Hegel — Mantık Bilimi (Büyük)

Çözümlemeler

§§ 188-272

AZİZ YARDIMLI

2002

[Paragraf numarları (§) ulaşılma kolaylığından ötürürü Miller çevirisine gönderme yapıyor. Önermeler Hegel’in metninin özsel hiçbir atlama ya da eksiltme olmaksızın kavramsal bir özetini oluşturuyor. Girintili alt paragraflar benim tarafımdan daha öte açımlayıcı olarak eklendiler. İngilizce tam metin www.idea-tr.com “Mantık Bilimi” girişinde bulunuyor. — A.Y.]

 

 

 

 

188. Belirli-Varlık
(Belirli-Varlık Alanı -- Soyut-Varlık ve Kendi-İçin-Varlık ile ilişki içinde; ya da -- Varlık—Belirli-Varlık—Kendi-İçin-Varlık bağlamında)
(Belirli-Varlığın Belirlenimlerine Genel Ya Da Ayrıntısız Bir Bakış)

(Varlık—Belirli-Varlık—Kendi-İçin-Varlık bağlamında)

188.1. Belirli-Varlıkta belirlilik Varlık biçimindedir.

188.2. (Var)olan belirlilik Niteliktir.

188.3. Nitelik Birşey ve Başkası arasındaki karşıtlığı belirler — başkalaşım ve sonluluk.

188.4. Birşey salt Başkasına karşı değil ama kendi içinde de olumsuz olarak belirlidir.

188.5. Birşeyin kendini (sonluluğunu) olumsuzlaması nitel Sonsuzdur.

188.6. Karşıtlıksız ya da karşıtlığı kendi içinde kıpıya indirgemiş sonsuzluk Kendi-için-Varlıktır.

(Belirli-varlığın Kavramındasoyut Varlıktan ayrı olarak Belirliliği öne çıkar. Bu belirlilik salt olma belirliliğidir (görgül olarak, şu ya da bu olma). Belirlilik ilkin Nitelik değildir. Belirlilik genel bir adlandırmadır ve Nitelikten daha geniş bir kapsamı vardır. Nitelik belirliliğin yalnızca (şu ya da bu) olma yanı ile ilgilidir, Nicelikten, Özsellikten vb. ayrıdır. Dasein varlıktır, ama soyut Varlık değil, tersine belirli olarak varlıktır.)

 

§ 189 BÖLÜMLEME

Belirli-Varlığın irdelemesi üç bölüme ayrılır:

A. Genelde belirli-Varlık (Belirli-Varlık—Nitelik—Birşey)

B. Birşey ve Başkası, Sonluluk
C. Nitel Sonsuzluk

Belirli-Varlığı ilkin (A.) anlak kipinde dolaysız olarak düşüneceğiz: Varlık olarak. Türkçe’de belirli-Varlık tek bir sözcükle ve herhangi bir önek olmaksızın “Varlık” olarak anlatılır. Bu Kavram yalnızca “olmak” değil ama belirli olarak olmaktır.

 

— Varlık ilkin Evrensel gibidir. Tikel gibi olanla (Belirli-Varlık) karşıtlık içinde durur. Bu karşıtlık ilişkisi ya da birliği Tekil ya da Bireysel gibi olanı verir (Kendi-için-Varlık). Bu Kavram belirlenimleri (E—Ti—Te) burada öncelemelerdir.

 

— Belirli-Varlık da ilkin evrensel gibidir, “belirli dolaysız”dır, genel olarak belirli-Varlıktır. Ama belirliliğini (olumsuzluğunu) ortaya koyar, ve ikinci olarak tikel gibidir. Ama bu belirlilik yalnızca vardır ve yalnızca olan belirlilik Niteliktir. Üçüncü kıpı Niteliğin Varlığa yansıması olarak, ya da Varlığın ve Niteliğin birliği olarak, nitel varlık olarak bireysel gibidir, Birşeydir. Bu Kavram belirlenimleri de burada öncelemelerdir.

 

 

Belirli-Varlık

A. Belirli-Varlık olarak Belirli-Varlık

 

 (§ 190: Anahatlarda Belirli-Varlık — Nitelik — Birşey)

190.1. Belirli-Varlıkta belirlilik Nitelik olarak ayırdedilir.

Belirli-Varlık da Varlıktır, ama bu genel olarak varlık ya da yalnızca olmak değildir; tersine, özel olarak, belirli olarak bir varlıktır ve bu özelliğin ya da belirliliğin varlıktan ayrılığı ve ne olduğu sorusu doğar. Olan belirlilik Niteliktir.

190.2. Nitelik belirli-Varlığın iki belirleniminde, e.d. Olgusallık ve Olumsuzlama olarak alınacaktır.

190.3. Olgusallık ve Olumsuzlama belirlenimlerinde belirli-Varlık kendi içine yansır (= onlarla birdir: Kurgul kıpı).

190.3. Olgusallık ve Olumsuzlama belirlenimleri ile koyulan belirli-Varlık bir kez daha birdir, Birşeydir.

 

 

                              Bu paragrafta belirli-Varlık yine genel olarak açılıyor.  

  (a) Genelde Belirli-Varlık

191.1. Oluştan belirli-Varlık çıkar.

191.2. Belirli-Varlık Varlık ve Yokluğun yalın birliğidir.

191.3. Bu birlik nedeniyle dolaysızlık biçimini taşır (Oluş ortadan kalkmıştır).

191.4. Belirli-Varlık ilkin tek-yanlı Varlık belirlenimindedir (Yokluk belirlenimi de kendini gösterecektir).

 

 

192.1 Belirli-Varlıkta Yokluk Varlıkta ortadan kaldırılmıştır.

192.2.Yokluğu bir kıpı olarak kapsayan somut bütün Varlık ya da dolaysızlık biçimindedir, genelde Belirliliği oluşturur.

Burada Belirliliği oluşturan Dolaysızlığa dikkat ediyoruz. Üçlünün ilk (ANLAK) kıpısı olarak görüldüğünde, belirliliğine karşın dolaysızdır.

 

193.1. Somut Bütün Varlık biçiminde, Varlık belirliliğindedir.

193.2. Varlık da kendini bir kıpı olarak, olumsuz olarak belirlenmiş Varlık olarak göstermiştir.

Ortadan kalkmış Varlık olumsuz olarak yüklenmiş bir Varlıktır. Yokluktan Varlığa geçişte Yokluğun ortadan kalkışına Varlık olarak Varlığın da ortadan kalkışı eşlik eder, çünkü Varlık bundan böyle arı Varlık değil ama Yokluğu bir kıpı olarak kapsayan Varlıktır, belirli-Varlıktır. Hegel’in metninde “Varlık belirlenimi” anlatımı Varlığın belirlenimsizliği ile çelişir, ve buna göre dolaysız olan Varlığın bir belirlenim olması Varlığın bir olumsuzlama ile yüklü olmasıyla anlaşılabilirdir.

193.3. Kıpı olumsuz olarak belirlenmiş bir varlıktır.

193.4. Kavramsal gelişimde ancak koyulan ya da çıkarsanan kıpı Kavramın eytişimsel gelişimine aittir, çıkarsanmayan Kavramlar bizim henüz tanıtlanmamış düşüncemizde bulunurlar ve dışsal karşılaştırmaya hizmet ederler.

 

194.1. Belirli-Varlık daha önceki alanda Varlığa karşılık düşer.

194.2. Ama belirli-Varlık somuttur ve buna göre onda bir dizi belirlenim, kıpılarının değişik ilişkileri kendilerini gösterirler.

Eş deyişle, Kavramların çözümlemesi ya da kendinde içeriklerinin belirtikleşmesiyle ilişkilendirilmeleri yapılacak. Bu süreçte açınım sürekli olarak ileriye doğru yapılmalı, geriye doğru değil, ortadan kaldırılan kıpılara bir kez daha geri dönüş biçiminde değil.

 

(b) Nitelik

195.1. Belirli-Varlıkta Varlık ve Yokluğun Birliği dolaysızdır.

195.2. Belirli-Varlık Varlık biçiminde olduğu düzeye dek Yokluktur, ve böylece belirlidir.

Belirli-Varlık bir birliktir, Yokluk ile Bir olan Varlıktır, ve böyle olarak, bir karşıtlık ya da olumsuzlama içermesi yoluyla belirlidir.

195.3. Belirlilik Varlıktan ayrı değildir.

195.4. Belirli-Varlık ve Varlığın ilişkisi ikisinin dolaysız birliğidir; henüz birliğin ayrımlaşması yoktur.

 

196.1. Kendi başına yalıtılan Belirlilik Niteliktir.

196.2. Nitelik bütünüyle yalın ve dolaysızdır.

Nitelik belirli-Varlıktaki olumsuzluğun açılımıdır: Her Nitelik bir Olumsuzlamadır. Ama Nitelik tam bu belirlenimde o denli de Olgusallıktır (“varlık yanında alındığında”). Nitelik olumluyu içeren olumsuzlamadır, ya da olan, Varlık ile Bir olan belirlenimdir.
 
Belirli-Varlık bir olumsuzlama ile Varlıktır, ortadan kaldırılmış Varlığı ve ortadan kaldırılmış Yokluğu kapsar, dolaysız Varlığı ve dolaysız Yokluğu değil.

Belirli-Varlıkta olumsuzluk kıpısı onun belirliliğidir; ama bu belirlilik varlık ile bir olan belirlilik ve böylece Niteliktir.  Belirli-Varlık ilkin Nitelik ile bir değildir, genel olarak belirli-Varlıktır, aslında belirlenimsizdir çünkü dolaysız, bir ve yalındır. Yokluğu ortadan kaldırılmış olarak kapsayan varlıktır, böylece kendisi yalın varlık olmaya son verirken, yokluk ise eşit ölçüde yalın olmaya son verir çünkü ortadan kaldırılmış yokluk, dolaylı kılınmış yokuktur. Belirli-Varlık ancak dolaysız olarak alındığında bir ilktir; ama belirliliği kendini ondan hemen ayırır, ve bu olumsuz olarak varolan kıpı Niteliktir.

 

 197.1. Nitelik yalnızca dolaysız olan ya da Varlık biçiminde olan belirlilik olarak tek-yanlıdır.

Ama bu tek-yanlılık gerçek değildir, anlağa ait bir soyutlamadır, ve bir olumsuzlama içermesi Niteliği yansımalı, ilişkili, sonlu, iki-yanlı bir belirlenim olarak koyar. Olumsuz öğe anlağın ‘belirsiz’ belirli-Varlığının gerçek belirlenimini kazanmasını anlatır.

197.2. Nitelik Yokluk belirleniminde de koyulacaktır — ayrımlaşmış, yansımış bir belirlilik olarak.

197.3. Yokluk, bir belirliliğin belirli öğesi olarak, yansımış birşeydir, bir değillemedir (Verneinung).

Olumsuzlaması ile birlik içinde koyulan belirli-Varlıkta dolaysız belirlilik ayrımlı, yansımış bir belirliliğe geçer. Yokluk, bir belirliliğin olumsuz öğesi olarak, bir belirliliğin zorunlu öğesi olarak bulunur. Bu olumsuzluğu belirtik olarak içeren Nitelik belirlenimi böylece ikili bir kıpıdır — bir kez olumlu ve bir ikinci kez olumsuz olarak.

197.4. Nitelik, salt varlık yanında alındığında, Olgusallıktır.

197.5. Nitelik, olumsuz birşey ile yüklü olarak alındığında, genel olarak Olumsuzlamadır (olmayan bir Nitelik, Sınır).

 

Niteliği olumsuzlama kıpısı altında aldığımızda, bir Değilleme, bir Olumsuzlamadır.

