İdea Yayınevi YENİ Anasayfa
İDEA YENİ ANASAYFA
 
Dmitri Shostakovich — Concerto No. 2 for Piano and Orchestra, Op. 102, 2 (Andante)
 



BİR ŞİİR


HEGEL ON WALL STREET

ALINTILAR


















İngilizce Anasayfa
İngilizce Anasayfa
SCHILLER
50 Years of EU in the World

BEETHOVEN



HEGEL
Mantık Bilimi

BİLİMİN BAŞLANGICI NE İLE YAPILMALI?

BRAHMS
Keman Konçertosu
Re Major, Op. 77
Modern Tin
 
 
_
Modernleşme kurtuluştur — geleneksel olandan. Modernleşme Dünya Tininin gerçek, ereksel Biçimine doğru gelişmek için geleneksel olana bağlı değersiz ve anlamsız kültürlerden, onları sürdüren despotizmden ve boşinançtan Özgürleşme, Ussallaşma, Uygarlaşma sürecidir. Modernleşme — ussal olana doğru sürekli Yenileşme — Tinin değişiminin Gerçeğidir, ve gelenekselin değişimi onda örtük olanın, onda kendinde olanın kendini ortaya koymasıdır. Modern olan geleneksel olandan doğar. Ama bunun anlamı ilkin modernin ve gelenekselin, yeninin ve eskinin ayrılmaz birliktelikleridir: Modernleşme bir Oluş Sürecidir. Çelişkinin çözümü değil ama sürmesidir. Onda hiçbirşey tamamlanmış değildir, çünkü Oluştadır. Onda hiçbirşey gerçek, sağlam, kalıcı değil, tersine yanlış, geçici, yiticidir, çünkü Oluştadır. Onda herşey yenidir, ve aynı zamanda ortaya çıkar çıkmaz eskir. Onda herşey eksiktir ve hiçbirşey henüz gerçekliği içinde, Kavramı içinde olduğu gibi değildir: Hak, Ahlak, Törellik; Birey, Toplum, Devlet; Güzel Sanatlar, İnanç ve Bilgi — bütün bir dünyanın, insanın, genel olarak kültürün biçimi. Onda herşey yalnızca değişmekte, kendisi olarak yitmekte ve kendi başkası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nihilizm, kalıcı olamamanın, salt akıcı olmanın, arı değişimin bu değersizliği eşit ölçüde geçici modern bilinç biçimlerinin nihilizminden, hiçliğinden sorumlu olan şeydir.

İdeoloji
Kavramlar
Çin

DOĞAL DİLİ BOZMAK. Türkçe'de de ‘gerçek' sözcüğü Kavram ve Olgusallığın birliğini anlatır, örneğin ‘gerçek İnsan' dediğimizde olduğu gibi. Burada 'gerçek' fiziksel olanı değil, Kavramına uygun olanı anlatır. Doğal bilinç için yalnızca fenomenal/tasarımsal olan, yalnızca reel/olgusal olan, yani duyusal ve tekil olan gerçek olandır. Bu bilinç geçici, yitici olana, Kavramına uygun olmadığı için gerçekten var olmayana, oluşta olana ‘Gerçeklik' der. Ve hiç anlamadığı ve bu nedenle onda derinlik yanılsaması yaratan yabancı bir 'hakikat' sözcüğünü 'gerçeklik'ten boşalan yere geçirir. Bir ikon gibi gördüğü salt bir sesin ve simgenin arkasında anlamadığı, anlatım veremeyeceği ve anlamsız, saçma, giderek abuk sabuk düşüncelere dalarak doğal dilini de bozar.

 


Parthenon

Herşey akıştadır — Klasik olanın, Logosun dışında. Klasik olanın Zaman ile bir işi kalmamıştır, çünkü idealdir. Eskimez, yeni olmayı önemsizleştirir. Biçimde erişilen sonsuzluktur. Klasik Helenik Tin insan doğasının Bilgide, Özgürlükte ve Güzellikte gerçek açınımının karakterini sergilediği düzeye dek, Dünya-Tinine Tarihin ereksel-ussal sürecinde ilerlemenin gerçek yönünü gösterdiği düzeye dek insanlığın bütününün her zaman genç kalan güzel öğretmenidir.
 
Gene de bu süreç, eğer gerçekten süreç ise, hedefsiz bir akışkanlık, “hiç sonlanmayan” bir kötü sonsuz değildir. Bir Özgürlük, eş deyişle bir Zorunluk süreci, Ereğinin saltık denetimindeki bir İstenç sürecidir: Özgürlük belirlenimsizlik değil, olumsuzdan ya da başkasından kaçış değil, ama kendi olumsuzunda, kendi başkasında kendinde olmaktır. Kendi gizilliğini, kendi Gerçeğini edimselleştirmek, bu öz-belirlenim ise Gelişimden başka birşey değildir. Gelişim salt değişim uğruna değişim değil, ama ussal-ereksel değişimdir; ve burada değişim değişmeyenin, yaşamayanın, geleneğin ortadan kalkışı, yerinin Düşünceye, Usa dayalı olan tarafından alınmasıdır. Tinin ereksel gelişimi için gereken tek şey Özgürlüktür. Modern Dönemi onu önceleyen bütün bir ön-Modern Dönemden ayıran, bütün bir Tarihi ikiye bölen muazzam ayrım evrensel Özgürlük Kavramının bilincinin doğmuş olmasıdır: Tüm insanlar özgür doğarlar. Ön-Sokratikler tarafından yetiştirilen ve Klasik Felsefenin asıl yaratıcıları olan Platon ve Aristoteles tarafından bile bilnmeyen bu en yüksek ve biricik gerçek törel bilinci, İnsanın salt İnsan olduğu için özgür olduğu gerçeğini modern bilinç başlıca Rousseau'ya borçludur. Bu Kavramın bilinci bireyin ve toplumunun entellektüel, etik ve estetik olarak yetenekli olduğu herşey olması için, Bilim için, Ahlak için, ve Güzellik için, ya da bu üç öğenin özeti olan Uygarlık için biricik, yeterli ve saltık koşuldur. Uygarlık Kültürün tamamlanışıdır.








