__Şiddet — Aziz Yardımlı (2006)
 

Şiddet
AZİZ YARDIMLI (2006)

 

"Şiddet" semantik olarak bedensel incitme ya da zarar için uygulanan fiziksel güçtür. mantıksal olarak, bir İstencin başka İstenci fiziksel zor yoluyla belirlemesidir.

İstenç genel olarak (ya da Kavramında) özgürdür, ve yine genel olarak bu özgürlük (sonsuzluk) uğruna her karşıtlığı olumsuzlama ve onu 'benim' yapma hakkı vardır.

Ancak özgür insan dürtüsel şiddet uygulamaktan bağışıktır, çünkü Özgür İstenç kendinin bilincini yitiren bir itki ya da dürtü değil, ama başka İstençleri de kendisi gibi özgür İstençler olarak tanıyan özbilinçli İstençtir. Bu düzeye dek, özgürlüğünün bilincinde olmayan istenç başka istençler ile ilişkisinde ya boyun eğdirme ya da boyun eğme belirleniminde kalır. Ve bu düzeye dek Şiddet özgürlükten yoksun törelliğin özsel bileşeni olarak kalır: Özgürlük bilincinin yokluğunda törel ilişkiler, tüm dinginlik görünüşüne karşın, gerçekte boyun eğme ve boyun eğdirme biçimlerindedir. Şiddet barbarlığın birincil bileşenidir.

Dürtüsel Şiddet İstencin yitirilmesi ve böylece insanın insanlığını yitirmesidir. Ama insanın buna hakkı yoktur. Kendini insan-altı bir duruma düşürmemelidir. Şiddet bu düzeye dek genel olarak haksızlıktır ve bu haksızlığın ortadan kaldırılması cezalandırılmasıdır.

Evrensel Özgürlük bilincinden yoksun tüm toplumlarda Şiddet törel yaşamın zorunlu bir bileşenidir. Böyle özgür olmayan toplumlarda her bir birey kendi kültürünün özbilinci olarak dünyasını özgürlükten yoksunluk kipinde algılar ve Baskı, Zor, Şiddet olanağı sürekli olarak ve bilinçsizce işler. Birey Güce bilinçsizce boyun eğer ve onu bilinçsizce uygular, işlerin durumunun başka türlü olabileceğini düşünmez. .

Tüm insanların özgür doğruklarının bilinci ilk kez Avrupa’da kazanılmıştır. İlkenin insan bilincine ilk kez girmesi ilkenin dolaysızca ve evrensel olarak edimselleşmesi değildir. İlkenin bütün bir toplumun özbilincine yayılması yüzyılları gerektiren bir süreçtir. Özgürleşme süreci barbarlığın ancak aşamalı olarak ortadan kalktığı bir uygarlaşma sürecidir.

Doğuda bu Özgürlük bilinci hiçbir zaman doğmamıştır ve bugün de toplumsal bilinç biçimi değildir. Doğu tini her zaman Despotun egemenliğini tanımıştır ve bugün Kazakistan’dan Çin’e, Hindistan’dan İran’a, Irak’a milyarların politik kültürleri bir boyuneğme ve şiddet kültürüdür. Tarihsel olarak Batı tininin süreklisine ait olan Osmanlı tini (Rum, Roma) özgürleşme ve modernleşme sürecine Batı ile aşağı yukarı aynı zamanda girmiştir. Osmanlı modernleşmesinin politik sonucu ilkesi özgür istencin (genel istencin) egemenliği olan modern bir devlettir. Modern Yurttaş Toplumunda Devlet saltık olarak özgür olan, özgürlüklerini ussal olarak kavrayan ve edimselleştiren yurttaşların genel istencidir. Bu düzeye dek modern Yurttaş Toplumu ilkede Şiddeti bütünüyle dışlar ve edimselliğini bu ilkesine uygun bir biçime doğru geliştirir.

Avrupa'nın modernleşme ve yasa egemenliğne geçiş sürecindeki şiddetin yeğinliği ortaçağlar Avrupasının kendisinin açık bir şiddet ve zor rejimi olan feodalizm olmasına bağlıdır. Bu bir yandan ulusların kavgaları olarak, öte yandan sınıf kavgası olarak, dış ve iç savaş olarak yaşanan şiddet sürecidir.

