G. W. F. Hegel
Mantık Bilimi

Çeviri, Notlar ve Çözümlemeler: Aziz Yardımlı 2000

İstanbul 2002 (c) İdea Yayınevi

G. W. F. Hegel
Wissenschaft der Logik
[1812; 1831]

BİRİNCİ BÖLÜM
Nesnel Mantık

Giriş
Mantığın Genel Bölümlenişi

ERSTER TEIL
Die Objektive Logik
Einleitung
Allgemeiner Einteilung der Logik

74. Bu bilimin Kavramı üzerine ve aklanmasının nereye düştüğü üzerine söylenmiş olanlardan buradaki genel Bölümlemenin yalnızca geçici olabileceği, bir bakıma yalnızca yazarın bilimle daha şimdiden tanışık olması ve buna göre burada Kavramın kendi gelişiminde belirleyecek olduğu ana ayrımları önceden anlatısal olarak bildirebilecek bir durumda olması ölçüsünde verilebileceği sonucu çıkar. In dem, was über den Begriff dieser Wissenschaft und wohin seine Rechtfertigung falle, gesagt worden ist, liegt, daß die allgemeine Einteilung hier nur vorläufig sein, gleichsam nur insofern angegeben werden kann, als der Verfasser die Wissenschaft bereits kennt, daher historisch hier zum voraus anzuführen imstande ist, zu welchen Hauptunterschieden sich der Begriff in seiner Entwicklung bestimmen wird.

@Mantık Biliminin Bölümlenişi Kavramı Ya Da Yöntemi İzler.

75. Gene de bölümleme için neyin gerekli olduğunu önceden genel olarak anlaşılır kılabilecek bir girişimde bulunulabilir, üstelik bununla tam anlaşılmasını ve aklanmasını ilkin bilimin içersinde kazanacak olan Yöntemi kullanmak gerekse de. — Öyleyse burada herşeyden önce bölümlemenin Kavram ile bağıntılı ya da daha doğrusu onun kendisinde imleniyor olması gerektiğini varsaydığımızı anımsatmalıyız. Kavram belirsiz değil, ama tersine kendinde belirlidir; ama bölümleme onun bu belirliliğini açınmış olarak anlatır; Kavramın Yargısıdır, ama dışsal olarak alınan herhangi bir nesne üzerine bir yargı değil, tersine Kavramın kendinde yargılanması, e.d. belirlemesidir.

76. Tıpkı Üçgenlerin sınıflandırılmasını sağlayan dik-açılılık, dar-açılılık vb., eş-kenarlık vb. gibi belirlenimlerin üçgenin kendisinin belirliliğinde, e.d. genellikle üçgenin kavramı denilen şeyde yatmaması gibi, yine genelde hayvanın, ya da memelilerin, kuşların vb. kavramı olarak geçerli olan şeyde de onların memelilere, kuşlara vb. ve bu sınıfların daha alt cinslere bölünmesini saptayan belirlenimler bulunmaz.* Böyle belirlenimler başka yerden, görgül sezgiden alınır, ve o sözde kavrama dışardan eklenirler. Bölümlemenin felsefede ele alınışında Kavramın kendisi kendini onların kökenini kapsıyor olarak göstermelidir.



*Bu anlatım ilk bakışta yine belli bir anlaşılma güçlüğü içerir. Hegel Matematiksel bilgi üzerine bu yorumunu ve üçgen örneğini Görüngübilim’e Önsözünde de kullanır. Üçgenin açılarının ya da kenarlarının aralarındaki ilişki üçgenin kavramı tarafından zorunlu olarak belirlenmez ya da ondan çıkarsanamaz. Burada Kant’ın terminolojisini kullanırsak, sentetiktirler ve özneye sonradan eklenirler. Ya da, konuya daha yakın bir deyişle, eytişimsel ya da sözcüğün gerçek anlamında mantıksal değildirler: a priori çıkarsanamazlar. Dışsal bir ‘derin-düşünce’nin üçgen tasarımına eşitlik, eşitsizlik ilişkilerini uygulamasıyla elde edilirler. Buna karşı Kavramın belirlenimleri ise onun kendi eytişiminin ürünleri ya da bu eytişimin kendisidirler.
Doch kann versucht werden, das, was zum Einteilen erforderlich ist, zum voraus im allgemeinen verständlich zu machen, obgleich auch dabei ein Verfahren der Methode in Anspruch genommen werden muß, das seine volle Verständigung und Rechtfertigung erst innerhalb der Wissenschaft erhält. — Zuvörderst also ist zu erinnern, daß hier vorausgesetzt wird, die Einteilung müsse mit dem Begriffe zusammenhängen oder vielmehr in ihm selbst liegen. Der Begriff ist nicht unbestimmt, sondern bestimmt an ihm selbst; die Einteilung aber drückt entwickelt diese seine Bestimmtheit aus; sie ist das Urteil desselben, nicht ein Urteil über irgendeinen äußerlich genommenen Gegenstand, sondern das Urteilen, d. i. Bestimmen des Begriffs an ihm selbst.

