|
Birkaç noktayı anımsamak
gerekli olacaktır. Geometrinin tanım, belit ve konutlamaları arasında
burada izleyeceğimiz uslamlamalarla yakından ilgili olanları şunlardır:
|
a)
Uçları aynı olan çizgilerden doğru çizgi en küçüğüdür (Ya
da: Bir doğru çizgi iki nokta arasındaki en kısa yoldur) (Arşimed,
‘‘Küre ve Silindir Üzerine,’’ Varsayım 1).
b) İki doğru çizgiyi birden kesen bir doğru çizginin
aynı yandaki iç açıların toplamı iki dik açıdan daha küçükse,
iki doğru çizgi belirsiz olarak uzatıldıklarında açıların iki
dik açıdan daha küçük oldukları yanda kesişirler (Euklides,
‘‘Öğeler,’’ I, Konutlama 5).
|
‘‘Koşutluk konutlaması’’
olarak adlandırılan bu konutlama açıkça görüldüğü gibi aslında koşutluğu
değil ama tam tersini, koşut-olmamayı belirtir (yalnızca bir anımsatma).
Bu konutlamanın salt anlatımındaki ‘‘uzunluk ve karışıklık’’ nedeniyle,
ve kullanımının teoremleri tanıtlamada ancak ‘ileri’ bir evrede başlaması
nedeniyle — sık sık böyle bildirilen ‘gerekçelerle’ — önceki daha yalın
anlatımlı konutlamalardan ayrı bir doğada olduğu, eş deyişle bir
konutlama olmadığı, ve onlardan türetilmesi, ya da daha iyisi,
bir teorem olarak tanıtlanması gerektiği düşünülür. Konutlama hiç
kuşkusuz bir tanıtlama gerektirmediği için konutlamadır, ve işlevi
kavramın ‘‘varoluşunu’’ ileri sürmektir, örneğin 1. Konutlamada
olduğu gibi: ‘‘Bir noktadan bir başka noktaya doğru bir çizgi çizilebilir.’’
Geçerken yine belirtebiliriz ki, tanımlar yalnızca anlamı ilgilendirirler.
|
c)
Koşut çizgiler aynı düzlemde olan ve her iki yönde sonsuza
dek uzatıldıklarında her iki yönde de kesişmeyen çizgilerdir.
(Euklides, ‘‘Öğeler,’’ I, Tanım 23).
|
Düzlem geometride
tanımlara bağlı bu iki sonurgunun (a ve b) yarattığı hiçbir
mantıksal sorun yoktur. Düzlem için geçerlidirler, ve bu düzeye dek herşey
doğal usun istediği gibidir. Ama küre yüzeyinde ‘doğruluk’ kavramı
ortadan kaldırılır ve ‘iki nokta arasındaki en kısa yol’ bundan
böyle bir doğru değil ama özel bir eğri, bir geodezik
olur. Bu en kısa eğri çizgi küre yüzeyindeki başka eğri çizgilerden ayrıdır
ve özeği kürenin özeği olan büyük dairenin üzerindeki bir yay dilimidir
(küreyi iki eşit parçaya bölen daire üzerinde olmayan tüm eğriler ‘en
kısa’ yoldan daha uzundurlar). Bu noktaya dek herşey doğal usun belirlenimleri
ile uyum içindedir. ‘Euklides’ Geometrisi, ya da kısaca Geometri,
tüm karmaşa görünüşüne karşın, yalın olarak düzlem yüzey ve eğri yüzey
kavramları arasındaki ayrımın silinmesine bağlıdır. Şimdi Euklides-dışı
ya da irrasyonel bakış açısına geçelim, ve kürenin ‘DÜZLEM’ yüzeyi
üzerindeki iki koşut ‘DOĞRU’ çizginin durumuna bakalım.
İlk olarak kürenin ‘DÜZLEM’ yüzeyinin üzerinde olan ve büyük dairesinden
geçen bir D ‘DOĞRU’ çizgisi ve bu çizginin dışında bir nokta alalım.
Bu noktadan sonsuz sayıda yöne sonsuz sayıda ‘DOĞRU’ çizgi çizilebilir.
Ama eğer bu noktadan D ‘DOĞRU’ çizgisine koşut bir ‘DOĞRU’ çizgi
çizmeyi istersek, bunun olanaksız olduğunu buluruz. Bu ‘DOĞRU’ çizgilerin
tümü de D ‘DOĞRU’ çizgisi ile kesişirler. Başka bir deyişle,
küre yüzeyi üzerinde birbirine koşut iki ‘DOĞRU’ çizgi çizmek olanaksızdır.
