 |
 |
 |
| |
DOĞA FELSEFESİ
AZİZ YARDIMLI |
|
|

 |
| |
(Hazırlanıyor)
1. Modern Toplumda Felsefe ve Bilim
2. Pozitivizm |
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Olgular ve Kavramlar:
‘Us Çağı’
|
Aydınlanma görünüşte 'boşinancı' reddetse de, ironik olarak bilgi ile örtüşmeyen aynı öznel inançta sonlanır. Aydınlanma ussalcı değil ama görgücüdür, ve görgücülüğün öteki adı olan kuşkuculuğun da dolaysızca anlattığı gibi Bilgi ve Gerçeklikte değil ama tıpkı düşmanı olarak gördüğü Boşinanç gibi dogmada, bilgi olmayanda, öznel görüşlerde demir atar — Kant'ın gösterdiğine inandığı gibi. Sözde 'Us Çağı' gerçekte Usdışı çağıdır. Aydın tüm dışsal bilgisine karşın gerçekte bilgisiz olandır. Tıpkı karşı çıktığı boşinanç denli Gerçeklik yoksuludur. İnandığı bildiği değildir. Bilmediğidir.  |
|

FelsefeYazın Dergisi
 
KOOP ISLAND BLUES |
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Michel Foucault:
Boşinancın Devletini Kutlamak |
 |
 |
|
|
| Foucault “Şah Zamanın Yüz Yıl Gerisindedir” başlıklı bir makale yazdı. Ve bunu yüz yıl çok uzun olduğu için değil, ama çok kısa olduğu için yazdı. İleride olmaktansa Geride olmanın İyi olduğunu ve dolayısıyla bin yıl geride olmanın daha İyi olduğunu düşünüyordu. İran'ın köklerinin Darius'a, aslında Kyros'a dayandığını ise bilmiyordu. |
|
Despotizmi, giderek Tiranlığı Özgürlük olarak görmek olanaklı mıdır? “Görmek,” “sanmak” olanaklıdır. Tarihsel Materyalizm çoktandır terörü erdem, cehennemi kurtuluş olarak görmeye alışmıştır. Ama bunun için düşüncenin sökülmüş, yapısızlaştırılmış olması, ve Anlamın kaçması gerekir. Sanılan Olmayandır. Ama Postmodernizmin plastik realitesinde olanaksız olanaksızdır, yani olanaklıdır, aslında tutarsızlık, giderek çelişki plastik olanın kendisidir. Böyle söylem kendisi üzerine, “Konuşma” üzerine dayanır, saltık olan üzerine, kendi kendisinden kaçmayan Anlam üzerine, “Us” üzerine değil. Heidegger sonunda Logos'un Us değil, ama Söylem olduğunu bulmamış mıydı? Böylece tüm gerçeklik plastik bir konuşmadır — ya da yazı, simge, eşlem, görünüş vb. —, çünkü bildiğimiz gibi sökülmüştür, bütün yitmiş, geriye iç bağdan yoksun bir salt parçalılık kalmıştır.
Modernleşme, gelişme, değişme karşıtı Michel Foucault sık sık insan Özgürlüğüne güçlü bir inancı olduğunu ve felsefesinin iyimser bir felsefe olduğunu belirtirdi. Çünkü Despotizmde Özgürlüğü, Kötüde İyi olanı bulabiliyordu. Aydınlanmayı, gerçi gizlice, ya da belki de bilmeden de olsa, Aydınlanmanın kendi kategorilerine dayanarak çürüttü. (Aslında Derrida da benzer olarak, ama açık sözlülükle, Usu ancak Usun kendisini doğrulayarak yadsıyabileceğini ileri sürmüştü.) Herşeye karşın, Foucault'nun plastisizmi nihilistlerin kendileri tarafından bile tehlikeli ölçüde nihilist bulundu. Söylediği sözlerin Kavramlarını bilmesi gereksiz, aslında olanaksızdı, çünkü Kavramlar gerçek varlıklar değil, ama yalnızca toplumsal kurgulardı. Böylece her durumda kolayca normal anlamları bozulabilir, yapısızlaştırılabilirlerdi.
Foucault İran'a yaptığı iki geziden sonra ülkeye egemen olan despotik boşinanç rejimini kültürel köklere dönüş olarak selamladı. (“Kök” sözcüğünü henüz sökmemiş olmalıydı.) Daha sonra eşcinsellik ve sadomazoşizm altkültürlerine katıldı. 1984'te Paris'te AIDS bağıntılı bir hastalıktan öldü. Özgürlüğü öz-belirlenim olarak değil, ama ancak özenç olarak, ancak belirlenimsizlik olarak anlayabiliyor, ve rasyonel ve irrasyonel arasında hiçbir ayrım olmadığını düşünüyordu. Plastik düşünceleri, anlam bozumları, us sökümleri ile, eşit ölçüde bozulmuş ve sökülmüş bir bilinç alanında sonsuza dek anlamdan anlama sıçramayı sürdürecektir. — Nihilizm umutsuzluktu. Pozitivizm umursamazlık. Nihilizmin ve Pozitivizmin sentezi olarak Postmodernizm ise bir parodidir.  |
|
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Kapitalizm:
Artı-Değer ve Hırs Kıpılarının Sentezi |
Yalnızca Kapital Kapitalizm değildir. Kapitalin Hırs ile birleşmesi Duyunç hamlığı zemininde olanaklıdır. Kapitalist bilinç moral olarak olgunlaşmamış, geri, yetersiz bir bilinçtir. Kapitalistin yamukluğu yalnızca Kapital alanına sınırlı değildir. Kapitalizm yalnızca insan Duyunçsuzluğun ekonomik ilişkiler alanındaki anlatımıdır.  |
|

