|
G.
W. F. Hegel Çeviri, Notlar ve Çözümlemeler: Aziz Yardımlı 2000 İstanbul 2002 (c) İdea Yayınevi |
G.
W. F. Hegel |
||
|
BİRİNCİ
BÖLÜM |
ERSTER
TEIL |
||
|
Birinci cildi yayımlanmış olan Mantık Biliminin bu yeniden ele alınışında hiç kuşkusuz kendi başına konunun ve onu açımlamanın güçlüğünün olduğu gibi ilk yayımda işlenişinin kendisinde taşıdığı eksikliğinin de bütünüyle bilincindeydim; sonraki yıllarda bu eksikliği giderebilmek için bu bilim üzerinde ne denli çabalamış olsam da, okurun hoşgörüsüne sığınmak için yeterince nedenim olduğuna inanıyorum. Ama böyle bir isteğin ilk haklı nedeni ilk olarak hiç kuşkusuz içerik için önceki metafizikte ve mantıkta başlıca salt dışsal gerecin bulunması olgusu üzerine dayandırılabilir. Özellikle sonuncusu günümüze dek olmak üzere her iki konunun da öylesine evrensel ve öylesine yineleyerek ele alınmış olmalarına karşın, böyle bir işlemenin kurgul yana ilgisi çok az olmuştur; tersine, bütününde aynı gereç yinelenmiş, sırayla kimi zaman önemsiz yüzeysellik noktasına dek inceltilmiş, kimi zaman eski yük tüm kütlesiyle yeniden ortaya boşaltılarak birlikte sürüklenmiş, öyle ki sık sık bütünüyle ve yalnızca düzeneksel olan böyle bir çaba yoluyla felsefi içerik hiçbirşey kazanamamıştır. Düşüncenin ülkesini felsefi olarak, e.d. kendi içkin etkinliği içinde, ya da, yine aynı şey, zorunlu gelişimi içinde sunmanın bu nedenle yeni bir üstenim olması ve ona baştan başlanması gerekiyordu; ama o kazanılan gereç, tanıdık düşünce biçimleri çok önemli örnekler olarak, giderek zorunlu bir koşul olarak ve minnettarlıkla kabul edilecek varsayımlar olarak görülmelidir, üstelik sundukları yalnızca şurada ya da burada zayıf bir ipucu ya da bir iskeletin dirimsiz kemiklerinin üstüste atılmış düzensiz bir yığını olsa bile. |
An
diese neue Bearbeitung der Wissenschaft der Logik, wovon hiermit der erste
Band erscheint, bin ich wohl mit dem ganzen Bewußtsein sowohl der Schwierigkeit
des Gegenstandes für sich und dann seiner Darstellung als der Unvollkommenheit,
welche die Bearbeitung desselben in der ersten Ausgabe an sich trägt, gegangen;
sosehr ich nach weiterer vieljähriger Beschaftigung mit dieser Wissenschaft
bemuht gewesen, dieser Unvollkommenheit abzuhelfen, so fühle ich, noch Ursache
genug zu haben, die Nachsicht des Lesers in Anspruch zu nehmen |
||
|
@Düşünce, Dil, İnsan Ve Hayvanlar. Düşünce biçimleri ilkin insan dilinde sergilenir ve ortaya koyulur; günümüzde insanın kendisini hayvanlardan ayırdetmesini sağlayan şeyin düşünce olduğunu ne denli sık anımsasak yeridir.
İnsan için içsel birşeye, genelde bir tasarıma dönüşen, onun kendine özgü yaptığı ya da özümsediği tüm şeylerin içersine dil işlemiştir, ve dile dönüştürdüğü ve onda anlattığı herşey üstü örtülü olarak, karışık olarak ya da açıkça ortaya serilmiş olarak bir Kategori kapsar; mantıksal olan ona böylesine doğaldır, ya da daha doğrusu, onun kendine özgü doğasının kendisidir. @Düşünce (Tinsellik) Ve Özdek (Fiziksellik).Ama eğer genel olarak doğa, fiziksel öğe olarak, tinsel olanın karşısına koyulacak olursa, o zaman denmelidir ki mantıksal olan hiç kuşkusuz duyulurüstü olandır ki, insanın doğa ile her ilişkisinin, duygusunun, sezgisinin, isteğinin, gereksiniminin, dürtüsünün içine işler ve onu genel olarak insansal birşeye, üstelik salt biçimsel bile olsa, tasarımlara ve ereklere dönüştürür. Bir dil eğer mantıksal anlatımlarında varsılsa, e.d. düşünce-biçimleri için onlara özgü ve ayrı ayrı anlatımlar taşıyorsa, ilgeçlerden, belirtme sözcüklerinden [Artikeln] birçoğu düşünceye dayana böyle ilişkilerle bağlanmışsa, bu bir dilin üstünlüğüdür; Çince’nin bu evreye dek gelişmemiş olduğu ya da yalnızca yetersiz bir düzeyde gelişmiş olduğu söylenir; ama bu parçacıklar yalnızca eklerden, takılardan vb. biraz daha bağımsız olarak bütünüyle altgüdümlü bir rol oynarlar. Bir dilde düşünce-belirlenimlerinin adlarda ve eylemlerde kendilerini göstermeleri ve böylece nesnellik biçimi ile damgalanmaları çok daha önemlidir; Alman dilinin bu noktada başka modern