Çatışkı


çatışkı conflict, antinomy


Analitik usun doğal vargısıdır. Ya sonlu ya da sonsuz, ya yalın ya da bileşik vb. gibi tekillerde diretmek her ikisini de doğrulamaya ve dolayısıyla her ikisini de yadsımaya götürür. Modern analitik gelenek yalını saltık olarak alır, ve bileşik olmaksızın yalının, bütün olmaksızın parçanın varolabileceğine inanır. Böylelikle usun doğal çatışkısına bile düşemez.


Analitik düşünme yolu bir kavramın karşıtını özellikle kendisinden dışladığını, onu reddettiğini kabul eder. Ve bu karşılıklı dışlamayı her karşıt kavram çifti durumunda bulduğu için, bunlarda usun çatışkılara düştüğü kaygısına düşer. Diyalektik tam bu karşılıklı dışlamanın kendisinde insan usunun gerçek bilgi sorunuyla karşı karşıya olduğunu kabul eder. Tam bu karşıtlıkta, karşıtların birliği gerçeğini kavrar. Diyalektik insan usunun çatışkıların önünden kaçma değil ama onların üstesinden gelme, onları kavrama yeteneğidir. Çatışkılar yalnızca şu ya da bu durumda değil, Kant’ın seçtiği ‘dört’ özel durumda değil, ama her kavram durumunda ortaya çıkar. Bu yüzden çatışkıya düşmek, karşıtlarla yüz yüze gelebilmek usun bir zayıflığı olmak yerine, tersine onun saltık gücünün kanıtıdır. Ancak karşıtlığın dinamiği usu, mantığı devindirir ve onu kavramları yapay yollarla, dışsal yollarla, ilişkilendirme saçmalığından bağışlar. Bilimlerin kavramsal doğaları anımsandığında, karşıtlıkları kavrama sorununun ne denli belirleyici olduğu anlaşılabilir.

Çatışkının doğasını kavramayan, onu gerçek birlik ilkesi olarak görmeyen analitik anlak gene de bir ilişkilendirme edimine gereksindiğ için, kendi uslamlama süreçlerinin tümünde usun bu işlemini kullanmak zorunda olduğu için, bu ilişkiyi ruhbilimsel çağrışım yetisinde bulur. Bu David Hume’un görgücülüğünde mantıksal zorunluğun yerini alan mantıksız keyfilik ilkesi tüm açıklığı içinde bildirilir. Burada açıktır ki düşüncenin tüm nesnelliği yitmiş, her tür öznellik için hiçbir engel kalmamıştır.

Tüm bilimlerdeki çatışkı noktalarında düşüncenin biricik çıkış yolu kurgul yeteneğin kullanılmasına bağlıdır. Doğal us analitik olarak davrandığı sürece hiçbir zaman dy / dx orantısını, ya da nicelikte süreklik ve süreksizliğin birliği sorununu, uzay ve zaman karşıtlığını, sonsuz küçüklük ya da sonsuz büyüklük sorununu çözemez, ve karşıtlıklar karşısında kendi tek-yanlı davranışlarını bütünüyle doğallıkla paradokslar olarak yaşar. Böyle sorunlarla karşılaştığında, üzerlerinden atlar, geçip gider. Uzay, zaman ve özdek eytişimini kavramadıkça, bu kavramların üzerine kurduğu bütün bir yapı henüz en küçük bir sağlamlık taşımaz. Ve görelilik kuramı durumunda olduğu gibi, kavramsal ilişkiler altüst edildiğinde, bu temel üzerine ancak bir yıkıntı kurulabilir.

Kant çatışkılar karşısındaki çaresizliğini evrensel usun başarısızlığı olarak görür, ve çare olarak kuşkuculuk önerir: Us beceriksizdir, hiçbir çelişkiyi çözmeyi başaramaz. Kant’ın mantık konusundaki görüşü doğal mantığın bir adım bile ilersinde değildir ve çatışkılar karşısında onların eytişimini kavramaksızın yalnızca umutsuzluğa kapılır. Kavramlar arasındaki ilişki konusunda bütünüyle dışsal olan bu konuşma yolu hiçbir zaman eytişime ulaşmaz, ve en yalın mantıksal sorunlarda bile ancak daha öte tanımlara, açıklamalara başvurarak bir ilerleme yaptığını sanır.


 

Not 2
[Kant’ın Nicelik Çatışkısı Üzerine]

Uzayın, Zamanın, Özdeğin vb. sonsuz bölünebilirliği çatışması ya da Çatışkısı Niceliğin Kesiklilik ve Sürekliliğin bu yalın birliği olma doğasına özgüdür.

Bu çatışkı yalnızca Kesikliliğin de tıpkı Süreklilik gibi ileri sürülmesi gerektiği olgusundan oluşur. Tek-yanlı Kesiklilik önesürümü sonsuz ya da saltık bölünmüşlüğü, böylelikle bölünemez birşeyi ilke olarak verir; buna karşı tek-yanlı Süreklilik önesürümü ise sonsuz bölünebilirliği verir.

Kant’ın Arı Usun Eleştirisi bilindiği gibi dört (evrenbilimsel) çatışkı sıralar ve bunlardan ikincisi Niceliğin kıpıları tarafından oluşturulan karşıtlığı ilgilendirir.

[Eski Metafiziği Yıkan Başlıca Etmenler Kant’ın ‘Çatışkıları’ Mıdır?] Kant’ın bu çatışkıları her zaman eleştirel felsefenin önemli bir bölümü olarak kalırlar; eski metafiziğin yıkılmasına yol açan başlıca şey onlardır ve daha yeni felsefeye başlıca geçiş olarak görülebilirler, çünkü özel olarak sonluluk kategorilerinin içerik yanından hiçliği kanısının doğmasına katkıda bulunmuşlardır,—ki bir [Öznel İdealizm] öznel idealizmin biçimsel yolundan daha doğru bir yoldur, çünkü bu sonuncuya göre kategorilerin eksiklikleri kendilerinde ne olduklarına değil ama yalnızca öznel olmalarına bağlı olmalıdır. Ama bu açımlama büyük hizmetine karşın oldukça eksiktir; bir yandan kendi içinde engellenmiş ve tuhaftır, ve öte yandan bilginin sonlu kategorilerden başka hiçbir düşünce biçiminin olmadığını varsayan sonucu açısından çarpıktır. — Her iki bakımdan da bu çatışkılar duruş noktalarını olduğu gibi yöntemlerini de daha yakından aydınlatacak, ve herşeyin çevresinde döndüğü başlıca noktayı ona dayatılan yararsız biçimden kurtaracak daha sağın bir eleştiriyi hak ederler.

İlk olarak belirtmeliyim ki, [Kant: Dört Evrenbilimsel Çatışkı] Kant dört evrenbilimsel çatışkısına kendi kategoriler tablosundan aldığı bölümleme ilkesi yoluyla bir tamlık görünüşü vermek istedi. Ama usun çatışkısal ya da daha doğrusu eytişimsel doğası üzerine daha derin bir kavrayış genel olarak her Kavramı karşıt kıpıların birliği olarak gösterir ki, dolayısıyla tümüne de çatışkısal önesürümler biçimi verilebilir. Oluş, dışvarlık vb. ve her başka Kavram kendi tikel çatışkısını verebilir ve dolayısıyla ne denli Kavram varsa o denli çatışkı saptanabilirdi. — [Eski Kuşkuculuk] Eski kuşkuculuk kendini bilimlerde karşılaştığı tüm kavramlarda bu çelişkiyi ya da çatışkıyı gösterme sıkıntısından bağışlamamıştı.