ANAMAL |
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
| Boşinanç ve Kültürel Assimilasyon |
Değişim, gelişim zorunlu olarak Assimilasyon, şu ya da bu tikel kültüre Benzeşme değildir. Assimilasyon ancak göreli bir gelişim, henüz saltık olmayan yetersiz, koşullu bir değişim, alt kültürün üst kültüre öykünmesidir, çünkü örnek ya da ölçün alınan kültürün kendisi değişme ve daha öte gelişme gereksinimi içinde duran göreli bir modeldir.  |
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
|
“Resmi yapılacak iki şey vardır,” diye yazıyordu Leonardo da Vinci, yüzyıllar önce modern Avrupa insanı düşünceye uyanırken: “insan ve onun bakış açısı. Birincisi kolaydır; ikincisi olanaksıza yaklaşır.” Frederick Artz'ın çalışması Leonardo'nun olanaksızının üzerine saldırır, büyük ustanın hiç de ustası olmadığı biricik sorunun gerçekte en vazgeçilmez kaygı olduğunu göstermeye çabalar: Yalnızca insanın değil, ama insanlığın bakış açısının bir tablosunu üretmek. Görev en güç olanıdır. Yalnızca yalıtılmış ve dinamiğini yitirmiş bilinç biçimlerini çözümlemek değil, ama dünya tarihine, onun zaman ve uzayına dökülen Tinin görüngülerinin anlamını yakalamak. Bir Oluş sürecini kavramak. Görev de eşit ölçüde Oluş sürecindedir. Yalnızca bakmayı değil, ama usun ve istencin ve duyuncun gözleriyle bakmayı gerektirir. Tablonun renkleri düşünceler ve tutkular, ve fırçası eytişimin tılsımı olmalıdır — eleştirel kavrayış ve duyuş yetisi. Ama Avrupa'nın Orta Çağlarını yorumlama görevi o denli de melankoliktir, çünkü gereç Yunan ve Roma uygarlıklarının paha biçilmez kalıtını çürüten, onlardaki incelik ve güzellik tinini, bilim ve felsefe değerlerini algılamayan bir barbarlık kütlesidir. Avrupa'nın Orta Çağları Musa'nın yetkeci, cezalandırıcı, yeryüzünü bir korku sisine bürüyen Tanrısının özgür ve çocuksu Helenik tin üzerindeki öç alanı olarak görünür. Kendini yaratma sürecini durduran, aslında geriye yürüyüşünü başlatan bir insanlığın yaşadığı karanlık bir korkunun zamanıdır, bir alev gibi göğe yükselen kısa süreli İslamik girişime karşın, tarihi hiç de gereksinmediği bir sapmaya sürükleyen bir boyun eğme dönemidir. Orta Çağlar tüm boşinancı ile ve tüm sağduyu yoksunluğu ile, Özgür Düşünceden, Usun kendisinden korkusu ile modern Avrupa uygarlığının, en sonunda Batı (Protestan/Germanik) nihilizminin asıl temellerinin aranacağı karanlık bölgedir. İnsanlığın dinsel ve ulusal kamplara parçalanışının mayalandığı, kozmopolitan kardeşlik tinini yeryüzünden silip yokeden evrensel düşmanlık duygusunun doğduğu tarih dilimidir. Yeryüzünün soğumaya başladığı, gökyüzünde bir sığınağın arandığı zamandır. O us tutulması, o yürek tutulması Çağlarında neyin unutulduğunu ve unutturulduğunu hiçbirşey Goethe'nin sözlerinden daha iyi anlatamaz: “Ulusların üstünde insanlık vardır.” — Aziz Yardımlı. |
|
|

