|
Bilgi |
|
bilgi, bilim knowledge, science |
|
Bilim felsefenin
bakış açısından şöyle görünür: Değişmez,
Özsel Temeller üzerine dayanır. KAVRAMLARın
eksiksiz DİZGEsidir. BİLİM görgücülük,
analitik gelenek,
pozitivizm, postmodernizm
için bir ALIŞKANLIKLAR YAPISI, ya da TOPLUMSAL OLARAK KOŞULLU
ÖZNEL BİR UYDURMAdır. Bu öznel bakış açıları bu savlarının da bir ‘bilgi’
olması gerektiğini göremezler.
Bilimsel kuramsal yapı Saltıklara dayandığı düzeye dek bilimseldir, ve ancak tüm varsayımlardan arınmış olarak tanıtlandığı ölçüde GERÇEKLİK DEĞERİ taşır. Ne denli büyük olursa olsun, hiçbir gözlem ve deneyim niceliği herhangi bir Saltık Değeri aklamak için yeterli değildir. Tanıtlama görgül gözlem ve deneyin üstünde, arı düşüncenin alanında, Kavramın, İdeanın alanında yer alır. Us, Nous, Logos—bilimsel düşüncenin biricik doğrulayıcısıdır, çünkü Us, Nous, Logos EVRENİN BİÇİMİ ve ÖZÜDÜR. Gerçeklik, Pekinlik, Tanıtlanmışlık—bilimsel girişimin idealini bu değerler oluştururken, görelilik ise kavramı, Saltığı yerinden atmak için analitik olarak kullanıldığı ölçüde, usdışının, bilimdışının, görgücülüğün, boşinancın, sofizmin ilkesi olur. Bu analitik / görgül ilke yoluyla, felsefeden bütünüyle habersiz pozitivist Popperlar, Gödeller, Russellar felsefeden, eytişimden eşit ölçüde habersiz saf bilimsel bilinci terörize ederler, bilimin özellikle göreli olması, saltıklar ile, dizge ile ilgilenmemesi gerektiği, yalnızca yanlışlanabilecek tümevarımlarla ve olasılıklarla, istatistiklerle yetinmesi gerektiği masalını yayarlar. Son yirmi yıldır postmodernist ‘kuramcılık’ saltıkların, bilimsel kuramın temelinde yatan DEĞİŞMEZ Niceliklerin ve Yasaların hiç de öyle olmadıklarını, tümünün de göreli ‘toplumsal yapıntılar’ olduklarını buyurmaya başlamıştır. Bilimi yalnızca bir ‘‘güç sorunu’’ olarak, bir ideolojik üstyapı olarak, bir ‘‘dil oyunu’’ olarak, toplumsal bir yapılaştırma olarak gören postmodernizme göre ışık hızı bile saltık değildir çünkü hiçbirşey saltık değildir. ‘‘Einstein değişmezi [c] bir değişmez değildir, bir özek değildir. O değişebilirlik kavramının kendisidir—son olarak, oyun kavramıdır. Başka bir deyişle, belli bir şeyin, oradan bir gözlemcinin alana egemen olacağı bir özeğin kavramı değil, ama oyunun kavramının kendisidir.’’ (Jacques Derrida, ‘‘Structure, Sign, and Play in the Discourse of the Human Sciences,’’ The Structuralist Controversy’de, yay. haz. R. Macksey ve E. Donato (Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 1970), 267. Böyle savların tanıtları gereksizdir çünkü böyle birşey onları birer bilgiye yükseltmeye denk düşer, onları birer gerçekliğe çevirme gözdağını verir. Aydınlanmanın olgunlaştırdığı Batılı entellektüelin böylesine çocuksu olabilmesi nasıl olanaklıdır? |
|
Aslında Einstein’ın
‘görelilik’ kuramı saltık bir nicel
değer üzerine, ve değişmez fiziksel
yasaların doğrulanması üzerine dayanır, ve Einstein’ın kendisi ‘görelilik
kuramı’ adlandırmasına yıllarca karşı çıktıktan sonra sonunda Max Planck’ın
diretmelerine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Nietzsche yazınsal parlaklığı ile de övülür. |
|
Usun ‘Ötesi’ |
|
Bilginin anlamlı
olabilmesi için, var olabilmesi için
aklanması gereken tek şey bilinen nesnede insan usu tarafından üretilen
ve uygulanan belirlenimlerden öte başka hiçbir belirlenimin olmadığı,
ve usun belirlenim gücünün saltık olduğudur.
