Sigmund Freud

Ruhsal Olayların İki İlkesi Üzerine Formülasyonlar (1911b)

Formulierungen über die zwei Prinzipien des psychischen Geschehens

Formulations on the Two Principles of Mental Functioning
Çeviri ve Çözümleme: Aziz Yardımlı


1. Uzun bir süredir her sinircenin sonuç olarak, bu yüzden belki de amaç olarak hastanın olgusal yaşamın dışına zorlanışını, edimselliğe yabancılaşmasını aldığına dikkat ettik.1 Böyle bir olgu Pierre Janet’nin gözleminden kaçamazdı: ‘‘olgusallık işlevinin’’ [‘‘de la fonction du réel’’] yitişinden sinircelilerin özel bir niteliği olarak söz etti, ama bu rahatsızlığın sinircenin temel koşulları ile bağlantısını ortaya koyamadı.2

1[Aynı düşünce, ‘çıldırıya kaçış’ deyimi ile birlikte, Freud’un ‘‘Savunma Nöro-Psikozları (Sinirsel-Çıldırıları)’’ (1894a) üzerine ilk denemesinin III’üncü Kesiminde bulunacaktır. ‘‘Hastalığa kaçış’’ deyimi histeri nöbetleri üzerine denemesinde görülür (1909a), P.F.L., 10, 99 ve 100 n. 1.]

2[P.] Janet, 1909 [Les nevroses, Bibliothèque de philosophie scientifique.]


1. Wir haben seit langem gemerkt, daß jede Neurose die Folge, also wahrscheinlich die Tendenz habe, den Kranken aus dem realen Leben herauszudrängen, ihn der Wirklichkeit zu entfremden. Eine derartige Tatsache konnte auch der Beobachtung P. Janets nicht entgehen; er sprach von einem Verluste ‘‘de la fonction du réel’’ als von einem besonderen Charakter der Neurotiker, ohne aber den Zusammenhang dieser Störung mit den Grundbedingungen der Neurose aufzudecken.1

1P. Janet, Les nevroses, 1909, Bibliothèque de philosophie scientifique.


1. WE have long observed that every neurosis has as its result, and probably therefore as its purpose, a forcing of the patient out of real life, an alienating of him from reality1 Nor could a fact such as this escape the observation of Pierre Janet; he spoke of a loss of ‘the function of reality’ as being a special characteristic of neurotics, but without discovering the connection of this disturbance with the fundamental determinants of neurosis.2

1[The idea, with the phrase ‘flight into psychosis’, is already to he found in Section III of Freud’s first paper on ‘The Neuro-Psychoses of Defence’ (1894a). The actual phrase ‘flight into illness’ occurs in his paper on hysterical attacks (1909a), P.F.L., 10, 99 and 100 n. 1.]

2Janet, 1909.

Sinircenin Sonucu/Amacı Hastanın Olgusal Yaşamın Dışına Zorlanışıdır. (Dipnotlarda kullanılan ‘P.F.L.’ kısaltması ‘Penguin Freud Library’yi belirtiyor.)

2. Sinircenin doğuşuna baskı sürecinin getirilmesi bu bağlantı üzerine belli bir içgörüye ulaşmamızı sağladı. Sinirceliler olgusallıktan uzaklaşırlar çünkü onu — bütününü ya da parçalarını — dayanılmaz bulurlar. Olgusallıktan bu uzaklaşmanın en aşırı tipi çılgınlıklarının baş göstermesine neden olan tikel olayı yadsımayı isteyen belli sanrısal çıldırı olayları tarafından gösterilir (Griesinger).3 Ama gerçekte her sinirceli belli bir olgusallık parçası ile aynı şeyi yapar.4 Ve şimdi sinircelilerin ve genel olarak insanlığın olgusallık ile ilişkisini gelişimi içinde araştırma, ve bu yolda olgusal dışsal dünyanın ruhbilimsel imlemini kuramımızın yapısı içersine katma görevi ile karşı karşıyayız.

3[Freud’un öğretmeni Meynert’in büyük hayranlık duyduğu Wilhelm Griesinger (1817-68) daha önceki kuşağın çok tanınmış bir Berlin psikiyatristi idi. Metinde sözü edilen pasaj hiç kuşkusuz Freud tarafından Düşlerin Yorumu’nda (1900a), P.F.L., 4, 163, 214 ve 326 n., üç kez değinilen pasajdır, ve ayrıca şakalar üzerine kitabının (1905c) VI’ncı Bölümünde de söz konusu edilir, P.F.L., 6, 228. Bu pasajda Griesinger (1845, 89) hem çıldırıların hem de düşlerin dilek-gerçekleştirme özelliklerine dikkati çekti.]

4Otto Rank [1910] Schopenhauer’de [Die Welt als Wille und Vorstellung/İstenç Ve Tasarım Olarak Evren, 2’nci Cilt (Ekler), Bölüm 32] bu nedenselliğin dikkate değer duruluktaki bir sezgisine dikkati çekti.*

2. Die Einführung des Verdrängungsprozeßes in die Genese der Neurose hat uns gestattet, in diesen Zusammenhang Einsicht zu nehmen. Der Neurotiker wendet sich von der Wirklichkeit ab, weil er sie — ihr Ganzes oder Stücke derselben — unerträglich findet. Den extremsten Typus dieser Abwendung von der Realität zeigen uns gewiße Fälle von halluzinatorischer Psychose, in denen jenes Ereignis verleugnet werden soll, welches den Wahnsinn hervorgerufen hat (Griesinge2). Eigentlich tut aber jeder Neurotiker mit einem Stückchen der Realität das gleiehe.3 Es erwächst uns nun die Aufgabe, die Beziehung des Neurotikers und des Menschen überhaupt zur Realität auf ihre Entwicklung zu untersuchen und so die psychologische Bedeutung der realen Außenwelt in das Gefüge unserer Lehren aufzunehmen.

2[Gemeint ist der Psychiater und Internist Wilhelm Griesinger, 1817-1868.]

3Eine merkwurdig klare Ahnung dieser Verursachung hat kurzlich Otto Rank [1910] in einer Stelle Schopenhauers aufgezeigt. (Die Welt als Wille und Vorstellung, 2. Band [1819]. Siehe Zentralblatt für Psychoanalyse, Heft 1/2, 1910.)

2. By introducing the process of repression into the genesis of the neuroses we have been able to gain some insight into this connection. Neurotics turn away from reality because they find it unbearable — either the whole or parts of it. The most extreme type of this turning away from reality is shown by certain cases of hallucinatory psychosis which seek to deny the particular event that occasioned the outbreak of their insanity (Griesinger).3 But in fact every neurotic does the same with some fragment of reality.4 And we are now confronted with the task of investigating the development of the relation of neurotics and of mankind in general to reality, and in this way of bringing the psychological significance of the real external world into the structure of our theories.

3[W. Griesinger (1817-68) was a well-known Berlin psychiatrist of an earlier generation, much admired by Freud’s teacher, Meynert. The passage alluded to in the text is no doubt the one mentioned by Freud three times in The Interpretation of Dreams (1900a), P.F.L., 4, 163, 214 and 326 n., and again in Chapter VI of the book on jokes (1905c), ibid., 6, 228. In this passage Griesinger (1845, 89) drew attention to the wish-fulfilling character of both psychoses and dreams.]

4Otto Rank (1910) has recently drawn attention to a remarkably clear prevision of this Causation shown in Schopenhauer’s The World as Will and Idea [Volume II (Supplements), Chapter 32].

Sinirce Baskı Süreci Tarafından Yaratılır.

Olgusallıktan Uzaklaşma Yaşanan Tikel Bir Olayın (Olgusallığın Bir Parçasının) Yadsınmasıdır.

Otto Rank’ın Schopenhauer Üzerine Gözlemi Üzerine Dipnot (4).