Doğa Durumu özsel olarak gücün hak olduğu bir durumdur, hakkın güç olduğu Uygar Durum değil. Buna göre insanlık tarihi özsel olarak barbar doğa durumundan uygar toplumsal duruma geçişin tarihidir. İnsanın gerçek varoluşu bir bilgi, barış ve güzellik varoluşudur. Doğa durumu bu insan gizilliklerinin henüz edimselleşmemiş oldukları durumdur. Tüm biçimlerinde Haksızlık ancak zor ve şiddet temelinde sürebilir. Bu düzeye dek nerede Şiddet varsa, bu orada Hakkın egemen olmadığının göstergesidir.

Ancak insanın uygarlaşabilme yeteneği karşısında şiddetin insan varoluşundan yitmesinden söz edilebilir. Bu gerçekleşmedikçe, insan olması gerektiği şey olmadıkça, şiddet en barışçıl görünen toplumlarda bile bir gizillik olarak, bir olanak olarak varolur. Bu düzeye dek, bugün bütün bir yerküre henüz insan tarafından cehenneme çevrilebilmenin eşiğinde durur. Ancak yasa, genel istencin gücü, bu edimselleşmeyi durdurabilmektedir. Aslında usun bu gücüne karşın bu olanak sık sık edimselleşmektedir, ve uygar insan bile henüz yeterince uygar değildir ve içsel barbarlığı büyük ölçüde ancak dışsal denetimin gözdağı ile bastırılmaktadır. Giderek bu ilksel barbarlık dünyanın sayısız bölgesinde sürekli bir şiddet durumu olarak bütünüyle görünürdedir. Ancak insanın eğitilebilme olanağı karşısında eğitilmeden söz edebiliriz. Ve ancak bir doğa varlığı olan dürtüsel düşüncesiz insan özgürlüğe ve uygar bir törel karaktere eğitilebildiği zaman bu cehennem ortadan kalkıp tarih olabilir.

* * *

Şiddet İstencin kendini başka İstençler üzerinde fiziksel zor yoluyla geçerli kılmasıdır. Buna göre Efendinin varlığı kendinde Şiddetin varlığı iken, boyun eğen Kölenin varlığı ise kendinde Korkunun varlığıdır. Modern Yurttaş Toplumu kavramı Şiddet içermez. Reel toplumun özgür Yurttaş kavramından uzaklaşması ölçüsünde onda görünen Şiddet ona köken olan geleneksel ya da feodal kültürün bir artığıdır. İnsanın Doğa Durmundan Uygar Duruma doğru geliştmesi Şiddetten uzaklaşma ile doğru orantılıdır. Modern Yurttaş Toplumunda Şiddet dizgenin işleyişinde hiçbir biçimde etmen değildir, çünkü Yurttaş Toplumu özgür sözleşmeler ve anlaşmalar zemininde işleyen bir törellik dizgesidir. Orada Güç genel istenç olduğu düzeye dek, bireyin kendi istenci olduğu düzeye dek bir Güç değildir. Politik Güç kavramının kendisi ancak ve ancak politik olmayan, yasal olmayan, haklı olmayan kaba güç karşısında bir Güç olarak belirlenir.

Şiddetin zarar veren sadırganlık olduğunu söylemek onu betimlemektir, onun tanımı ya da tasarımıdır, Kavramı değil. Bu analitik betimlemenin içine Şiddetin bedensel zarar içermesi ve giderek yokedici olması, modern teknoloji tarafından evrensel olarak tehlikeli boyutlara yükselmesi, rasgele, bireysel ya da örgütlü olması gibi belirlenimler de düşer. Şiddet bir İstencin bir başka İstenci ona zarar verme yoluyla kendi gücü altına almasıdır.

Şiddetin nesnesi genel olarak Tindir, Doğa değil. İnsanın Doğaya karşı yokedici davranışı moral bir imlem taşımaz. Ağaçlar için ağıtlar yazan modern Panteizm sık sık kendini doğa sevgisinden çok insanı doğa-altı, hayvan-altı duruma indirgeyen bir insan nefreti olarak gösterir. Doğa insan içindir. Ama gene de Doğaya karşı vandalizm bir vandalizmdir.

