|
Naturphilosophie / |
|
Doğa Felsefesi, Naturphilosophie, Philosophy of Nature; ama kesinlikle ‘Natural Philosophy / Doğal Felsefe’ değil. Bu son anlatım Newton’un ne bir fizik ne de bir felsefe olan Hermetik dünya görüşünü anlatmak için parsellenmiştir. |
|
Doğa Felsefesi Batı felsefeciliğinde Hegel’in ölümünden bu yana geçen yaklaşık yüzelli yıl boyunca Felsefenin kendisinin uğradığı yazgıya uğramıştır. Bu ekinde Felsefenin hiç olmazsa genel kavramında değerini koruduğunu, sıradan tasarımında bile olsa Felsefe olarak sürdürüldüğünü, ama yalnızca Doğa Felsefesinin gözden düştüğünü düşünmemeliyiz. Tersine, ‘BİLİM VE FELSEFENİN AYRILMASI’ denilen ve bugün bile saf pozitivist bilinçlerde hırçın bir coşku ile anılan olay duyunçsuz bir bütüne teslim olan Batı akademizminin yalnızca Doğa Felsefesine değil ama bütün bir Felsefeye tepkisinden başka birşey değildir. Ve Doğa Bilimlerinde ve Matematikte sağlanan ilerlemenin sonucu ise kesinlikle değil, ama tam tersine Doğa Bilimlerine ve Matematiğe de egemen olan yaygın irrasyonalizmin utkusudur. Bir us nefretinin anlatımıdır. |
![]() |
Renkli
Bir Kara Delik, |
|
Söz
konusu Yarar soyut bilgiye karşı iyi almaşık olarak duyusal, fiziksel
yarardır. Ruhsal, düşünsel, duygusal yarar, Romantik
Yarar diye birşey tanınmaz. Yararcılık Batı dünyasına
görgücü-özdekçi Aydınlanmanın kalıtıdır.
|
|
|
Bilimin Felsefeden
Ayrılmasının Anlamı Söz konusu ‘ayrılma’ yalnızca en sonunda Felsefenin olduğu gibi Bilimin de Batı irrasyonalizminin elinde bir ‘sona,’ bir ‘kapanışa,’ bir ‘tükenişe’ ulaşmak zorunda olduğunu göstermiştir. Kendi kendini terkeden usun düşünmesi, anlaması, bilmesi hiç kuşkusuz olanaksızdır. Hangi kafa yapısı usdışı pragmatizmi, usdışı pozitivizmi, usdışı nihilizmi Felsefe ile eşitleyebilir, eğer Felsefe konusunda dört dörtlük bir bilgisizlik içinde değilse? Hangi kafa yapısı usdışı göreciliği, usdışı belirlenimsizciliği Bilim ile eşitleyebilir, eğer Bilimin doğası konusunda dört dörtlük bir bilgisizlik içinde değilse? Bir yanda mantıksal pozitivizm ya da ‘bilim felsefeciliği’ denilen görgücü metafiziğin, ve öte yanda görecilik ve belirlenimsizcilik kuramları denilen yine aynı görgücü metafiziğin karşıtlıksız bir akademizm yaratmayı başarmaları Batı irrasyonalizminin ne düzeye dek ‘total’ olduğunun bir göstergesidir. Burada gerçekten de bir ‘son’dan söz etmek gerekir. Ve bu son hiç kuşkusuz görgül olarak, bir olgu olarak felsefenin ve bilimin her ikisinin de sonudur. Temel güdüleri özdeksel kazanç ve saldırganlıktan başka birşey olmayan bir uygarlığın Felsefeyi olduğu gibi Bilimi de püskürtmeye çalışmasından daha mantıklı birşey olabilir mi? |
| Doğa Felsefesinin yokluğu Mekaniğin yerinin usdışı görecilik tarafından ve Fiziğin yerininin usdışı nice kuramı tarafından alınmasına en uygun entellektüel ortamı hazırlar. Ve bütününde Felsefe kavramının yokluğu, bütününde Usun denize atılması matematikten insan bilimlerine dek tüm alana egemen olan tam bir düşünce ve karakter gevşekliğinin anlatımıdır. Modern pozitivist bakış açısı DOĞA olgusunun kendisini FELSEFE ile birarada anmaya bile katlanamaz. Sanki Doğa insan düşüncesinin nesnesi olamazmış gibi! Sanki Doğa Felsefenin, Düşüncenin konusu olmamalıymış, sanki Doğa salt anlamsız bir ‘gözlem ve tahmin’ sorunu olmalıymış gibi! | |
|