diller karşısında birçok üstünlüğü vardır; giderek sözcüklerinden kimileri yalnızca değişik değil ama karşıt anlamlar taşıma gibi bir özgünlük bile gösterirler, öyle ki onda dilin kurgul tinini tanımamak elden gelmez; böyle sözcüklerle karşılaşmak ve sözlükte karşıt anlamlar taşıyan bir sözcükte karşıtların birliğinin safça sergilendiğini bulmak düşünce için bir sevinç kaynağıdır, gerçi kurgul düşüncenin bu sonucu anlağa saçma gelse de. @Felsefe Özel Bir Terminoloji Gereksiniminde Değildir.Felsefe buna göre herhangi bir özel terminoloji gereksiniminde değildir; hiç kuşkusuz yabancı dillerden kimi sözcüklerin ödünç alınması gerekse de, bunlar kullanım yoluyla daha şimdiden felsefenin ülkesinde yurttaşlık hakkını kazanmışlardır, ve belirleyici olanın olgunun kendisi olduğu yerde duygusal bir arılaştırmacılık en yersiz şey olacaktır. — Genel olarak ekinin ve özel olarak bilimlerin ilerlemesi, giderek genellikle en alışıldık kategorilerde (örneğin bütün ve parçalar, şey ve özellikleri ve bu tür şeyler) devindikleri için görgül ve duyusal bilimlerin ilerlemesi bile, adım adım daha da yüksek düşünce ilişkilerini gün ışığına çıkarır ya da en azından onları daha büyük evrenselliğe ve böylelikle dikkatin daha yakınına yükseltir. Örneğin fizikte kuvvet düşünce-belirlenimi başat olmuş olsa da, yakın zamanlarda her şeyde, giderek ışıkta bile çok fazla oraya buraya [à tort et à travers] çekiştirilen kutupsallık kategorisi, ayrı yanları ayrılmamacasına bağlı olarak içeren bir ayrım belirlenimi olan bu kategori en önemli rolü oynamıştır; bu yolda bir belirliliğin — örneğin kuvvet gibi — bağımsızlık kazanmasını sağlayan soyutlama ya da özdeşlik biçiminin ötesine geçilmesinin, ve aynı zamanda ayırılamaz birşey olarak özdeşlikte kalıcı olan belirli biçimin, ayrımın vurgulanmasının ve geçerli bir düşünce olmasının sonsuz önemi vardır. Doğa nesnelerini birbirlerine sıkı sıkıya bağlayan olgusallıktan ötürü doğa incelemesi kendisiyle birlikte öyle bir zorlama getirir ki, onda bundan böyle gözardı edilemeyen kategorilerin saptanmaları ya da kabul edilmeleri gerekir, üstelik bu eşit ölçüde geçerli görülmeleri gereken başkalarına karşı en büyük tutarsızlığa yol açsa bile; ve ansal alanda kolayca yapılmasına karşın burada karşıtlığın soyutlanmasına ve evrenselliklere geçilmesine izin verilmez.
|
Die
Denkformen sind zunächst in der Sprache des Menschen herausgesetzt
und niedergelegt; es kann in unseren Tagen nicht oft genug daran erinnert
werden, daß das, wodurch sich der Mensch vom Tiere unterscheidet, das Denken
ist |
||
|
[[‘Tinin Görüngübilimi’ne gönderme: Yalnızca tanıdık olanın bilinen değildir (TGb, § 31)]]@Tanıdık Olan Salt Tanındığı İçin Gerçekten Bilinen Değildir (2).Ama mantıksal nesneler ve anlatımları eğitimli düşüncede baştan sona tanıdık olsalar da, başka bir yerde söylendiği gibi, tanıdık olan bu nedenle bilinen değildir; ve tanıdık olanla uğraşmak zorunda olmak giderek dayançsızlık bile yaratabilir, ve her yerde kullandığımız, söylediğimiz her tümcede ağzımızdan çıkan düşünce-belirlenimlerinden daha tanıdık birşey olabilir mi? @Doğal Bilinçten Mantık Bilimine Geçiş Üzerine.Bu Önsözün amacı bilmenin tanıdık olanın ötesine geçişini ilgilendiren, bilimsel düşünmenin bu doğal düşünme ile ilişkisini ilgilendiren evrensel kıpıları belirtmektir; bu kadarı, önceki Sunuşun kapsadıkları ile birlikte, bir bilim durumunda asıl sorun olarak onun kendisinin verilmesinden önce istenen genel bir düşünceyi, mantıksal bilmenin anlamını vermek için yeterli olacaktır. |
Aber
indem so die logischen Gegenstände wie deren Ausdrücke etwa in der Bildung
Allbekanntes sind, so ist, wie ich anderwärts gesagt, was bekannt
ist, darum nicht erkannt; und es kann selbst die Ungeduld erregen,
sich noch mit Bekanntem beschäftigen zu sollen, — und was ist bekannter
als eben die Denkbestimmungen, von denen wir allenthalben Gebrauch machen,
die uns in jedem Satze, den wir sprechen, zum Munde herausgehen |
||