Sinircelilerin Ve Bütününde İnsanlığın Olgusallık İle İlişkisi Ruhbilimsel Kuramın Kapsamına Alınmalıdır.
*[Freud’un Notu (4) üzerine Ek (Aziz Yardımlı): Schopenhauer söz konusu bölümde ansal sağlığı ‘‘eksiksiz anımsama’’ olarak, ve bu öncül zemininde deliliği ‘‘bellek zincirinde kopma’’ olarak tanımlar. Bellekten her nasılsa silinen bu olaylar erotik olmayan, bütünüyle ‘sıradan’ olaylardır. Ve Schopenhauer’e göre, ‘‘anımsadığım bir olayın edimsel olarak yer alıp almadığından kuşku duyduğum zaman kendimi delilik kuşkusu altına düşürürüm.’’ Schopenhauer’ın bu yaklaşımın ‘‘bilinçaltı’’ ve ‘‘baskı’’ kavramları ile ve ruhçözümleme kuramına götüren tarihsel olaylar süreklisi ne tarihsel ne de mantıksal bir ilgisi vardır. Freud hiç kuşkusuz böyle bir ilginin olduğunu ileri sürmez, ve kendisinin Rank’ın gözlemine dikkati çekmedeki amacı unutma (baskı) ve sinirce arasındaki ilişki olgusuna dışsal bir koşutluğun kavranışını göstermek olabilir. Schopenhauer şöyle sürdürür: ‘‘Kendi deneyimim beni deliliğin en büyük sıklıkta aktörler [oyuncular] arasında görüldüğü görüşüne götürmüştür,’’ çünkü ‘‘her gün yeni bir rolü ezberlemek ya da eskisini silmek zorundadırlar.’’ ‘‘Bu tür şeyler deliliğe götüren yolu hazırlar.’’ Bu bir ruh-çözümleme değildir. Ne de herhangi bir mantıksal çıkarsamadır. Bütünüyle dışsal bir nedensellik zinciri kurmayı amaçlayan bir yapaylıktır. Yalnızca birinin ona kişisel kanıları zemininde anlamlı görünen gözlemleri mantıksal hiçbir zemin olmaksızın felsefe diye kağıda geçirmesidir. Bu açılışı daha sonra salt düzeneksel bellek olayları üzerine gözlemler izler. Schopenhauer’in bakış açısı sıradan anlağın sıradan ‘‘unutkanlık’’ üzerine çalışıp çabalamasını anlatır, ve kendi yaşamının ‘‘baskı’’nın katıksız bir kristalleşmesi olması ölçüsünde, bilincinde ‘‘baskı’’ kavramına yer yoktur. Schopenhauer için istek ve istenç insan ruhundan çok başka yerlerdedir. Onun için özdeksel olgusallık ‘‘isten璒tir. Schopenhauer’in ‘felsefe’sinin asıl özünü anlatan bu ilke bir eğretileme değildir. Schopenhauer’in irrasyonel bakış açısında evren, dünyalar, yıldızlar, dağlar, taşlar vb. vb. herşey ‘‘isten璒tir. Ve bir ‘‘isten璒 olan olgusallık karşısında olmak birey için hiç kuşkusuz yansız, nesnel, ussal bir olgusallık karşısında olmakla aynı şey değildir. Schopenhauer’i anlamak için onun mantığını izlemeli, kendimizin onda görmek istediği şeyleri ona yüklememeliyiz. Kötümser, irrasyonalist, yalnız bir insan olan Schopenhauer’in kendi olgusallığı insana sonsuza dek yabancı kalacak, düşman kalacak bir Güç ve İstençti. Ruhçözümlemeyi öncelemesi bir yana, ruhçözümlemenin onu öncelemesine çok ciddi gereksinimi vardı.]
3. Ruhçözümleme üzerine kurulu ruhbilimde başlangıç noktamız olarak almaya alıştığımız şey özgünlükleri ile çözümleme yoluyla tanıştığımız bilinçsiz ruhsal süreçlerdir. Bunları daha eski ve birincil süreçler olarak, içinde biricik ruhsal süreç türü oldukları bir gelişim evresinin kalıntıları olarak görürüz. Bu birincil süreçlerin boyun eğdikleri başlıca eğilimi tanımak kolaydır; bu haz-hazsızlık ilkesi, ya da kısaca haz ilkesi5 olarak belirtilir. Bu süreçler haz kazanmaya doğru çabalarlar; ruhsal etkinlik hazsızlık üretebilecek her olaydan geri çekilir (baskı). Geceleri düşlerimiz ve kendimizi acı verici izlenimlerden kurtarmak için uyanma eğilimimiz bu ilkenin egemenliğinin kalıntıları ve gücünün tanıtlarıdır.

5[‘‘Lustprinzip/haz ilkesi’’ anlatımı Freud’un çalışmalarında ilk kez burada görünür. Düşlerin Yorumu’nda yalnızca ‘‘Unlustprinzip/hazsızlık-ilkesi’’ kullanılır (örneğin P.F.L., 4, 759.]

3. Wir haben uns in der auf Psychoanalyse begründeten Psychologie gewöhnt, die unbewußten seelischen Vorgänge zum Ausgange zu nehmen, deren Eigentümlichkeiten uns durch die Analyse bekannt geworden sind. Wir halten diese für die älteren, primären, für Überreste aus einer Entwicklungsphase, in welcher sie die einzige Art von seelischen Vorgangen waren. Die oberst Tendenz, welcher diese primären Vorgänge gehorchen, ist leicht zu erkennen; sie wird als das Lust-Unlust-Prinzip (oder kürzer als das Lustprinzip5) bezeichnet. Diese Vorgänge streben danach, Lust zu gewinnen; von solchen Akten, welche Unlust erregen können, zieht sich die psychische Tatigkeit zurück (Verdrangun). Unser nächtliches Träumen, unsere Wachtenden, uns von peinlichen Eindrucken los zureißen, sind Reste von der Herrschaft dieses Prinzips und Beweise für dessen Mächtigkeit.

5[Hier taucht der Ausdruck ‘‘Lustprinzip’’ erstmals in Freud's Werk auf. In seiner Traumdeutung (1900a) spricht er lediglich von ‘‘Unlustprinzip.’’]

3. In the psychology which is founded on psychoanalysis we have become accustomed to taking as our starting-point the unconscious mental processes, with the peculiarities of which we have become acquainted through analysis. We consider these to be the older, primary processes, the residues of a phase of development in which they were the only kind of mental process. The governing purpose obeyed by these primary processes is easy to recognize; it is described as the pleasure-unpleasure principle, or more shortly the pleasure principle.5 These processes strive towards gaining pleasure; psychical activity draws back from any event which might arouse unpleasure. (Here we have repression.) Our dreams at night and our waking tendency to tear ourselves away from distressing impressions are remnants of the dominance of this principle and proofs of its power.

5[This seems to be the first appearance of the actual term ‘pleasure principle’. In The Interpretation of Dreams it is always named the ‘unpleasure principle’ (e.g. P.F.L., 4, 759).]

Ruhçözümlemede Başlangıç Noktamız Bilinçsiz Ruhsal Süreçlerdir; Ve Bunlar Birincil Ruhsal Süreçlerin Kalıntılarıdır.

Birincil/Kökensel Ruhsal Süreçler Haz-İlkesine Altgüdümlüdürler: Haz Kazanmaya, Ve Hazsızlıktan Geri Çekilmeye (Baskı) Çabalarlar.

4. Başka bir yerde,6 ruhsal dinginlik durumunun başlangıçta iç gereksinimlerin buyurgan istemleri tarafından rahatsız edildiğini varsaydığım zaman geliştirmiş olduğum düşünce çizgilerine döneceğim. Bu olduğu zaman, düşünülen (istenilen) herşey yalın olarak sanrısal bir biçimde temsil edilirdi, tıpkı bugün bile her gece düş-düşüncelerimiz durumunda olduğu gibi.7 Yalnızca beklenen doyumun yer almaması, yaşanan düşkırıklığı idi ki bu sanrı aracılığıyla doyum girişiminden vazgeçmeye götürüyordu. Onun yerine, ruhsal aygıtın dışsal dünyadaki olgusal durumların bir tasarımını oluşturmaya karar vermesi ve olgusal bir değişim yapmaya çabalaması gerekli oldu. Böylece ruhsal etkinliğin yeni bir ilkesi getirildi; tasarımlanan şey artık hoş olan değil ama olgusal olandı, üstelik nahoş olması gerekse bile.8 Olgusallık ilkesinin bu kuruluşu çok önemli bir adım olduğunu tanıtladı.

6[Düşlerin Yorumu’nun Genel Kesiminde, Bölüm VII. Bkz. özellikle P.F.L., 4, 718-21 ve 757 ss.]

7
Uyku durumu ruhsal yaşamın olgusallığın kabul edilmesinden önceki biçimini yeniden getirebilir, çünkü uyku durumu olgusallığın amaçlı olarak reddedilişini (uyku-dileği) bir öngerek olarak alır.


8
Yukardaki şematik açımlamayı daha öte birkaç ayrıntı ile tamamlamaya çalışacağım. Haklı olarak karşı çıkılacaktır ki, haz ilkesine köle olmuş ve dışsal dünyanın olgusallığını gözardı etmiş olan bir örgütleniş diriliğini en kısa bir zaman için bile sürdüremez, öyle ki, herhangi bir biçimde varoluş kazanması bile söz konusu olamazdı. Gene de eğer bebeğin — annesinden gördüğü ilgiyi de katma koşuluyla — bu tür bir ruhsal dizgeyi hemen hemen gerçekleştirdiği düşünülecek olursa, böyle bir kurgunun kullanılışı aklanabilir. Bebek büyük bir olasılıkla içsel gereksinimlerinin yerine getirildiğini sanrılar; bir uyarı artımı ve doyum yokluğu durumunda, bağırma ve tepinme gibi motor boşalım yoluyla hazsızlığını ele verir, ve o zaman sanrılamış olduğu doyumu yaşar. Daha sonra, büyük bir çocuk olarak, bu boşalma anlatımlarını amaçlı anlatım araçları olarak kullanmayı öğrenir. Çocukların daha sonraki bakımları bebeklerin bakımları üzerine modellendiği için, haz ilkesinin egemenliği gerçekte ancak büyüklerden tam ruhsal kopuş yerine getirildiği zaman sona erebilir. — Dışsal dünyanın uyarılarına kapatılmış ve beslenme gereksinimlerini bile (Bleuler’in terimi ile [1912]) autistik/içeyönelik olarak doyurmaya yetenekli tam bir ruhsal dizge örneği kabuğu içindeki yiyecek donatımı ile bir kuş yumurtası tarafından sunulur; onun için annesi tarafından sağlanan bakım sıcaklığın sürdürülmesi ile sınırlıdır. — Bunu tartıştığımız şematik tablonun bir düzeltilmesi olarak değil, ama bir genişletilmesi olarak göreceğim, eğer haz ilkesine göre yaşayan bir dizgenin onu olgusallığın uyarılarından geri çekmeye yetenekli kılacak düzenlemelerininı olması gerektiğinde diretilirse. Böyle düzenlemeler ancak ‘‘baskı’’nın bağlılaşığıdırlar — baskı ki, acılı içsel uyarıları sanki dışardan geliyorlarmış gibi karşılar, ve buna göre onları dışsal dünyaya iter.