Die Rechtwinkligkeit, Spitzwinkligkeit usf., wie die Gleichseitigkeit usf., nach welchen Bestimmungen die Dreiecke eingeteilt werden, liegt nicht in der Bestimmtheit des Dreiecks selbst, d. h. nicht in dem, was der Begriff des Dreiecks genännt zu werden pflegt, ebensowenig als in dem, was für den Begriff des Tieres überhaupt oder des Säugetiers, Vogels usw. [gilt,] die Bestimmungen liegen, nach welchen jenes in Säugetiere, Vögel usw. und diese Klassen in weitere Gattungen eingeteilt werden. Solche Bestimmungen werden anderswoher, aus der empirischen Anschauung aufgenommen; sie treten zu jenem sogenannten Begriffe von außen hinzu. In der philosophischen Behandlung des Einteilens muß der Begriff selbst sich als ihren Ursprung enthaltend zeigen.

@Mantık Bilimimin Varsayımı: Varlık Ve Kavram Birdir.

77. Ama Girişte Mantık Kavramının kendisi onun dışında yatan bir bilimin sonucu olarak bildirilmiş, böylelikle burada aynı yolda bir varsayım olarak alınmıştır. Mantık buna göre kendini arı düşünmenin bilimi olarak belirler ki, ilkesi olarak arı bilmeyi, soyut değil ama tersine somut olarak dirimli birliği alır — bir birlik ki, onda bilinçte kendi için varolan öznel birşey ve böyle varolan ikinci bir şey, nesnel birşey arasındaki karşıtlık üstesinden gelinmiş olarak, ve Varlık kendinde arı Kavram olarak ve arı Kavram gerçek Varlık olarak bilinir.* Böylece bu iki yan Mantıksalda kapsanan iki kıpıdır. Ama bunlar şimdi ayrılmamacasına varolan kıpılar olarak bilinirler, bilinçte olduğu gibi her biri ayrıca kendi başına da varolan kıpılar olarak değil; ama aynı zamanda ayrı olarak (gene de kendi başlarına varolan olarak değil) bilinmeleriyle birlikleri soyut, ölü, devimsiz değil, tersine somuttur.

