|
Öz |
|
öz — Wesen, essence |
|
Öz Kavramı Mantık Biliminde başımıza en büyük sorunu açan kavramdır. Hegel Mantık Biliminde Öz Öğretisinden söz ederken, bunun mantığın ‘‘(en güç)’’ bölümü olduğunu söyler. Öz ne dolaysızlığı içindeki Varlık alanı gibidir, ne de arı tinselliği içindeki Kavram alanı gibi. Öz ikisine de benzer. Varlığa aittir, çünkü nesnelliğe düşer. Tine aittir çünkü dolaysız değildir. (Bir daha: Öz tıpkı Varlık gibi bilen özneye dışsaldır; ve tıpkı Kavram gibi bir düşünce belirlenimleri, ama göreli, koyulmuş düşünce belirlenimleri alanıdır.) Varlık Öğretisi Nitelik, Nicelik ve Ölçü kıpılarını kapsar. Bunların dolaysızlığı duyusal olanla ilgileri anlamına gelir: Varlık bölümünde kategoriler duyusal-düşünselin birliğini gösterirler. Doğal bilinç gerçekten de bu alanın kavramlarını duyusal olanla bir görür. Kişisel bir gözlem olarak örneğin değişik üniversitelerde ve 10 yıl süren bir ruhbilim eğitiminden geçen eski bir tanıdığın Bir kavramının görgül öğrenilmesine kanıt olarak dolaysızca önünde duran bir nesneyi işaret etmesini gösterirsek, bu Kavramın bir tür boş tablet üzerine duyusal izdüşümü yoluyla kazanıldığını değil ama doğal bilincin kendisinin Kavramı nasıl kazandığını sandığını gösterir. Aynı kişi Öz kavramının kazanılma yoluna örnek olarak hiç kuşkusuz önünde duran nesneyi bölerek, parçalayarak, kırarak içine girme yöntemini gösterecektir. Bu da görgül düzlemde anlaşılır birşeydir çünkü onun için Öz gerçekten de dolaysızlığı içinde değil ama dolaysızlığın arkasına gidilerek görülen bir tasarımı anlatır. Öz Varlığın dolaylılığıdır. Hegel Mantığın bu bölümünde ‘yansıma-Reflexion’ sözcüğünü kullanır çünkü fiziksel yansıma da bir dolaylılığı anlatır. Ama, Hegel’in bir dil oyunundan yararlanmasını boşa çıkaracak bir yolda, Türkçe’de ‘yansıma’ sözcüğü ‘düşünce’ ile uzaktan yakından ilgili değildir. Olsun. Hegel zaman zaman dilin olumsallıklarını da mantıksalmış gibi göstermeyebilirdi. Ama gene de, Hegel’in belirtmek istediği şey Özün dolaylı olduğu ve Öz Kavramlarının dolaysızca alınan Varlık kavramlarının tersine üzerine düşünme ile ilgili bir Kavramlar alanı oluşturduklarıdır. Bir kez daha: 1a) Varlık alanı dolaysızlığı içindeki Kavramı anlatır. Düşüncesiz bilinç için Kavram salt oradadır, kendindedir, ona bütünüyle dışsaldır. Burada kavramlar bir bakıma yalnızca yüzeye kısıtlıdırlar, ilkin ya da birincil olarak duyusal bilincin belirlenimleridirler. 1b) Öz alanında Kavram kendine, Kavram olarak Kavrama bir adım daha yaklaşmış, ama henüz son düzlemine adımını atmamıştır. Bu eğretileme yalnızca ve yalnızca Kavramın henüz düşünce biçimini tam olarak kazanamadığını, henüz özgür tinselliğe ulaşamadığını anlatmalıdır. 2) Kavram alanında Kavram kendi asıl biçiminde, kendi tözünde, kendi asıl doğasında, Yaşam olarak, Ruh olarak, Bilgi olarak, Bilinç, Duyunç, İstenç olarak bulunur. Öz alanı Hegel’in dizgesinde bir dizi kavramı kapsar. Kendisi, Görüngü, ve Edimsellik. Ayrıca Varoluş, Zemin, İlişki, İçerik, Çelişki vb. Bu kavramların dizgeselleştirilmesi, kendi mantıkları içinde ilişkilendirilmeleri karışık bir iştir. Ama karışık olmayan şey Usun belirlenimlerinin ilkin öznel ve nesnel olarak, ya da (Varlık + Öz) ve (Kavram) olarak ayrılmalarıdır. Hegel yalnızca elinden gelenin en iyisini yaptığını söyler. Daha iyisi olanaklıdır. |
|
Görüngüden, Varoluştan söz edip Özü yadsımak analitik düşünceye, doğal anlağa özgüdür, ve kavramın eytişiminin bu bilinçsizliği bütün varoluşçu kuramcılığın dolaysızca geçersiz ve boş olduğunu gösterir. Öz ile birlikte görüngüyü, varoluşu da yadsımak geçerli olandır, ve gerçekten de varoluşçuluk, kendi eytişiminin vargısından kaçamaz, ve Varoluş diye birşeyin olmasının kendisini saçma bulur. Gerçekten de özsüz görüngü / varoluş saçmadır. Öz görüngüdedir, ya da Hegel’in bütün bir Öz Mantığının daha en başında yazdığı gibi, Öz görünmelidir. Özün ‘‘gizli’’ olduğu, felsefenin görevinin bu gizli özü bulmak olduğu sanısı analitik anlağın bir yanılgısıdır ve Öz söz konusu olduğunda eytişimin tüm çabası bu analitik ayrılığı yenmeyi amaçlar. Felsefeye doğal bilinçten yönelen eleştiri özsel olarak ve her zaman analitik anlağın kendi çözündürülmüş, soyutlanmış, yalıtılmış kategorilerinde bulduğu çatışkılara saldırmasından başka birşey değildir. |
|
Özsüz / Doğasız insan, ya da kitapta alıntılanan Ortega y Gasset’nin dediği gibi, yalnızca ‘tarih’i olan bir biçimsellik Nietzsche’nin bir türlü gerçek şeklini bulamadığı bir plastik yapısızlıktır, çünkü tarihin kendisi bu bitimsiz şekilsizlik olarak görünür — tözsüz, ereksiz, ve buna göre usdışı. Oysa bütünüyle genel, bütünüyle ilkel Oluş kavramı bile belirli bir varlığı imler, kendi soyut ereğinde dinginliğe yönelir, ve hedefsiz olduğunda kendisi hiçbir yerde olmayacaktır (analitik anlak dışında). Aslında, bir ideal ölçün olmaksızın, ussal bir model olmaksızın varoluşçu yakınmanın ve melankolinin kendisi anlamsızdır, giderek budalalıktır. Varoluşçu yakınma bile varoluşa, tarihe bir anlam vermesi gereken bir ereğin sezgisi üzerine dayanır, kendi mızmız edimselliğinde bile hiç de sandığı gibi özsüz olmadığını ele verir. Varoluşçuluk düşüncesizliktir. İki düşünceyi, öz ve varoluşu bir araya getirememe beceriksizliğidir. |
|
GELİŞTİRİLİYOR |