4. Ich greife auf Gedankengänge zurück, die ich an der anderer Stelle (im allgemeinen Abschnitt der Traumdeutung6) entwickelt habe, wenn ich supponiere, daß der psychische Ruhezustand anfänglich durch die gebieterischen Forderung der inneren Bedürfnisse gestört wurde. In diesem Falle wurde das Gedachte (Gewünschte) einfach halluznnatorisch gesetzt, wie es heute noch allnächtlich mit unseren Traumedanken geschieht.7 Erst das Ausbleiben der erwartete Befriedigung, die Enttäuschung, hatte zur Folge, daß dieser Versuch der Befriedigung auf halluzinatorischem Wege aufgegeben wurde. Anstatt seiner muß ich der psychische Apparat entschließen, die realen Verhältnisse der Außenwelt vorzustellen und die reale Veränderung anzustreben. Damit war ein neues Prinzip der seelischen Tätigkeit eingeführt; es wurde nicht mehr vorgestellt, was angenehm, sondern was real war, auch wenn es unangenehm sein solle.8 Diese Einsetzung des Reälitatsprinzips erwies sich als ein folgenschwer Schritt.

6[Freud meint das Kapitel VII seines Buches.]

7Der Schlafzustand kann das Ebenbild des Seelenlebens vor der Anerkennung der Realität wiederbringen, weil er die absichtliche Verleugnung derselben (Schlafwunsch) zur Voraussetzung nimmt.

8Ich will versuchen, die obige schematische Darstellung durch einige Ausführungen zu erganzen: Es wird mit Recht eigewendet werden, daß eine solche Organisation, die dem Lustprinzip front und die Realität der Außenwelt vernachlässigt, sich nicht die kurzeste Zeit am Leben erhalten konnte, so daß sie überhaupt nicht hätte enstehen können. Die Verwendung einer derartigen Fiktion rechfertigt sich aber durch die Bemerkung, daß der Saugling, wenn man nur die Mutterpflege hinzunimmt, ein solches psychisches System nahezu realisiert. Er halluziniert wahrscheinlich die Erfüllung seiner inneren Bedürfnisse, verrät seine Unlust bei steigendem Reiz und ausbleibender Befriedigung durch die motorische Abfuhr des Schreiens und Zappelns und erlebt darauf die halluzinierte Befriedigung. Er erlernt es spater als Kind, diese Abfuhraußerungen absichtlich als Ausdrucksmittel zu gebrauchen. Da die Sauglingspflege das Vorbild der spateren Kinderfürsorge ist, kann die Herrschaft des Lustprinzips eigentlich erst mit der vollen psychischen Ablösung von den Eltern ein Ende nehmen. — Ein schönes Berspiel eines von den Reizen der Außenwelt abgeschlossenen psychischen Systems, welches selbst seine Ernahrungsbedürfnisse autistisch (nach einem Worte Bleulers [1912]) befriedigen kann, gibt das mit seinem Nahrungsvorrat in die Eischale eingeschlossene Vogelei, für das sich die Mutterpflege auf die Warmezufuhr einschränkt.Ich werde es nicht als Korrektur, sondern nur als Erweiterung des in Rede stehenden Schemas ansehen, wenn man für das nach dem Lustprinzip lebende System Einrichtungen fordert, mittels deren es sich den Reizen der Realität entziehen kann. Diese Einrichtungen sind nur das Korrelat der ‘‘Verdrängung’’ welche innere Unlustreize so behandelt, als ob sie außere waren, sie also zur Außenwelt schlagt.

4. I shall be returning to lines of thought which I have developed elsewhere6 when I suggest that the state of psychical rest was originally disturbed by the peremptory demands of internal needs. When this happened, whatever was thought of (wished for) was simply presented in a hallucinatory manner, just as still happens to-day with our dream-thoughts every night.7 It was only the non-occurrencie of the expected satisfaction, the disappointment experienced, that led to the abandonment of this attempt at satisfaction by means of hallucination. Instead of it, the psychical apparatus had to decide to form a conception of the real circumstances in the external world and to endeavour to make a real alteration in them. A new principle of mental functioning was thus introduced; what was presented in the mind was no longer what was agreeable but what was real, even if it happened to be disagreeable.8 This setting-up of the reality principle proved to be a momentous step.

6In the General Section of The Interpretation of Dreams. [i.e. in Chapter VII. See in particular P.F.L., 4, 718-21 and 757 ff.)

7The state of sleep is able to re-establish the likeness of mental life as it was before the recognition of reality, because a prerequisite of sleep is a deliberate rejection of reality (the wish to sleep).

8I will try to amplify the above schematic account with some further details. It will rightly be objected that an organization which was a slave to the pleasure principle and neglected the reality of the external world could not maintain itself alive for the shortest time, so that it could not have come into existence at all. The employment of a fiction like this is, however, justified when one considers that the infant — provided one includes with it the care it receives from its mother — does almost realize a psychical system of this kind. It probably hallucinates the fulfilment of its internal needs; it betrays its unpleasure, when there is an increase of stimulus and an absence of satisfaction, by the motor discharge of screaming and beating about with its arms and legs, and it then experiences the satisfaction it has hallucinated. Later, as an older child, it learns to employ these manifestations of discharge intentionally as methods of expressing its feelings. Since the later care of children is modelled on the care of infants, the dominance of the pleasure principle can really come to an end only when a child has achieved complete psychical detachment from its parents. — A neat example of a psychical system shut off from the stimuli of the external world, and able to satisfy even its nutritional requirements autistically (to use Bleuler’s term [1912]), is afforded by a bird’s egg with its food supply enclosed in its shell; for it, the care provided by its mother is limited to the provision of warmth. — I shall not regard it as a correction, but as an amplification of the schematic picture under discussion, if it is insisted that a system living according to the pleasure principle must have devices to enable it to withdraw from the stimuli of reality. Such devices are merely the correlative of ‘repression’, which treats internal unpleasurable stimuli as if they were external — that is to say, pushes them into the external world.

Doyum Yoksunluğu (Hazsızlık) Olguları Değiştirmenin Güdüsü Olur.

Olgusallık İlkesi Doyumsuzluğun/Hazsızlığın Kabul Edilebilmesini Sağlar.

5. (1) İlk olarak, yeni istemler ruhsal aygıtta bir dizi uyarlamayı zorunlu kıldı ki, yetersiz ya da sağlam olmayan bilgimizden ötürü, bunları ancak yaklaşık olarak belirleyebiliriz.

5. 1) Zunächst machten die neuen Anforderungen eine Reihe von Adaptierungen des psychischen Apparats nötig, die wir infolge von ungenügender oder unsicherer Einsicht nur ganz beiläufig aufführen können. 5. (1) In the first place, the new demands made a succession of adaptations necessary in the psychical apparatus, which, owing to our insufficient or uncertain knowledge, we can only retail very cursorily.
Ansal Aygıtın Olgusallık İlkesine Uyarlanması.
6. Dışsal olgusallığın artan önemi o aynı dışsal dünyaya yönelik duyu-örgenlerinin, ve bunlara bağlı bilincin de önemini arttırdı, ve bilinç şimdi ona o güne dek ilgi çekici gelmiş tek yan olarak haz ve hazsızlık niteliklerinin yanısıra duyusal nitelikleri de kavramayı öğrendi. Özel bir işlev gelişti ki görevi dışsal dünyayı dönemsel olarak araştırmaktı, öyle ki ivedi bir içsel gereksinim doğacak olursa bu dünyanın bilgisi önceden tanıdık olabilsin — dikkat işlevi. Bu etkinlik duyu-izlenimlerinin ortaya çıkışını beklemektense onları yarı yolda karşılamaktan oluşur. Aynı zamanda, büyük bir olasılıkla, görevi bilincin bu dönemsel etkinliğinin sonuçlarını biriktirmek olan bir kaydetme dizgesi getirildi — bellek dediğimiz şeyin bir parçası. 6. Die erhöhte Bedeutung der außeren Realität hob auch die Bedeutung der jener Außenwelt zugewendeten Sinnesorgane und des an sie geknüpften Bewußtseins, welches außer den bisher allein interessanten Lust- und Unlustqualitäten die Sinnesqualitäten auffassen lernte. Es wurde eine besondere Funktion eingerichtet, welche die Außenwelt periodisch abzusuchen hatte, damit die Daten derselben im vorhinein bekannt wären, wenn sich ein unaufschiebbares inneres Bedürfnis einstellte, die Aufmerksamkeit. Diese Tätigkeit geht den Sinneseindrücken entgegen, anstatt ihr Auftreten abzuwarten. Wahrscheinlich wurde gleichzeitig damit ein System von Merken eingesetzt, welches die Ergebnisse dieser periodischen Bewußtseinstätigkeit zu deponieren hatte, ein Teil von dem, was wir Gedächtnis heißen.