*Doğal bilinç Mantık Biliminde bütünüyle yeni bir alandadır. Sanki Newton’un saltık uzayındaymış ve tüm yön duygusunu yitirmiş gibidir. Elinden sağlam bir başlangıç ya da kökensel nokta, herşeyi bir düzen içersine getirecek belirli bir ‘öğe’ aramaktan başka birşey gelmez. Mantığı öğrenmenin başlangıcında yaşanan en uzun süreli güçlük mantıkta ‘öğenin’ ne olduğunu saptamayı ya da kavramayı ilgilendirir. Yalıtılmış bir kavram düşünüldüğü zaman düşünce ya analitik bir dışsallığa düşer ve ilerlemesi, çıkarsama yapabilme gücü durdurulur, çünkü bunun için dışsallıktan başka hiçbir olanak yoktur, ve çıkarsama ise dışsal bağıntının tam tersini, Türkçe sözcüğün kendisinin de dolaysızca imlediği gibi bir içsellik bağıntısını anlatır (‘çıkma’ eyleminin kendisi analitik olarak bir ‘iç’ ve bir ‘dış’ı öngerektirir). Ama mantık biliminde bir ‘bilme’ olgusu vardır, ve bilmenin kendisi bir bilinç edimi olarak bir bölünmeyi, bir karşıtlığı imler — kavramı, ve onun nesnesi olan birşeyi. Burada Hegel’in kendisinin de söylediği şey bu karşıtlığın Saltık Bilme kavramı tarafından yenilmiş olduğu, ve bilincin nesnesinin bundan böyle yalnızca kendisi, ‘kendi’nin kategorileri olduğudur. Ama gene de böylece ne olursa olsun başlangıca bir karşıtlık girer, üstelik ‘ortadan kaldırılmış’ ve bir ‘kıpı’ olmuş olsa bile. Bu iki yan, öznel olarak kavram ve nesnel olarak yine kavram bundan böyle herşeyde içerilecektir, kendileri ortadan kaldırılmış olarak tüm süreçte taşınacaklardır. Mantık Bilimi başladığı zaman, ya da Tinin Görüngübilimi sonlandığı zaman, elimizde olan şey ‘tekil’ bir kavram, yalıtılmış bir kavram değil, giderek herhangi bir ‘kavram’ bile değil, ama bütünüyle soyut bir ‘bilme’ kavramı, deyim yerindeyse arı bilinç, nesnesini kendisi ile bir gören bir bilgi edimidir. Dolayısıyla yapabileceğimiz ilk şey bu ‘bilme’ eylemi üzerinde düşünmek, onun eytişimini üretmeye çalışmaktır: Ondan nereye ilereleyebiliriz?
Der Begriff der Logik aber selbst ist in der Einleitung als das Resultat einer jenseits liegenden Wissenschaft, damit hier gleichfalls als eine Voraussetzung angegeben worden. Die Logik bestimmte sich danach als die Wissenschaft des reinen Denkens, die zu ihrem Prinzip das reine Wissen habe, die nicht abstrakte, sondern dadurch konkrete lebendige Einheit, daß in ihr der Gegensatz des Bewußtseins von einem subjektiv für sich Seienden und einem zweiten solchen Seienden, einem Objektiven, als überwunden und das Sein als reiner Begriff an sich selbst und der reine Begriff als das wahrhafte Sein gewußt wird. Dies sind sonach die beiden Momente, welche im Logischen enthalten sind. Aber sie werden nun als untrennbar seiend gewußt, nicht wie im Bewußtsein jedes auch als für sich seiend; dadurch allein, daß sie zugleich als unterschiedene (jedoch nicht für sich seiende) gewußt werden, ist ihre Einheit nicht abstrakt, tot, unbewegend, sondern konkret.
78. Bu birlik aynı zamanda öğe olarak mantıksal ilkeyi oluşturur, öyle ki onda doğrudan bulunan o ayrımın gelişmesi yalnızca bu öğenin içersinde ilerler. Çünkü bölümleme, belirtildiği gibi, Kavramı yargısı, daha şimdiden ona içkin belirlenimin ve dolayısıyla ayrımının ortaya koyulması olduğu için, bu ortaya koymanın yeniden o somut birliğin belirlenimlerine bir çözülmesi olarak anlaşılmaması gerekir — sanki bunlar kendi başlarına geçerliymişler gibi —, çünkü bu burada önceki duruş noktasına, bilincin karşıtlığına boş bir gerileme olacaktır; ama bu karşıtlık yitmiştir; o birlik öğe olarak kalır, ve bölümlemenin o ayrımları ve genel olarak gelişme bundan böyle onun dışına çıkmaz. Böylelikle daha önce (gerçekliğe götüren yolda) kendileri için varolan belirlenimler, örneğin öznellik ve nesnellik ya da giderek düşünme ve varlık ya da kavram ve olgusallık, hangi bakımdan belirlenmiş olurlarsa olsunlar, şimdi gerçeklikleri içinde, e.d. birlikleri içinde, Biçimlere indirgenmişlerdir. Buna göre, ayrımları içinde kendilerinde bütün Kavram olarak kalırlar, ve Kavramın kendisi bölümlemede yalnızca kendi belirlenimleri altında ortaya koyulur. Diese Einheit macht das logische Prinzip zugleich als Element aus, so daß die Entwicklung jenes Unterschiedes, der sogleich in ihm ist, nur innerhalb dieses Elementes vor sich geht. Denn indem die Einteilung, wie gesagt worden, das Urteil des Begriffs, das Setzen der ihm schon immanenten Bestimmung und damit seines Unterschiedes ist, so darf dies Setzen nicht als ein Wiederauflösen jener konkreten Einheit in ihre Bestimmungen, wie sie als für sich seiend gelten sollen, gefaßt werden, was hier ein leeres Zurückgehen auf den vorigen Standpunkt, den Gegensatz des Bewußtseins, wäre; dieser ist vielmehr verschwunden; jene Einheit bleibt das Element, und aus ihr tritt jenes Unterscheiden der Einteilung und überhaupt der Entwicklung nicht mehr heraus. Damit sind die früher (auf dem Wege zur Wahrheit) für sich seienden Bestimmungen, wie ein Subjektives und Objektives oder auch Denken und Sein oder Begriff und Realität, wie sie in irgendeiner Rücksicht bestimmt worden sein mögen, nun in ihrer Wahrheit, d. i. in ihrer Einheit, zu Formen herabgesetzt. In ihrem Unterschiede bleiben sie daher selbst an sich der ganze Begriff, und dieser wird in der Einteilung nur unter seinen eigenen Bestimmungen gesetzt.

@Mantığın Öznel Ve Nesnel Mantık Olarak, ‘Varlık’ Ve ‘Kavram’ Alanları Olarak Ayrılması.

79. Böylece bir kez varolan Kavram olarak, bir ikinci kez Kavram olarak irdelenecek olan şey bütün Kavramdır; ilk durumda salt kendinde Kavramdır — olgusallığın ya da varlığın Kavramı; ikinci durumda ise Kavram olarak Kavramdır, kendi için varolan Kavram (somut biçimleri adlandırmak için, düşünen insanda olduğu gibi; ama ayrıca, ve hiç kuşkusuz bilinçli olmaksızın, bilinçli Kavram olarak ise hiç olmaksızın, duyumsayan hayvanda ve genel olarak örgensel bireysellikte; ama yalnızca örgensel olmayan Doğada kendinde Kavramdır).* — Mantık buna göre ilk olarak Varlık olarak Kavramın ve Kavram olarak Kavramın Mantığına — ya da eğer daha yaygın, ama gene de çok belirsiz ve bu nedenle birçok anlama gelebilen bir anlatımı kullanabilirsek — nesnel ve öznel Mantığa ayrılacaktır.

