Özdek


Einstein
Space-Time (1926)

‘‘... özdeksel cisimler, ki herşeye karşın, ancak düşünüldükleri sürece varolurlar’’
::
‘‘material bodies (which exist, after all, only in so far as they are thought) ...’’

Einstein bu sözleri söylediğine pişman olmuş olmalıdır çünkü bir daha bu doğrudanlıkları içinde yinelenmezler. Böyle çarpıcı bir bildirimi Einstein gibi biri hiç kuşkusuz ağzından ya da kaleminden kaçırıvermez. Ne dediğini bilerek söyler. Bildiği duyusal algı üzerine kurulu olma savındaki bir dünya görüşünün özdeğe varlık yükleyemeyeceği, çünkü duyumsanan şeyin özdek değil ama duyumlar olduğudur. Duyumdan özdeğin varoluşunu çıkarsamanın duyumdan herşeyin varoluşunu çıkarsamak demek olacağıdır.

David Hume da Özdeğin varoluşunu yadsır. Ve Berkeley de. Aynı nedenlerle. Einstein 1917 Görelilik kitabında Hume’un ‘büyük hizmetleri’nden yararlandığını söyler. Hume’u dikkatle, anlayarak okumuş olduğunu kabul etmeliyiz.

Bu bakış açısına ‘idealizm’ denmesinin nedeni felsefi olmayan bilinç için, görgücülük için idea ile anlaşılan şeyin bilinçteki ‘düşünce’ olmasıdır. Platon İdea ile bütünüyle başka birşeyi, nesnel varoluşu olan ilkeleri demek istiyordu. Ve onun mantığında idealar erişilemez bir öte yana ait olmak bir yana, tersine aynı zamanda bireysel-duyusal şeyleri ‘katılan’ biçimlerdi. Bu ideanın gerçek kavramıdır, ve kavram olarak kendisi ile olgusallık-nesnellik olarak yine kendisinin birliğidir: Biçimsiz Şey yoktur, ya da varolan herşey İdeadır. Ancak bu kuram bilinemez kendinde-şey tasarımının geçersizliğini tanıtlayabilir. Özdek ideası için de aynı şey geçerlidir. Salt bendeki bir Kavram olarak, salt öznel olarak Özdek elbette bir düşüncedir, ve özdek olarak özdeğin bilincimde olmanın dışında başka hiçbir varoluşu yoktur. Ama bilincin idealizmi bilinçsiz bir idealizm, kötü bir idealizmdir. Buna karşı idea gerçekte nesneldir, bilincimden bağımsızdır, duyusal ya da uzaysal-zamansal değildir. Bir gizillik, bir kendindeliktir. Ama bu açımlama bile ideayı soyutluğu içinde tutmayı sürdürür, ve somut olarak idea biçimsel ve özdeksel olanın, ideal ve reel olanın, kavram ve olgunun birliğidir.


Özdekçilik olarak bilinen bakış açısı görgücülükten ayrıdır. Bu bakış açısı Özdeği saltık olarak, soyut ilk olarak, herşeyin temeli olan bir ‘kendinde’ olarak alır. Bu bilincin tinsel değil ama özdeksel dünyasında Özdek çıkarsanmaz ama yalnızca varsayılır. Bundan daha doğal bir varsayım olamaz, diye düşünülür. Elbette. Ama varsayım gene de varsayım olarak kalır. Bu tutumunda bu bilinç düşünmeyen özdeğe yaklaşır.

Özdekçilik özdekten duyumlara doğru iner, tüm bilginin duyular yoluyla kazanıldığını vb. ileri sürmek zorunda kalır. Bundan sonra karşımızda yine o sıradan görgücülük olarak çıkar.

Özdekçi bilinç hiçbir zaman sandığı gibi, hiçbir zaman sözcüğün doğruda, dürüst ve gerçek anlamında özdekçi değildir. Bu başarısızlığı ve tutarsızlığı onun iyiliğinedir. Eğer gerçekten sandığı ve istediği gibi özdeksel olsaydı, düşünemezdi. Ve duyumsayamaz ve duygulanamazdı — bir granit parçası gibi, ya da daha iyisi kof bir kütük parçası gibi.


Bkz. DOĞABİLİM — özdek

GELİŞTİRİLİYOR