Bilginin bilgi olduğunu gösterebilecek biricik yetke, usun tanıtlaması yoluyla kendi yetkesini ortadan kaldırabilecek biricik entellektüel girişim FELSEFEdir (‘felsefe’ adını alan derme çatma söylemler, öznellikler vb. değil). Buna yeteneksiz kuşkuculuk insan usunu küçültme seçeneğini kabul eder. Bu göreli bir işlemdir ve olanağı usun kendisinden daha büyük bir varlık alanı konutlamaktır. Usun ötesinde herhangi bir aşkınsallık, bilinemez kendinde-şey vb. gibi bilinmeyenlerin olduğunu kabul etmek mantıksızdır, eş deyişle salt kişisel bir yeğleme sorunudur, usun kendisinde hiçbir desteği yoktur. Usun doğasının a priori yapılarının, Kavramların ötesinde herhangi bir kendilik us tarafından saptanamadıkça, kendini bir belirlenim olarak göstermedikçe, bir kendinde-şey sanısı bütünüyle öznel, temelsiz, yıkıcı bir kuşkuya anlatım vermekten öteye gidemez, anlam evrenini çürütmekten başka bir etki göstermez. Ya da, eğer böyle bir bilinemez alanın olduğu varsayılırsa, bir kuşkunun tüm anlamı ve tüm gerçekliği yokettiği savı herhangi bir geçerli uslamlama yoluyla desteklenemez. Bu öznel kuşkuculuğun karşısına bilimcinin eşit ölçüde öznel kanısı çıkar: Doğa ussaldır, ussal davranır: Bu doğal bilimin varsayımıdır. Pozitivizm/nihilizm bunu yadsır. Gerçekten de doğal bilimin belirlenimleri, ve matematiksel aygıtı henüz özdeksel varlık alanını bütününde kavramaktan ve niceleştirmekten uzaktır, ama bilimin içgüdüsü, eğilimi bu kavrayışın olanaklı olduğu varsayımıdır. Ve doğal bilim saf tümevarım yöntemiyle de olsa sürekli olarak bu ussallığı açığa sererek gelişir. Sorunun son sözü, saltık kavramsal aklama, ya da Doğa Felsefesi, henüz Batı bilimcisinin ilgisinin ve kavrayışının ve yürekliliğinin ötesinde, henüz usunun keşfedilmemiş doğasındadır. Ne Galileo, ne Kopernik, ne Kepler, ne Newton, ne Maxwell doğa bilimcinin kavramların eytişimi konusunda bütünüyle bilgisiz kalmasını önermişlerdir. Tersine, kendileri Platon, Aristoteles, Euklides, Ptolemi’nin ve antik çağın başka bilimcilerinin ve felsefecilerinin kalıtını kavramışlar, felsefeyi bilimden ayırmak bir yana, tersine onun özbilinci ve gerçek gücü olarak görmüşlerdir. Einstein ‘‘tüm duyusal deneyim bütünlüğü çok yalın öncüller üzerine kurulu kavramsal bir dizge temelinde kavranabilir’’ der (1950). Pozitivist kulak bu sözlere sağırdır, çünkü bilimin arı kavramsal düşünceden, felsefeden ayrılması, bu pozitivist yazgı modernist görgücülüğün kendi kavramı gereğidir. |
|
Geliştiriliyor. |