 

*İdealizmi ya da felsefeyi yanlış anlayan doğal bilinç insanın düşünce-belirlenimleri olarak anlatılan Kavramların özdeksel evrenin özsel doğası olduklarının söylendiğini duyduğu zaman ilkin bununla şeylere, özdekselliğe bilinç yüklendiğini sanır. Felsefe ile ilgisi olmayan bu düşlem doğal bilincin kendi kuruntusudur. Şeylerin niteliklerinden, niceliklerinden, ilişkilerinden, olgusallıklarından vb. söz ederken gerçekte onları kavramsallaştırmaktan başka birşey yapmayız. Yine aynı doğal bilinç bu kavramların şeylerin kendilerinden soyutlanamayacaklarını da kolayca anlayabilir, ve niteliksiz, niceliksiz vb. bir şeyin olamayacağını, böyle birşeyin yalnızca Kant’ın kendinde-şeyi gibi bir soyutlama olacağını düşünebilir. Kavramın doğal şeylerin de özsel doğaları olduğunu söylemek bundan daha öte bir anlama gelmez. Doğal bilincin daha kolay kavrayabileceği şey belki de doğal ‘yasaların’ varlıklarıdır. Hiç kuşkusuz yasa ‘dokunulabilecek’ vb. duyusal birşey değildir, ve gene de doğal şeylerin üzerindeki saltık, direnilemez güçtür. Doğal bilinç bu aynı tinselliği Tanrı kavramında yoğunlaştırır ve onu duyusal herşeyden, giderek İslam’da olduğu gibi görgül herşeyden soyutlar. Ya da Platonik ideaların Tanrının anlığında olduklarını düşünür. Dinin felsefeye doğal bilimlerden daha yakın olmasının nedeni budur. Doğal bilim görgül olanla ilgilenir, ve bu uğraşında bilinç tüm dikkatini özdeksel olan üzerinde, görgül/duyusal olan üzerinde yoğunlaştırır ve ‘biçimsel’ yanla ilgilenirken bile bunun mantıksal imlemlerini bilinçli olarak ele almaz. Kullandığı kategorileri, giderek nicelik ilişkilerini, matematiksel ilişkileri verili olarak alır, onları sorgulamaz, sorunlarını usunun doğal işleyişiyle çözer. Ama burada kendi mantığının, kendi usunun işlemleri ile evrenin işleyişi arasında özsel bir özdeşliği varsaydığını da bilmez.
So ist es der ganze Begriff, der das eine Mal als seiender Begriff, das andere Mal als Begriff zu betrachten ist; dort ist er nur Begriff an sich, der Realität oder des Seins, hier ist er Begriff als solcher, für sich seiender Begriff (wie er es, um konkrete Formen zu nennen, im denkenden Menschen, aber auch schon, freilich nicht als bewußter, noch weniger als gewußter Begriff, im empfindenden Tier und in der organischen Individualität überhaupt ist; Begriff an sich ist er aber nur in der unorganischen Natur). — Die Logik wäre hiernach zunächst in die Logik des Begriffs als Seins und des Begriffs als Begriffs oder — indem wir uns der sonst gewöhnlichen, obgleich der unbestimmtesten und darum der vieldeutigsten Ausdrücke bedienen — in die objektive und subjektive Logik einzuteilen.

@Mantık Biliminde ‘Öz’ Alanının Mantıksal Gerekçesi.

80. Ama Kavramın kendi içindeki birliğinin temelde yatan öğesine ve dolayısıyla belirlenimlerinin ayrılmazlığına göre, bunlar, birbirlerinden ayırdedilmeleri ve Kavramın onların ayrımları içinde ortaya koyulması ölçüsünde bir de en azından birbirleri ile bağıntı içinde duruyor olmalıdırlar. Bundan bir dolaylılık alanı, derin-düşünce belirlenimlerinin bir dizgesi olarak, Kavramın kendi-içinde-varlığına geçen Varlığın bir dizgesi olarak Kavram doğar ki, bu yolda Kavram henüz Kavram olarak kendi için koyulmuş değildir, tersine aynı zamanda ona dışsal birşey olarak dolaysız Varlık ile yüklüdür. Bu Öz Öğretisidir ki Varlık Öğretisi ve Kavram Öğretisi arasında ortada durur. Bu mantık çalışmasındaki genel bölümlemede bu öğreti Nesnel Mantık altına alınmıştır, çünkü Özün daha şimdiden İç olmasına karşın, özne karakteri kesinlikle Kavram için ayrılmıştır.*