Niteliğin olumlu olarak, varolan olarak koyulması dolaysız olarak koyulmasıdır. Bu tek-yanlılık, ya da  Niteliğin dolaysız belirlenim olarak koyulması onun olumsuz kıpısının gözardı edilmesidir.

197. Aber das Dasein, in welchem ebensowohl das Nichts als das Sein enthalten, ist selbst der Maßstab für die Einseitigkeit der Qualität als nur unmittelbarer oder seiender Bestimmtheit. Sie ist ebensosehr in der Bestimmung des Nichts zu setzen, womit dann die unmittelbare oder die seiende Bestimmtheit als eine unterschiedene, reflektierte gesetzt wird; das Nichts so als das Bestimmte einer Bestimmtheit ist ebenso ein Reflektiertes, eine Verneinung. Die Qualität, so daß sie unterschieden als seiende gelte, ist die Realität, sie als mit einer Verneinung behaftet, Negation überhaupt, [ist] gleichfalls eine Qualität, aber die für einen Mangel gilt, sich weiterhin als Grenze, Schranke bestimmt.

Nitelik dolaysız ya da olan bir belirlenimdir; ama, eytişimsel olarak, o denli de olmayan belirlenim(ler)dir. Niteliğin dolaysızlığından ilkin belirli-Varlığın kendisi sorumludur. Ama olumlu Nitelik olarak onda olumsuz Nitelik de imlenir, ve bu dilde dir ile karşıtlık içinde değildir ile anlatılır. Bir niteliğin varlığı başkalarının değillenmesi ya da olumsuzlanması ile özsel olarak, eytişimsel olarak bağlıdır ve bu ayrım ya da yansıma anlağa örtüktür. Bu örtü Realiteyi tek yanlı olumluluk belirlinimi altında almaya götürür. Buna karşı Nitelik bir değilleme ile yüklü olarak görüldüğünde, tam olarak olumsuzlama denilen şeydir (başka niteliklerin olumsuzlanması). Olumsuzlama da genel olarak niteliktir; ama olmayan bir niteliktir ve tam olarak nitel sınırı belirleyen kavramdır.

 

198.1. Olgusallık ve Olumsuzlama her ikisi de belirli-Varlıktır.

198.2. Olgusallıkta belirlilik ve dolayısıyla olumsuzlama kapsanır.

198.3. Olgusallıktan Değilleme, Sınırlama, Eksiklik soyutlanır.
198.4. Olumsuzlama da bir belirli-Varlıktır, bir Niteliktir, ama olmayan bir Nitelik kapsar.

(Olumsuzlama — buradaki “—ma” takısı Niteliği gösterir. Dilin yapısı bu mantıksal bağıntıyı aslında açıkça gösterir. Olum-suz-la-ma sözcüğünde “suz” olumsuzun kendisini belirtir; “la” onu bir eylem biçimine çevirir -- Olumsuz-la = Olumsuz-yap. Son takı olarak “—ma” ise eylemin ad biçimine geçişini sağlar.)

 

Not. Nitelik ve Olumsuzlama

199.1. Olgusallık yalnızca görgül varlık değildir.

199.2. Kavramların olgusallığı vardır (Platonik devlet örneği).

 

200.1. Olgusallık hiçbir Olumsuzlama kapsamayan arı olumluluk değildir. (“Tanrı tüm olgusallıkların toplamıdır” skolastik önermesi soyuttur; “olgusallık hiçbir olumsuzluk kapsamayan bir eksiksizliktir” de soyuttur. Olgusallık çelişki ve öyleyse olumsuzlama kapsar.)

 

201.1. Olgusallık belirlidir, öyleyse olumsuzlama kapsar, ve böylelikle belirli-Varlıktır.

 

202.1. Olgusallık saltık olarak çelişkilidir.

202.2. Olgusallık ortadan kaldırmadığı bir varlık ile karşıtlık içinde olduğu sürece vardır.

 

203.1. Belirlilik olumlu olarak koyulmuş olumsuzlamadır.

203.2. Omnis determinatio es negatio. Ama kurgul kıpı da vardır.

203.3. Genelde olumsuzlama biçimsiz soyutlamadır.

Olumsuzlama salt kendisi olarak, dolaysız olarak alındığında, bir anlak kıpısı olarak varolmayan birşeydir.

 

204.1. Spinoza: Tek bir töz vardır; Töz belirlenimsizdir, yoksa Bir değil ama çok olacaktır (Eleatikler; Panteizm).

204.2. Spinoza’da Tözün yüklemleri kıpılar değildir, yoksa belirlenimler ve böylece olumsuzlamalar olacaklardır. (Töz saltık olarak belirlenimsiz olmalıdır. Tüm yüklemler töze dışsal yanılsamalardır. Bireysel olan yoktur, çünkü ayrım kapsar.) (they — yüklemler— are for him not even moments, and the attributes like the modes are distinctions made by an external intellect)

204.3. Spinoza’ya göre birşeyin sonsuzluğu onun olumluluğudur (ama bu anlak sonsuzudur).

204.4. Bireysel olan kendi-ile-ilişkili olan, başka herşeye sınırlar koyandır. Ama bu sınırlar ilişkiden başka birşey değildirler ve bireysel böylece belirli-Varlığını kendi içinde taşımaz. (Varlık alınında bireysel olan belirli Birşeydir.)

 

205.1. Olumsuzlama Olgusallık ile doğrudan karşıtlık içindedir. (Yansımış belirlenimler alanında olumsuzlama onu yansıtan olgusallık olarak olumlu ile karşıtlık içine girer.)

 

(206.1. Nitelik içkin belirlenim olduğu yerde bir Özelliktir; Şekil, Biçim vb. özellikler değildir, Nitelikler de değildir, çünkü değişirler ve varlık ile özdeş değildirler.)

 

(c) Birşey

208.1. Belirli-Varlıkta Belirliliği Nitelik olarak ayırdedildi (ama ayırdedilemez).

208.2. Nitelikte ayrım vardır — Olgusallık ve Olumsuzlama.

208.3. Belirli-Varlıkta bu ayrımlar vardır ve ortadan kaldırılırlar.

208.4. Olgusallık olumsuzlama kapsar, belirli-Varlıktır, belirsiz, soyut Varlık değil.

208.5. Olumsuzlama belirli-Varlıktır, belirlenimsiz, soyut Yokluk değil.

208.6. Böylece Nitelik Belirli-Varlıktan ayrılamaz (ama ayırdedilmişti).

 

209.1. Belirli-Varlıktaki ayrımın bu ortadan kalkışı bir kez daha belirli-Varlığa geri dönüş değildir.

209.2. Ortadan kalkmış ayrım belirli-Varlığın kendi belirlenimidir.

Ayrımı bir kıpı olarak kapsayan belirli-Varlık Birşeydir. Yöntemi düşünelim ve uygulayalım.

(1) Belirli-Varlık vardır; (2) ama Olumsuzlama yüklüdür; (3) Bu karşıtlık kendini ortadan kaldırır, ve böylece belirli-Varlık yeniden yalın Birliğini kazanır. Belirli-Varlık kendi içinde bir olumsuzlama kapsar; ama olumsuzlamanın ortadan kalkışı olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak, olumsuzun karşıtının ortaya çıkışı olarak olumludur. Kendi içinde bir olumsuzlama kapsayan belirli-Varlık ayrımını ortadan kaldırmış, kendi içine kapanmış varlıktır, Kendi-İçinde-Varlıktır (Insichsein).

 

210.1. Birşey ilk olumsuzlamanın olumsuzlamasıdır, yalın kendi ile ilişki olarak Varlık biçimindedir.

 

Belirli-Varlık, Yaşam, Düşünme vb. birer olumsuzlamadır. Mantıksal olarak, bu karşıtlık içinde kalamazlar. Belirlilik ve Olumsuzlama birbirlerini karşılıklı olarak ortadan kaldırırlar, ya da daha doğrusu, Olumsuzlama Belirliliği kendi içinde kapsadığı için, Olumsuzlamanın ortadan kalkışı tüm süreci anlatmak için yeterlidir. Bu süreç Belirli-Varlığın kendi içine bir geri çekilişidir. Olumsuzlanmış Belirli-Varlık — ya da, kendi ile olumsuz birlik.Belirli-varlık belirliliktir, belirli olmaktır; bu belirlilik Niteliktir; ama nitelikli varlık ise Birşeydir. Dasein belirlilik ile bir olan Varlıktır; ama bu varlık geneldir, ve bu genellik ancak belirlenim ile, ancak Nitelik ile karşıtlık içinde olabilir. Nitelikte belirli-Varlık o denli de kendine yansır, ama ne belirli-Varlık ne de Nitelik bu yalıtılmışlık içinde değildirler. Birlikleri ikisinden de daha çoğu olan birşey, bir Birşeydir. Bu birlikte olan şey ilişkinin ortadan kalkışı, ve ilişki olumsuzlama olduğu için, olumsuzlamanın ortadan kalkışıdır. Olumsuzlamanın olumsuzlaması = Kendi ile Varlık biçiminde bağıntı (die einfache seiende Beziehung auf sich).

 

210.2. Olumsuzun olumsuzu olumludur.

210.3. Olumsuzun olumsuzu olarak olumlunın temelinde kendi ile olumsuz birlik yatar.

KENDİ-İLE-DOLAYLILIK -- A = AKendi ile dolaylılık tüm kurgul kıpının belirlenimidir. İkinci kıpı — diyalektik ilişki kıpısı — kendi ile dolaylılığı, bu sonsuzluğu göstermez. Tersine, onda her durumda sonluluk belirtiktir; ilk olumsuzlama ayrım ve sonluluk kıpısıdır. İkinici kıpı ilk kıpının kendisinden çıkarsandığı ve onunla bir olduğu içindir ki ayrım olumsuzlanır, birlik yeniden elde edilir. Ama bu birlik ilk dolaysızlıktan ayrı olarak dolaylı bir birliktir, ve dolaylılık yabancı bir öğe ile, bir başkası ile değil ama kendi ile dolaylılıktır. Böylece Birşey = Birşeydir, ya da kendi ile ilişkidir.

 

211.1. Birşey Varlık biçiminde olumsuzlamanın olumsuzlamasıdır.

211.2. İkinci olumsuzlama yalın kendi ile ilişkinin yeniden kuruluşudur.

211.3. Kendi-ile-ilişki kendi-ile-dolaylılıktır.

211.4. Birşey kendi-ile-özdeşlik olarak belirlendiğinde kendi-ile-dolaylılık belirtiktir.

211.5. Kendi-ile-dolaylılık Oluşta da bulunur, ama bütünüyle soyut olarak.  

 

Kendi-ile-dolaylılık bireyselliğin dolaysızlığını, belirli dolaysızlığı anlatır. Tüm kurgul kıpılar bu belirlenim altına düşerler: Kendi-içinde-varlık.
Oluşta olumsuzlamanın soyutluğu Oluşun kendisinin Birşey olmaması demektir. Oluş kendi ile dolaylıdır, ama kendisi yine yalnızca Oluştur ve Oluş kendi ile ne denli ilişki içine girerse girsin Oluş olarak kalır, belirli-Oluş olmaz. Buna karşı Birşeyin kendi ile dolaylılığı Başkası ile ilişkisidir ve bu birlik somuttur, belirli-Oluş, Değişimdir.
Oluşta kendi-ile-dolaylılık soyut olarak bulunur. Bu soyutluk ilk olarak olumsuzlamanın olumsuzlamasının Oluş içindeki soyutluğuna bağlıdır, çünkü bu aşamada henüz olumsuzlamanın kendisi soyuttur, çünkü Yokluk bir olumsuzlama değil, bir dolaylılık değil, ama dolaysız Yokluk olarak düşünülüyor. Buna karşı Bişeyde olumsuzlama koyulmuştur.
Oluşta kendi ile dolaylılık soyuttur, başka bir deyişle, Oluş dolaysız Varlık ve dolaysız Yokluk kategorileri ile birdir. Ama somutluk karşıt kategorilerin birliğidir.

