|
Görgücülük |
|
görgücülük
empiricism
Görgücülük usu kuramda ve kılgıda reddeden tutumdur. Değişik biçimler ve adlar alır. En sonunculardan biri ‘Scientific Empiricism / Bilimsel Görgücülük’ olarak Bertrand Russell tarafından adlandırılmıştır. |
|
... Cisimlerin çoğunluğunun sert olduğunu deneyim yoluyla öğreniriz; ve bütünün sertliği parçaların sertliğinden doğduğu için, bu yüzden haklı olarak bölünmeyen parçacıkların sertliğini çıkarsarız, yalnızca duyumsadığımız cisimlerin değil, ama tüm başkalarının da. Tüm cisimlerin içine-işlenemez olmasını ustan değil ama duyumdan çıkarırız. Dokunduğumuz cisimleri içine-işlenemez bulur ve bundan içine-işlenemezliğin ne olursa olsun tüm cisimlerin evrensel bir özelliği olduğu vargısını çıkarırız. Tüm cisimlerin devinebilir olduklarını ve devimlerinde ya da dinginliklerinde sürmek için belli güçlerle (ki bunlara süredurum deriz) donatıldıklarını yalnızca cisimlerde gördüğümüz benzer özelliklerden çıkarsarız. ... Yerçekiminin cisimlere özsel olduğunu ileri sürmüyorum;
Deneysel felsefede genel tümevarım yoluyla fenomenlerden çıkarsanan önermelere, tasarlanabilecek karşıt önsavlara karşın, doğru olarak ya da gerçeğe çok yakın olarak bakacağız — ta ki onları ya daha doğru, ya da kuraldışılara açık kılabilecek başka fenomenler ortaya çıkıncaya dek. |
|
Görgücülük usun kendi kendisini çürütme girişimidir. Başından sonuna, her kıpısında bir paradokstur. Bilmemeyi bilen bilmedir. Hiçbir zaman sorgulanmayan ve hiçbir zaman aklanmayan ruhbilimsel bir çıkış noktası ile, baştan sona, ilkesinde ve vargısında öznel bir tutumdur: Birinin kendini kendi bilincine hapsetmesidir. Bilmeyi duyusal öğeye (izlenim, algı vb.) bağlar, ve usun kuşkucu uzayında olanaklı gördüğü her mantıksal yönde açınır. Duyusal öğe kimi zaman olguda, deneyim ve gözlemde, kimi zaman doğrudan doğruya yine duyulur olduğu sanılan özdeğin ya da tözün kendisinde, şey, fenomen ya da atomda, genel olarak fiziksel olduğu düşünülen bir öğede saptanır; ya da tözsel olarak dünyayı bilince iletemeyen düşünceye karşı daha ‘görgül’ olarak görülen dilde, bütüne karşı parçada, çözümlemede, giderek yararlı olanda, ve en tensel konumlarında dolaysızca haz verici olanda saptanır. Ama felsefe tarihi ile genel bir tanışıklığın gösterdiği gibi, ve duyuların kendi öznelliklerinin gerektirdiği gibi, görgücülük saptadığı ilkenin kendisinin nesnelliğinin (varlığının) duyular tarafından doğrulanamayacağını anlayarak onu yoksayar: Özdek, töz, şey, atom vb. yoktur, tıpkı ‘‘ben,’’ ‘‘anlık’’ vb.nin de olmaması gibi. Bu görgücülere göre tüm bu nesnellikller deneyimde de bulunmazlar. Tümü de salt birer düşünce yaratısı, olmayanın olmayan yaratısıdır (Hume, Berkeley). |
|
|
|
Görgücü düşünme eğilimi çağdaş ya da modern değildir. Yakın zamanlarda, örneğin İngiliz görügücülerinin bulduğu birşey de değildir. Çok çok eskilere gider, ve felsefi düşüncenin en eski başlangıçlarından bu yana insan usunun kendine karşı duyduğu derin güvensizlikten, kavramsal bilme gücüne yönelik kuşkudan doğar. Bu usdışı bakış açısından ussal olan, uslamlama ile üretilen her bilgi çürütülmelidir: Yalnızca evrenin ussallığı (doğal bilim), yalnızca geometri (ussal uzay bilimi), yalnızca törel ‘gerek’ değil, ... ama herşey. Bu tutumun bir bildirimini pozitivist Carnap’ın, Ayer'in vb. dillerinden düşürmedikleri bir Hume alıntısından izleyelim (İnsan Anlağı Üzerine Araştırma, son bölüm): ‘‘Bana öyle görünüyor ki, soyut bilimlerin ya da tanıtlamanın nesneleri yalnızca ve yalnızca nicelik ve sayıdır. ... İnsanların tüm başka araştırmaları yalnızca görgül olguyu ve varoluşu ilgilendirir; ve bunlar açıktır ki tanıtlamaya kapalıdırlar. ... Bu ilkelere inanarak kitaplıklarımızı karıştırdığımız zaman neleri yoketmek zorundayız? Eğer elimize herhangi bir kitabı, örneğin bir tanrıbilim ya da okul metafiziği kitabını alırsak, o zaman şunu soralım: Nicelik ya da sayıyı ilgilendiren herhangi bir soyut uslamlama kapsıyor mu? Hayır. Görgül olguyu ve varoluşu ilgilendiren herhangi bir deneysel uslamlama kapsıyor mu? Hayır. O zaman onu ateşe atın: çünkü sofistlik ve yanılsamadan başka hiçbirşey kapsıyor olamaz.’’ Hume’un bu görüşü ile anlaşıyoruz, der Carnap. İronik olarak, Carnap’ın kendi görüşleri de, tıpkı Hume’unkiler gibi, tam olarak ateşe atılmasını önerdiği şeyler gibidir: Görgücü / skolastik metafiziğin örnekleri. |
|
Görgücülük için
FELSEFE anlaşılır bir konu değildir.
Görgücülük mantıksal yapıya, kavramsal bağıntıya dokunmaz. Us ile değil ama Bilinç ile ilgilenir, ve bilincin doğal-tasarımsal içeriğini olduğu gibi kabul eder. Ve böyle görgül gereçte mantıksal değil ama çağrışımsal ilkenin işbaşında olduğunu görür ve bunun işlerin sonu olduğunu kabul etmenin ötesine geçemez. |
|
GELİŞTİRİLİYOR |