*Öz alanının nasıl ortaya koyulduğunu göstermek için Hegel’in yaptığı şey yalnızca ilk iki alanın, varlık ve kavram alanlarının yalın eytişimini izlemektir. Gerçekte daha başka birşey de yapılamaz. Mantık Biliminin bu örgütlenmesi olmaksızın da ‘öz’ kavramı diye birşey olduğunu biliriz, ve bunun mantıksal ilişkilerini araştırabiliriz (ki felsefe tarihi bunun örnekleri ile doludur, öz ve biçim, öz ve görüngü, ya da öz ve varoluş kavramları arasındaki mantıksal ilişkiler sık sık irdelenmişlerdir. Ama Hegel’in yaptığı şey Öz kavramını Mantık Biliminin bir bakıma genel alanlarından biri olarak almaktır. Bunun nasıl yapıldığını hiç kuşkusuz Öz Öğretisi başlığı altında açıklayacaktır, ve dediği gibi burada bu bölümlemeyi yalnızca bütün alanı önceden bildiği için ve herhangi bir tanıtlama olmaksızın yalnızca bir ‘anlatı’ olarak sunar.
Nach dem zugrunde liegenden Elemente aber der Einheit des Begriffs in sich selbst und damit der Untrennbarkeit seiner Bestimmungen müssen diese ferner auch, insofern sie unterschieden, der Begriff in ihrem Unterschiede gesetzt wird, wenigstens in Beziehung aufeinander stehen. Es ergibt sich daraus eine Sphäre der Vermittlung, der Begriff als System der Reflexionsbestimmungen, d. i. des zum Insichsein des Begriffs übergehenden Seins, der auf diese Weise noch nicht als solcher für sich gesetzt ist, sondern mit dem unmittelbaren Sein als einem ihm auch Äußeren zugleich behaftet ist. Dies ist die Lehre von dem Wesen, die zwischen der Lehre vom Sein und der vom Begriff inmitten steht. — Sie ist, in der allgemeinen Einteilung dieses logischen Werks noch unter die objektive Logik gestellt worden, insofern, ob das Wesen zwar bereits das Innere, dem Begriffe der Charakter des Subjekts ausdrücklich vorzubehalten ist.

@Kant’ın ‘Aşkınsal Mantığı’ Çözümleniyor.

81. Kant5 yakın zamanlarda sıradan mantık denilen şeyin karşısına yeni bir mantığı, bir aşkınsal mantığı çıkarmıştır. Barada nesnel mantık denilen şey bölümsel olarak onda aşkınsal mantık olan şeye karşılık düşecektir. Onu genel dediği mantıktan ayırır, çünkü bu (a) nesnelerle a priori ilişkili olan kavramları irdeler, ve böylelikle nesnel bilginin tüm içeriğini soyutlamaz, ya da bir nesneyi arı olarak düşünmenin kurallarını kapsar, b) aynı zamanda nesnelere yüklenemeyeceği ölçüde bilgimizin kökenini ele alır. — Bu ikinci yanadır ki Kant’ın felsefi ilgisi özellikle yöneliktir.

82. Başlıca düşüncesi kategorileri öznel Ben olarak özbilinç için doğrulamaktır. Bu belirlenim nedeniyle bakış açısı bilincin ve karşıtlığının içersinde sınırlı kalır ve duygunun ve sezginin görgül öğesinin dışında ortaya düşünen özbilinç tarafından koyulmayan ve belirlenmeyen birşey, bir kendinde-şey, düşünmeye yabancı ve dışsal birşey kalır, üstelik kendinde-şey gibi bir soyutlamanın kendisinin düşünmenin, ama yalnızca soyutlamacı düşünmenin bir ürünü olduğu kolayca görülse de. — Eğer başka Kantçılar nesnenin Ben yoluyla belirlenmesini Benin nesnelleştirmesinin bilincin kökensel ve zorunlu bir edimi olarak görülmesi gerektiği yolunda anlamışlarsa — öyle ki bu kökensel edimde henüz Benin kendisinin tasarımı yoktur, çünkü bu ancak o bilincin bir bilinci ya da giderek o bilincin bir nesneleştirmesi olacaktır —, o zaman bu bilincin karşıtlığından kurtulmuş bu nesnelleştirme edimi bütünlüğü içinde genelde düşünme olarak alınabilir.6

83. Ama bu edime bundan böyle bilinç denmemesi gerekir; bilinç kendi içinde Benin ve o kökensel edimde bulunmayan nesnesinin karşıtlığını kapsar. ‘‘Bilin璒 adlandırması ona giderek düşünme anlatımından da çok öznellik görünüşü verir, ama düşünce burada bütününde saltık anlamda sonsuz düşünme olarak, bilincin sonluluğu ile yüklü olmayan düşünme olarak, kısaca genelde düşünme olarak alınır.

5Anımsatmam gerek ki, bu çalışmada Kant felsefesine sık sık göndermede bulunmamın nedeni (ki bu birçoklarına gereksiz görünebilir), daha sağın karakteri ve açımlamasının tikel bölümleri bu çalışmada ya da başkalarında nasıl görülmüş olursa olsun, bu felsefenin modern Alman felsefesinin temelini ve başlangıç noktasını oluşturuş olması ve bu değerinin ona yüklenecek hiçbir kusur tarafından etkilenmeksizin kalmasıdır. Ona Nesnel Mantıkta da sık sık göndermede bulunulmasının nedeni Mantıksalın önemli, daha belirli yanlarına ayrıntılı olarak girmesi, ama buna karşı daha sonraki felsefi açımlamaların bunlara çok az dikkat etmiş ve kimi durumlarda çoğu kez yalnızca ham — ama öcü alınmamış — bir küçümseme göstermiş olmalarıdır. Aramızda en yaygın olan felsefecilikte Kant’ın Usun hiçbir gerçek içeriği bilemeyeceği ve saltık gerçeklik açısından inanca yöneltilmesi gerektiği gibi sonuçlarının ötesine geçilmez. Ama Kant’ta sonuç olan şey bu felsefecilikte dolaysızca başlangıç noktası olarak alınır, ve kendisinden o sonucun ortaya çıktığı ve felsefi bilgi olan önceki açımlama önceden kesilip atılır. Kant felsefesi böylece kendini herşeyin daha şimdiden tanıtlanmış ve tamamlanmış olduğu kanısı ile rahatlatan düşünme tembelliği için bir yastık olarak hizmet eder. Buna göre gerçek bilgi için ve böyle verimsiz ve kuru bir hoşnutlukta bulunmayan belirli bir düşünce içeriği için o önceki açımlamaya geri dönülmelidir.

