Duyu


duyu, beş duyu: görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama. tüm görgücülüğün ve türevlerinin kuşkuculuğunun, irrasyonalizminin temelleri.


Leibniz: İnsan Anlağı Üzerine Yeni Denemeler

Leibniz ‘‘ideas of sense / duyu ideaları’’ üzerine konuşan Locke’u yanıtlıyor:

“Karşıma felsefeciler tarafından kabul edilen şu beliti çıkarıyorsunuz: Ruhta duyulardan gelmeyen hiçbirşey yoktur. Ama ruhun kendisini ve duygularını kabul etmelisiniz. Nihil est in intellectu quod non fuerit in sensu, excipe: nisi ipse intellectus, ya da, Anlakta duyularda olmayan hiçbirşey yoktur, ama anlağın kendisi dışında. Şimdi ruh varlık, töz, birlik, özdeşlik, neden, algı, us ve duyuların veremeyeceği başka birçok kavramı kapsar.”

Nihil est in intellectu quod non fuerit in sensu, excipe: nisi ipse intellectus
::
Anlakta duyularda olmayan hiçbirşey yoktur, ama anlağın kendisi dışında.


Nietzsche için us tarafından belirlenen bir dünya kavramı, ussal bir edimsellik olanağı anlamsızdır. Aslında istenebilir birşey bile değildir: Alles Gute ist Instinkt.

Onun için insan düşüncesinin saldırgan / yokedici içgüdüyü barışçıllaştırması olanaksız, ideal bir uyum dünyası görüşü bir saçmalıktır. Onun için yalnızca duyuların dünyası, yalnızca duyular tarafından erişilebilecek bir dünya vardır, ama bu duyu dünyası kendinde ne güzel ne de iyidir. Tersine, bu dünya, bu duyusal dünya Nietzsche’nin kendisinin dayanamadığı, onu korkutan, onu yıldıran, onu ona karşı savaşmak için ‘güç istencine,’ güçlü ‘üstün-insan’ formülüne götüren bir ‘başkalık’tır.

Nietzsche o duyular dünyasında anlamsız ve değersiz bir oluş sürecini yalnızca katlanılması gereken bir cezalandırılma olarak yaşar.

Gene de, saçmalık türü altında görülen bu sözde süreci kutlamamız, varoluşun ‘sevincini’ orada yaşamamız gerektiğini buyurur.

Herakleitos Nietzsche Herakleitos’un yalnızca duyulur dünya için, yalnızca görüngüler alanı için geçerli gördüğü ‘oluş’ kategorisini başka her kategori pahasına keyfi olarak vurguladı, onu kalıcı olandan, değişmeyenden soyutladı, ve böyle analitik bir öğeyi, ona anlamını veren bütününden yalıtılan bir düşünce-şeyi saltıklaştırdı.

Herakleitos ‘‘Bana değil ama Sözüme kulak vermek, ve tüm şeylerin bir olduğunu doğrulamak bilgecedir’’ diyordu. ‘‘İnsanlar çatışmada olanın kendisi ile nasıl bağdaştığını bilmezler. O karşıt gerilimlerin uyumlu kılınışıdır, yayın ve lirinki gibi.’’

Ve Herakleitos için tüm şeylerin özü ‘Ateş’ti, ‘Bir’di, ‘Logos’tu. Herakleitos bir felsefeciydi — Nietzsche gibi bir insan yıkıntısında yalnızca insana yabancı, insana düşman bir korkağı görecek bir idealistti.

Herakleitos bir felsefeciydi, bir eytişimciydi, ve değişimde, süreçte, oluşta kendisi değişimin konusu olan bir özselliğin, bir değişmezin içerildiğini biliyordu. Aristoteles’in aktardıklarına göre, Herakleitos yalnızca ‘Bir’in kalıcı olduğunu ileri sürdü.

Nietzsche bir felsefeci değildi, ve tıka basa duygusallık yüklü doğal anlağı ile, bedeni ile, içgüdüsü ile düşünmeye çabaladı, ve düşünemedi: Nietzsche Oluş kategorisini somut bir kategori yapan içeriğinden, Varlıktan soyutlar, geriye salt bir Yokluğa, bir hiçliğe bağlı anlamsız bir ‘oluş’ süreci kalır.