Tüm ‘DOĞRU’ çizgiler kesişirler, ve bu geodeziklerin, küre yüzeyindeki
en kısa ya da ‘DOĞRU’ çizgilerin mantığıdır.
Şimdi ‘DOĞRU’ları ‘EĞRİ’ olarak ve kürenin ‘DÜZLEM’ yüzeyini ‘KÜRESEL’
olarak gerçek niteliklerinde görürsek, herşey anlaşılırlık kazanır, ve
herşey bir kez daha bütünüyle ussaldır. En kısa eğri çizginin
(geodezik) davranışı bir doğru çizginin davranışı değildir. TÜM
EKVATORLAR KESİŞİR. Ama bu Euklides’in koşutluk konutlamasının çürütülüşü
ya da gerçeksizliği de değildir.
Kendinde bütünüyle ussal olan küre geometrisi irrasyonalizm tarafından
koşutluk konutlamasını dışlayan ‘non-Euclidean’ ‘geometriler’den
yalnızca biri olarak görülür ve Riemann geometrisi adıyla da bilinir.
Eğer küresel yüzey yerine hiperbolik bir yüzey alınırsak, ‘non-Euclidean’
tanımlar temelinde bu kez yüzey üzerinde sonsuz sayıda koşut ‘doğru’ çizgi
çizmek olanaklıdır (Lobatchevski ‘‘Geometrisi’’). Bu özellikleriyle bu
iki geometri de ‘Euklides’ geometrisine, Geometrinin kendisine aittir.
Ama irrasyonalizm
doğal usun geometrik tanımlarını ve belitlerini reddedip karşıtlarını
ileri sürer. Küre geometriyi düzlem geometrinin çürütülmesi olarak
alır, ve uzay-zaman süreklisi dediği fiziksel yapıntıyı geometrinin tözselleşmesi
olarak kabul eder. Non-Euclidean ‘geometri’ler tam olarak bu parodi biçiminde
öğretilir. Ussal küre geometrisinin usdışı non-Euklidean ‘geometri’ye
nasıl dönüştürüldüğünü anlamak kesinlikle önemlidir. Örneğin The Structure
of the Universe’de (O.U.P. 1978, s. 154) Jayant Narlikar non-Euclidean
geometrinin bir uygulamasını verir (italikler sonradan):
‘‘Dünyanın
yüzeyi yassı / flat değildir. Dünyanın yüzeyinde sürünen yassı
yaratıklar dünyanın yüzeyindeki geometrinin Euklides geometrisi olduğu
vargısını çıkarmayacaklardır.
Bunu görmek için,
iyi bir yaklaşıklık olarak yüzeyin küresel olduğunu ve yassı bir yaratığın
Şekilde A noktası ile belirtilen Kuzey Kutbundan yola çıkmak üzere üçgen
bir yolcuğa başladığını varsayalım. Greenwich boylamı boyunca güneye doğru
yola çıkar ve B noktasında ekvatora ulaşır. Sonra sola döner ve ekvator
boyunca doğru/straight bir yolda ilerleyerek Dünya çevresindeki
uzaklığın bir çeyreği kadar gidip C noktasına varır. Sonra C’den geçen
boylam boyunca sola döner ve A başlangıç noktasına ulaşır. Yolculuğuna
başladığı yöne bakmak için yine sola dönmek zorunda olduğunu görür. Başka
bir deyişle, bir Euklides üçgeninin üç açısının toplamının yalnızca 180°
olması gerekirken, kendisi sola üç kez dönerek toplam 270° olan bir dönüş
yapmıştır. Bu dönüşleri yapmış olması dışında, yassı yaratığımız doğru
bir yoldan sapmamıştır; böylece doğru çizgilerden yapılan gerçek
bir üçgen betimlememiş olmakla suçlanamaz.’’
Non-Euclidean geometrinin
önemini anlayabilmek için kesinlikle yassı bir yaratık olmaktan başka
bir yol yoktur.
Burada ussal
olanın nasıl bastırıldığını doğal bilinç dolaysızca algılar. Bu işin :
2 + 2 = 5 denklemini doğrulamaktan hiçbir ayrımı yoktur. (Gerçekten de,
bu tür aritmetiksel ‘işlemleri’ geçerli gören bakış açıları da ‘geliştirilmiştir,’
ve nasıl ‘uslamlamalar’ kullanıldığını merak etsek de, çocuklaşmayı bu
düzeye dek götürmenin burada gereği yoktur.)
