Parmenides
İDEA YAYINEVİ MODERN TİN FELSEFE TARİHİ
  KONULAR DOĞA FELSEFESİ VE BİLİM FELSEFESİ
  KAVRAMLAR HEGEL'İN TÜZE FELSEFESİ
 
(PDF- 6MB) / (ZIP)
Parmenides

Parmenides ile felsefe ilk kez Düşünce olarak Düşünceyi arılığı içinde nesne almaya başlar.

İyonyalılar için İlke ya da Kavram arı değil ama görgül biçimindeydi: Su, Ateş, vb.
2) Pisagorcular Kavramı duyusalın ve düşünselin birliği olarak düşündüler, arı olarak değil.
3) Usun önündeki adım Kavramı Kavram olarak almaktı. Eleatikler bunu başardılar.
Sayı, Platon’un çözümlemesinde izlediğimiz gibi, duyulur şeyler ve idealar arasında orta noktada durur, düşünsele olduğu gibi duyusal olana da benzer. Bu ikinci özelliği nedeniyle mantıksal düşüncenin istediği arılıktan yoksundur, bağıntısı kurgul değil ama dışsal, sayısal bağıntıdır, düşünmenin sürecine devimsiz Bir olarak girer, açınımı eytişimsel değil ama niceliğin olumsal ilerlemesidir — artma ya da azalma.

Sayılar arasındaki ilişki özsel olarak artma ya da azalma ilişkisidir. Buna göre Pisagorcuların herşeyi ilkeden çıkarsamaları bir sayma işleminden daha iyi değildir. Ve Pisagorcuları Şeyleri sayılar olarak anlatmaları Mısır'dan getirilen sayı gizemciliğinde sonlanır.

Parmenides Varlık olarak Varlığı saltık olarak soyut düşünce belirlenimini ilke yaptı. Onu karşıtından, Yokluktan bütünüyle soyutladı, ve böylelikle oluş ya da devim mantığını yadsımak zorunda kaldı. Karşıtların ayrılığı bakış açısından, oluş, devim, değişim sanıdır, bir yanılsamadır.


 
Yaşam (İÖ 510?-?). Parmenides Eleatik okulda başlıca addır. Diogenes Laertius'a göre Elea'da varsıl ve onurlu bir soydan geliyordu. Aristoteles’ten (Met. 1. 5) öğrendiğimize göre Xenofanes’in öğrencisi oldu. Sextus Empiricus (adv. Math. VII. III) ondan Xenofanes’in bir dostu olarak söz eder. Diogenes Laertius’a göre Parmenides "Anaximander ve Xenofanes’ten söz edildiğini duydu, ama ikinciyi izlemedi," (ki yalnızca yaşadığı yere göndermede bulunuyor görünür), "ama Aminias ve Pisagorcu Diokartes ile birlike yaşadı, ikinciye bağlandı, ve Xenofanes tarafından değil ama birincisi tarafından dingin bir yaşam sürmeye götürüldü.’’

Yaşadığı dönem Xenofanes ile Zenon'un arasına düşer. Böylece onlarla çağdaştır, birinciden genç, ve ikinciden yaşlıdır. Diogenes'e göre (IX.23) 69'uncu Olimpiyat sırasında parladı (İÖ 504-501).

Zenon ile birlikte Atina'ya yolculuk yaptı ve Platon Parmenides başlıklı diyaloğunda ikisini de Sokrates ile konuşturur. Bunun tarihsel olarak doğru olup olmadığını sağın olarak saptamak güçtür.

Thaetetus'ta (Platon) Sokrates Eleatik dizge üzerine şunları söyler:
‘‘Melissos ve herşeyin dinginlikteki Bir olduğunu ileri süren başkaları için belli bir saygım var. Ama Parmenides için saygım daha da büyük. Çünkü, Homerik dilde konuşursak, bana hem saygıya değer hem de güçlü görünüyor. Onu yaşlılığı sırasında tanıdım ve ben henüz çok gençtim. Ondan harika şeyler dinledim.’’