6. The increased significance of external reality heightened the importance, too, of the sense-organs that are directed towards that external world, and of the consciousness attached to them. Consciousness now learned to comprehend sensory qualities in addition to the qualities of pleasure and unpleasure which hitherto had alone been of interest to it. A special function was instituted which had periodically to search the external world, in order that its data might be familiar already if an urgent internal need should arise — the function of attention.8a Its activity meets the sense-impressions half way, instead of awaiting their appearance. At the same time, probably, a system of notation was introduced, whose task it was to lay down the results of this periodical activity of consciousness — a part of what we call memory.

8a[Some remarks on Freud’s views about attention will be found in an Editor’s footnote to ‘The Unconscious’ (P.F.L., 11, p. 196).]

a) BİLİNÇ Haz Ve Acı Niteliklerinin Ötesinde Duyusal Nitelikleri De Kavramayı Öğrendi.

b) DİKKAT İşlevi Gelişti.

c) BELLEK İşlevi Gelişti.
7. Ortaya çıkan tasarımlardan bir bölümünü hazsızlık üretici oldukları için yatırım dışı bırakan baskının yeri bir yansız yargıda bulunma yetisi9 tarafından alındı ki, belirli bir tasarımın doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna, eş deyişle, olgusallık ile uyum içinde olup olmadığına karar vermesi gerekiyor, ve karar ise olgusallığın anı-izleri ile bir karşılaştırma yoluyla belirleniyordu.

9[Freud tarafından sık sık yinelenen bu kavram erken bir tarihte şakalar üzerine kitabının ilk yayımında görünür (1905c, Bölüm VI; P.F.L., 6, 233 ve n. 2.) ve ‘‘Yadsıma’’ (1925h) üzerine denemesinde daha derin olarak yoklanmıştır. Bkz. ayrıca Bilinçaltı (1915e) Bölüm V.]

7. An Stelle der Verdrängung, welche einen Teil der auftauchenden Vorstellungen als unlusterzeugend von der Besetzung ausschloß, trat die unpartensche Urteilsfällung, welche entscheiden sollte, ob eine bestimmte Vorstellung wahr oder falsch, das heißt im Einklang mit der Realität sei oder nicht, und durch Vergleichung mit den Erinnerungsspuren der Realität darüber entschied. 7. The place of repression, which excluded from cathexis as productive of unpleasure some of the emerging ideas, was taken by an impartial passing of judgement,9 which had to decide whether a given idea was true or false — that is, whether it was in agreement with reality or not — the decision being determined by making a comparison with the memory-traces of reality.

9[This notion, often repeated by Freud, appears as early as in the first edition of his book on jokes (1905e, Chapter VI; P.F.L., 6, 233 and n.2) and is examined more deeply in his late paper on ‘Negation’ (1925h). P.F.L., 11, p. 438. Cf. also ‘The Unconscious’ (1915e), P.F.L., 11, 190.]

d) YARGI İşlevi Gelişti.
8. Böylece motor boşalım yeni bir işlev kazandı — motor boşalım ki, haz ilkesinin egemenliği altında, ruhsal aygıtı uyarı artışından boşaltmanın bir aracı olarak hizmet etmiş, ve bu görevi bedenin içinde onu mimiklere ve duygu anlatımlarına götüren sinirsel bağlantılar göndererek yerine getirmişti. Motor boşalım şimdi olgusallığın amaca uygun olarak değiştirilmesinde kullanılır oldu. Eyleme çevrildi.

8. Die motorische Abfuhr, die während der Herrschaft des Lustprinzips zur Entlastung des seelischen Apparats von Reizzuwächsen gedient hatte und dieser Aufgabe durch ins Innere des Körpers gesandte Innervationen (Mimik, Affektäußerungen) nachgekommen war, erhielt jetzt eine neue Funktion, indem sie zur zweckmäßigen Veränderung der Realität verwendet wurde. Sie wandelte sich zum Handeln. 8. A new function was now allotted to motor discharge, which, under the dominance of the pleasure principle, had served as a means of unburdening the mental apparatus of accretions of stimuli, and which had carried out this task by sending innervations into the interior of the body (leading to expressive movements and the play of features and to manifestations of affect). Motor discharge was now employed in the appropriate alteration of reality; it was converted into action.
Motor Boşalım AMAÇLI EYLEME Gelişti.

9. Motor boşalım üzerine (eylem üzerine) getirilmesi o zamanlar zorunlu olmuş olan kısıtlama tasarımlama yetisinden gelişen düşünme süreci aracılığıyla sağlandı. Düşünme yetisi öyle özelliklerle donatıldı ki, boşaltım sürecinin ertelenmesi sağlanırken, ruhsal aygıtın artan bir uyarı gerilimine dayanmasını olanaklı kıldılar.Bu özsel olarak deneysel bir eylem türüdür ki, daha küçük yatırım niceliklerinin yerdeğişimi ve bu niceliklerin daha az harcanması (boşalması) ile birlikte gider.10 Bu amaç için özgürce yerdeğiştirebilir yatırımların ‘‘bağlı’’ yatırımlara çevrilmesi zorunluydu, ve buna bütün yatırım sürecinin düzlemini yükseltme aracılığıyla erişildi. Olasıdır ki düşünme, yalnızca tasarımlama ediminin üstüne yükseldiği ve nesnelerin izlenimleri arasındaki ilişkilere yöneldiği düzeye dek kökensel olarak bilinçsizdi, ve bilinç tarafından algılanabilir daha öte nitelikleri ilkin sözel kalıntılara bağlanınca kazandı.11

10[Bu önemli kuram Freud tarafından Düşlerin Yorumu’nda (1900a) ortaya sürülmüştü, P.F.L., 4, 758-9, ve daha açık olarak Şakalar’da, a.y., 6, 251 ve n. 2, ayrıca ‘‘Yadsıma’’da (1925h), a.y., 11, 440 ve n. 2, ele alınır.]

11[Bkz. Düşlerin Yorumu (1900a), P.F.L., 4, 729-30, 771 n. ve 779. Bu ‘‘Bilinçaltı’’nda (1915e) daha öte geliştirildi, a.y., 11, s. 208.]

9. Die notwendig gewordene Aufhaltung der motorischen Abfuhr (des Handelns) wurde durch den Denkprozeß besorgt, welcher sich aus dem Vorstellen herausbildete. Das Denken wurde mit Eigenschaften ausgestattet, welche dem seelischen Apparat das Ertragen der erhöhten Reizspannung während des Aufschubs der Abfuhr ermöglichten. Es ist im wesentlichen ein Probehandeln mit Verschiebung kleinerer Besetzungsquantitäten, unter geringer Verausgabung (Abfuhr) derselben. Dazu war eine Überführung der frei verschiebbaren Besetzungen in gebundene erforderlich, und eine solche wurde mittels einer Niveauerhöhung des ganzen Besetzungsvorganges erreicht. Das Denken war wahrscheinlich ursprünglich unbewußt, insoweit es sich über das bloße Vorstellen erhob und sich den Relationen der Objekteindrücke zuwendete, und erhielt weitere für das Bewußtsein wahrnehmbare Qualitäten erst durch die Bindung an die Wortreste. 9. Restraint upon motor discharge (upon action), which then became necessary, was provided by means of the process of thinking, which was developed from the presentation of ideas. Thinking was endowed with characteristics which made it possible for the mental apparatus to tolerate an increased tension of stimulus while the process of discharge was postponed. It is essentially an experimental kind of acting, accompanied by displacement of relatively small quantities of cathexis together with less expenditure (discharge) of them.10 For this purpose the conversion of freely displaceable cathexes into ‘bound’ cathexes was necessary, and this was brought about by means of raising the level of the whole cathectic process.

It is probable that thinking was originally unconscious, in so far as it went beyond mere ideational presentations and was directed to the relations between impressions of objects, and that it did not acquire further qualities, perceptible to consciousness, until it became bound to verbal residues.11

10[This important theory had been put forward by Freud in The Interpretation of Dreams (1900a), P.F.L., 4, 758-9, and more clearly in Jokes (1905e), ibid., 6, 251 and n.2, as well as in ‘Negation’ (1925h), P.F.L., 11, p. 440 and n.2, where further references are given.]