Şiddetin bir İstenç anlatımı olması ölçüsünde, ve Doğanın İstençsiz olması ölçüsünde, Doğa nesnelerinin birbirlerine Şiddet uygulamaları gibi bir düşünce bir düşünce değil ama bir düşlem olduğunu gösterir (Örneğin bitki köklerinin toprağa Şiddet uygulamaları vb. gibi).

 

A. ŞİDDETİN RUHBİLİMSEL YANI
Süperego bir tür Şiddet-İstenci gibidir ve bütününde sağlıklı, ussal değil ama patolojiktir. Süperego ben-ideali olarak dışarıya karşı şu ya da bu derecede yokedici bir tutumdur ve şiddet süperegodan kaynaklandığı düzeye dek bilinçsiz Şiddettir.

1. Şiddetin ruhbilimsel anlatımı ya da davranışsal belirişi Saldırganlıktır. Freud'un Ölüm İçgüdüsü ile de özdeşleştirdiği Süperegonun dürtüsel (bilinçsiz) saldırganlığı özsel olarak bir Nefret kaynağı olan bilinçsiz, baskılanmış içerik tarafından başlatılır. Suçlayıcılık ya da Cezalandırıcılık bu içeriğin kendini gösterme biçimidir. Ruhçözümleme bağlamında içe ya da dışa yönelik cezalandırıcılık eğilimi Cezanın moral bir belirlenim olması zemininde Süperegoya moral bir işlev yüklüyor görünür. Ama . Süperego Duyunca yalnızca andırımlıdır; Süperego haz-acı temelinde işleyen, dolayısıyla özgür olmayan bir ruhsal süreçtir. Duyunç saltık olarak özgür, ussal düşünme temelinde işlev görürken, Süperego kördür. (Cezanın Türe olarak değil ama Öç olarak uygulanması süperegodan bağımsız bir dürtüsellik ya da duyunçsuzluk, bir tür hayvanlıktır.) İstençli ya da duyunçlu Şiddetin tersine, dürtüsel saldırganlık ve şiddet duyunçsuz ve düşüncesizdir (hayvansaldır). Dürtüsel şiddetin bilinçsizliği insanı moral sorumluluktan bağışık kılmaz: İnsanın hayvan olma hakkı yoktur. (Eros Yaşam İçgüdüsüü olarak uygarlaştırıcı iken, aynı Eros yoketme içgüdüsü olarak barbarlaştırıcıdır).

Robespierre'in "Erdem Terörsüz olmaz" anlayışı Süperegonun moral andırımının ve saldırganlık işlevinin birliğinin bir anlatımıdır. Robespierre Erdemin kendinde Türe (Adalet) olduğunu gözden kaçırır.

Şiddetin yalnızca fiziksel varlığa sınırlı olmadığı ve insan onurunun, değerinin, duyarlığının incinme ve zarar görme nesnesi olabileceği düzeye dek, ruhbilimsel Şiddetten söz edebiliriz.

2) Şiddetin ruhbilimsel sonucu Yaralanma (Travma) olarak anlatılır. Yaralanma baskılanmış Acı ve Korkudur, ve Şiddete uğrayan birey için o tikel şiddet durumunun bilinçsiz anısı yine bilinçsiz bir engelleme, bir yasak, bir sınır oluşturur. (Korku kendinde boyuneğmedir; ya da kendini saldırganlığa çevirir ve yokedicilik olarak, Şiddet olarak anlatım kazanır).

Terör Şiddetin uç biçimi olarak yoketmeyi değil, ama yoketme gözdağı yoluyla karşıt İstenci kırmayı ve bastırmayı ve kendi İstencinin tanınmasını amaçlar (örneğin Japonya üzerindeki Atom Bombaları, Dresden'in Bombalanması). ( Şiddetin ussallaştırılması ya da aklanması bir süperego işlevidir. Bu süperegonun bir tersine dönüşü olarak görülebilir, çünkü normal olarak süperego aklamaz ama karalar.)

