Sigmund Freud

1 2 3 4 5
Ego ve İd (1923b)

Das Ich und das Es

The Ego and the Id
Çeviri ve Çözümleme: Aziz Yardımlı

Das Ich und das Es
(1923)

(A) ALMANCA YAYIMLAR:

1923 Leipzig, Viyana ve Zürih: Internationaler Psychoanalytischer Verlag. s. 77ss.
1925 Gesammelte Schriften, 6, 351-405.
1946 Gesammelte Werke, 13, 237-89.

(B) İNGİLİZCE ÇEVİRİLER:
‘‘The Ego and the Id’’

1927 Londra: Hogarth Press ve Institute of Psycho-Analysis. S. 88. (Çeviren: Joan Riviere.)
1961 Standard Edition, 19, 1-66. (1927'de yayımlanan çevirinin önemli ölçüde değiştirilmiş biçimi.)


I BİLİNÇ VE BİLİNÇALTI
II BEN VE O
III BEN VE ÜST-BEN (BEN-İDEALİ)
IV İÇGÜDÜLERİN İKİ SINIFI
V BENİN BAĞIMLILIKLARI


I BEWUSSTSEIN UND UNBEWUSSTES
II DAS ICH UND DAS ES
III DAS ICH UND DAS ÜBER-ICH (ICHIDEAL)
IV DIE BEIDEN TRIEBARTEN
V DIE ABHÄNGIGKEITEN DES ICHS


I CONSCIOUSNESS AND WHAT IS UNCONSCIOUS
II THE EGO AND THE ID
III THE EGO AND THE SUPER-EGO (EGO IDEAL)
IV THE TWO CLASSES OF INSTINCTS
V THE DEPENDENT RELATIONSHIPS OF THE EGO

(Türkçe metindeki göndermeler Türkçe çevirilerde eklenen paragraf numaralarını belirtir.) (İngilizce metindeki sayfa göndermeleri The Pelican Freud Library, Cilt 11’e: On Metapsychology, The Theory of Psychoanalysis.)

 

[ÖNSÖZ]

Aşağıdaki tartışmalar Haz İlkesinin Ötesi (1920[g]) başlıklı yazımda başlattığım ve orada belirtildiği gibi kendilerine karşı kişisel olarak belli bir iyilikbilir merakla yaklaştığım düşünce çizgilerinin sürdürülmesidir. Bu tartışmalar bu düşünceleri temel alarak onları çözümlemede gözlenen çeşitli olgularla bağlar ve bu bileşimden yeni vargılar türetmeye çalışırlar; ama yaşambilimden yeni hiçbirşey ödünç almadıkları için, ruhçözümlemeye Haz İlkesinin Ötesi’nden daha yakın dururlar. Bir kurgu doğasında olmaktan çok bir bireşim doğasını taşırlar ve önlerine daha yüksek bir hedef koymuş görünürler. Ama en kaba çizgilerin ötesine geçmediklerini biliyorum, ve bu kısıtlama ile bütünüyle yetiniyorum.

Bu sayfalarda şimdiye dek ruhçözümsel irdelemenin nesnesi olmamış noktalar ele alınır, ve çözümlemeci olmayanlar tarafından ya da eski çözümlemeciler tarafından ortaya koyulan birçok kurama dokunmaktan kaçınmak olanaklı olmamıştır. Bunun dışında her zaman başka araştırmacılara borçlarımı kabul etmeye hazır oldum; ama bu durumda böyle bir minnettarlık borcu ile yüklü olmadığımı duyumsuyorum. Eğer ruhçözümleme şimdiye dek belli şeylere değer vermemişse, bu hiçbir zaman onların başarılarını gözardı ettiği ya da önemlerini yadsımaya çalıştığı için değil, ama henüz oralara dek götürmeyen belirli bir yolu izlediği için böyle olmuştur. Ve son olarak, onlara ulaştığı zaman, olgular başkalarına göründüğünden başka türlü görünmüştür.