|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Modern Fragmanlar 3
Düşlemler Ülkesi Hindistan
Hegel |
Nazizmden ayrı olarak Hinduizmde Hayvanlar en üsttedir. Hayvanların altında “Bhagavad-Gita”nın yönergeleri gereği bir Kast dizgesine sınıflandırılmış İnsanlar (Aryanlar) gelir. İnsanların altında kast-dışı Dokunulmazlar (Dalitler) durur.

Hinduizm İle Post-Modernleşme. Hindistan Çin'den daha çok milyarderi olmakla övünürken, nüfusunun %81'i günde 2 dolar ya da daha azı ile yaşamaktadır (bu oran Çin için %47'dir). Tüm pırıltısına karşın, Bombay Kast kültürüne modern terimlerde tanıklık eder. 2003'te kentin her 1.300 insan başına bir otobüsü, her 1.000 otomobil için iki park yeri, her bir milyon insan için 17 kamu tuvaleti vardı ve 13 milyon nüfuslu kentin kuzey kenar mahallelerindeki 7,2 milyon insan için tek bir kamu hastanesi çalışıyordu. Nüfusun en az üçte biri temiz içme suyundan ve 2 milyon insan tuvalet kullanma olanağından yoksundur. Öte yandan Hindistan'da maymunlar ve inekler için bakım ve sığınma evleri, Anayasa Madde 51-A(g) gereği Hükümet tarafından yürütülen bir “total BAN on the SLAUGHTER OF COWS” programı, aslında bir “Animal Welfare Board of India” vardır. Bir “Human Welfare Board of India” yoktur. Ama Hayvanların altında olan insanlardan başka bir de insanların altında olan , DALITler (“Untouchables”) vardır. Bugün bu kast-dışı “Dokunulmazların” (çünkü kirlettikleri düşünülür ve dokunmaları, gölgeleri bile ciddi bir arınma işlemini gerektirir) sayıları 250.000.000 kadardır. Yine, sayılarının 60-115.000.000 arasında olduğu tahmin edilen çocuk-köleler ineklerin, maymunların ve insanların altında duran bu kümeye aittir. Vaişya (tecimciler) Kastına doğan ve Hindu inancını hiçbir zaman terketmemiş olan Gandhi “I worship it (cow) and I shall defend its worship against the whole world,” ve “The central fact of Hinduism is cow protection,” diyordu. Hinduizm insanı korumak bir yana, onu yakmayı sürdürmektedir — doğrudan doğruya ateşe atarak ya da Sati geleneği yoluyla. Öte yandan, Hindistan'daki yabancı yatırım 8,4 milyar dolar olarak hesaplanırken, Çin için bu rakam 72,4 milyar dolardır. Ve Hollywood 2001'de 739 film üretmişken rakam Bollywood için 1.013'tür. |
 |
 |
|
Gandhi kutsal inekleri tüm dünyaya karşı koruma etkinliği içindeyken, ondan yüzyıllar önce ilkin Babür İmparatorluğu (Humayun), daha sonra Avrupalılar "SATİ" (dul kadının kendini kocası ile birlikte yakması) geleneğini yasaklayarak insanın korunmasının önce geldiğini göstermeye çalıştılar. Hindu kültüründe insan sözcüğü olsa da insan Kavramı eksikti. Bu Kavramın bu kültürün bilincine girmesi — bir bölümünde, Pakistan ve Bengladeş durumunda daha şimdiden olduğu gibi — bu kültürün yalnızca tekil bir yanında değil ama bütününde başkalaşması, yani ortadan kalkması, postmodern çok-kültürlülüğün biraz daha küçülmesi, evrensel insan haklarının biraz daha büyümesi olacaktır. |
|
|
|
Cows in India — It's good to be sacred