| @Felsefede Kavramlar ‘Tasarımsal/Duyusal’ Olarak Değil Ama Kendilerinde Ve Kendileri İçin İrdelenmelidir.İlk olarak düşünce biçimlerinin özbilinçli sezgide, tasarım ya da istek ve istenç yetilerimizde ya da daha doğrusu tasarımsal istek ve istenç yetilerinde (ve tasarım olmaksızın hiçbir insan isteği ya da istenci yoktur) içine batmış oldukları gereçten kurtarılmaları, bu evrenselliklerin kendileri için vurgulanmaları, ve @#Platon.@#Aristoteles: Felsefenin Doğuşunun Tarihsel Koşulları.Platon’un, ama daha sonra özellikle Aristoteles’in yapmış olduğu gibi kendileri için irdeleme konusu yapılmaları sonsuz bir ilerleme olarak görülmelidir; bu onlar üzerine bilginin başlangıcını verir. ‘‘İlkin hemen hemen zorunlu herşeyin,’’ diyordu Aristoteles, ‘‘yaşamın rahatlığı ve insan ilişkileri ile ilgili herşeyin sağlanmasından sonradır ki insanlar felsefi bilgi ile uğraşmaya başladılar.’’[[Metafizik, I, 2, 982b.]] ‘‘Mısır’da,’’ diye daha önce belirtmişti, ‘‘matematiksel bilim erkenden gelişti, çünkü orada rahipler kastı erken bir dönemde boş zamandan yararlanabilecek bir konuma geldi.’’[[A.v.y., I, 1, 981b.]] — Gerçekte arı düşüncelerle uğraşma gereksinimi insan anlığının daha şimdiden uzunca bir yolu almış olmasını gerektirir; bu, denebilir ki, zorunluk için daha şimdiden doyurulmuş gereksinimin, insan anlığı tarafından erişilmiş olması gereken gereksinimsizliğin gereksinimidir, sezginin, imgelemin vb. gerecinden, içlerinde düşünce belirlenimlerinin örtülerek gizlendikleri isteğin, itkinin, istencin somut ilgilerinden soyutlanma gereksinimidir. Kendi kendine gelen ve salt kendi içinde varolan düşünmenin dingin bölgelerinde ulusların ve bireylerin yaşamlarını devindiren ilgiler suskunlaşır. @Aristoteles: Biricik Özgür Bilim Olarak Felsefe.‘‘Birçok bakımdan’’ diyordu Aristoteles aynı bağlamda, ‘‘insanın doğası bağımlıdır; ama bir kullanım uğruna araştırılmayan bu bilim kendinde ve kendi için özgür olan biricik bilimdir, ve bu yüzden bir insan iyeliği olarak görünmez.’’[[Metafizik, I, 2, 982b.]] Genel olarak Felsefe henüz düşüncelerinde somut nesnelerle, Tanrı, doğa, tin ile ilgilenir; ama Mantık bunlarla bütünüyle ve yalnızca kendileri için ve eksiksiz soyutlanmışlıkları içinde ilgilenir. @Genel Eğitim Alanında Mantık Biliminin Yeri.Bu nedenle gençlerin eğitiminde Mantığa bir yer vermek gelenekseldir, çünkü gençlik henüz somut yaşama özgü ilgilere yönelmemiştir ve zamanını onlara ayırmaksızın yaşar; ve ilkin salt kendi öznel erekleri uğrunadır ki o ilgilerin nesneleri üzerinde etkin olmanın araç ve olanaklarını kazanmakla uğraşması, ve giderek bunda bile henüz kuramsal olarak davranması gerekir. Aristoteles’in yukarıda değinilen düşüncesine aykırı olarak mantık bilimi bu araçlar arasında sayılır; onunla uğraş okulda yerine getirilmesi gereken bir ön çalışmadır, ve yaşamın ciddiliği ve gerçek erekler uğruna etkinlik ilkin onun arkasından gelir. @Kavramların Gündelik İşlevleri.Yaşamda kategoriler kullanılırlar; kendileri uğruna irdelenme onurundan öyle bir noktaya indirgenirler ki, orada dirimli bir içerik üzerine ansal işlemlerde onunla ilgili düşüncelerin yaratılmasında ve değiş tokuşunda hizmet ederler. Bir yandan bunu evrensellikleri yoluyla kısaltmalar olarak yerine getirirler, çünkü bir tasarım tarafından dışsal varoluş ve etkinlikteki tikelliklerin nasıl saymakla bitmeyecek bir sonsuzluğu kapsanır: çarpışma, savaş, ulus, okyanus ya da hayvan vb.; ve Tanrı ya da sevgi vb. tasarımlarında, böyle tasarımların yalınlığında etkinlik, durum vb. gibi tasarımların nasıl sonsuz bir çokluğu özetlenir! Öte yandan, nesnel ilişkilerin daha yakın belirlenimine ve bulunmasına hizmet ederler, ama buraya karışan düşüncenin içerik ve ereği, doğruluk ve gerçekliği bütünüyle ortada bulunan şeye bağımlı kılınır ve düşünce-belirlenimlerine içeriği belirlemede kendileri uğruna hiçbir etkinlik yüklenmez. @Doğal Mantıkta Kavramların Kullanımı Bilinçsizdir.Kategorilerin yukarıda doğal mantık denmiş olan böyle bir kullanımı bilinçsizdir; ve bilimsel derin düşüncede onlara anlıkta araç olarak hizmet etme gibi bir işlev verildiği