Kavram


Burada Kavramın doğasının (ya da deviminin, ya da eytişiminin) bir kavramını geliştirmeye çalışacağız. Usumuz bunu kendiliğinden yapar. Felsefede ilk adımımız ve amacımız bu kendiliğinden gelişimin bilincine varmaktır.


Kavram herşeyi kapsar. Daha açık ve tam olarak, hiçbirşey Kavramsız değildir. Kavram Tindir, tinseldir, düşünseldir, ama duyusal değil. Duyusallık bile kendi adını Kavramı yoluyla alır, ancak bir düşünce-belirleniminde varolur. Bu belirlenimden soyutlandığında, kendisi de yiter. Özdek, Uzay, Yasa, Devlet, Öz, Özdek, Güzellik, Bilinç, Sevgi, Us, Ben — ve tüm belirlenimler türlülüğü hiç kuşkusuz Kavramdan ayrı birer varlıktırlar. Ama tümünü de o denli de birer Kavram olarak biliriz. Ve öyledirler.

Kavramsız birşey — örneğin Varlık kavramından yoksun birşey, örneğin Niteliksiz, Ayrımsız, Özsüz birşey — Yokluk bile değildir çünkü Yokluk bile bir kavramdır — ne denli yoksul, soyut, içeriksiz vb. görünürse görünsün. Kendinde-Şey kavramı bile saltık bir varlıktan çok çok daha fazlasını, ilkin ‘kendinde’ olmayı, bir ‘şey’ olmayı kapsar, ve daha sonra salt bu belirlenimlerin eytişimiyle bütün bir kavramlar dizgesi ile, bütün bir Us ile ilişkiye girer. Bu sözde bilinemez kendilik bile sentetik ya da bireşimlidir çünkü onu üreten mantıksal süreci ortadan kaldırılmış kıpıları olarak kendi içinde kapsar, ve o denli de analitik ya da çözümseldir çünkü kendisi ileriye doğru deviminde gizil olarak bütün bir mantıksal dizgenin açınımında bir kıpıdır.


Gene de, pekala usun belirlenimleri varlığın tüm belirlenimlerini kapsamaz denebilir. Gene de, pakala usumuz, bilgimiz, kavramlarımız sonludur, sınırlıdır, denebilir. Gerçekten de, kuşkucular ve gizemciler böyle derler. Gerçeklikten daha gerçek birşey, Tanrıdan daha tanrısal birşey, özden daha özsel, sonsuzluktan daha sonsuz birşey vardır — derler. Bütün bir usumuz bir yanılsamadır, salt eleştirilecek bir yetidir — derler. Bu mantıksız kuşkuculuğu haklı olarak geçersiz görüp, kendi ile çelişkili görüp bir yana atsak bile, Us biricik Varlık olduğunu tanıtlamalıdır. Kavram kendisinden ayrı olan, onunla türdeş olmayan bir varlık boyutu olmadığını tanıtlamalıdır. Bunu yapamazsa, yalancı bir evrende, yalancı bir varoluş içindeyizdir. O zaman tüm bilinemezciler, tüm kuşkucular, tüm nihilistler ve pozitivistler, tüm varoluşçu ve görüngübilimciler, tüm irrasyonalistler hordası haklıdır. O zaman Heidegger haklıdır, Nietzsche haklıdır. Hume ve Locke ve Russell, Sofistler ve Skolastikler haklıdır, en aptallar ve en bilgisizler, uslarını çözündürmüş, düşünme, bilme yetilerini söküp dağıtmış olanlar haklıdır. O zaman Platon ve Hegel, Aristoteles ve Farabi, Descartes ve Spinoza ve Leibniz yanılgı içindedirler. O zaman Felsefe gereksizdir. O zaman insanlığın kendisinin varoluşu anlamsızdır, saçmadır.


