|
Kepler Yasaları |
![]() |
|
|
|
1571 (Weil der Stadt, Almanya, 27 Aralık) — 1630 (Regensburg, 15 Kasım) |
|
Ptolemi ve Kopernik gökbilimlerinin iyi bir öğrencisi olan Kepler gözlem ve deneyimin sık sık yalnızca sözünü eden pragmatiklerin tersine, usanmak bilmez bir gözlemci, sözcüğün en gerçek anlamında bir ‘görgücü’ydü. Aynı zamanda gördüğü, gözlediği olgulara tam olarakUsun biçimini vermeyi, onları ne yaptıklarını bilmeyen aptal fenomenler olmaktan kurtarıp ussal fenomenler yapmayı istiyordu. Kendinde-Evren ussal olmalıydı. Ancak o zaman bilinebilirdi. Kepler örgütsüz, düzensiz gözlem gerecinin temelinde yattığına inandığı ussallığı, uyumu, düzeni bulmayı başardı. Evrene onun tüm yapı ve düzeninde örtük olan kuramını verdi. Eğer öncelleri ile arasında bir ayrımdan söz edeceksek, bunu Gökbilime eksiksiz bir mantıksal bütünlük ve eksiksiz bir nedensel ilişkisellik verme idealinde, ve salt devimsel (kinematik) evren yorumunun ötesine, dinamik evren yorumuna götüren yolu açmasında bulacağız. |
Kepler Evrenin yalnızca geometrik düzenini saptamakla yetinmedi. Gezegenleri neyin devindirdiğini de bulmaya çalıştı. Esinlendirici güdüsü, kendi sözleriyle, gök olaylarını açıklamada ortaçağların tanrıbiliminin yerine ‘‘felsefeyi’’ ya da ‘‘gök fiziğini’’ geçirme isteğiydi. Kepler felsefe ve bilimi ayırmayı aklından bile geçirmiyordu. Gökbilimin geometri ve hesaplama tarafından geliştirilmesi gerektiğine, dünya fiziğinin ve gök fiziğinin tek bir ussal fizik olarak birleştirilmesi gerektiğine inanıyordu. Evrene Usu bulmak için ve Usu ile yaklaştı. Her bilinç dönüşümü durumunda olduğu gibi onun çalışma sürecinde de eski ve yeni biraradaydı. Yeni kavramlar henüz eski dizgeyi dönüştürmeden önce, eskileri bir süre daha yerlerinde kaldılar ve bir süre daha kaçınılmaz çelişkiler ve tutarsızlıklar bütün yapının sürekli dönüşümüne, sürekli iyileştirilmesine götürdüler. Bu süreç bugün de henüz tamamlanmış değildir. En son girişimlerin, usdışı görecilik ve usdışı belirlenimsizcilik kuramları karşısında başka türlü olabilir miydi? |
|
Kepler, öncelleri olan Cusalı Nicholas’ın, Giordano Bruno’nun sonsuz evren görüşü ile karşıtlık içinde, evrenin sonlu olduğunu, ve durağan yıldızları da içine alan göksel bir küre tarafından kuşatılı olduğunu düşünüyordu. Onun için ‘sonsuz’ usdışı bir kavram, giderek Tanrı tarafından bile anlaşılamayacak bir mantıksızlıktı. (Kepler’in görgül uslamlamaları ile savunduğu bu noktanın ayrıntılı bir irdelemesi için bkz. Alexandre Koyré, Sonlu Dünyadan Sonsuz Evrene, Bölüm 3). Kavramın Özerk