Anmerkung 2
[]

In die Natur der Quantität, diese einfache Einheit der Diskretion und der Kontinuität zu sein, fällt der Streit oder die Antinomie der unendlichen Teilbarkeit des Raumes, der Zeit, der Materie usf.

Diese Antinomie besteht allein darin, daß die Diskretion ebensosehr als die Kontinuität behauptet werden muß. Die einseitige Behauptung der Diskretion gibt das unendliche oder absolute Geteiltsein, somit ein Unteilbares zum Prinzip; die einseitige Behauptung der Kontinuität dagegen die unendliche Teilbarkeit.

Die Kantische Kritik der reinen Vernunft stellt bekanntlich vier (kosmologische) Antinomien auf, worunter die zweite den Gegensatz betrifft, den die Momente der Quantität ausmachen.

Diese Kantischen Antinomien bleiben immer ein wichtiger Teil der kritischen Philosophie; sie sind es vornehmlich, die den Sturz der vorhergehenden Metaphysik bewirkten und als ein Hauptübergang in die neuere Philosophie angesehen werden können, indem sie insbesondere die Überzeugung von der Nichtigkeit der Kategorien der Endlichkeit von seiten des Inhalts herbeiführen halfen, — was ein richtigerer Weg ist als der formelle eines subjektiven Idealismus, nach welchem nur dies ihr Mangel sein soll, subjektiv zu sein, nicht das, was sie an ihnen selbst sind. Bei ihrem großen Verdienst aber ist diese Darstellung sehr unvollkommen; teils in sich selbst gehindert und verschroben, teils schief in Ansehung ihres Resultats, welches voraussetzt, daß das Erkennen keine anderen Formen des Denkens habe als endliche Kategorien. — In beider Rücksicht verdienen diese Antinomien eine genauere Kritik, die sowohl ihren Standpunkt und Methode näher beleuchten, als auch den Hauptpunkt, worauf es ankommt, von der unnützen Form, in die er hineingezwängt ist, befreien wird.

Zunächst bemerke ich, daß Kant seinen vier kosmologischen Antinomien durch das Einteilungsprinzip, das er von seinem Schema der Kategorien hernahm, einen Schein von Vollständigkeit geben wollte. Allein die tiefere Einsicht in die antinomische oder wahrhafter in die dialektische Natur der Vernunft zeigt überhaupt jeden Begriff als Einheit entgegengesetzter Momente auf, denen man also die Form antinomischer Behauptungen geben könnte. Werden, Dasein usf. und jeder andere Begriff könnte so seine besondere Antinomie liefern und also so viele Antinomien aufgestellt werden, als sich Begriffe ergeben. — Der alte Skeptizismus hat sich die Mühe nicht verdrießen lassen, in allen Begriffen, die er in den Wissenschaften vorfand, diesen Widerspruch oder die Antinomie aufzuzeigen.


Dahası, Kant çatışkıları Kavramların kendilerinde değil, ama evrenbilimsel belirlenimlerin daha şimdinden somut olan biçiminde gördü. Çatışkıyı arı olarak alabilmek ve yalın Kavramında irdeleyebilmek için gereken şey, düşünce-belirlenimlerini evren, uzay, zaman, özdek vb. tasarımlarına uygulanmış olarak ve onlarla karışmış olarak değil, ama salt kendi başına irdelenmeye dayanıksız ve yeteneksiz bu somut gereç olmaksızın almaktı, çünkü çatışkıların özünü ve zeminini oluşturan şey yalnızca düşünce-belirlenimleridir.

Kant çatışkılar için onların sofistik yapaylıklar olmadıkları, tersine (Kant’ın anlatımına göre) usun zorunlu olarak çatması gereken çelişkiler oldukları gibi bir kavrayış sunar, ki önemli bir görüştür. — ‘‘Us çatışkıların zeminini gördüğü zaman bundan böyle onların görünüşü tarafından ayartılmasa da, her zaman onlar tarafından aldatılacaktır.’’ [B 449] Algı dünyasının aşkınsal idealliği denilen şey yoluyla getirilen eleştirel çözümün bu sözde çatışmayı öznel birşey yapmaktan başka hiçbir sonucu yoktur—bir sonuç ki hiç kuşkusuz yine aynı yanılsamayı daha önce olduğu gibi çözümsüz bırakır. Gerçek çözümleri ancak bir ve aynı Kavram için zorunlu olan iki karşıt belirlenimin tek-yanlılıkları içinde her biri kendi başına alındığında geçerli olamayacağının, ama gerçekliklerini yalnızca ortadan kaldırılmışlıklarında, Kavramlarının birliğinde taşıdıklarının [anlaşılmasından] oluşur.

Ferner hat Kant die Antinomie nicht in den Begriffen selbst, sondern in der schon konkreten Form kosmologischer Bestimmungen aufgefaßt. Um die Antinomie rein zu haben und sie in ihrem einfachen Begriffe zu behandeln, mußten die Denkbestimmungen nicht in ihrer Anwendung und Vermischung mit der Vorstellung der Welt, des Raums, der Zeit, der Materie usf. genommen, sondern ohne diesen konkreten Stoff, der keine Kraft noch Gewalt dabei hat, rein für sich betrachtet werden, indem sie allein das Wesen und den Grund der Antinomien ausmachen.

Kant gibt diesen Begriff von den Antinomien, daß sie nicht sophistische Künsteleien seien, sondern Widersprüche, auf welche die Vernunft notwendig stoßen (nach Kantischem Ausdrucke) müsse, — was eine wichtige Ansicht ist. — ‘‘Von dem natürlichen Scheine der Antinomien werde die Vernunft, wenn sie seinen Grund einsieht, zwar nicht mehr hintergangen, aber immer noch getäuscht.’’ [B 449] — die kritische Auflösung nämlich durch die sogenannte transzendentale Idealität der Welt der Wahrnehmung hat kein anderes Resultat, als daß sie den sogenannten Widerstreit zu etwas Subjektivem macht, worin er freilich noch immer derselbe Schein, d. h. so unaufgelöst bleibt als vorher. Ihre wahrhafte Auflösung kann nur darin bestehen, daß zwei Bestimmungen, indem sie entgegengesetzt und einem und demselben Begriffe notwendig sind, nicht in ihrer Einseitigkeit, jede für sich, gelten können, sondern daß sie ihre Wahrheit nur in ihrem Aufgehobensein, in der Einheit ihres Begriffes haben.


[Kant’ın Çatışkılarının Eleştirisi] Kant’ın çatışkıları, daha yakından irdelendiğinde, bir belirlenimin iki karşıt kıpısından her birinin ötekinden yalıtılmış olarak kendi başına alınmasından ve bütünüyle yalın ve ‘kategorik’ olarak ileri sürülmesinden başka hiçbirşey kapsamaz. Ama orada bu yalın ‘kategorik’ ya da daha doğrusu ‘assertorik’ önesürüm sıradan uslamlamadan kurulan çarpık çurpuk bir iskele ile örtülür ki, bu yolla bir tanıtlama görünüşü yaratılır ve daha yakın bir irdelemenin göstereceği gibi önesürümün salt assertorik yanının örtülüp tanınmaz kılınması amaçlanır.