[VORWORT]

Nachstehende Erörterungen setzen Gedankengänge fort, die in meiner Schrift ‘‘Jenseits des Lustprinzips’’ l9201 begonnen wurden, denen ich persönlich, wie dort erwähnt ist, mit einer gewissen wohlwollenden Neugierde gegenüberstand. Sie nehmen diese Gedanken auf, verknüpfen sie mit verschiedenen Tatsachen der analytischen Beobachtung, suchen aus dieser Vereinigung neue Schlüsse abzuleiten, machen aber keine neuen Anleihen bei der Biologie und stehen darum der Psychoanalyse näher als das ‘‘Jenseits.’’ Sie tragen eher den Charakter einer Synthese als einer Spekulation und scheinen sich ein hohes Ziel gesetzt zu haben. Ich weiß aber, daß sie beim Gröbsten haltmachen, und bin mit dieser Beschränkung recht einverstanden.

Dabei rühren sie an Dinge, die bisher noch nicht Gegenstand der psychoanalytischen Bearbeitung gewesen sind, und können es nicht vermeiden, manche Theorien zu streifen, die von Nicht-Analytikern oder ehemaligen Analytikern auf ihrem Rückzug von der Analyse aufgestellt wurden. Ich bin sonst immer bereit gewesen, meine Verbindlichkeiten gegen andere Arbeiter anzuerkennen, fühle mich aber in diesem Falle durch keine solche Dankesschuld belastet. Wenn die Psychoanalyse gewisse Dinge bisher nicht gewürdigt hat, so geschah es nie darum, weil sie deren Leistung übersehen hatte oder deren Bedeutung verleugnen wollte, sondern weil sie einen bestimmten Weg verfolgt, der noch nicht soweit geführt hatte. Und endlich, wenn sie dahin gekommen sind, erscheinen ihr auch die Dinge anders als den anderen.

1Ges. Werke, Bd. X.


[PREFACE]

THE present discussions are a further development of some trains of thought which I opened up in Beyond the Pleasure Principle (1920g), and to which, as I remarked there, my attitude was one of a kind of benevolent curiosity. In the following pages these thoughts are linked to various facts of analytic observation and an attempt is made to arrive at new conclusions from this conjunction; in the present work, however, there are no fresh borrowings from biology, and on that account it stands closer to psychoanalysis than does Beyond the Pleasure Principle. It is more in the nature of a synthesis than of a speculation and seems to have had an ambitious aim in view. I am conscious, however, that it does not go beyond the roughest outline and with that limitation I am perfectly content.

In these pages things are touched on which have not yet been the subject of psychoanalytic consideration, and it has not been possible to avoid trenching upon some theories which have been put forward by non-analysts or by former analysts on their retreat from analysis. I have elsewhere always been ready to acknowledge what I owe to other workers; but in this instance I feel burdened by no such debt of gratitude. If psychoanalysis has not hitherto shown its appreciation of certain things, this has never been because it overlooked their achievement or sought to deny their importance, but because it followed a particular path, which had not yet led so far. And finally, when it has reached them, things have a different look to it from what they have to others.

‘‘Ego Ve İd’’ ‘‘Haz İlkesinin Ötesi’’ndeki Düşünce Çizgilerinin Sürdürülmesidir.

I
BİLİNÇ VE BİLİNÇALTI


I. 1. Bu giriş kesiminde söyleyecek yeni hiçbirşey yoktur ve daha önce sık sık söylenenlerin yinelenişinden kaçınılmayacaktır.

I
BEWUSSTSEIN UND UNBEWUSSTES

I. 1. In diesem einleitenden Abschnitt ist nichts Neues zu sagen und die Wiederholung von früher oft Gesagtem nicht zu vermeiden.

I
CONSCIOUSNESS AND WHAT IS
UNCONSCIOUS

I. 1. IN THIS introductory chapter there is nothing new to be said and it will not be possible to avoid repeating what has often been said before.

I. 2. Ruhsalın bilinçli olana ve bilinçsiz olana ayırdedilmesi ruhçözümlemenin temel varsayımıdır ve ruhsal yaşamda sık oldukları denli de önemli olan patolojik süreçleri anlama ve onları bilimin çerçevesi içersinde düzenleme olanağını yalnızca bu varsayım sağlar. Bir kez daha ve başka türlü belirtirsek: Ruhçözümleme ruhsal olanın özünü bilince yerleştirmez, ama zorunlu olarak bilinci ruhsalın öyle bir niteliği olarak görür ki, başka niteliklere ek olarak bulunabilir ya da bulunmayabilir.