zaman, genel olarak düşünce başka ansal belirlenimlere altgüdümlü birşeye dönüştürülmüş olur. @Duyusal Tikellikler Ve Evrensel Düşünceler: Ben.Duyumlarımız, itkilerimiz, ilgilerimiz açısından onların bize hizmet etmelerinden söz etmeyiz; tersine, bağımsız kuvvetler ve güçler olarak geçerlidirler, öyle ki şöyle ya da böyle duyumsamanın, şunu ya da bunu istemenin, ilgimizi ona yöneltmenin kendisi ‘biz’ olan şeydir. @İçgüdü Ve İtkilere Kölelik Ve Düşünmenin Özgürlüğü.Ama yine belki de duygularımız, itkilerimiz, tutkularımız, ilgilerimiz, ve hiç kuşkusuz alışkanlıklarımız durumunda onlara egemen olmanın, ve özellikle onlarla içsel birliğimiz durumunda bize birer araç olarak hizmet etmelerinin bilincinde olmaktan çok, tersine bizim kendimizin onlara hizmet ettiğinin bilincindeyizdir. Yüreğin ve anlığın bu tür belirlenimleri kendilerini kimi zaman kendimiz olarak bilincinde olduğumuz ve içinde özgürlüğümüzü bulduğumuz o evrenselliğe karşı karşısav içinde tikel olarak gösterirler, ve kendimizi bu tikelliklere yakalanmış ve onlar tarafından denetleniyor görürüz. Buna göre, ister yalnızca kuramsal olsunlar isterse duyuma, itkiye, istence ait bir gereç kapsıyor olsunlar tüm tasarımlarımızıniçine işleyen düşünce biçimlerinin bize hizmet ettiklerini, onların bize değil ama bizim onlara egemen olduğumuzu düşünebilmek çok daha güçtür; bizde onlara karşı geriye kalan nedir, nasıl olur da biz, ben onlardan daha evrensel olarak kendimi onların, kendileri evrensel olarak evrensel olan şeylerin üstüne koyarım? Kendimizi bir duyguya, bir ereğe, bir ilgiye bıraktığımız ve onda sınırladığımız ve özgür olmadığımızı duyumsadığımız zaman, kendimizi oradan çıkarıp içine geri çekilebileceğimiz ve özgürlüğe geri dönebileceğimiz yer bu öz-pekinlik alanıdır, arı soyutlamanın, düşünmenin yeridir. @Şey Ve Kavram.Ya da benzer olarak, şeylerden söz etmek istediğimiz zaman, doğalarını ya da özlerini onların Kavramları olarak adlandırırız, ve bu salt düşünme için vardır; ama şeylerin kavramları söz konusu olduğunda, onlara egemen olduğumuz ya da onların karmaşaları olan düşünce-belirlenimlerinin bize hizmet ettikleri kesinlikle söylenemez; tersine, düşüncemiz kendini onlara sınırlamalı, ve özenç ya da özgürlüğümüz onları kendine uyarlamayı istememelidir. | Zunächst
ist es als ein unendlicher Fortschritt anzusehen, daß die Formen des Denkens
von dem Stoffe, in welchen sie im selbstbewußten Anschauen, Vorstellen wie
in unserem Begehren und Wollen oder vielmehr auch in dem vorstellenden Begehren
und Wollen (und es ist kein menschliches Begehren oder Wollen ohne Vorstellen)
versenkt sind, befreit, diese Allgemeinheiten für sich herausgehoben und,
wie Platon, dann aber Aristoteles vornehmlich getan, zum Gegenstande
der Betrachtung für sich gemacht worden [sind]; dies gibt den Anfang des
Erkennens derselben |
||
| Öyleyse,
öznel düşünme ediminin bizim en asıl, en içsel etkinliğimiz olması ve şeylerin
nesnel kavramlarının sorunun özünü oluşturması ölçüsünde, o etkinliğin dışına
çıkıp onun üstünde duramayız, tıpkı şeylerin doğasının ötesine de geçemeyeceğimiz
gibi. Ama gene de bu son belirlenimi gözardı edebiliriz; belli bir düzeye
dek birincisi ile çakışır çünkü düşüncelerimizin şey/olgu ile bir ilişkisini
verir, ama bu bütünüyle boş birşeydir, çünkü bununla şey kavramımız için
bir ölçüt olarak alınmış olur, ama tam bu şey bizim için ona ilişkin kavramımızdan
başka birşey olamaz. @#Kant ‘Ben,’ ‘Nesne’ Ve ‘Bilme’
Öğelerini Nasıl Düzenler?.Eleştirel felsefe bu üç terimin ilişkisini öyle bir yolda
anlar ki, biz düşünceleri kendimiz ve şeyler arasına
bir aracı olarak yerleştirir ve bunu bu aracın bizi şeylerle biraraya
bağlamak yerine özellikle dışlayacağı bir yolda yaparız; @#Kant’ın Kendinde-Şeyi Yalnızca Düşünsel Bir
Soyutlamadır.oysa böyle bu görüşe
yalın bir gözlemle karşı çıkılabilir ve tam bu bizim ötemizde ve kendileri
ile bağıntılı düşüncelerin ötesinde öteki uçta durması gereken şeylerin
kendilerinin düşünce-şeyler olduklarını, bütünüyle belirsiz olarak salt