Platon'un Parmenides diyaloğunda söyleşi Parmenides ve Sokrates tarafından götürülür ve görüşmenin tarihsel koşulları ayrıntılı olarak anlatılır. "Parmenides çok yaşlıydı, oldukça grileşmiş saçları vardı, çehresi güzeldi ve o altmış beş, Zenon ise hemen hemen kırk yaşındaydı." Yolculuk 80'inci Olimpiyat sıralarında (İÖ 466-457) yer almışsa, o zaman Sokrates Platon'un betimlediği türde bir diyaloğu sürdüremeyecek denli genç görünür. Diyaloğun Eleatik okulun ruhunda yazılmış olan birincil gereci Platon'a aittir.

Parmenides Elea'da yurttaşlarından büyük saygı gördü. Kentin gönenci başlıca Parmenides'in yurttaşlara verdiği yasalara yüklenir. Büyük hayranlık uyandıran Parmenides yurttaşlarına yaşamı ile örnek oldu ve bir "Parmenides Yaşamı" deyişi Yunanlılar arasında yaygındı.


Parmenides Herakleitos'tan sonra ve onunla bilinçli bir karşıtlık içinde yazdı. Herakleitos'a "onun için vardır ve yoktur, aynıdır ve aynı değildir, ve tüm şeyler karşıt yönlerde giderler," (fr. 6, 8) sözleriyle göndermede bulunur.

Parmenides ve Herakleitos
Parmenides Gerçekliğin duyusal algı yoluyla değil, ancak us yoluyla bilenebileceğini ileri sürdü. Duyusal algı bir görüngüdür, gerçek varlık taşımaz, ama yalnızca özneldir, bir doxadır. Duyusal algı nesneleri sürekli değişim ve devim içindedirler. Bu özsel olarak Herakleitos tarafından da ileri sürülen şeydir, çünkü o da bütün bir görüngü dünyasının yalnızca akış ve devim durumunda olduğunu ileri sürdü.

Var olan her zaman varolmalıdır. Değişim yalnızca görünüşü etkiler, çünkü değişen nesneler yok olduktan sonra da özsel temel varolmayı sürdürür. Böylece değişmeyen, ilksiz-sonsuz gerçekliğe (olgusallık) ancak düşünce yoluyla ulaşırız.


Parmenides İyonya düzyazı geleneğini bozarak Doğa Üzerine şiirini Homeros ve Hesiod gibi olan hexametrede yazdı (epik şiirin geleneksel ölçüsü). Şiir sanatsal bir başarı gibi görünmez. Tanrıça şiirde ondan "genç" olarak söz eder. Bir "Önsöylem" ve "Gerçeklik Üzerine" ve "Görünüş Üzerine" başlıklı iki bölümden oluşan yapıt oldukça uzun bir süre boyunca bütünlüğü içinde saklandı. Şiirden fragmanları Doğa Üzerine kendi çalışmasında aktaran Simplikios şunları belirtir (144:26):

"Parmenides’in Tek Varlık üzerine dizeleri çok değildir, ve hem söylediklerimin bir doğrulanışı olarak hem de kitabın ender bulunur olması nedeniyle onları bu yoruma eklemek isterim.’’ Bu satırları 53 dizelik bir alıntı izler ve hemen sonra şunları ekler: ‘‘Bunlar Parmenides’in Tek Varlık üzerine dizeleridir.’’

Elimizde şiirden düzgün bir dağılımı olmayan 150 kadar dize bulunmaktadır. 32 satırlık bir Önsöylemden sonra, şiir sırasıyla Gerçekliği ve Görünüşü ele alan iki bölüme ayrılır. Diels’e göre birinci bölümün onda dokuzu saklanmışken, ikinci bölümden ise bütünün ancak onda bir kadarını oluşturan dizeler kalmıştır.

