Amaç
AZİZ YARDIMLI


Amaç tüm içeriği kavramsal bir dizge olarak toparlamaktır. Bu kavramsal bütünlüğe uymayan her deneme kişisel, tarihsel, göreli, öznel bakış açılarından türer, ve bu düzeye dek bilgi değil ama sanıdır. Kavramsal bakış açısından bilgi gerçeklik ile birdir, ve felsefe söz konusu olduğunda gerçeklik saltık mıdır yoksa göreli mi diye bir soru yoktur.

Buna göre amaç olgusal içeriğe ideal kuramsal yapısını, gerçek biçimini kazandırmaktır. Bu onun anlaşılırlığının biricik güvencesidir. Hiç kuşkusuz öznel bakış açıları da ilk bakışta anlaşılır olma görünüşünü taşırlar. Dahası, böyle öznel bakış açılarından bakıldığında, anlaşılmaz olan dizgesel çözümlemenin kendisiymiş gibi görünür. Ama öznel bakış açıları nesnel kavramsal ilişkileri üretme yetkinliğinde olmadıkları için, bunun yerine çağrışımsal, alışkısal, dışsal bağıntı yordamını kullanırlar. Tanıdık olanın anlaşılabilir de olma üstünlüğünden yararlanırlar. Ama tanıdık olan salt tanıdık olduğu için bilinen değildir. Yalnızca ve yalnızca kavramsal-mantıksal ilişkilerin anlaşılır olmaları gerçeği karşısında, öznel bakış açılarının anlaşılırlıkları bir yanılsamadır, yanlış olana katılmadır. Hiçbir bilgi değerlerlerinin olmaması baştan sona yanlış olmalarına bağlıdır. Ve ne denli tutarlı iseler, yanlışlıkları o denli büyük, öncüllerine ne denli sıkı sıkıya bağlı iseler, yanlışlıkları o denli yeğindir. Oysa sorunumuz gerçekliktir.

Yaygın olarak ve yanlış olarak felsefenin kendisi ile bir görülen görgücülük türevlerinin tarihinden ayrı olarak, Felsefenin Tarihi usun kendisinin dizgesel bir kavranışı olarak yine usun kendi kavramlarından başka hiçbir tözselliği olmayan olgular dünyasının anlaşılması için yöntemi sunar. Yöntem olguları kavramları yoluyla yeniden anlamaktır. Tüm görüngüleri ve olguları çözümlemede ve onları ussallıkları, kavramsal yapıları içinde yeniden kurmada Felsefe Tarihinin kendisinin bu konudaki birikiminden yararlanırız.


Alıntılar. Bu çözümlemede olguları mantıkları ile kurmayı amaçladığımız ölçüde, veriler doğal olarak yalnızca üretilen kuramsal çözümlemeye dışsal doğrulama sağlamaya hizmet ederler. Herhangi bir olay, ya da herhangi bir bildirim, ya da herhangi bir metin parçası gibi tekil veriler hiçbir zaman herhangi bir kuramsal çözümlemeye dayanak olarak alınmadıkları, tersine kendileri belirli bir mantıksal durumun görgül belirişleri olduğu ölçüde, amacımız görgül yanı kuramsal yan ile karşılaştırarak sınamak olmalıdır, tersi değil.


Güdü Gereksinimi. Felsefesiz bireysel bilincimiz henüz görelidir, tinin sonsuz bir türlülüğe dökülen tözünün aldığı ilineksel biçimlerden herhangi biridir. Küme bilinçleri için de tam olarak aynı şey geçerlidir. Bu türlülük dayanıksız, geçici bir yapısızlıktır. Ve gerçek biçimden uzaklığı ölçüsünde geçicilik, yiticilik türlülüğünün biricik ussal yazgısıdır. Hiçbir gerçek biçimin olmadığı kanısı kuşkucu irrasyonalizme aittir ve bu çok derin ve güçlü ortak paydada öznel bakış açısının varoluşçuluk mu, tarihsel özdekçilik mi, gizemcilik mi, yoksa postmodernizm ya da modernizm mi vb. olduğunun özsel bir önemi yoktur. Engin bir yanlışlıklar türlülülüğünün şiddet üzerine kurulu totaliter toplumsal yapılara izin vermemesi onları sonsuza dek yeğlenebilir kılmaya yetmez. Ve usun olumsuz gücünün, eytişiminin sürekli devimde olması olgusu bizi bu türlülüğün kendisinin bir evrim süreci olduğu vargısına götürmelidir. Bu dinamikte olguları anlamamak işlerin kendiliğinden yoluna girmesinin güvencesi olamaz.


Bireye tarihsel sorumluluğunu, önemini, değerini kavratmak felsefenin birincil kaygısı olmalıdır.