bir düşünce-şey olduklarını, boş soyutlamanın sözde kendinde-şeyi olduklarını
söyleyebiliriz. |
Insofern
also das subjektive Denken unser eigenstes, innerlichstes Tun ist und der
objektive Begriff der Dinge die Sache selbst ausmacht, so können wir aus
jenem Tun nicht heraus sein, nicht über demselben stehen, und ebensowenig
können wir über die Natur der Dinge hinaus |
||
|
@Kavram Ve Olgu İlişkisi: Duyusal İçerik Ve Düşünsel Biçim Sorunu.Gene de düşünce-belirlenimlerini salt kullanılacak birer araç olarak alan ilişkiyi dışlayan bakış açısı konusunda bu söylenenler yeterli olabilir; ama onunla bağıntılı bir başka nokta, düşünce-belirlenimlerini dış biçim olarak alan bakış açısı çok daha önemlidir. Tüm tasarım, erek, ilgi ve eylemlerimizin içersinde işleyen düşünce etkinliği, söylendiği gibi, bilinçsizce uğraştadır (doğal mantık); bilincimizin önüne aldığı şey içeriktir, tasarımların nesneleridir, bizi ilgilendiren şeylerdir; bu ilişkiye göre düşünce-belirlenimleri biçimler olarak geçerlidir ki yalnızca içeriğin üzerine eklenirler, ama içeriğin kendisi değildirler. @Şeyin Özü Şeyin Kavramıdır.Ama, daha önce belirtildiği ve genel olarak kabul edildiği gibi, eğer görüngülerin ve geçici dışsallıkların karmaşalarındaki ve olumsallıklarındaki doğa, kendine özgü öz, gerçekten kalıcı ve tözsel olan şey olgunun kavramı ya da kendinde evrensel olan ise, ve her bir bireysel insan sonsuz ölçüde kendine özgü olmasına karşın tüm özgünlüğünü birincil olarak insan olmada, her bir tekil hayvan birincil olarak hayvan olmada buluyorsa, o zaman bu temel uzaklaştırıldığında, birey başka yüklemlerle ne denli varsıl olarak donatılı olursa olsun, o öğeye de tıpkı başkaları gibi salt bir yüklem dense bile, böyle bir bireyin ne olacağını söylemek olanaksızlaşır. Vazgeçilemez temel, kavram, evrensel (ki düşüncenin kendisidir, yeter ki ‘‘düşünce’’ sözcüğünde imlenen tasarım soyutlanabilsin) salt bir içeriğe eklenmiş ilgisiz bir biçim olarak görülemez. Ama tüm doğal ve tinsel şeylerin bu düşünceleri, giderek tözsel içerik bile henüz bir belirlilikler karmaşası kapsar ve henüz kendisinde bir ruh ve bir bedenin, kavramın ve göreli bir olgusallığın ayrımını taşır; daha derin temel kendi için ruh ya da arı Kavramdır ki, nesnelerin en içleri, onların kendilerinin ve üstelik öznel düşünülüşlerinin bile en iç yürek vuruşlarıdır. @Mantık Biliminin Görevi.Anlığı dirilten ve onda devinen ve etkin olan bu mantıksal doğayı bilince getirmek: — Görev budur. @Doğal Mantık Ve Mantıksal Bilinç.İçgüdüsel etkinlik ve anlayan ve özgür etkinlik arasındaki ayrım genel olarak bu ikincinin bilinçli olarak yerine getirilmesidir; anlığı devindiren şeyin içeriği özne ile dolaysız birliğin dışına alınıp nesnel olarak onun önüne getirildiğinde, o zaman daha önce düşünmenin içgüdüsel etkinliğinde kategorilerinin bağlarına yakalanmış, sonsuz bir gereç karmaşasına dağılmış olan anlığın özgürlüğü başlar. Bu örüntüde orada burada bağlanmış daha sağlam düğümler vardır ki, bunlar anlığın yaşamının ve bilincin destek ve yön noktalarıdırlar ve sağlamlık ve güçlerini sözcüğün tam anlamıyla bilincin önüne getirildiklerinde onun özselliğinin kendilerinde ve kendileri için varolan kavramları olmasına borçludurlar. Anlığın doğası için en önemli nokta yalnızca kendinde ne olduğunun edimsel olarak ne olduğu ile ilişkisi değil, ama kendini ne olarak bildiğinin edimsel olarak ne olduğu ile ilişkisidir; anlık özsel olarak bilinç olduğu için, bu kendini-bilme edimselliğinin temel belirlenimidir. Salt içgüsel olarak birer itki gibi etkin olan ve bilince ilkin tekilleşerek ve dolayısıyla başkalaşabilir ve birbirleri ile karışmış olarak giren, ama bu yüzden anlığa tekilleşmiş ve güvenilmez bir edimsellik sunan bu kategorileri arılaştırmak ve böylelikle anlığı onlarda özgürlük ve gerçekliğe yükseltmek — bu öyleyse en yüksek mantıksal uğraştır. |
Doch
dies mag für den Gesichtspunkt genügen, aus welchem das Verhältnis verschwindet,
nach welchem die Denkbestimmungen nur als zum Gebrauch und als Mittel genommen