11[Cf. The Interpretation of Dreams (1900a), P. F. L., 4, 729-30, 771 n. and 779. This is further developed in Section VII of ‘The Unconscious’ (1915e), p.208 below.]

Tasarımlama Yetisi DÜŞÜNME YETİSİNE Gelişti.

Düşünme Yetisi Boşaltımı Durdurmayı (Baskı) Olanaklı Kıldı.

@Düşünme Yatırım Niceliklerinin Yerdeğişimini Ve Daha Az Harcanmasını (Boşalmasını) Olanaklı Kıldı.

@Baskı ‘‘Dolaşan’’ Yatırımların ‘‘Bağlı’’ Yatımlara Çevrilmesini Gerektirir.

10. (2) Ruhsal aygıtımızın geriye [erke] harcamayı azaltma biçimindeki ekonomik ilkeye dek izlenebilecek genel bir eğilimi, el altında duran haz kaynaklarına sarılmadaki diretkenlikte ve bunlardan vazgeçmedeki güçlükte anlatım buluyor görünür. Olgusallık ilkesinin girişi ile düşünce-etkinliğinin bir türü koptu; bu olgusallık-sınamasından özgür tutuldu ve yalnızca haz ilkesine altgüdümlü kaldı.12 Bu etkinlik düşlem üretme etkinliğidir ki, daha önce çocukların oyununda başlar, ve sonra, hayal kurma olarak sürdürülerek, olgusal nesneler üzerine bağımlılığı terkeder.

12Benzer olarak, gönenci toprağının ürünleri üzerine dayanan bir ulus gene de belli alanları kökensel durumları içinde saklamak ve uygarlığın getirmiş olduğu değişimlerden korumak üzere ayıracaktır (Yellowstonepark.) [Bkz. ‘‘Yaratıcı Yazarlar ve Hayal Kurma’’ (1908e), P.F.L., 14, 129, ve ‘‘Histerik Düşlemler ve İki-Eşeylilik İle İlişkileri’’ (1908a) P.F.L., 10, 87 ss. ‘Realitätsprüfung’ terimi ilk kez bu tümcede kullanılıyor görünür.]

10. 2) Eine allgemeine Tendenz unseres seelischen Apparats, die man auf das ökonomische Prinzip der Aufwandersparnis zurückführen kann, scheint sich in der Zähigkeit des Festhaltens an den zur Verfügung stehenden Lustquellen und in der Schwierigkeit des Verzichts auf dieselben zu äußern.

Mit der Einsetzung des Realitätsprinzips wurde eine Art Denktätigkeit abgespalten, die von der Realitätsprüfung frei gehalten und allein dem Lustprinzip unterworfen blieb.9 Es ist dies das Phantasieren,10 welches bereits mit dem Spielen der Kinder beginnt und später als Tagträumen fortgesetzt die Anlehnung an reale Objekte aufgibt.

9Ähnlich wie eine Nation, deren Reichtum auf der Ausbeutung ihrer Bodenschätze beruht, doch ein bestimmtes Gebiet reserviert, das im Urzustande belassen und von den Veränderungen der Kultur veschont werden soll (Yellowstonepark).

10[Vgl. Die Diskussion des Phantasierens in Freuds Arbeit Der Dichter und das Phantasieren (1908e), in Bd. 2 dieser Werkausgabe, S. 128ff.]

10. (2) A general tendency of our mental apparatus, which can be traced back to the economic principle of saving expenditure [of energy], seems to find expression in the tenacity with which we hold on to the sources of pleasure at our disposal, and in the difficulty with which we renounce them. With the introduction of the reality principle one species of thought-activity was split off; it was kept free from reality-testing and remained sub-ordinated to the pleasure principle alone.12 This activity is phantasying, which begins already in children’s play, and later, continued as day-dreaming, abandons dependence on real objects.

12In the same way, a nation whose wealth rests on the exploitation of the produce of its soil will yet set aside certain areas for reservation in their original state and for protection from the changes brought about by civilization. (E.g. Yellowstone Park.) [Cf. the discussions of phantasies in ‘Creative Writers and Day-Dreaming’ (1908e) and in ‘Hysterical Phantasies and their Relation to Bisexuality’ (1908a), P.F.L., 10, 87 ff. The term ‘Realitätsprüfung’ seems to make its first appearance in this sentence.]

Ekonomik İlke (Erke Harcamayı Azaltma Eğilimi): Eldeki Haz Kaynaklarına Sarılma.

Düşünce Etkinliğinin Bir Bölümü Olgusallık Sınamasından Ayrıldı: Düşlem.
11. (3) Ortaya çıkan tüm ruhsal sonuçlarıyla birlikte, haz ilkesinin yerinin olgusallık ilkesi tarafından alınması — ki burada tek bir tümcede şematik bir açımlamaya sıkıştırılmıştır — gerçekte birdenbire başarılmış değildir, ne de tümüyle eşzamanlı olarak tek bir çizgide yer alır. Çünkü bu gelişim ben-içgüdülerinde sürerken, eşeysel içgüdüler oldukça önemli bir yolda onlardan koparlar. Eşeysel içgüdüler ilkin oto-erotik olarak davranırlar; doyumlarını bireyin kendi bedeninden elde ederler ve bu yüzden kendilerini olgusallık ilkesinin doğuşunu zorunlu kılmış olan düşkırıklığı durumunda bulmazlar. Daha sonra nesne bulma süreci başladığı zaman eşeysel gelişimi erinliğe dek erteleyen uzun bir gizlilik dönemi bu süreci kesintiye uğratır. Bu iki etmen — oto-erotizm ve gizlilik dönemi — sonuçları olarak eşeysel içgüdünün ruhsal gelişiminde durdurulmasını ve çok daha uzun bir süre boyunca haz ilkesinin egemenliği altında kalmasını (ki birçok insanda bundan hiç bir zaman geri çekilemez) getirir. 11. 3) Die Ablösung des Lustprinzips durch das Realitätsprinzip mit den aus ihr hervorgehenden psychischen Folgen, die hier in einer schematisierenden Darstellung in einein einzigen Satz gebannt ist, vollzieht sich in Wirklichkeit nicht auf einmal und nicht gleichzeitig auf der ganzen Linie. Während aber diese Entwicklung an den Ichtrieben vor sich geht, lösen sich die Sexualtriebe in sehr bedeutsamer Weise von ihnen ab. Die Sexualtriebe benehmen sich zunächst autoerotisch, sie finden ihre Befriedigung am eigenen Leib und gelangen daher nicht in die Situation der Versagung, welche die Einsetzung des Realitätsprinzips erzwungen hat. Wenn dann später bei ihnen der Prozeß der Objektfindung beginnt, erfährt er alsbald eine lange Unterbrechnung durch die Latenzzeit, welche die Sexualentwicklung bis zur Pubertät verzogert. Diese beiden Momente — Autoerotismus und Latenzperiode — haben zur Folge, daß der Sexualtrieb in seiner psychischen Ausbildung aufgehalten wird und weit länger unter der Herrschaft des Lustprinzips verbleibt, welcher er sich bei vielen Personen überhaupt niemals zu entziehen vermag. 11. (3) The replacement of the pleasure principle by the reality principle, with all the psychical consequences involved, which is here schematically condensed into a single sentence, is not in fact accomplished all at once; nor does it take place simultaneously all along the line. For while this development is going on in the ego-instincts, the sexual instincts become detached from them in a very significant way. The sexual instincts behave auto-erotically at first; they obtain their satisfaction in the subject’s own body and therefore do not find themselves in the situation of frustration which was what necessitated the institution of the reality principle; and when, later on, the process of finding an object begins, it is soon interrupted by the long period of latency, which delays sexual development until puberty. These two factors — auto-erotism and the latency period — have as their result that the sexual instinct is held up in its psychical development and remains far longer under the dominance of the pleasure principle, from which in many people it is never able to withdraw.
Eşeysel İçgüdülerin Oto-Erotizmi Ve Erişkinliğe Dek Süren Gizlilik Dönemi Olgusallık İlkesine Daha Geç Boyun Eğmelerini Sağlar.
12. Bu koşulların sonucu olarak, bir yanda eşeysel içgüdü ve düşlem arasında, ve öte yanda ben-içgüdüleri ve bilinç etkinlikleri arasında daha yakın bir bağıntı doğar. Hem sağlıklı hem de sinirceli insanlarda bu bağıntının çarpıcı ölçüde yakın olduğunu görürüz, üstelik kalıtım ruhbiliminin o irdelemelerinin bizi onu ikincil bir bağıntı olarak kabul etmeye götürmesine karşın. Oto-erotizmin sürmesi çaba ve erteleme gerektiren gerçek doyumun yerine eşeysel nesne ile ilişkide daha kolay olan kısa süreli ve düşlemsel doyumu öylesine uzun bir süre elde tutmayı olanaklı kılan şeydir. Düşlem alanında, baskı herşeyden güçlü kalır; eğer tasarımlar üzerine yatırım bir hazsızlık salınışına yol açabilecek gibi görünürse, baskı tasarımların daha bilinç tarafından ayrımsanmadan in statu nascendi [doğuş durumunda] engellenmelerine götürür. Ruhsal örgütlenişimizdeki zayıf nokta budur, ve daha şimdiden ussallaşmış olan düşünme süreçlerini geriye haz ilkesinin egemenliği altına getirmek için kullanılabilir. Sinirceye ruhsal yatkınlığın özsel bir parçası böylece eşeysel içgüdüleri olgusallığa saygı göstermek için eğitmedeki gecikmede ve, bir sonuç olarak, bu gecikmeyi olanaklı kılan koşullarda yatar. 12. Infolge dieser Verhältnisse stellt sich eine nähere Beziehung her zwischen dem Sexualtrieb und der Phantasie einerseits, den Ichtrieben und den Bewußtseinstätigkeiten anderseits. Diese Beziehung tritt uns bei Gesunden wie Neurotikern als eine sehr innige entgegen, wenngleich sie durch diese Erwägungen aus der genetischen Psychologie als eine sekundäre erkannt wird. Der fortwirkende Autoerotismus macht es möglich, daß die leichtere momentane und phantastische Befriedigung am Sexualobjekte so lange an Stelle der realen, aber Mühe und Aufschub erfordernden, festgehalten wird. Die Verdrängung bleibt im Reiche des Phantasierens allmächtig; sie bringt es zustande, Vorstellungen in statu nascendi, ehe sie dem Bewußtsein auffallen können, zu hemmen, wenn deren Besetzung zur Unlustentbindung Anlaß geben kann. Dies ist die schwache Stelle unserer psychischen Organisation, die dazu benutzt werden kann, um bereits rationell gewordene Denkvorgänge wieder unter die Herrschaft des Lustprinzips zu bringen. Ein wesentliches Stück der psychischen Disposition zur Neurose ist demnach durch die verspätete Erziehung des Sexualtriebs zur Beachtung der Realität und des weiteren durch die Bedingungen, welche diese Verspätung ermöglichen, gegeben. 12. In consequence of these conditions, a closer connection arises, on the one hand, between the sexual instinct and phantasy and, on the other hand, between the ego4nstincts and the activities of consciousness. Both in healthy and in neurotic people this connection strikes us as very intimate, although the considerations of genetic psychology which have just been put forward lead us to recognize it as a secondary one. The continuance of auto-erotism is what makes it possible to retain for so long the easier momentary and imaginary satisfaction in relation to the sexual object in place of real satisfaction, which calls for effort and postponement. In the realm of phantasy, repression remains all-powerful; it brings about the inhibition of ideas in statu nascendi before they can be noticed by consciousness, if their cathexis is likely to occasion a release of unpleasure. This is the weak spot in our psychical organization; and it can be employed to bring back under the dominance of the pleasure principle thought-processes which had already become rational. An essential part of the psychical disposition to neurosis thus lies in the delay in educating the sexual instincts to pay regard to reality and, as a corollary, in the conditions which make this delay possible.
Eşey-İçgüdüsü Düşlem İle, Ben-İçgüdüleri Bilinç İle Bağıntılı.

