Görgücülük


görgücülük empiricism
görgücülük tüm bilginin deneyim üzerine dayandığını ileri süren bir ‘kuram,’ ‘görüş,’ ya da ‘kurgu’dur. usun kendi kararıdır. başka bir deyişle, kendisi deneyimden türemez.

Görgücülük usu kuramda ve kılgıda reddeden tutumdur. Değişik biçimler ve adlar alır. En sonunculardan biri ‘Scientific Empiricism / Bilimsel Görgücülük’ olarak Bertrand Russell tarafından adlandırılmıştır.



Newton
Doğal Felsefenin Matematiksel İlkeleri.
Kitap 3.
Felsefede Uslamlama Kuralları


KURAL III
Cisimlerin derecede ne yeğinleşme ne de gevşeme kabul eden, ve deneylerimizin erimi içersindeki tüm cisimlere ait olduğu bulunan nitelikleri ne olursa olsun tüm cisimlerin evrensel nitelikleri sayılacaktır.

... Cisimlerin çoğunluğunun sert olduğunu deneyim yoluyla öğreniriz; ve bütünün sertliği parçaların sertliğinden doğduğu için, bu yüzden haklı olarak bölünmeyen parçacıkların sertliğini çıkarsarız, yalnızca duyumsadığımız cisimlerin değil, ama tüm başkalarının da. Tüm cisimlerin içine-işlenemez olmasını ustan değil ama duyumdan çıkarırız. Dokunduğumuz cisimleri içine-işlenemez bulur ve bundan içine-işlenemezliğin ne olursa olsun tüm cisimlerin evrensel bir özelliği olduğu vargısını çıkarırız. Tüm cisimlerin devinebilir olduklarını ve devimlerinde ya da dinginliklerinde sürmek için belli güçlerle (ki bunlara süredurum deriz) donatıldıklarını yalnızca cisimlerde gördüğümüz benzer özelliklerden çıkarsarız.

... Yerçekiminin cisimlere özsel olduğunu ileri sürmüyorum;

KURAL IV


Deneysel felsefede genel tümevarım yoluyla fenomenlerden çıkarsanan önermelere, tasarlanabilecek karşıt önsavlara karşın, doğru olarak ya da gerçeğe çok yakın olarak bakacağız — ta ki onları ya daha doğru, ya da kuraldışılara açık kılabilecek başka fenomenler ortaya çıkıncaya dek.

Görgücülük usun kendi kendisini çürütme girişimidir.

Başından sonuna, her kıpısında bir paradokstur. Bilmemeyi bilen bilmedir.

Hiçbir zaman sorgulanmayan ve hiçbir zaman aklanmayan ruhbilimsel bir çıkış noktası ile, baştan sona, ilkesinde ve vargısında öznel bir tutumdur: Birinin kendini kendi bilincine hapsetmesidir. Bilmeyi duyusal öğeye (izlenim, algı vb.) bağlar, ve usun kuşkucu uzayında olanaklı gördüğü her mantıksal yönde açınır. Duyusal öğe kimi zaman olguda, deneyim ve gözlemde, kimi zaman doğrudan doğruya yine duyulur olduğu sanılan özdeğin ya da tözün kendisinde, şey, fenomen ya da atomda, genel olarak fiziksel olduğu düşünülen bir öğede saptanır; ya da tözsel olarak dünyayı bilince iletemeyen düşünceye karşı daha ‘görgül’ olarak görülen dilde, bütüne karşı parçada, çözümlemede, giderek yararlı olanda, ve en tensel konumlarında dolaysızca haz verici olanda saptanır. Ama felsefe tarihi ile genel bir tanışıklığın gösterdiği gibi, ve duyuların kendi öznelliklerinin gerektirdiği gibi, görgücülük saptadığı ilkenin kendisinin nesnelliğinin (varlığının) duyular tarafından doğrulanamayacağını anlayarak onu yoksayar: Özdek, töz, şey, atom vb. yoktur, tıpkı ‘‘ben,’’ ‘‘anlık’’ vb.nin de olmaması gibi. Bu görgücülere göre tüm bu nesnellikller deneyimde de bulunmazlar. Tümü de salt birer düşünce yaratısı, olmayanın olmayan yaratısıdır (Hume, Berkeley).