Önsöylemde bir tanrıça Parmenides’e ona iki tür bilgi açıklayacağı konusunda söz verir. Birincisi Gerçeklik üzerine, ikincisi ölümlülerin açıkça yanlış oldukları söylenen Sanıları üzerine olacaktır. ‘‘Ama bunları da öğreneceksin’’ (fr. 1.31). Birinci bölümde bütünüyle doğru öncüllerden Gerçekliğin doğası çıkarsanır ve duyular tarafından algılanan Görüngü dünyasının gerçek olmadığı vargısına ulaşılır. Bu noktada (fr. 8.50) tanrıça gerçeklikten söz etmeye son vereceğini ve söylenenlerin geri kalanının ‘aldatıcı’ olacağını belirtir. Bunları söylemelidir ki ‘‘hiçbir yargı ona baskın çıkamasın.’’ Bundan sonra şiirin bir tür kozmolojiden oluşan ikinci bölümü gelir.

Birinci bölüm gerçekliğin sözcüğün sağın anlamında bir birlik olması gerektiğini ve onda herhangi bir değişimin olanaksız olduğunu bildirmişti. Hiçbir önce ve hiçbir sonra yoktur: Gerçeklik zamansız bir çıkarsamalar dizisidir. İkinci bölüm ise ‘ışık/ateş’ ve ‘gece’ gibi iki karşıt terimle başlayarak zamansal ya da sanısal bir ‘değişim’ sürecini anlatır.


DOĞA ÜZERİNE (Peri FuseoV)
Bilgi İçin Yolculuk

Parmenides’in Doğa Üzerine çalışmasının Önsöylemi Sextus Empiricus da tarafından saklanmıştır (Matematikçilere Karşı, VII  111). Sextus şöyle bir yorum yapar:

‘‘Xenofanes’in arkadaşı Parmenides inanç ile birlikte ve zayıf sanıları olan Usu kınadı, ve duyulara güvenmeye de son verdiği için, bilgi ile birlikte olan Usu ya da yanılmayan Usu gerçekliğin ölçütü saydı. Böylece Doğa Üzerine’nin başında şöyle yazar:’’

‘‘Athenais,’’ John William Goodward (1861-1922)
 

PROÖMİUM
Beni yüreğimin özlem duyduğu denli uzağa götüren kısraklar yolu hızla geçtiler.
Bana yol gösterdiler ve beni tanrının
[Güneş] bilgi insanını [… anlaşılmayan birkaç sözcük] tüm kentler üzerinde taşıyan ünlü yoluna götürdüler.
Oraya götürüldüm, çünkü oraya beni arabayı çeken bilge kısraklar taşıken,
Yolu genç kızlar gösterdi.
Dingil-kutusunda tutuşan dingil yuvasında gürlüyor,
Çünkü iki yanda vınlayan tekerlekler tarafından çevriliyordu.
Bu arada Güneşin kızları Işık için Gecenin evinden ayrılmış,
Elleri ile başlarından peçeleri atarak ona eşlik ediyordu.
Gecenin ve Gündüzün yukarıda tahtadan ve aşağıda taştan birer eşikle çevrili girişleri oradadır.
Büyük kapılarla kapalı, kendileri göğün yukarısındadır,
Ve bunların değişik anahtarlarını cezalandırıcı Türe tutar elinde.
Genç kızlar onu yumuşak sözlerle yatıştırdılar,
Ustaca onu yollardan engeli kaldırıp kapıları hızla geri itmeye kandırdılar.
Girişler açıldı, yuvalarında kancalar ve çivilerle tutturulmuş pirinç menteşelerinde döndü kapılar,
Ve ucu bucağı görülmez bir boşluk göründü kanatların arasından.
Genç kızlar arabayı ve kısrakları kapılardan dosdoğru yola sürdüler..

Tanrıça beni dostça karşıladı, sağ elimi ellerine aldı, ve bana dönerek şunları söyledi:

‘‘Ölümsüz sürücülerin eşliğinde seni taşıyan kısraklarla evime dek gelen genç adam,
Selam sana.
Hiçbir kötü yazgı bu yolu geçmene izin vermiş olamaz — Hak ve Türeden başka.
Gerçekten de insanların yolundan uzakta yatar bu yol.
Her şeyi öğrenmelisin, hem inandırıcı gerçekliğin yalpalamayan yüreğini,
Hem de ölümlülerin hiçbir güven içermeyen sanılarını.’’