Gelişimi Kepler’in kullandığı kavramlar uzay ve zaman, özdek ve devim, kuvvet ve hız ve ivme, süredurum ve kütle, sonlu ve sonsuz, nokta, daire, elips, özek vb. gibi doğal usun ve doğal dilin her gün kullandığı sözcüklere bağlı bütünüyle yalın kavramlardı. Yapması gereken şey kavramların daha önceki ilişkilerini yeniden düzenlemek, başka bir deyişle, daha önceki görüngüleri yeniden dönüştürmek ve onları daha güçlü ve daha yüksek bir kavramsal yapı düzleminde yeniden örgütlemekti. Başka bir deyişle, deneyim süreklisinin yeniden biçimlendirilmesiydi. Bu sürecin eytişimini anlayamayan analitik anlak bu sürekliyi paradigmalar dediği birbirlerinden saltık olarak yalıtılmış ‘örnekler’in ilişkisiz, gelişimsiz bir kaosu olarak görür. Tüm süreçte özsel sorun kavram mantığının doğru uygulanmasıdır. Ve bu ise gözlem ve deneyimin dolaysız verisi değildir, tersine görüngünün kendisi böyle tümdengelimler tarafından yeniden belirlenir. Bu işin güç yanıdır. Örneğin yalnızca kuvvet ve uzaklık kavramlarının ilişkisini, bugün normal bir eğitim görmüş herkesin tanıdığı bu bütünüyle yalın görünen karşılıklı ters kare ilişkisini saptamanın bile yüzyıllara, aslında binyıllara yayılan bir gözlem ve düşünme sürecini gerektirmesi insan aptallığının değil ama insan dehasının kanıtı olarak kabul edilir. Güçlük sorunun çözümünde değil, ama sorunun doğuşunda yatar. Kepler kısa denecek
bir zaman süresinde evrenin görüngüsünü yeniden belirledi, eski Yunanlılar
ile, Aristoteles ile başlayan süreci sonunda insanlığa içinde varolduğu
Güneş dizgesinin gerçek resmini ve gerçek düzenini sunma düzeyine dek
geliştirmeyi başardı.
|
|
Kepler’in gezegenlerin devimini nedensellik kavramı zemininde anlama girişimi onu daha güçlü bir bakış açısına, dinamik bir mantıksal araştırmaya yönlendirdi. Kepler daha sonra tüm soruna onunla aynı bakış açısından yaklaşan Descartes’a dek koşulsuzca fiziksel bir açıklama isteminde bulunan ilk modern Avrupalıydı. Bu ‘özdeksel’ soru örneğin kürelerin ‘anlıklar’ tarafından devindirildiğini kabul etmeyi sürdüren Giordano Bruno tarafından, ya da gezegenlerin yine ‘tinler’ tarafından devindirildiğini kabul eden Tycho Brahe tarafından sorulamazdı. Newton, evrensel yerçekimi yasasınının bulucusu olarak kabul edilen o aynı Newton Principia’da ussal kuvvet kavramını çürütmek için elinden gelen herşeyi yapar, ve parçacığın parçacığı, gezegenin gezegeni, güneşlerin güneşleri, galaksilerin galaksileri çekmesini sağlayan kuvvetin Hermetik bir Yerçekimi Tanrısının istenci olduğunu yineleyip durur. İnsanlar Newton’u mekaniğin çürütücüsü olarak değil ama kurucusu olarak bilirler. Kuvvet kavramını çürüten aynı usdışı tutum daha sonra Einstein matematiksel göreciliğinde görülür. Bu kuramda da özdeğin özü olan kuvvet ortadan kalkar, ve yeri evrendeki geodezikler, uzaydaki yamulup bükülmeler tarafından alınır. Ve bu aptallık insanlara dahilik gibi gelir. |
|
|