6Eğer Benin nesnelleştirme edimi anlatımı anlığın başka ürünlerini, örneğin düşlemi anımsatabilirse, belirtmek gerek ki bir nesnenin belirlenmesinden ancak onun içerik-kıpılarının duyguya ve sezgiye ait olmaması ölçüsünde söz ediyoruz. Böyle bir nesne bir düşüncedir, ve belirlenmesi bir yandan üretilmesi, öte yandan, varsayılmış birşey olduğu sürece, onun üzerine daha öte düşünceler taşımak, onu düşünerek daha öte geliştirmek demektir.
Kant5 hat in neueren Zeiten dem, was gewöhnlich Logik genannt worden, noch eine, nämlich eine transzendentale Logik gegenübergestellt. Das, was hier objektive Logik genannt worden, würde zum Teil dem entsprechen, was bei ihm die transzendentale Logik ist. Er unterscheidet sie von dem, was er allgemeine Logik nennt, so, daß sie a) die Begriffe betrachte, die sich a priori auf Gegenstände beziehen, somit nicht von allem Inhalte der objektiven Erkenntnis abstrahiere, oder daß sie die Regeln des reinen Denkens eines Gegenstandes enthalte und b) zugleich auf den Ursprung unserer Erkenntnis gehe, insofern sie nicht den Gegenständen zugeschrieben werden könne. — Diese zweite Seite ist es, auf die das philosophische Interesse Kants ausschließend gerichtet ist.

Sein Hauptgedanke ist, die Kategorien dem Selbstbewußtsein, als dem subjektiven Ich, zu vindizieren. Vermöge dieser Bestimmung bleibt die Ansicht innerhalb des Bewußtseins und seines Gegensatzes stehen und hat außer dem Empirischen des Gefühls und der Anschauung noch etwas, das nicht durch das denkende Selbstbewußtsein gesetzt und bestimmt ist, ein Ding-an-sich, ein dem Denken Fremdes und Äußerliches, übrigbleiben; obgleich leicht einzusehen ist, daß ein solches Abstraktum wie Ding-an-sich selbst nur ein Produkt des, und zwar nur abstrahierenden Denkens ist. — Wenn andere Kantianer sich über das Bestimmen des Gegenstandes durch Ich so ausgedrückt haben, daß das Objektivieren des Ich als ein ursprüngliches und notwendiges Tun des Bewußtseins anzusehen sei, so daß in diesem ursprünglichen Tun noch nicht die Vorstellung des Ich selbst ist — als welche erst ein Bewußtsein jenes Bewußtseins oder selbst ein Objektivieren jenes Bewußtseins sei —, so ist dieses von dem Gegensatze des Bewußtseins befreite objektivierende Tun näher dasjenige, was für Denken als solches überhaupt genommen werden kann.6

Dieses Tun sollte aber nicht mehr Bewußtsein genannt werden; Bewußtsein schließt den Gegensatz des Ich und seines Gegenstandes in sich, der in jenem ursprünglichen Tun nicht vorhanden ist. Die Benennung ‘‘Bewußtsein’’ wirft noch mehr den Schein von Subjektivität auf dasselbe als der Ausdruck Denken, der aber hier überhaupt im absoluten Sinne als unendliches, mit der Endlichkeit des Bewußtseins nicht behaftetes Denken, kurz Denken als solches zu nehmen ist.


5Ich erinnere, daß ich auf die Kantische Philosophie in diesem Werke darum häufig Rücksicht nehme (was manchen überflüssig scheinen könnte), weil sie — ihre nähere Bestimmtheit sowie die besonderen Teile der Ausführung mögen sonst und auch in diesem Werke betrachtet werden, wie sie wollen — die Grundlage und den Ausgangspunkt der neueren deutschen Philosophie ausmacht und dies ihr Verdienst durch das, was an ihr ausgesetzt werden möge, ihr ungeschmälert bleibt. Auch darum ist auf sie in der objektiven Logik häufig Rücksicht zu nehmen, weil sie sich auf wichtige bestimmtere Seiten des Logischen näher einläßt, spätere Darstellungen von Philosophie hingegen dasselbe wenig beachtet, zum Teil oft nur eine rohe — aber nicht ungerächte — Verachtung dagegen bewiesen haben. Das bei uns am weitesten verbreitete Philosophieren tritt nicht aus den Kantischen Resultaten, daß die Vernunft keinen wahren Gehalt erkennen könne und in Ansehung der absoluten Wahrheit auf das Glauben zu verweisen sei, heraus. Was aber bei Kant Resultat ist, damit wird in diesem Philosophieren unmittelbar angefangen, damit die vorhergehende Ausführung, aus welcher jenes Resultat herkommt und welche philosophisches Erkennen ist, vorweggeschnitten. Die Kantische Philosophie dient so als ein Polster für die Trägheit des Denkens, die sich damit beruhigt, daß bereits alles bewiesen und abgetan sei. Für Erkenntnis und einen bestimmten Inhalt des Denkens, der in solcher unfruchtbaren und trockenen Beruhigung sich nicht findet, ist sich daher an jene vorangegangene Ausführung zu wenden.

