Nous


Anaxagoras (İÖ 500-428) _

Klazomenae’li Anaxagoras (yklş. İÖ 500-428)

‘‘Anaxagoras özdeksel ilkelerini sonsuz yapacak gibi görünür, ama devimin ve varlığa gelişin nedeni yalnızca birdir, eş deyişle Nous.’’ (Theofrastus, Fizik, fr. 4.)

‘‘Derler ki, Lampascus’un önderleri ona nasıl bir ayrıcalık verilmesini dilediğini sorunca, kentin çocuklarına her yıl öldüğü ayda bir dinlence verilmesi yanıtını verdi.’’ (Diogenes Laertius, II, 7.)


Nous kavramsaldır, duyusal değil. Yoktur — eğer varlık salt duyusal olmayı, uzay ve zamandaki bir deneyim nesnesi olmayı, görgül olmayı, özdeksel olmayı anlatıyorsa. Duyusal olmayan bir ilkenin varlığı nasıl düşünülür? Hiç kuşkusuz tasarımlar yoluyla, imgeler, resimler, çizgeler vb. yoluyla değil. Bir doğa yasası nasıl imgelenebilir? Nasıl tasarlanabilir? Hiçbir biçimde. Ve gene de duyusal olmayan yasa duyusal olan görüngünün, doğa olayının, doğa olgusunun üzerindeki güçtür, onu denetler. Onsuz hiçbir olgu bir olgu olamaz. Hegel kavramı soyut olarak gördü, ve salt kavram olarak alındığında onu salt bir düşünce-şeyden, bir bilinç varlığından daha değerli ve geçerli saymadı. Kavram insan bilincinden başka bir yerde varolmaz. Ya da, daha doğrusu, varolur, ama ancak olgusal olanla birlik içinde. İdea Kavramsal ve Olgusal olanın birliğidir. Bu İdeanın kendisinin kavamıdır. Nous biçim olarak tüm özün, tüm varlığın biçimidir. İçeriğinden ayrı olarak varolmaz. Eğer evren için bir başlangıç noktası, bir hiçlik noktası imgelersek, eğer hiçbir özdeksel ve tinsel belirlenimin varolmadığı bütünüyle imgesel bir Big Bang tablosu tasarlayabilrsek, o zaman bu kurguda Nous tüm türlülüğü, tikelleşmesi, gelişimi ile açınması gereken uzaysal-zamansal süreci bir gizillik olarak temsil eder. Ve gene de hiçbir yerde ya da zamanda değildir. Mantıksal olarak, kozmoz olarak gizilliktedir. Olgunun kendinde varolan Biçimi, Kavramıdır. Ereği en sonunda insan usunda kendini gerçekleştirmektir. Nous, Evrensel Ss insan usunda kendini bilir dendiği zaman, bunu bir eğretilemeden daha ötesi olarak, bir ilke olan Nous’un bilinçli birşey anlamına gelmesi olarak alamayız. Nous bir gizilliktir. Ancak tasarımsal bilinç Nous’u tasarımsal olarak anlayabilir, ve kendi imgelediği şeye kendisi hayret eder. Tanrı kavramı Evrensel Usun doğal bilinç düzlemindeki biçimidir. Ve bu en yüksek Kavram ona ancak felsefe eğitiminin kazandıracağı somut biçim ve içerik yoluyla gerçek değerine yükselir. Doğal bilincin Us kavramı ile felsefenin çağlar boyu süren çabasıyla biçimlendirdiği Us kavramı hiç olmazsa eşit değildir.


Parthenon _

Simplikios Fizik’te Nous üzerine şunları yazar: [B12]

[§ 1] “Nous [37] sınırsız ve öz-erkli birşeydir, ve hiçbir şey ile karışmış değil ama tek başına kendinde ve kendi içindir. Çünkü eğer kendinde ve kendi için değil ama başka bir şeyle karışmış olsaydı, eğer herhangi birşeyle karışmış olsaydı, tüm şeylerde payı olurdu; çünkü, daha önce söylediğim gibi, herşeyde herşeyin bir payı bulunur, ve onunla karışmış şeyler onu engellerlerdi, öyle ki hiçbir şeye edimsel olarak tek başına kendinde ve kendi için olduğu zaman yaptığı gibi egemen olamazdı.