Buraya ait olan çatışkı özdeğin sonsuz bölünebilirliği denilen şeyi ilgilendirir ve Nicelik Kavramının kendi içinde kapsadığı Süreklilik ve Kesiklilik kıpılarının karşıtlığı üzerine dayanır.
Çatışkının savı Kant’ın sunuşuna göre şöyledir:
‘‘Evrendeki her bir bileşik töz yalın parçalardan oluşur, ve hiçbir yerde yalın olandan ya da bundan bileşik olandan başka hiçbirşey varolmaz.’’ [B 462]

Die Kantischen Antinomien, näher betrachtet, enthalten nichts anderes als die ganz einfache kategorische Behauptung eines jeden der zwei entgegengesetzten Momente einer Bestimmung, für sich isoliert von der anderen. Aber dabei ist diese einfache kategorische oder eigentlich assertorische Behauptung in ein schiefes, verdrehtes Gerüst von Räsonnement eingehüllt, wodurch ein Schein von Beweisen hervorgebracht und das bloß Assertorische der Behauptung versteckt und unkenntlich gemacht werden soll, wie sich dies bei der näheren Betrachtung derselben zeigen wird.

Die Antinomie, die hierher gehört, betrifft die sogenannte unendliche Teilbarkeit der Materie und beruht auf dem Gegensatz der Momente der Kontinuität und Diskretion, welche der Begriff der Quantität in sich enthält. Die Thesis derselben nach Kantischer Darstellung lautet so:
‘‘Eine jede zusammengesetzte Substanz in der Welt besteht aus einfachen Teilen, und es existiert überall nichts als das Einfache oder das, was aus diesem zusammengesetzt ist.’’ [B 462]


Burada yalın olanın, atomun karşısına, sürekli olana karşı oldukça altta duran bir belirlenim olarak bileşik çıkarılır. — Bu soyutlamalara verilen dayanak, yani dünyadaki tözler, burada duyusal olarak algılanabilir oldukları biçimiyle şeylerden başka birşey değildir, ve çatışkının kendisi üzerinde hiçbir etkisi yoktur; pekala uzay ya da zaman da alınabilirdi. [Kant’ın Çatışkılarında Totoloji (Analiz)] Şimdi sav Süreklilik yerine yalnızca bileşikten söz ettiği için, aslında analitik ya da totolojik bir önermedir. Bileşiğin kendinde ve kendi için Bir olmaması, tersine yalnızca dışsal olarak birleştirilen birşey olması ve başkasından oluşması onun dolaysız belirlenimidir. Ama bileşik olanın başkası yalın olandır. Öyleyse bileşiğin yalından oluştuğunu söylemek totolojiktir. Eğer birşeyin neden oluştuğu sorulacak olursa, birleştirilmesi o birşeyi oluşturan bir başkasının belirtilmesi istenir. Eğer mürekkep yine mürekkepten oluşturulursa, o zaman onu başkasından oluşturmaya ilişkin soru anlamını yitirir ve soru yanıtlanmamış ama yalnızca yinelenmiş olur. Daha öte bir soru, söz konusu olan şeyin birşeyden oluşmasının gerekip gerekmediğidir. Ama bileşik saltık olarak birleşmiş ve başkasından oluşmuş olması gereken birşeydir. — Eğer bileşiğin başkası olan yalın yalnızca göreli olarak yalın ve kendinde bileşik olan birşey olarak alınırsa, o zaman soru yine önceki gibi yanıtlanmamış kalır. Tasarımsal düşünmenin önünde yalnızca şu ya da bu bileşik uçuşur ki, şu ya da bu birşey onun yalını olarak verilecek, ve bu da kendinde bir bileşik olacaktır. Ama burada söz konusu olan genel olarak bileşiktir.

Es wird hier dem Einfachen, dem Atomen, das Zusammengesetzte gegenübergestellt, was gegen das Stetige oder Kontinuierliche eine sehr zurückstehende Bestimmung ist. — Das Substrat, das diesen Abstraktionen gegeben ist, nämlich Substanzen in der Welt, heißt hier weiter nichts als die Dinge, wie sie sinnlich wahrnehmbar sind, und hat auf das Antinomische selbst keinen Einfluß; es konnte ebensogut auch Raum oder Zeit genommen werden. — Indem nun die Thesis nur von Zusammensetzung statt von Kontinuität lautet, so ist sie eigentlich sogleich ein analytischer oder tautologischer Satz. Daß das Zusammengesetzte nicht an und für sich Eines, sondern nur ein äußerlich Verknüpftes ist und aus Anderem besteht, ist seine unmittelbare Bestimmung. Däs Andere aber des Zusammengesetzten ist das Einfache. Es ist daher tautologisch, zu sagen, daß das Zusammengesetzte aus Einfachem besteht. — Wenn einmal gefragt wird, aus was etwas bestehe, so wird die Angabe eines Anderen verlangt, dessen Verbindung jenes Etwas ausmache. Läßt man die Tinte wieder aus Tinte bestehen, so ist der Sinn der Frage nach dem Bestehen aus Anderem verfehlt, sie ist nicht beantwortet und wiederholt sich nur. Eine weitere Frage ist dann, ob das, wovon die Rede ist, aus etwas bestehen soll oder nicht. Aber das Zusammengesetzte ist schlechthin ein solches, das ein Verbundenes sein und aus Anderem bestehen soll. — Wird das Einfache, welches das Andere des Zusammengesetzten sei, nur für ein relativ Einfaches genommen, das für sich wieder zusammengesetzt sei, so bleibt die Frage vor wie nach. Der Vorstellung schwebt etwa nur dies oder jenes Zusammengesetzte vor, von dem auch dies oder jenes Etwas als sein Einfaches angegeben würde, was für sich ein Zusammengesetztes wäre. Aber hier ist von dem Zusammengesetzten als solchem die Rede.


[Kant’ın (AUE) Tanıtlama Yöntemi] Şimdi Kant’ın savı tanıtlamasına gelince, bu da Kant’ın geri kalan tüm çatışkılı önermeleri tanıtlaması gibi apagojik [[apagojik :: karşıtın yanlışlığı ile tanıtlama]] olma dolambacını yapar ve bütünüyle gereksiz olduğunu gösterir.

‘‘Varsayalım ki,’’ diye başlar, ‘‘bileşik tözler yalın parçalardan oluşmuş olmasın; o zaman, eğer tüm bileşim düşüncede ortadan kaldırılacak olursa, hiçbir bileşik parça, ve (yukarıdaki varsayıma göre) ayrıca hiçbir yalın parça olmayacak, dolayısıyla geriye hiçbirşey kalmayacaktır; bu yüzden hiçbir töz verili olmayacaktır.’’ [A.g.y.]

Was nun den Kantischen Beweis der Thesis betrifft, so macht er wie alle Kantischen Beweise der übrigen antinomischen Sätze den Umweg, der sich als sehr überflüssig zeigen wird, apogogisch zu sein.

‘‘Nehmet an,’’ beginnt er, ‘‘die zusammengesetzten Substanzen beständen nicht aus einfachen Teilen; so würde, wenn alle Zusammensetzung in Gedanken aufgehoben würde, kein zusammengesetzter Teil und, da es (nach der soeben gemachten Annahme) keine einfachen Teile gibt, auch kein einfacher, mithin gar nichts übrigbleiben, folglich keine Substanz sein gegeben worden.’’ [ibid.]