212.1. Birşey kendinde kendi-ile-dolaylıdır.

212.2. Kendi-ile-dolaylılık olumsuzlamanın olumsuzlamasıdır.

212.3. Birşey kendi ile dolaylı olarak alındığında yanları yine kendisidir, Birşeydir.

212.4. Birşey böylece yalın Birlik, ve böylece Varlıktır.

 

Yalın Birlik dolaysız, ayrımsız, soyut  birlik ile bir ve aynıdır. Anlak herhangi bir kavramı yalın birlik olarak düşünebilir, ve burada yatan olumsuzluğu gözardı edebilir. Her kavram, yalın birlik olarak alındığında, yalnızca ve yalnızca kendisidir, içeriksiz, ilişkisiz, boştur (Kant bu boşluğu sezgisel gereç ile doldurur ve buna eleştirel felsefe denir). Ama bu kendi-ile-bağıntı belirlenimsizlik olarak alındığında Varlıktır. Ama Birşey yalnızca Varlık değil, belirli-Varlıktır. Birşeyin yanları Varlık ve Yokluk değil, ama belirli-Varlıklardır (Birşey va başka Birşey).

 

212.5. Birşey Vardır; Birşey Belirli-Varlıktır; Birşey Oluştur.

212.6. Oluş olarak Birşeyin kıpıları Varlık ve Yokluk değil ama bir Belirli-Varlık ve bir ikinci Belirli-Varlıktır. Ama bu ikinci Belirli-Varlık birincinin olumsuzudur — bir Başkası.

212.7. Oluş olarak Birşey bir geçiştir, kıpıları yine birer Birşeydir, böylece geçiş Başkalaşım ya da Değişimdir.

212.8. Ama ilkin Birşey yalnızca Kavramında değişir, kendi ile ilişkisinde kendini saklar, ve ayrım dışsal bir edime, ‘gösterme’ye düşer.  

Birşey kendi ile dolaylılık olarak düşünüldüğünde, yanları yine kendisidir; Birşey Birşey dolayısıyla vardır. Ama bu ikinci Birşey bir başka Birşey, bir Başkasıdır. Böylece kendi ile dolaylılığı oluşturan kıpılar Birşey ve Başkasıdır. Ama bu ikisinin birliği olarak Birşey Değişimdir.

 

 

 

B. Sonluluk

 

İlk kesimde Belirli-Varlık genelde ya da olumlu olarak irdelendi (Nitelik ve Olgusallık). Bu kesimde Belirli-Varlıkta kapsanan olumsuz belirlenim (Nitelik) gelişecek. İlk kesimde olumsuzlama yalnızca genelde iken, burada olumsuzlamanın kendisi olumsuzlanır, Birşey Kendi-İçinde-Varlığına (Insichsein) çekilir. Genelde belirli-Varlık olumsuzlamadır; ve Nitelik ve Olgusallık da olumsuzlama kapsarlar. Ama bu olumsuzlamanın belirlenimi de olumsuzlanmaktır. Hegel Belirli-Varlığın onu genel olarak irdeleyen ilk kesiminden sonraki bu ikinci kesimini “Sonluluk” olarak adlandırıyor. (Üçüncü kesim “Sonsuzluk”.)
DİKKAT
1) Olumsuzlamanın olumsuzlaması = kendi-içinde-varlık.[§ 213]: In dieser Abtheilung hingegen entwickelt sich die negative Bestimmung, die im Dasein liegt, welche dort nur erst Negation überhaupt, erste Negation war, nun aber zu dem Puncte des Insichseins des Etwas, zur Negation der Negation bestimmt ist. :: In this section, on the other hand, the negative determination contained in determinate being is developed, and whereas in the first section it was at first only negation in general, the first negation, it is now determined to the point of the being-within-self or the inwardness of the something, to the negation of the negation.

(a)
213.1. Birşey ve Başkası ilkin birbirlerine ilgisizdir [ilişkisiz, ayrımsız].

Birşey ve Başkası bir ve aynıdır — ilişkisiz olma anlamında. Birşey Başkasının olumsuzlaması değildir. Bu yüzden “olumsuzlama ikisinin de dışına düşer.” Birşey ya da Başkası Sonluluğun ilk kategorisi olarak genelde ya da Anlak bakış açısından irdelenmelidir. Başkası Birşeyin olumsuzlanması olarak görülürse, bu ayrım kıpısına, belirlilik kıpısına geçiş anlamına gelecektir, ki yöntemin doğasına aykırıdır. Hegel bu iki ama o denli de bir ve aynı kategoriyi bu bakış açısı altında çözümlüyor.

2. Belirli-Varlık
                                               A. Belirli-Varlık olarak belirli-Varlık
                                                               a. Genel olarak belirli-Varlık
                                               b. Nitelik
                                                               c. Birşey
                                               B. Sonluluk
                                                               a. Birşey ve bir Başkası
                                               b. Belirlenim, Oluşum (Yapı/Doğa) ve Sınır
                                                               c. Sonluluk
                                                                              a. Sonluluğun Dolaysızlığı
                                                                              b. Sınırlama (Engel) ve Gerek
                                                                               g. Sonlunun Sonsuza Geçişi
                               C. Sonsuzluk
                                                               a. Genel olarak Sonsuzluk
                                                               b. Sonlu ve Sonlunun Karşılıklı Belirlenimi
                                                               c. Olumlu Sonsuzluk

 

213.2. Başkası da dolaysızca bir belirli-Varlık, bir Birşeydir; Olumsuzlama böylece ikisinin de dışına düşer [bir üçüncüye].

Olumsuzlamanın ikisinin de dışına düşmesi “ve” ile anlatılır — Birşey  ve Başkası. Ya da, ilk kıpı, dolaysızlık kıpısı olumsuzlama içermez. Birşey o denli de Başkasıdır ve bu ilgisizlik olumsuzlama değildir.

213.3. Birşey kendinde Başkası-için-Varlığı ile karşıtlık içindedir; ama Birşeyin ‘Kendinde’si de belirlidir.

Birşey ilkin Anlak bakış açısından Başkasıdır; bu onun asıl belirlenimi değildir çünkü bir olumsuzlama içermez. Buna karşı Eytişimsel bakış açısından birşeyin Kendindesi olumsuzlama kapsar ve birşey böylece Belirlidir. Anlak bakış açısından, Birşey ve Başkası birdir, ikisi de bir ve aynı kavramın anlatımıdır ve karşılaştırma dışsal bir öğeye, bir üçüncüye düşer. Bu asıl eytişim değil ama dışsal eytişimdir. Birşeyin Başkası-için-varlığı bu dışsal eytişime değil ama özsel eytişime aittir ve böylece buraya Birşeyin Kendinde-Varlığının çıkarsaması da bağlıdır.

 

(b)
213.4. Belirlenimi ‘kendinde’sine de aittir.
213.5. Belirlenim ‘Oluşum’a geçer; Oluşum Belirlenim ile özdeştir, Birşeyin içkin Başkası-için-varlığını, Sınırını oluşturur.

Birşeyin kendindesine ait olan Belirlenim Oluşuma geçer, bunda Birşey asıl niteliğini, onun olumsuz Başkası-için-Varlığını, Sınırını bulur. Sınır kategorisinde Birşey salt Birşey olarak değil, ama belirli-Birşey olarak, belirlilik yoluyla davranır ve Sınır Birşeyi belirli olarak içerir.

213.6. Sınır Birşeyin içkin belirlenimidir ve böylece —

Birşey Başkası ile ilişkidedir; Böylece Birşeyin Başkası-için-Varlığından ve ayrıca kendisinden, kendinde-Varlığından söz edebiliriz.  Birşeyin bu ilişki içinde kendinde-Varlığının da bir belirlenimi vardır ve bu özel-belirlenim Hegel’in Beschaffenheit/Oluşum dediği şeydir. Bu Oluşum, bu özel belirlilik kendi için düşünüldüğünde Birşeyin bağıntısının, başkası-için-varlığının olumsuzlanması, böylece Sınırdır.
Sınır henüz Sonluluk ile bir değildir. Sınırda Birşey vardır, belirlidir, ve ortadan kalkmış değildir.

 

(c)
213.7. Birşey Sonlu olandır.
 
(a) Birşey ve Başkası
1
214.1. Birşey ve Başkası ilk olarak her ikisi de belirli-Varlık ya da Birşeydir.

Burada Birşey anlak bakış açısı altından inceleniyor. Birşey bir olumsuzluk nedeniyle Başkası değildir. Aralarında olumsuzluk içeren bir ilişki yoktur. Tersine, Başkası da Birşey gibi dolaysız, bağımsız, bağıntısızdır ve bu analitik durum üzerine tüm bağıntı (birlik ve ayrılık olarak) ancak dışsal bir karşılaştırma yoluyla ileri sürülür.

214.2. İkinci olarak, her biri eşit ölçüde bir Başkasıdır (“alius alium”; Türkçe’de: “biri ve öbürü/öteki — ‘o’ biri ya da ‘o’ teki” è Aralarındaki ayrım salt bir ‘o’ ile belirtilir; ama birincisi de ‘o’dur.).

Birşey ve Başkası ancak dışsal olarak, bir ‘bu’ gösterme sıfatı ile ayırdedilirler. Burada Hegel dilin anlağın işi ve ‘bu’nun bir evrensel olduğunu belirtiyor. Özel adlar keyfidirler, evrenseli anlatmadıkları ölçüde anlamsızdırlar. Karşılaştırma ve ayırdetme Birşeyin ve Başkasının kendileri tarafından değil ama (dışsal-üçüncü) bir özne tarafından yapılır.Birşey burada ilkin genelde ele alınır. Başkası da bütünüyle genelde ele alınır ve aralarında hiçbir ayrım yoktur.

215.1. Başkalık belirli-Varlığa yabancı bir belirlenim olarak görünür; Birşey Başkasından bir Üçüncü tarafından karşılaştırılarak ayırdedilir.
215.2. Aynı zamanda her belirli-Varlık kendini bir başkası olarak belirler, kendisi bir başkasıdır.

216.1. İkisi de hem Birşey hem de Başkası olarak belirlenir; böylece aynıdırlar, ayrımsızdırlar.
216.2. Ama bu aynılık da yine dışsal karşılaştırmadan doğar.
216.3. Gene de, Başkası Birşey ile ilişki içinde bir Başkası olsa da, ondan ayrı olarak kendi başına da Başkasıdır [yine Anlak bakış açısından].
 
217.1. Üçüncü olarak, Başkası yalıtılmış olarak, kendi ile bağıntı içinde, soyutta Başkası olarak alınır: Platon: To eteron.[Heterojen ya da ayrışık]. Fiziksel Doğa böyle yalıtılmış bir başkası, Tinin başkasıdır.

