|
Dizge |
|
Felsefi bilginin biçimi söz konusu olduğu sürece, Dizge ve Kıpı kavramları bu yöntemin işleyiş ve anlaşılmasında başlıca terimler olarak işe yararlar. Daha da ötesi, tanıtlamanın, gerçekliğin, öznel pekinliğin, nesnel ussal çıkarsamanın dayanak ve güvencesi değerindedirler. Kurgul
tanıtlamanın ancak tanıtlamayı kavrayan bilince anlaşılır gelme
gibi bir sorunu vardır. Tüm felsefi bilginin görgül-tasarımsal ‘bilgi’den
ayrımını oluşturan bu yan bu bölümün dışında Yöntem,
Kurgul Düşünce, Eytişim, Tanıtlama bölümlerinde ayrıca geliştirilecektir.
Ama burada ilk olarak sıradan uslamlama ya ta tasım yönteminin felsefi
tanıtlamanın gereklerini doyurmadığını, çünkü genel tasım-uslamlama biçiminin
kendisinin Kavramın dizgesel bütününün bir işlevi olduğunu belirtmeliyiz.
Başka bir deyişle, tanıtlama işini üstlenen uslamlamanın kendisini saltık
olarak tanıtlaması gerekir.
|
|||||||||||||
|
Tanıtlama olanaklıdır, ve gerçekliğin üreticisidir. Kant’ın çatışkılar karşısında usu ve gerçekliği olanaksız görüp denize atan kuşkuculuğu yalnızca ve yalnızca Kavramın gerçek doğasını izlememe, anlamama eğiliminden doğar. Her bireysel us Kavramın kurgul devimini anlama yetisi ile donatılıdır, aslında bu yetenekte olduğu için Usun değer ve onurunu taşır. Bu düzeye dek, engel karşısında durmayı, ya da tersine onu aşmayı istemek ruhbilimsel bir sorun, bir öznel karakter sorunudur: Kuşku teriminin kendisi bir duygunun değerindedir, ve kuşkuculuk durumunda bu ilke daha sorun ele alınmadan orada bir saltığın gücüyle, direnilemeyen bir tutkunun gücüyle iş başındadır. Gerçekliği, usun değer ve gücünü yadsıyan tüm görgücü-kuşkucu tutumlar bunu tanıtlamanın doğasına yabancı kaldıkları için yaparlar. Bu durumda kurgul bakış açısından nasıl göründüklerini anlamak güç değildir: Kuşkuculuk bilgisizliğin bilgiye pozudur. Usun insanın asıl değeri olduğu düzeye dek, usun reddedilişi insanın tüm insanlığından yoksun bırakılmasından başka birşey değildir. Tüm usdışı bakış açılarında kinizm, kötümserlik, ölçüsüz bir bireycilik-bencillik, nihilizm, anlamsızlık, saçmalık, ve en sonunda us nefreti, misoloji etkin ve görünürdedir: Kuşkuculuk bilgi ve bilgisizliğin orta noktası değildir. |
|
Hiç kuşkusuz dizge, bütün, bütünsel yapı, bileşen, kıpı, bölüm, kesim vb. gibi anlatımlara doğal dilde ya da doğal usta taşıdıklarından daha başka bir anlam verilmeyecektir. Felsefede yaptığımız yalnızca bu doğal anlamı terketmeden, onu hiçbir biçimde değiştirmeden, kavramı yeniden tanımlamadan ve böylece özgün-belirli anlamını bozmadan ilişkilerini saptamaktır. Her kavram durumunda olduğu gibi, bu kavramlar da doğal-tasarımsal kullanımlarında mantıksal bağıntılarını gizlerler, bunun yerine çağrışımsal-dışsal bağıntıları içinde işlerler. İlk güçlük bu dışsallığı bir yana bırakmayı ilgilendirir. Bu nokta hiç kuşkusuz tasarımın kavramı duyusal bir imlemde sunmasını ilgilendirir, ve görgücülüğün bilgide duyusal etmenin önemini birincil görmesinin kavramsal düşüncenin özgür, arı devimini nasıl olanaksızlaştırdığı açıktır. |
|
Dizge mekanik olarak düşünüldüğünde genel olarak öyle bir Bütündür ki, Bileşenlerinin her biri bütün yapının işlev görmesi için, etkin, dinamik, devimsel, eytişimsel olması için vazgeçilmezdir. Eksikliği ile dizgenin işlevini etkilemeyen parça dizgesel değildir. Dışsaldır. Kavramları tasarımın ölü, devimsiz alanından felsefenin dinamik düzlemine geçirdiğimizde, kavram onu dirimsiz, dışsal birşey yapan tasarımsal rolünü terkeder, kendi iç karşıtlığını, tasarımın dondurmuş olduğu mantıksal açınımını göstermeye başlar. Burada bu mantığı betimleme girişiminde bulunacağız. |
|
Hiçbir kavram yalnızca kendisi değil ama aynı zamanda o denli de kendi başkasıdır. Bu mantıksal ilişki dediğimiz şeyi, bu ilişkinin iki ilgisiz tasarım arasındaki dışsal bir bağıntı olmadığını, tersine sözcüğün tam anlamıyla bir birliğin değerinde ve imleminde olduğunu anlamamızı sağlar, Bu bağıntılılık söz gelimi bir insanın yalnızca insan değil ama varlık, belirli varlık, öz vb. olması anlamında böyle değildir. Bu çözümleme hiç kuşkusuz geçerlidir. Ama sağın ya da tanıtlı değildir. Kavramın kendisi ve o denli de başkası olması bu bir bakıma dışsal çözümlemeden bütünüyle ayrı bir doğa gösterir. Olumsal çözümlemenin tersine, Kavramın kendisi ve o denli de saltık olarak kendi Karşıtı da olmaksızın olamayacağını görürüz. Eğer sıradan çözümlemedeki terimlerin birbirlerinden uzak olduğunu söylersek, bir kavramın karşıtı ona en yakın, saltık olarak yakın, aslında onunla bir olacak denli yakın bir başka kavramdır. Bu iki karşıt arasındaki zorunlu, mantıksal, dolaysız ilişkiye pekala dizgesel diyebiliriz. Bu karşıtlar çiftini elimizdeki biricik dizge bileşenleri olarak düşünürsek, çok açıkça görmeliyiz ki, bu birlik ilk iki terimden başka bir üçüncü terimdir. Ve bunun kendisi de aynı eytişimsel sürece yetenekidir. Bu kavramsal sürecin oluşturduğu yapı Dizgedir. |
|
Her yeni Kavram onu üreten kavramları kendi içinde kapsar. Bunlar kıpılardır. Ve her yeni Kavram o denli de ondan çıkarsanacak olan tüm kavramları kendi içinde kapsar. Başka bir deyişle, mantıksal birlik kavramın geriye doğru kapsadığı ve ileriye doğru kapsadığı kıpıların birliği olarak anlaşılmalıdır. Mantıksal Dizgenin bütünü o denli de onun birliğidir. Yine, dizgenin bileşeni belirlediği düzeye dek, bileşenin öğrenilmesi dizgenin de öğrenilmesini gerektirir: Mantık Bilimini öğrenme çabası bu iki yanın birlikte alınmalarıyla ilerler. |
|
GELİŞTİRİLİYOR
|