Mantık Bilimi / Anasayfa
NOESİS SES
1. Hegel Kongresi - I
2. Mantık Bilimi
3. Tüze Felsefesi
4. Tinin Görüngübilimi
5. Ön-Sokratikler
6. Politik Felsefe
7. Tarih Felsefesi
8. Freud / Metapsik.
9. Rönesans MB


BEETHOVEN
Piyano Konçertosu
No 5, Op. 73


Modern olan henüz olmamış olandır — henüz oluşta olan, oluşur oluşmaz yok oluşa geçen, salt eskime uğruna yeni olandır. Modern değişim Gelişim sürecine ait ve böylece ereksel-ussal olabilir. Ama pekala salt yenilik uğruna yenilik de olabilir: Salt MODERNLİK ile ayrım içinde, MODERNİZM özellikle ve bile bile idealsiz, ereksiz, anlamsızdır, niçin ve neye değiştiğini bilmeyen, anlamayan o Değişim uğruna Değişimdir. Salt ‘farklı olma’nın anlamı bilinçsiz bir Modernizmdir.
Gelişimin kaynağının, enerjisinin, ereğinin insan doğasının kendisi, onun kendi ussal Özü olduğu düzeye dek, insanın şimdiki bilgisizliği, duyunçsuzluğu, çirkinliği onun Gelişimini çürüten, onu aşılmaz bir kültürel-çoğulculuğa teslim olmaya zorlayan etmenler değildir. Bunlar yalnızca onun varoluşunun geçici basamakları ya da aşamalarıdır. Saçma kültürel biçimler olarak, çirkin gelenekler olarak, çürümüş kökler olarak yazgıları ortadan kalkmaktır. Varoluşçuluğun insanlık için sonlu Görüngüden, sonlu Varoluştan yaptığı nihilist çıkarsamasını gerçekten de doğrularlar, değersizdirler. En iyisinden güdük Türe, Erdem, Özgürlük biçimleridirler, insanın özsel olarak ussal, moral, ve estetik gizilliği karşısında hiç kuşkusuz hiçtirler. Ama Modernleşme, varolanın gerçeğinin tam olarak varolanın yitişinde hiçlik olduğunu tanıtlayan bu kesintisiz değişim süreci insanın gerçekte olabileceği gibi olma sürecidir, çünkü onda değişimi, yenileşimi, gelişimi engelleyecek hiçbir etmen yoktur. Onda gelişmemek, değişmemek, yetersiz, değersiz, önemsiz bilinç biçimleri üzerinde, sonlu Varoluş üzerinde kuluçkaya yatmak erdemsizliktir. Onda Ahlak için Kutsal Yazıların yerini İyinin ve Doğrunun gerçek yargıcı olarak, gerçek Erdemin ve gerçek Mutluluğun belirleyicisi olarak özgür Duyuncun kendisi alır, Varoluşun olumsallığına, değersizliğine, saçmalığına katılan ve sözde “Seçme Özgürlüğü” denilen Özenç ya da Kapris değil. Modern toplum Yurttaş Toplumudur, ve kendinde ussal İstencin kendini sınırsızca anlatma olanağı olduğu düzeye dek, Türe için bir “Gerek” değil, ama Varlık alanıdır. İnsan varoluşunun anlamının burada ve şimdide gerçekleşmesi için özgür duyuncun ve istencin ussal Eylem alanıdır.
DİZGELER
   1. Mantık Bilimi (B)
   2. Mantık Bilimi (A)
   3. Doğa Felsefesi
   4. Tin Felsefesi
   5. Tüze Felsefesi

Tinin Görüngübilimi / Anasayfa www.hegel.net
www.hegel.net

Ön-Sokratikler, 2006, Noesis Felsefe Atölyesi, SES KAYITLARI

 


İnsan yetileri ancak Özgürlük içinde kuramsal Gerçeği, kılgısal Doğruyu, estetik Güzeli kazanacak bir gelişime ulaşabilir. Bu gelişim düzeyi olmaksızın insan yalnızca kendinde, yalnızca sözde insandır.  
İdeal olan tarihsel değildir. Klasik olandır, tanrısal eksiksizliği içinde dingin kalan, Zamanı tanımayandır. Tarihsel olan ise ortadan kalkmayı isteyen, yitici olan, ama yitişinin kendisinde değişimin, yenileşmenin, gelişimin kendini tüketen gerecidir. Ancak bu kesintisiz akışkanlık insanın kendi gizilliğini, insan doğasının bütün bir entellektüel, etik ve estetik içeriğini ortaya serme olanağını sunar. Modernleşme onda hiçbir üyenin ayık olmadığı bir Bakhüs şenliğidir. Orada erdem ayakta kalmak değil ama düşmektir, sürmede direterek taşlaşmak değil ama akışkan ve plastik olmaktır, öyle ki Tinin her bir şekli daha yeni ve daha ayık bir Tin olarak yeniden doğabilsin. Usdışının bakış açısından, Dünya Tarihi belirlenimsiz, kaotik bir evrende salt yineleyen nedensiz ve anlamsız bir olaylar türlülüğü, gelişmeyen bir çok-kültürlülüktür. Usun bakış açısından, Tarih estetik Duyu olarak, etik Duygu olarak ve bilen Düşünce olarak Dünya-Tininin kendini geliştirme ve gerçekleştirme Eylemidir. Ve Eylem Özgürlük demektir. Varoluşu, İnsanın kendisini Kopyanın Kopyası olarak aşağılayan nihilizme karşıt olarak insan varoluşunun Gerçeğin Gerçeği olduğunu, çünkü Özün Varoluş ile bir olduğunu, Görüngünün kendisinin Gerçek olma sürecinden başka birşey olmadığını ileri sürmeliyiz. Çünkü apatik, anestetik ve irrasyonel postmodern çökkünlük tini ile karşıtlık içinde, insanın Özü kendini etikte, estetikte ve düşüncede öylesine sonsuz Görüngülerde anlatmaya yeteneklidir ki, sonsuz bir kopya olarak kopyası olduğu kopyanın kendisinin sonsuz olduğunu tanıtlar. Ama sonsuz Kopya Asıldan başka birşey değildir. — Aziz Yardımlı
SÖZLÜKLER
1. Türkçe-İngilizce
2. Uygulayımsal
3. Yabancı Sözcükler
4. Ruhçözümleme
5. Hegel Sözlüğü
6. Heidegger Sözlüğü
7. Heidegger Analiz

MOZART
Piyano Konçertosu
21, Do Major, K467

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

 
 
  İdea Cep Kitapları

 
 
 

ÖZGÜRLÜK HER YERE (2013)
Devlet Yurttaş üzerinde yabanıl bir şiddet aygıtı olmanın ötesinde ve uzağında, onun Özgürlüğünün anlatımıdır, çünkü tam olarak böyle doğa durumu dürtülerinin, itkilerinin, öfkelerinin, ve gerçek çapulcunun kendisinin üzerinde egemen olan Yasadır. Yurttaş Devlette kendi İstencini bulduğu için Yurttaştır, ve kendi egemen, erdemli, eğitimli İstencini Devlet yaptığı düzeye dek özgürdür. Modern demokratik Devlet despotik komedyanın bittiği, rustik karakterlerin bulunmadığı, ciddiyetin, öz-saygının, uygar dinginliğin başladığı yerdir. Eğer Devlet henüz kavramına karşılık düşmüyorsa, eğer çirkinlik, maçoluk, moronluk Devleti utandırıyorsa, onu ona yabancı özençten özgürleştirmek özgür Yurttaşın hakkı, sorumluluğu ve ödevidir. Modern Yurttaş Toplumunda Politika ve Yasa birdir. — Aziz Yardımlı.

