|
Belit |
|
belit(sel) axiom(atic) |
|
Belitin
tanıtlanamayan gerçeklik ya da doğruluk anlattığı kabul edilir. Bu düzeye
dek, tanıtlanmamışlığın bir eksiklik anlattığı düzeye dek, belitler üzerine
dayalı her kuramsal girişim felsefi bilgi ideali karşısında yetersizdir.
Euklides’in Öğeler’i gibi Spinoza’nın
Törebilim’i de belitsel yöntemleriyle
felsefenin istediği varsayımsızlık ilkesini doyuramazlar. |
|
Tanıtlama tasımlar zemininde uslamlamalar zinciri olarak anlaşıldığı sürece, hiç kuşkusuz belitler uslamlamaların vargıları değildirler. Hegel Küçük Mantık’ta Descartes’ın ‘Cogito ergo sum’unun bir tasım olmadığını, dolaysız bir bilgi olduğunu belirtir. Gene de bundan bu dolaysız bilginin, tasım olmayan ve bu anlamda tanıtlanmış olmayan bilginin gerçek olamayacağı sonucu çıkmaz. Leibniz’in ‘‘hiçbir tanımları verilemeyen yalın düşünceler’’ dediği şeyler hiç kuşkusuz kavramların kendileridir. Hegel’in bütün bir Mantık dizgesinin soyut Varlık kavramından Saltık İdeaya gelişimi, her biri yalın olarak salt kendisi olan kavramların gerçekte o denli de yalnızca ve yalnızca karşıtlarında ve böylece birliklerinde olmaları zemininde anlaşılan eytişimsel yapı sıradan tasımlar zemininde ilerleyen bir uslamlama süreci ile izlenecek bir söylem değildir. Bilgide, gerçeklikte belirleyici olan şey mantıksal bağdır. Ve belitler, dolaysız gerçeklikler eğer gerçekten gerçek iseler, çıkarsanışlarını, tanıtlanışlarını mantıksal dizgede bulmalıdırlar ve elbette bulurlar. |
|
|
|
Tüm bu verili birikim bir tür belit olarak görülebilir, çünkü tanıtlanıncaya dek gerçekliği ancak varsayılabilir. Verilidir, dolaysızdır, ilktir, ve felsefe ile tanışan her bilinç onun aracılığıyla tanışır. Herşey gelip bu dolaysız verilerin gerçekliğini saptamaya dayanır. Bu ise eytişimsel düşünce yoluyla, ya da ancak felsefenin kendi içersinde çözülebilir. Özsel olan nokta felsefe tarihi olarak bilinen şeyin doğasını kavramak, orada neyin gerçekten felsefe ve neyin sıradan görgücülük olduğunu ayırdetmektir. Felsefe Tarihinin birincil önemi bireysel dizgelerin zamandizinsel bir özetini vermesinde değil, ama insan usunun evrensel sorunlarına zaman boyutu içinde nasıl ortaklaşa bir çaba ile çözüm arandığını göstermesinde yatar. Ve ortaya çıkarabileceği en anlamlı soru bu tarihte birer belit değerinde olan uslamlamaların son kez nasıl tanıtlanacağı, özsel olarak eytişimsel olan bu sürecin kendi bilincini nasıl kazanacağıdır. Bu kaygı felsefi bilinci tanıtlamanın doğasını ya da kurgul yöntemi öğrenmeye götürmelidir. |
|
‘‘Kısaca, hiçbir
tanımları verilemeyen yalın düşünceler vardır; ayrıca Belitler ve Konutlamalar,
tek bir sözcükle Birincil İlkeler de vardır ki tanıtlanamazlar,
ve aslında hiçbir tanıta gereksinmezler; bunlar Özdeş Önermelerdir
ki karşıtları açık bir çelişki içerir. Et il y a enfin des idées simples dont on ne saurait donner la définition; il y a aussi des axiomes et demandes ou en un mot des principes primitifs, qui ne sçauraient être prouvés et n’en ont point besoin aussi; et ce sont les Énonciations identiques, dont l’opposé contient une contradiction expresse.’’ |
|
|
|
Öte yandan, tasım yapısında önermelerin yerine kavramları geçirerek kurgul yöntemin baştan sona bir tasımlar zinciri olduğunu, varolan herşeyin bir tasım olduğunu söyleyebiliriz. |
|
Euklides’in Öğeler’deki ilk tanımı — ‘Nokta parçası olmayandır’ — geometrinin işlemesi için yeterli ve uygun olanın örneğini verir. Varlığın doğrulanması olan tanıtlamadan ayrı olarak, tanımda istenen istenen şey yalnızca anlamdır. Tanım bu yüzden ‘nokta’ ve ‘parça’ arasında kurulan karşıtlıktan yararlanabilir, üstelik henüz ‘parça’ kavramının kendisinin tanımı verilmemiş olsa bile. Bu yöntem geometrinin amaçları için yeterlidir. Geometri felsefe değildir. Ama gene de belitlerin Geometride varsayımlar olarak kabul edilmeleri gerçekliklerinin kuşkulu olması demek değildir. Tersine, gerçekliklerinin genellikle tanıtlama denilen uslamlama süreçlerine başvurmayı kesinlikle gerektirmeyecek denli açık olmasıdır. Belitin işlevi yalnızca ve dolaysızca geometrik kavramın görgül belirlenimini bildirmektir, ve tanımın kendisi geometrik kavram ve duyusal tasarımı arasındaki ayrımı varsayar. Eğer iki nokta arasındaki ‘doğru çizgi’ = ‘en kısa çizgi’ ise, ve belit yalnızca bunu belirtiyorsa, belit yalnızca kavramın sezgisel ya da duyusal belirlenimini bildirir. Ve kısa ya da uzun terimleri özsel doğasında nicelik olan doğru çizginin belirlenimini ne eksiltirler ne de çoğaltırlar. Geometri bu görgül belirlenimi ister, çünkü çizimler yoluyla, algı düzleminde işler. Belirlenimi kavrama dışsal görmek kavramı kendine dışsal ya da kavramı kendi dışında görmektir. Bu içsellik nedeniyledir ki belit analitik ya da çözümsel olmak zorundadır. ‘En kısalık’ belirlenimi doğru çizgiden uzaklaştırıldığında, geriye doğru çizginin kendisi de kalmaz. Ve elbette Geometri de kalmaz.
|
|
GENİŞLETİLECEK
|