6Wenn der Ausdruck objektivierendes Tun des Ich an andere Produktionen des Geistes, z. B. die der Phantasie erinnern kann, so ist zu bemerken, daß von einem Bestimmen eines Gegenstandes die Rede ist, insofern dessen Inhaltsmomente nicht dem Gefühl und der Anschauung angehören. Solcher Gegenstand ist ein Gedanke, und ihn bestimmen heißt teils, ihn erst produzieren, teils, insofern er ein Vorausgesetztes ist, weitere Gedanken über ihn haben, ihn denkend weiterentwickeln.
84. Şimdi Kant felsefesinin ilgisi düşünme-belirlenimlerinin sözde aşkınsal yanına yönelik olduğu için, bu belirlenimlerin kendilerinin ele alınması boş bir sonuç vermiştir; Ben ile o soyut ve tümüne ortak ilişki olmaksızın, kendilerinde ne oldukları, birbirlerine karşı belirliliklerinin ve birbirleri ile ilişkilerinin ne olduğu bir irdeleme konusu yapılmamıştır; buna göre bu felsefe tarafından doğalarının bilgisine en küçük bir katkıda bulunulmamıştır. Bu noktayla bağıntılı biricik ilginç yan kendini İdeaların Eleştirisinde gösterir. Ama felsefenin edimsel olarak ilerleyebilmesi için düşünmenin ilgisinin biçimsel yanın, Benin, bilinç olarak bilincin, e.d. bir öznel bilmenin bir nesne ile soyut bağıntısının irdelemesi üzerine çekilmesi ve böylece sonsuz Biçimin, e.d. Kavramın bilgisinin getirilmesi gerekirdi. Gene de bu bilgiye erişebilmek için, içinde o biçimin Ben olarak, bilinç olarak bulunduğu o sonlu belirlilik bir yana atılmalıydı. Biçim, böyle arılığı içinde iyice düşünüldüğünde, kendini belirleme, e.d. kendine İçerik verme, ve dahası bunu zorunluğu içinde, bir düşünce-belirlenimleri dizgesi olarak verme yeteneğini kapsar. Indem nun das Interesse der Kantischen Philosophie auf das sogenannte Transzendentale der Denkbestimmungen gerichtet war, ist die Abhandlung derselben selbst leer ausgegangen; was sie an ihnen selbst sind, ohne die abstrakte, allen gleiche Relation auf Ich, ihre Bestimmtheit gegen- und ihr Verhältnis zueinander, ist nicht zu einem Gegenstande der Betrachtung gemacht worden; die Erkenntnis ihrer Natur hat sich daher durch diese Philosophie nicht im geringsten gefördert gefunden. Das einzige Interessante, was hierauf Beziehung hat, kommt in der Kritik der Ideen vor. Für den wirklichen Fortschritt der Philosophie aber war es notwendig, daß das Interesse des Denkens auf die Betrachtung der formellen Seite, des Ich, des Bewußtseins als solchen, d. i. der abstrakten Beziehung eines subjektiven Wissens auf ein Objekt, gezogen, daß die Erkenntnis der unendlichen Form, d. i. des Begriffs, auf diese Weise eingeleitet wurde. Um jedoch diese Erkenntnis zu erreichen, mußte jene endliche Bestimmtheit, in der die Form als Ich, Bewußtsein ist, noch abgestreift werden. Die Form, so in ihre Reinheit herausgedacht, enthält es dann in sich selbst, sich zu bestimmen, d. i. sich Inhalt zu geben, und zwar denselben in seiner Notwendigkeit, — als System der Denkbestimmungen.

@Mantık Biliminin Eski Metafizik İle Karşılaştırması.