Simplikios iki dize daha ekler ("Gökler Üzerine Yorum," 557.24-558.2):

"Herşeyi öğrenmelisin,
Hem yusyuvarlak Gerçekliğin yalpalamayan yüreğini,
Hem de ölümlülerin hiçbir gerçek güven içermeyen Sanılarını." [B 1.29-30.]

Persefone (Friedrich Leighton)  
‘Persefone'nin Dönüşü,’’ Friedrich Leighton

Sextus’a göre, şiirdeki genç kızlar 'duyuları,' ve Helios’un kızları ise daha özel olarak 'gözleri' temsil ederler. Tanrıça'nın ise Demeter'in (ve Zeus'un) kızı olan Kore (Persefone) olduğu düşünülür.

 

Parmenides gökyüzünde bir atlı arabada ona sürücülük eden Güneşin kızları ile birlikte Geceden Gündüze götürülür. Türe tanrıçasının beklediği ve herkese açılmayan bir kapıdan geçerler. Karşılaştıkları adsız tanrıça orada olma haklarını doğrular ve ona "tüm şeyleri," hem gerçekliği hem de ölümlülerin yanlışlıkla inandıkları sanıları öğretme sözünü verir.


Şamanizmin Etkisi.
Giriş dizelerinin genel havası erken Yunan dinsel düşüncesinde Aithalides, Aristeas, Abaris, Epimenides ve Hermotimus tarafından temsil edilen şamanistik öğeyi anımsatır. Aithalides için onun Hermes'ten ruhunun kimi zaman Hades'te kimi zamansa yeryüzünün üstünde yolculuk edebilme becerisini aldığı söylenir. Aristeas'in benzer büyülü yolculuklar yaptığı ve iki yerde birden görünebildiği söylenir. Hermotimus'un ruhu bedenini bırakmaya ve bilginin peşinde kendi başına dolaşmaya alışıktı (Pliny, N. H. 7. 174). Epimenides bedeni uykudayken Gerçeklik ve Türe tanrıçaları ile karşılaşmıştı (Epim. fr. 1 DK).

Guthrie'nin notu: Diels, Lehrgedicht, 14vs., Radloff'a göndermede bulunur, Aus Sibirien, II, 3vs. Parmenides'in görüşü yine K. Meuli tarafından da şaman-şiiri ile ilişkilendirilir, Hermes, 1935, 171vs. Ayrıca Dodds, Yunanlılar ve Usdışı, Bölüm 5, Yunanlılar ile Sibirya'da özeklenen şamanistik ekinler arasında tecim ve kolonileştirme yoluyla edimsel tarihsel ilişki kurulduğu görüşündedir.

(Fr. 2) Proklus, Tim.I, s. 345, 18 vs.; Simplikios, Fiz. s. 116, 28vs.; DK 28 B 2):

Gel şimdi, düşünülebilecek biricik araştırma yollarını söyleyeceğim (ve sen sözümü işittiğinde onu saklayacaksın).
Biri, "Vardır ve olmaması olamaz,"
Bu İnanç yoludur (çünkü ona Gerçeklik eşlik eder);
İkincisi, "Yokur, ve zorunlu olarak olmamalıdır,"
Bu, dinle beni, tüm Gerçeklikten yoksun bir yoldur, çünkü olmayanı bilemezsin — bu olanaksızdır —, ne de bildirebilirsin,
(Fr. 3) çünkü düşünülebilen ve olabilen aynı şeydir.

esti (sözel olarak: ‘‘odur’’) ya da — vardır. Peki ne vardır? to eon, ya da var olan.

