yirminci yüzyılın güçlü bir paradoksu sık sık gözden kaçırılır. İslam Batı ekininden daha çok politik şiddet yaratırken, Batı ekini İslam’dan daha çok sokak şiddeti yaratır. Gerçekten de İslam oransız bir mücahid payı üretir, ama Batı ekini oransız bir sokak hırsızı payı üretir. Afrika’daki en geniş Müslüman kent Kahire’dir. En geniş batılılaşmış kent Johannesburg’dur. Kahire Johannesburg’dan çok daha kalabalıktır, oysa sokak şiddeti Güney Afrika kentindekinin yalnızca bir kesridir. İslam Kahire’nin barışçıllaştırılmasına yardım eder mi? Başka pekçokları ile birlikte inanıyorum ki, eder. İslam’ın ümmete (topluluk) ve icmaya (uylaşım) verdiği büyük öncelik gündelik yaşamda bir Pax Islamica [İslam Barışı] oluşturmuştur.

41. Yaşam niteliği terimlerinde, ortalama birey politik gerilimin düşük olabildiği ama toplumsal şiddetin bunalım oranlarına ulaştığı liberal devletin aşırılıklarının altında mı yoksa İslam devletinin aşırılıklarının altında mı daha iyi bir konumdadır? İran İslam Cumhuriyeti’nin başkenti Tahran on milyonluk bir kenttir. Küçük çocuklu aileler halk parklarında akşam 11’e ya da gece yarısına dek piknik yaparlar. Başkentin ve başka kentlerin sakinleri soygun, tecavüz ve cinayet korkusu taşımıyor gibi gece yarısı gezip dolaşırlar. Bu savaşta ve devrimde geniş ölçek politik şiddeti öğrenmiş ama kişiler arası önemsiz şiddetin Washington ve New York’takinden çok daha seyrek olduğu bir toplumdur. İranlılar hükümetlerine Amerikalılardan daha çok boyun eğerler, ama kendi yurttaşları tarafından soyulma riskleri daha azdır. Ne de diktatörlük yönetimi Tahran sokaklarının güvenliği için açıklamadır—yoksa Lagos İran başkenti denli barışçıl olurdu.

41. İran’ın çözümü başlıca ahlak alanındadır. Modernlik sorunlarına bir yaklaşım olarak, kimi Müslüman toplumlar modernizm öncesine, yerel geleneksel eğitim ve değerlere bir geri dönüşe girişirler. İran’ın yanında, Sudan ve Suudi Arabistan gibi ülkeler İslamik yasa dizgesini, İslamik yaşam biçiminin başka görünüşlerini, 14 yüzyıl gerilere giden yanları yeniden diriltmişlerdir. Cezayir, Mısır ve Afganistan gibi ülkelerdeki İslam devimleri de yeniden diriltici hedefleri aramaktadırlar. Benzer bir kutsal geçmiş özlemi Birleşik Devletler ve Afrika’daki Hıristiyan yeniden-doğuş mezhebi gibi başka dinlerde açıktır.

42. Dünyadaki tüm değer dizgeleri içinde, İslam yirminci yüzyılın önde gelen yıkıcı güçlerine—AIDS’i de içermek üzere—en dirençli olanıdır. Tutucu Müslüman ekinlerde fahişeliğin ve bağımlılık yapan uyuşturucuların kullanımının düşük düzeyleri başka ekinlerle karşılaştırıldığında bugüne dek HIV bulaşma oranlarının ortalamanın altında kalmasına katkıda bulunmuştur. Eğer şeriata daha yakın toplumlar ayrıca insan bağışıklık yetersizliği virüsüne daha uzaksalar, dünyanın geri kalanının buna daha yakından bir bakması gerekmez mi?

43. Modernlikten onu aşmaya çalışmak denli ondan geçmişe geri çekilerek de kaçılabilir. Belki de Müslüman dünya politik gerilimlerine ve ekonomik yıkımlarına postmodern çözümler arayarak, batılılaşmanın olumsuz yanlarının kurbanı olmaksızın küreselleşmenin olumlu yanlarının peşine düşerek bu yolu araştırmalıdır.
 

EKİNİN EYTİŞİMİ

44. Batı Liberal demokrasisi toplumların açıklıktan, yönetsel sorumluluktan, halksal katılımdan ve yüksek ekonomik üretkenlikten yararlanmasını sağlamıştır, ama Batı çoğulculuğu ırkçılık, faşizm, sömürü ve soykırım için bir üreme zemini de olmuştur. Eğer tarih enson politik düzene ulaşmada sonlanacaksa, bu Batının insan doğasındaki en iyi yanı nasıl en üst düzeye çıkaracağı üzerine iletisinden daha çoğunu gerektirir. İnsanlık ayrıca—alkol bağımlılığından ırkçılığa, özdekçilikten Nazizme, uyuşturucu düşkünlüğünden entellektüellerin uyuşturucusu olarak Marksizme—insan doğasının en kötü yanını nasıl denetim altına alacağı konusunda İslam’a da danışmalıdır.

45. Demokratik ilkeler ve insanca ilkeler ayırdedilmelidir. Aileyi sağlamlaştırma, toplumsal şiddetten güvenlik ve dinsel kurumların göreli olarak ırkçı-olmayan doğaları da aralarında olmak üzere, kimi insanca ilkelerde Müslüman dünya Batının önünde olabilir.