Böyle bir kitap kararlı
durum / steady-state modelini savunan biri tarafından bile yazılsa
da yerleşik ideoloji tarafından övgülerle karşılanır, ve Nature’da
yazan Paul Davies’e göre ‘‘this is a nicely written, attractive book
... from an author of international repute :: bu uluslararası ünü
olan bir yazardan ... güzel yazılmış, çekici bir kitaptır.’’ Yüzlercesi
gibi.
Geometrinin ussal olması ölçüsünde, realiteye uygulanması, bilimlerde
kullanılması realitenin ussallığı / yasallığı varsayımı üzerine olanaklıdır.
Özdeksel evrenin sonsuzluğu kavramı üzerine olanaklıdır. Ama usdışı bir
‘geometri’ yasal / ussal bir evrenle bağdaşmaz. Çılgın bir evrenle bağdaşır.
Ve özdeksel evrenin ‘çılgın,’ ‘saçma,’ ‘usdışı’ olduğunu doğrulamak modern
görecilik ve nice kuramları için bütünüyle ‘normal’dir. Us kendine karşı
dönebilir.
Ama, herşeye karşın,
irrasyonalizmin bir tür ‘budalalık’ olduğunu görmede herhangi bir güçlük
yatmaz. Tüm güçlük kavramlarla hokkabazlık yapma becerisini ciddiye almama
kararını ilgilendirir. Ve bu usdışına uyarlanmış bilinç için bütünüyle
ruhbilimsel bir sorun olur. Küresel ve hiperbolik yüzeylerde çizgilerin
kendi özellikleri vardır, ve burada doğal us doğru değil ama eğri
çizgilerle, daire ya da hiperbol yayları ile ilgilendiğini kolayca görür.
Geometrinin belitleri kişinin dilediği gibi belirlediği varsayımlar, rasgele
seçilen önermeler değildir. Tersine, ussaldırlar ve ancak ussal oldukları
ölçüde edimsel dünya ile, realite ile matematiğin ilişkisine olanak verirler.
Usdışı düşünce eğilimi tam bu ussallıkları yadsıyışında usdışıdır, ve
usun kendisinin perspektifinden ele alınacak sorunlar yaratmaz. Yaratılan
sorun tıpkı bu irrasyonalizmin sözde kavramlarını üretme yolu için vurgulandığı
gibi bütünüyle ‘ruhbilimsel’dir. Ve bu yüzden yalnızca ‘ruhbilimsel’
çözüme açıktır.
* * *
Belitler tanıtlanabilir
mi? Görünürde felsefecilerin kendilerinin çelişkili bildirimleri vardır.
Platon ve Aristoteles tanıtlanamaz olduklarını söylerken, örneğin Descartes
ve Hegel ise tanıtlanabilir olduklarını söylerler.*
|
*Belit
Ve Tanıtlama
Burada bu yazının
birinci ‘‘kitap’’ yayımında (Özel ve Genel Görelilik Kuramı, Einstein
için Sunuş yazısı: ‘‘Görelilik Kuramı Felsefesiz Bilim’’) Descartes
yerine yanlışlıkla Leibniz’in adı yazılmış ve yineleyen okumalara
karşın gözden kaçmıştır. Leibniz, Descartes’ın tersine, Platon ve
Aristoteles’in belit üzerine söylediklerini yineler ve hiç kuşkusuz
onları doğrular. Ama konu üzerine biraz düşünürsek, tüm ussalcılar
arasında belitlerin tanıtlanabilirliği konusunda hiçbir ayrım olmadığını,
aslında olamayacağını görürüz. Birkaç noktayı anımsayabiliriz.
Leibniz Monadoloji’de,
§ 35, belitlerin ve konutlamaların tanıtlama gerektirmediklerini
yazar:
|
‘‘Kısaca,
hiçbir tanımları verilemeyen yalın düşünceler vardır;
ayrıca Belitler ve Konutlamalar, tek bir sözcükle Birincil
İlkeler de vardır ki tanıtlanamazlar, ve aslında
hiçbir tanıta gereksinmezler; bunlar Özdeş Önermelerdir
ki karşıtları açık bir çelişki içerir.’’
|
Descartes
ise, bilindiği gibi, ister belit ister kavram olsun insan bilincinde
sorgusuzca gerçeklik sayılan herşeyi kuşku altına düşürür.