"Vardır" eyleminin öznesi açıkça bildirilmez ve genel olarak bir geneleme değerinde kabul edilir: Var olan vardır. Ya da, Herşey vardır. Burada Parmenides açıkça anlak düzlemindedir, analitiktir, karşımızda A = A ya da özdeşlik ilkesi ya da kendi-ile-ilişki ya da soyutama dediğimiz mantıksal kıpı vardır. Bu yalınlık ya da belirlenimsizlik kıpısında karşıtlık — Varlık ve Yokluk karşıtlığı — kesinlikle yadsınır, e.d. olmayan birşey olduğu doğrulanır. Olmayanın olduğunu düşünmek ise Sanıdır. Tüm Oluş Sanıdır, Gerçeklik değil.

Ve:

Çünkü olmayanı anlayamazsın (çünkü yapılmayacaktır)
Ne de sözünü edebilirsin.
(Proklus, Timaeus Üzerine Yorum, I 345.11-27.)

Çünkü aynı şeyler düşünülebilir ve olabilir. (Plotinus, Enneadlar, V I 8.)



Simplikios Aristoteles'in Fizik'i üzerine yazarken şöyle bir yorumda bulunur (aktaran Hegel):

"Ama gerçeklik yalnızca 'olan'dır. Bu ne başka birşeyden doğar, ne de geçicidir; bütündür, kendi sınıfında tek, devimsiz ve sonsuzdur. Ne vardı, ne de olacaktır, ama aynı zamanda herşeydir. Çünkü onun için nasıl bir doğuş arayacaksın? Nasıl ve nereden artacaktır? Olmayandan olacağını ne söylemene ne de düşünmene izin vereceğim, çünkü 'olan'ın olmadığı ne söylenebilir ne de düşünülebilir. Hangi zorunluk onu daha sonra ya da daha önce yokluktan başlatmış olabilir? Öyleyse baştan sona ya olmalı ya da olmamalıdır. Ne de herhangi bir kanı gücü başka birşeyin olmayandan doğmasını sağlayacaktır. Böylece doğuş yitmiştir, ve yitiş inanılamazdır. Varlık ayırılabilir değildir, çünkü bütünüyle kendisi gibidir. Hiçbir yerde daha çok değildir, çünkü yoksa bir arada durmayacaktır, ne de daha azdır, çünkü herşey Varlık doludur. Herşey (Evren) tek bir birleşik bütündür, çünkü Varlık Varlık ile birliğe akar. Değişmezdir ve güvenle kendi içinde dingindir. Zorunluğun gücü onu sınırın bağları içersinde tutar. Bu yüzden eksik olduğu söylenemez, çünkü eksiksizdir, oysa yokluk herşeyden yoksundur."

Bu varlık belirlenimsiz (apeiron) değildir, çünkü zorunluğun sınırları içinde tutulur. Ve bu zorunluk Parmenides'e göre Dike (Türe) ya da "Ananke"dir.

 

“Thought, and that on account of which thought is, are the same. For not without that which is, in which it expresses itself (en pefatismenon estin), will thou find Thought, seeing that it is nothing and will be nothing outside of that which is.” That is the main point. Thought produces itself, and what is produced is a Thought. Thought is thus identical with Being, for there is nothing beside Being, this great affirmation. Plotinus, in quoting (V. Ennead. 1. 8) this last fragment says: “Parmenides adopted this point of view, inasmuch as he did not place Being in sensuous things; identifying Being with Thought, he maintained it to be unchangeable.” The Sophists concluded from this: “All is truth; there is no error, for error is the non-existent, that which is not to be thought.”


"Düşünülen ve kendisi nedeniyle düşünülen aynıdırlar. Çünkü Düşünceyi kendini onda anlattığı varlığın dışında bulamayacaksın, çünkü var olanın dışında hiçbirşey yoktur ve olmayacaktır."

Plotinus bu alıntıyı yaptıktan sonra şöyle der (V. Ennead, I. 8): "Parmenides bu bakış açısını kabul etti, çünkü Varlığı duyusal şeylerde görmedi. Varlığı Düşünce ile özdeşleştirerek, onun değişmez olduğunu ileri sürdü."