Bu vargı bütünüyle doğrudur; eğer hiçbir bileşik yoksa, ve tüm bileşik düşüncede uzaklaştırılırsa, o zaman geriye hiçbirşey kalmaz; — bu kabul edilecektir, ama bu totolojik fazlalık atlanabilir ve tanıtlama hemen izleyen şeyle başlayabilirdi:
‘‘Öyleyse ya tüm bileşimi düşüncede ortadan kaldırmak olanaksızdır, ya da bunun ortadan kaldırılmasından sonra hiçbir bileşim olmaksızın kalıcı olan birşey, e.d. yalın vardır. Ama ilk durumda bileşik yine tözlerden oluşmayacaktır (çünkü bunlarda bileşiklik yalnızca tözlerin olumsal bir ilişkisidir*[[*Tanıtlamanın kendi fazlalığına ek olarak burada bir de dil fazlalığı vardır: çünkü bunlarda (e.d. tözlerde) bileşiklik yalnızca tözlerin olumsal bir ilişkisidir.]] ki, bu ilişki olmaksızın, kendileri için kalıcı özler olarak sürmelidiler). Şimdi bu durum varsayım ile çeliştiği için, geriye yalnızca ikincisi kalır: yani, Evrende tözsel bileşikler yalın parçalardan oluşur.’’ [B 462, 464]

Ana noktayı oluşturan ve karşısında önceki herşeyin bütünüyle fazlalık olduğu bu asıl nokta bir ayraçta verilir. İkilem şudur: Kalıcı olan ya bileşiktir ya da yalın. Eğer kalıcı olan birincisi, e.d. bileşik olsaydı, o zaman kalıcı olan şey tözler olmayacaktı, çünkü bunlar için bileşim salt olumsal bir ilişkidir; ama tözler kalıcıdır; öyleyse kalıcı olan yalın olandır.

Diese Folgerung ist ganz richtig: wenn es nichts als Zusammengesetztes gibt, und man denkt sich alles Zusammengesetzte weg, so hat man gar nichts übrig; — man wird dies zugeben, aber dieser tautologische Überfluß konnte wegbleiben und der Beweis sogleich mit dem anf angen, was darauf folgt, nämlich:
‘‘Entweder also läßt sich unmöglich alle Zusammensetzung in Gedanken aufheben, oder es muß nach deren Aufhebung etwas ohne alle Zusammensetzung Bestehendes, d. i. das Einfache, übrigbleiben. Im ersteren Falle aber würde das Zusammengesetzte wiederum nicht aus Substanzen bestehen (weil bei diesen die Zusammensetzung nur eine zufällige Relation der Substanzen*[[*Zum Überfluß des Beweisens selbst kommt hier noch der Überfluß der Sprache, — weil bei diesen (den Substanzen nämlich) die Zusammensetzung nur eine zufällige Relation der Substanzen ist.]] ist, ohne welche diese, als für sich beharrliche Wesen, bestehen müssen). Da nun dieser Fall der Voraussetzung widerspricht, so bleibt nur der zweite übrig: daß nämlich das substantielle Zusammengesetzte in der Welt aus einfachen Teilen bestehe.’’ [B 462, 464]

Derjenige Grund ist nebenher in eine Parenthese gelegt, der die Hauptsache ausmacht, gegen welche alles Bisherige völlig überflüssig ist. Das Dilemma ist dieses: Entweder ist das Zusammengesetzte das Bleibende oder nicht, sondern das Einfache. Wäre das erstere, nämlich das Zusammengesetzte das Bleibende, so wäre das Bleibende nicht die Substanzen, denn diesen ist die Zusammensetzung nur zufällige Relation; aber Substanzen sind das Bleibende; also ist das, was bleibt, das Einfache.


Açıktır ki apagojik dolambaç olmaksızın da yapılabilir, ve ‘‘Bileşik töz yalın parçalardan oluşur’’ savına şu zemin dolaysızca tanıt olarak eklenebilirdi: ‘‘Bileşim yalnızca tözlerin olumsal bir ilişkisidir, dolayısıyla onlara dışsaldır ve tözlerin kendilerini hiç ilgilendirmez.’’ Eğer bileşimin olumsallığı doğru ise, o zaman öz hiç kuşkusuz yalın olandır. Ama herşeyin çevresinde döndüğü bu olumsallık tanıtlanmaz, tersine doğrudan doğruya, ve üstelik geçerken ayraç içinde, kendiliğinden anlaşılan birşey ya da ikincil bir sorun olarak kabul edilir. Hiç kuşkusuz bileşimin olumsallık ve dışsallık belirlenimi olduğu kendiliğinden anlaşılır; ama eğer önemli olan nokta süreklilik yerine salt olumsal bir birliktelik olsaydı, çevresinde bir çatışkı oluşturma çabasına değmezdi; ya da daha doğrusu hiçbir çatışkı oluşturulamazdı; buna göre, parçaların yalınlığı önesürümü, anımsatıldığı gibi, salt totolojiktir.

Es erhellt, daß ohne den apogogischen Umweg an die Thesis ‘‘Die zusammengesetzte Substanz besteht aus einfachen Teilen’’ unmittelbar jener Grund als Beweis angeschlossen werden konnte, weil die Zusammensetzung bloß eine zufällige Relation der Substanzen ist, welche ihnen also äußerlich ist und die Substanzen selbst nichts angeht. — Hat es mit der Zufälligkeit der Zusammensetzung seine Richtigkeit; so ist das Wesen freilich das Einfache. Diese Zufälligkeit aber, auf welche es allein ankommt, wird nicht bewiesen, sondern geradezu, und zwar im Vorbeigehen in Parenthese, angenommen als etwas, das sich von selbst versteht oder eine Nebensache ist. Es versteht sich zwar allerdings von selbst, daß die Zusammensetzung die Bestimmung der Zufälligkeit und Äußerlichkeit ist; aber wenn es sich nur um ein zufälliges Zusammen handeln sollte statt der Kontinuität, so war es nicht der Mühe wert, darüber eine Antinomie aufzustellen, oder vielmehr es ließ sich gar keine aufstellen; die Behauptung der Einfachheit der Teile ist alsdann, wie erinnert, nur tautologisch.


Apagojik dolambaçta böylece ondan sonuçlanması gereken önesürümün kendisi ile karşılaşırız. Buna göre tanıtlama kısaca şöyle anlaşılabilir:
Tözlerin yalın parçalardan oluşmadıklarını ama yalnızca bileşik olduklarını varsayalım. Ama şimdi tüm bileşim düşüncede ortadan kaldırılabilir (çünkü salt olumsal bir ilişkidir); öyleyse ortadan kaldırılmasından sonra eğer yalın parçalardan oluşmuyorlarsa geriye hiçbir töz kalmaz. Ama elimizde tözlerin olması gerekir çünkü onları varsaymıştık; bizim için herşeyin yitmemesi, tersine birşeyin geriye kalması gerekir; çünkü töz dediğimiz böyle kalıcı birşeyi varsaymıştık; bu birşey öyleyse yalın olmalıdır.

Bütün tabloyu elde etmek için vargıyı da irdelemek gerekir; şöyle sunulur:
‘‘Buradan dolaysızca şu çıkar ki, evrenin şeyleri toplu olarak yalın varlıklardır, bileşim onların salt dışsal bir durumlarıdır, ve ... us öğesel-tözleri ... yalın varlıklar olarak düşünmelidir.’’ [B 464]

In dem apogogischen Umwege sehen wir somit die Behauptung selbst vorkommen, die aus ihm resultieren soll. Kürzer läßt sich daher der Beweis so fassen:
Man nehme an, die Substanzen beständen nicht aus einfachen Teilen, sondern seien nur zusammengesetzt. Nun aber kann man alle Zusammensetzung in Gedanken aufheben (denn sie ist nur eine zufällige Relation); also blieben nach deren Aufhebung keine Substanzen übrig, wenn sie nicht aus einfachen Teilen beständen. Substanzen aber müssen wir haben, denn wir haben sie angenommen; es soll uns nicht alles verschwinden, sondern etwas übrigbleiben; denn wir haben ein solches Beharrliches, das wir Substanz nannten, vorausgesetzt; dies Etwas muß also einfach sein.