To eteron Platon tarafından bağımsız olarak alınır ve Bir ile karşıtlık içinde tutulur. Bu Birşeyin başkası değil ama kendi içinde Başkası, kendinin Başkasıdır. Doğa (ya da Fizik, FuseoV) böyle bir Başkasıdır. Ama bu ilişki dışsaldır. Gene de Tin gerçek Birşey olduğu için, Doğa kendinde yalnızca Tinin karşıtıdır, ve böyle alındığında Doğanın niteliği kendi içnde Başkası olmak, kendine dışsal olan olmaktır (uzay, zaman ve özdek).
Burada Başkası Birşey ile bağıntı içinde değil ama kendi başına Başkası, kendinin başkasıdır. Doğa yalıtlımışlığı içinde bir Başkası olarak alındığında kendi kendisinin Başkasıdır, kendine dışsaldır.

218.1. Başkası salt kendi başına alındığında kendi içinde Başkası, kendinin Başkası, Başkasının Başkasıdır — saltık olarak kendine benzemeyendir ki kendini olumsuzlar — değişir.
218.2. Kendisine değiştiği Başkası yine kendisidir ve böylece kendine özdeş kalır, ve biricik Belirlenimi budur.
218.3. Başkası Başkalığın oradan kaldırılışında kendi ile birleşir, kendi içine yansır.
 
2
219.1. Birşey kendini ‘belirli-Varlığının olumsuzu’nda (Nichtdasein) saklar. Onunla özsel olarak birdir ve bir değildir.
219.2. Böylece Birşey Başkalığı ile bir ilişki içinde durur.
219.3. Başkalık Birşeyde kapsanır ve gene de ondan ayrıdır. Başkalık başkası için olmaktır, Başkası-için-Varlıktır.

Burada Birşey eytişimsel olarak kendi olumsuzluk kıpısı, Başkalık ile ilişki içinde irdelenir. Birşey ilkin eytişimsel karşıtlığı içinde kendi Başkasını karşısına alır ve onunla ilişki içinde belirlendiğini gösterir: Başkası-için-Varlıktır. Birşey ve Başkası ilkin ilişkisiz olarak alındıklarında her biri Birşey ve Başkasıdır. Aralarında ilişki kurar kurmaz her biri kendinde göreliliğini ortaya koyar: Başkası-için-Varlık ve Kendinde-Varlık.

220.1. Genelde Belirli-Varlık dolaysız, ilişkisizdir; ya da Varlık belirlenimindedir (Anlak kıpısı).
220.2. Ama Yokluğu kapsadığı için belirli Varlık, kendi içinde olumsuzlanmış Varlıktır.
220.3. Sonra ilk olarak bir Başkasıdır.
220.4. Ama aynı zamanda kendini olumsuzlamasında sakladığı için, yalnızca bir Başkası-için-Varlıktır.

Dolaysız belirli-Varlık Anlak içindir ve dolaysızlığının kendisi bir olumsuzlama, bir ilişki kapsadığını doğrular. Bu eytişim genelde (dolaysız) belirli-Varlıktan dolaylı belirli-Varlığa, Başkası-için-Varlığa geçiştir.

221.1. Belirli-Varlık kendini belirli-Varlığının olumsuzunda (Nichtdasein) saklar.
221.2. Böyle Varlık genelde Varlık değildir, ama Başkası ile ilişkisinde bu ilişkinin kendisi ile karşıtlık içinde ve kendi-ile-ilişki içinde durur.
221.3. Bu Kendinde-Varlıktır.

Belirli-Varlık Başkası ile ilişki içinde Başkası-için-Varlıktır (eytişimsel kıpı); ama bu karşıtlığın ortadan kalkışı (kurgul kıpı) öyle bir Varlığa geçiştir ki bu bir kez daha dolaysızdır, ama dolaysızlığını karşıtı ile ilişkisini olumsuzlayarak elde etmiştir. Kendinde-Varlık anlatımı olumsuz olarak Başkası ile ilişkiyi kapsar. “Kendinde” dediğimiz zaman bu kavramı getirmekle imlemek istediğimiz şey Başkasında olmadığı, Başkası ile ilişkiyi olumsuzladığı, o ilişkiyi bir kıpı olarak kapsadığıdır. Kendinde-Varlık ilişkilidir çünkü belirlidir; ama dolaysızdır çünkü Başkası ile ilişkiyi ortadan kaldırmanın kendisini anlatır.

221.4. Kendi-için-varlık ve Kendinde-Varlık Birşeyin iki kıpısını oluşturur.
221.5. Burada iki çift belirlenim vardır:
i) Birşey ve Başkası; ilişkisizliğini
ii) Başkası-için-varlık ve Kendinde-Varlık.
221.6. Birinciler belirlenimlerinin ilişkisizliğini, ikinciler ilişkiyi anlatırlar, her biri bir ilişkidir, karşıt kıpıyı kendinde kapsar.
 
222.1. Varlık veYokluk birlikleri olan belirli-Varlıkta bundan böyle Varlık ve Yokluk değildirler. Ancak birlikleri dışında böyledirler.
222.2. Varlık veYokluk Oluş olarak birliklerinde Ortaya-Çıkış ve Ortadan-Yitiştir.
222.3. Birşeyde Varlık kıpısı Kendinde-Varlık (ya da Başkalığın Yokluğu, ya da kendi içine yansımış belirli-Varlıktır, dolaysız değildir).
222.4. Yokluk kıpısı ise Başkası, ya da daha tam olarak Başkası-için-Varlıktır (genelde Nichtdasein ya da olumsuz belirli-Varlık değil).
 
223.1. Kendi-içinde-Varlık olumsuz belirli-Varlık (Nichtdasein) ile olumsuz bir ilişkidir.
223.2. Kendinde-Varlık Başkalığı kendi dışında taşır, ona karşıttır.
223.3. Birşey kendinde olduğu düzeye dek Başkalıktan ve Başkası-için-Varlıktan çekilmiştir;
223.4. Ama aynı zamanda Yokluğu da kendi içinde kapsar, çünkü Başkası-için-Varlığın Yokluğudur.
 
224.1. Başkası-için-Varlık ilkin Varlığın kendi ile ilişkisinin (belirli-Varlık ve Birşey) olumsuzlanmasıdır.
224.2. İkinci olarak, Başkası-için-Varlık arı Yokluk olarak olumsuz belirli-Varlık (Nichtdasein) değil, ama kendi içine yansımış varlığı olarak kendinde-Varlığı gösteren olumsuz belirli-Varlıktır (evrik olarak, kendinde-Varlık Başkası-için-Varlığı gösterir).
3
225.1. Kendi-içinde-Varlık ve Başkası-için-Varlık Birşeyin kıpılarıdır.
225.2. Birşey Başkası-için-Varlıktan kendi içine geri döndüğü ölçüde kendindedir.
225.3. Birşey ancak Başkası-için-Varlık olduğu ölçüde kendi içinde bir belirlenim taşır.  
226.1. Kendinde-Varlık ve Başkası-için-Varlık ayrı oldukları denli de özdeştirler (her ikisi de Birşeyin ayrılmaz belirlenimleridirler).
226.2. Bu özdeşlik belirli-Varlıkta biçimsel olarak bulunur; özde ve iç ve dışın ilişkisinde daha kesin olarak, ama Kavram ve Edimselliğin özdeşliğinde tam olarak bulunur.

Birşey kendi içinde taşıdığını kendinde de taşır. Birşeyde olan o denli de onun kendinde-varlığına, iç, gerçek değerine aittir. “Birşey yalnızca kendinde ne ise, o denli de yalnızca ondadır.”
Kendi-içinde-Varlık = iç = Kavram.
Başkası-için-varlık = Dış = Edimsellik.

227.1. Kendinde-Şey. Tüm Başkası-için-Varlıktan soyutlanmıştır, bütünüyle belirlenimsiz, yokluktur. Öyleyse elbette bilinemez.

SETZEN
'Koyma'-Setzen ilkin öz alanında yer alır. Zemin onun tarafından zeminlendirileni koyar. Neden bir Etki yaratır, belirli bir varlık ki, bağımsızlığı dolaysızca olumsuzlanır ve özünü bir başkasında gösterir. Varlık alanında belirli-Varlık Oluştan yalnızca ortaya çıkar, ya da birşey ile birlikte bir başkası, sonlu ile sonsuz da koyulur. Ama sonlu sonsuzu ortaya çıkramaz, onu koymaz. Varlık alanında kavramın kendini belirlemesi geçiş kipinde olur. Varlığın yansımalı belirlenimleri — örneğin birşey ve başkası, sonlu ve sonsuz — başkası-için-varlık olsalar da, nitel olarak, kendi başlarına varolan şeyler olarak geçerlidirler. Başkası vardır, sonlu sonsuz ile eşit ölçüde dolaysızdır, her birinin anlamı karşıtı olmaksızın da tam olarak görünür. Ama pozitif ve negatif, neden ve etki kavramları, kendi başlarına alınabiliyor görünseler de, karşıtları olmaksızın anlamsızdırlar. Belirlenimlerin henüz kendilerinde mi (Kavramda) yoksa daha şimdiden koyulmuş mu (başkası için varlık) olduğunu ayırdetmek mantıksal gelişimde özsel önemdedir. Varlık alanında Us kavramlarını dolaysızca uygular, onları ilişkisiz olarak, soyut olarak alır.

Buna karşı üzerine düşünceye ait Öz alanında ilişki kavramları uygulanır. Dolaysızlık Kavramları salt kendi başlarına düşünülebilir. Dolaylılık Kavramları ancak ilişkili olarak düşünülebilir.

228.1. Kendinde-Varlık Başkası-için-Varlık ile karşıtlık içindedir.
228.2. Koyulmuşluk da Kendinde-Varlık ile karşıtlık içindedir

Kendinde varlık bağımsız, koyulmuşluk ise dolaylılık ya da bağımlılıktır.

228.3. Koyulmuşluk Başkası-için-Varlığı kapsar.
228.4. Koyulmuşluk ilkin Öz alanında, “nesnel yansıma” alanında ortaya çıkar (Zemin zeminliyi koyar; Neden Etkiyi; ikincisi varlığını birincide, bir başkasında taşır.).
228.5. Birşey ile birlikte Başkası, Sonlu ile birlikte Sonsuz da koyulur, ama ilk terimler ikincileri koymazlar. Ya da, Varlığın bu yansımış belirlenimleri (Birşey ve Başkası, Sonlu ve Sonsuz) birbirlerini ortaya çıkarmaz ya da koymazlar. Dolaysızdırlar: Başkası da vardır, ve Sonlu da tıpkı Sonsuz gibi dolaysızdır, (semantik olarak) kendi başına durur. Öte yandan, Pozitif ve Negatif, Neden ve Etki vb. birbirlerinden ayrı olarak anlamsızdırlar. Birbirlerinde görünürler ya da birbirlerine yansırlar.

229.1. Başkası-için-Varlık Birşeyin kendi ile birliğinde onun Kendindesi ile özdeştir.
229.2. Başkası-için-Varlık böylece Birşeyde bulunur.
229.3. Belirlenim böylece kendi içine yansımış olarak yalın Varlık biçimindedir, yine bir Niteliktir — Belirlenim.
 