Sofistler bundan şu sofist vargıyı çıkardılar: "Herşey gerçektir, hiçbir yanlış yoktur, çünkü yanlış var olmayandır, düşünülmeyecek olandır."


Parmenides'in duyu ve düşünce arasında yaptığı ayrım çelişkiyi yadsıması ile ilgili midir?

Duyusal-algı değişen nesneleri ilgilendirir. Ya da, algı görüngüyü algılar. Görüngü ise tam olarak oluş sürecinde olandır — değişen, geçici ve yitici olan, var olan ama o denli de yok olandır. Görüngü vardır, ama sonludur, ve yitecektir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, ya da Zaman kavramını soyutladığımızda, görüngü kavramı varlık ve yokluk kavramlarının birliğini kapsar, ya da oluş sürecindedir.

Zamansal oluş sürecinde olan özdeksel herşey duyusal algının nesnesidir. Duyu özsel olarak özdeksel olanla ilişkilidir: Duyumsanan özdeksel olandır. Duyumsanan oluş sürecinde olduğuna göre, çelişkilidir çünkü oluş kavramının kendisi varlıktan yokluğa ya da yokluktan varlığa geçişi içerir ve bu ise tam olarak Parmenides'in yadsıdığı şeydir: Çelişkili olan nesnel olarak var olamaz. Parmenides gene de çelişkili olanın bilincini yanlışlık olarak değil ama SANI olarak alır. Sanı yanlışlık ile aynı şey değildir. Yanlışlık olmayanın olduğunu düşünmektir. Oysa oluş sürecinde olan yalnızca olmayan değil ama olma ve olmama, varlık ve yokluk durumunda olandır. Bu ise Sanının (DOXA) nesnesidir.

Parmenides çelişkiyi yalnızca özneye sınırladı.
Parmenides duyuyu değil ama düşünceyi gerçekliğin yargıcı yapmakla modern analitik düşünürlerden ayrılır. Bu sonuncular çözümlemelerinin sonucu olarak ulaştıkları "yalın"ı kavram olarak değil ama duyu verisi olarak alırlar. Parmenides ise Varlığı bilginin, kavramın, usun nesnesi olarak alır. Varlık duyusal değildir. Tersine, düşünseldir.


Kavram ve Tasarım

Parmenides'in A=A mantığı diyalektiğin yadsınması, analitiğin doğrulanmasıdır. Ama Parmenides Varlığı arılığı içinde alarak onu duyusal öğenin üzerine yükseltir ve eytişimin alanına sokar. Tasarım değil ama ancak Kavram düşünceyi eytişime götürür. Parmenides eytişime ulaşır. Varlığın Yokluk ile ilişkisini, oluşun bu iki karşıt kavramın birliği olduğunu görür. Ama bunu yalnızca özneye sınırlar, ve nesneye yadsır.

Tasarım ancak çağrışımsal-dışsal bağıntıya izin verirken, böylece her tür gerçekliksiz önermeye gereç sağlarken, buna karşı Kavram zorunlu olarak eytişime götürür çünkü ancak karşıtı ile bağıntıya izin verir. Parmenides eytişime ulaşır, çünkü kavram (Varlık) kendini ancak ve ancak karşıtı (Yokluk) ile bağıntılar. Parmenides bu bağıntıyı görür, oluş kavramını öznel olarak çıkarsar, ve nesnel olarak yadsır. Çelişkinin olgusallığını kabul edemez.


Küre
Simplikios (Arist. Fizik üzerine):

"Varlığın en son sınırı eksiksiz olduğuna göre, özekten tüm yönlerde eşik olarak genişleyen ve her yanında yusyuvarlak bir küreye benzer, çünkü şu ya da bu parçasında daha büyük ya da daha küçük olamaz. Onun aynıya ulaşmasını engelleyecek bir yokluk yoktur; ve burada daha çok, orada daha az olmak üzere, hiçbir Varlık yoktur ki onda Varlıktan yoksun olsun. Tüm olan eksiksiz olduğu için, tüm yerlerde belirlenimlerinde kendisi gibidir."