Es gehört noch zum Ganzen, den Schlußsatz zu betrachten; er lautet folgendermaßen:
‘‘Hieraus folgt unmittelbar, daß die Dinge der Welt insgesamt einfache Wesen seien, daß die Zusammensetzung nur ein äußerer Zustand derselben sei und daß ... die Vernunft die Elementarsubstanzen ... als einfache Wesen denken müsse.’’ [B 464]


Burada tözlerin dışsallığının, e.d. olumsallığının daha önce tanıtlamada ayraç içersinde verildikten ve kullanıldıktan sonra sonuç olarak sunulduğunu görürüz.

Kant çatışkının çelişkili önermelerinde bir bakıma (genellikle dendiği gibi) bir avukat tanıtına benzer birşey ortaya çıkarabilecek bir gözboyama aramadığı konusunda büyük protestolarda bulunur. İrdelenen tanıta yönelik suçlama bir gözboyama olmasından çok yararsız ve şişirilmiş bir karışıklık olmasına bağlıdır, öyle ki bu durum yalnızca bir tanıtlamanın dışsal şeklini üretmeye hizmet eder ve bir sonuç olarak ortaya çıkması gereken şeyin—ayraçlar içinde—tanıtlamaya dayanak noktası alındığı olgusunu tüm saydamlığı içinde göstermez; sonuçta tanıtlama diye birşey söz konusu değildir ve ortada yalnızca bir sayıltı bulunur.

Hier sehen wir die Äußerlichkeit, d. i. Zufälligkeit der Zusammensetzung als Folge aufgeführt, nachdem sie vorher im Beweise parenthetisch eingeführt und in ihm gebraucht worden war.

Kant protestiert sehr, daß er bei den widerstreitenden Sätzen der Antinomie nicht Blendwerke suche, um etwa (wie man zu sagen pflege) einen Advokatenbeweis zu führen. Der betrachtete Beweis ist nicht so sehr eines Blendwerks zu beschuldigen als einer unnützen gequälten Geschrobenheit, die nur dazu dient, die außere Gestalt eines Beweises hervorzubringen und es nicht in seiner ganzen Durchsichtigkeit zu lassen, daß das, was als Folgerung hervortreten sollte, in Parenthese der Angel[punkt] des Beweises ist, daß überhaupt kein Beweis, sondern nur eine Voraussetzung vorhanden ist.


Karşısav şöyledir:
‘‘Evrende bileşik hiçbir şey yalın parçalardan oluşmaz, ve evrende hiçbir yerde yalın hiçbirşey yoktur.’’ [B 463]

Tanıt benzer olarak apagojik yöndedir ve bir başka yolda tıpkı önceki denli bozuktur.

‘‘Varsayalım ki,’’ der, ‘‘bir bileşik şey (töz olarak) yalın parçalardan oluşmuş olsun. Tözlerin tüm dışsal ilişkisi, dolayısıyla tüm bileşim yalnızca uzayda olanaklı olduğu için, bileşik ne denli parçadan oluşursa, doldurduğu uzay da o denli parçadan oluşmalıdır. Şimdi, uzay yalın parçalardan değil, ama uzaylardan oluşur. Öyleyse bileşiğin her parçası bir uzay doldurmalıdır. Ama tüm bileşiklerin saltık olarak ilk parçaları yalındır. Öyleyse yalın olan bir uzay doldurur. Şimdi bir uzay dolduran tüm olgusal şeyler kendi içlerinde [öğeleri] birbirleri dışında bulunan birer çoklu kapsadıkları ve dolayısıyla ... tözlerden oluşan birer bileşik oldukları için, yalın olan tözsel bir bileşik olacaktır; ki kendi ile çelişkilidir.’’ [A.g.y.]

Die Antithesis lautet:
‘‘Kein zusammengesetztes Ding in der Welt besteht aus einfachen Teilen, und es existiert überall nichts Einfaches in derselben.’’ [B 463]

Der Beweis ist gleichfalls apogogisch gewendet und auf eine andere Weise ebenso tadelhaft als der vorige.

‘‘Setzet,’’ heißt es, ‘‘ein zusammengesetztes Ding (als Substanz) bestehe aus einfachen Teilen. Weil alles äußere Verhältnis, mithin auch alle Zusammensetzung aus Substanzen nur im Raume möglich ist, so muß, aus so viel Teilen das Zusammengesetzte besteht, aus ebenso viel Teilen auch der Raum bestehen, den es einnimmt. Nun besteht der Raum nicht aus einfachen Teilen, sondern aus Räumen. Also muß jeder Teil des Zusammengesetzten einen Raum einnehmen. Die schlechthin ersten Teile aber alles Zusammengesetzten sind einfach. Also nimmt das Einfache einen Raum ein. Da nun alles Reale, was einen Raum einnimmt, ein außerhalb einander befindliches Mannigfaltiges in sich faßt, mithin zusammengesetzt ist, und zwar ... aus Substanzen, so würde das Einfache ein substantielles Zusammengesetztes sein; welches sich widerspricht.’’ [ibid.]


Bu tanıtlama bozuk yordamın bütün bir yuvası (Kant’ın başka bir yerde kullandığı bir anlatım) olarak adlandırılabilir.

İlk olarak apagojik dönüş temelsiz bir yanılsamadır. Çünkü varsayım, e.d. tözsel herşeyin uzaysal olması, uzayın ise yalın parçalardan oluşmaması, doğrudan bir önesürümdür ki tanıtlanacak olanın dolaysız zemini yapılır ve bununla bütün bir tanıtlama tamamlanır.

Dieser Beweis kann ein ganzes Nest (um einen sonst vorkommenden Kantischen Ausdruck zu gebrauchen) von fehlerhaftem Verfahren genannt werden.

Zunächst ist die apogogische Wendung ein grundloser Schein. Denn die Annahme, daß alles Substantielle räumlich sei, der Raum aber nicht aus einfachen Teilen bestehe, ist eine direkte Behauptung, die zum unmittelbaren Grund des zu Beweisenden gemacht und mit der das ganze Beweisen fertig ist.


Bundan sonra bu apagojik tanıtlama ‘Tözlerden tüm bileşim dışsal bir ilişkidir’ önermesi ile başlar, ama tuhaf bir biçimde bunu yine hemen unutur. Çünkü bileşimin yalnızca uzayda olanaklı olduğu, ama uzayın yalın parçalardan oluşmadığı, dolayısıyla bir uzay dolduran olgusal şeyin bileşik olduğu vargısını çıkarmaya geçer. Eğer bir kez bileşim dışsal bir ilişki olarak alınırsa, o zaman bileşimin ancak onda olanaklı olduğu kabul edilen uzaysallığın kendisi, tam bu nedenle tözler için dışsal bir ilişkidir ki, onları hiç ilgilendirmez ve doğalarına dokunmaz, tıpkı uzaysallık belirleniminden çıkarsanabilecek daha başka herşey gibi. Tam bu nedenle tözlerin uzaya koyulmamaları gerekirdi.