werden; wichtiger ist das weiter damit Zusammenhängende, nach welchem sie
als äußere Formen gefaßt zu werden pflegen |
||
|
@Bilimsel Düşünmenin Başlangıç Koşulu Olarak Kavramlar Ve İçerik.Bilimin hem kendi başına hem de gerçek bilginin koşulu olarak yüksek bir değer taşıdığını önceden kabul ettiğimiz başlangıcı olarak belirttiğimiz şey, Kavramların ve genelde Kavram kıpılarının, e.d. düşünce-belirlenimlerinin ilkin gereçten ayrı ve yalnızca onun üstüne eklenen biçimler olarak ele alınması — bu tutum hemen mantığın konusu ve ereği olarak verilen gerçeklik için baştan sona yetersiz olduğunu gösterir. Çünkü böylece salt biçimler olarak, içerikten ayrı olarak görülüp onları sonlu olarak damgalayan ve kendi içinde sonsuz olan gerçekliği anlamaya yeteneksiz kılan bir belirlenim içinde duruyor olarak kabul edilirler. Gerçek olan sınırlanmışlık ve sonluluk ile hangi bakımdan birleştirilirse birleştirilsin, bu onun olumsuzlanma yanı, gerçeklikten ve edimsellikten yoksunluk yanıdır, gerçek olmasını anlatan olumluluk yanı değil ama sözcüğün tam anlamıyla sonunu anlatan yandır. Salt biçimsel kategorilerin çıplaklığı karşısında sağlam sağduyunun içgüdüsü sonunda kendini öylesine güçlü görmüştür ki, bir küçümseme tutumuna girerek onlarla tanışıklığı okul mantığının ve metafiziğin alanına bırakmıştır; aynı zamanda bu ipuçlarının bilincinin kendi için taşıdığı değeri görmezden gelmiştir, ve doğal mantığın içgüdüsel etkinliğinde, özellikle düşünce belirlenimlerinin kendileri ile tanışıklığı ve onların bir bilgisini bile bile yadsıyarak, durulaştırılmamış ve dolayısıyla özgür-olmayan düşüncenin hizmetinde olduğunun bilinçsizliği içindedir. Böyle biçimlerin yalın temel-belirlenimi ya da ortaklaşa biçim-belirlenimi özdeşliktir ki, bu derlemcilik mantığında özdeşlik yasası olarak, A = A olarak, çelişki ilkesi olarak ileri sürülür. Sağlıklı us böyle gerçeklik yasalarını elinde tutan ve henüz onların peşinden giden okul için saygısını öylesine yitirmiştir ki, onunla alay eder ve böyle yasalara göre ‘‘Bitki bir —, bitkidir,’’ ‘‘Bilim —, bilimdir’’ vb. gibi doğru bildirimlerde bulunabilen birini dayanılmaz bulur. @Anlak Tasımı Bilginin Gerçekliğini Değil Ama Doğruluğunu İlgilendirir.Gerçekte anlağın başlıca işlevlerinden biri olan tasımın kurallarını veren formüller üzerine de eşit ölçüde doğru bilinci saptamıştır ve bunların en azından yanılgıların ve sofistliklerin de eşit ölçüde ilgisiz araçları olduklarını ve gerçeklik nasıl belirlenirse belirlensin, daha yüksek gerçeklik için, örneğin dinsel gerçeklik için, kullanışsız olduklarını, genel olarak gerçekliği değil ama bilgilerin bir doğruluğunu ilgilendirdiklerini bilir (gene de bu kuralların bilgideki yerlerini, orada zorunlu olarak geçerli olduklarını ve aynı zamanda ussal düşünce için özsel gereç olduklarını gözden kaçırmak doğru olmayacaktır).
|
Was
wir als Anfang der Wissenschaft, dessen hoher Wert für sich und zugleich
als Bedingung der wahrhaften Erkenntnis vorhin anerkannt worden ist, angaben,
die Begriffe und die Momente des Begriffs überhaupt, die Denkbestimmungen
zunächst als Formen, die von dem Stoffe verschieden und nur an ihm seien,
zu behandeln, dies gibt sich sogleich an sich selbst als ein zur Wahrheit,
die als Gegenstand und Zweck der Logik angegeben wird, unangemessenes Verhalten
kund |
||
|
@Felsefede İçerik Ve Biçim Sorunu: İdealizm.Gerçekliği bir yana atarak düşünmeyi irdelemenin bu yolunun yetersizliğini gidermenin biricik yolu yalnızca genellikle dışsal biçime ait sayılan şeyin değil, ama içeriğin de düşünsel irdelemeye getirilmesidir. Çok geçmeden açığa çıkar ki sıradan derin düşünme ediminde ilkin İçerik olarak Biçimden ayrılmış olan şeyin gerçekte biçimsiz, kendi içinde belirlenimsiz olmaması gerekir; yoksa salt boş birşey, bir kendinde-şey soyutlaması olurdu; tersine, Biçimi kendinde taşır, aslında ancak onun yoluyla bir diriliği ve iç değeri vardır ve yalnızca bir İçerik görünüşüne olduğu gibi böylelikle bu görünüşe dışsal birşeyin görünüşüne dönüşen de Biçimin kendisidir.