I. 2. Die Unterscheidung des Psychischen in Bewußtes und Unbewußtes ist die Grundvoraussetzung der Psychoanalyse und gibt ihr allein die Möglichkeit, die ebenso häufigen als wichtigen pathologischen Vorgänge im Seelenleben zu verstehen, der Wissenschaft einzuordnen. Nochmals und anders gesagt: die Psychoanalyse kann das Wesen des Psychischen nicht ins Bewußtsein verlegen, sondern muß das Bewußtsein als eine Qualität des Psychischen ansehen, die zu anderen Qualitäten hinzukommen oder wegbleiben mag.

I. 2. The division of the psychical into what is conscious and what is unconscious is the fundamental premises of psychoanalysis; and it alone makes it possible for psychoanalysis to understand the pathological processes in mental life, which are as common as they are important, and to find a place for them in the framework of science. To put it once more, in a different way: psychoanalysis cannot situate the essence of the psychical in consciousness, but is obliged to regard consciousness as a quality of the psychical, which may be present in addition to other qualities or may be absent.

Ruhsalın Bilinçli Ve Bilinçsiz Olarak Ayrımı Ruhçözümlemenin Temel Varsayımıdır.
I. 3. Eğer ruhbilime ilgi duyan herkesin bu yazıyı okuyacağını düşünebilirsem, kendimi okurlarımdan bir bölümünün daha bu noktada takılıp kaldıklarını ve daha ileri gidemediklerini görmeye de hazırlamam gerekir, çünkü ruhçözümlemenin ilk parolası buradadır. Felsefede eğitimli pekçok insan için ayrıca bilinçli de olmayan ruhsal herhangi birşey düşüncesi öylesine anlaşılmazdır ki, onlara saçma olarak ve salt mantık yoluyla çürütülebilir olarak görünür. İnanıyorum ki, bunun biricik nedeni, bu görüşü — patolojik belirişlerden bütünüyle ayrı olarak — zorunlu kılan ilgili hipnotizma ve düş fenomenlerini hiçbir zaman incelememiş olmalarıdır. Bunların bilinç ruhbilimleri düş ve hipnoz sorunlarını çözmeye yeteneksizdir. I. 3. Wenn ich mir vorstellen könnte, daß alle an der Psychologie Interessierten diese Schrift lesen werden, so wäre ich auch darauf vorbereitet, daß schon an dieser Stelle ein Teil der Leser haltmacht und nicht weiter mitgeht, denn hier ist das erste Schibboleth der Psychoanalyse. Den meisten philosophisch Gebildeten ist die Idee eines Psychischen, das nicht auch bewußt ist, so unfaßbar, daß sie ihnen absurd und durch bloße Logik abweisbar erscheint. Ich glaube, dies kommt nur daher, daß sie die betreffenden Phänomene der Hypnose und des Traumes, welche — vom Pathologischen ganz abgesehen — zu solcher Auffassung zwingen, nie studiert haben. Ihre Bewußtseinspsychologie ist aber auch unfähig, die Probleme des Traumes und der Hypnose zu lösen. I. 3. If I could suppose that everyone interested in psychology would read this book, I should also be prepared to find that at this point some of my readers would already stop short and would go no further; for here we have the first shibboleth of psychoanalysis. To most people who have been educated in philosophy the idea of anything psychical which is not also conscious is so inconceivable that it seems to them absurd and refutable simply by logic. I believe this is only because they have never studied the relevant phenomena of hypnosis and dreams, which — quite apart from pathological manifestations — necessitate this view. Their psychology of consciousness is incapable of solving the problems of dreams and hypnosis.
‘Felsefe’de Eğitimli Pekçok İnsan ‘Ruhsal Olan’ = ‘Bilinçli Olan’ Denklemini Savunur

I. 4. Bilinçli olma [bewußt sein] ilk olarak en dolaysız ve en pekin algı üzerine dayanan salt betimleyici bir terimdir. Deneyim bize bir ruhsal öğenin, örneğin bir tasarımın, genellikle uzun bir süre bilinçli olmadığını gösterir. Tersine, bir bilinç durumunun çok geçici olması tipiktir; şimdi bilinçli olan bir tasarım bir kıpı sonra artık böyle değildir, ama kolayca yaratılan belli koşullar altında yeniden bilinçli olabilir. Arada tasarımın ne olmuş olduğunu bilmeyiz; gizli olmuş olduğunu söyleyebiliriz, ve bununla her zaman bilinçli olma yeteneğinde olduğunu demek isteriz. Ya da, bilinçsiz olmuş olduğunu söylersek de doğru bir betimleme vermiş oluruz. Bu ‘bilinçsiz’ o zaman ‘gizli ve bilinçli olmaya yetenekli’ ile çakışır. Felsefeciler hiç kuşkusuz karşı çıkacaklardır: Hayır, bilinçsiz terimi burada uygulanabilir değildir; tasarım, gizlilik durumunda olduğu sürece, ne olursa olsun ruhsal birşey değildi. Burada onlarla çelişmek bize hiçbirşey kazandıramayacak bir sözcükler tartışmasına götürecektir.