Yurttaş Toplumu

DESPOTİZME KARŞI DESPOTİZM (2009)
Aydın Yurttaş Toplumunu kurtarmak için yola çıktığı zaman çok geç kalmıştır. Saatini kendi gününe ayarlamalı, Zamanda 100 yıl geriye bir yolculuk yapmalıdır. Ya da İran'a. Bu onun hakkıdır.
Aydının belirlenimi Demokrasiyi tanımamaktır, çünkü Aydın olarak İstenci Yurttaşın İstencinin üzerinde olmalıdır. Despotluk Aydının önemsiz bir özelliği değil, ama Niteliğidir, onun Varlığı ile birdir, ve bu Niteliğin ortadan kalkması Aydının Aydın olarak ortadan kalkması, yalın bir Yurttaş olması demektir. Aydın özsel despotik karakteri ile uyum içinde Özgürlüğe karşı yürümede, Despotları bağrına basmada, giderek Suçu savunmada bile duraksamaz, çünkü düşünmeyen İstencinin hiçbir zaman Yasa gibi bir sıkıntısı yoktur. Hak onun için onun despotik özencinden doğar ve verilir, ve Halk onun bilgeliğine boyun eğmek için vardır. Şiddet mi? Bu onu kaygılanadıracak bir konu değildir; tersine, kurtarıcı amaçları için bütünüyle meşrudur. Aydın kentliliğin barışçıllığına, uygarlığına, ussallığına bağışıktır; modern değil, ön-modern kültüre aittir, Batıda feodal tinin ortadan kalkışı ile birlikte soyu tükenmiştir. Bilgi ile ilgisini salt boşinanç karşısında tanıtlayan feodal bir artık olarak, Aydın a priori kabadayıdır ve kabadayılık gereksiniminin gizi uygar saygıyı hak etmeyişinde yatar. Hiçbir zaman Düşünce üretmeyen aylak Aydın kurtaracağı Halk ile karşıtlığı içinde kaçınılmaz olarak Nefret üretir. Her zaman Karanlık Çağlarda yaşadığı sanısı ile beslenen Korkusu Düşman yaratmak içindir. Sözde devrimciliğine inanabilmek için bir karşı-devrimin yer aldığını sanrılar. Sözde Bağımsızlık tutkusu için Bağımlılığa, Ulusalcılığı için Emperyalizme, Doğululuğu için düşman bir Batıya gereksinir. Özgürlük, Genel İstenç, Egemenlik kavramları onun despotik bilincinde bulunamadıkları için, fantastik realitesinde de yokturlar. Demode Aydın en sonunda bu sanrılar zincirini o hiç anlamadığı Cumhuriyeti kurtarmanın zemini olarak bir Kraliyetçilik sanrısı ile tamamlamalıdır.

İlk kez yaşandığında trajik olan yanılgı — kurtarmayı istediğini yoketmek, özgürlüğü köleliğinde diretmede bulmak, — ona bir ikinci kez öykünüldüğünde bundan böyle komik ve bayağıdır.

Nutuk
Aydınlar ve Halk



DEVLET USSAL YASA İSTENCİDİR (2007)
Yurttaş Toplumunda, özgür istençlerini Yasa yapan Bireylerin toplumunda 'Aydın' kültürün dibi ile, boşinanç kültü ile ortak yaşam içindedir. Kendini karanlık karşısında tanımlar. Varoluş nedenini bulamazsa onu sanrılar, çünkü acınması gereken bir ilkellik ve ürkeklik karşısında korku duyar.

Aydınlanma
ve Romantizm

 
 
 
Tarih Felsefesi
TARİH FELSEFESİ  
(Published with permission
© Nancy Stahl)
 
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ile aynı zamanda, aslında Avrupa’nın birçok devletinden daha önce modernleşme sürecine girdi. Bu bütünsel bir kültürel dönüşüm, Osmanlı’nın Osmanlı olarak ortadan kalkışının başlangıcıydı ve sürecin ürünü Özgürlük İlkesi üzerine kurulu modern Türkiye Cumhuriyeti oldu. İlke — onurlu, bilgili, özgür, çağdaş bir törel yaşamın gücü olan ussal İdea — on yıllar boyunca salt kitlesel eğitimsizlikten kaynaklanan erdemsizliğin, karanlık boşinancın ve despotik ideolojilerin taşkınlıklarını ve çılgınlıklarını yatıştırdı, kendini ussal ve uygar İstenç olarak, geri alınamaz bir Özgürlük tini olarak modern bir toplum yapısına doğru edimselleştirdi. Osmanlı Devleti kendini Dünya-Tininin bütün bir tarihsel kalıtı üzerine kuran, Yunan-Roma uygarlığının sürdürücüsü olduğunu bilen ve onu isteyen, daha başında Dünya Tarihinin ilerleyişine ait değişebilen, yenileşebilen, gelişebilen bir politik yapıydı. Ussal olarak değişebilmesinde ve Ussallığa doğru değişebilmesinde özgür Batı tininin parçasıydı, despotik değişmezliğinde direten usdışı Doğunun değil. Modern Cumhuriyeti kuran Tin sözcüğün en gerçek anlamında Özgürlük ve Eşitlik kavramlarını özümsemiş, değişme, yenileşme ve gelişme İstencini kavramış olan bu Osmanlı Tininden başkası değildi. Değişmeyen despotik Doğu Tini ile karşıtlık içinde, Osmanlı İmparatorluğu Tarihin Herakleitos ırmağının akışı içindeydi. Ve Avrupa Orta Çağlarının zifiri karanlık yüzyılları ile karşıtlık içinde, Tarihi pırıl pırıl aydınlığı ve akışkanlığı içinde tutan evreydi. İdeolojiden, boşinançtan, gelenekten özgür eksiksiz bir Türe ve Erdem varoluşuna belirlenen Cumhuriyet Tini ancak ona bu sonsuz değerleri kalıt bırakacak denli yüksek bir tinin ürünü olabilirdi.
 

FelsefeYazın Dergisi 2007
FelsefeYazın Dergisi

KOOP ISLANDS BLUES
KOOP ISLAND BLUES
Kandinsky, Kompozisyon
MODERNİZM

MODERNLİK

 
 
 
Dünya-Tarihsel İnsanlar
Hegel
 
Atatürk ve Sabiha Gökçen.
“Özgür insan haset duymaz, ama büyük ve yüce olanı seve seve tanır ve onun olmasından sevinç duyar.” — Hegel, “Tarih Felsefesi.”
 