‘Doğa Felsefesi’ kavramı ile modern dönemde ona karşı ‘iyi’ almaşık olarak ve aşağı yukarı bir kural olarak yeğlenen sözde ‘Bilim Felsefeciliği’ arasındaki ayrımı anlamanın en doğrudan yolu birincisi için Us olan herşeyin ikincisi tarafından yöntemli olarak, tutarlı olarak ve evrensel olarak reddedildiğini görmektir. Doğa Felsefesinin diyalektik dediği yerde pozitivizm analitik der. Birincinin karşıtların birliği dediği yerde ikincisi karşıtların ayrılığı der. Birincinin sonsuzu ileri sürdüğü yerde, ikincisi sonluyu, sürekliliği ileri sürdüğü yerde kesikliliği, belirlenimi ileri sürdüğü yerde belirsizliği, gerçekliği ileri sürdüğü yerde olasılık ya da istatistiği, nedenselliği ileri sürdüğü yerde nedensizliği, zorunluğu ileri sürdüğü yerde olumsallığı ileri sürer. Kısaca birincinin Us, a priori kavramsal bilgi dediği yerde ikincisi her zaman Usdışı der, gözlem ve sayı der, duyusal gönderme der. Sık sık yalnızca ve yalnızca tutarsızlıkları örtmeye, boşlukları doldurmaya hizmet eden ve gerçekte çoğu kez yazarlarının kendileri tarafından bile anlaşılmayan yapay bir matematiksel perdenin arkasında, belirlenim, nedensellik, uzaysallık ve zamansallık ve özdeksellik gibi en temel, en yalın kavramlar üzerine uygulanan barbarlık yatar. Bu kavramların ‘saltık’ oldukları ileri sürülerek (sanki saltık olmak öcü olmakmış gibi), tek tek her biri insan düşüncesinden ve şeylerin evreninden sürülür. Bu analitik saçmalıklara biraz olsun inandırıcı bir görünüş kazandırabilmek için biricik yöntem kavramsal düşüncenin güvenilmez gösterilmesidir. Kuramsal düşüncede henüz deneyimsiz bilinci Dizge, Yöntem, Saltık, İdea kavramlarının hiç olmazsa ilk bakışta sundukları güçlük yoluyla yıldırmaktır. O zaman, doğal bilinç doğal anlama yeteneğinden, sağduyusundan edilir edilmez, pozitivist mantığın kendi anlaşılmazlığını bir tür derinlik olarak, bir tür değerlilik olarak görmeye başlayabilir, bilgi-ötesi, düşünce-ötesi, kavram-ötesi olana bağlı bir tür gizemciliğin hazzını yaşayabilir. Gerçekte yaşanan bir şaşkınlıktan daha çoğu değildir. |
![]() |
|
EK: Batı tarih kitaplarına göre modern felsefe ve modern bilim birlikte onyedinci yüzyılda doğmuşlardır. Başka bir deyişle, bilim ve felsefe doğmamış ama yalnızca modern sıfatını kazanmışlardır. Yine aynı Batı tarih kitapları genellikle modern-olmayan bilimin ne olduğunu, modern bilime nasıl bir temel sağladığını önemsemezler, ve modern paradigma kuramcılığının kendisi sürekliliği yadsıyarak bu sorunu bir temelsizlik bakış açısından çözer. Buna karşı, Avrupa’da bilim ve felsefe öğrencilerinin öğretmenlerinin Klasik Yunanlı öğretmenler değil ama doğrudan doğruya İslamik felsefeci ve bilimciler oldukları, ve bunların bu her iki alanda da Klasik kalıttan çok çok ilerilere gittikleri olguları bütünüyle silinir. Bilimsel Devrim mitolojisi bu olgu-dışı ve us-dışı tablonun etkileyici ve sersemletici bir bileşenidir. Burada yine aynı yorum Avrupa’da felsefe ve bilimin doğuşlarının yalnızca zamansal bir çakışma olgusu olmadığını, her iki işi de yapanların bir ve aynı insanlar olduklarını önemsemez. Bu ayrımın modern pozitivist bakış açısı için vazgeçilmez bir önemi vardır. Doğa incelemesi görgül olabilir, ya da kuramsal-mantıksal-kurgul olabilir. Birincisi ‘Doğal Felsefe / Natural Philosophy,’ ikincisi ’Doğa Felsefesi’ olarak kalıt aldığımız adlandırmalardır. Birincisinin yüzyıllar boyunca ‘‘doğasız’’ bir kitap öğretisi olduğu, ve dahası, görgücü olmasına karşın, ‘‘gözlemsiz’’ olarak ilerlediği kabul edilir — İslamik ilerlemenin güdümünden bağışlanmak için Aristoteles’in kötüye-kullanılması. Bu ‘‘ortaçağ bilimi’’ olarak bilinen inakçı bir Katolik disiplindir — philosophia naturalis ya da physica. Bu skolastik görgücülük kendi sürekliliği içinde Batı bilimciliğine, ve daha yakın zamanlarda olguculuk ve mantıksal olguculuk olarak bilinen metafizik türlerine evrimlenen çizgidir. Edimsel olarak gözlemci olsun ya da olmasın, bu görgücülü sürekliliği belirleyen olgu insan usuna duyulan güvensizliktir. Bu kuşkuculuk zemininde ‘modern bilim’ ve ‘modern felsefe’ Descartes ve Leibniz gibi ussalcılarda işleyen bilim ve felsefe kavramlarından bütünüyle ayrı kurgulara bozulur.
|
|
GELİŞTİRİLİYOR
|