I. 4. Bewußt sein ist zunächst ein rein deskriptiver Terminus, der sich auf die unmittelbarste und sicherste Wahrnehmung beruft. Die Erfahrung zeigt uns dann, daß ein psychisches Element, zum Beispiel eine Vorstellung, gewöhnlich nicht dauernd bewußt ist. Es ist vielmehr charakteristisch, daß der Zustand des Bewußtseins rasch vonübergeht; die jetzt bewußte Vorstellung ist es im nächsten Moment nicht mehr, allein sie kann es unter gewissen leicht hergestellten Bedingungen wieder werden. Inzwischen war sie, wir wissen nicht was; wir können sagen, sie sei latent gewesen, und meinen dabei, daß sie jederzeit bewußtseinsfähig war. Auch wenn wir sagen, sie sei unbewußt gewesen, haben wir eine korrekte Beschreibung gegeben. Dieses Unbewußt fällt dann mit latent-bewußtseinsfähig zusammen. Die Philosophen würden uns zwar einwerfen: Nein, der Terminus unbewußt hat hier keine Anwendung, solange die Vorstellung im Zustand der Latenz war, war sie überhaupt nichts Psychisches. Würden wir ihnen schon an dieser Stelle widersprechen, so gerieten wir in einen Wortstreit, aus dem sich nichts gewinnen ließe.

I. 4. ‘Being conscious’1 is in the first place a purely descriptive term, resting on perception of the most immediate and certain character. Experience goes on to show that a psychical element (for instance, an idea) is not as a rule conscious for a protracted length of time. On the contrary, a state of consciousness is characteristically very transitory; an idea that is conscious now is no longer so a moment later, although it can become so again cinder certain conditions that are easily brought about. In the interval the idea was — we do not know what. We can say that it was latent, and by this we mean that it was capable of becoming conscious at any time. Or, if we say that it was unconscious, we shall also be giving a correct description of it. Here ‘unconscious’ coincides with ‘latent and capable of becoming conscious.’ The philosophers would no doubt object: ‘No, the term ‘‘unconscious’’ is not applicable here; so long as the idea was in a state of latency it was not anything psychical at all.’ To contradict them at this point would lead to nothing more profitable than a verbal dispute.

1[’Bewusst sein’ (in two words) in the original. Similarly in Chapter II of Lay Analysis (1926e). ‘Bewusstsein’ is the regular German word for ‘consciousness’ and printing it in two words emphasizes the fact that ‘bewusst’ is in its form a passive participle — ‘being conscioused’. The English ‘conscious’ is capable of an active or a passive use; but in these discussions it is always to be taken as passive. Cf. a footnote at the end of the Editor’s Note to Freud’s metapsychological paper on ‘The Unconscious’, p. 165 above.]

Bilinçli Ve Bilinçsiz Üzerine Daha Öte Çözümlemeler.

I. 5. Ama bilinçsiz terimine ya da kavramına içlerinde ruhsal dinamiğin bir rol oynadığı deneyimleri irdeleyerek başka bir yoldan ulaştık. Çok güçlü ruhsal süreçlerin ya da tasarımların varolduğunu öğrendik — ki kabul etmek zorunda kaldık demektir —, ve ilk olarak burada irdelemeye nicel, ve dolayısıyla ekonomik bir etmen girdi. Bu süreç ya da tasarımların tümü de ruhsal yaşam için sıradan tasarımlarla aynı sonuçları üretebilseler de — ki bunların arasında tasarımlar olarak yeniden bilinçli olabilen sonuçlar da bulunur —, buna karşın kendileri bilinçli olmazlar. Daha önce sık sık açımlanmış olan şeyleri burada ayrıntılı olarak yinelemek gerekli değildir.1 Bu noktada ruhçözümleme kuramının içeri girdiğini ve böyle tasarımların bilinçli olamamalarının nedeninin belli bir kuvvetin onlara karşı direnmesi olduğunu, yoksa bilinçli olabileceklerini, ve o zaman açıkça ruhsal oldukları kabul edilen başka öğelerden ne denli az ayrı olduklarının görüleceğini ileri sürdüğünü söylemek yeterlidir. Ruhçözümleme uygulayımında direnen kuvvetin ortadan kaldırılmasına ve ilgili tasarımların bilinçli kılınmasına yardımcı olabilecek bir aracın bulunmuş olması bu kuramı çürütülemez yapar. Tasarımların bilinçli kılınmadan önce içinde oldukları duruma baskı diyoruz, ve baskıyı yerleştirmiş ve sürdürmekte olan kuvvetin ruhçözümleme işi sırasında direnç olarak duyumsandığını ileri sürüyoruz.

