|
Analitik |
|
çözümleme,
analiz (İng.
analysis; Alm. Auflösung);
ayrıca:— |
|
A.
Çözümleme (çözme) doğal dildeki anlamında yalın bir ‘ayırma’yı, salt dışsal
yanyanalığın ortadan kaldırılmasını değil, ama tam olarak ‘çözme’ eyleminin
imlediği gibi bir ‘bağ,’ ‘bağıntı,’ ‘bağlılık’ ya da ‘bireşim’ durumunun
ortadan kaldırılmasını anlatır. Çözümleme her durumda bireşimi içerir,
kendinde bireşimdir. (Kant’ın
katkısının bireşimli yargının zorunlu türünü ya da tipini göstermek
olduğu söylenir. Bireşimli yargının a priori türü özne ve yüklem arasında
evrensel ve zorunlu bir bağıntıyı, bir bireşimi anlatır. Zorunlu
ya da gerçek anlamda mantıksal bireşim yalnızca ve yalnızca karşıtların
birliğini anlatır. Ama bu mantıksal ilişki için bireşim sözcüğü yabancı
ve yapaydır.) Kendinde
düşünüldüğünde, çözümleme bilme etkinliğinin doğal işlevlerinden biridir
ve bireşimi dışlama pahasına vurgulanmadıkça yetide hiçbir kötülük
aramak gerekmez. Ama bütünlük karışık, karşıtların bütünü ise anlaşılması
en güç olan gibi görünür, ve kavrama güçlüğü doğal usu yalın olduğunu
sandığı kavrama sarılmaya iter. Çözümleme mantığı özsel olarak eytişimsel
mantığın karşıtını, karşıtların birliği kavrayışının karşıtını, dolayısıyla
onun kendi yanlarından birini temsil eder — soyut / tekil olanı, bağlamsız
duranı anlama yetisini. Tekil olanı anlamak çoğul olanı anlamaya
— ışığı algılamak o denli de ışık olmayanı, karanlığı algılamaya — bağlı
olduğu ölçüde, saltık olarak yalın ya da tekil olanın, olanaksız
olanın nasıl anlaşıldığı konusunda bkz. anlak / anlam girişi. |
|
ARI USUN ELEŞTİRİSİ A 6 IV. Çözümsel Ve Bireşimsel Yargıların Ayrımı
***Eskilerden biri kafasına esip bu soruyu yalnızca ortaya sürmüş olsaydı, o zaman bu bile kendi başına tüm arı us dizgelerine karşı zamanımıza dek sürecek güçlü bir direnç yaratır ve bizi ne yapılması gerektiği bile bilinmeksizin körü körüne üstlenilen pekçok boş araştırmadan bağışlardı. |
|
Analitik ve Diyalektik |
|
Kant’ın ‘mekanik’ konuşma yolunda ‘analitik’ anlatımı bir kavramın bir başkasında kapsanması ile ilgili olarak kullanılır — aşağı yukarı kimyasal bir bileşik ve bileşenleri durumunda olduğu gibi. Kimyasal bir bireşim hiç kuşkusuz bileşenlerinden ayrı bir doğa kazanır, ve bu ayrım dışsal bir etmenin katkısı değil ama tersine bütünüyle içseldir. Buna karşı bireşime giren öğeler birbirlerinden bağımsız ve ilişkisiz olarak, tekil ya da yalıtılmış olarak varolurlar, ve bireşimin kendisi dışsal bir işlemdir. Kant düşüncenin ‘kapsama’ işlemi dediği şeyin ne demek olduğu, bir kavramın bir başka kavramdan nasıl türetildiği ya da çıkarsandığı gibi SALTIK OLARAK ÖZSEL bir nokta üzerinde durmaz. Kant hiçbir zaman tanıtlama denen olgunun felsefe için saltık önemini kavramış değildir. Kendini inandırdığı zaman, bu onun için yeterlidir. Descartes’tan, Platon’dan okudukları bir kulağından girip ötekinden çıkmıştır, beyninde yerleşik bir kavramsal bağlantı yapısı oluşturmayı başaramamış, felsefenin damdan düşer gibi ortaya atılan görüşlerle başlayamayacağını ve sürdürülemeyeceğini, felsefeye özgü bu uygarlık ilkesinin, bu incelik ilkesinin değil önemini, değil anlamını, varlığını bile kavramayı