"A recent extensive survey from a Catholic country found 75 per cent of parents, more often the mothers, admitting to hitting their children." Bu olgu ebeveynlerin dürtüsel eğilimlere yenik düştüklerini, henüz tam moral varlıklar, duyunçlu insanlar olmadıklarını gösterir. Başka bir deyişle, Özgür Bireyler olmadıklarını, henüz Duyunç Özgürlüğünü kazanmadıklarını gösterir. Ruhsal baskının vargısı genel olarak Saldırganlıktır.

3) Dürtüsel (süperego) kökenli Şiddet baskılanan kültüre özgüdür ve İstencin, Duyuncun, genel olarak Özgürlüğün bastırılması ile orantılı olarak yeğindir. Özgür İstenç dürtüsel Şiddet uygulamaz, ve Şiddeti (savaş, ceza) bilinçli olarak uygular.

A2. Şiddet Doğa Durumuna özgüdür. Doğa durumu düşünmeyen, duyunçsuz, ahlaksız durumdur, ve hiçbir biçimde insanlık durumu değildir. İnsan ilkel, en doğal durumunda bile eğer insansa, herhangi bir kültürel davranışı, edimi, düşüncesi olduğu düzeye dek insandır. Kavramsal olarak düşündüğümüzde, insanın durumu Doğanin değil ama Tinin durumudur. Şiddet bir isteği insana özgü düşünce yoluyla değil, ama hayvana özgü bedensel acı duygusu yoluya dayatma edimidir. Kaba Gücün, Zorun, Şiddetin bir iletişim ve etkileşim ortamı olması ussal insana özgü değildir. Şiddetin bilinçli bir amacı varsa, bir İstencin sonucu ise kültürel bir imlemi de vardır. Ve bu düzeye dek Şiddetin kendisi tinseldir, doğal değil. Doğa Şiddet uygulamaz.

A3. Şiddete Şiddetle karşılık vermek bir tür kısastır. Barışçıl bir insana fiziksel Şiddet uygulamak insan olma niteliğini, Usunu bütünüyle yitirmektir, bir tür çılgınlıktır. Bu durumda İsa'nın yaptığı gibi öteki yanağı da uzatmak gerekir, çünkü karşımızdaki insanlığını yitirmiş bir insandır ve ancak bu sevgi davranışı onu insanlığına geri döndürebilir. Ona iki tokatla yanıt vermek saldırganla aynı hayvansal durumu paylaşmaktan başka birşey değildir.

B. İSTENÇ. İstenç Özgürdür, öylesine özsel olarak ki, eğer bir İstenç özgür değilse bir İstenç değildir. İstencin bu özsel Özgürlüğü sürekli olarak başkasını, onun için bir yabancı ve sınır olanı, onu olumsuzlayanı ortadan kaldırma eğilimi olarak anlatım bulur. İstenç sonsuz olmalıdır çünkü özgürdür, ve nesnesinde kendini bulmalı, hiçbirşey onun için bir sınır ya da başkası olmamalıdır. (İstenç mantıksal olarak bir kendi-için-varlıktır ki, belirli-Varlığı tüm başkalıkta yalnızca kendi ile ilişki içinde olmaktır.) İstencin özgür olduğunu belirtmek, "özgür İstenç" demek bu nedenle salt bir genelemedir (örneğin "uzamlı cisim" gibi), ve yalnızca İstencin bu kendi doğası ile bağını belirtik kılmaya hizmet eder.

 

C. ŞİDDET KAVRAMI
1. Şiddeti kavramak onu çıkarsamak, daha açık olarak onu en yakın kavramlar ile bağıntılamaktır. Burada temel olarak bağlantılı belirlenimler İstenç, Güç, Zor kavramlarıdır. Güç, Zor ve Şiddet tümü de boyuneğdirmeyi amaçlar. Fiziksel olarak yoketmenin (öldürmek) ancak yokedilme gözdağı karşısında geçerli olduğu düzeye dek, Ceza olarak yoketmenin moral bir imlemi yoktur.

2. Şiddet ilk olarak İstencin başka İstenç ile karşıtlığını ilgilendirir. Şiddet İstencin kendini kabul ettirmek için, kendisi olarak tanınmak için, böylece Özgürlüğünü ve dolayısıyla Varlığını yitirmemek için ortaya koyduğu saldırganlık Eylemidir. Şiddet Gücü, istencin saltık olarak tanınmasını önceler.