[§ 2] Çünkü o tüm şeylerin en incesi ve en arı olanıdır, ve her şeyin her bilgisini taşır, ve en büyük güç ondadır; ve ruhu olan herşeyi, hem büyük hem de küçük şeyleri nous denetler. Ve bütün döngü nous tarafından denetlendiği için dönmeye başladı. Ve ilkin küçük olandan dönmeye başladı, ve daha geniş olarak döner, ve daha da geniş olarak dönecektir. Ve nous karışımda biraraya gelen ve birbirinden ayrılan ve birbirinden kopan tüm şeyleri bilir. Ve nous herşeyi düzenledi — olmuş olacak olanı, olmuş olanı, şimdi olanı, ve olacak olanı —, ve içinde yıldızların ve güneşin ve ayın döndüğü ve havanın ve etherin birbirinden ayrıldığı bu döngüyü de. Ve tam bu döngünün kendisi onları birbirinden ayrılmaya götürdü. Ve yoğun olan seyrek olandan, sıcak olan soğuk olandan, aydınlık karanlıktan ve kuru ıslaktan ayrılır.

[§ 3] Ve birçok şeyin birçok payı / parçası vardır. Ama nous dışında hiçbirşey tam olarak birbirinden ayrılmaz ya da kopmaz. Tüm nous, ister büyük ister küçük olsun, [kendine] benzerdir. Başka hiçbirşey başka hiçbirşeye benzemez, ama her bir şey en açık olarak en çok kapsadığı ve kapsamış olduğu şeydir.”


Hegel, Tarih Felsefesi’nden

İkinci Taslak, 1830

Venüs, ayrıntı, Joseph Chinard tarafından ‘‘Tarihin bize söylediği gibi, Yunanlı Anaxagoras dünyanın bir ‘nous,’ e.d. us ya da genel olarak anlak tarafından yönetildiğini bildiren ilk düşünürdü. Bu öz-bilinçli bir usu ya da genel olarak bir tin anlamında bir anlığı imlemez, ve ikisini karıştırmamak gerekir. Güneş dizgesinin devimi değişmez yasalar tarafından düzenlenir; bu yasalar onun özünlü usudurlar. Ama ne güneş ne de bu yasalarla uyum içinde çevresinde dönen gezegenler o yasaların bilincindedir. Yasaları görgül olgusallıktan soyutlayan ve onların bilgisini kazanan insandır. Bur tür bir düşünce, doğada usun olması ya da doğanın değişmez genel yasalar tarafından yönetilmesi bize hiçbir biçimde tuhaf gelmez, ve Anaxagoras da o zamanlar onu yalnızca doğaya uygulamıştı. Bu tür düşüncelere alışığızdır, ve onları hiç de olağandışı bulmayız. Bu tarihsel olgudan söz etmemin nedenlerinden biri şimdi önemsiz görünen birşeyin bir zamanlar dünya için bilinmez olduğunu, ve böyle düşüncelerin gerçekte insan tininin tarihininde çığır açıcı önemde olduğunu tarihten nasıl öğrenebileceğimizi göstermektir. Aristoteles Anaxagoras’tan bu düşüncenin yaratıcısı olarak söz eder, ve onun bir sarhoşlar kümesinde ayık bir insan gibi durduğunu söyler.

