1. İSLAM’IN
DOĞASI
2. EĞİTİM,
YASA, FELSEFE, VE BİLİM
3. YAZIN,
SANAT, VE MÜZİK
4. İSLAM VE BATI
————————————————————————
4. İSLAM VE BATI
İSLAM uygarlığı çevresindeki ekinlerden büyük ölçüde
ödünç aldı, ama özümseyemeyeceği hiçbirşeyi kabul etmemeye çalıştı. Özgünlüğü
yabancı düşünceleri kendi öz gereksinimlerine uyarlama, uyarlanamayanları
yadsıma, ve ödünç aldığı herşeyi kendi öz bireşiminde yeniden yaratma yeteneğinden
oluşur. Sekizinci yüzyıldan onbirinci yüzyıla dek İslam ekininde büyük
bir birlik ve yüksek bir uygarlık düzeyi sürdürdü, anlıksal başarımlarında
parlak, ekonomik etkinliğinde varsıldı, ve din, yasa, ve Arap dili tarafından
sapasağlam birleştirildi. Bu dönem sırasında İslam hayranlık verici ölçüde
alıcı, esnek ve hoşgörülü kaldı. Bu altın çağı izleyen çarpıcı düşüş bir
dizi nedene bağlıdır. Onbirinci yüzyılın ortalarında daha sonra Müslümanlığa
dönen geri Selçuk Türkleri Bağdad’ı ve Yakın Doğunun çoğunu aldılar.
Selçuk yetkeleri ortodoks Müslüman tanrıbilimcilerle anlaşmayan herşeye
karşı baskıcıydılar; ortodoksluğun düşünce özgürlüğüne karşı uzun ve acı
kavgasında ortodokslar şimdi en sonunda üstünlüğü kazandılar. Aynı zamanda
Selçuklular düzeni de sürdüremediler; seyrek olarak güçlü ve aydınlanmış
bir egemen tarafından bastırılan sürekli başkaldırılar ve genel anarşi
sonuçta yıkım, nüfus azalması ve durgunluk getirdi. Müslüman uygarlık onbirinci
yüzyıldan başlayarak daha önce Roma İmparatorluğunun beşinci yüzyılda karşılaştığı
gibi daha aşağı ekinlerin denetimi altına girmişti. Yalnızca Kuzey Afrika
ve İspanya’da İslamik ilmin eski ışıkları henüz parlak olarak yanıyordu.
Selçuklulardan sonra, ve çok daha yokedici olarak, onüçüncü yüzyılda Moğollar
geldi. Selçukluların Yakın Doğuda ekinsel gelişimi yavaşlatmış olmalarına
karşın, Moğollar onu hemen hemen bütünüyle silip süpürdüler. Onüçüncü yüzyıldan
sonra, Müslüman geleneğin biricik önemli özekleri Hindistan, İran, Mısır
ve İspanya idi, ve bu alanlarda onüçüncü yüzyılın ortalarından sonra daha
az dramatik ama sürekli bir düşüş süreci kendini gösterdi.
İslam ekininin büyük yüzyılları, sekizinci ve onbirinci yüzyıllar, Latin
Hıristiyanlıkta gerilik yüzyıllarıydılar. Müslümanlar Yunanlıların felsefe,
bilim ve müziklerini saklayıp onlara eklemeler yaptılar, ve kendi özgün
sanat ve müziklerini yarattılar. Onuncu ve onbirinci yüzyıllarda yeniden
toparlanmakta olan Latin Batı öğrenmek ve öykünmek için tüm bunlara döndü.
Latin Hıristiyanlar onuncu yüzyılda İslam dünyasını ziyaret etmeye başladılar
ve onbirinci yüzyılda İspanya ve Sicilya’dan Yunan ve Arap yapıtlarının
çevirilerinin bir akımı başladı. Onüçüncü yüzyılda Latin Hıristiyanlar
Yunan felsefesinin ve biliminin büyük çalışmalarının çoğunu bunların Müslüman
ve Yahudi yorumcularıyla birlikte biliyorlardı.34
Bir sonuç olarak, hemen hemen tüm büyük Hıristiyan filozoflar
ve bilimciler Müslüman yazarların belirgin etkisini gösterirler. Aynı zamanda,
Müslüman yazını, sanatı ve müziği de Batıyı etkiledi. Müslüman yazından
troubadourlar,
trouvëreler ve minnesingerlerin yalnızca temalarının bir
bölümü değil, ama yaşam ve sevgi üzerine görüşleri de geldi.35
Müzikte Batının İslama borçlu olduğu şeyler arasında
ut, davul ve başka müzik aletleri, şefin çubuğu ve kuramsal akustik üzerine
birşeyler, ses uyumu için tellerin uzunluklarını ölçme düşüncesi (özellikle
ut ve rebekte), ve belki de uyum ve ölçülü müzik düşünceleri vardı. Son
olarak, sanat ve zanaatçılıkta Batı belli bir ölçüde İslamdan kale mazgalını,
bir kalenin ya da kasaba duvarının tepesinde sürekli savunma olanağı veren
balkonu, sivri uçlu takların, kaburgalı tonozların, küme sütunların ve
gömülü direklerin ve çok-yapraklı takların kullanımını, mimari yüzeylerin
basık kabartmalarla örtülmesini, yazıtların süsleme olarak kullanımını,
pencerelerde hem levha hem de hem de çubuk süslemelerin ve vitrayların
kullanımını, Siena Katedrali’nde olduğu gibi koyu ve açık mermer
şeritlerin kullanımını, ve dokumalar, cam, çini, metal ve deri işleri için
bir desenler çokluğunu aldı.
Batı üzerindeki İslamik etkinin bütün öyküsü çok geniştir.
Yer darlığı tam bir tartışmayı engellemektedir, ama bu etkinin düzeyi en
azından İngiliz diline Arapça’dan gelen sözcüklerin rasgele bir listesi
tarafından örneklenebilir: chemistry, alcohol, alkali, alembic, elixir,
nadir, zenith, cipher, zero, algebra, root, almanac, cupola, camphor, orange,
lemon, syrup, lute, guitar, coffee, lilac, sumach, jasmine, saffron, muslin,
damask, satin, admiral, arsenal, tariff, ginger, rice, cotton, artichoke,
ream ve son olarak sherbet, julep, candy, ve sofa.
34Onbirinci ve onüçüncü
yüzyıllar arasında Yunan ve Arap felsefi ve bilimsel çalışmalarının Latince’ye
çevrilmesi üzerine daha tam bir açıklama Batıda ortaçağ bilimi üzerine
daha sonraki bir bölümde verilecektir. GERİ35İslam
şiirinin troubadourlar üzerindeki etkileri için bkz. G. von Grunebaum,
‘‘The Arab contribution to troubadour poetry,’’ Bulletin of the Iranian
Institute (1946); troubadourlar üzerine olanaklı Arap etkileri
üzerine yazılar burada özetlenemeyecek denli geniştir. GERİ