Düşlem Alanında Baskı Koşulsuzca Egemendir.

Sinirceye Ruhsal Yatkınlık Eşey İçgüdülerini Baskılamadaki (Eğitmedeki) Gecikmeden De Doğar.

13. (4) Tıpkı haz-beninin [Lust-Ich] dilekte bulunmaktan, haz kazanımı için çalışmaktan, ve hazsızlıktan kaçınmaktan başka birşey yapamaması gibi, olgusallık-beni [Real-Ich] de yararlı olan için çabalamaktan ve kendini yıkıma karşı güvenlik altına almaktan başka birşey yapma gereksiniminde değildir.13 Gerçekte haz ilkesinin olgusallık ilkesi ile yer değiştirmesi hazzın tahttan indirilmesini değil ama yalnızca güvenlik altına alınmasını imler. Sonuçlarında güvenilmez olan kısa süreli bir hazdan vazgeçilir, ama yalnızca yeni yol boyunca daha sonraki bir zamanda güvenilir bir hazzı kazanmak için. Ama bu yer değiştirme tarafından yaratılan ruh-içi izlenim öylesine güçlü olmuştur ki, özel bir dinsel mitte yansıtılır. Dünyasal hazlardan gönüllü ya da zorlamalı vazgeçiş için öte danyadaki ödüller öğretisi bu ruhsal devrimin mitsel bir izdüşümünden başka birşey değildir. Bu imgeleri tutarlı bir biçimde izleyerek, dinler yitirilenin gelecek bir varoluşta karşılığının görüleceği sözünü vererek bu yaşamda hazdan saltık vazgeçişi sağlamayı başarabilmişlerdir; ama bu yolla haz ilkesini yenmeyi başaramamışlardır. Bu utkuya erişmenin en yakınına gelen ise bilimdir; ama bilim de çalışması sırasında anlıksal haz sunar ve sonunda kılgısal kazanımlar beklentisini yaratır.

13Olgusallık-beninin haz-beni üzerindeki üstünlüğü Bernard Shaw’ın şu sözlerinde uygun bir anlatım bulur: ‘‘To be able to choose the line of greatest advantage instead of yielding in the direction of the least resistance’’ [:: ‘‘En az direnç yönünde boyun eğmek yerine en büyük üstünlük çizgisini seçebilmek’’] [İngilizce alıntı Freud’un]. (Man and Superman: A Comedy and a Philosophy.) [III’üncü Sahnede bir perde arasında Don Juan’ın sözleri. — ‘Haz beni’ ve ‘olgusallık beni ’arasındaki ilişkilerin çok daha ayrıntılı bir açıklaması İçgüdüler ve Yazgıları’da verilir, P.F.L., 11, 131-4. ]

13. 4) Wie das Lust-Ich nichts anderen kann als wünschen, nach Lustgewinn arbeiten und der Unlust ausweichen, so braucht das Real-Ich nichts anderes zu tun als nach Nutzen zu streben und sich gegen Schaden zu sichern.11 In Wirklichkeit bedeutet die Ersetzung des Lustprinzips durch das Realitätsprinzip keine Absetzung des Lustprinzips, sondern nur eine Sicherung desselben. Eine momentane, in ihren Folgen unsichere Lust wird aufgegeben, aber nur darum, um auf dem neuen Wege eine später kommende, gesicherte zu gewinnen. Doch ist der endopsychische Eindruck dieser Ersetzung ein so mächtiger gewesen, daß er sich in einem besonderen religiösen Mythus spiegelt. Die Lehre von der Belohnung im Jenseits für den — freiwilligen oder aufgezwungenen — Verzicht auf irdische Lüste ist nichts anderes als die mythische Projektion dieser psychischen Umwälzung. Die Religionen haben in konsequenter Verfolgung dieses Vorbildes den absoluten Lustverzischt im Leben gegen Versprechen einer Entschädigung in einem künftigen Dasein durchsetzen können; eine Überwindung des Lustprinzips haben sie auf diesem Wege nicht erreicht. Am ehesten gelingt diese Überwindung des Wissenschaft, die aber auch intellektuelle Lust während der Arbeit bietet und endlichen praktischen Gewinn verspricht.

11Den Vorzug des Real-Ichs vor dem Lust-Ich drückt Bernard Shaw treffend in den Worten aus: ‘‘To be able to choose the line of greatest advantage instead of yielding in the direction of the least resistance.’’ (Man and Superman; A Comendy and a Philosophy.)

13. (4) Just as the pleasure-ego can do nothing but wish, work for a yield of pleasure, and avoid unpleasure, so the reality-ego need do nothing but strive for what is useful and guard itself against damage.13 Actually the substitution of the reality principle for the pleasure principle implies no deposing of the pleasure principle, but only a safeguarding of it. A momentary pleasure, uncertain in its results, is given up, but on]y in order to gain along the new path an assured pleasure at a later time. But the endopsychic impression made by this substitution has been so powerful that it is reflected in a special religious myth. The doctrine of reward in the after-life for the — voluntary or enforced — renunciation of earthly pleasures is nothing other than a mythical projection of this revolution in the mind. Following consistently along these lines, religions have been able to effect absolute renunciation of pleasure in this life by means of the promise of compensation in a future existence; but they have not by this means achieved a conquest of the pleasure principle. It is science which comes nearest to succeeding in that conquest; science too, however, offers intellectual pleasure during its work and promises practical gain in the end.

13The superiority of the reality-ego over the pleasure-ego has been aptly expressed by Bernard Shaw in these words: ‘To be able to choose the line of greatest advantage instead of yielding in the direction of least resistance.’ (Man and Superman: A Comedy and a Philosophy.) [A remark made by Don Juan towards the end of the Mozartean interlude in Act III. — A much more elaborate account of the relations between the ‘pleasure-ego’ and the reality-ego’ is given in ‘Instincts and their Vicissitudes’ (1915c), P.F.L., 11, pp. 131-4.]

Olgusallık İlkesi Haz İlkesinin Egemenliğini Güvence Altına Alır.