Evrenbilimi Kopernik’in kinematik evren tablosundan başlayarak gerçek fiziksel yasalarına dek geliştirilmiş ve tamamlanmış bir bilim düzeyine yükseltme süreci bir kuşkucunun, kavramı, usu, mantığı koşulsuzca izlemekten ürken bir görgücünün göze alabileceği bir yol değildir. Kepler bir yanılgılar ve yanlışlıklar süreci içinden ilerleyerek, bir kurgular ve gözlemler, ölçümler ve hesaplamalar labirentinden geçerek kavramları doğru ilişkileri içinde örgütlemeye çabaladı. Tüm yolunda yalnızca ve yalnızca usun ışığını izledi. Bu ödünsüz tutumun değerini abartmak olanaksızdır. İnsanın sağduyusuna, düşüncesinin gücüne güveni tamdı. Evrenin ussallığına, nesnel yasalar tarafından belirlenen bir dizge olduğuna da inancı tamdı. Özdeksel evrende herşey uyum içinde, herşey nedensellik yasalarına bağımlı olmalıydı, ve bu kozmoz, bu düzen insan tarafından anlaşılabilirdi: Kepler’de de, tüm ussalcılar durumunda olduğu gibi, insanın düşünsel doğasına biçilen değer sonsuzdur, Evrenin kendisinin entellektüel değeri ile eşölçümlü ve özdeştir. Bu bakış açısından, Kepler modern gökbilimi tüm usdışından özgürleştirmeyi, bu bilimi evrenin bütününü belirleyen ussallık ile özdeşleştirmeyi başardı — Newton tarafından bir kez daha karanlık, gizemci, boşinançlı bir bilinç yapısına uyarlanıncaya dek. |
|
Burada Kepler’in uslamlamalarına yalnızca birkaç noktaya anahatlarda değineceğiz. Kepler bir gezegenin Güneşe yakınken daha hızlı ve güneşten uzakken daha yavaş devindiğini ileri süren Kopernik ilkesini kabul etti. Aslında bu Ptolemi’nin üstdaireler için saptadığı bir devim ilkesiydi. Ama Kepler mantıksal olanı yaparak ilkeyi gezegen yörüngesinin bütününe genişletmeyi denedi. Gözlem ve hesaplamalar bu genelleştirmeyi doğruladılar, olgular daha ussal bir kurama daha iyi uyduklarını gösterdiler: Bir gezegenin yörüngesindeki hızı çevresinde döndüğü Güneşten uzaklığı ile ters orantılıdır (bu orantının bir kare değerinde olduğu kavrayışı henüz yoktur). Gezegenler Güneş çevresinde onları devindiren bir kuvvet nedeniyle devinirler. Gezegenin biçimdeş olmayan devimi doğrudan doğruya ivmeli devim kavramına, ya da hızlardaki eşitsizliği açıklayan bir devindirici kuvvetin konutlanmasına götürür. Hızlardaki değişim ancak kuvvetteki bir değişimden kaynaklanabilir, ve kuvvet gezegen ve Güneş arasındaki uzaklığın bir işlevi olmalıdır. Bu durumda, biraz düşünüldüğünde, uzaklık tarafından belirlenen kuvvetin Güneşte yerleşmiş olması çıkarılacak en mantıklı vargıdır.
Ve bu noktadan ilerleyerek, yerçekimi üzerine modern kavrayışın kendisini anlatan sözler şöyledir:
Hemen hemen Newton’un elma gözlemi gibi birşey? Kepler ayrıca yerçekiminin
kütle ile ilişkisini de belirtir. Çekim benzer ya
da özdeş cisimler arasında, özdeğin kendi alanında uygulanır;
ve gene de cisimlerin doğalarının değil, ama — Kepler’in zaman
içinde durulaştırdığı bir kavram olarak — kütlelerinin bir
işlevidir. Büyük cisimler küçük cisimlerden daha büyük bir güçle, ve
büyüklükleri ile orantılı olarak çekerler. Ve bu çözümlemelere
ışığın (yerçekiminin özdeşi) uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak
yayıldığı (etkide bulunduğu) eklendiğinde, Evrensel Yerçekimi Yasası açıktır
ki yalnızca durulaştırılmayı, yalnızca Kepler’in kendi Yasaları ile ilişkisinin
belirtikleştirilmesini bekler. |
|
Pekçok fizikçi Newton’u evrensel yerçekimi kavramının bulucusu olarak selamlar. Örneğin Bernard Cohen şöyle yazar: ‘‘The high point of the Scientific Revolution was Isaac Newton’s discovery of the law of universal gravitation.’’ ... ‘‘Newton developed the concept of universal gravity in the first few months of 1685, when he was 42’’ :: ‘‘Bilimsel Devrimin doruk noktası Isaac Newton’un evrensel yerçekimi yasasını buluşuydu.’’ ‘‘Newton evrensel yerçekimi kavramını 1685’te, 42 yaşındayken geliştirdi.’’ Bu sözler kulağa aşağı yukarı politik bir bildirim gibi, ideolojik bir bildiri gibi gelir. Olgular propagandanın aptallaştırıcı gücüyle pekala çarpıtılabilir, insanlar kolayca aldanabilirler. Ve giderek kişi sık sık kendini aldatmayı da başarabilir. Ama burada sorun insan bilinçleri ile oynama, bilinç ayarlama vb. değildir. Bu yeterince açıkça bilinen bir olgudur, ve Batı bilimciliğinde ona sürekli eşlik eden ve ilk olarak Newton’un kendisi tarafından yerleştirilen ölçün bir davranıştır. Burada sorun Newton’un evrensel yerçekimini yorumlayışının ya da anlayışının önceliği, Newton’un ilk olup olmaması değildir. Sorun Newton’un yorumunun açık olarak ve seçik olarak saçma olmasıdır. Kepler yerçekimi kuvetinin özdeğe özünlü olduğunu söyler. Newton ise yerçekimi kuvvetinin özdeğe özünlü olmadığını, okkült olduğunu, fiziksel bir Tanrının istencine bağımlı olduğunu. Ve görgücü, olgucu Batı bilimcisinin yorumunda evrensel yerçekimi yasasının doğru bildirimini sunan Newton’dur, Kepler değil. Kepler hiçbir zaman Newton’un tümevarımcı gözlem ve deney yönteminde durup kalmadı, ve kuvveti özdeğin bir özelliği olarak görmeyi özellikle yadsıyan salt ‘matematiksel ilkeler’ üzerine dayalı Principia ile karşıtlık içinde, kuvveti mantıksal tümdengelim yoluyla çıkarsadı, ve onu Güneşe, Aya, aslında tüm özdeğe özünlü olarak gördü: ‘‘Devindirici kuvvet Evrende devinen cisimlerin kendilerinde olmanın dışında hiçbir yerde varolamaz ya da kalamaz.’’
|
|
Yerçekimi kuvvetinin özdeğe özünlü olduğu kavrandıktan sonra, sorun hiç kuşkusuz kuvvetin nicel belirlenimini saptamak olarak görülür. Ve Kepler’in Güneş dizgesi kuramında Evrenin özeğine (= Güneşe) yerleştirilen kuvvet uzaklığın bir işlevidir, daha açık olarak, uzaklıkla ters orantılıdır. Doğrudan iletilir, ve, Aristoteles’in dinamik anlayışı ile uyum içinde, devimin sürmesi için sürekli uygulanması gerekir. Ama yine Kepler yerçekimi kuvvetini kimi zaman ışık ile, ve kimi zaman manyetik kuvvet ile özdeşleştirdi. Böylece yerçekimi kuvvetinin etkisi ve uzaklığın ters karesi arasındaki matematiksel ve olgusal ilişkinin doğasını kendisi ortaya koydu.