“ ‘Bir uşak için bir kahraman yoktur’; bu bilinen bir özdeyiştir; ona şunu ekledim — ve Goethe tarafından on yıl sonra yinelendi —: ‘Gene de ikincisi bir kahraman olmadığı için değil, ama birincisi uşak olduğu için.’ O kahramanın botlarını çıkarır, yatmasına yardım eder, şampanya içmeyi sevdiğini vb. bilir.” (Hegel)
“Aşağılık ruhlar büyük insanlara inanmazlar; sefil köleler özgürlük sözüne alayla gülerler” :: “Les âmes basses ne croient point aux grands hommes: de vils esclaves sourient d'un air moqueur à ce mot de liberté.” — Rousseau, “Toplumsal Sözleşme,” 3, XII.
“Sabiha Gökçen is the world’s first female fighter
pilot. ...”

 
 
 
Bach (1685-1750)
Keman Konçertosu
Mi Minor, Adagio

(BWV 1042)


 
 
 

Modern Tin:
Anayasa


Anayasanın Kavramı
Anayasa Devletin özsel törel yapısı, ama bu yapı tüzel bir öz olduğu için, Ana Yasasıdır. Anayasa herkesin istenci değil, ussal genel İstençtir. Bir politik bütünün belirlenimleri olarak tüm değişebilir yasalar, daha özsel Ana Yasa ile uyumlu olmak zorunda olmaları anlamında, Anayasadan doğar, onun tarafından belirlenir. Bir Tözün İlinekleri gibidirler. Yasalar Anayasanın altında dururken, Anayasa Dünya-Tininin tarihsel gelişiminin saltık olarak tözsel Ereğine altgüdümlüdür. Pozitif Anayasalar ideal Anayasaya, tek bir İnsanlık Anayasasına doğru değişim süreçleridir.

Yasa Kavramı
Yasa İstençtir, Tindir, Hakkın pozitif olarak ne düzeye dek geliştiğini, realitesinin idealitesine ne düzeye dek yaklaştığını gösterir. Yurttaşın kendi İstenci olduğu düzeye dek onun Özgürlüğüdür ve Özgürlüğünün ne ölçüde reelleştiğini gösterir. Yasa evrensel olduğu için, her İstenç için — hiç kuşkusuz tarihsel olarak kral, imparator, padişah için de — bağlayıcı olduğu için Yasadır. Bu evrensellik Yasada ussal olan yandır ki, Yasayı onu yapanın da bireysel istencinin üzerine yükseltir, onu evrensel bir Ödev kılar.
Kendine verilen Yasa Özgürlüktür, çünkü Yasa insanın henüz moral ilkelliğine karşı Duyuncun edimselleşmiş yargısıdır. Bütün bir ön-modern dönemde Yasa henüz kendi istençlerinin bilincine yükselmemiş halklara onların egemenleri tarafından verilen İstenç, Özgürlük, Ussallıktır. İlkin modern dönemdedir ki Yasa gücünü ve dayanağını yalnızca egemenin İstencinde değil, ama özgür Yurttaşın İstencinde bulmaya başlar. Böylece Yasanın yükümlülüğü olarak Ödev Yurttaşın kendi istenci olduğu düzeye dek ona dışsal bir baskı değil, onun Hakkı, onun içerikli, belirli, somut ve böylece gerçek Özgürlüğü olur. Genel İstenç ussal İstençtir, ve bir özenç olmanın, bir kapris olmanın, Herkesin İstenci, çoğunluğun dayatması olmanın üzerindedir. Ussal İstenç Özgürlük ile bir olduğu, kendi Gelişimin gücü, güdüsü ve ereği olduğu düzeye dek, aynı zamanda pozitif Yasanın kendisinin Evrensel İnsan Hakları ile Bir olmasına doğru gelişmesinin güvencesidir.

Anayasanın Varlığı

Anayasa için yazılı olmak, bir kitap olarak bulunmak ikincil ve biçimseldir, çünkü Yasa ancak bilindiği, ancak insanların bilinçlerinde yazılı olduğu düzeye dek vardır ve Yasadır. Anayasa bir ulusun özsel Tini, onun İstencinin özsel belirlenimi, onun politik öz-bilincidir ve bu nedenledir ki Anayasa yazıya geçirilmeden önce ulusun öz-bilincinde, onun varoluş yollarında yazılmalıdır. Yazılı Anayasaları olmayan Devletlerin bile evrensel törel belirlenimleri, yazısız Anayasaları vardır. Ve yazılı Anayasalar bile bir tinin Ana Yasalarının tümünü kapsamlarına almayabilir ya da kimi noktalarda eksik olarak alabilir ya da sık sık onlarla çelişen belirlenimler de kapsayabilir. — Ulusların bilinci görüngünün ötesine, tarihlerinin, tinlerinin, eylemlerinin, varoluşlarının Gerçeğine ulaşmaz. Tüm bunların sonucu olan ve tüm bunlardan daha özsel olan şey pozitif Anayasanın kendisinin, tıpkı anlatımı olduğu bütün bir Törellik dünyası gibi, bir Oluş süreci olmasıdır ki, bunun Ereği negatif Anayasayı, henüz olmayan, henüz bir olgu olarak bulunmayan Doğal Hakkı ve böylece Türe idealini edimselleştirmektir. Devlet oluştadır. Tüm pozitif yasaları ile pozitif Anayasasına, ve tüm Anayasası ile Evrensel İnsan Haklarına uygun olma, Evrensel Anayasa olma sürecindedir.

 
 
 

  Beverley Craven
  Promise Me
  Lost Without You

 
 
 
The New Frontier: 1960

 

Pierre Koenig
Case Study House No. 22 1960

Buff, Straub & Hensman
Recreation Pavilion.
Mirman Residence,
Arcadia, California, 1959.

 
 
 
Estetik Üzerine Dersler
Vorlesungen über die Ästhetik
Hegel
...
GİRİŞ

Bu dersler Estetiğe ayrılmıştır; konuları engin Güzellik Ülkesi, ve daha tam olarak alanları Sanat, ve hiç kuşkusuz Güzel Sanattır.

