|
Ulusalcılık |
|
Aydınlanmanın özsel olarak yararcı ve pragmatik kaygıları için usun gerçeklikleri — insan hakları, moral değerler, estetik değerler ve inanç — yalnızca ve yalnızca birer engel olmak zorundaydılar. Avrupa’da Aydınlanmanın doğuşu Avrupa’da bu kavramların doğmamış olmaları zemininde olanaklı oldu. Modern Avrupa tini amaçlandığı gibi Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik ilkelerinin şekillenişi olmadı. Bu değerler modern değil ama tam tersine bengi ya da klasik, göreli değil ama saltık, değişken değil ama değişmez varoluş ilkeleridir. Bu değerler evrensel değerlerdir. Bu değerler İNSANLIK değerleridir, özel göreli ULUS değerleri değil. Modern Avrupa tini bu değerlerin yadsınmalarının ve karşıtlarının birincilliğinin anlatımı oldu. Evrensel Değerler insanlığı ancak birleştirebilirken, buna karşı göreli değerler insanlığı kaçınılmaz olarak böler. Değişmez değerler tinsel tözü sağlamlaştırırken, buna karşı modern değişkenlik ve geçicilik tüm tözsel birliği çözüp yokeder. Avrupa’da Göğün Değerlerinin zayıflamasının ve Yeryüzünün Değerlerinin güçlenmesinin birincil sonucu modern Avrupa tininin bir Ulusalcılık paranoyasına şekillenişi oldu. Göğün değerlerinin yerini Toprağın değerleri alırken, Us yerine Kan birlik ilkesi olarak görülmeye başladı. Militarizm, Kapitalizm, Şovenizm gibi delilikler aynı değersizlik, aynı görecilik, aynı nihilizm toprağında serpilebilirlerdi. Buna göre, Tecimde Devrim o güne dek görülmemiş ölçekte bir İşleyim Devrimine yol açarken, insan hakları ve türe en son kırıntısına dek çiğnenirken, bütün bir insanlığın kazanımı olan Bilim işleyim sürecinin bir hizmetçisi oldu. |
|
Avrupa’nın bir eşit ve düşman uluslar çoğulculuğuna dağılması Dünya Tarihinde bir ilerlemenin değil ama bir gerilemenin anlatımıdır. Bu gerilemeyi yanlışlamak için tarihte Erek kavramını da yadsımak gerekir. Başka bir deyişle, bir insan özü kavramını, Evrensel İnsanlık kavramını, değişmez insan hakları kavramlarını da yadısmak gerekir. |
Aydınlanma duyusal-dünyasal değerlerin önünü açmak için öte-dünyasal değerleri bir en aza indirmek zorunda kaldı. Ama aynı pozitivist mantıkla gerçekliği, ahlakı, ve estetiği de bir enaza indirgedi. Modernizmin övünç dolu anlatımıyla, dünya tılsımından ve gizeminden sıyrıldı. Ama anlamından ve değerinden de sıyrıldı. Aydınlanma insan ruhlarında öyle bir çöl yarattı ki, orada insan değerlerinin kendileri yeni ruhsuz bütüne uymayan dışsallıklar olarak küçümsenir oldular. Sevgi, duyunç, dostluk kavramları kendilerini geliştirme zeminini yitirdiler. Birey yalnızca ölü bir geleneğin bağlarından değil ama kendi özsel doğasından öyle bir düzeye dek özgürleşti ki, bireysellik ve yalnızlık arasındaki ayrım silinmeye başladı. Evrensel İnsan Değerlerinden, Evrensel İnsan Haklarından vazgeçmek Ulusalcılık tininin doğuşu için saltık olarak zorunlu olmakla kalmadı, ama Ulusalcılığın kendisi Aydınlanmanın değerleri yeniden-değerlendirme tablosunun doğrudan bileşenlerinden biri oldu. Ulus ve Ulusalcılık bir ve aynı şey değildir. İnsanlığı seven ulusunu da sever. Ama ulusalcılık başka uluslara karşı bir belirlenimdir ve dolaysızca başka uluslardan nefreti imler. Evrensel bireyler olarak Uluslar hiç kuşkusuz uygarlığın kendisi denli eskiydiler, sık sık savaşırlar, onurları ve değerleri uğruna şiddete başvururlardı. Ama modern döneme dek, Ulusların üzerinde İnsanlık vardı. İnsanlık değerleri bir uluslar çokluğu tarafından paylaşılan evrensel değerlerdi — eski dünyanın tüm bölgelerinde olduğu gibi tüm çağlarında da minnetle kalıt alınan bir bilgi, duygu ve güzellik birikimi. Eski Mısırdan Osmanlılara, bütün bir tarih ekinsel ve o denli de öz-bilinçli bir sürekliydi. Ulus kavramının İnsanlık kavramına baskın çıkması, insanların yalnızca ekinsel ayrımlarından ötürü birbirlerine düşman olmaları, salt ekinsel değerlerinin ayrımlarından ötürü birbirlerinden birbirlerini yoketmeyi isteyecek denli nefret etmeleri, bu tin yalnızca insanlığın gerçek değerler çevresindeki Birlik Ereğine doğru tasarların çözülmesini, Tarihte ve Uygarlıkta yalnızca geriye, kabileciilğe, ilkelliğe, doğa durumuna doğru bir adımı temsil etmekle kalmadı: Yoketme Kampları tıpkı onları yaratan uygarlık düşmanlığı gibi, tıpkı Kulturpessimismus gibi, doğa-ötesi, ya da daha doğrusu doğa-dışıydı. Uluslararası Savaş, nihilist ve materyalist bir İnsanlığın iç savaşı modern varoluşun vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu gösterdi. Ulusal Egonun doğuşu tıpkı bireysel egonun doğuşu gibi Sevginin yitişi oldu. |
|
Ulusal kurtuluş savaşımları ulusalcılıkla bir değildir. Bu savaş türü moderndir çünkü Protestan Avrupa tini ortaya çıkıncaya dek Dünya Tarihinde savaş özdeksel değil ama tinsel anlaşmazlığın çözümü uğruna göze alınırdı, ve ulusları köleleştirmenin değil ama onları bir insanlık bütünü olarka görülen tarihsel yapılara katmanın aracıydı. ‘Ulusal Kurtuluş Savaşı’ denilen şey Asya ve Afrika ulusları tarafından Anglo-Soxon egoya karşı ve bir de Özgür, Eşit ve Kardeş Fransıza karşı verildi. Katolik İspanyol ilkin sömürgeleştirdiği halkla sonradan aşamalı olarak kaynaşıyordu. |
|
Ek: Ulusalcılığın bireyi ve özgürlüğünü tek bir değere, ‘ulus’-değere adaması nedeniyle, sözde ‘liberal ulusalcılık’ denilen şey terimlerde bir çelişkidir. Sömürgeciliğe karşı ulusal savaşlar ulusalcılık uğruna değil ama hak, istenç, özgürlük uğruna kavgalardır.
|
|
Ek: Ulus
din kavramı ile özsel olarak bağdaşır; ulusalcılık din ile bu ikincinin
kozmopolitanizmi nedeniyle çelişir.
|
|