 

Permenides'in gerçeklik öğretisine eklediği bir sanılar öğretisinde dünya bir yanılsamalar dizgesi olarak görünür. Aristoteles'in Fizik'ii üzerine yazan Simplikius'a göre Parmenides şunları şöyler (7 b 39): "İnsanların iki tür görüşü vardır ki, bunlardan biri olmamalıdır ve onda yanılgıya düşerler; onları biçimde ve simgede birbirleri karşısına koyarlar. Biri, ateşin ilksiz-sonsuz alevi, bütünüyle incedir, baştan sona kendine özdeştir, ama öteki ile özdeş değildir, çünkü bu da kendi içindir; öte yandan geceye ait olan, ya da kalın ve ağır varoluş vardır." Birincisi ile sıcaklık, yumuşaklık, hafiflik, ikincisi ile soğuk anlatılır. "Ama herşeye aydınlık ve gece dendiği için ve nitelikleri şeylerin hem bir türüne hem de ötekine uydukları için, benzer herşey aydınlık ve karanlık gece ile doludur; her ikisi benzerdir çünkü ikisi olmaksızın hiçbirşey varolmaz." Aristoteles (Met. 1. 3 ve 5) ve başka tarihçiler hep birlikte Parmenides'in görünen şeyler dizgesi için iki ilkeyi, sıcaklığı ve soğukluğu ortaya koyduğunu belirtirler. Herşey bunların birliği yoluyla vardır.

 

Strabo bir Pisagorascı gibi konuşan Parmenides için şunları söyler: "Birbiri üzerine dolanan dairecikler vardır ki, bunlardan biri seyrek öğeden ve öteki yoğun olandan oluşur ve aralarında aydınlık ve karanlığın karışımından bileşmiş başkaları bulunur. Daha az olanlar arı olmayan ateşten,

 

Parmenides also speaks like a Pythagorean — he was called anhr Puqagoreio? by Strabo — in the following, and likewise mythologic al conception: “There are circlets wound round one another, one of which is of the rare element and the other of the dense, between which others are to be found, composed of light and darkness mingled. Those which are less are of impure fire, but those over them of night, through which proceed the forces of the flames. That which holds this all together, however, is something fixed, like a wall, under which there is a fiery wreath, and the most central of the rare spheres again is fiery. The most central of those mixed is the goddess that reigns over all, the Divider (klho ouco?), Dice and Necessity. For she is the principle of all earthly produce and intermingling, which impels the male to mix with the female, and conversely; she took Love to help her, creating him first amongst the gods. The air is an exhalation (anapnoh) of the earth; the sun and the milky way, the breath of fire; and the moon is air and fire mingled, &c.

It still remains to us to explain the manner in which Parmenides regarded sensation and thought, which may undoubtedly at first sight seem to be materialistic. Theophrastus, for example, remarks in this regard: “Parmenides said nothing more than that there are two elements. Knowledge is determined according to the preponderance of the one or of the other; for, according as warmth or cold predominate, thought varies; it becomes better and purer through warmth, and yet it requires also a certain balance.

“For as in each man there still is in his dispersive limbs an intermingling,
So is the understanding of man; for that
Which is thought by men, is the nature of the limbs,
Both in one and all; for thought is indeed the most.” [2]

He thus takes sensation and thought to be the same, and makes remembrance and oblivion to arise from these through mingling them, but whether in the intermingling they take an equal place, whether this is thought or not, and what condition this is, he leaves quite undetermined. But that he ascribes sensation to the opposites in and for themselves is clear, because he says: “The dead do not feel light or warmth or hear voices, because the fire is out of them; they feel cold, stillness and the opposite, however, and, speaking generally, each existence has a certain knowledge.” In fact, this view of Parmenides is really the opposite of materialism, for materialism consists in putting together the soul from parts, or independent forces (the wooden horse of the senses).

Fragmanlar
Doğa Üzerine

GELİŞTİRİLİYOR