|
Newton’un
kalkülüsü bulmadaki önceliği üzerine popüler kanı, Newton ile ilgili
başka herşey durumunda olduğu gibi, kesinlikle konuya ilişkin duru bir
bilgi üzerine, olguların dikkatli ve soğukkanlı bir incelemesi üzerine,
nesnel bir değerlendirme üzerine dayanmaz. Tersine, başından bu yana yalnızca
ve yalnızca Newton’un sergilediği patolojik yetke üzerine,
böyle yetkenin insanlarda yarattığı yılgı üzerine, bu tutumu bir
olguya bütünleyen tepkesel bir boyuneğme karşılığı üzerine dayanır.
İşlemsel bir koşullandırma üzerine dayanır.
Kalkülüsün keşfinde
öncelik konusunda da, Newton’un terörize ettiği zavallı Royal Society
onun kendi eliyle yazdığı suçlamayı kurumun ‘bağımsız’ kararı olarak onayladı.
Davranışçılığın açıklayıcı gücünü hiç kuşkusuz yabana atamayız. Koşullanma
ussal bir yetenek değildir. Tersine, us-dışı, insan-dışıdır, ve
özgür istenç ile ve anlayan bir bilinç ile bağdaşan bir işlem
değildir. Bir tepke sorunudur. Davranışçı kuramın yanılgısı insan-olmayanı
insanla karıştırmasında yatar. Newton yetkeciydi, aslında dört dörtlük
bir despottu. Newton’un yardımcısı Whiston’un sözleriyle, ‘‘Newton was
of the most fearful, cautious and suspicious temper that I ever knew’’
:: ‘‘Newton bildiğim en korkutucu, en temkinli ve en kuşkucu huylu [insandı].’’
Newton
yaşamının yalnızca erken yıllarında matematik üzerinde yoğunlaştı, ve
büyük veba salgını sırasında çiflik evinde kaldığı iki yıl sırasında başka
şeylerin yanısıra kalkülüsü de bulduğunu ileri sürdü. Descartes’ın analitik
geometrisinde eğrileri ele alışını irdelerken, ‘‘fluxions / akılar’’ dediği
bir kavram geliştirdi. Fluxion, kendi sözleriyle, ‘‘sonsuz bir
kıpısal hızdır ki bağımsız zaman boyutu açısından ve geometrik çizgi-dilimi
modeli üzerinde tanımlanır.’’ Newton bir değerin, daha doğrusu bir değişkenin
sonsuz küçük adımlar yoluyla bir başka değere (ayrım) aktığını düşünüyordu
ve burada bütünüyle açıkça kalkülüsün bir önsezisi, genel bir düşüncesi
yatar. Bunlar hiç kuşkusuz eytişim ile ilgilenen hiç kimsenin yabancısı
olmadığı konulardır. Ve Newton’un önceliği yalnızca bu bütünüyle genel
bildirim üzerine dayanır. Konuyu daha öte geliştirmeden bıraktı. Bir teğetin
hesaplanışı dışında hiçbirşey yayımlamadı. Aslında ‘akı’lar yöntemi ile
hiç kimse kalkülüsü geliştiremezdi, ve İngiltere’de Newton’un yöntemini
izlemede direten matematikçiler bütün bir yüzyıl boyunca hiçbir
ilerleme yapamadıkları gibi Avrupa’da yer alan gelişmelere de yabancı
kaldılar. Ulusalcılıklarını, etnik karakterlerini matematiğin yansız alanında
bile bir yana bırakmada güçlük çektiler.
 |
Descartes
1637’de geometrik problemleri cebirsel problemlere çevirmek üzere
bugün de onun adıyla anılan Koordinatlar Dizgesini geliştirmiş,
eğrileri işlevlere çevirme yöntemiyle cebir ve geometri arasındaki
sınırı silmişti (Newton eşitlikleri kullanan analitik geometriyi
yine anlamsız nedenlerle hiçbir zaman kabul etmedi). Ayrıca Descartes,
Fermat, ve başkaları keyfi eğrilere çizilen teğetleri hesaplama
çalışmasında da öncülük etmişlerdi. Ve Kepler, Cavalieri ve başkaları
eğrilerin altına düşen alan ve oylumları hesaplamak için sonsuz
küçüklükte dilimler kullanma yöntemini uygulamışlardı.