Dolaysız Hazzın Ertelenmesi Öte-Dünyada Ödül Mitinde Yansıtılır.

Din Haz İlkesini Yenmeyi Başaramaz; Tersine, Pozitif Yanında Ondan Yararlanır.

Bilim Haz İlkesini Yenmede Dinden Daha Başarılıdır; Ama Saltık Olarak Değil.

14. (5) Eğitim doğrudan doğruya haz ilkesinin yenilmesine, ve olgusallık ilkesi ile yer değiştirmesine doğru bir yüreklendirme olarak betimlenebilir; başka bir deyişle, beni etkileyen gelişim sürecine yardım etmeye çabalar, bu amaçla eğitimcilerden bir ödül olarak bir sevgi sunuluşundan yararlanır; ve bu yüzden eğer şımarık bir çocuk her durumda o sevginin elinin altında olduğuna ve onu hiçbir durumda yitirmeyeceğine inanırsa eğitim başarısızlığa uğrar. 14. 5) Die Erziehung kann ohne weitere Bedenken als Anregung zur Überwindung des Lustprinzips, zur Ersetzung desselben durch das Realitätsprinzip beschrieben werden; sie will also jenem das Ich betreffenden Entwicklungsprozeß eine Nachhilfe bieten, bedient sich zu diesem Zwecke der Liebesprämien von seiten der Erzieher und schlägt darum fehl, wenn das verwöhnte kind glaubt, daß es diese Liebe ohnedies besitzt und ihrer unter keinen Umständen verlustig werden kann. 14. (5) Education can be described without more ado as an incitement to the conquest of the pleasure principle, and to its replacement by the reality principle; it seeks, that is, to lend its help to the developmental process which affects the ego. To this end it makes use of an offer of love as a reward from the educators; and it therefore fails if a spoilt child thinks that it possesses that love in any case and cannot lose it whatever happens.

Eğitim Haz İlkesinin Olgusallık İlkesi İle Değiştirilmesini Amaçlar [Ve O Da Haz İlkesinin Korunması Uğruna Çalışır].

Dolaysız Hazzın Ertelenmesi Öte-Dünyada Ödül Mitinde Yansıtılır.

15. (6) Sanat kendine özgü bir yolda iki ilke arasında bir uzlaşma yaratır. Kökensel olarak bir sanatçı içgüdüsel doyumdan olgusallığın daha baştan istediği vazgeçme ile anlaşamadığı için olgusallığa sırtını dönen, ve erotik ve tutkulu dileklerine düşlem yaşamında tam özgürlük veren bir insandır. Ama düşlemlerini insanlar tarafından olgusallığın değerli yansımaları olarak beğenilen yeni bir edimsellik türüne yoğurmak için özel becerilerden yararlanarak, bu düşlem dünyasından geriye olgusallığa giden yolu bulur. Böylece, dışsal dünyada edimsel değişimler yapmanın zorlu ve dolambaçlı yolunu izlemeksizin, belli bir biçimde edimsel olarak olmak istediği kahraman, kral, yaratıcı, ya da sevgili olur. Ama bunu başarabilmesinin biricik nedeni olgusallık tarafından istenen vazgeçmeler karşısında başka insanların da onunla aynı doyumsuzluğu duymaları, ve haz ilkesinin yerinin olgusallık ilkesi tarafından alınmasından doğan o doyumsuzluğun kendisinin olgusallığın bir parçası olmasıdır.14

14Bkz. Otto Rank’ın [Der Künstler, Viyana] (1907) benzer gözlemleri. [Bkz. ayrıca ‘‘Yaratıcı Yazarlar ve Hayal Kurma’’ (1908e), P.F.L., 14, 129, ve ayrıca Giriş Dersleri (1916-17), 23’üncü Dersin kapanış paragrafları, a.y., 1, 423-4.]

15. 6) Die Kunst bringt auf einem eigentümlichen Weg eine Versöhnung der beiden Prinzipien zustande. Der Künstler ist ursprünglich ein Mensch, welcher sich von der Realität abwendet, weil er sich mit dem von ihr zunächst geforderten Verzicht auf Triebbefriedigung nicht befreunden kann und seine erotischen und ehrgeizigen Wünsche im Phantisieleben gewähren läßt. Er findet aber den Rückweg aus dieser Phantasiewelt zur Realität, indem er dank besonderer Begabungen seine Phantasien zu einer neuen Art von Wirklichkeiten gestaltet, die von den Menschen als wertvolle Abbilder der Realität zur Geltung zugelassen werden. Er wird so auf eine gewisse Weise wirklich der Held, König, Schöpfer, Liebling, der er werden wollte, ohne den gewaltigen Umweg über die wirkliche Veränderung der Außenwelt einzuschlagen. Er kann dies aber nur darum erreichen, weil die anderen Menschen die nämliche Unzufriedenheit mit dem real erforderlichen Verzicht verspüren wie er selbst, weil diese bei der Ersetzung des Lustprinzips durch das Realitätsprinzip resultierende Unzufriendenheit selbst ein Stück der Realität ist.12

12Vgl. Ähnliches bei O. Rank, Der Künstler, Wien 1907.

15. (6) Art brings about a reconciliation between the two principles in a peculiar way. An artist is originally a man who turns away from reality because he cannot come to terms with the renunciation of instinctual satisfaction which it at first demands, and who allows his erotic and ambitious wishes full play in the life of phantasy. He finds the way back to reality, however, from this world of phantasy by making use of special gifts to mould his phantasies into truths of a new kind, which are valued by men as precious reflections of reality. Thus in a certain fashion he actually becomes the hero, the king, the creator, or the favourite he desired to be, without following the long round-about path of making real alterations in the external world. But he can only achieve this because other men feel the same dissatisfaction as he does with the renunciation demanded by reality, and because that dissatisfaction, which results from the replacement of the pleasure principle by the reality principle, is itself a part of reality.14

14Cf. the similar position taken by Otto Rank (1907). See also ‘Creative Writers and Day-Dreaming’ (1908e), as well as the closing paragraph of Lecture 23 of the Introductory Lectures (1916-17). P.F.L., 1. 423-4.]

Sanat Haz İlkesi Ve Olgusallık İlkesi Arasında Yalnızca Dolaylı Bir Uzlaşma Yaratır.

16. (7) Ben bir haz-benden bir olgusallık-benine dönüşme sürecinden geçerken, eşey içgüdüleri onları başlangıçtaki oto-erotizmlerinden çeşitli ara evreler yoluyla üremenin hizmetindeki nesne-sevgisine götüren değişimlere uğrar. Eğer bu iki gelişim yolundaki her adımın daha sonraki sinirceli hastalığa doğru bir yatkınlığın yeri olabileceğini düşünmede haklıysak, daha sonraki hastalığın biçimi (sinircenin seçmesi) üzerine kararı benin gelişiminde ve libidinal gelişimde bu gelişimi engelleme eğilimine yer veren tikel evre üzerine bağlamak usayatkındır. Böylece iki gelişimin henüz incelenmemiş olan zamansal özellikleri ve birbirlerine karşı düzenlenişlerindeki olanaklı türlülükler beklenmedik bir imlem kazanır.15

15[Bu tema ‘‘Saplantı Sinircesine Yatkınlık’’ta (1913i) geliştirildi, P.F.L., 10, 142 ss.]

16. 7) Während das Ich die Umwandlung vom Lust-Ich zum Real-Ich durchmacht, erfahren die Sexualtriebe jene Veränderungen, die sie vom anfänglichen Autoerotismus durch verschiedene Zwischenphasen zur Objektliebe im Dienste der Fortplanzungensfunktion führen. Wenn es richtig ist, daß jede Stufe dieser beiden Entwicklungsgänge zum Sitz einer Disposition für spätere neurotische Erkrankung werden kann, liegt es nahe, die Entschiedung über die Form der späteren Erkrankung (die Neurosenwahl) davon abhängig zu machen, in welcher Phase der Ich-und der Libidoentwicklung die disponierende Entwicklungshemmung eingetroffen ist. Die noch nicht studierten zeitlichen Charaktere der beiden Entwicklungen, deren mögliche Verschiebung gegeneinander, kommen so zu unvermuteter Bedeutung.

16. (7) While the ego goes through its transformation from a pleasure-ego into a reality-ego, the sexual instincts undergo the changes that lead them from their original auto-erotism through various intermediate phases to object-love in the service of procreation. If we are right in thinking that each step in these two courses of development may become the site of a disposition to later neurotic illness, it is plausible to suppose that the form taken by the subsequent illness (the choice of neurosis) will depend on the particular phase of the development of the ego and of the libido in which the dispositional inhibition of development has occurred. Thus unexpected significance attaches to the chronological features of the two developments (which have not yet been studied), and to possible variations in their synchronization.15

15[This theme is developed in ‘The Disposition to Obsessional Neurosis’ (1913i), P.F.L., 10, 142 ff.]