Eş deyişle, tümü de aklanma, çıkarsama, tanıtlama ya da gerçekleme
gereksinimi içinde dururlar. Onun kuşku yöntemini uygulayışında,
belitlerin doğruluğu bile aldatıcı bir etmene bağlı olabilir.
Dolayısıyla, felsefe söz konusu olduğunda, gerçeklik söz konusu
olduğunda, hiçbirşey felsefi tanıtlamadan bağışık görülmemeli,
herşey en son aklanışını usun kurgul yöntemi önünde kazanmalıdır.
Görüş ayrılıkları gibi görülen sorun tanıtlama sözcüğüne verilen
tanıma bağlıdır ve bu bağlamda çözülür.
Tanıtlama
tasımlar zemininde uslamlamalar zinciri olarak anlaşıldığı
sürece, hiç kuşkusuz belitler uslamlamaların vargıları değildirler.
Bu anlamda Hegel’in kendisi Descartes’ın ‘Cogito ergo sum’unun
bir tasım olmadığını, dolaysız bir bilgi olduğunu belirtir.
Gene de bu dolaysız bilginin, tasım olmayan ve bu anlamda tanıtlanmış
olmayan bilginin gerçek olamayacağı demek değildir. Leibniz’in
‘‘hiçbir tanımları verilemeyen yalın düşünceler’’ dediği şeyler
hiç kuşkusuz Kavramların kendileridir. Hegel’in örgütlediği bütün
bir Mantık dizgesinin soyut Varlık kavramından Saltık İdeaya
gelişimi, her biri yalın olarak salt kendisi olan kavramların
gerçekte o denli de yalnızca ve yalnızca karşıtlarında ve böylece
birliklerinde olmaları zemininde anlaşılan eytişimsel yapı sıradan
tasımlar zemininde ilerleyen bir uslamlama süreci değildir.
Ama bu mantıksal dizgenin bir tanıtlama yapısı olmadığını değil,
tersine tanıtlamanın ideal uygulanışı olduğunu anlatır. Bilgide,
gerçeklikte saltık olarak belirleyici olan şey mantıksal bağdır,
eytişimdir.
Öte yandan,
tasım yapısında önermelerin yerine kavramları geçirerek kurgul
yöntemin baştan sona bir tasımlar zinciri olduğunu, varolan herşeyin
bir tasım olduğunu söyleyebiliriz.
Tüm bunları toparlamak için, tasım biçiminin bir tanıtlama
aracı olarak kullanıldığı düzeye dek, tasımın kendisinin bir
tanıtlamadan geçtiğini, bu biçimsel tanıtlama yönteminin kendisinni
kavram mantığının bütün dizgesinde tanıtlanması gerektiğini söylemek
yeterli olmalıdır. (Kavram, Yargı ve Tasım ilişkilerini uygun
bir zamanda burada ele alacağız.)
|
Ama sorun yalınlaştırılabilir:
1) Felsefede
tanıtlamasız hiçbirşey geçerli değildir;
2) Bilimlerde tanıtlamasız belitler geçerlidir.
Gene de bilimlerde
belitlere izin verilmesi belitlerin gerçeklikten yoksun keyfi önermeler
oldukları anlamına gelmez.
Aristoteles’e göre
geometrinin belitleri tanıtlanamaz ve tanıtlama gerektirmezler,
tersine kendileri tanıtlamanın başlangıç noktalarını verirler. Ama Aristoteles
tanıtlama sözcüğünü kullanırken onunla anladığı şeyin ‘‘bilimsel
bilgi üreten bir TASIM’’ olduğunu belirtir (İkinci Çözümlem,
2). Ve bir belitin bir tasımlama/uslamlama süreci olmadığı açıktır. Aristoteles
geometrik yöntemin doğasını belirlerken, Platon’un Devlet, VI Kitaptaki
çözümlemesini izler: ‘‘Geometri, aritmetik ve yakın bilimler’’ ‘‘kendilerinin
ve başka herkesin bilmesi gereken, ve kendilerine ya da başkalarına herhangi
bir ‘açıklamalarını’ vermeleri gerekmeyen varsayımları’’ ilkeleri olarak
alırlar ‘‘ve sonunda vargılarına ulaşıncaya’’ dek uslamlamalarını sürdürürler.