Kendinde ve Başkası-için-Varlık (KARŞITLAR)
(b) Belirlenim, Oluşum ve Sınır

230.1. Birşeyin kendi içine yansıması olarak ‘Kendinde’ soyut ‘Kendinde’ değildir ama Başkası-için-Varlığı kıpı olarak kapsar, onun olumsuzlaması olarak onunla dolaylıdır. (Yalnızca Birşeyin kendi ile dolaysız özdeşliği değildir ama Birşeyi Kendinde yapan Başkası-için-Varlık yoluyla özdeşliktir.)
230.2. ‘Kendinde’ Başkası-için-Varlığın ortadan kaldırılmasıdır.
230.3. ‘Kendinde’de olumsuzlama Başkası-için-Varlık olarak kapsanır.
230.4. ‘Kendinde’de Nitelik ve Olgusallık olarak Belirlilik dolaysız ya da yalın Varlık biçiminde değil ama  Kendi-içinde-varlık Biçimindedir.
Belirli-Varlıkta Nitelik onun ‘Kendinde’sinin onun Başkası-için-Varlığı ile birlikte bulunuşundan oluşur.
230.5. Bundan sonra olacak olan şey Belirlenimin kendi içine yansımış olarak açınmasıdır.

1. 
231.1. Birşeyin Niteliğine (‘Kendinde’nin Başkası-için-Varlık ile birliği) ‘Kendinde’nin Belirlenimi denebilir.
231.2. ‘Kendinde’nin Belirlenimi Başkası-için-Varlığın onda kıpı olarak bulunuşunu imler ve genelde Belirlenimden ayrıdır.
231.3. Birşey olarak Belirli-Varlıkta ‘Kendinde’ karşıtı ile, Başkası-için-Varlık ile birlik içindedir, ve bu karşıtların birliği Belirlenimi oluşturur.
231.4. Bu Belirlenim Birşeyin Başkası ile ilişkisi yoluyla çeşitli yönlerde gelişir.
 
232.1. İnsanın belirlenimi ‘düşünen us’ olmaktır — bununla hayvandan ayrılır  (Nitelik).
232.2. İnsan kendinde düşüncedir — bununla kendi Başkası-için-Varlığından (doğal varoluşundan ve duyusal-doğasından) ayrılır (Doğa yoluyla kendi Başkası-için-Varlığı ile bağıntılıdır.)
232.2. İnsan kendinde düşüncedir, ve bu onun Başkası-için-Varlığından, doğal-duyusal varlığından ayrıdır.
232.3. Ama bu belirlenim bile salt kendindedir, genel olarak belirli-Varlık biçimindedir ve ona katılmayan belirli-Varlık ile, duyusal-doğa ile karşıtlık içindedir.
 
233.1. ‘Kendinde’nin belirlenim kazanması karşıtı yoluyla, Kendi-için-Varlık yoluyla belirlenmişlikten ayrıdır.
233.2. ‘Kendinde’nin bu belirlenimi dışsaldır, bir yapı ya da oluşumdur.
 
234.1. Birşey şöyle ya da böyle bir dışsal Oluşumdadır ve bu ona olumsal değil ama onun kendi niteliğidir.
 
235.1. Birşeyin değişimi Oluşumuna düşer, ancak onda Başkalaşır, böylece Birşey olarak kalmayı sürdürür, Belirlenimi değişmez, yalnızca Oluşumu değişir.

2) Değişimde birşey başkasına dönüştüğü zaman onda başkası olan onun yapısıdır. Yani, değişim zorunlu olarak birşeyin ortadan kalkmasını getirmez, birşeyin yalnızca bir yanını ilgilendirebilir. [§ 235]  Insofern Etwas sich verändert, so fällt die Veränderung in die Beschaffenheit; sie ist am Etwas das, was ein Anderes wird. Es selbst erhält sich in der Veränderung, welche nur diese unstäte Oberfläche seines Andersseins, nicht seine Bestimmung trifft.:: In so far as something alters, the alteration falls within its constitution; it is that in the something which becomes an other. The something itself preserves itself in the alteration which affects only this unstable surface of its otherness, not its determination.

236.1. Belirlenim ve Oluşum birbirinden ayrıdır.
236.2. Birşey, Belirlenimine göre, Oluşumuna ilgisizdir.
236.3. Belirlenim ve Oluşum o denli de birbirlerine geçerler.
236.4. Belirlenim başkası için varlık ile yüklüdür, ve öyleyse başkası ile bağıntıdır, öyleyse oluşumdur.
236.5. Oluşum da kendi başkası ile bağıntıdır, öyleyse belirlenimdir.
236.6. Birşey oluşumu yoluyla değişir.

 
237.1. Birşeyin oluşumu yoluyla değişimi onun yalnızca Kavramında değişiminden ayrıdır.
 
238.1. Belirlenim ve Oluşum birbirlerine geçerler, ayrımları ortadan kalkar, sonuç genelde Birşeydir.
238.2. Bu geçiş iki belirli-Varlığın geçişleri değildir, öyleyse dışsal bir karşılaştırma değildir.
238.3. Olumsuzlama şimdi soyut değildir, ama birşeylerde bulunur, onlara içkindir.

239.1. Birşey kendi doğası yoluyla Başkası ile ilişkilidir, çünkü Başkalık onda onun kendi kıpısı olarak koyulur.
239.2. Birşeyin Kendi-içinde-Varlığı Olumsuzlama kapsar, ve ancak bu yolla olumlu Belirli-Varlığını taşır.
239.3. Ama Başkası Birşeyden nitel olarak da ayrı ve böylece onun dışında koyulur.
239.4. Kendi Başkasının olumsuzlanması Birşeyin Niteliğidir, çünkü ancak bu yolla Birşey olur.
239.5. Ancak bu ortadan kaldırmada Başkası bir başka belirli-Varlık ile karşıtlık içindedir.
239.6. Belirli-Varlık Başkalığa, Birşey Başkasına geçer (geçmiştir); Birşeyin Başkası olması gibi Başkası da onun kendisidir.
239.7. Kendi-içinde-Varlık onda kapsanan ama aynı zamanda ondan ayrı olan Başkalığın Yokluğudur; öyleyse Birşeyin kendisi Olumsuzlama, bir Başkasının onda sona erişidir.
239.8. Birşey Başkası ile olumsuz olarak ilişkilidir, ve kendini bu ilişkide saklar.
239.9. Bu Başkası, O-O olarak Birşeyin Kendi-içinde-Varlığı onun Kendindesidir.
239.10. Aynı zamanda bu ortadan kaldırma Birşeyde yalın bir olumsuzlama olarak, ona dışsal başka Birşeyin olumsuzlaması olarak da bulunur.
Olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak Birşey dolaysız, yalın, kendi ile ilişki, kısaca kendi-içinde-varlıktır.

239.11. Her ikisinin tek bir belirliliği vardır ki,
a) bir yandan O-O olarak Birşeylerin kendi-içinde-Varlıkları ile özdeştir;
b) öte yandan bu olumsuzlamalar başka Birşeyler olarak birbirlerine karşıt oldukları için.
c) onları kendi doğaları yoluyla birleştirir ve ayırır:
239.12. Bu belirlenim Sınırdır.
Sınır birlik ve o denli de ayrılıktır.

240.1. (3) Başkası-için-Varlık Birşeyin Başkası ile belirlenimsiz olumlu birlikteliğidir;
240.2. Sınırda Başkası-için-Yokluk, Başkasının nitel olumsuzlaması öne çıkar (ve bu kendi içine yansımış Birşeyden ayrı tutulur).
240.3. Sınırdaki bu çelişki Birşeyin kendi içine yansımış olumsuzlaması olarak Sınırın Birşey veBaşkası kıpılarını ideal olarak kapsamasında yatar.
240.4. Birşey ve Başkası ayrı kıpılar olarak aynı zamanda olgusal olarak, nitel olarak ayrıdırlar.
 
241.1. [a] Birşey dolaysız, kendi-ile-ilişkili belirli-Varlık olarak ilkin bir Başkasına göre bir Sınır taşır.
241.2. Sınır Başkasının Yokluğudur, Birşeyin kendisinindeğil; Sınırda Birşey kendi Başkasını sınırlar; ama bu Başkası da genelde Birşeydir.
241.3. Sınır Birşeyin Birşeyden ayrımıdır; bir Birşeyin ve ve başka Birşeyin, öyleyse genelde Birşeyin Yokluğudur.
 
242.1. Birşeyin Başkasını sınırlaması kendisinin de sınırlanmasıdır.
242.2. Ama Sınır Başkasının Birşeyde sona erişidir: Birşey ne ise Sınırı yoluyla odur ve Sınırda Niteliğini bulur.
242.3. Sınır yalın ya da ilk olumsuzlamadır; Başkası ise aynı zamanda O—Odur, Birşeyin Kendi-içinde-Varlığıdır.
 
243.1. Birşey, dolaysız belirli-Varlık olarak, bir başka Birşeye göre sınırdır.
243.2. Ama Sınır Birşeyin kendisinde de bulunur ve Birşey Sınır dolayısıyla Birşeydir ama Sınır o denli de Birşeyin Yokluğudur.
243.3. Sınır Dolaylılıktır ki onun yoluyla Birşey ve Başkası hem vardır hem de yoktur.
 
244.1. Birşey Sınırında hem var hem de yoktur; ve bu kıpılar dolaysızdır.
244.2. Böylece Nitel ayrım, olumsuz belirli-Varlık ve Birşeyin belirli-Varlığı birbirlerinin dışına düşerler.
244.3. Birşey belirli-Varlığını Sınırının dışında (ve de içinde) taşır;
244.4. Başkası da Sınırın dışındadır.
244.5. Sınır Birşey ve Başkası arasındaki orta terimdir ki onda ikisi de sona ererler.
244.6. Birşey ve Başkası belirli-Varlıklarını birbirlerinin ötesinde ve sınırlarının ötesinde taşırlar.
244.7. Sınır her birinin yokluğu olarak her ikisinin de başkasıdır.
 
245.1. Birşeyin Sınırından ayrımı ile uyum içinde Çizgi ancak sınırının, Noktanın dışında Çizgi olarak görünür. (Düzlem Çizginin, Cisim Yüzeyinin dışında)
245.2. Sınır tasarımsal düşünce tarafından özellikle bu yanında görülür.
 
246.1. Birşey Sınırın dışında olduğu biçimiyle sınırsız Birşeydir, genelde belirli-Varlıktır.
246.2. Böyle olarak kendi Başkasından ayırdedilmez: Yalnızca belirli-Varlıktır, kendi başkası ile aynı belirlenimi taşır.
246.3. Her biri genelde Birşeydir, her biri bir Başkasıdır; her ikisi de aynıdır.
246.4. Bu birincil dolaysız belirli-Varlıkları şimdi Sınır olarak koyulur ki her ikisi de ne iseler bunda odurlar, birbirlerinden ayırdedilirler.
246.5. Sınır her ikisinin birliği ve ayrılığıdır.
TAMAMLANACAK
 
 
247.1. Kendi içkin sınırı ile kendisinin çelişkisi olarak koyulan ve bu yolla kendi ötesine itilen Birşey Sonludur.
 

(c) Sonluluk

Sonluluk kıpıları belirli-Varlık ve Olumsuzlama olan bir Oluştur. Sınır ve Sonluluk arasındaki ayrım Sınırın birşeyin Niteliği ile bir olması, ondan ayrılmaması, birşeyin olumlu varlığını *nitel* sınırında taşımasıdır. Sonluluk ise bir *oluş* kategorisi olarak ortadan kalkışa belirlenmiştir. Sonlu olmak realite ve olumsuzlama arasında bir çelişki olmak, ve böyle olarak kendini ortadan kaldırmaktır. Değişim de bir oluştur, ama birşey değişimde başkasına geçtiği zaman başkasının da birşey olması ölçüsünde kendini sürdürür. Birşeyi ortadan kalkmaya götüren şey sonluluğudur. Onda varlık ve yokluk arasındaki karşıtlık belirli-Varlık (Nitelik) ve olumsuzlama arasındaki karşıtlığın daha belirli biçimini alır.