1[Bkz. örneğin ‘‘Ruhçözümlemede Bilinçsizin Kavramı Üzerine’’ (1912g), § 10 (s. 52) ve § 16 (s. 55.) ]

I. 5. Wir sind aber zum Terminus oder Begriff des Unbewußten auf einem anderen Weg gekommen, durch Verarbeitung von Erfahrungen, in denen die seelische Dynamik eine Rolle spielt. Wir haben erfahren, das heißt annehmen müssen, daß es sehr starke seelische Vorgänge oder Vorstellungen gibt — hier kommt zuerst ein quantitatives, also ökonomisches Moment in Betracht —, die alle Folgen für das Seelenleben haben können wie sonstige Vorstellungen, auch solche Folgen, die wiederum als Vorstellungen bewußt werden können, nur werden sie selbst nicht bewußt. Es ist nicht nötig, hier ausführlich zu wiederholen, was schon so oft dargestellt worden ist. Genug, an dieser Stelle setzt die psychoanalytische Theorie ein und behauptet, daß solche Vorstellungen nicht bewußt sein können, weil eine gewisse Kraft sich dem widersetzt, daß sie sonst bewußt werden könnten und daß man dann sehen würde, wie wenig sie sich von anderen anerkannten psychischen Elementen unterscheiden. Diese Theorie wird dadurch unwiderleglich, daß sich in der psychoanalytischen Technik Mittel gefunden haben, mit deren Hilfe man die widerstrebende Kraft aufheben und die betreffenden Vorstellungen bewußtmachen kann. Den Zustand, in dem diese sich vor der Bewußtmachung befanden, heißen wir Verdrängung, und die Kraft, welche die Verdrängung herbeigeführt und aufrechtgehalten hat, behaupten wir während der analytischen Arbeit als Widerstand zu verspüren.

I. 5. But we have arrived at the term or concept of the unconscious along another path, by considering certain experiences in which mental dynamics play a part. We have found — that is, we have been obliged to assume — that very powerful mental processes or ideas exist (and here a quantitative or economic factor comes into question for the first time) which can produce all the effects in mental life that ordinary ideas do (including effects that can in their turn become conscious as ideas), though they themselves do not become conscious. It is unnecessary to repeat in detail here what has been explained so often before.2 It is enough to say that at this point psychoanalytic theory steps in and asserts that the reason why such ideas cannot become conscious is that a certain force opposes them, that otherwise they could become conscious, and that it would then be apparent how little they differ from other elements which are admittedly psychical. The fact that in the technique of psychoanalysis a means has been found by which the opposing force can be removed and the ideas in question made conscious renders this theory irrefutable. The state in which the ideas existed before being made conscious is called by us repression, and we assert that the force which instituted the repression and maintains it is perceived as resistance during the work of analysis.

2[See, for instance, ‘A Note on the Unconscious’ (1912g), pp. 52 and 55 above.]

Ruhçözümleme Bilinçsizin Kavramına Ruhsal Dinamiği Sergileyen [Histerik] Deneyimleri İrdeleyerek Ulaştı.

Baskı: Tasarımların Bilinçli Olmadan Önceki Durumları.

Direnç: Baskıyı Kuran Ve Sürdüren Ve Ruhçözümleme Sürecinde Kendini Gösteren Kuvvet.