Bu konu için Estetik adı hiç kuşkusuz sözcüğün asıl anlamında bütünüyle uygun değildir, çünkü “Estetik” sağın olarak duyunun, Duyumsamanın bilimini belirtir, ve bu anlamda yeni bir bilim olarak ya da daha doğrusu ilk kez felsefi bir disiplin olması gereken birşey olarak kökenini Almanya’da sanat yapıtlarının örneğin hoşluk, hayranlık, korku, şefkat vb. duyguları gibi üretmeleri gereken duygular açısından irdelendikleri bir sırada Wolff okulunda kazanmıştır. Bu adın uygunsuzluğundan ya da daha doğrusu yüzeyselliğinden ötürü başkalarını, örneğin Kallistik adını üretme girişiminde bulunulmuştur. Ama bu da kendini yetersiz olarak gösterir, çünkü amaçlanan bilim genel olarak Güzeli değil, ama yalnızca Sanattaki Güzeli irdeler. Bu nedenle Estetik adını olduğu gibi bırakacağız, çünkü salt bir ad olarak bizim için ilgisizdir ve dahası bu arada sıradan dile öylesine yaygın olarak girmiştir ki, bir ad olarak pekala kalabilir. Gene de bilimimiz için uygun anlatım “Sanat Felsefesi,” ya da daha belirli olarak, “Güzel Sanat Felsefesi”dir.

 

 
 
 

Batı
Leibniz için Dünyamız olanaklı dünyaların En İyisidir.
Voltaire'e göre en iyi dünyada tsunamiler ve depremler
olamaz.

 
Kindergarten, Frankfurt. — Varoluşçu, bilinemezci, pozitivist, nihilist, irrasyonalist, kısaca postmodernist bilinç için bilinmeyen bir İstenç tarafından dünyaya fırlatılmış, anlamsız ve saçma varoluşa büyüyen minikler.  

Yoksa tarihsel bir süreç yok mudur? Tüm Olanaklı Dünyaların En İyisi yerine ortalama bir dünya ile, yani anlamsız ve saçma bir varoluş ile mi yetinmek zorundayız?

Politik Felsefe
Liberalizm

 
 
 
Dünyada Özgürlük Göstergeleri:
Demokrasi 2008
 
   
Seçmen Demokrasileri 2008 (Freedom House). ABD hükümeti tarafından da desteklendiği için bağımsızlığı kuşkulu görülen Freedom House henüz Kast dizgesi altında olan Hindistan’ı da Demokrasiler arasında sayar ve “Seçmen Demokrasileri” ve “Liberal Demokrasiler” gibi bir ayrım yapar, ki bu sonuncunun “Kapitalist Demokrasiler” gibi birşey demek olması gerekir. Gene de sunulan tablo bütünüyle geçersiz değildir. — Demokrasi yalnızca Halkın İstenci olan Devlet değil, ama Halkın ussal İstenci olan Devlettir. Erdemsiz Demokrasi bir mittir. Halkın Demokrasilerde yalnızca aldatıldığı görüşü gerçekte yalnızca Halkı kendi sorumluluğunu ve yükümlülüğünü taşıyamayacak küçük bir çocuk gibi görmenin ötesine geçemeyen despotik Aydının bir alışkanlığıdır. Aldatılmak moral sorumluluğu geçersiz kılmaz. Hiç kuşkusuz her Halkın törel olarak eşit ölçüde olgun olduğu söylenemez. Ama örneğin Hindistan ve Bengladeş ve İran halklarının örneğin İsveç, Hollanda, ABD halklarından daha az aldatılmaya yatkın olduklarını, yoksul olanın daha erdemli ve ahlaklı olduğunu düşünmek için hiçbir zemin yoktur. — Türkiye bir yandan Doğuya ait olduğu düzeye dek Doğunun despotizminden özgürleşen, Yasa Egemenliğini gerçek Özgürlük olarak kabul etme bilincini geliştirebilen biricik Doğu ülkesi iken, öte yandan Batıya ait olduğu düzeye dek tüm Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinin tersine Demokrasiye geçişi kendi içinden gerçekleştiren Avrupa ülkelerinden biridir. — Demokrasi bir süreç, törel büyüme sürecidir, ve kendi iç despotizmine karşı gereksindiği Özgürlüğü ve İstenci kendi içinden üretme noktasına dek gelişmiş ulusların erdemidir.
 

No less than 261 journalists have been murdered in Russia since the fall of the Soviet Union.
(Der Spiegel)
.

List of journalists killed in Russia since 2000
(Wikipedia)

 
 
  Bertolt Brecht’e Karşı
Montagsdemonstrationen

 
 

Leipzig’de (DDR) Pazartesi Gösterileri. 1989-90 yıllarında yer alan bu barışçıl eylemlerde Almanlar yabancı ülkelere yolculuk etme ve demokratik bir hükümet seçme gibi özgürlük istemlerinde bulunuyorlardı. 16 Ekim 1989’da yalnızca Lepzig’deki gösteriye 120.000 kişi katıldı. Sonraki hafta 500.000 nüfuslu kentte gösteriye katılanların sayısı 320.000’e yükseldi. Askeri bir müdahele kitle kıyımı demek olacaktı. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı.
 

İdeolojik Bilinç kendini silemez. Silecek olursa, boş bir Ego olacaktır, çünkü yeniden biçimlenmesi yeni bir yaşam sürecini, ya da bir yeniden doğuşun güçlüğüne denk bir emeği gerektirir. Ama karşıtına kolayca dönüverir, çünkü kendinde karşıtıdır. Toplumculuk ve Bireycilik geçişlidir. Bu nedenledir ki özellikle en yüksek komünist önderler 24 saat içinde klepto-kapitalistlere dönüşüverir, ya da yaşamları sömürüden başka bir anlam taşımayan bireyler aynı zamanda yatlarına kızıl bayrak asarlar.

Brecht sulandırılmış bir Marxist değildi. Lenin ödülü ile onurlandırıldı. Politik olarak kusursuzdu. Ve moral olarak kusursuz olmayan tek bir yanı yoktu. Sanatı aşırmacılık üzerine dayanıyordu ve davranışının güdüleri dizginsiz içgüdü ve materyal dürtüler olmuş görünür. Kendi için yazdığı yaşam tiyatrosunda yoksul proleter sanatçı rolünü üstlendi, ve soysuz entellektüele diktatörlük istencini sevdirmedeki başarısı ile örnek bir Marxist olduğunu gösterdi. Almanya’nın geleceğinin Sovyetler Birliği tarafından güvence altına alınmış bir Sosyalizmde yattığına inanıyordu. 1953’te Doğu Almanya’da işçilerin hükümete karşı eylemlerini bastırmak için uygulanan önlemleri ve Sovyet askeri gücünün kullanılmasını destekledi. Çok sayıda insanın öldüğü olaylarda ayrıca 17 Sovyet askeri işçilerkin üzerine ateş açmayı reddettikleri için idam edildi. (Albert Camus bunu ve Polonya ve Macaristan'da yinelenen benzerlerini eleştirdi.) Daha sonra Brecht hükümete halkı dağıtıp yeniden bir halk seçmesini öneren bir şiir yazdı. Ayaklanma konusunda Parti (SED) Birinci Sekreterine gönderdiği mektup şöyleydi:


 
..
Bertolt Brecht
(1898-1956)
Karl Marx'ın "Ahlak boş bir metafiziktir" görüşünü tanıtladı. Ahlakı bilmediği için olmadığını sanıyordu.
 
“Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisinin devrimci sabrına saygısını gösterecektir. Sosyalist kuruluşun hızı üzerine kitleler ile büyük tartışma Sosyalist başarıların görülmesine ve bekçiliğine götürecektir. Tam bu anda Almanya Sosyalist Birlik Partisine bağlılığım konusunda sizi temin ederim.” (“History will pay ... to the Socialist Unity Party of Germany.”) — Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisine karşı saygısızlık etmede fazla gecikmedi. Gene de Brecht’in “kitleler ile büyük tartışma” dediği şeyin daha sonra Macaristan ve Çekoslovakya’da yinelenmesinin önüne geçecek kadar değil. Her durumda tartışan yanlardan biri Karl Marx’ın öngördüğü diktatörlük yöntemlerini, yani Varşova Paktının terörünü kullanan Partiydi, çünkü tartışmanın karşıt ucunda, tanklarının karşısında Özgürlük bilincini kazanmakta olan ve bir kitle, bir yığın, bir halk olmaya son vererek Yurttaş Toplumu olmanın yoluna girmiş olan milyonlar vardı.

Brecht insanı anlamada içindeki despotun sınırlarını aşamadı. Eğer Güzel Sanat ve Özgürlük kavramları arasında bir bağlantı varsa, eğer estetik değer moral değerden ayrılamazsa, Brecht’in İnsan İstencine başkaldıran sanatı (hiç kuşkusuz "onun" diyebileceğimiz düzeye dek) hiç olmazsa Güzel Sanat olmamalıdır. Ve gerçekten de, Brecht’in çok iyi bilinen modernizmi karşısında öyle olması beklenemez. Tiyatrosu pragmatiktir, öğreticidir. Yani propagandadır. Brecht’te Biçim de en az İçerik kadar çirkindir, ya da biçimsizliği eşit ölçüde içeriksizliğidir. Bildiği en iyi Özgürlük kavramı Kapitalizmden öteye geçmez ve oyunlarında (hiç kuşkusuz "onun" diyebileceğimiz düzeye dek) insanın Hırstan daha çoğuna yetenekli moral bir varlık olduğunu anlamadığını sergiler. Ve bu bildiği ve olduğu biricik realitedir ... [Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü]
 

John Feugi'ye göre:
1) Brecht en yakın çalışma arkadaşlarını ve sevgililerini düzenli olarak aldattı, onların çalışmalarını kendi adı altında yayımladı;
2) servetini gizli banka hesaplarında saklayarak Komünist proleterya pozuna girdi;
3) şiirlerinden, öykülerinden ve şarkılarından ve en ünlü oyunlarından pekçoğu sevgilisi Elisabeth Hauptmann tarufından yazıldı. "Üç Kuruşluk Opera" hemen hemen bütünüyle Hauptmann'ın ürünüydü.

Brecht'in oyunlarındaki insanlık gurur verici olamaz, çünkü onda kendisinden daha çoğunu sunamaz.

 
 
 
Dünyada Ölçülebilir Mutluluk



The Happy
Planet Index

World Values Survey


Avrupa
Değerleri
Araştırması
2008
White, Adrian. (2007). A Global Projection of Subjective Well-being: A Challenge To Positive Psychology? Psychtalk 56, 17-20.

_
Dünyadaki en mutlu 20 ulus: 1. Danimarka 2. İsviçre 3. Avusturya 4. İzlanda 5. Bahamalar 6. Finlandiya 7. İsveç 8. Bhutan 9. Brunei 10. Kanada 11. İrlanda 12. Lüksemburg 13. Kosta Rika 14. Malta 15. Hollanda 16. Antigua ve Barbados 17. Malezya 18. Yeni Zelanda 19. Norveç 20. Şeysel Adaları.
Başka ilginç sonuçlar: 23. ABD 35. Almanya 41. İngiltere 62. Fransa 82. Çin 90. Japonya 125. Hindistan 167. Rusya
En mutsuzlar: 176. Demokratik Kongo Cumhuriyeti 177. Zimbabwe 178. Brundi.
___

Adrian White’ın (Leicester Üniversitesi, İngiltere) UNESCO, CIA, New Economics Forum ve Dünya Sağlık Örgütünün ve daha başka kaynakların istatistiklerine dayanan "mutluluk haritası" mutluluğun özsel olarak sağlık, gönenç ve eğitim (hiç kuşkusuz pozitif, pragmatik, yararcı eğitim) ile bağlı olduğu sayıltısından yola çıkar. Bu gerçekten de sayıltıdır ve bu tür etmenler sanıldığı gibi Mutluluk için özsel değildir. Mutluluğun kaynağının gönenç, sağlık, eğitim gibi dışsal etmenler değil ama insan Duygusunun kendisi olması ölçüsünde, insanlık Güzelliği, Duyguyu ve Düşünceyi tam gelişmişlikleri içinde Bire kaynaştırmadıkça modern Mutluluk olarak görülen şey Hoşnutluktan daha iyi değildir. Mutluluk özdeksel-doğal olandan değil tinsel olandan doğar çünkü tinseldir. Bu tür görgül mutluluk araştırmalarının ölçemeyecekleri öznel etmen Sevgidir, çünkü Sevgi kavramı gereği sonsuzdur — entellektüel, etik ve estetik Başkalığın yenilmesi. İnsanlığın gerçek Duyguyu varoluşunun olağan durumu olarak yaşaması bireyi sonlu olana bağlayan kültürel biçimlerin ortadan kalkmasını, duyunçsuz, bilgisiz, güzelliksiz Ego biçimlerinin yerlerini gerçek Biçime bırakmasını gerektirir. Bu düzeye dek bu tür kültürel Mutluluk Araştırmalarına eşit ölçüde Mutsuzluk Araştırmaları da denebilir, çünkü ölçümler olumsuz yanlarında genel olarak kültüre özünlü bilgisizlik, sevgisizlik ve çirkinlik öğelerinin de ölçümleridir.

 
 
 
Fenomenler
 

 


Nazi Almanyasının Sonu.
Sovyet Savaş Suçları
  Hero        

 
 
 

Françoise Hardy
Träume

Message personnel
L’amitié
Mon ami la rose

 

 
 
Doğu ve Despotizm
Putin Benazir Bhutto
RUSYA
DESPOTİZMDEN — DESPOTİZM YOLUYLA —
DESPOTİZME
JAPONYA, KORE,
HİNDİSTAN
PAKİSTAN
İSTENÇSİZ DEMOKRASİ?
AFGANİSTAN; İRAN,
KAZAKİSTAN
ÇİN
DESPOTİZM ALTINDA LİBERALİZM



 
 
Çin; Hero
Despotizm bir Kültürdür, Uygarlık değil.
Duyuncu kendisine ait olmayan bir kütür ussal genel İstenç olarak Devlete yeteneksizdir. Yetenekli olduğu biricik Devlet despotizmdir. Despotizm tarih-dışıdır, çünkü değişime, gelişme yeteneksiz, kendi içinde katılaşmış bir korku, nefret ve şiddet kültürüdür. Tarih Özgürlük yoluyla ve Özgürlük uğruna gelişir.  
 