GANDHI
“I worship the cow and I shall defend its worship against the whole world. ... The central fact of Hinduism is cow protection.”
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
| Despotizmden — Despotizm Yoluyla — Despotizme |
 |
 |
 |
|
| Ocak 1992; yılbaşında Moskova'da bir ekmek kuyruğu. |
|
Ortaklaşacılık Mülkiyeti yadsımaz, tersine saltık olarak doğrular: Ortak olunacak Mülkiyet olmaksızın ortaklaşacılık kavramı analitik bir soyutlamadır. Dahası, mülkiyet ortaklaşacılıkta ortadan kaldırılmaktan bütünüyle uzak, alabileceği en büyük biçimi, Devlet Mülkiyeti biçimini alır. Bu evrensel Mülkiyet — ya da, yine aynı şey, tekil Mülkiyet — karşısındaki tüm İstenci silen bir Tekeldir ve sözcüğün gerçek anlamında istençsiz bir kitle yaratır, bütün bir insanlık tarihinin tanık olduğu en ezici kölelik yapısını kurar. Betimlemesi yazın sanatını bile sanat olmaktan çıkaracak bir suç düzenini, salt terör üzerine dayalı tiranlığı kurtuluş olarak, Toplumculuk olarak, Ütopya olarak görebilmenin gizi Özgürlük kavramının bilincinin yokluğunda yatar.  |
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
| Kavramlar |
| |
İnsanlığın Ereği insanın yetilerinin Gelişiminden, İlerlemeden başka birşey değildir.
Zweck der Menschheit ist kein anderer als die Ausbildung der Kräfte des Menschen, Fortschreitung.
— Friedrich Schiller, Die Gesetzgebung des Lykurgus und Solon. |
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
| Copenhagenize / Kopenhaglılaştırmak |
|
"With this blog we hope to bring Copenhagen Bicycle Culture to the world. In city councils around the world they speak of 'Copenhagenizing' their streets to accomodate bikes. Here in the Danish capital, it's just a way of life, as the photos and blog entries will highlight.
...
Copenhagen is already regarded as the best cycling city in the world and those of you out there who need inspiration for cycle advocacy in your towns and cities can find a wealth of info here."  |
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
John Locke:
İnsan Anlağı Üzerine Bir Deneme
An Essay Concerning Human Understanding
Çeviri: Aziz Yardımlı |
|
Doğuştan düşünceler kuramından yana konuşan Leibniz şöyle diyordu: “Anlıkta duyularda olmayan hiçbirşey yoktur, ama anlığın kendisi dışında. Şimdi ruh varlık, töz, birlik, özdeşlik, neden, algı, us ve duyuların veremeyeceği başka birçok kavramı kapsar.” Görgücü John Locke bu görüşte değildi. İnsanın düşünme yetisinin gerçekte duyularda köken bulduğunu düşünüyordu. İnsan anlığının boş bir tablet, bir tür tabula rasa olduğunu ve Kavramların onun üzerine dışarıdan basıldıklarını ileri sürdü. Bu özgün buluşu için geliştirdiği tanıtlamanın kendisinin bir arı düşünce edimi olduğunu gözden kaçırdı. Görgücülüğün çıkış noktası için dikkatle okumaya değer bir deneme.(KİTAP I, KİTAP II) |
|
|
| |
 |
| |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Helvétius
Bir Özdekçi Deha
Helvétius olanaksız olanı başarır, Düşünceyi Duyulardan çıkarsar.
Frederick Copleston |
|
‘‘Helvétius insan anlağının tüm güçlerini duyum ve duyu-algısına indirger. Yaygın olarak insanın duyu düzeyini aşan yetileri olduğuna inanılmıştır. Ama bu yanlış bir kuramdır. Örneğin yargıyı alalım. Yargıda bulunmak bireysel düşünceler arasındaki benzerlikleri ve benzemezlikleri algılamaktır. Eğer kırmızının sarıdan ayrı olduğu yargısında bulunursam, yaptığım şey ‘kırmızı' denilen rengin gözlerimi ‘sarı' denilen rengin etkileyişinden ayrı bir yolda etkilediğini algılamaktır. Yargıda bulunmak, öyleyse, yalnızca algılamaktır.''  |
|
|
|