I. 8. Ama ruhçözümleme çalışmasının daha öte gelişiminde bu ayrımlar bile elverişsiz ve kılgısal olarak yetersiz olduklarını gösterdiler. Bunu gösteren durumlar arasında belirleyici olduğu açığa çıkan şudur. Bir insandaki ruhsal süreçlerin tutarlı bir örgütlenişinin olduğu düşüncesini geliştirdik ve bu örgütlenmeye onun beni diyoruz. Bilinç bu bene bağlıdır; benin devinebilirliğe erişebilme, eş deyişle uyarıların dışsal dünyaya boşalımını sağlama gücü vardır; ona ait tüm bölümsel süreçler üzerinde denetim uygulayan ruhsal yapıdır ki, gece uyku durumuna girer ve o zaman bile düşler üzerinde sansür uygulamayı sürdürür. Bu benden baskılar da doğar ve onlar aracılığıyla belli ruhsal eğilimlerin yalnızca bilinçten değil ama ayrıca başka etkililik ve etkinlik türlerinden de dışlanması gerekir. Baskı yoluyla bir yana atılmış olan bu eğilimler çözümlemede ben ile karşıtlık içinde dururlar, ve çözümleme benin baskılanmış gereçle ilgilenmeye karşı sergilediği dirençleri ortadan kaldırma görevi ile karşı karşıya kalır. Şimdi çözümleme sırasında önüne belli görevler koyulan hastanın güçlüklere düştüğünü gözleriz; baskılanmış gerece yaklaştıkları zaman çağrışımları başarısızlığa uğrarlar. Ona o zaman bir direncin egemenliği altına girdiğini söyleriz; ama kendisi bu konuda hiçbirşey bilmez, ve hazsızlık duygularından şimdi kendisinde bir direncin işlemekte olduğunu tahmin etse bile, onu tanımlamayı ve belirtmeyi başaramaz. Ama bu direnç hiç kuşkusuz onun beninden kaynaklandığına ve bu bene ait olduğuna göre, önceden görülmeyen bir durumla karşı karşıyayızdır. Benin kendisinde öyle birşey ile karşı karşıyayızdır ki o da bilinçsizdir ve tam olarak baskılanmış içerik gibi davranır; eş deyişle, kendisi bilinçli olmaksızın güçlü etkilere anlatım verir ve bilinçli kılınması özel bir çabayı gerektirir. Çözümleme kılgısı açısından bu deneyimin sonucu, eğer alışıldık anlatım yollarımıza sarılırsak ve örneğin sinirceyi bilinçli ve bilinçsiz arasındaki bir çatışmaya indirgemeyi istersek, sonu gelmez bulanıklıklara ve güçlüklere düşmek olacaktır. Bu karşıtlığın yerine ruhsal yaşamın yapısal koşulları üzerine içgörümüzden alınan bir başkasını, tutarlı ben ve ondan kopmuş baskılanan içerik arasındakini geçirmemiz gerekecektir.3

3Bkz. Haz İlkesinin Ötesi (1920g), [§ III. 2 (s. 289)].

I. 8. Im weiteren Verlauf der psychoanalytischen Arbeit stellt sich aber heraus, daß auch diese Unterscheidungen unzulänglich, praktisch insuffizient sind. Unter den Situationen, die das zeigen, sei folgende als die entscheidende hervorgehoben. Wir haben uns die Vorstellung von einer zusammenhängenden Organisation der seelischen Vorgänge in einer Person gebildet und heißen diese das Ich derselben. An diesem Ich hängt das Bewußtsein, es beherrscht die Zugänge zur Motilität, das ist: zur Abfuhr der Erregungen in die Außenwelt; es ist diejenige seelische Instanz, welche eine Kontrolle über all ihre Partialvorgänge ausübt, welche zur Nachtzeit schlafen geht und dann immer noch die Traumzensur handhabt. Von diesem Ich gehen auch die Verdrängungen aus, durch welche gewisse seelische Strebungen nicht nur vom Bewußtsein, sondern auch von den anderen Arten der Geltung und Betätigung ausgeschlossen werden sollen. Dies durch die Verdrängung Beseitigte stellt sich in der Analyse dem Ich gegenüber, und es wird der Analyse die Aufgabe gestellt, die Widerstände aufzuheben, die das Ich gegen die Beschäftigung mit dem Verdrängten äußert. Nun machen wir während der Analyse die Beobachtung, daß der Kranke in Schwierigkeiten gerät, wenn wir ihm gewisse Aufgaben stellen; seine Assoziationen versagen, wenn sie sich dem Verdrängten annähern sollen. Wir sagen ihm dann, er stehe unter der Herrschaft eines Widerstandes, aber er weiß nichts davon, und selbst wenn er aus seinen Unlustgefühlen erraten sollte, daß jetzt ein Widerstand in ihm wirkt, so weiß er ihn nicht zu benennen und anzugeben. Da aber dieser Widerstand sicherlich von seinem Ich ausgeht und diesem angehört, so stehen wir vor einer unvorhergesehenen Situation. Wir haben im Ich selbst etwas gefunden, was auch unbewußt ist, sich gerade so benimmt wie das Verdrängte, das heißt starke Wirkungen äußert, ohne selbst bewußt zu werden, und zu dessen Bewußtmachung es einer besonderen Arbeit bedarf. Die Folge dieser Erfahrung für die analytische Praxis ist, daß wir in unendlich viele Undeutlichkeiten und Schwierigkeiten geraten, wenn wir an unserer gewohnten Ausdrucksweise festhalten und zum Beispiel die Neurose auf einen Konflikt zwischen dem Bewußten und dem Unbewußten zurückführen wollen. Wir müssen für diesen Gegensatz aus unserer Einsicht in die strukturellen Verhältnisse des Seelenlebens einen anderen einsetzen: den zwischen dem zusammenhängenden Ich und dem von ihm abgespaltenen Verdrängten.3