Oysa Herakleitos oluşun Varlık ve Yokluk kıpılarını içerdiğini, onların birliği olduğunu biliyordu. Ve Hegel bütün bir Mantık Bilimi’nin açılış kategorileri ne eksik ne de fazlasıyla yalnızca ve yalnızca Herakleitos’tan aldığını söyler: ‘‘Das Sein ist nicht mehr als das Nichtsein’’; ve ‘‘Das Sein ist sowenig als das Nichtsein; das Werden ist und ist auch nicht’’ :: ‘‘Varlık Yokluktan daha çoğu değildir’’; ve ‘‘Varlık tıpkı Yokluk gibi yoktur; Oluş vardır ve o denli de yoktur.’’ Aristoteles Met. IV.7 son paragrafta Herakleitos’un ‘‘Herşey vardır ve yoktur’’ sözlerini aktarır.

Nietzsche’nin kötüye kullandığı ve eytişime yabancı bilinci aldatmada bir yem olarak kullandığı Herakleitos tüm Yunan felsefecileri gibi, tüm felsefeciler gibi bir Eytişimciydi, ve Nietzsche anlamadığı Eytişimden dehşete düşerdi.


Nietzsche Nietzsche’nin ‘Bengi Yineleyiş’ tasarımı sözde ileri sürdüğü ‘süreç’ tasarımının yalancı olduğunu bir kez daha gösterir: Ona göre İnsanlık ve Evren aslında sürekli olarak daha ileri açınan, sürekli olarak gelişen ereksiz bir sürecin içersinde değildir. Tersine, tüm aptallık, tüm kötülük, tüm acı, tüm mutsuzluk vb., analitik bir Bing Bang sayıltısının mantığına uygun olarak, hiçbir değişim olmaksızın kendini bir kısır döngüler zincirinde sonsuza dek yineleyecektir.

Nietzsche bedenin bilgeliği ile yaşadığını söylerdi: Ama bedeni, içgüdüsü, duyguları ona tüm benliğini çürüten bir korkudan ve acıdan daha ötesini yaşatmadı.

Ruhun bir çabasından söz edebileceğimiz düzeye dek, ruh yalnızca bedenle birliği için çabalar. Ve Nietzsche, tüm kötümser karakterler gibi, bu doğal birliği başarmaktan bile yoksun kaldı, bir insan sevgisi kazanabilmeyi, bir insan sevgisi verebilmeyi başaramadı.


O posbıyıkların arkasında ürkek bir yürek, titrek bir ruh, derin bir korku yatıyordu. Nietzsche çocukluğunda ve daha sonra yetişkin bir insan olarak sofuluk düzeyinde Lutherandı. Beş yaşında babasını yitiren ve beş kadından oluşan bir ev çevresinde yetişen Nietzsche daha sonra inancını zayıfların güçlülere egemen olmak için yarattıkları bir ‘köle ahlakı’ olarak gördü. Tanrının öldüğünü bildirdi. Normal olarak hayvanlar için kullanılan bir terimle sürü olarak gördüğü insanlıktan nefret etti. Bu süpermen bozuntusu için Evrensel Us, Bir, İnsanlık gibi kavramlar birer yanılsama, aslında birer sabuklamaydı. Bir felsefeci olduğunu düşündüğü düzeye dek, duyularına, bedenine, bireysel olana dayandı.

Gene de Nietzsche’nin evrenselin yazgısından kaçması tam olarak olanaksız olan şeydi. Tüm bilinci modern bireyselliğin yalnızlığının, duygusuz iç dünyasının evrensel anlatımından başka birşey değildi. Nietzsche’nin bugün Batıda bir kitle ekininde, giderek bir pazar olayında anlatım bulan modernist mantığı yalnızca geçici bir moda ya da yalnızca yaratıcısı ile birlikte sonlanan geçici bir bilinç biçimi değildir. Temsil ettiği evrensel karamsarlık tini modernizm sürdükçe sürecektir. Nietzsche yaşayan bir düşünürdür.


Geliştiriliyor