|
Tutarlık |
|
tutarlı(lı)k |
|
‘‘Whatever scepticism Hume may have professed, there is no doubt that he believed in the existence of what may be called the physical objects of common sense.’’ (A. J. Ayer, Hume, Oxford University Press, 1980, s. 35.) Hume’un kendisi değil ama Hume’un görgücülüğü fiziksel nesnelerin varoluşunu reddetti. İnanç Hume görgücülüğünün bilgi yerine geçerdiği yetidir, ve yine aynı kuramda bu inanç bilgi ile, gerçeklik ile bir olan inanç değil ama olasılığı içeren bir sanı değerindedir. Ayer çıplak bir tutarsızlık örneği verir. Hume yalnızca özdek ve töz dediği şeylerin varoluşunu değil, ama anlık, kendi, ben dediği şeylerin varoluşunu da yadsır, ve bunu keyfi bir tutum olarak değil ama dizgesinin ilkesi ile tutarlı olarak yapar. Hume görgücü olarak tutarlıdır. Ama insan olarak değil. |
|
Kuşkucu hiçbir zaman bir doğrulamada bulunamaz, çünkü karşı doğrulamaya, ya da yadsımaya da yatkındır. Ama bir şeyi yadsıyamaz, çünkü karşıtını da yadsıyabilir. Kuşkucu tutarlı olamaz, çünkü tutarsızlığa da eşit değer verir. |
|
|
|
Kuramsal tartışmalarda ya da söylemde önemli olan şey bir yazarın, bir düşünürün ilkesine bağlı kalıp kalmadığıdır. Örneğin görgücü çıkış noktası, duyusal izlenimin bilgi için biricik başlangıç noktası olarak alınması mantıksal olarak göreciliğe götürüyorsa, yazarın gene de ilkeyi kabul edip vargısını yadsıması olanaklıdır. Ama o zaman saçmalamış olur. Ussal bir tartışmadan, verimli bir tartışmadan bütününde vazgeçmek zorunda kalır. Hume ilkelerinin ona sunduğu karanlık vargılar karşısında ürker, geri çekilir. Tavla oynama ve kendini yemeğe verip kilo alma gibi bir tutarsızlığı yeğler. Ama kişisel öznel tutarsızlığın hiçbir önemi yoktur. Vargılar nesneldir. Daha yakın zamanların analitik, pozitivist ve son olarak nihilist / postmodernist yazarları David’in yarım bıraktığı uslamlamaları vargılarına götürmüşlerdir. |
|
Geliştiriliyor. |