Eylem ahlaksaldır (ahlaklı olmayabilir). Eylem bu belirlenim altında Amaç olarak İstencin Doğa üzerinde cisimselleşmesini olmaktan çok Amaç olarak Tin alanında bir değişim yaratır. İstenç Özgürlüğü Eylemin ahlaksal niteliğinden sorumludur: Eylemin özsel olarak moral bir belirlenim olması Duyunç tarafından belirleniyor olması demektir. Bu onun ona tüzel ve törel imlem kazandıran özselliğidir. Doğa üzerindeki eylem istenç için biçimseldir, ve bir İstençler düzleminde yer almadığı ölçüde moral olarak ilgisizdir.

3) Demokraside, genel istencin egemenliğinin kabul edildiği politik bütünde Şiddet gereksizdir ve içerilmez. Tanım gereği, Demokraside tüm Yurttaşlar genel istenci tanırlar. Ancak bu politik bütünü tanımayan istence karşı ve bütünün kendisi için bir gözdağı olduğu ölçüde Zor ya da Şiddet uygulanır. Devletin meşru Şiddeti tekelinde bulundurduğu görüşü Devleti yalnızca Yasayı tanımayan marjinal istenç ile (suçluluk ile) karşıtlık içinde görür.

Demokrasi dışa doğru Şiddet uygular (Atina Demokrasisi vb.).

Rusya ve Çin'de ve başka Toplumcu girişimlerde ve deneyimlerde Zorun ve Şiddetin sürekli bir etmen olarak içerilmesi (diktatörlük) bu kültürlerin Özgürlük Bilincini kazanamamış olmalarına, moden Yurttaş Toplumu olmamalarına, Devletin Genel İstenç olmamasına bağlıdır. Tiranlığın ya da Diktatörlüğün İstenci Halkın İstenci değil ama Halkın Boyuneğmesidir ve boyuneğmenin içselleştirilememesi nedeniyle Zor ve Şiddet süreklidir..

Demokraside eğitimli, özgür ve dolayısıyla erdemli Halkın İstenci gerçek, direnilmez, ezilemez Güçtür ve Yurttaş Toplumunun tüm belirlenimleri (Mülkiyet, Anamal, Paylaşım) bu İstencin daha öte belirlenimleridir.

4) Feodalizm bir zor ve şidet rejimidir, çünkü bir Yasasızlık, Türesizlik, Devletsizlik kültürüdür, ve Avrupa'nın orta çağlarının politik niteliğidir. Modern Yurttaş Kavramı Serfin ve Lordun ortadan kalkışını imler. Modern Yurttaş Kavramı politik eşitlik imler. "Modern" Yurttaş dememizin nedeni Yurttaşın İstencinin Yasamacı olması ve böylece Devlet ile bir olması olgusuna bağlıdır. Yine Kavramsal olarak ilerlersek, Demokrasi ya da Halk Egemenliği Yasamanın Yurttaş İstencinin temsili yoluyla belirlenmesidir. Demokrasinin Evrensel İstencin Özgürce belirlenmesi olması ölçüsünde Demokrasi Şiddet olmaksızın yönetimdir. Demokraside Politik Güç halkın İstencidir ve dolayısıyla Halkın kendisine karşı bir Güç değildir. Demokrasinin kendi içerisinde Zor ve Şiddet ancak Yasanın çiğnenmesi olarak Suç durumunda zorunlu olur. Devletin Şiddeti tekelinde bulundurması Tiranlık değil, tam tersine Yurttaşın İstencinin işlemesi için güvencedir; çünkü Demokraside Devlet Yurttaşın İstenci ile birdir ve Özgürlüktür.

C. GÜÇ KAVRAMI
1 . Güç İstenç üzerindeki İstençtir. İstencin Güçsüzlük tarafından tanınmışlığını ve böylece Güçsüzlük payına bir Özgürlük yitimini anlatır. Nerede Güç varsa, orada Boyuneğme vardır.