İnsanın bilme yeteneğinin sonsuz olduğunun tanıtlaması Kavramın biricik Gerçek Varlık olduğunun tanıtlamasıdır. Ama eğer sorun bir Tanıtlama sorunuysa, hiç kuşkusuz Tanıtlamanın kendisini öğrenmeliyiz. Tanıtlama tasımlarla, çıkarsamalarla, uslamlamlalarla ileri geri bir oyun değil ama tam olarak Kavramın saltık olarak yalın devimidir. Gerçeklik Kavramın devimidir. Tüm olgusallık, ya da tüm varlık, ya da tüm belirli-varlık alanı da (ya da ne dersek diyelim) kendi Kavramının devimidir çünkü aynı zamanda Kavram da olmaksızın Yok bile değildirler. Kavram, Gerçeklik, Tanıtlama, Us, Bilgi, İdea — tümü de Felsefede bundan böyle bir ve aynı değerdedirler. Tümü de Gerçek Varlığı anlatırlar.


Kavramın emeğinde öğreneceğimiz başlıca şey kavramları tam olarak doğru ilişkileri-eytişimleri içinde izlemektir. Tüm dışsallığı, kavrama kendi alışkanlıklarımızdan, deneyimlerimizden, sanı ve görüşlerimizden vb. kattığımız tüm tasarımsal-yabancı bağıntıları bir yana bırakmak, bunun yerine tam olarka düşüncemizin en içten, en yalın, yapaylıktan en uzak en doğal devimini izlemeye çalışmaktır. Bu girişim bir bakıma insan usundan istenen en güç iştir, ve her bilgilenme sürecinde olduğu gibi belli bir deneyimi gerektirir. Bu yüzden ilkin doğal bilincin dağılmasına, ve dolayısıyla saçma sapan bilinç biçimlerine, tam olarak usdışı yapılara götürür. Önemli olan bu noktada kalmamaktır. Şurada burada sık sık karşılaştığımız tüm yarı-felsefeciler düşüncelerinin doğal düzenini bozmuş olan tiplerdir. Bunlarda değil felsefenin sağlamlığı, doğal bilincin doğal sağlığı bile bulunmaz. Tüm görgücü bilinç biçimleri bu evrede takılıp kalmış bilinçlerdir (Schiller’in bu sayfalarda aktarılan sözlerini anımsayalım).


Farabi’nin anlatımıyla

Kurgul us bilimlerin ilkeleri olan evrensel zorunlu öncüllerin pekin bilgisini (örneğin bütünün parçalardan daha büyük olduğu, ya da aynı niceliğe eşit niceliklerin birbirlerine eşit oldukları gibi bilgilerimiz) araştırma yoluyla ya da andırım yoluyla değil ama doğal olarak kazanan bir yetidir. Bu ilkelerdendir ki insan yola çıkar ve insan becerisi olmaksızın varolan kurgul olguların geri kalanının bilgisine ilerler. Bu us kimi zaman gizilliktedir — bu ilk ilkeler ona belirtik olmadığı zaman; ama belirtikleştikleri zaman, edimdeki us olur ve yatkınlığı onun için hazır olanı üretecek denli güçlüdür.

(Politik Belitler, § 31)

Doğal bilincimiz örneğin bütünün parçadan büyük olduğunu, aynı niceliğe eşit niceliklerin eşit olduklarını, Öklides’in geometrinin ilk ilkeleri olarak aldığı bu aynı önermeleri gerçekten de sözü edilmeye bile değmeyecek apaçık olgular olarak, tartışma götürmez gerçeklikler olarak kabul eder. Bu belitin doğasıdır. Sorun bu apaçıklığın ne demek olduğunu anlamaktır. Onu usun doğal (doğuştan, a priori ya da önceden öğrenilmeyen, yalnızca anımsanan) devimi yoluyla çıkarsamaktır. Bu ise tam olarak felsefede tanıtlama dediğimiz işlemdir.

Kavram oluşumu insanın düşünme gizilliğinde kendinde yer alır. Eğer insanı insan yapan tek bir özsellik olsaydı, bu ancak kavramın kendini kendi bütünlüğüne, Usun tam dizgesine açındırması olurdu.


Nietzsche’de kavram üzerine kimi ‘gözlemler’ buluruz.