başaramamıştır. Felsefenin kendisi ile başladığına inanır, ve AUE’yi kapanışa getiren ‘Arı Usun Tarihi’ başlıklı bir bölümde, felsefenin bu güne dek felsefenin kendisinin ne olduğunu anlayamadığını yazar. Ve gene de Yöntem üzerine tüm sözleri boş sözlerdir. Kant felsefe için çok geç kalmıştı. Şimdiden kaskatı şekillenmiş bir pozitif kafa ile, eytişimin istediği esnekliği hiçbir zaman kazanamazdı. Tanıtlama olmadığında, ortaya sürülen şeyler kendileri için öznel görüşlerin değerinden ve anlamından daha ötesini ileri süremezler. Kant’ın hiçbir tanıtlama yöntemi yoktu. Olamazdı da. Yöntemi yöntemsizliğin ta kendisiydi. Doğal bilincin en sıradan, en kaba işlemleriydi. Böyle yöntem içgüdüseldir, dışsal tasarımlar yoluyla ilerler, ve insanların kanıları üzerine, önyargıları üzerine, giderek aldatılmaları, tongaya bastırılmaları, dikkatsizlikleri, söylenenleri anlamamaları üzerine dayanır. Hiçbir felsefeci arı usun niçin uzay ve zaman gibi arı olmayan görgül kategoriler zemininde eleştirildiğini, arı mantıksal kategorilerin yalın işlemleri arasına niçin imgelem gücünün girmesi gerektiğini anlayamaz. Ama Kant anlar. Kurgul Yöntem, yalnızca düşüncenin kendi öz devimi olan bu gerçek felsefi işlem böyle bilinç yapısının sonsuz ölçüde uzağında durur. Bu analitik ‘felsefeciler’ yazarlar, konuşurlar, çürütürler, reddederler, ileri sürerler. Salt öznellikleri adına. Salt kişisel doyumları ya da doyumsuzları adına. Ama kesinlikle gerçeklik, pekinlik, sağınlık adına değil. Analitik bakış açısı için mantığın kendisi giderek bir uylaşım ya da yeğleme sorunu olma noktasına dek bozulur (‘metalogic’ denilen şey). Kavramın ilişkisi o analitik ve sentetik sözcükleri tarafından iletilemeyecek çok daha başka bir anlam taşır. Analitik düşünce yolunun tersine, diyalektik kavramsal / mantıksal ilişkinin hiç de bir iç ya da dış ilişki sorunu olmadığını, kavramın ilişkisinin gerçek anlamda kendi karşıtında kendi ile ilişki olduğunu gören düşünce eylemidir. Uzay ancak Zaman ile ilişki, ama karşıtlık ilişkisi içinde kendi gerçekliğini bulur. Zamansız Uzay ya da Uzaysız Zaman birer soyutlamadır. Analitik tasarımlar olarak doğal bilince aittirler, ve bu tekillik içinde onlara varlığın değerini ancak bu soyutlama yeteneği yükler. Ama Uzay kendinde Zamandır. Ve evrik olarak. Bu karşıtlığı izleyen ilk mantıksal birlik Özdektir. Eytişim bir çocuk oyunu, bir fizik oyunu değildir. Özdeğin Uzayı yaratması, ya da Özdeğin birinci kavram olması ya da Uzayı öncelemesi gibi görüşler bir masalın mantığından bile yoksun olan analitik masallardır, ve düşüncenin tüm özerk etkinliğini bir yana bırakması koşuluyla üretilirler. Doğal us, en yalın kullanımında, eytişimi kavradığı zaman, Özdeğin Uzaysız olarak, Zamansız olarak ancak pozitivistin imgeleminde olduğunu, gerçekte olmadığını kolayca, dolaysızca görür. Özdek ancak karşıt Kuvvetlerin birliği olarak kendi daha yüksek gerçekliğine erişir, ancak bu birlik olarak vardır ve kavranabilirdir. Ama yöntemsiz düşünce, örneğin Newton hiçbir zaman kuvvetin özdeğe özünlü olduğunu anlayabilmiş değildir. Kuvveti özdekten özellikle dışlar, ve kuvvetin özdeğe özünlü olduğu görüşünü ateizm olarak ‘doğal