Burada ‘‘görülür biçimleri’’ kullansalar da, ‘‘onları değil ama andırımları
oldukları ‘idealleri’ düşünürler; çizdikleri betileri değil, ama saltık
kareyi ve saltık çapı vb.’’ düşünürler. Yine Platon’un belirttiği gibi
geometrinin alanı Usun değil ama Anlağın alanıdır, ve burada
varsayımlara izin vardır. Aristoteles İkinci Çözümlem’de
anlak bilimlerinin yöntemlerini tam ayrıntıda verir ve Euklides Öğeler’de
Aristoteles’in saptadığı bu yöntemi uygular. Gerçekten de, tanıtlamanın
tasım süreçlerini, doğal uslamlama aygıtını gerektirmesi ölçüsünde, geometrinin
belitleri öylesine temel gerçekliklerdir ki, onları teoremleri tanıtlamada
kullanılan uslamlama yöntemleriyle gerçeklemek olanaksız ve anlamsızdır.
Nokta, çizgi, yüzey gibi yalın uzay belirlenimleri ancak anlamlarını
belirtmek için tanımlanırlar, ama tanıtlamaları istenmez. Geometri bu
tanımlarla bütünüyle yetinebilir. Gene de mantıksal doğalarının
aklanması gibi bir sorun vardır, ve örneğin Hume iki doğru çizgi
birden çok noktada kesişir dediği zaman, ya da Protagoras bir teğet
bir eğriyi birden çok noktada keser dediği zaman, ya da Einstein
ısıtılan bir fiziksel çubuk genleştiğinde düzlem ve doğruluk kavramları
da yiter dediği zaman, tümü de geometrinin kavramlarının mantığını anlama
konusunda ussal bir güçlük yaşandığını gösterirler. Bu düzeye dek, bu
yalın uzaysal belirlenimler de mantıksal olarak aklanmalı, keyfi
ya da görgül sayıltılar olmadıkları gösterilmeli, anlamları gibi
varoluşlarının da ussal olduğu, ve bu yüzden keyfi olarak ortadan
kaldırılamayacakları kabul edilmelidir. Felsefenin tüm kavramlar
durumunda yerine getirmesi gereken yükümlülük onların çıkarsanmasıdır.
Bu çıkarsama aynı zamanda varoluşlarının gerçeklenmesi, mantıksal zorunlukların
gösterilmesi olduğu ölçüde, hiç kuşkusuz tasımlara dayalı tanıtlama ile
bir ve aynı amacı, gerçekliği paylaşır. Ama burada, arı kavramın alanında,
eytişimsel düşüncenin alanında tanıtlama tasımlar ya da
doğal uslamlama süreçleri yoluyla gerçeklemeden bütünüyle
başka birşeydir. Kavramın kendini eytişimsel doğasında gerçeklemesi, karşıtların
birliği olarak kendini kendi iç deviminde açındırmasıdır. Bu süreçte tasımlardan
yararlanmak bir yana, tersine tasımın, yargının, genel olarak önermenin
kendisi kavramın kendi eytişiminin tanıtlanan verileri olarak görünürler.
‘Doğru çizgi iki
nokta arasındaki en kısa yoldur’ önermesinin geometrideki bütün bir modern
şaşkınlığa neden olan belit olması en azından ilk bakışta tuhaf görünür.
Nokta, çizgi, doğru, eğri: Tüm bu saltık olarak yalın ve kendiliğinden-açık
geometrik kavramların üzerinde durmanın hiçbir gereği yok gibi görünür.
Ama bu bakış açısı rasyonalizminde bile pragmatik olan modern eğitimin
geometriyi ele alış ve yorumlayış yolunun bir kalıtıdır. Usa ilgisiz bu
sözde eğitimin sonunda, belitler kafalarda gerçeklenemeyen ya da
tanıtlanmaları, aklanmaları olanaksız keyfi varsayımlar olarak kalırlar.
Ve bu irrasyonalizme aradığı en uygun zemini sağlar. İnsanlara belitlerin
tanıtlanamaz olduğu söylenir. Tanıtlamanın doğası konusunda, usun
doğrulaması konusunda düşünmeyen doğal bilinç bunu anlamaksızın kabul
eder. İnsanlara belitler keyfidir denir. Ve bu da düşüncesizce
kabul edilir. Ve koşutluk beliti yanlıştır, işin doğrusu iki koşut
çizginin kesiştikleridir denir. Ve bunu da kraldan fazla kralcı bir
tutumla kabul edenler çıkar. Bu bilinçler uslarını durdururlar.