Bir Demokrasi indeksi, 2008 (açık renk daha demokratik). Büyük ölçüde öznel olmasına karşın Doğu ve Batı ayrımını göstermek için yeterli. — Henüz dünyanın büyük yarısının kültürü olan Despotizm gelişemez, çünkü Gelişim özgür bireyin yeteneğine bağlıdır. Despotizm ise İstençsizlik, Eylemsizlik, Düşüncesizliktir. Bir Tarih savurganlığı olarak modern Despotizm Batıya henüz Batının kendisinde de Özgürlük ile bağdaşmayanda öykünmektedir — sömürüde, saldırganlıkta, şiddette, eşitsizlikte. Ondan alabildiği ancak yetenekli olduğu kategorilerle onda anlayabildiğidir. Tanımadığı, bilmediği doğallıkla onun için yoktur..  
Doğulu bilinç Batının Kötü ile bir olduğunu düşünür — ya da daha doğrusu duyumsar. Batı kötü, suçlu, duyunçsuzdur. Doğu ise suçsuz kurban. Ve Batı kötü olduğu için Doğu iyi olandır, — ya da Doğu iyi olduğu için Batı kötü olandır, çünkü Doğu ve Batı karşıtlardırlar. Bu bilinç sorunun daha karışık olabileceğini düşünemez, çünkü düşünmekten çok duyumsar, ya da düşünceleri nereden doğduklarını hiç bilmediği dürtülerinin buyruğundadır. Bu bilinç “düşünce özgürlüğü” gibi birşeyden söz ederken bile onun dışarıdan değil ama kendi içinden ve kendisi tarafından bastırıldığını bilemez. Ve ona düşünme özgürlüğü verilmediği için düşünmez. Böyle bilinç dünyaya baktığı zaman onun için İran özgürdür, İsveç değil; Çin’de en gerçek demokrasi vardır, ABD'de ise faşizm. ...

Doğu ve Despotizm

 
 
 
İnsanlığı Kurtarmak İçin Materyal
Düşünceler
 
Materyalist Tarih görüşü — ya da dünyayı Özdek yoluyla açıklayan bilimsellik savındaki ideoloji — politik, dinsel ve törel düşünceleri ekonomik altyapı olan belirleyici özdeksel temelin üst- ya da yan-ürünü olarak kabul eder. Bilinç ve İstenç ve Duyunç dış dünyanın yansımalarıdır. Özgür bir Us düşüncesi metafiziksel bir kurgudur. Buna göre emekçi özgür olarak düşünemez, çünkü “egemen sınıfın düşünceleri her evrede egemen düşüncelerdir.” Yalnızca özgür Düşünce değil, ama Hak, Ahlak ve Yasa gibi tinsellikler de doğrudan doğruya birer yanılsamadır. İnsan özdeksel altyapı tarafından belirlendiğine göre moral değil, doğal/türsel bir varlıktır. Bütün bir kültür bir sömürü düzeneği olan üretim ilişkilerinin bir türevi, ve bütün bir Tarihin kendisi materyal çıkar hırsının sergilenişi olarak bir sınıf kavgaları arenasıdır. Dış realitenin bir yansıması olarak insanın özerk moral büyümesi, estetik ve etik gelişimi, türede ve tüzede olgunlaşması diye birşey yoktur, ve egemen sınıfların hizmetindeki felsefe başından bu yana boş metafiziksel kuruntulardan daha iyisini üretmemiştir. İnsan realitesinin Duyunçsuz ve İstençsiz bir kopyasıdır, ve böyle olarak yalnızca yanılmaya ve yanılsamaya yeteneklidir. Komünist Manifesto’ya göre (Manifest der Kommunistischen Partei) Ahlak, Yasa ve Din yalnızca “çeşitli burjuva önyargıları”dır ki, “arkalarında pusuda çeşitli burjuva çıkarları yatar.” Bütün bir törel ve politik yaşam gerçekte egemen sınıfın istençsiz ve düşüncesiz kitlelere karşı bir komplosudur. Demokrasi, İnsan Hakları, Yasa Egemenliği — bunlar modern dönemin metafiziksel masallarıdır. Yurttaş Toplumu gerçekte ne olduklarını bilmeyen, özgür olduklarını sanan kölelerin bir yığınıdır. Ve Hegel’in felsefesi Tarihsel Materyalizmin üç ayağından biridir, aslında “Hegel’in duruş noktası da modern politik ekonominin duruş noktasıdır,” ve kendisi bilinçsizce de olsa bir tarihsel materyalisttir, Düşünceyi değil, ama “Emeği insanın özü olarak kavrar.”
 



Adam Smith:
Tarihsel Materyalizmin Temel İlkeleri

 
 