Ama Aristoteles’in F = mv ilişkisine bağlı kalan Kepler kendi uslamlamalarının imlemini bir yana bırakarak gezegenlerin dönüşünü gezegenlerin süredurumuna karşı Güneşin sürekli eylemi olarak yorumladı. Kuvvet ilişkisinin çizgiler ile değil ama hiç kuşkusuz yüzeyler ile ilgisini biliyordu, ve ışığın yeğinliğinin uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu daha önce yine kendisi hesaplamıştı. Kuvvetin ışık ile özdeşleştirilmesi ya da giderek andırımlı görülmesi bile hiç kuşkusuz etkisinin doğrudan doğruya uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğu sonucuna götürür. Ama Kepler’in izlediği kavramların mantığı onu dolaysızca bu ilişki üzerinde karar vermeye götürmedi. Gene de Kepler’in yalnızca erken çalışmalarına bakarak karar vermek doğru değildir. |
|
Kepler’in düşüncelerinin evrimi sık sık mantıksal açınımları içindeki asıl önemleri ve değerleri içinde alınmaz. Şu ya da bu aşamadaki, şu ya da bu kitaptaki bir düşünce gelişimsel bütünden koparılarak alınır ve Kepler’in konu üzerindeki son görüşü olarak ileri sürülür. Böylece örneğin Koyré’nin Astronomical Revolution’undan aktaracağımız bir Alman yorumu Kepler’in yerçekimi üzerine ‘belirleyici’ görüşlerini erken bir çalışma olan Astronomia Nova’da bulurlar. Güneşin eylemini gezegenleri yörüngelerinde ilerletmek olarak gören E. F. Apelt Johan Keplers Astronomische Weltansicht’te (1849, s. 72) şöyle yazar:
Yine Apelt Die Reformation der Sternkunde’de (Jena, 1852) şunları söyler:
Gerçekten de karıştırılması olanaksızdır. Ama bu görüşler Kepler’in çalışmasında erken bir döneme aittirler. Kepler’in büyük çalışmalarından sonuncusu olan ve üçüncü yasasının bir bildirimini veren Epitome Astronomiae Copernicanae’de Güneş manyetik kuvvete özgü bir eylem yoluyla gezegenleri iter ve çeker. Ve yine bir başka yerde Kepler deniz yükselmesine Ay ile birlikte Güneşin de katıldığını belirtir. Burada Epitome’de kuvvetin doğası üzerine gözlemler, hesaplamalar, uslamlamalar örüntüsünün, tümlev hesapları için sonsuz küçüklükler yöntemini nasıl kullandığını gösteremeyiz. Ama Kepler’in yerçekimi kuvvetinin doğası konusunda söyledikleri bütünüyle açıktır:
Bu kuvvetlerin ikisi de Kepler için Güneşin kuvvetleridir. Bu iki bileşen daha sonra, ve hiç kuşkusuz Newton’dan önce, gezegen devimini çözümleyen birçok fizikçi tarafından Kepler’den yalnızca itici bileşen açısından ayrılan bir yolda çözümlendiler. İtici kuvvet cismin süredurumu olarak yorumlandı. Descartes tarafından ise, burgaç devimi olarak. Kepler Aristotelesci kuvvet / devim çözümlemesine bağlı kaldığı için, ‘itici’ süredurum kuvvetini ancak Güneşten kaynaklanıyor olarak yorumlayabilirdi. Kepler’in bu yanlışını Borelli ve başkaları düzelttiler, ve Robert Hooke bu çözümlemeleri Newton’a kendisinin (Hooke’un) buluşları olarak sundu. Ve son sözü Newton söyledi. Newton için kuvvetin özdeğe özünlü ve özsel olması kesinlikle savunulacak bir kavram değildir, çünkü özdekçiliktir, ateizmdir. Hermetik geleneğe aykırıdır. Newton bir özdekçi olarak anlaşılmaması konusunda paranoiddi. Buna göre yerçekimi kuvvetinin salt bir görüngü olduğunda, Tanrının istencinin yarı-yasal olan ve insan usunun ilkeleri tarafından kavranamayacak bir belirişi olduğunda diretti. Yarı-yasaldır, çünkü güneş dizgesini yöneten yasalar dizgenin eksiksiz işleyişini sağlama bağlayamazlar, ve zaman zaman dengenin yeniden kurulması gerekir. |