3Vgl. Jenseits des Lustprinzips.

I. 8. In the further course of psychoanalytic work, however, even these distinctions have proved to be inadequate and, for practical purposes, insufficient. This has become clear in more ways than one; but the decisive instance is as follows, We have formed the idea that in each individual there is a coherent organization of mental processes; and we call this his ego. It is to this ego that consciousness is attached; the ego controls the approaches to motility—that is, to the discharge of excitations into the external world; it is the mental agency which supervises all its own constituent processes, and which goes to sleep at night, though even then it exercises the censorship on dreams. From this ego proceed the repressions, too, by means of which it is sought to exclude certain trends in the mind not merely from consciousness but also from other forms of effectiveness and activity. In analysis these trends which have been shut out stand in opposition to the ego, and the analysis is faced with the task of removing the resistances which the ego displays against concerning itself with the repressed. Now we find during analysis that, when we put certain tasks before the patient, he gets into difficulties; his associations fail when they should be coining near the repressed. We then tell him that he is dominated by a resistance; but he is quite unaware of the fact, and, even if he guesses from his unpleasurable feelings that a resistance is now at work in him, he does not know what it is or how to describe it. Since, however, there can be no question but that this resistance emanates from his ego and belongs to it, we find ourselves in an unforeseen situation. We have come upon something in the ego itself which is also unconscious, which behaves exactly like the repressed—that is, which produces powerful effects without itself being conscious and which requires special work before it can be made conscious. From the point of view of analytic practice, the consequence of this discovery is that we land in endless obscurities and difficulties if we keep to our habitual forms of expression and try, for instance, to derive neuroses from a conflict between the conscious and the unconscious. We shall have to substitute for this antithesis another, taken from our insight into the structural conditions of the mind—the antithesis between the coherent ego and the repressed which is split off from it.5

5Cf. Beyond the Pleasure Principle (1920g) [p.289 above].

Ben: Ruhsal Süreçlerin Tutarlı Örgütlenişi [Normal Düşünce Süreçleri].

Ben Ona Ait Tüm Bölümsel Süreçler Üzerinde Denetim Uygular.

Ben Baskıların Da Kaynağıdır.

Ruhçözümleme Benin Baskılanmış Gerecin Bilince Çıkışına Karşı Dirençlerini Ortadan Kaldırmaya Çalışır.

Direnç Benden Kaynaklanır Ve Ona Aittir.

Baskılanmış Gerece Yaklaşan Çağrışımlar Başarısızlığa Uğrar (Hazsızlık Belirişi; Direncin Egemenliği Durumu).

Benin Kendisinde ‘‘Bilinçsiz’’ Birşey Vardır, Ve Baskılanmış İçerik Gibi Davranır: Dinamiktir; Ve Bilince Çıkışa Karşı Direnir.