 

248.1. Birşeyin Varlığı belirlidir.
248.2. Birşeyin Niteliği vardır ve yalnızca belirli değil ama sınırlıdır.
248.3. Birşeyin Niteliği Sınırıdır ve onunla yüklü olarak ilkin olumlu, kararlı bir varlık olarak kalır.
248.4. Ama bu olumsuzlama (Sınır) gelişir ve belirli-Varlığı ile Olumsuzlaması (içkin sınırı) arasındaki karşıtlığın kendisi Birşeyin Kendi-içinde-Varlığıdır.
248.5. Birşeyin Kendi-içinde-Varlığı böylece bir oluştur, Birşeyin sonluluğunu oluşturur.

c. Die Endlichkeit.
Das Dasein ist bestimmt; Etwas hat eine Qualität, und ist in ihr nicht nur bestimmt, sondern begrenzt; seine Qualität ist seine Grenze, mit welcher behaftet, es zunächst affirmatives, ruhiges Dasein bleibt. Aber diese Negation entwickelt, so daß der Gegensatz seines Daseins und der Negation als ihm immanenter Grenze selbst das Insichsein des Etwas, und dieses somit nur Werden an ihm selbst sei, macht seine Endlichkeit aus.

c. Sonluluk
Dasein belirlidir; birşeyin Niteliği vardır ve onda yalnızca belirli olmakla kalmaz, ama sınırlıdır; Niteliği sınırıdır ki, onunla yüklü olarak ilkin olumlu, dingin belirli-Varlık olarak kalır. Ama bu olumsuzlama gelişir, öyle ki belirli-Varlığının ve ona içkin sınır olarak Olumsuzlamanın karşıtlığının kendisi Birşeyin kendi-içinde-Varlığıdır, ve bu böylece yalnızca kendinde oluştur, Birşeyin Sonluluğunu oluşturur.

249.1. Şeyler sonludurlar: Eş deyişle yalnızca bir belirlilikleri olmakla kalmaz; yalnızca nitelikleri salt bir olgusallık ve özünlü belirlenimleri değildir; yalnızca sınırlanmış olmakla kalmazlar; ama tersine Yokluk doğalarını ve varlıklarını oluşturur.
249.2. Sonlu şeyler vardırlar, ama kendileri ile ilişkileri yalnızca kendileri ile olumsuz olarak ilişkili olmaları değil ama bu olumsuz ilişkide kendilerini kendi ötelerine gönderirler.
249.3. Sonlu şeyler vardırlar, ama varlıklarının gerçekliği sonlarıdır.
249.4. Sonlu şey genelde Birşey gibi yalnızca değişmekle kalmaz, ama varolmaya son verir.
249.5. Sonlu şeyin sona ermesi  salt bir olanak değildir, sona ermeksizin olamaz.
249.6. Sonlu şeyin Varlığı yokoluşunun tohumunu  Kendi-içinde-Varlığı olarak kapsamasıdır.
249.7. Sonlu şeylerin doğum saatleri ölüm saatleridir.

(a) Sonluluğun Dolaysızlığı (?. Die Unmittelbarkeit der Endlichkeit)

250.1. Sonluluk doruğuna itilmiş nitel olumsuzlamadır [die auf die Spitze getriebene qualitative Negation], (ve Niteliğini yitiren Birşey Varlığını da yitirir).
250.2. Sonluluk olumsuzlamadır ve Sonsuzluk ile kesin karşıtlık içinde durur.
250.3. Anlak Yokluğu şeylerin belirlenimi yapar ve aynı zamanda onu yokedilemez ve saltık yapar. (BURADA DİKKAT!)
250.4. Şeylerin geçicilikleri ancak kendi başkalarında, olumlu olanda yitebilecektir (Ihre Vergänglichkeit könnte nur in ihrem Anderen, dem Affirmativen, vergehen).
250.5. O zaman sonlulukları onlardan ayrılacaktı; ama sonluluk onların değişmez nitelikleridir, karşıtına geçmez, böyece bengidir. (Anlak bakış açısından).

251.1. Ama hiçbir felsefe sonluluğu saltık olarak görmez, çünkü sonlu sınırlıdır, geçidir; yokedilmez değildir.
251.2. Önemli olan nokta sonluyu düşünmede sonlunun varlığına sarılmak ve geçiciliği sürmeye bırakmak, ya da geçiciliğin kendisinin geçip gitmesine izin vermektir.
251.3. Ama Sonlunun sona ermesini kabul eden görüşte bu olmaz (= geçicilik geçip gitmez).
251.4. Sonlu Sonsuz ile uzlaşmaz ve birleşmez; saltık Varlık Sonsuza yüklenir; Sonlu onun olumsuzu olarak kalır, onunla birleşmez, kendi yanında kalır.
251.5. Sonlu sona ererse, o zaman bu sona erme onun son belirlenimi olur, sona ermenin sona ermesinde ortaya çıkacak olan olumluluk değil.
251.6. Sonlu olumluda sona ermezse, sonu yokluk olarak kavranırsa, o zaman soyut yokluğa geri dönülmüş olur.

252.1. Sonlunun gelişimi: İçinde bu çelişkiyi taşıdığı için kendi içinde çözülür, ve gene de böylelikle edimsel olarak çelişkiyi çözer:
252.2. Sonlu yalnızca geçici olmakla ve sonlanmakla kalmaz, ama sona erme, yokluk son belirlenim değildir, ama kendisi sona erer.

(b) Sınırlama ve Gerek(ß. Die Schranke und die Sollen)

253.1. TAMAMLANACAK.............

 

 

 

This contradiction is, indeed, abstractly present simply in the circumstance that the something is finite, or that the finite is. But something or being is no longer abstractly posited but reflected into itself and developed as being-within-self which possesses a determination and a constitution, and, still more specifically, a limit which, as immanent in the something and constituting the quality of its being-within-self, is finitude. It is to be seen what moment are contained in this Notion of the finite something.
§ 254
Determination and constitution showed themselves as sides for external reflection; but the former already contained otherness as belonging to the something’s in-itself; the externality of the otherness is on the one hand in the something’s own inwardness, on the other hand it remains, as externality, distinguished from it, it is still externality as such, but present in the something. But further, since the otherness is determined as limit, as itself negation of the negation, the otherness immanent in the something is posited as the connection of the two sides, and the unity with itself of the something which possesses both determination and constitution, is its relation turned towards its own self, the relation of its implicit determination to the limit immanent in the something, a relation in which this immanent limit is negated. The self-identical being-within-self thus relates itself to itself as its own non-being, but as negation of the negation, as negating the non-being which at the same time retains in it determinate being, for determinate being is the quality of its being-within-self. Something’s own limit thus posited by it as a negative which is at the same time essential, is not merely limit as such, but limitation. But what is posited as negated is not limitation alone; the negation is two-edged, since what is posited by it as negated is the limit, and this is in general what is common to both something and other, and is also a determinateness of the in-itself of the determination as such. This in-itself, therefore, as the negative relation to its limit (which is also distinguished from it), to itself as limitation, is the ought.
§ 255
In order that the limit which is in something as such should be a limitation, something must at the same time in its own self transcend the limit, it must in its own self be related to the limit as to something which is not. The determinate being of something lies inertly indifferent, as it were, alongside its limit. But something only transcends its limit in so far as it is the accomplished sublation of the limit, is the in-itself as negatively related to it. And since the limit is in the determination itself as a limitation, something transcends its own self.
§ 256
The ought therefore contains the determination in double form: once as the implicit determination counter to the negation, and again as a non-being which, as a limitation, is distinguished from the determination, but is at the same time itself an implicit determination.
§ 257
The finite has thus determined itself as the relation of its determination to its limit; in this relation, the determination is an ought and the limit is a limitation. Both are thus moments of the finite and hence are themselves finite, both the ought and the limitation. But only the limitation is posited as finite; the ought is limited only in itself, that is, for us. It is limited through its relation to the limit which is already immanent in the ought itself, but this its restriction is enveloped in the in-itself, for, in accordance with its determinate being, that is, its determinateness relatively to the limitation, it is posited as the in-itself.
§ 258
What ought to be is, and at the same time is not. If it were, we could not say that it ought merely to be. The ought has, therefore, essentially a limitation. This limitation is not alien to it; that which only ought to be is the determination, which is now posited as it is in fact, namely, as at the same time only a determinateness.
§ 259
The being-in-itself of the something in its determination reduces itself therefore to an ought-to-be through the fact that the same thing which constitutes its in-itself is in one and the same respect a non-being; and that, too, in this way, that in the being-within-self, in the negation of the negation, this in-itself as one of the negations (the one that negates) is a unity with the other, which at the same time is a qualitatively distinct limit, through which this unity is a relation to it. The limitation of the finite is not something external to it; on the contrary, its own determination is also its limitation; and this latter is both itself and also the ought-to-be; it is that which is common to both, or rather that in which both are identical.
§ 260
But now further, the finite as the ought transcends its limitation; the same determinateness which is its negation is also sublated, and is thus its in-itself; its limit is also not its limit.
§ 261
Hence as the ought, something is raised above its limitation, but conversely, it is only as the ought that it has its limitation. The two are inseparable. Something has a limitation in so far as it has negation in its determination, and the determination is also the accomplished sublation of the limitation.