[Kant’ta Sezgi ve Kavram Ayrımı] Dahası, burada içine tözlerin koyulduğu uzayın yalın parçalardan oluşmadığı varsayılır; çünkü bir sezgidir, eş deyişle, Kant’ın belirlenimine göre, bir tasarımdır ki, ancak tek bir nesne yoluyla verilebilir, ve diskursif denilen bir kavram değildir. — Bilindiği gibi Sezgi ve Kavram arasındaki bu Kantçı ayrım sezgi konusunda pekçok tuhaflığa yol açmış, ve Kavrama çabasından bağışlanmak için, sezginin değer ve alanı bilginin tümünü içine alacak denli genişletilmiştir. Burada ilgili olan nokta uzayın da, tıpkı sezginin kendisi gibi, aynı zamanda kavranması gerektiğidir—eğer kişi herhangi bir biçimde kavramak istiyorsa. Böylece ortaya çıkan soru uzayın, sezgi olarak yalın süreklilik olsa bile, Kavramına göre yalın parçalardan oluşmuş olarak kavranmasının gerekip gerekmediği, ya da uzayın içine yalnızca tözlerin düştüğü aynı çatışkıya düşüp düşmeyeceğidir. Gerçekte, eğer çatışkı soyut olarak anlaşılacak olursa, anımsatıldığı gibi, genel olarak Niceliği ve böylelikle o denli de uzay ve zamanı ilgilendirir.

Alsdann fängt dieser apogogische Beweis mit dem Satze an, daß alle Zusammensetzung aus Substanzen ein äußeres Verhältnis sei, vergißt ihn aber sonderbar genug sogleich wieder. Es wird nämlich fortgeschlossen, daß die Zusammensetzung nur im Raume möglich sei, der Raum bestehe aber nicht aus einfachen Teilen, das Reale, das einen Raum einnehme, sei mithin zusammengesetzt. Wenn einmal die Zusammensetzung als ein äußerliches Verhältnis angenommen ist, so ist die Räumlichkeit selbst, als in der allein die Zusammensetzung möglich sein soll, eben darum ein äußerliches Verhältnis für die Substanzen, das sie nichts angeht und ihre Natur nicht berührt, sowenig als das übrige, was man aus der Bestimmung der Räumlichkeit noch folgern kann. Aus jenem Grunde eben sollten die Substanzen nicht in den Raum gesetzt worden sein.

Ferner ist vorausgesetzt, daß der Raum, in den die Substanzen hier versetzt werden, nicht aus einfachen Teilen bestehe; weil er eine Anschauung, nämlich, nach Kantischer Bestimmung, eine Vorstellung, die nur durch einen einzigen Gegenstand gegeben werden könne, und kein sogenannter diskursiver Begriff sei. — Bekanntlich hat sich aus dieser Kantischen Unterscheidung von Anschauung und Begriff viel Unfug mit dem Anschauen entwickelt, und um das Begreifen zu ersparen, ist der Wert und das Gebiet derselben auf alles Erkennen ausgedehnt worden. Hierher gehört nur, daß der Raum, wie auch die Anschauung selbst, zugleich begriffen werden muß, wenn man nämlich überhaupt begreifen will. Damit entstünde die Frage, ob der Raum nicht, wenn er auch als Anschauung einfache Kontinuität wäre, nach seinem Begriffe als aus einfachen Teilen bestehend gefaßt werden müsse, oder der Raum träte in dieselbe Antinomie ein, in welche nur die Substanz versetzt wurde. In der Tat, wenn die Antinomie abstrakt gefaßt wird, betrifft sie, wie erinnert, die Quantität überhaupt und somit Raum und Zeit ebensosehr.


Ama, tanıtlamada varsayıldığı gibi, uzay yalın parçalardan oluşmadığı için, bunun yalın olanın yalının belirlenimine uygun olmayan bu öğeye koyulmamasının zemini olmuş olması gerekir. —Ama uzayın Sürekliliğinin bileşim ile çarpışması da burayı ilgilendirir; ikisi birbiri ile karıştırılır, birincisi ikincinin yerine alınır (ki vargıda bir Quaternio terminorum [[Kategorik tasımda büyük ve küçük öncüllerin orta terimi ortaklaşa taşımaları gerekir. Bu kuralın çiğnenmesi bir ‘quaternio terminorum’ ya da dört terimli aldatıdır.]] verir). Kant’ta uzayın tek olması ve parçalarının yalnızca sınırlanmalar üzerine dayanması onun kesin belirlenimidir, öyle ki bunlar ‘‘her şeyi kapsayan tek bir uzayı bir bakıma onu oluşturabilecek bileşenleriymiş gibi öncelemezler.’’ (Arı Usun Eleştirisi, 2. yayım [B], s. 39). Burada Süreklilik bileşenlerden oluşuma karşı bütünüyle doğru ve belirli olarak uzaya yüklenir. Öte yandan, uslamlamada tözlerin uzaya koyulmasının ‘‘[öğeleri] birbiri dışında bulunan bir çoklu’’yu ve dahası ‘‘öyleyse bir bileşiği’’ getirmesi gerekir. Buna karşı, belirtildiği gibi, uzayda bir çoklunun bulunuş yolunun kesinlikle bileşimi ve onun onu önceleyen bileşenlerden oluşumunu dışlaması gerekir.

Karşısavın tanıtına notta eleştirel felsefenin öteki temel tasarımı da vurgulu olarak getirilir ve cisimlerin ancak görüngüler olarak birer kavramlarını taşıdığımız anımsatılır; ama böyle alındıklarında, zorunlu olarak tüm dışsal görüngünün olanağının koşulu olan uzayı varsayarlar. Böylelikle tözler ile denmek istenen yalnızca onları gördüğümüz, duyumsadığımız, tattığımız vb. biçimiyle cisimler ise, o zaman burada onları kavramlarında oldukları biçimiyle ele almış olmayız ve söz konusu edilen yalnızca duyusal algılar olur. Karşısavın tanıtı öyleyse kısaca şöyledir: Görmemizin, duyumsamamızın vb. bütün deneyimi bize yalnızca bileşiği gösterir; giderek en iyi mikroskoplar ve en ince bıçaklar bile yalın birşeye çatmamızı sağlamamışlardır. Öyleyse us ta yalın birşeye çatmayı istememelidir.

Weil aber im Beweise angenommen ist, daß der Raum nicht aus einfachen Teilen bestehe, so hätte dies Grund sein sollen, das Einfache nicht in dies Element zu versetzen, welches der Bestimmung des Einfachen nicht angemessen ist. — Hierbei kommt aber auch die Kontinuität des Raumes mit der Zusammensetzung in Kollision; es werden beide miteinander verwechselt, die erstere an die Stelle der letzteren untergeschoben (was im Schlusse eine Quaternio terminorum gibt). Es ist bei Kant die ausdrückliche Bestimmung des Raums, daß er ein einiger ist und die Teile desselben nur auf Einschränkungen beruhen, so daß sie ‘‘nicht vor dem einigen allbefassenden Raume gleichsam als dessen Bestandteile (daraus seine Zusammensetzung möglich sei) vorhergehen’’ (Kritik der reinen Vernunft, 2. Ausg. [B], S. 39). Hier ist die Kontinuität sehr richtig und bestimmt vom Raume gegen die Zusammensetzung aus Bestandteilen angegeben. In der Argumentation dagegen soll das Versetzen der Substanzen in den Raum ein ‘‘außerhalb einander befindliches Mannigfaltiges,’’ und zwar ‘‘mithin ein Zusammengesetztes’’ mit sich führen. Wogegen, wie angeführt, die Art, wie im Raume eine Mannigfaltigkeit sich findet, ausdrücklich die Zusammensetzung und der Einigkeit desselben vorhergehende Bestandteile ausschließen soll.