85. O zaman Nesnel Mantık evren üzerine yalnızca düşünceler yoluyla kurulması gereken bilimsel yapı olarak görülen önceki metafiziğin yerini alır. Eğer bu bilimin gelişiminin son şeklini dikkate alırsak, o zaman yeri Nesnel Mantık tarafından alınan ilkin dolaysızca Varlıkbilimdir — o metafiziğin genel olarak ‘‘Ens’’in doğasını araştırması gereken bir bölümü; ‘‘Ens’’ kendi içinde Varlığı olduğu gibi Özü de kapsar, ki bu terimler için Alman dilinin ayrı ayrı anlatımlar korumuş olması sevindiricidir. Bundan başka, Nesnel Mantık ayrıca geri kalan metafiziği de, arı düşünme-biçimleri ile birlikte Ruh, Evren, Tanrı gibi ilkin tasarımdan alınan tikel dayanakları anlamaya çalıştığı ölçüde, ve düşünmenin belirlenimlerinin irdeleme yolunda özsel olanı oluşturmaları ölçüsünde, kendi içinde kapsar. Ama Mantık bu Biçimleri o dayanaklardan, tasarımın öznelerinden özgür olarak alır, ve doğalarını ve değerlerini kendilerinde ve kendi için irdeler. O metafizik bunu gözardı etti ve bu Biçimleri eleştiri olmaksızın, Kant’ın alatımına göre kendinde-şeyin, ama daha doğru olarak ussal olanın belirlenimleri olmaya yetenekli olup olmadıkları ve ne denli yetenekli oldukları konusunda ön bir araştırma olmaksızın kullanmış olma gibi haklı bir suçlamaya hedef oldu. — Nesnel Mantık buna göre onların gerçek eleştirisidir — bir eleştiri ki, onları ‘‘a posteriori’’ olana karşı soyut ‘‘a priori’’lik biçimine göre değil, tersine kendi tikel içeriklerin göre irdeler.

Die objektive Logik tritt damit vielmehr an die Stelle der vormaligen Metaphysik, als welche das wissenschaftliche Gebäude über die Welt war, das nur durch Gedanken aufgeführt sein sollte. — Wenn wir auf die letzte Gestalt der Ausbildung dieser Wissenschaft Rücksicht nehmen, so ist [es] erstens unmittelbar die Ontologie, an deren Stelle die objektive Logik tritt, — der Teil jener Metaphysik, der die Natur des Ens überhaupt erforschen sollte; das Ens begreift sowohl Sein als Wesen in sich, für welchen Unterschied unsere Sprache glücklicherweise den verschiedenen Ausdruck gerettet hat. — Alsdann aber begreift die objektive Logik auch die übrige Metaphysik insofern in sich, als diese mit den reinen Denkformen die besonderen, zunächst aus der Vorstellung genommenen Substrate, die Seele, die Welt, Gott, zu fassen suchte und die Bestimmungen des Denkens das Wesentliche der Betrachtungsweise ausmachten. Aber die Logik betrachtet diese Formen frei von jenen Substraten, den Subjekten der Vorstellung, und ihre Natur und Wert an und für sich selbst. Jene Metaphysik unterließ dies und zog sich daher den gerechten Vorwurf zu, sie ohne Kritik gebraucht zu haben, ohne die vorgängige Untersuchung, ob und wie sie fähig seien, Bestimmungen des Dings-an-sich, nach Kantischem Ausdruck, oder vielmehr des Vernünftigen zu sein. — Die objektive Logik ist daher die wahrhafte Kritik derselben — eine Kritik, die sie nicht nach der abstrakten Form der Apriorität gegen das Aposteriorische, sondern sie selbst in ihrem besonderen Inhalte betrachtet.
86. Öznel Mantık Kavramın Mantığıdır, — bir Varlık ile ya da Görünüşü ile bağıntısını ortadan kaldırmış ve belirlenimi içinde bundan böyle dışsal olmayan, ama özgür, bağımsız, kendini kendi içinde belirleyen ya da daha doğrusu Öznenin kendisi olan Öz olarak Kavramın. — Öznelik olumsal ve keyfi olanı, genel olarak bilinç biçimine ait belirlenimleri ilgilendiren yanlış anlamaları kendisi ile birlikte taşıdığı için, burada daha sonra Mantığın kendisi içersinde daha tam olarak geliştirilecek öznel ve nesnel belirlenimleri arasındaki ayrıma hiçbir özel ağırlık verilmeyecektir.
Die subjektive Logik ist die Logik des Begriffs, — des Wesens, das seine Beziehung auf ein Sein oder seinen Schein aufgehoben hat und in seiner Bestimmung nicht äußerlich mehr, sondern das freie selbständige, sich in sich bestimmende Subjektive oder vielmehr das Subjekt selbst ist. — Indem das Subjektive das Mißverständnis von Zufälligem und Willkürlichem sowie überhaupt von Bestimmungen, die in die Form des Bewußtseins gehören, mit sich führt, so ist hier auf den Unterschied von Subjektivem und Objektivem, der sich späterhin innerhalb der Logik selbst näher entwickeln wird, kein besonderes Gewicht zu legen.
87. Mantık öyleyse genel olarak nesnel ve öznel Mantığa ayrılır; ama daha belirli olarak üç bölümü vardır.
I. Varlık Mantığı,
II. Öz Mantığı ve
III. Kavram Mantığı.
Die Logik zerfällt also zwar überhaupt in objektive und subjektive Logik; bestimmter aber hat sie die drei Teile:
I. Die Logik des Seins,
II. die Logik des Wesens und
III. die Logik des Begriffs.
   


Sonraki Bölüm: Birinci Kitap: Varlık Öğretisi: Bilim Ne İle Başlamalıdır?