|
 |
Alexandre
Koyré’den öğrendiklerimize göre, Kepler’in son büyük çalışmasında
kullandığı tümlev alma yöntemi, sonsuz küçüklüğü anlayışı bütünüyle
eytişimseldi: Bir beti tümü aynı boyutlarda olan sonsuz sayıda
betiden, ‘doğru çizgiler’den oluşur. Kepler’in çalışmasının yanında
Galileo’nun ve Pascal’ın sonsuzun eytişimi üzerine çalışmaları
da herkesin elinin altındaydı. Tümünün de önünde Arşimed’in örneği
duruyordu.
|
 |
İÖ 225 sıralarında
Arşimed bir parabol diliminin aynı tabanlı ve aynı tepeli bir
üçgenin alanının 4/3’ü olduğunu gösterdi. Arşimed A alanlı
bir üçgen ile başlayan ve varolan üçgenler ile parabol arasına
sürekli olarak daha öte üçgenler ekleyerek sonsuz bir üçgenler
dizisi oluşturdu:
A,
A + A/4, A + A/4 + A/16, A
+ A/4 + A/16 + A/64, ...
Buna
göre parabol diliminin alanı
A(1
+ 1/4 + 1/42 + 1/43 ...) = (4/3)A
dizisi tarafından verilir. Bu sonsuz bir dizinin toplamının bilinen
ilk örneğidir. Ve Arşimed bir dairenin alanını bulmak için de
bir yöntem geliştirerek bu erken tümlev işlevi ile Pi sayısının
yaklaşık bir değerini elde etmeyi başardı. Benzer yöntemlerle
bir kürenin, bir koninin yüzey ve oylumlarını, bir elipsin alanını,
herhangi bir paraboloid diliminin dönüş oylumunu hesapladı.
|
 |
İkibin
yıl sonra, modern Avrupa’da, Newton yalnızca kalkülüsün bulucusu
olduğunu ileri sürmekle kalmadı, ama Leibniz’in kalkülüsünü ondan,
Newton’dan çaldığını da ileri sürdü. Zamanla modern Avrupalı Newton’un
tanıtlanması olanaksız önceliğini sorgusuzca kabul ederken, Leibniz’den
ise nasıl çalmadığını tanıtlaması istenir oldu.
Leibniz ayrışımlı kalkülüs ve tümlev kalkülüsü üzerine düşüncelerini
1675 yılında geliştirdi. Aslında Kıtada çalışmalar uzun bir süredir
kalkülüsün keşfine doğru ilerliyordu, ve çok sayıda insan sonsuz
küçüklük üzerine, eğrilere teğetler çizme üzerine, ve eğriler tarafından
kapatılan alanları hesaplama problemleri üzerine çalışıyordu. Bu
sırada İngiltere’de neler olup bittiğini anlamak isteyen Leibniz
Newton ile yazıştı ve ondan en yeni buluşlar konusunda bilgi istedi.
1676’da Newton iki ayrı mektup yazdı. Ama daha sonra Leibniz’e karşı
en etkili kanıtlar olarak kullanılacak olan bu mektuplarda Newton
‘fluxion’ların sözünü bile etmedi. Leibniz kalkülüsü Newton
ile hiçbir ilgisi olmadan bağımsız olarak geliştirdi ve 1684’te
kendi bulduklarını anahatlarda yayımladı.
|
 |
Leibniz
matematiksel araştırma yöntemini onu özellikle Descartes’ın Geometri’sini
ve Pascal’ın çalışmalarını okumaya yüreklendiren öğretmeni Christian
Huygens’den öğrendi. Çalışmalarını 10 yıl kadar sonra, kuruluşunda
yardımcı olduğu Acta Eruditiorum başlıklı Alman bilimsel
dergisinde yayımlamaya başladı (Newton’un kendi buluş tarihi olarak
ileri sürdüğü tarihten yirmi yıl sonra). Johan ve Jacob Bernoulli
ve Euler gibi matematikçiler kalkülüsü geliştirmede Leibniz’in çalışmalarından
yola çıktılar.
|
| |
Leibniz teğetleri
bulma yöntemine ‘calculus differentialis’ :: ‘ayrışımlı kalkülüs’
ve alanları bulma yöntemine ise calculus summatorius ya da
calculus integralis, tümlev kalkülüs adını verdi. Bir eğrinin
türevini alınırken en küçük x ve y ayrımlarını anlatmak
için kullanılan dx ve dy terimleri, ve tümlev / integral
için kullanılan uzatılmış s terimi, ò,
f(x) notasyonu da Leibniz’in buluşları arasındadır
(bilinen sayısal nicelikleri a, b, c ... ve bilinmeyenleri
ise x, y, z ... ile gösterme ve kareleri, küpleri vb.
x2, x3 vb. ile göstererek geometrik
şekilleri cebirsel denklemlerle anlatma yöntemini Analitik Geometrisinde
ilk kez kullanan ise Descartes’tır.) Leibniz çalışmasını yayımladıktan
kısa bir süre sonra yeni matematik dalının yaratıcısı olarak tanındı.