Anmerkung: The Ought
§ 262
The ought has recently played a great part in philosophy, especially in connection with morality and also in metaphysics generally, as the ultimate and absolute concept of the identity of the in-itself or self-relation, and of the determinateness or limit.
§ 263
‘You can, because you ought’ — this expression, which is supposed to mean a great deal, is implied in the notion of ought. For the ought implies that one is superior to the limitation; in it the limit is sublated and the in-itself of the ought is thus an identical self-relation, and hence the abstraction of ‘can’. But conversely, it is equally correct that: ‘you cannot, just because you ought.’ For in the ought, the limitation as limitation is equally implied; the said formalism of possibility has, in the limitation, a reality, a qualitative otherness opposed to it and the relation of each to the other is a contradiction, and thus a ‘cannot’, or rather an impossibility.
§ 264
In the Ought the transcendence of finitude, that is, infinity, begins. The ought is that which, in the further development, exhibits itself in accordance with the said impossibility as the infinity.
§ 265
With respect to the form of the limitation and the ought, two prejudices can be criticised in more detail. First of all, great stress is laid on the limitations of thought, of reason, and so on, and it is asserted that the limitation cannot be transcended. To make such as assertion is to be unaware that the very fact that something is determined as a limitation implies that the limitation is already transcended. For a determinateness, a limit, is determined as a limitation only in opposition to its other in general, that is, in opposition to that which is free from the limitation; the other of a limitation is precisely the being beyond it. Stone and metal do not transcend their limitation because this is not a limitation for them. If, however, in the case of such general propositions framed by the understanding, such as that limitation cannot be transcended, thought will not apply itself to finding out what is implied in the Notion, then it can be directed to the world of actuality where such proportions show themselves to be completely unreal. just because thought is supposed to be superior to actuality, to dwell apart from it in higher regions and therefore to be itself determined as an ought-to-be, on the one hand, it does not advance to the Notion, and, on the other hand, it stands in just as untrue a relation to actuality as it does to the Notion.
Because the stone does not think, does not even feel, its limitedness is not a limitation for it, that is, is not a negation in it for sensation, imagination, thought, etc., which it does not possess. But even the stone, as a something, contains the distinction of its determination or in-itself and its determinate being, and to that extent it, too, transcends its limitation; the Notion which is implicit in it contains the identity of the stone with its other. If it is a base capable of being acted on by an acid, then it can be oxidised, and neutralised, and so on. In oxidation, neutralisation and so on, it overcomes its limitation of existing only as a base; it transcends it, and similarly the acid overcomes its limitation of being an acid. This ought, the obligation to transcend limitations, is present in both acid and caustic base in such a degree that it is only by force that they can be kept fixed as (waterless, that is, purely non-neutral) acid and caustic base.
§ 266
If, however, an existence contains the Notion not merely as an abstract in-itself, but as an explicit, self-determined totality, as instinct, life, ideation, etc., then in its own strength it overcomes the limitation and attains a being beyond it. The plant transcends the limitation of being a seed, similarly, of being blossom, fruit, leaf; the seed becomes the developed plant, the blossom fades away, and so on. The sentient creature, in the limitation of hunger, thirst, etc., is the urge to overcome this limitation and it does overcome it. It feels pain, and it is the privilege of the sentient nature to feel pain; it is a negation in its self, and the negation is determined as a limitation in its feeling, just because the sentient creature has the feeling of its self, which is the totality that transcends this determinateness. If it were not above and beyond the determinateness, it would not feel it as its negation and would feel no pain.
But it is reason, thought, which is supposed to be unable to transcend limitation — reason, which is the universal explicitly beyond particularity as such (that is, all particularity), which is nothing but the overcoming of limitation! Granted, not every instance of transcending and being beyond limitation is a genuine liberation from it, a veritable affirmation; even the ought itself, and abstraction in general, is in imperfect transcending. However, the reference to the wholly abstract universal is a sufficient reply to the equally abstract assertion that limitation cannot be transcended, or, again, even the reference to the infinite in general is a sufficient refutation of the assertion that the finite cannot be transcended.
§ 267
In this connection we may mention a seemingly ingenious fancy of Leibniz: that if a magnet possessed consciousness it would regard its pointing to the north as a determination of its will, as a law of its freedom. On the contrary, if it possessed consciousness and consequently will and freedom, it would be a thinking being. Consequently, space for it would be universal, embracing every direction, so that the single direction to the north would be rather a limitation on its freedom, just as much as being fixed to one spot would be a limitation for a man although not for a plant.
§ 268
On the other hand, the ought is the transcending, but still only finite transcending, of the limitation. Therefore, it has its place and its validity in the sphere of finitude where it holds fast to being-in-itself in opposition to limitedness, declaring the former to be the regulative and essential factor relatively to what is null. Duty is an ought directed against the particular will, against self-seeking desire and capricious interest and it is held up as an ought to the will in so far as this has the capacity to isolate itself from the true. Those who attach such importance to the ought of morality and fancy that morality is destroyed if the ought is not recognized as ultimate truth, and those too who, reasoning from the level of the understanding, derive a perpetual satisfaction from being able to confront everything there is with an ought, that is, with a ‘knowing better’ — and for that very reason are just as loath to be robbed of the ought — do not see that as regards the finitude of their sphere the ought receives full recognition. But in the world of actuality itself, Reason and Law are not in such a bad way that they only ought to be — it is only the abstraction of the in-itself that stops at this-any more than the ought is in its own self perennial and, what is the same thing, that finitude is absolute. The philosophy of Kant and Fichte sets up the ought as the highest point of the resolution of the contradictions of Reason; but the truth is that the ought is only the standpoint which clings to finitude and thus to contradiction.

 

 

Infinity

[c] Transition of the Finite into the Infinite

§ 269
The ought as such contains limitation, and limitation contains the ought. Their relation to each other is the finite itself which contains them both in its being-within-self. These moments of its determination are qualitatively opposed; limitation is determined as the negative of the ought and the ought likewise as the negative of limitation. The finite is thus inwardly self-contradictory; it sublates itself, ceases to be. But this its result, the negative as such, is [a] its very determination; for it is the negative of the negative. Thus, in ceasing to be, the finite has not ceased to be; it has become in the first instance only another finite which, however, is equally a ceasing-to-be as transition into another finite, and so on to infinity. But [b] closer consideration of this result shows that the finite in its ceasing-to-be, in this negation of itself has attained its being-in-itself, is united with itself. Each of its moments contains precisely this result; the ought transcends the limitation, that is, transcends itself; but beyond itself or its other, is only the limitation itself. The limitation, however, points directly beyond itself to its other, which is the ought; but this latter is the same duality of being-in-itself and determinate being as the limitation; it is the same thing; in going beyond itself, therefore, it equally only unites with itself. This identity with itself, the negation of negation, is affirmative being and thus the other of the finite, of the finite which is supposed to have the first negation for its determinateness; this other is the infinite.
//////////

 

 

 

 
 
 

C. Sonsuzluk

 

270.1. Sonsuz Saltığın yeni bir tanımı olarak görülebilir; ve belirli-Varlık altına düşen hiçbir kavram Saltık olarak görülemez, çünkü belirlenim sonluluk imler.
270.2. Sonsuz sonlunun olumsuzlanmasıdır, ama böylece sonlu olanla ilişki içindedir.

Sonsuzluk ancak analitik olarak sonlu ile olumsuz ilişkisinin içinde düşünülebilir; gerçekte Spinoza'nın da yaptığı budur.

271.1. Sonsuz sınırdan ve sonluluktan özgür değildir. Sorun Usun sonsuzunu Anlağın sonsuzundan (kötü sonsuz) ayırmaktır.

Analitik anlak Sonsuzun sonludan ayırmanın kendisinde Sonsuzun sonluşlaştırıldığını dikkate almaz.

BÖLÜMLEME

272.1. Sonsuz a) yalın belirlenimi içinde sonlunun olumsuzlanması olarak olumludur; b) böylece sonlu ile ilişki içindedir, ve bu konumda ancak tek-yanlı anlak sonsuzu olarak görülebilir; c) bu sonsuzluk ve sonluluk çelişkisi kendini ortadan kaldırır, iki kıpının birliği koyulur ve bu gerçek sonsuzdur.

 

a) GENEL OLARAK SONSUZLUK

273.1. Sonsuzluk olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak olumludur.

274.1. Sonlu kendi eytişimi ile kendini aşar, kendi olumsuzlanmasını aşar ve sonsuz olur.
274.2. Sonsuzluk olumsuzluk içeren sonlunun olumlu belirlenimidir.
274.3. Sonsuzluk sonlunun olumsuzlanması olarak bundan böyle sonlu ile ilişkisi içinde değil, ama kendisi kendi içinde olduğu gibi alınacaktır.

b) SONLU VE SONSUZUN ALMAŞIK BELİRLENİMİ

[Bu ikinci aşamada sonsuzun kavramı olumsuzu ile ilişkiye girer, karşıtında kendi içine yansır, kendisi sonlu, sınırlı birşey olur, ve karşısında

275.1. Sonsuz vardır, dolaysızdır, ve bu dolaysızlıkta bir başkasının, sonlunun olumsuzlanmasıdır.
275.2. Yalın varlık biçiminde aynı zamanda bir başkasının yokluğudur.
275.3. Sonsuz böylece [ilişki ya da kendi içine yansımadan ötürü] belirli-sınırlı birşey düzeyine düşer.
275.4. Sonsuz, belirliliğin olumsuzlanması olarak, olgusal belirli varlığın karşısında durur (nitel, dışsal ilişki).

276.1. Sonsuz ve sonlu ilişkisi yalnızca birşey ve başkası arasındaki ilişki değildir.
276.2. Sonlu, sınırın olumsuzlanması olarak, Sonsuza geçer.
276.3. Sonsuz Sonlunun Yokluğudur; ikincinin kendinde olduğu, olması gerektiği şeydir.
276.4. Bu 'gerek' aynı zamanda kendi içine yansır, olgusallaşır.
276.5. Sonsuzda tüm belirlenim, başkalaşım, sınır ve 'gerek' ortadan kalkar; Sonsuz salt olumlu varlıktır; onda sonlunun hiçliğinin koyulduğunu görürüz (analitik olarak).
276.6. Sonsuz O-O olarak kendi içinde olumludur.
276.7. Ama bu olumlama niteldir, dolaysız kendi-ile-ilişki olarak varlıktır.
276.8. Ama bu nitel olma Sonsuzu sonlulaştırır. Bu sonsuz sonlu-olmayandır, olumsuzlama belirlenimini kapsayan bir varlıktır.
276.9. Sonlu ile, olgusallık ile karşıtlık içinde, Sonsuz belirlenimsiz boşluktur, sonlunun ötesidir (anlakta).

277.1. Böyle nitel ilişki içinde duran sonsuzluk kötü sonsuzluk, Anlağın sonsuzluğu, onun hiçbir zaman çözemeyeceği çelişkidir.

278.1. Bu çelişki iki belirliliğin, sonlu ve sonsuz iki dünyanın varlığını anlatır: Sonsuz yalnızca sonlunun sınırı, böylece kendisi sonludur.

279.1. Bu çelişki içeriğini daha açık biçimlerde geliştirir.

280.1. (ÇELİŞKİ BETİMLENİYOR)

281.1. (ÇELİŞKİ BETİMLENİYOR) Sonlunun ve sonsuzun birlikleri birbirlerine geçişleridir.

282.1. Sonludan sonsuza geçilir. Sonlunun ötesindeki bu başluk gerçekte yine bir Sınırdır. Ve bu gidiş geliş sonsuza dek yineler.

283.1. (ÇELİŞKİ BETİMLENİYOR)

284.1. Sonsuza ilerleme birçok biçimlerde ötesi olmayan birşey olarak kabul edilir.
284.2. Ama sonsuza ilerleme çözülmeyen çelişkidir.

285.1. Kötü sonsuzluk sonludan kurtulamayan bir ilerleme, böylece bir yerinde saymadır. Can sıkıcıdır.

286.1. Kötü sonsuzluk sıradan sonlu düşüncenin düşüncesiz bir oyunudur.

 

c) OLUMLU SONSUZLUK

287.1. Kötü sonsuzlukta sonludan sonsuza ve sonsuzdan sonluya geçiş Kavramın dışsal gerçekleşmesidir = Kavramın yalnızca içeriği koyulmuş, ama henüz Birlik koyulmuş değildir.

Yapılması gereken şey her iki belirlenimde de karşıtının içeriğinin kapsandığını ve böylece onları soyutlamanın olanaksız olduğunu görmektir.