İçeriğin mantıksal irdelemeye bu getirilişi ile nesne olan bundan böyle şeyler değil ama şeylerin olgusal yanları [Sache], kavramlarıdır. Gene de burada anımsatılabilir ki, bir kavramlar çokluğu, ve bir olgular çokluğu vardır. @Kavramın Doğası: Evrensel Ve Belirli Kavram.Ama bu çokluğun nasıl kısıtlandığı bir yandan daha önce belirtilmiştir: Kavram genelde düşünce olarak, evrensel olarak, çoklukları içinde belirsiz sezginin ve tasarımın önünde uçuşan şeylerin tekilliği karşısında ölçüsüz bir kısaltmadır; ama öte yandan bir Kavram kendinde ilk olarak genelde Kavramdır, ve bu salt birdir ve tözsel temeldir; ama ikinci olarak hiç kuşkusuz belirli bir Kavramdır ki, ondaki bu belirlilik İçerik olarak görünen şeydir; Kavramın belirliliği ise bu tözsel birliğin bir Biçim-belirlenimidir, bütünlük olarak Biçimin bir kıpısı, belirli Kavramın temeli olan Kavramın kendisinin bir kıpısıdır. Bu Kavram duyusal olarak sezilmez ya da tasarımlanmaz; yalnızca düşünmenin bir nesnesi, ürünü ve içeriğidir ve kendinde ve kendi için varolan olgudur, var olanın Logos’u, Usu, şey adını taşıyanın gerçekliğidir; mantık biliminin dışında bırakılması gereken en son şey Logos’tur. Öyleyse bu bilimin içersine alınması ya da ondan atılması salt keyfi bir sorun olmamalıdır. Salt dışsal Biçimler olan düşünce-belirlenimleri gerçek anlamda kendilerinde irdenenirlerse, bu ancak sonluluklarını ve kendileri için olma gereğinin gerçeksizliğini, ve gerçeklikleri olarak Kavramı ortaya koyar. Buna göre, mantık bilimi genel olarak anlığımıza içgüdüsel ve bilinçsiz olarak yayılan ve dilde kendilerini gösterdikleri zaman bile nesnelleştirilmeyip gözden kaçırılan düşünce-belirlenimlerini ele alırken, ayrıca derin-düşünce tarafından seçilip çıkarılan ve onun tarafından öznel, gerece ve içeriğe dışsal Biçimler olarak saptanan düşünce-belirlenimlerinin de bir yeniden kuruluşu olacaktır. |
Die
Unvollständigkeit dieser Weise, das Denken zu betrachten, welche die Wahrheit
auf der Seite läßt, ist allein dadurch zu ergänzen, daß nicht bloß das,
was zur äußeren Form gerechnet zu werden pflegt, sondern der Inhalt mit
in die denkende Betrachtung gezogen wird |
||
|
Hiçbir nesnenin betimlemesi kendinde ve kendi için böyle kendi zorunluğu içindeki düşüncenin açınımı denli bütünüyle içkin bir plastikliğe yetenekli değildir; hiç biri bu istemi kendisi ile birlikte böyle bir düzeyde getirmez; düşünmenin bilimi bu bakımdan matematiği bile aşmalıdır, çünkü hiçbir nesne kendisinde bu özgürlük ve bağımsızlığı taşımaz. Böyle bir açımlama, kendi türünde matematiksel çıkarsamanın gidiş yolunda görüldüğü gibi, açınımın hiçbir basamağında o basamakta dolaysızca ortaya çıkmayan ve ona önceki basamaktan alınmış olmayan bir düşünce-belirleniminin ve derin-düşünce öğesinin bulunmamasını ister. Ama açımlamada böylesine soyut bir eksiksizlikten hiç kuşkusuz genel olarak vazgeçilmelidir; bilimin eksiksizce yalın olanla, eş deyişle en evrensel ve en boş olanla başlaması gerektiği, bu olgu açımlamayı daha öte tek bir sözcük bile eklenmeksizin yalnızca yalın olanın tam bu bütünüyle yalın anlatımına kısıtlayacaktır; olgunun doğasına göre ancak olumsuzlayıcı derin-düşünceler kabul edilebilecektir ki, bunların işlevleri onlar olmadığında tasarım ya da kuralsız düşünme tarafından içeri karıştırılabilecek şeyleri engellemek ve uzaklaştırmak olacaktır. Gene de gelişimin yalın içkin ilerleyişine böyle karışmalar kendi başlarına olumsaldır, ve böylelikle onları önleme çabasının kendisi bu olumsallıkla lekelidir; bundan başka, tüm böyle noktaları karşılamayı istemek yalnızca ve yalnızca bunlar sorunun dışında yattıkları için boşunadır, ve en azından burada dizgesel bir doyum için istenecek olan şey tam olarak yerine getirilemeyecektir. @Modern Felsefe Okuru Ve Platonik Diyalogların Plastik Kişileri.Ama modern bilincimizin kendine özgü kaynaşması ve dağınıklığı bizi az çok yakında yatan gözlem ve görüşleri dikkate almaya zorlar. Plastik bir söylem ayrımsamada ve anlamada da plastik bir tutumu ister; ama kendi gözlem ve görüşlerini — ki kökensel düşünce [Selbstdenken] kendini bunlarla gösterme dayançsızlığı içindedir — Platon’un yazılarında görülen ve yalnızca soruna kulak veren o dinleyiciler gibi sessizce ve kendiliğinden reddedecek denli plastik gençler ve erkekler modern bir diyalogda yer alamazlar; ve böyle okurları beklemek ise hiçbir biçimde söz konusu değildir. @Felsefe Ancak Sayıltı Düzleminde Varolan Doğal Bilinçten Saldırıya Uğrar.Tersine, kendilerine görüşlerinin ve karşıçıkışlarının birer sayıltı olduğunu ve kullanılmadan önce kendilerinin eleştirilmesi gereksinen kategoriler kapsadığını gösterecek yalın bir gözlemi bile yapamayan karşıtlar tarafından çok sık ve çok sert saldırılara uğradım. Bu konudaki bilinçsizlik inanılmayacak boyutlara varır; gösterilen yanlış anlama öylesine