felsefe’ dediği şeyden dışlamak için büyük çabalara girer. Einstein için de aynı şey geçerlidir. Kuvveti geodeziklerin bir işlevi olarak gördüğüne inanır. Özdek ile ilgisizdir. Analitik düşünme yolu bir kavramın karşıtını özellikle kendisinden dışladığını, onu reddettiğini kabul eder. Ve bu karşılıklı dışlamayı her karşıt kavram çifti durumunda bulduğu için, bunlarda usun çatışkılara düştüğü kaygısına düşer. Diyalektik tam bu karşılıklı dışlamanın kendisinde insan usunun gerçek bilgi sorunuyla karşı karşıya olduğunu kabul eder. Tam bu karşıtlıkta, yalnızca karşıtların birliğinin anlatıldığını kavrar. Diyalektik insan usunun çatışkıların önünden kaçma değil ama onların üstesinden gelme, onları kavrama yeteneğidir. Çatışkılar yalnızca şu ya da bu durumda değil, Kant’ın seçtiği ‘dört’ özel durumda değil, ama her kavram durumunda ortaya çıkar. Bu yüzden çatışkıya düşmek, karşıtlarla yüz yüze gelebilmek usun bir zayıflığı olmak yerine, tam tersine onun saltık gücünün kanıtıdır. Ancak karşıtlığın dinamiği usu, mantığı devindirir ve onu kavramları yapay yollarla, dışsal yollarla ilişkilendirme saçmalığından bağışlar. Bilimlerin kavramsal doğaları anımsandığında, karşıtlıkları kavrama sorununun ne denli belirleyici olduğu anlaşılabilir. Kavramın gerçek ilişkisi, mantıksal ilişkisi bir başka kavramın onunla dışsal, çağrışımsal, mekanik vb. bağlantısı değildir. Eğer kavram dışsal ilişkiden kurtulacaksa, kendisi devinmeli, ilişkisini kendisi kurmalıdır. Ama bu gene de kavramın dışsal bir parçacık gibi duran başka bir kavrama yaklaşması, onunla buluşması, ve onunla düzeneksel bir birlik içine girmesi demek değildir. Kavramın ilişkisi kavramın kendisini olumsuzlaması, kendini kendi olumsuzu, kendi karşıtı yapması, kendinde karşıtların birliği olması, bütün bir ussal dizgenin yapısını daha şimdiden kendi içinde kapsıyor olmasıdır. Kendinde o denli de kendi başkası olma, kavramın bu özsel eytişimsel doğası kavramın ilişkisinin bir olumsallık sorunu olmadığını gösterir. Kavramı ‘kendinde ve kendi için’ irdelemek gerçekte yalnızca kavramı tüm dışsallıktan, tüm tasarımsal, imgesel, duyusal dış dokusundan soyutlayıp arı değeri ve anlamı içinde almayı anlatır. Kavram kendinde ve kendi için olumsuzdur. Dışlamadır. Yadsıma, olumsuzlama, ayırma, çelişki vb.dir. Kendisi, ama o denli de kendi olumsuzlanmasıdır. Ve bu olumsuzlama dışsal değil ama kavramın kendi edimi, kendi doğasıdır, ve kavramı kendi doğasında kendi karşıtı olarak gösterir. Ama karşıtların bu birliğinin kendisi her iki kıpıyı da kendi içinde ortadan kaldıran yeni bir kavramdır. Bunu kavramak için, düşüncenin kendi öz devimini görmek için hiçbir dışsal düşünce edimi gerekmez. Tersine, dışsallığın kendisinin dışlanması ve kavramsal sürecin kendi dinamiği ile işlemesi zorunlu ve yeterlidir. Çözümsel ya da bireşimsel anlatımları mantıksal sağınlık imlemezler, giderek salt görgül dışsallık alanında kullanıldıklarında, herhangi bir mantık bile imlemezler. Her ikisi de pekala dışsal olabilirler, özsel olmayabilirler. Kant’ın analitik ve sentetik terimlerini kullanımı doğal mantığı terimlerdeki bu gevşeklik ve genişlik nedeniyle şaşırtır. |
|
GELİŞTİRİLİYOR |