46. Türkiye insanca ilkeler ile demokratik ilkeleri dengeleme ikileminin asal bir örneğidir. Barış zamanlarında, Osmanlı İmparatorluğu dinsel azınlıklara davranışında 1923’ten sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün batılılaştırıcı etkisi altındaki Türkiye Cumhuriyeti’nden daha insanca idi. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti dereceli olarak ekinsel bir benzeştirme politikasına doğru yöneldi. Osmanlı İmparatorluğu Kürt dilini hoşgörürken, Türkiye Cumhuriyeti uzunca bir süre boyunca kullanımı yasakladı. Savaşta değilken, imparatorluk Türkiye Cumhuriyeti’nden daha insanca, ama daha az demokratik idi.

47. Temelde, demokrasi kişinin egemenlerini seçmesi için bir dizgedir; insanca yönetim yurttaşları ele almak için bir dizgedir. Osmanlı yönetimi en iyi biçiminde insanca bir yönetimdi; Türkiye Cumhuriyeti en iyi koşullarda demokratik değerler için bir arayış olmuştur. Yirminci yüzyılın son yıllarında, Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun daha büyük insancalığı ile Cumhuriyetin daha büyük demokrasisini uzlaştırma işine girişebilir.

48. Ülkedeki güncel İslamik yeniden-diriliş Türk laikliğini başlatmış olan Kemalist devrimin temel bir yeniden gözden geçirilmesinin başlangıcı olabilir. İngiltere’de VIII. Henry’den bu yana, bir teokrasi demokratikleştirilmiştir. Türkiye’de bir demokrasi teokratikleştirilemez mi? Türk ordusunun onu durdurma çabalarına karşın, ülkede İslamik yeniden-dirilişçilik için seçmen desteği büyümektedir. Generallerin politik baskısı altında İslamcı Refah Partisi’nin önderi Başbakan Necmettin Erbakan’ın Hazirandaki istifasına karşın laikliğin geriye itilebileceği konusunda artan spekülasyonlar yapılmıştır. Bununla birlikte, Erbakan’ın Kemalist devrimdeki yazgısı Mikhail Gorbachev ya da Boris Yeltsin’in Leninist devrimde oynadığı rolü oynamak mıdır? Yoksa Erbakan bir değişim habercisi midir? Emin olmak için çok erkendir. Tarihin eytişimi insan deneyimindeki göreliliğin daha geniş dizemleri içersinde ekinin eytişimi ile söyleşisini sürdürmektedir.



1 Rushdie’nin durmunu İslam toplumunun baskıcı doğasının kanıtı olarak alıntılamada, Batılılar İranlı Ayetullah Humeyni’nin Rushdie’yi kafirlik ve dinden dönmekle suçlayan ve yokluğunda ölüm cezasına çarptıran 1989 fetvasını ya da yasal kararını gösterirler. Bununla birlikte, İran Rushide için ölüm cezası çıkaran tek Müslüman ülkeydi. Bengladeş Rushdie’nin cezasının, eğer tanıtlanırsa, en ağır suçlardan biri olduğunu, ama suçunun saptanması için bir Müslüman ülkede yargılanması gerektiğini söyledi. Kitabın kafirce olduğu konusunda geniş bir uylaşım vardır (Vatikan bile öyle olduğunda anlaşır), ama İran fetva konusunda yalnız başına durmaktadır.

2 Carl Bernstein, Howard Fast, Erica Jong, ve Peter Maas gibi Amerikan yazarları hem gizli hem de açık sansürden söz etmişlerdir; bkz. Midge Decter, "The Rushdiad," Commentary, vol. 87, no. 6 (June 1989), pp. 20-21. 

3 Bkz. Leonard Binder, Islamic Liberalism: A Critique of Development Ideologies, Chicago: University of Chicago Press, 1988, özellikle Chapter 9, "Conclusion: The Prospects for Liberal Government in the Middle East," pp. 336-60. 

4 Başka pekçok din ve uygarlık gibi, İslam yüzyıllar boyunca köle iyelik ve tecimine izin verdi. Ama Müslümanlar arasında kölelik ırk konusunda hemen hemen yansızdı. Irksal olarak kutupsallaşmış Atlantik tecim dizgesi ile karşılık içinde—beyaz efendiler, siyah köleler—, İslam dünyasında köleler beyaz, siyah, kahverengi ya da başka renklerde olabilirdi, tıpkı efendiler gibi. Dahası, Müslümanlar arasında kölelik toplumsal olarak yükselmeye büyük ölçüde izin veriyordu. Hem Müslüman Hindistan hem de Müslüman Mısır köle hanedanları yarattılar: Mısır’ın Memlük yöneticileri olan eski köleler ülkeye 1250’den 1517’ye dek egemen oldular.

5 Fildişi Sahili’ndeki araştırmacılar tarafından Afrika’daki Müslüman ülkeler üzerine yapılan incelemeler Müslüman olmayanların yaklaşık yarısı kadar Müslümana HIV bulaşabileceğini göstermiştir. Bkz. Catherine Tastemain ve Peter Coles, "Can a Culture Stop AIDS in its Tracks?" New Scientist (London), vol. 139, no. 1890

 


Yükleme tarihi: 26/10/1999............© Haluk Akkaya 1999