Düşünmeye, giderek kuşku duymaya, reddetmeye son verirler. Aynı tutum
insanların boşinanca, falcılara ve bilicilere yatkınlıklarının da temelinde
yatar. Eğri çizgi doğru çizgiden kısadır dendiği zaman, doğal us buna
güler. Ama böylesine irrasyonel bir önerme bilimsel bir yetke konumundan
bildirildiği zaman, buyruğa boyun eğmenin kendisi rasyonel görünür.
* * *
Arşimed’in Küre
ve Silindir üzerine birinci kitabında ‘‘Uçları aynı olan tüm çizgilerden
doğru çizgi en küçüğüdür’’ önermesi daha sonraki önermelerinin tanıtlarına
temel aldığı varsayımlar/belitler arasında bulunur. Söylemeye
gerek yok ki, daha ‘büyük’ ya da ‘uzun’ olanlar eğri çizgilerdir.
Kant bu beliti ‘‘İki nokta arasındaki doğru çizgi en kısa çizgidir’’
[AUE, B 16] olarak anlar ve a priori bireşimli yargı örneği
olarak alır:
1) Bir önermenin
çözümsel/analitik olması yüklemin öznede kapsanmasını,
bireşimli olması ise kapsanmamasını anlatır;
2) A priori
olması ‘‘saltık olarak deneyim ve tüm duyu izlenimlerinden bağımsız
bir bilgi’’ olması anlamına gelir. ‘‘Zorunluk ve sağın evrensellik bir
a priori bilginin güvenilir ırasallarıdırlar ve ayrılamamacasına
birbirlerine aittirler [zorunluk=evrensellik]’’ (AUE, B 4). Ve
Kant bu zorunluk ve evrenselliğin mantıksal değil ama sezgisel
olduğunu ekler. ‘‘Burada da sezgiden yardım alınmalıdır ve bireşim
ancak onun aracılığıyla olanaklıdır.’’
Kant’ın mantıktan
ne anladığını anlamanın ‘felsefe’sinin değerini anlama konusunda sonsuz
önemi vardır ve bu değerlendirme sık sık ona başvuran yazarların ‘felsefe’
konusunda ne anladıklarını ve ne beklediklerini de gösterecektir.
Önerme bireşimlidir,
der, çünkü ‘‘doğru kavramım [mein Begriff vom Geraden] büyüklük/nicelik
ile ilgili hiçbirşey kapsamaz; tersine, kapsadığı salt bir niteliktir.’’
Böylece, Kant’a göre, ‘en kısalık’ doğru çizgi kavramına özünlü değil
ama dışardan yapılan bir katkıdır. Her nasılsa yapılmayabilir:
Ve bu durumda geometrik belitlerin olumsal olgu gerçeklikleri olacakları,
ve hiçbir çelişkiye düşülmeksizin karşıtlarının da ileri sürülebileceği
düşünülebilir. Non-E. denilen geometriye Kant tarafından verildiği söylenen
onayın mantığı budur.
Ama Kant bu denli
irrasyonel değildir ve buna izin vermez: ‘‘Yüklem [‘en kısalık’] hiç kuşkusuz
o kavrama [‘doğru çizgi’] zorunlu olarak bağlı olsa da, kavramın
kendisinde düşünülmüş olarak değil, ama kavrama eklenmesi gereken bir
sezgi aracılığıyla böyledir’’ [AUE, B 17] derken, burada ‘sezgi’
evrensellik ve zorunluk imler. Kant’ın yolu ne denli kaba saba
olsa da, niyeti herşeye karşın bağlantıyı zorunlu görmektir, ve
bu ‘dışsal’ zorunluk sezginin güvencesi altındadır. Bu sezgisel yapıştırma,
ekleme, katma vb. edimi yargının a priori olmasını, yine Kant’a
göre zorunlu=evrensel olmasını sağlar. ‘Sezgi’nin a priori öğeyi
sağladığının kabul edilmesi ya da edilmemesi, bu yöntemin geçerliği başka
bir sorundur.