In der Anmerkung zu dem Beweis der Antithesis wird noch ausdrücklich die sonstige Grundvorstellung der kritischen Philosophie herbeigebracht, daß wir von Körpern nur als Erscheinungen einen Begriff haben; als solche aber setzen sie den Raum, als die Bedingung der Möglichkeit aller äußeren Erscheinung, notwendig voraus. Wenn hiermit unter den Substanzen nur Körper gemeint sind, wie wir sie sehen, fühlen, schmecken usf., so ist von dem, was sie in ihrem Begriffe sind, eigentlich nicht die Rede; es handelt sich nur vom sinnlich Wahrgenommenen. Der Beweis der Antithesis war also kurz zu fassen: Die ganze Erfahrung unseres Sehens, Fühlens usf. zeigt uns nur Zusammengesetztes; auch die besten Mikroskope und die feinsten Messer haben uns noch auf nichts Einfaches stoßen lassen. Also soll auch die Vernunft nicht auf etwas Einfaches stoßen wollen.


Böylelikle bu sav ve karşısav karşıtlığını daha sağın olarak görmeyi ve tanıtlarını tüm yararsız fazlalık ve karışıklıktan kurtarmayı istersek, karşısavın tanıtının (tözleri uzaya yerleştirerek) assertorik olarak Sürekliliği varsaydığını, ve savın tanıtının (bileşimin tözlerin bağıntı türü olarak kabul edilmesiyle) assertorik olarak bu bağıntının olumsallığını varsaydığını ve böylece tözleri saltık Birler olarak varsaydığını buluruz. Bütün çatışkı böylece kendini Niceliğin iki kıpısının ayrılmasına ve doğrudan doğruya ve hiç kuşkusuz tam anlamıyla ayrı ayrı ileri sürülmesine indirger. Salt Kesiklilik yanına göre alındıklarında töz, özdek, uzay, zaman vb. saltık olarak bölünmüşlerdir, ve ilkeleri Birdir. Süreklilik yanına göre bu Bir yalnızca ortadan kaldırılmış bir Birdir; bölme bir bölünebilirlik olarak, bölünme olanağı olarak, bir olanak olarak kalır ki, edimsel olarak Atoma ulaşamaz. Şimdi giderek bu karşıtlıklar üzerine söylenmiş olanlarda verilen belirlenimde durup kalsak bile, Sürekliliğin kendisinde Atom kıpısı kapsanır, çünkü Süreklilik yalnızca bölünmenin olanağıdır; böylece sözü edilen o bölünmüşlük, Kesiklilik, nasıl Birlerin tüm ayrımını ortadan kaldırıyorsa—çünkü yalın Bir yalnızca ötekiler ne ise odur—, yine öyle aynılıklarını ve dolayısıyla Sürekliliklerini de kapsar. İki karşıt yandan her biri kendinde kendi başkasını kapsadığı ve hiç biri öteki olmaksızın düşünülemeyeceği için, bundan şu çıkar ki bu belirlenimlerden hiç biri, kendi başına alındığında, gerçeklik taşıyamaz; tersine, gerçeklik yalnızca birliklerine düşer. Bu onların gerçek eytişimleri ve o denli de gerçek sonuçlarıdır.

Wenn wir hiermit den Gegensatz dieser Thesis und Antithesis genauer ansehen und ihre Beweise von allem unnützen Überfluß und Verschrobenheit befreien, so enthält der Beweis der Antithesis — durch die Versetzung der Substanzen in den Raum — die assertorische Annahme der Kontinuität, so wie der Beweis der Thesis — durch die Annahme der Zusammensetzung als der Art der Beziehung des Substantiellen — die assertorische Annahme der Zufälligkeit dieser Beziehung und damit die Annahme der Substanzen als absoluter Eins. Die ganze Antinomie reduziert sich also auf die Trennung und direkte Behauptung der beiden Momente der Quantität, und zwar derselben als schlechthin getrennter. Nach der bloßen Diskretion genommen sind die Substanz, Materie, Raum, Zeit usf. schlechthin geteilt; das Eins ist ihr Prinzip. Nach der Kontinuität ist dieses Eins nur ein aufgehobenes; das Teilen bleibt Teilbarkeit, es bleibt die Möglichkeit zu teilen, als Möglichkeit, ohne wirklich auf das Atome zu kommen. Bleiben wir nun auch bei der Bestimmung stehen, die in dem Gesagten von diesen Gegensätzen gegeben ist, so liegt in der Kontinuität selbst das Moment des Atomen, da sie schlechthin als die Möglichkeit des Teilens ist, so wie jenes Geteiltsein, die Diskretion, auch allen Unterschied der Eins aufhebt — denn die einfachen Eins ist eines was das andere ist —, somit ebenso ihre Gleichheit und damit ihre Kontinuität enthält. Indem jede der beiden entgegengesetzten Seiten an ihr selbst ihre andere enthält und keine ohne die andere gedacht werden kann, so folgt daraus, daß keine dieser Bestimmungen, allein genommen, Wahrheit hat, sondern nur ihre Einheit. Dies ist die wahrhafte dialektische Betrachtung derselben sowie das wahrhafte Resultat.


[Eleatik Okulun Eytişimi Ve Kant’ın Çatışkıları] Eski Eleatik Okulun eytişimsel örnekleri, özellikle devimi ilgilendirenler, Kant’ın irdelenen çatışkılarından sonsuz ölçüde daha anlamlı ve derindir; bunlar da benzer olarak Nicelik Kavramı üzerine dayanırlar ve çözümlerini onda bulurlar. Onları burada irdelemek çok uzun bir iş olacaktır; uzay ve zaman Kavramlarını ilgilendirirler ve bu kavramlar ele alınırken ve Felsefe Tarihinde irdelenebilirler. Yaratıcılarının uslarına en büyük onuru kazandırırlar; sonuçları olarak [Parmenides Ve Herakleitos] Parmenides’in arı Varlığını getirirler, çünkü tüm belirli varlığın kendi içinde çözülüşünü gösterirler ve böylelikle kendilerinde Herakleitos’un akışıdırlar. Bu nedenle yalnızca sofistlikler oldukları yolunda verilen sıradan açıklamadan daha köklü bir irdelemeyi hak ederler; çünkü bu önesürüm [Diogenes Ve Eytişim] Diogenes’in sıradan insan anlağına çok aydınlatıcı gelen örneğini izleyerek görgül algıya sarılır. Bir eytişimci kendisine devimin kapsadığı çelişkiyi gösterdiği zaman, Diogenes’in usunu pek fazla yormaksızın sessizce ileri geri yürüyerek gözün kanıtına başvurduğu söylenir—öyle bir önesürüm ve öyle bir çürütme ki, hiç kuşkusuz düşünmeye girişmekten ve düşüncenin kendini sıradan bilinçte biçimlendirdiği zaman hiçbir biçimde zorlanmaksızın götürdüğü karışıklıklara sıkı sıkıya sarılarak onları yalnızca düşünce yoluyla çözmekten çok daha kolaydır.