|
Kuvvetin Eytişimi Aslında Newton yerçekimi kuvvetini pozitif bilimin öğrettiği yolda ileri sürmüş olsaydı bile, yerçekimi kuvveti Newton’un sandığı gibi çekim ile bir ve aynı şey değildir. Eğer böyle olsaydı, eğer Yerçekimi ya da Özdeğin Kuvveti yalnızca çekim kuvveti olsaydı, bu analitik güç, bu tekil, soyutlanmış kuvvet özdeğin kendisinin ortadan kalkışı, ortadan yitişi olurdu — erken bir Big Bang kuramı. Newton ve onunla aynı görgül / analitik düşünme eğilimini paylaşan genel bakış açısı sorunun özünün hiçbir biçimde bilincinde değildir. Yalnızca matematiksel formüllerle ilgilenir, kavramı bütünüyle bir yana atar. Ve olgusallığı, gerçekliği yalnızca matematiksel felsefenin bakış açısının izin verdiği düzeye dek anlar — matematiksel olarak, soyut olarak. Ya boş uzayda uzaktan eylem görüşü onaylanır (modern akademizmin öğrettiği gibi), ya da bu saçmalığın ayrımına varılırsa, imgelemin yaratıcılığı tüm sorunu çözer. GERÇEKTE (ya da bugünlerde postmodernizmin reddettiğini ileri sürdüğü NESNEL GERÇEKLİK düzleminde), Yerçekimi kuvveti aynı zamanda İtme kuvvetidir, ve özdeğin varlığı bu iki karşıt kuvvetin birliğini gerektirir. Özdek, tam olarak Newton’un reddettiği anlamda, karşıt kuvvetlerin, ya da daha eytişimsel bir anlatımla, bir ve aynı kuvvetin karşıtlıklı doğasının, çekme ve itmenin birliğinden başka birşey değildir. Ve bu görgül gözlemin sunabileceği bir tümevarım değil, ama özdek Kavramının kendi mantığıdır. İnsan usu başka türlü düşünemez, eytişimsel mantığın yeri keyfi kurallar tarafından, bir metalogic saçmalığı tarafından alınamaz; ve evreni, gerçekliğini kavramak için elimizde bu eşsiz yetiden daha üstünü yoktur, ve daha üstünü gereksizdir. Doğal düşünce analitik, soyutlamacı işleyiş kipinde hiçbir zaman karşıtların somut birliğini kavrayamaz. Hegel’in eytişimsel mantık yoluyla kavradığı gibi, çekme kuvveti özdeğin süreklilik kıpısına, ve itme kuvveti atomik ya da kesiklilik kıpısına karşılık düşer. Ve bu eytişim de, ama kesinlikle yine dizgesiz, dağınık, derme çatma bir biçimde, Kant’tan gelir. Ona borcumuzu kabul etmek zorundayız, üstelik kendisi başkalarına borçlu olsa bile. |
|
James Clerk Maxwell |
|
Konu
128. Kepler’in Yasaları Dinamik
yorumları Newton tarafından keşfedildi. Birinci ve ikinci yasa tek bir gezegenin devimi ile ilgilidir. I. Yasa. Güneşten bir gezegene çizilen vektör tarafından taranan alanlar onları betimleme zamanları ile orantılıdır. Eğer h zaman biriminde taranan alanın iki katını belirtirse, t zamanında taranan alanın iki katı ht olacaktır, ve eğer P gezegenin kütlesi ise, Pht kütle-alan olacaktır — Konu 68’de tanımlandığı gibi. Bu yüzden gezegenin güneş çevresindeki açısal devinirliği, ki kütle-alanın değişim oranıdır, Ph olacaktır — değişmez bir nicelik. Bu
yüzden, Konu 70’e göre, gezegen üzerinde eylemde bulunan kuvvetin, eğer
böyle bir kuvvet varsa, güneş açısından hiçbir momenti olmamalıdır, çünkü
eğer olsaydı açısal devinirliği bu momentin değeri tarafından ölçülen
bir oranda arttırır ya da azaltırdı. Konu
133. Kepler’in İkinci Yasası
ABQP (Beti 16) eliptik yörünge olsun. S bir odaktaki güneş, ve H öteki odak olsun. SP yi U ya uzatırsak, SU enine AB eksenine eşit olur, ve HU yu birleştirirsek HU P deki hıza orantılı ve dik olacaktır. Çünkü