Gerçekten de, bağlantının
zorunlu ve evrensel olması ayrılabilir olan yüklemin özneden ayrılamaz
olmasından başka birşeyi anlatmaz. Ama Kant a priori bireşimli
dediği yargının bu eytişimsel doğasını da görmez. Kant o zaman en azından
irrasyonel ‘non-Euclidean’ geometriye izin vermekle suçlanamaz. Ama aslında
verse bile suçlanamaz. Çünkü Kant’ın geometriyi de yalnızca görüngüye
sınırlayan ve realite ile ilgisini koparan ‘kendinde-şey’i görelilik kuramının
istediği ‘nesnel fizikselliğe’ olanak tanımaz ve Kant’ın kabul edeceği
‘her’ geometri yalnızca imgesel, görüngüsel, öznel bir ‘geometri’ olur.
Kant’ın öznelciliğinin gözardı edilmesi hiç kuşkusuz onun dizgesini
bütünüyle başka birşeye çevirir, Aşkınsal Felsefe solipsistik kimliğini
yitirir.
* * *
Ama Kant’ın sanılarının
tersine, geometri ne olgusallığa ilgisizdir, ne de temellerinde sentetiktir.
İşin gerçeği ‘doğru çizgi’nin ‘en kısalık’ özelliğini kapsadığı,
ve geometrinin belitlerinin hiçbir biçimde bireşimli olmadıklarıdır. Geometrik
belitte söz konusu olan ‘DOĞRULUK’ niteliği değil, ama ‘DOĞRU ÇİZGİ’dir,
ve doğru çizgi özsel olarak uzunluktur, NİCELİKtir
(Kant sözcüklere açıkça dikkat etmez — ya da, nicelik kavramından
kaçınması gerektiğini görür). Kant’ın doğru çizgide kapsanmadığını ve
kavrama dışardan getirilmesi gerektiğini vurguladığı şey bu nicelik
kategorisidir. Ama doğru çizgi uzaysallığın en yalın biçimi olarak genelde
niceliktir. Doğru çizgi, uzayın saltık olumsuzlanmasını anlatan,
tüm uzayı kendi dışına atan ve uzay ile ilişkisi yalnızca bu olumsuzlama
olan ‘nokta’dan ayrı olarak, en yalın uzaysal belirlenimdir, ilk
uzaysal kategoridir. Uzunluk (ya da kısalık) dışında hiçbir belirlenimi
yoktur, ve başka bir bağlamda boyut denilen şeydir. Salt doğru
çizgi olarak, dışında başka herhangi bir nokta ile, düzlem vb. ile ilişki
içinde değildir (eğrilik dolaysızca bir düzleme geçildiğini gösterir).
Bu yalınlık içinde, doğru çizgi niceliğin arı biçimidir,
‘en’ yalın, eş deyişle ‘en’ küçük niceliktir,
ve çizgi durumunda ‘en’ küçük hiç kuşkusuz ‘en’ kısa
olandır. Nicelik çizgiye dışardan bir ‘bireşim’ yoluyla katılan
bir eklenti değil, tersine ‘en kısa uzunluk’ belirlenimi ile doğru çizginin
mantıksal olanağıdır ve ‘çözümsel’ sözcüğüne verilen mantıksal anlama
eksiksiz olarak karşılık düşer.
Buna karşı irrasyonalist
tutum ‘Kısa olan eğri olandır’ der. Bunun bir abartma olduğunu, gerçekte
böyle birşeyin ileri sürülmediğini düşünmemeliyiz, çünkü irrasyonalizm
bu çelişki nedeniyle irrasyonalizmdir, ve bu sapık önesürümü yadsıdığı
zaman, geriye karşı çıkılacak hiçbirşey kalmaz. Geodezik bir eğridir,
ve küre yüzeyinde en kısa çizgi koşulunu yalnızca o yerine getirir. Bu
ussaldır. Ama geometrinin ‘non-Euclidean’ olması için bu eksiksiz olarak
ussal olan belirlenimler uygun değildir. Bunun için özellikle eğri
çizginin ‘doğru’ olduğunun ileri sürülmesi gerekir! Ve sürülür!
Yoksa geometri non-Euklidean olmayacak, usdışı olmayacaktır! Ussal olacaktır.