Tüm Avrupa ayrışımlı kalkülüsü onun ders kitabından öğrendi. Yeni
bilimi öylesine duru terimlerde açıkladı ki matematikçiler o güne
dek çözülmemiş sayısız problemi çözmede birbirleri ile yarışmaya,
karşılıklı yeni sorular üreterek sonuçlarını hiç kimseninin okuyamayacağı
şifrelerde birbirlerine postalamaya başladılar. Leibniz’in öncülüğünü
yaptığı süreç matematik tarihinde en heyecanlı ve verimli dönemlerden
biri olarak bilinir. Newton çalışmasını 1704’e dek yayımlamadı.
Hiç kimse Newton’un yönteminden, ‘fluxion’larından söz edildiğini
duymadı. Newton yirmi yıl sonra kalkülüsü kendisinin icadettiğini
ve Leibniz’in bu bilimi ondan çaldığını ileri sürdüğünde, kanıt
olarak yalnızca sözü vardı.
|
Newton’un Leibniz
ile öncelik konusundaki kavgası ve sorunu bir kan davasına dönüştürmesi,
ve yıllarca, aslında yüzyıllarca sürecek bu gürültü patırtıyı yalnızca
genel bir düşünce ve geliştirilmemiş bir kaç matematiksel çözümleme uğruna
çıkarması bütün bir Newton fenomeni ile bağdaşan bir olgudur.
Newton bugün kalkülüsün
bulucusu olarak bilinir, ve kimi tarihçelerde Leibniz’in adından bile
söz edilmez. Modern matematiksel yazında, pekçok metin şuna benzer bir
klişe ile başlar: ‘‘Newton laid the foundation for differential and integral
calculus. His work on optics and gravitation make him the greatest scientist
the world has known’’ :: ‘‘Newton ayrışım ve tümlev kalkülüsü için temelleri
attı. Optik ve yerçekimi üzerine çalışmaları onu dünyanın bildiği en büyük
bilimci yapar.’’ Metin şöyle sürer: ‘‘Newton belki de yalnızca ondan önceki
Arşimed ve Aristoteles gibi normal deha ölçeğinin dışında bir kişiydi.
İnsan usunun kategorilerini şekillendirenlerden biriydi. Onu herhangi
bir sıradan anlamda ölçmek
olanaklı değildir. Eğer kalkülüsü icadetmeseydi bile, gene de tüm zamanların
en büyük düşünürlerinden biri olurdu.’’
Başka her bilim dalında
olduğu gibi, kalkülüs de boşlukta gelişmedi, ve pozitivistin sandığı gibi
hiçbir biçimde tüm önceki süreci devirip bir yana atan analitik / yalıtılmış
bir paradigma değil, ama tersine insan düşüncesinin sürekli devrimindeki
bir kıpıydı. Doğuşu için Descartes’ın analitik geometrisini, sonsuz diziler
üzerine çalışmayı, cebiri vb. gerektiren, ve kendisi kendi payına gelecekteki
çalışmalara zemin olacak bir çalışmaydı, ve yine pozitivist tarafından
reddedilen evrensel BİLGİ BİRİKİMİne olağanüstü değerli bir katkıydı.
 |
| Kraliyet
Kurumunun (Royal Institution) uygulamalı bilimleri ilerletmek
için kurulan kütüphanesi hem öğretim hem de araştırma için amaçlanmıştı,
bir konferans salonu ve laboratuarları vardı. Kütüphane her
iki etkinliğe de hizmet etmek üzere tasarlandı. |
|
Newton 1712’de Royal
Society başkanı olma sıfatıyla kalkülüsün geliştirilmesinde öncelik sorunu
üzerine soruşturma başlattı ve aslında kendi yazdığı bir bildiriyi,
Commercium epistolicum, Kurumun sözde yansız yargıçlarına onaylatarak
Leibniz’in hırsızlıkla suçlanmasını ve kendisinin kalkülüsün yaratıcısı
olarak doğrulanması sağladı.
Newton’un kendi elyazmaları
ancak ölümünden sonra gün ışığına çıktılar, ve böylesine kişilik dengesizlikleri
gösteren bir insanın tarihsiz kağıtlarının tanıklığının değeri
İngilizler tarafından ve bütününde Batı akademizmi tarafından sorun üzerine
son yargı için yeterli görüldü.
|