Unendlich sinnreicher und tiefer als die betrachtete Kantische Antinomie sind die dialektischen Beispiele der alten eleatischen Schule, besonders die Bewegung betreffend, die sich gleichf alls auf den Begriff der Quantität gründen und in ihm ihre Auflösung haben. Es würde zu weitläufig sein, sie hier noch zu betrachten; sie betreffen die Begriffe von Raum und Zeit und können bei diesen und in der Geschichte der Philosophie abgehandelt werden. — Sie machen der Vernunft ihrer Erfinder die höchste Ehre; sie haben das reine Sein des Parmenides zum Resultate, indem sie die Auflösung alles bestimmten Seins in sich selbst aufzeigen, und sind somit an ihnen selbst das Fließen des Heraklit. Sie sind darum auch einer gründlicheren Betrachtung würdig als der gewöhnlichen Erklärung, daß es eben Sophismen seien; welche Assertion sich an das empirische Wahrnehmen nach dem — dem gemeinen Menschenverstande so einleuchtenden — Vorgange des Diogenes hält, der, als ein Dialektiker den Widerspruch, den die Bewegung enthält, aufzeigte, seine Vernunft weiter nicht angestrengt haben, sondern durch ein stummes Hin- und Hergehen auf den Augenschein verwiesen haben soll, — eine Assertion und Widerlegung, die freilich leichter zu machen ist, als sich in die Gedanken einzulassen und die Verwicklungen, in welche der Gedanke, und zwar der nicht weithergeholte, sondern im gewöhnlichen Bewußtsein selbst sich formierende, hineinführt, festzuhalten und durch den Gedanken selbst aufzulösen.


[Aristoteles Ve Eytişimi] Aristoteles’in bu eytişimsel şekiller için getirdiği çözümler büyük övgüye değer ve onun gerçekten kurgul uzay, zaman ve devim kavramlarında kapsanır. Üzerine o tanıtların en ünlüsünün dayandığı sonsuz Bölünebilirliğin (ki, yerine getirilmiş gibi tasarımlandığı için, sonsuz bölünmüşlük ile, atomlar ile aynıdır) karşısına uzay için olduğu gibi zaman için de geçerli olan Sürekliliği çıkarır, öyle ki sonsuz, e.d. soyut çokluk salt kendinde, olanağa göre, Süreklilikte kapsanır. Soyut Süreklilik karşısında olduğu gibi soyut çokluk karşısında da edimsel olan bunların somut biçimleri, zaman ve uzayın kendileridir, tıpkı bu sonunculara karşı yine devim ve özdeğin daha somut olmaları gibi. Soyut olan salt kendinde ya da salt olanağa göre vardır; yalnızca olgusal birşeyin kıpısı olarak vardır. Dictionnarire’inde, Zenon üzerine makalesinde, Aristoteles’in çözümünü ‘‘pitoyable’’ [acınaklı] bulan Bayle özdeğin salt olanağa göre sonsuza bölünübilir olmasının ne demek olduğunu anlamaz; eğer özdek sonsuza bölünebilir ise, o zaman edimsel olarak sonsuz bir parçalar çokluğu kapsamalı, ve dolayısıyla bu sonsuz en puissance [gizil] bir sonsuz değil ama olgusal ve edimsel olarak varolan bir sonsuz olmalıdır yanıtını verir. Tersine, giderek bölünebilirliğin kendisi bile parçaların bir varolması değil, ama salt bir olanaktır, ve genel olarak Çokluk Süreklilikte yalnızca bir kıpı olarak, ortadan kaldırılmış olarak koyulur. Keskin anlak—ki Aristoteles hiç kuşkusuz bunda da aşılamazdır—onun kurgul Kavramlarına erişip onları yargılamaya yetkin değildir, tıpkı yukarıda örneklenen duyusal tasarımların hantallığının Zenon’un uslamlamalarını çürütmeye yeterli olmaması gibi; bu anlak böyle sonsuz çoklukta parçalar gibi düşünce-şeyleri, soyutlamaları gerçek ve edimsel birşey olarak görme yanılgısına düşer; ama bu duyusal bilinç görgül olanın üstüne, düşünceye yükseltilmesine izin vermez.

Die Auflösung, die Aristoteles von diesen dialektischen Gestaltungen macht, sind hoch zu rühmen und in seinen wahrhaft spekulativen Begriffen von Raum, Zeit und Bewegung enthalten. Er setzt der unendlichen Teilbarkeit (was, da sie vorgestellt wird, als ob sie bewerkstelligt werde, mit dem unendlichen Geteiltsein, den Atomen, dasselbe ist), als worauf die berühmtesten jener Beweise beruhen, die Kontinuität, welche ebensowohl auf die Zeit als den Raum geht, entgegen, so daß die unendliche, d. h. abstrakte Vielheit nur an sich, der Möglichkeit nach, in der Kontinuität enthalten sei. Das Wirkliche gegen die abstrakte Vielheit wie gegen die abstrakte Kontinuität ist das Konkrete derselben, die Zeit und der Raum selbst, wie gegen diese wieder die Bewegung und die Materie. Nur an sich oder nur der Möglichkeit nach ist das Abstrakte; es ist nur als Moment eines Reellen. Bayle, der in seinem Dictionnaire, Art. Zenon, die von Aristoteles gemachte Auflösung der zenonischen Dialektik ‘‘pitoyable’’ findet, versteht nicht, was es heißt, daß die Materie nur der Möglichkeit nach ins Unendliche teilbar sei; er erwidert, wenn die Materie ins Unendliche teilbar sei, so enthalte sie wirklich eine unendliche Menge von Teilen; dies sei also nicht ein Unendliches en puissance, sondern ein Unendliches, das reell und aktuell existiere. — Vielmehr ist schon die Teilbarkeit selbst nur eine Möglichkeit, nicht ein Existieren der Teile, und die Vielheit überhaupt in der Kontinuität nur als Moment, als Aufgehobenes gesetzt. — Scharfsinniger Verstand, an dem Aristoteles wohl auch unübertroffen ist, reicht nicht hin, dessen spekulative Begriffe zu fassen und zu beurteilen, sowenig als die angeführte Plumpheit sinnlicher Vorstellung, Argumentationen des Zeno zu widerlegen; jener Verstand ist in dem Irrtume, solche Gedankendinge, Abstraktionen wie unendliche Menge von Teilen, für Etwas, für ein Wahres und Wirkliches zu halten; dieses sinnliche Bewußtsein aber läßt sich nicht über das Empirische hinaus zu Gedanken bringen.


Kant’ın çatışkıları çözümü de benzer olarak yalnızca usun duyusal algının ötesine geçmemesi ve görüngüyü olduğu gibi alması gerektiği sayıltısından oluşur. Bu çözüm çatışkının kendi içeriğini bir yanda bırakır; belirlenimlerinin Kavramlarına doğasına erişemez ki, bunlardan her biri, kendi başına yalıtıldığında, hiçbirşeydir ve kendinde yalnızca kendi başkasına geçiştir, ve Niceliği birlikleri olarak alırlar ve gerçekliklerini onda bulurlar.

Die Kantische Auflösung der Antinomie besteht gleichfalls allein darin, daß die Vernunft die sinnliche Wahrnehmung nicht überfliegen und die Erscheinung, wie sie ist, nehmen solle. Diese Auflösung läßt den Inhalt der Antinomie selbst auf der Seite liegen; sie erreicht die Natur des Begriffes ihrer Bestimmungen nicht, deren jede, für sich isoliert, nichtig und an ihr selbst nur das Übergehen in ihre andere ist und die Quantität als ihre Einheit und darin ihre Wahrheit hat.


GELİŞTİRİLİYOR