Göreci irrasyonalizmin
savunucuları Geometriyi irrasyonalize etmek için koşutluk konutlamasını
reddetmenin yeterli olmadığını görürler ve beşincinin yanında ikinci
konutlamanın, ‘doğru çizgi’ konutlamasının da reddedilmesi gerektiğini
ileri sürerler. Burada bu tutuma açıkça bönlüğün eşlik ettiğini görürüz,
çünkü Geometriyi yoketmek için yalnızca ikinci konutlamayı,
ya da yalnızca birinci konutlamayı, ‘‘herhangi bir noktadan herhangi
bir noktaya doğru bir çizgi çizilebilir’’ önermesini reddetmek yeterlidir:
Doğru çizgiyi çürütmeksizin koşutluk belitini çürütmeye çalışmak önce
birincinin çürütülmesine geri teper.*
|
*Geometri
konusunda sofistlerin kendileri denli bayat olan, ama bayat oldukları
denli çocuksu da olan düşünceler modern çözümlemelerde hiçbir
zaman eksik olmaz. Euklides’in belitleri ile yetinmeyerek, Hilbert
kendi ‘belit-kümeleri’ni getirir ve bunlardan bağlantı belitleri
(Axiome der Verknüpfung) arasında şöyle bir önerme de bulunur:
‘‘I.3. Bir doğru çizgide her zaman en az iki nokta vardır’’
:: ‘‘Auf einer Geraden gibt es stets wenignstens zwei
Punkte.’’ Bu ‘noktalar’ sonsuz küçüklükler, ya da Euklides’in
‘‘hiçbir parçası olmayan’’ları, ya da ‘‘uzayın olumsuzlamaları’’
değildirler. Çünkü bu sonuncular sonsuz çoklukta bile olsalar
yanyana dizildiklerinde bir çizgi değil ama ancak bir nokta oluşturacaklardır.
Gene de, bir çizgi yalnızca iki noktadan oluşabiliyorsa,
başka bir açıklama daha verilebilir ve söz konusu noktalar kurşun
kalem ya da tebeşir noktaları olarak görülebilir. Sonsuz küçüklüğü
(ve büyüklüğü) matematikten süren Hilbert’in sonsuz küçüklüğün
kendisinden başka birşey olmayan ‘noktayı’ bağışlayacağını beklememek
gerekir. Hilbert aynı yerde (Grundlagen der Geometrie,
Leibzig ve Berlin, 1930, s. 180) düzlemin tanımını şöyle verir:
‘‘Düzlem nokta denilen şeylerin bir dizgesidir’’ ::
‘‘Die Ebene ist ein System von Dingen, welche Punkte heißen.’’
Hilbert ‘‘nokta’’ demede bile duraksar: ‘‘nokta denilen şey.’’
Euklides’in tanımındaki ‘‘parçası olmayan’’ şey hiç kuşkusuz bir
‘‘şey’’ değildir.
|
Bir geodezik, ne denli
küçük olursa olsun, isterse sonsuz küçüklükte olsun, bir çizgi
olduğu sürece bir eğridir, bir değil ama iki düzlemi tanımlar (küre
yüzeyi ve büyük daire). Ve bir geodezik sezgisel olarak, imgesel olarak
bir küre ve bir ekvator tasarımlarına ulaşabilen her insan beyni için
yalnızca ve yalnızca açık ve seçiktir. Ama bir ‘doğru çizgi’nin en sonunda
kendi üzerine dönüp bir daire ‘oluşturması,’ bu saçmalığı ileri sürenlerin
de kabul ettikleri gibi, hiç kuşkusuz doğal sezgiye bile
aykırıdır. Ve gene de sezgiye-aykırılıkta, bu irrasyonalizmi satabilmek
için, bir aptallık değil ama derin bir bilgeliğin yattığı imlenir. Burada
gerçekten de derin bir şeyle karşılaşırız. Ama ne denli derinse o denli
karanlıktır. Bu usdışına başvurulur, çünkü ikinci konutlamanın
yadsınması görelilik kuramı için, evrenin sonlu bir ‘küre’ olduğunun ileri
sürülebilmesi ve buna ‘geometrik’ bir destek yaratabilmek için, saltık
olarak zorunludur.
Matematiksel olarak
n boyutta çalışabiliriz. Ama bunların edimsel uzay boyutları
oldukları sanısı ancak düşüncesine, usuna güven duygusunu bütünüyle yitirmiş
bir kuşkuculuğa yaraşır. Sorun özellikle doğa bilimleri durumunda salt
biçimsel, salt mantıksal değildir: Mantıksal olan o denli de olgusallığı,
varoluşu ilgilendirir. Ve geometrinin konutlamaları özellikle varoluşu
ilgilendiren önermelerdir.
|