|
Dolaysızlık-Dolaylılık |
|
dolaysızlık immediacy, Unmittelbarkeit; dolaylılık mediacy, Vermittlung, Vermitteltsein |
|
Dolaysız kavramının kendisi gündelik dilde göreli olarak, dolaylı olarak kullanılır: Dolaysız olmayan herşey için ve her durumda uygulanır. Dolaysız olan hiçbirşey dolayısıyla olmayandır: Nedensiz, Zeminsiz, Aracısız, Araçsız, vb.dir, ya da salt kendisi dolayısıyla vardır — Causa Sui, ya da Tanrı. İlk olmalı, Arke olmalıdır. Ama kesinlikle Hume’un nedensiz olayları gibi değildir çünkü bunlar görgül, sonlu, belirli olgulardır. Belirli olmak belirlenmektir, bir eyleme konu olmuş olmaktır, ve belirlenimin öz-belirlenim mi yoksa başka birşey yoluyla belirlenim mi olduğu sorusu doğar. Spinoza’nın omnis determinatio est negatio ya da tüm belirleme olumsuzlamadır sözleri usumuzun merakını doyurur: Her sonlu onu sonlu kılan tarafından belirlenir, sınırlanır. Ama birşey kendini sınırlayabilir ya da belirleyebilir mi? Elbette hayır. Bir sınır, bir belirlenim, bir özellik, nitelik, bir şöyle ya da böyle olma durumu saltık olarak bir başka belirlenimi, birinciyi olumsuzlayacak bir ikinciyi imler. Causa sui bir soyutlamadır. Tüm tikellerini dışlayan Evrensel gerçekten de kendinde ve kendi içindir, ama bir evrensel olmaya son verir, bir soyutluk, bir belirsizlik olur. Başlangıç
bir dolaysızın imlemini taşır. Ve bu bağıntıda doğal düşünce
uzay ve zamanın başlangıçlarını bulmayı, onlara birer sınır getirmeyi
ister. Modern görelilik kuramında, pozitivist matematik kuramlarında vb.
görülen böyle girişimler yine aynı güçlüğe düşerler. Bir başlangıç eğer
gerçekten başlangıçsa, dolaysızsa, kendini başka her kıpıdan, belirlenimden,
dışsallıktan vb. sınırlamış ve saltık olarak kendisi olan ve başka hiçbirşey
olmayan bir yalıtılma ise, bu soyut-analitik anlak belirlenimi
sözde çözümlemci felsefe denilen düşünce işleminin ulaştığını
sandığı sonuçtur. Ama başlangıç bir hedef uğruna başlangıçtır, onun tarafından
belirlenir, onun dolayısıyla başlangıçtır, ve ondan soyutlanırsa kendinden
de soyutlanır, boş bir düşünce-şey olur. |
[Sokrates] — ... Usun kendisi [ideaları] eytişimin gücüyle kavrar. Bunu yaparken varsayımları ilk ilkeler olarak değil ama yalnızca varsayımlar olarak, basamaklar ve sıçrama noktaları olarak kullanır. Onların yardımıyla herşeyin varsayımlardan özgür ilk ilkesine yükselir, onu kavrar, ve daha sonra yine buna sarılan herşeye sarılır. Böylece duyulara ait hiçbir şeyi kullanmadan yalnızca ideaların kendilerinin yardımıyla bir vargıya inebilir, ve idealardan geçerek ideallerde sonlanabilir. (Platon, Devlet, Kitap 6, 511}. |
|
(Hegel: Tüze Felsefesi, 1821, § 2, Ek) ‘‘Felsefe bir daire oluşturur: İlk ya da dolaysız olan bir noktası vardır, çünkü ne olursa olsun bir başlangıç yapmak zorundadır, tanıtlanmış olmayan, bir sonuç olmayan bir başlangıcı olmalıdır. Ama felsefenin kendisiyle başladığı şey dolaysızca göreli birşeydir, çünkü bir başka son noktada sonuç olarak görünmek zorundadır. Felsefe havada asılı durmayan bir ardışıklıktır, dolaysızca başlayan değil, ama tersine kendi üzerine geri dönen birşeydir.’’ |
|
EK Dolaysızlık analitik bir kıpıdır, bir anlak kıpısı, bir soyutlamadır. Her ne olursa olsun dolaysız olandan söz edeceksek, bu ancak ve ancak bir ortadan kaldırma ile, bir Aufhebung ile olanaklıdır. Dolaysız ancak dolaylılığı kendinde bir kıpıya indirgeyerek dolaysızdır. Benzer olarak, dolaylı olan yine aynı nedenle, yine karşıtını kendi içinde ortadan kaldırmış olduğu düzeye dek dolaysızdır. Dolaylılık ancak dolaysızlığın ortadan kaldırılması yoluyla dolaylıdır. Ama o denli de bu ortadan kaldırma onu dosduğru dolaysız kılar. |
|
GELİŞTİRİLİYOR |