temeldendir ki, irdelenen bir kategori durumunda bu kategorinin kendisini değil ama başka birşeyi düşünecek denli kötü, e.d. eğitimsiz tutumdan doğar. Bu bilinçsizlik özellikle aklanamayacak bir durumdadır, çünkü böyle başka birşey başka düşünce-belirlenimleri ve başka kavramlardır, ve bir mantık dizgesinde tam bu öteki kategoriler için kendi yerleri bulunmuş ve kendileri irdeleme altına alınmış olmalıdır. Bu bilinçsizlik herşeyden çok mantığın ilk Kavramları ya da ilkeleri olan Varlık, Yokluk ve Oluş üzerine karşıçıkış ve saldırıların büyük çoğunluğunda açıktır; ama bu sonuncusu, oluş, kendisi yalın bir belirlenim olarak — ki en yalın çözümleme bunu gösterir — öteki iki belirlenimi kıpılar olarak kapsar. Özenlilik başlangıcın üzerine herşeyin kurulacağı zemin olarak başka herşeyden önce yoklanmasını, aslında ilkin kendi sağlamlığını tanıtlayıncaya dek daha ileri gidilmemesini, ve eğer durum bu değilse onu izleyen herşeyin yadsınmasını gerektiriyor görünür. @Felsefede Varsayımsız Başlangıcın Yalınlığı Ve Kolaylığı.Bu özenlilik aynı zamanda düşünme çabasını en yüksek düzeyde kolaylaştırmayı sağlama üstünlüğünü de taşır; bütün gelişimi bu tohumda kapalı olarak kendi önünde bulur ve onunla, yerine getirmesi en kolay olanla işini bitirdiği zaman kendini bütün işi bitirmiş görür, çünkü o en yalın olandır, yalının kendisidir; bu böylesine öz-doyumlu özenliliğin özsel olarak kendini salık vermesine yol açan şey burada gerekli olan o en küçük düşünce çabasıdır. Yalın olana bu kısıtlama kendi için yalın kalmayı istemeyen ama ona kendi gözlemlerini birlikte getiren düşünmenin özencini özgürce oynamaya bırakır. İlkin yalnızca ilke ile uğraşma ve böylelikle daha ötesi ile ilgilenmeme gibi haklı bir nedenle, bu özenlilik kendi işinde bunun tersini yapar, çünkü daha ötesini, e.d. salt ilke olandan başka kategorileri, başka varsayımları ve önyargıları birlikte getirir. Böyle ‘Sonsuzluk sonluluktan ayrıdır,’ ‘İçerik biçimden başka birşeydir,’ ‘İç dıştan başka birşey, dolaylılık benzer olarak dolaysızlık değildir’ gibi varsayımlar, sanki böyle şeyler bilinmezmiş gibi, aynı zamanda bilgilendirme amacıyla ortaya sürülür ve tanıtlanmaktan çok anlatılır ve inancaları verilir. Böyle öğretici bir davranışta — başka bir adlandırma bulamıyorum — bir aptallık yatar; ama gerçekte bir yandan bu tür önermeleri yalnızca varsaymak ve dosdoğru kabul etmek aklanamaz birşeyken, öte yandan daha da çoğunu, öyle bir bilgisizliği ele verir ki, bu böyle sonsuzluk olmaksızın bir sonlunun gerçek birşey olup olmadığı, yine böyle soyut sonsuzluğun, dahası biçimsiz bir içeriğin ve içeriksiz bir biçimin, ya da hiçbir dışlaşması olmayan bir içselliğin ve içselliksiz bir dışsallığın vb. gerçek birşey ya da edimsel birşey olup olmadığı gibi soruları yoklamanın mantıksal düşünmenin gereksinimi ve işi olduğu olgusunu bile ayrımsayamaz. — Ama düşünmenin ona plastik bir tavır kazandıran ve raslantısal gözlemlerin üstesinden gelmesini sağlayan bu eğitimi ve disiplini yalnızca daha öteye giderek, çalışarak ve bütün açınımı üreterek sağlanabilir. |
Die
Darstellung keines Gegenstandes wäre an und für sich fähig, so streng ganz
immanent plastisch zu sein als die der Entwicklung des Denkens in seiner
Notwendigkeit; keiner führte so sehr diese Forderung mit sich; seine Wissenschaft
müßte darin auch die Mathematik übertreffen, denn kein Gegenstand hat in
ihm selbst diese Freiheit und Unabhängigkeit |
||
|
Platonik
açımlama söz konusu edildiğinde, modern zamanlarda felsefi bilimin bağımsız
bir yapısını yeniden kurmak için çalışan birine Platon’un Devlet
üzerine kitabını baştan yedi kez elden geçirdiği anımsatılabilir. Bunun
anımsanması, onda imleniyor görünebileceği ölçüde bir karşılaştırma, yalnızca
kişiyi modern dünyaya ait olmakla daha derin bir ilke, daha güç bir nesne
ve kapsamda daha varsıl bir gereç ile karşı karşıya kalan bir çalışma
için onu yetmişyedi kez baştan ele alacak zamanın olmuş olmasını istemeye
götürmelidir. Bununla birlikte, yazar görevin büyüklüğünü göz önüne aldığında,
dışsal zorunluğun belirlediği koşullar altında, çağdaş sorunların büyüklük
ve çok yanlılıklarının kaçınılmaz oyalamaları altında, giderek günlerin
gürültülü şamatasının ve kendini buna sınırlamakla gururlanan bir bönlüğün
sağır edici gevezeliğinin yalnızca arı düşünce öğesinde varolan bir bilginin
tutkusuz dinginliğine katılacak bir yer bırakıp bırakmadığı kuşkusu altında
başarılabilecek olanla yetinmek zorunda kalmıştır. Berlin, 7 Kasım 1831 |
Bei
der Erwähnung Platonischer Darstellung kann, wer ein selbständiges Gebäude
philosophischer Wissenschaft in modernen Zeiten neu aufzuführen arbeitet,
an die Erzählung erinnert werden, daß Platon seine Bücher über den Staat
siebenmal umgearbeitet habe Berlin, den 7. November 1831 |
||
|
Sonraki
Bölüm: Giriş: Mantığın Genel Kavramı
|
|||