Kavramlar Nietzsche’nin anladığı biçimiyle pek de haksız olmayarak beğenmediği, aslında geçerli görmediği genellemelerin sonuçlarıdır (Putların Alacakaranlığı, 83):

‘‘Her kavram eşitsiz şeylerin eşitlenmesinden doğar. Tıpkı bir yaprağın hiçbir zaman bir başkası ile tam olarak aynı olmadığının pekin olması gibi, ‘yaprak’ kavramının bu bireysel ayrımların keyfi olarak gözardı edilmesiyle ve ayırdedici yanların unutulmasıyla oluşturulduğu da pekindir.’’

Ve ‘kavramlar’ ‘mantığın’ temelini oluştururlar (Sevincin Bilimi, 111):

‘‘Ama başat eğilim yalnızca benzer olanı eşit olarak görmektir—mantıksız bir eğilim, çünkü hiçbirşey gerçekten eşit değildir—ve mantığın temeli budur.’’

Nietzsche mantığın gizini böyle çözdükten sonra ortaya çıkardığı şeyi haklı olarak yadsımalıdır, çünkü mantık bu soyutlamacılıktan ayrı olarak doğal işleyişi içinde iken onun kafasında bile daha iyi çalışır.


Hegel (Tüze Felsefesi, Berlin, 1821)  

§ 1

Felsefi Tüze Biliminin nesnesi Hak İdeası, Hak Kavramı ve edimselleşmesidir.Felsefe İdealar ile ilgilenir ve bu nedenle genellikle yalnızca kavramlar olarak adlandırılan şeylerle değil; tersine bunların tek-yanlılık ve gerçeksizliklerini ortaya koyar ve yalnızca Kavramın (sık sık böyle adlandırıldığının duyulmasına karşın, salt soyut bir anlak-belirleniminin değil) edimsellik taşıdığını, ve dahası bu edimselliği kendine kendisinin verdiğini gösterir. Bu kavramın kendisi yoluyla koyulmuş edimsellik olmayan herşey geçici dışvarlık, dışsal olumsallık, sanı, özden yoksun görüngü, gerçeksizlik, yanılsama vb.dir. Kavramın edimselleşmesinde kendine verdiği şekillenme Kavramın kendi bilgisi için İdeanın ikinci, yalnızca Kavram olarak var olma biçiminden ayırdedilen özsel kıpısıdır.

Ek. Kavram ve varoluşu tıpkı ruh ve beden gibi ayrı ve birleşik iki yandır. Beden ruh ile aynı yaşamdır, ve gene de ikisinden birbirleri dışında duruyor olarak söz edilebilir. Bedensiz bir ruh dirimli birşey olmayacaktır, ve evrik olarak. Buna göre Kavramın dışvarlığı onun bedenidir, ve böylece onu üreten ruha boyun eğer. Tohumlar ağacı kendi içlerinde taşır ve onun bütün gücünü kapsarlar, üstelik henüz ağacın kendisi olmasalar da. Ağaç tohumların yalın yapısına bütünüyle karşılık düşer. Beden ruha karşılık düşmüyorsa, bu kötü bir durumdur. Dışvarlık ve Kavramın, beden ve ruhun birliği İdeadır. Birlik salt bir uyum değil ama tam bir içiçe geçiştir. Herhangi bir yolda İdea olmayan hiçbir şey dirimli değildir. Hak İdeası Özgürlüktür, ve gerçekten anlaşılması için Kavramında ve bunun dışvarlığında bilinmelidir.

§ 1

Die philosophische Rechtswissenschaft hat die Idee des Rechts, den Begriff des Rechts und dessen Verwirklichung zum Gegenstande. Die Philosophie hat es mit Ideen und darum nicht mit dem, was man bloße Begriffe zu heißen pflegt, zu tun, sie zeigt vielmehr deren Einseitigkeit und Unwahrheit auf, sowie daß der Begriff (nicht das, was man oft so nennen hört, aber nur eine abstrakte Verstandesbestimmung ist) allein es ist, was Wirklichkeit hat und zwar so, daß er sich diese selbst gibt. Alles, was nicht diese durch den Begriff selbst gesetzte Wirklichkeit ist, ist vorübergehendes Dasein, äußerliche Zufälligkeit, Meinung, wesenlose Erscheinung, Unwahrheit, Täuschung usf. Die Gestaltung, welche sich der Begriff in seiner Verwirklichung gibt, ist zur Erkenntnis des Begriffes selbst das andere, von der Form, nur als Begriff zu sein, unterschiedene wesentliche Moment der Idee.