I. 9. Ama sonuçlar bilinçsiz üzerine görüşümüz açısından daha da önemlidirler. Dinamik irdeleme bizi ilk düzeltmeye götürdü; yapısal içgörü ise ikincisine götürür. Bç.siz’in baskılanmış ile çakışmadığını kabul ediyoruz; tüm baskılanmışın bç.siz olduğu doğru kalır, ama tüm Bç.siz ayrıca baskılanmış da değildir. Benin bir bölümü de — ne denli önemli olduğunu yalnızca Tanrı bilir — bç.siz olabilir, ve hiç kuşkusuz bç.siz’dir. Ve bu benin bu Bç.siz’i Öbç’in anlamında gizli değildir; eğer olsaydı, bç.li olmaksızın etkinleştirilemezdi, ve onu bilinçli kılma süreci böyle büyük güçlüklere düşmeyebilir. Kendimizi baskılanmamış bir üçüncü Bç.siz’i konutlama zorunluğu karşısında bulduğumuz zaman, bilinçsiz olma karakterinin bizim için önemini yitirmeye başladığını kabul etmeliyiz. Birçok anlamı olan bir niteliğe dönüşür ki, ne denli umudetmiş olsak da, uzak erimli ve kaçınılmaz vargılar çıkarmamıza izin vermez. Gene de bu özelliği gözardı etmekten kaçınmalıyız, çünkü en sonunda bilinçli olma ya da olmama karakteri derinlik ruhbiliminin karanlıklarındaki biricik ışıktır.

I. 9. Die Folgen für unsere Auffassung des Unbewußten sind aber noch bedeutsamer. Die dynamische Betrachtung hatte uns die erste Korrektur gebracht, die strukturelle Einsicht bringt uns die zweite. Wir erkennen, daß das Ubw nicht mit dem Verdrängten zusammenfällt; es bleibt richtig, daß alles Verdrängte ubw ist, aber nicht alles Ubw ist auch verdrängt. Auch ein Teil des Ichs, ein Gott weiß wie wichtiger Teil des Ichs, kann ubw sein, ist sicherlich ubw. Und dies Ubw des Ichs ist nicht latent im Sinne des Vbw, sonst dürfte es nicht aktiviert werden, ohne bw zu werden, und seine Bewußtmachung dürfte nicht so große Schwierigkeiten bereiten. Wenn wir uns so vor der Nötigung sehen, ein drittes, nicht verdrängtes Ubw aufzustellen, so müssen wir zugestehen, daß der Charakter des Unbewußtseins für uns an Bedeutung verliert. Er wird zu einer vieldeutigen Qualität, die nicht die weitgehenden und ausschließenden Folgerungen gestattet, für welche wir ihn gerne verwertet hätten. Doch müssen wir uns hüten, ihn zu vernachlässigen, denn schließlich ist die Eigenschaft bewußt oder nicht die einzige Leuchte im Dunkel der Tiefenpsychologie.

I. 9. For our conception of the unconscious, however, the consequences of our discovery are even more important. Dynamic considerations caused us to make our first correction; our insight into the structure of the mind leads to the second. We recognize that the Ucs. does not coincide with the repressed; it is still true that all that is repressed is Ucs., but not all that is Ucs. is repressed. A part of the ego, too — and Heaven knows how important a part — may be Ucs., undoubtedly is Ucs.6 And this Ucs. belonging to the ego is not latent like the Pcs.; for of it were, it could not be activated without becoming Cs., and the process of making it conscious would not encounter such great difficulties. When we find ourselves thus confronted by the necessity of postulating a third Ucs., which is not repressed, we must admit that the characteristic of being unconscious begins to lose significance for us. It becomes a quality which can have many meanings, a quality which we are unable to make, as we should have hoped to do, the basis of far-reaching and inevitable conclusions. Nevertheless we must beware of ignoring this characteristic, for the property of being conscious or not is in the last resort our one beacon-light in the darkness of depth-psychology.

6[This had already been stated not only in Beyond the Pleasure Principle (loc. cit.) but earlier, in ‘The Unconscious’ (1915e), p. 197 above. Indeed, it was implied in a remark at the beginning of the second paper on ‘The Neuro-Psychoses of Defence’ (1896b).]

Tüm Bç-siz İçerik Baskılanmış İçerikten Daha Geniştir.

Benin Bir Bölümü Bç-sizdir.

Bölüm 1 SONU
Freud: Erotik Eleştiri
İ Ş
(C) Aziz Yardımlı 1999