‘‘Bu düşünce Sokrates tarafından Anaxagoras’tan alındı, ve daha sonra felsefenin yönetici ilkesi oldu — yalnızca herşeyi şansa yükleyen Epikürüs dışında. Yeri geldiğinde göreceğiz ki başka dinler ve uluslar da onu kabul etmeye başladılar. Platon (Fedon’da, Stephanus yayımı, s. 97-98) Sokrates’e düşüncenin (bilinçli düşünce değil, ama bilinçli olduğu gibi bilinçsiz usa da eşdeğer olmayan henüz tanımlanmamış bir doğa düşüncesi) dünyayı yönetiyor olduğu buluşu konusunda şunları söyletir: “Ondan büyük bir sevinç duymuş, ve sonunda bana doğayı ussal olarak açıklayacak, her bir tikel fenomenin tikel ereğini ve hem de bir bütün olarak doğadaki en son ereği, iyiyi gösterecek bir öğretmen bulduğumu ummuştum. Bu vazgeçmeye hiç de istekli olmadığım bir umuttu. Ama beklentilerle dopdolu, Anaxagoras’ın kendisinin yazılarına döndüğüm zaman,” diye sürdürür Sokrates, “ne büyük bir düşkırıklığına uğradım. Gördüm ki, us yerine, yalnızca hava, ether, su ve benzeri dışsal nedenlerle ilgileniyordu.” Buradan açıktır ki Sokrates’in karşı çıktığı şey Anaxagoras’ın genel olarak ilkesi değil, ama onu somut doğaya yeterli olarak uygulamayı ve doğayı ilkenin ışığında yorumlamayı başaramamasıydı; çünkü bu ilke hiçbir zaman bir soyutlamadan daha ötesi demek değildi, ya da daha tam olarak, doğa ilkenin bir gelişimi olarak, onun tarafından üretilen ve nedeni us olan bir örgütleniş olarak sunulmuyordu.’’


Nous — İdea
HEGEL: Tinin Görüngübilimi, Önsöz’den

55. Yukarda tözün özbilinci açısından Anlağın önemini belirtmiştik; şimdi de burada söylenmiş olanlardan, onun tözün varolan olarak belirlenimi açısından önemi açıkça görülebilir. — Dışvarlık ya da Belirli-Varlık Niteliktir, kendine-özdeş belirlilik ya da belirli yalınlık, belirli düşüncedir; dışvarlığın Anlağı budur. Böylece o, ilkin Anaxagoras’ın öz olarak tanımış olduğu gibi, Noustur. Ondan sonrakiler dışvarlığın doğasını daha belirli olarak Eidos ya da İdea, e.d. belirli Evrensellik, Tür olarak kavradılar. Tür anlatımı bu çağda yaygın olan Güzel, Kutsal, Bengi gibi İdealar için çok sıradan ve yetersiz gibi görünür. Ama gerçekte İdea Türden ne çoğunu ne de azını anlatır. Ne var ki bu günlerde bir Kavramı belgin olarak gösteren bir anlatımın sık sık küçümsendiğini, ve salt yabancı bir dilden olduğu için bile olsa, Kavramı sis içine bürüyen ve bu yüzden daha yüceltici gelen bir başkasının yeğlendiğini görüyoruz. — Dışvarlık, salt bir Tür olarak belirlendiği için, yalın düşüncedir; Nous, yalınlık, tözdür. Yalınlığı ya da kendine-özdeşliği yüzünden değişmez ve kalıcı görünür. Ama bu kendine-özdeşlik eşit ölçüde de olumsuzluktur; bu yüzden o değişmez dışvarlık çözülmeye geçer. Belirliliğin varlığı ilkin salt bir başka ile ilişkili olmasına bağlı görünürken, devimi ise ona yabancı bir güç tarafından dayatılmış gibi görünür; ama başkalığının kendisini içersinde taşıması ve öz-devim olması ise, düşünmenin o yalınlığının kendisinde kapsanır; çünkü bu yalın düşünme kendi kendine devinen ve ayrımlaşan düşüncedir, kendi içselliğidir, arı Kavramdır. Öyleyse anlama da bir oluştur, ve bu oluş olarak ise ussallıktır.


Geliştiriliyor.