Zusatz. Der Begriff und seine Existenz sind zwei Seiten, geschieden und einig, wie Seele und Leib. Der Körper ist dasselbe Leben als die Seele, und dennoch können beide als auseinanderliegende genannt werden. Eine Seele ohne Leib wäre nichts Lebendiges, und ebenso umgekehrt. So ist das Dasein des Begriffs sein Körper, so wie dieser der Seele, die ihn hervorbrachte, gehorcht. Die Keime haben den Baum in sich und enthalten seine ganze Kraft, obgleich sie noch nicht er selbst sind. Der Baum entspricht ganz dem einfachen Bilde des Keimes. Entspricht der Körper nicht der Seele, so ist es eben etwas Elendes. Die Einheit des Daseins und des Begriffs, des Körpers und der Seele ist die Idee. Sie ist nicht nur Harmonie, sondern vollkommene Durchdringung. Nichts lebt, was nicht auf irgendeine Weise Idee ist. Die Idee des Rechts ist die Freiheit, und um wahrhaft aufgefaßt zu werden, muß sie in ihrem Begriff und in dessen Dasein zu erkennen sein.

İLKİN Kavram üzerine doğal olarak düşündüklerimize bağlı kalmalıyız. iKİNCİ OLARAK, Felsefe bize kavramın tuhaf birşey, anlaşılması neredeyse insanüstü bir çaba gerektiren ayrıksı birşey olduğunu değil, ama yalnızca bu doğal düşücelerimizde birşeylerin eksik olduğunu, gözden kaçırıldığını ya da dikkate alınmadığını öğretecektir. Kavramın mantığı bize her durumda bize en sağduyulu, en ussal, ya da doğrudan doğruya en doğru görüneni gösterecektir. Eytişim hiç kuşkusuz güçtür, ilkin karışıktır, ve giderek kendisi sofizmin bir aleti olarak kullanılmaya açıktır. Ama düşüncemizde pekinliğe erişmeyi pekala başarabiliriz, eytişimin bize gösterdiği karşıtlığın mantıksız değil ama mantıklı biricik durum olduğunu görebiliriz. Eğer sağduyu anlatımın seçersek, eytişim sağduyuya tam olarak yanıt veren düşünce devimi olduğunu gösterir. Eğer anlaşılırlığı ölçüt alırsak, eytişimin ilerlettiği devim biricik anlaşılır devimdir çünkü tüm dışsallığı bir yana atar, ilerlemenin, devimin, sürecin yalnızca kavramın kendi olanağına bağlı olduğunu gösterir. Buna karşı kavramın sözde içeriğini oluşturan duyusal ya da görgül içerik onu mantığında durdurur, ona yalnızca dışsal çağrışım süreçleriyle devinme olanağını bırakır. Bu mantıksız dediğimiz şeydir. Tasarımsal bilinç böyle bağıntıların tutarsız, bilgisiz, sanısal, yalan yanlış bir kaosudur. Böyle birer ‘Ben’ olmayı kabul edemeyiz.

Leibniz: İnsan Anlağı Üzerine Yeni Denemeler

[Leibniz Locke’u yanıtlıyor]

“Karşıma felsefeciler tarafından kabul edilen şu beliti çıkarıyorsunuz: Ruhta duyulardan gelmeyen hiçbirşey yoktur. Ama ruhun kendisini ve duygularını kabul etmelisiniz. Nihil est in intellectu quod non fuerit in sensu, excipe: nisi ipse intellectus, ya da, Anlıkta duyularda olmayan hiçbirşey yoktur, ama anlığın kendisi dışında. Şimdi ruh varlık, töz, birlik, özdeşlik, neden, algı, us ve duyuların veremeyeceği başka birçok kavramı kapsar.”

Nihil est in intellectu quod non fuerit in sensu, excipe: nisi ipse intellectus
::
Anlıkta duyularda olmayan hiçbirşey yoktur, ama anlığın kendisi dışında.


GELİŞTİRİLİYOR