Nietzsche'nin Güç İstenci (Der Willen zur Macht) sık sık normalleştirilmeye çalışılmış olsa da, başka bireyler üzerinde egemen olma eğilimini imler ve Nietzsche payına keyfi bir kurgu değil, ama özgürlük bilincinden yoksun istencin vargısıdır. İstenç genel olarak (ya da Kavramında) özgürdür, ve her karşıtlığı olumsuzlama hakkı vardır. Nietzsche'nin güç-istenci tikel istencin (Özenç, Willkür, arbitrary will) evrenselleşme isteğinin anlatımıdır, ve nesnesi olarak "Sürü"yü alır.

2. Politik Güç. Yasama, Yürütme ve Yargı Güçleri genel İstencin tikelleşmeleridir ve tümü de evrensel İstencin tikel İstenç üzerindeki egemenliğini anlatırlar. İstenç ancak ve ancak Yasa onun kendisinin anlatımı olmadığı ölçüde Güç ile karşıtlık ilişkisine girer ve boyun eğme durumuna düşer.

3. Savaş ve Güç. Savaş bir Devletin (genel istenç) başka bir Devlet üzerinde kendi İstencini kabul ettirmek için uyguladığı Şiddettir. Boyuneğme sağlanır sağlanmaz Şiddet gereksizleşir.

Michel Foucault'nun anlatımı, "Power is everywhere ... because it comes from everywhere" (Aldrich, Robert and Wotherspoon, Gary (Eds.), 2001), aşırı genelliği nedeniyle belirli hiçbirşey anlatmaz (Schopenhauer'in düşüncesine yakın).

Yetke Gücün haklı olarak uygulanmasıdır.
Politik Güç tikel istencin evrensel olarak tanınmasıdır.

ROUSSEAU, TOPLUMSAL SÖZLEŞME, KİTAP BİR, BÖLÜM III,
EN GÜÇLÜNÜN HAKKI
"En güçlü olan gücünü hakka ve boyuneğmeyi ödeve dönüştürmedikçe, hiçbir zaman her zaman efendi olmaya yetecek denli güçlü değildir. ... Zor fiziksel bir güçtür; ve hangi ahlakın onun bir sonucu olabileceğini anlamıyorum. Zora boyun eğmek bir zorunluk edimidir, bir istenç edimi değil; en çoğundan bir sağgörü edimidir. Hangi anlamda bir ödev olabilir?"

D. ZOR
1)
Politik Güç (demokraside) gönüllü olarak kabul edilirken, Zor ise Gücü yadsıyan İstence boyun eğdirme aracıdır.
2). Zor bireyin İstencine karşı Şiddeti de içerebilen bir edimdir. Köleye karşı Zor uygulamak gereksizdir, çünkü Köle tanımı gereği istenci kendisine ait olmayan insandır.

3) Özgür insana Zor uygulamak onu özgür olarak, böylece bir Kişi olarak tanımamaktır.

E. BOYUNEĞME
Kendi istencinden vazgeçerek yabancı istenci kabul etmek. Bu durum özgürlüğün yitimi, insan onur ve değerinin yitimidir.

Gelenek. Geleneğin ussal temeli yoktur ve salt "geldiği" için onaylanır, içselleştirilir. Gelenek bu sorgulanmamışlık nedeniyle ussal değildir. Ussal bir istenç isteğe aykırı olsa bile gönüllü olarak kabul edilebilir. Ama Boşinancın dayatması hiçbir biçimde ussal olamayacağı için ancak Zor ve Boyuneğme ile birlikte etkilidir. Boşinanç Özgürlüğü tanımaz. Gelenek her durumda bilgisizlik zeminininde boyuneğmedir ve kendini dayatması ancak Zor yoluyla olanaklıdır.

Teknoloji. ABD'de National Rifle Association şöyle der: ‘Guns don’t kill people, people kill people.’ Bu özsel olarak doğrudur. Ama bu tür silahlar durumunda çocuklar, kaza, dürtüsellik, süperego gibi çok çeşitli etmenler nedeniyle silahların yalnızca bulunuşu bile şiddeti önemli ölçüde yakınlaştırır. Heidegger'in görüşü teknolojiye özerklik, bir tür İstenç yükler, onun insan Usunun, İstencinin denetimi altında olduğunu gözardı eder. (Bilimsiz uygulayımbilim bilgisizliğe bağlı göreli bir denetimsizlik yaratır ve bu makinenin özerkliği gibi görünüyor olabilir.)

 


Previous Previous