288.1. K

 
 
Taken according to their first, only immediate determination, the infinite is only the beyond of the finite; according to its determination it is the negation of the finite; thus the finite is only that which must be transcended, the negation of itself in its own self, which is infinity. In each, therefore, there lies the determinateness of the other, although according to the standpoint of the infinite progress these two are supposed to be shut out from each other and only to follow each other alternately; neither can be posited and grasped without the other, the infinite not without the finite, nor the latter without the infinite. In saying what the infinite is, namely the negation of the finite, the latter is itself included in what is said; it cannot be dispensed with for the definition or determination of the infinite. One only needs to be aware of what one is saying in order to find the determination of the finite in the infinite. As regards the finite, it is readily conceded that it is the null; but its very nullity is the infinity from which it is thus inseparable. In this way of conceiving them, each may seem to be taken in its connection with its other. But if they are taken as devoid of connection with each other so that they are only joined by 'and', then each confronts the other as self-subsistent, as in its own self only affirmatively present. Let us see how they are constituted when so taken. The infinite, in that case, is one of the two; but as only one of the two it is itself finite, it is not the whole but only one side; it has its limit in what stands over against it; it is thus thefinite infinite. There are present only two finites. It is precisely this holding of the infinite apart from the finite, thus giving it a one-sided character, that constitutes its finitude and, therefore, its unity with the finite. The finite, on the other hand, characterized as independent of and apart from the infinite, is that self-relation in which its relativity, its dependence and transitoriness is removed; it is the same self-subsistence and affirmation which the infinite is supposed to be.
§ 289
The two modes of consideration at first seem to have a different determinateness for their point of departure, inasmuch as the former is supposed to be only the connection of the infinite and the finite, of each with its other, and the latter is supposed to hold them apart in complete separation from each other; but both modes yield one and the same result: the infinite and the finite viewed as connected with each other — the connection being only external to them but also essential to them, without which neither is what it is — each contains its own other in its own determination, just as much as each, taken on its own account, considered in its own self, has its other present within it as its own moment.
§ 290
This yields the decried unity of the finite and the infinite — the unity which is itself the infinite which embraces both itself and finitude — and is therefore the infinite in a different sense from that in which the finite is regarded as separated and set apart from the infinite. Since now they must also be distinguished, each is, as has just been shown, in its own self the unity of both; thus we have two such unities. The common element, the unity of the two determinatenesses, as unity, posits them in the first place as negated, since each is supposed to be what it is in its distinction from the other; in their unity, therefore, they lose their qualitative nature-an important reflection for rebutting that idea of the unity which insists on holding fast to the infinite and finite in the quality they are supposed to have when taken in their separation from each other, a view which therefore sees in that unity only contradiction, but not also resolution of the contradiction through the negation of the qualitative determinateness of both; thus the unity of the infinite and finite, simple and general in the first instance, is falsified.
§ 291
But further, since now they are also to be taken as distinct, the unity of the infinite which each of these moments is, is differently determined in each of them. The infinite determined as such, has present in it the finitude which is distinct from it; the former is the in-itself in this unity, and the latter is only determinateness, limit in it; but it is a limit which is the sheer other of the in-itself, is its opposite; the infinite's determination, which is the in-itself as such, is ruined by the addition of such a quality; it is thus a finitised infinite. Similarly, since the finite as such is only the negation of the in-itself, but by reason of this unity also has its opposite present in it, it is exalted and, so to say, infinitely exalted above its worth; the finite is posited as the infinitised finite.
§ 292
Just as before, the simple unity of the infinite and finite was falsified by the understanding, so too is the double unity. Here too this results from taking the infinite in one of the two unities not as negated, but rather as the in-itself, in which, therefore, determinateness and limitation are not to be explicitly present, for these would debase and ruin it. Conversely, the finite is likewise held fast as not negated, although in itself it is null; so that in its union with the infinite it is exalted to what it is not and is thereby infinitised in opposition to its determination as finite, which instead of vanishing is perpetuated.
§ 293
The falsification of the finite and infinite by the understanding which holds fast to a qualitatively distinct relation between them and asserts that each in its own nature is separate, in fact absolutely separate from the other, comes from forgetting what the Notion of these moments is for the understanding itself. According to this, the unity of the finite and infinite is not an external bringing together of them, nor an incongruous combination alien to their own nature in which there would be joined together determinations inherently separate and opposed, each having a simple affirmative being independent of the other and incompatible with it; but each is in its own self this unity, and this only as a sublating of its own self in which neither would have the advantage over the other of having an in-itself and an affirmative determinate being. As has already been shown, finitude is only as a transcending of itself; it therefore contains infinity, the other of itself.
Similarly, infinity is only as a transcending of the finite; it therefore essentially contains its other and is, consequently, in its own self the other of itself. The finite is not sublated by the infinite as by a power existing outside it; on the contrary, its infinity consists in sublating its own self.
§ 294
This sublating is, therefore, not alteration or otherness as such, not the sublating of a something. That in which the finite sublates itself is the infinite as the negating of finitude; but finitude itself has long since been determined as only the non-being of determinate being. It is therefore only negation which sublates itself in the negation. Thus infinity on its side is determined as the negative of finitude, and hence of determinateness in general, as the empty beyond; the sublating of itself in the finite is a return from an empty flight, a negation of the beyond which is in its own self a negative.
§ 295
What is therefore present is the same negation of negation in each. But this is in itself self-relation, affirmation, but as return to itself, that is through the mediation which the negation of negation is. These are the determinations which it is essential to keep in view; but secondly it is to be noted that they are also posited in the infinite progress, and how they are posited in it, namely, as not yet in their ultimate truth.
§ 296
In the first place, both the infinite and the finite are negated in the infinite progress; both are transcended in the same manner. Secondly, they are posited one after the other as distinct, each as positive on its own account. We thus compare these two determinations in their separation, just as in our comparison — an external comparing — we have separated the two modes of considering the finite and the infinite: on the one hand in their connection, and on the other hand each on its own account. But the infinite progress expresses more than this; in it there is also posited the connection of terms which are also distinct from each other, although at first the connection is still only a transition and alternation; only a simple reflection on our part is needed to see what is in fact present.
§ 297
In the first place, the negation of the finite and infinite which is posited in the infinite progress can be taken as simple, hence as separate and merely successive. Starting from the finite, the limit is transcended, the finite negated. We now have its beyond, the infinite, but in this the limit arises again; and so we have the transcending of the infinite. This double sublation, however, is partly only an external affair, an alternation of the moments, and partly it is not yet posited as a single unity; the transcending of each moment starts independently, is a fresh act, so that the two processes fall apart. But in addition there is also present in the infinite progress their connection. First there is the finite, then this is transcended and this negative or beyond of the finite is the infinite, and then this negation is again transcended, so that there arises a new limit, a finite again. This is the complete, self-closing movement which has arrived at that which constituted the beginning; what arises is the same as that from which the movement began that is, the finite is restored; it has therefore united with itself, has in its beyond only found itself again.
§ 298
The same is the case with the infinite. In the infinite, the beyond of the limit, there arises only another limit which has the same fate, namely, that as finite it must be negated. Thus what is present again is the same infinite which had previously disappeared in the new limit; the infinite, therefore, through its sublating, through its transcending of the new limit, is not removed any further either from the finite-for the finite is only this, to pass over into the infinite-or from itself, for it has arrived at its own self.
§ 299
Thus, both finite and infinite are this movement in which each returns to itself through its negation; they are only as mediation within themselves, and the affirmative of each contains the negative of each and is the negation of the negation. They are thus a result, and consequently not what they are in the determination of their beginning; the finite is not a determinate being on its side, and the infinite a determinate being or being-in-itself, beyond the determinate being, that is, beyond the being determined as finite. The reason why understanding is so antagonistic to the unity of the finite and infinite is simply that it presupposes the limitation and the finite, as well as the in-itself, as perpetuated; in doing so it overlooks the negation of both which is actually present in the infinite progress, as also the fact that they occur therein only as moments of a whole and that they come on the scene only by means of their opposite, but essentially also by means of the sublation of their opposite.
§ 300
If, at first, the return into self was considered to be just as much a return of the finite to itself as return of the infinite to itself, this very result reveals an error which is connected with the one-sidedness just criticised: first the finite and then the infinite is taken as the starting point and it is only this that gives rise to two results. It is, however, a matter of complete indifference which is taken as the beginning; and thus the difference which occasioned the double result disappears of itself. This is likewise explicit in the line — unending in both directions — of the infinite progress in which each of the moments presents itself in equal alternation, and it is quite immaterial what point is fixed on or which of the two is taken as the beginning. They are distinguished in it but each is equally only the moment of the other. Since both the finite and the infinite itself are moments of the progress they are jointly or in common the finite, and since they are equally together negated in it and in the result, this result as negation of the finitude of both is called with truth the infinite. Their difference is thus the double meaning which both have. The finite has the double meaning of being first, only the finite over against the infinite which stands opposed to it, and secondly, of being the finite and at the same time the infinite opposed to it. The infinite, too, has the double meaning of being one of these two moments — as such it is the spurious infinite — and also the infinite in which both, the infinite and its other, are only moments. The infinite, therefore, as now before us is, in fact, the process in which it is deposed to being only one of its determinations, the opposite of the finite, and so to being itself only one of the finites, and then raising this its difference from itself into the affirmation of itself and through this mediation becoming the true infinite.
§ 301
This determination of the true infinite cannot be expressed in the formula, already criticised, of a unity of the finite and infinite; unity is abstract, inert self-sameness, and the moments are similarly only in the form of inert, simply affirmative being. The infinite, however, like its two moments, is essentially only as a becoming, but a becoming now further determined in its moments. Becoming, in the first instance, has abstract being and nothing for its determinations; as alteration, its moments possess determinate being, something and other; now, as the infinite, they are the finite and the infinite, which are themselves in process of becoming.
§ 302
This infinite, as the consummated return into self, the relation of itself to itself, is being — but not indeterminate, abstract being, for it is posited as negating the negation; it is, therefore, also determinate being for it contains negation in general and hence determinateness. It is and is there, present before us. It is only the spurious infinite which is the beyond, because it is only the negation of the finite posited as real — as such it is the abstract, first negation; determined only as negative, the affirmation of determinate being is lacking in it; the spurious infinite, held fast as only negative, is even supposed to be not there, is supposed to be unattainable. However, to be thus unattainable is not its grandeur but its defect, which is at bottom the result of holding fast to the finite as such as a merely affirmative being. It is what is untrue that is unattainable, and such an infinite must be seen as a falsity. The image of the progress to infinity is the straight line, at the two limits of which alone the infinite is, and always only is where the line — which is determinate being — is not, and which goes out beyond to this negation of its determinate being, that is, to the indeterminate; the image of true infinity, bent back into itself, becomes the circle, the line which has reached itself, which is closed and wholly present, without beginning and end.
§ 303
True infinity taken thus generally as determinate being which is posited as affirmative in contrast to the abstract negation, is reality in a higher sense than the former reality which was simply determinate; for here it has acquired a concrete content. It is not the finite which is the real, but the infinite. Thus reality is further determined as essence, Notion, Idea, and so on. It is, however, superfluous to repeat an earlier, more abstract category such as reality, in connection with the more concrete categories and to employ it for determinations which are more concrete than it is in its own self. Such repetition as to say that essence, or the Idea, is the real, has its origin in the fact that for untrained thinking, the most abstract categories such as being, determinate being, reality, finitude, are the most familiar.
§ 304
The more precise reason for recalling the category of reality here is that the negation to which it is opposed as the affirmative is here negation of the negation; as such it is itself opposed to that reality which finite determinate being is. The negation is thus determined as ideality; ideal being [das Ideelle] is the finite as it is in the true infinite — as a determination, a content, which is distinct but is not an independent, self-subsistent being, but only a moment.
['Das Ideale' has a more precise meaning (of the beautiful and its associations) than 'das Ideelle'; the former is not yet appropriate here and for this reason we have used the expression 'ideell'. We do not make this distinction though when speaking of reality; the expressions 'reell' and 'real' are used practically synonymously and no interest is served by giving the words different shades of meaning. - Author's note.]
Ideality has this more concrete signification which is not fully expressed by the negation of finite determinate being. With reference to reality and ideality, however, the opposition of finite and infinite is grasped in such a manner that the finite ranks as the real but the infinite as the 'ideal' [das Ideelle]; in the same way that further on the Notion, too, is regarded as an 'ideal', that is, as a mere 'ideal', in contrast to determinate being as such which is regarded as the real. When they are contrasted in this way, it is pointless to reserve the term 'ideal' for the concrete determination of negation in question; in that opposition we return once more to the one-sidedness of the abstract negative which is characteristic of the spurious infinite, and perpetuate the affirmative determinate being of the finite.