BİR RUHSAL VE DÜŞÜNSEL ÇİRKİNLİK TABLOSU: BİRKAÇ İRRASYONALİST.

Tümü de Evrensel İnsanlık kavramını reddettiler çünkü bir deneyim konusu değildi.
Tümü de Evrensel İnsan Doğasının ideale gelişebilirliğini çürütmek için tutkuyla çabaladılar.
Tümü de insanı değersiz, dünyaya fırlatılmış, özgürlüğe ve değere, onur ve sevgiye hakkı ve yeteneği olmayan, bilgisizliğe yazgılanmış bir hiçlik olarak gördüler. Kant ‘‘insanın yamuk tahtasından doğru hiçbirşey yapılamaz’’ diyordu.


Görgücü düşünme eğilimi çağdaş ya da modern değildir. Yakın zamanlarda, örneğin İngiliz görügücülerinin bulduğu birşey de değildir. Çok çok eskilere gider, ve felsefi düşüncenin en eski başlangıçlarından bu yana insan usunun kendine karşı duyduğu derin güvensizlikten, kavramsal bilme gücüne yönelik kuşkudan doğar. Bu usdışı bakış açısından ussal olan, uslamlama ile üretilen her bilgi çürütülmelidir: Yalnızca evrenin ussallığı (doğal bilim), yalnızca geometri (ussal uzay bilimi), yalnızca törel ‘gerek’ değil, ... ama herşey.

Bu tutumun bir bildirimini pozitivist Carnap’ın, Ayer'in vb. dillerinden düşürmedikleri bir Hume alıntısından izleyelim (İnsan Anlağı Üzerine Araştırma, son bölüm):

‘‘Bana öyle görünüyor ki, soyut bilimlerin ya da tanıtlamanın nesneleri yalnızca ve yalnızca nicelik ve sayıdır. ... İnsanların tüm başka araştırmaları yalnızca görgül olguyu ve varoluşu ilgilendirir; ve bunlar açıktır ki tanıtlamaya kapalıdırlar. ... Bu ilkelere inanarak kitaplıklarımızı karıştırdığımız zaman neleri yoketmek zorundayız? Eğer elimize herhangi bir kitabı, örneğin bir tanrıbilim ya da okul metafiziği kitabını alırsak, o zaman şunu soralım: Nicelik ya da sayıyı ilgilendiren herhangi bir soyut uslamlama kapsıyor mu? Hayır. Görgül olguyu ve varoluşu ilgilendiren herhangi bir deneysel uslamlama kapsıyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın: çünkü sofistlik ve yanılsamadan başka hiçbirşey kapsıyor olamaz.’’

Hume’un bu görüşü ile anlaşıyoruz, der Carnap.

İronik olarak, Carnap’ın kendi görüşleri de, tıpkı Hume’unkiler gibi, tam olarak ateşe atılmasını önerdiği şeyler gibidir: Görgücü / skolastik metafiziğin örnekleri.


Görgücülük için FELSEFE anlaşılır bir konu değildir.
Görgücü metin kendi kendisinin eleştirisidir: Felsefenin ya da kavramsal bilmenin doğası konusunda henüz başlangıçta olan bir kavrayış bile ilkin görgücü söylemin yüzeyselliği tarafından çarpılır. Ama bu tam olarak görgücü metnin üstünlüğüdür, çünkü doğal bilinç onda daha şimdiden bildiklerinin ötesinde hiçbirşeyle, kavramsal yapısını zorlayacak ve dönüştürecek hiçbirşeyle karşılaşmaz. Ama felsefi bilgi görgül uslamlamalar yoluyla, alışkanlığa bağlı tasarımsal bağıntılar yoluyla herhangi bir anlaşılırlık kazanamaz.

Görgücülük mantıksal yapıya, kavramsal bağıntıya dokunmaz. Us ile değil ama Bilinç ile ilgilenir, ve bilincin doğal-tasarımsal içeriğini olduğu gibi kabul eder. Ve böyle görgül gereçte mantıksal değil ama çağrışımsal ilkenin işbaşında olduğunu görür ve bunun işlerin sonu olduğunu kabul etmenin ötesine geçemez.


GELİŞTİRİLİYOR