17. (8) Bilinçsiz (baskılanmış) süreçlerin hiçbir araştırmacının kendi üzerinde büyük bir disiplin uygulaması olmaksızın alışamayacağı en yadırgatıcı özellikleri bunların olgusallık-sınamasını bütünüyle gözardı etmelerine bağlıdır; bunlar düşüncedeki olgusallığı dışsal edimsellik ile, ve dilekleri yerine getirilmeleri ile — olay ile — eşitlerler, tıpkı eski haz ilkesinin egemenliği altında kendiliğinden olduğu gibi. Bunun ortaya çıkardığı bir başka güçlük de bilinçsiz düşlemleri bilinçsizleşmiş anılardan ayırdetme güçlüğüdür.16 Ama baskılanmış ruhsal yapılara olgusallık ölçünlerini uygulama, ve bu yüzden, belki de, düşlemlerin edimsellikler olmadıklarını düşünerek semptom oluşumundaki önemlerini küçümseme, ya da sinirceli bir suçluluk duygusunu herhangi bir edimsel suçun işlenmiş olduğu konusunda hiçbir kanıt olmadığı için başka bir yerden türetme gibi yanılgılara hiçbir zaman düşülmemelidir. Kişi gezmekte olduğu ülkede kullanılan parayı kullanmalıdır — bizim durumumuzda sinirceli bir para. Örneğin, düşünün ki biri şöyle bir düşü çözmeye çalışmaktadır. Bir zamanlar uzun ve acılı bir ölümcül hastalık boyunca babasına bakmış olan biri bana babasının ölümünü izleyen aylarda düşlerinde yineleyerek babasının bir kez daha sağ olduğunu ve onunla her zaman olduğu gibi konuşmakta olduğunu gördüğünü anlattı. Ama babasının gerçekten ölmüş olması ama onu bilmemesi ona dayanılmayacak denli acı geliyordu. Bu görünürde anlamsız düşü anlamanın biricik yolu ‘‘babasının gerçekten ölmüş olması’’ sözlerinin arkasına ‘‘düşü görenin dilediği gibi’’ ya da ‘‘dileğinin sonucu olarak’’ sözlerini eklemek, ve dahası, bu aynı sözlere ’’onu diledi’’ sözlerini eklemektir. Buna göre düş-düşüncesi şöyle gider: Henüz babası sağken (bir kurtuluş olarak) babasının ölümünü dilemek zorunda kalmış olması onun için acılı bir anıydı, ve eğer babası bundan kuşkulanmış olsaydı bu çok korkunç birşey olurdu. Burada bulduğumuz şey böylece sevilen bir kişinin yitirilişinden sonraki iyi bilinen kendini kınama durumudur, ve bu örnekte öz-kınama geriye babaya karşı çocuktaki ölüm-dileğinin imlemine dek gidiyordu.17

16[Bu güçlük Giriş Dersleri (1916-17), 23’üncü Dersin son bölümünde uzunlamasına tartışılır, P.F.L., 1, 414 ss.]

17[Bu düş bu çalışmanın yayımından kısa bir süre sonra Düşlerin Yorumu’nun 1911 yayımına eklendi (1900a), P.F.L., 4, 559-60.]

17. 8) Der befremdendste Charakter der unbewußten (verdrängten) Vorgänge, an den sich jeder Untersucher nur mit großer Selbstüberwindung gewöhnt, ergibt sich daraus, daß bei ihnen die Realitätsprüfung nichts gilt, die Denkrealität gleichgesetzt wird der äußeren Wirklichkeit, der Wunsch der Erfüllung, dem Ereignis, wie es sich aus der Herrschaft des alten Lustprinzips ohneweiters ableitet. Darum wird es auch so schwer, unbewußte Phantasien von unbewußt gewordenen Erinnerungen zu unterscheiden. Man lasse sich aber nie dazu verleiten, die Realitätswertung in die verdrängten pyschischen Bildungen einzutragen und etwa Phantasien darum für die Symptombildung geringzuschätzen, weil sie eben keine Wirklichkeiten sind, oder ein neurotisches Schuldgefühl anderswoher abzuleiten, weil sich kein wirklich ausgeführtes Verbrechen nachweisen läßt. Man hat die Verpflichtung, sich jener Währung zu bedienen, die in dem Lande, das man durchforscht, eben die herrschende ist, in unserem Falle der neurotischen Währung. Man versuche z.B., einen Traum wie den folgenden zu lösen. Ein Mann, der einst seinen Vater während seiner langen und qualvollen Todeskrankheit gepflegt, berichtet, daß er in den nächsten Monaten nach dessen Ableben wiederholt geträumt habe: der Vater sei wieder am Leben und er spreche mit ihm wie sonst. Dabei habe er es aber äußerst schmerzlich empfunden, daß der Vater doch schon gestorben war und es nur nicht wußte. Kein anderer Weg führt zum Verständnis des widersinnig klingenden Traumes als die Anfügung ‘‘nach seinem Wunsch’’ oder ‘‘infolge seines Wunsches’’ nach den Worten ‘‘daß der Vater doch gestorben war’’ und der Zusatz ‘‘daß er es wünschte’’ zu den letzten Worten. Der Traumgedanke lautet dann: Es sein eine schmerzliche Erinnerung für ihn, daß er dem Vater den Tod (als Erlösung) wünschen mußte, als er noch lebte und wie schrecklich, wenn der Vater dies geahnt hätte. Es handelt sich dann um den bekannten Fall der Selbstvorwürfe nach dem Verlust einer geliebten Person, und der Vorwurf greift in diesem Beispiel auf die infantile Bedeutung des Todeswunsches gegen den Vater zurück.

17. (8) The strangest characteristic of unconscious (repressed) processes, to which no investigator can become accustomed without the exercise of great self-discipline, is due to their entire disregard of reality-testing; they equate reality of thought with external actuality, and wishes with their fulfilment — with the event — just as happens automatically under the dominance of the ancient pleasure principle. Hence also the difficulty of distinguishing unconscious phantasies from memories which have become unconscious.16 But one must never allow oneself to be misled into applying the standards of reality to repressed psychical structures, and on that account, perhaps, into undervaluing the importance of phantasies in the formation of symptoms on the ground that they are not actualities, or into tracing a neurotic sense of guilt back to some other source because there is no evidence that any actual crime has been committed. One is bound to employ the currency that is in use in the country one is exploring — in our case a neurotic currency. Suppose, for instance, that one is trying to solve a dream such as this. A man who had once nursed his father through a long and painful mortal illness, told me that in the months following his father’s death he had repeatedly dreamt that his father was alive once more and that he was talking to him in his usual way. But he felt it exceedingly painful that his father had really died, only without knowing it. The only way of understanding this apparently nonsensical dream is by adding ‘as the dreamer wished’ or ‘in consequence of his wish’ after the words ‘that his father had really died’, and by further adding ‘that he [the dreamer] wished it’ to the last words. The dream-thought then runs: it was a painful memory for him that he had been obliged to wish for his father’s death (as a release) while he was still alive, and how terrible it would have been if his father had had any suspicion of it! What we have here is thus the familiar case of self-reproaches after the loss of someone loved, and in this instance the self-reproach went back to the infantile significance of death-wishes against the father.17

16[This difficulty is discussed at length in the later part of Lecture 23 of the Introductory Lectures (1916-17), P.F.L., 1, 414 ff.]

17[This dream was added to the 1911 edition of The Interpretation of Dreams (1900a). P.F.L., 4, 559-60, soon after the publication of the present paper.]

18. Açımlayıcı olmaktan çok bir hazırlık niteliğini taşıyan bu kısa denemenin eksiklikleri eğer kaçınılmaz oldukları özrünü öne sürersem belki de ancak küçük bir bölümde bağışlanacaklardır. Olgusallık ilkesine uyarlanımın ruhsal sonuçları üzerine bu birkaç gözlemde, şimdilik açıklamayı istemediğim ve aklanmaları hiç kuşkusuz önemsiz bir çaba ile başarılmayacak olan görüşleri taslak olarak vermek zorunda kaldım. Gene de umuyorum ki bu çalışmada bile olgusallık ilkesinin egemenliğinin nasıl başladığı haktanır okurun gözünden kaçmayacaktır.

18. Die Mängel dieses kleinen, mehr vorbereitenden als ausführenden Aufsatzes sind vielleicht nur zum geringen Anteil entschuldigt, wenn ich sie für unvermeidlich ausgebe. In den wenigen Sätzen über die psychischen Folgen der Adaptierung an das Realitätsprinzip mußte ich Meinungen andeuten, die ich lieber noch zurückgehalten hatte und deren Rechtfertigung gewiß keine kleine Mühe kosten wird. Doch will ich hoffen, daß es wohlwollenden Lesern nicht entgehen wird, wo auch in dieser Arbeit die Herrschaft des Realitätsprinzips beginnt.

18. The deficiencies of this short paper, which is preparatory rather than expository, will perhaps be excused only in small part if I plead that they are unavoidable. In these few remarks on the psychical consequences of adaptation to the reality principle I have been obliged to adumbrate views which I should have preferred for the present to withhold and whose justification will certainly require no small effort. But I hope it will not escape the notice of the benevolent reader how in these pages too the dominance of the reality principle is beginning.

Freud: Erotik Eleştiri