HU yu Z de keser ve ZP yi birleştirirsek,
ZP P de elipse bir teğet olacaktır; SY
S den bu teğete çizilen bir dik olsun. Yine eğer b elipsin eşlenik ekseninin yarısı ise SY • HZ = b2 dir. Şimdi, HU = 2HZ dir; bu yüzden
Bu yüzden HU her zaman hız ile orantılıdır, ve onun yönüne diktir. Şimdi, SU her zaman AB ye eşittir. Bu yüzden özeği S ve yarıçapı AB olan çember gezegenin hodografıdır, H hodografın başlangıcı olmak üzere. Yörüngenin ve hodografın karşılık düşen noktaları S den geçen aynı doğru çizgide yatan noktalardır. Böylece P U ya, ve Q V ye karşılık düşer. Cisme P’den Q’ya geçişi sırasında iletilen hız HU ve HV vektörleri arasındaki geometrik ayrım tarafından, eş deyişle, UV çizgisi tarafından temsil edilir, ve çemberin bu yayına diktir ve dolayısıyla, daha önce tanıtladığımız gibi, S’ye yöneliktir. Eğer
PQ zaman biriminde betimlenen yay ise, o zaman UV
ivmeyi temsil eder, ve UV özeği S olan bir çemberin
üzerinde olduğu için, UV gezegenin S çevresindeki
açısal hızının bir ölçüsü olacaktır. Bu yüzden ivme açısal hız ile
orantılıdır, ve bu Konu 129’a göre SP uzaklığının karesi
ile ters orantılıdır. Bu yüzden gezegenin ivmesi güneşin yönündedir
ve güneşten uzaklığın karesi ile ters orantılıdır.
Konu
135. Kepler’in Üçüncü Yasasının Yorumu
III. Yasa. Değişik gezegenlerin zamanlarının kareleri ortalama
uzaklıklarının küpleri ile orantılıdır. bir değişmezdir, diyelim ki Bu yüzden
Daha küçük gezegenler durumunda bunların kütleleri güneşin kütlesi ile karşılaştırma içinde öylesine küçüktür ki,
1’e eşit alınabilir, öyle ki ya da bir gezegen üzerindeki çekim gezegenin kütlesi ile orantılı ve karesinin uzaklığı ile ters orantılıdır.
Konu 136. Yerçekimi Yasası Daha Newton tanıtlamadan önce, bir bütün olarak güneşin bir gezegeni bir bütün olarak çektiği ileri sürülmüş, ve ters kare yasası da daha önce bildirilmişti, ama yerçekimi öğretisi son biçimini Newton’un ellerinde kazandı. Her özdek parçası her başka özdek parçasını çeker, ve aralarındaki gerginlik kütlelerinin çarpımının uzaklıklarının karesine bölünmesi ile orantılıdır.Çünkü eğer güneşteki bir gram özdek ve bir gezegendeki bir gram özdek arasındaki çekim r uzaklığında ise — ki burada C bir değişmezdir —, o zaman eğer güneşte S ve gezegende P gram varsa, güneş ve gezegendeki bir gram arasındaki bütün çekim olacak, ve güneş ve gezegen arasındaki bütün çekim
olacaktır. ya da
Konu 137. Kepler’in Üçüncü Yasasının İyileştirilmiş Biçimi Jüpiter, Satürn, vb. gibi daha büyük gezegenler, durumunda S + P nin değeri dünya ve daha küçük gezegenler durumunda olduğundan önemli ölçüde büyüktür. Bu yüzden daha büyük gezegenlerin dönüş zamanları Kepler’in yasasına göre olduğundan biraz daha kısa olmalıdır, ve durumun böyle olduğu bulunur. Aşağıdaki tabloda gezegenlerin ortalama uzaklıkları dünyanın ortalama uzaklığının terimlerinde, ve T dönme zamanı yıldız yılının terimlerinde verilidir:
Tablodan göründüğü gibi Kepler’in üçüncü yasası çok yakından doğrudur, çünkü a3 T2 ye çok yakından eşittir, ama kütleleri dünyanınkinden daha küçük olan gezegenler için — yani Merkür, Venüs ve Mars —, a3 T2 den daha küçük, buna karşı kütleleri dünyanınkinden daha büyük olan Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün için a3 T2 den daha büyüktür.
|
|
Geliştiriliyor.Bu Çeviri için (c) Aziz Yardımlı 2000 |