 
Dünyada Duyuncun Göstergeleri:
Tüze ve Türe
 
Dünyada Politik Yozlaşma Algısı İndeksi (Transperancy International / Uluslararası Saydamlık Örgütü). Dünyada Rüşvetin faturası yaklaşık 1.000.000.000.000 (trilyon) dolardır ve bunun büyük yarısını ödeyen yoksul Doğu erdemsizliğine karşılık olarak Mutsuzluğu ve Gönençsizliği satın almaktadır. Gelişme Yurttaş Toplumunda olanaklıdır. Despotik Toplumun değişimi ise törel ve dolayısıyla ekonomik bozulmadır. Üretim sürecinin gelişmesi Ahlakı ve ancak ahlaksal altyapı temelinde işleyebilen tüzel üstyapıyı gerektirir. Ama Ahlak ancak özgür insanın yeteneği olabilir.  
Tüze (Hukuk) ve Türe (Adalet) bir tinin moral olgunluğu temelinde edimselleşen Kavramlar, ya da Platon’un anlatımını kullanırsak, İdealardır. Tüm İdealar gibi nesneldirler, göreli ya da kültürel değil; küresel ya da evrenseldirler, yerel ve tikel değil. Postmodern çok-kültürlülük ile saltık olarak çelişkilidirler, çünkü kültürel görelilik saltıklık ile bağdaşmaz, ve Türe ve Tüze ise her İdea gibi saltıktır. Türlülükleri yalnızca bir Sürecin, Tarihin yaşandığını, yalnızca gelişmekte olduklarını anlatır. Bu demektir ki İdeal Türe en sonuncuya dek her bir bireyin Hakkıdır. Ve İdeal yalnızca Reel olabileceği için idealdir. — Moral olgunluk Özgürlük ile koşulludur, çünkü Ahlak varoluşun saltık olarak insanın özgür Duyuncundan doğan değeridir. Duyunç Özgürlük içinde gelişmedikçe, Tüzenin ve onun işlemesi olarak Türenin kendisi bir aptallık tiyatrosundaki oyunlara döner. Duyunç ancak birey başkalarının İstenci altında olmadığı, Doğruyu ve Eğriyi korkutucu dinsel, geleneksel vb. yetkelerden değil ama kendi içinden bulmayı öğrendiği düzeye dek gelişir, erginleşir. Özgürlükten, Duyuncu bağımsız olmaya bırakmaktan korkmak anlamsızdır, çünkü Duyunç a priori İyi ve Doğru olanı bilme ve isteme yetisidir. Ve ussal yasa İstenci olarak Devlet ancak gelişmiş bir Duyunç üzerine dayandığı düzeye dek Devlet karikatürü olmaktan kurtulur, Kavramına, Özgürlüğe karşılık düşer. Bugün insan Duyuncu her zaman olduğundan daha olgundur, geçersiz geleneklere ve boşinançlara her zaman olduğundan daha az bağımlıdır. İstençsizliğe ve dolayısıyla eylemsizliğe bağlı suçsuzluk Ahlak olamaz, ve bütün bir tarihlerinde Özgürlüğe ilk kez adımlarını atan, ilk kez doğal suçsuzluğun ötesine geçen uluslardan hemen erdem beklenemez. — Batının, özellikle ABD’nin moral geriliği ancak daha ileri olabileceğinin ve olmak zorunda olduğunun bir göstergesidir, ve Batının Reformasyon ile başlayan modern dönemdeki moral gelişiminin güçlüğü Doğuya yalnızca Duyunç özgürlüğünü kazanma, kölelerini insanlar yapma sürecine girmede daha da gecikmemesi gerektiğini göstermelidir. [AHLAK] [DUYUNÇ]
 


GEREKSİNİMLER DİZGESİ


GEREKSİNİM

 
 
 
 

Mülkiyet pekala Hırsızlık olabilir, ama ancak Hırsızlık daha şimdiden Mülkiyeti varsaymadığı sürece. Ya da, “Mülkiyet Hırsızlıktır” demek Mülkiyet Mülkiyetten önce vardır demektir. Ya da, o önermede Mülkiyeti tanımlaması gereken yüklemin kendisi Mülkiyeti kapsar. — Doğal bilinç ancak kendi Usunun çıkarsamalarını doğrulama yürekliliğini gösterdiği zaman ussal bilinç olabilir.

 
Mülkiyet insanın bilincinde, daha tam olarak İstencindedir. Mülkiyet İstencin Şey üzerinde tanınmasıdır. Bu onu Hırsızlıktan, Suç olmaktan ayıran etmendir. Materyalist bakış açısı Mülkiyeti bir İstenç belirlenimi olarak değil, bir tinsellik olarak değil, ama fiziksel Şey olarak görür. Öyle görmelidir çünkü bu bakış açısı tinsel olanı özdeksel yapar. — İstenç ve Şey arasındaki dolaysız bağıntıda İstenç ilkin Duyuncun yargısı altında değildir, ve böyle dolaysız, duyunçsuz olarak İstenç ilkin her nesneye, giderek insanın kendisine dek uzanır. Liberalizm/Kapitalizm bu duyunçsuz istencin kendini Anamal olarak etkinleştirmesidir, sınırsızca ve koşulsuzca isteyen Mülkiyet İstenci ile — Hırs ile — aynı şeydir. Kapitalisti kapitalist yapan kapitali değil, ama kapitalini birincil sayması, onu tüm moral, törel ve giderek tüzel belirlenimlerin de üstüne koyma İstencidir. Ama Yurttaş Toplumu bu dolaysız İstenci denetler, ona Tüze olarak kendi İstencini tanıtır, ve bu nedenledir ki Yurttaş Toplumu ‘Kapitalist Toplum’ denilen saçmalık değildir. ...
 

Emek

 
 
 
Tarihsel Materyalizm
Karanlık Özdek  
Gözlemlenebilir evrende karanlık özdek haritası. Hubble Uzay Teleskopu verilerinden (NASA 2007). Tarihsel Özdekçilik Bach’ı ve Dede Efendi’yi, Mona Lisa’yı ve Dokuzuncu Senfoniyi, ve Güzelliği, ve Türeyi, ve Özgürlüğü özdekten çıkarsamalıdır.  
“Tarihsel Materyalizm” anlatımında “materyalizm” sözcüğü saçmadır. Eğer Marx’ın kendisinin kullandığı “Materyalist Tarih Görüşü” anlatımı yeğlenirse, bu da eşit ölçüde geçersiz olacaktır, çünkü “özdekçiliğin,” “atomculuğun” ve daha başka ön-Sokratik özdekçi felsefi dizgelerin erken felsefe tarihinde önemleri ve anlamları olsa da, bugün örneğin Devleti, Yasaları, insan ilişkilerini, sanatı, felsefenin kendisini vb. atomlardan ve moleküllerden çıkarsamaya çalışan bir felsefi girişim en azından antika görünecektir. Bu yüzden böyle birşey yoktur ve “Materyalist Tarih” anlatımı bir skandal olarak algılanmıyorsa, bu felsefesiz entellektüelin aynı zamanda düşüncesiz olduğunun da bir kanıtıdır. Eğer materyalizm bir monizm ise, o zaman tinselliğe de varlık yükleyebilecek bir düalizmi dışlayacaktır. Ve gerçekten de Marx Hegel’i onun için “duyu, din, devlet erki vb. tinsel kendiliklerdir” diyerek eleştirir, çünkü onların da özdekler olmaları gerektiğini düşünür. Tarihsel Materyalizm Tarihi Özdek yoluyla açıklamak zorundadır. Ama “Üretim İlişkileri” denilen şey özdeksel bir moment içerse de, “ilişkiler” olarak tinsellikten başka birşey değildir.
 

 
 
 
‘‘Kapitalizm Gazinoya Yozlaştı.’’
MUHAMMED YUNUS (2006 NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ)
 
Ama — Muhammed Yunus’un moral kaygılarına en büyük saygı ile — Kapitalizmin yozlaşmayacağını, çünkü Kapitalizmin a priori yozlaşmışlık olduğunu, insanı maskara ettiğini söylemek daha doğru olacaktır. Kapitalizm ekonomi değil, bir toplum biçimi ise hiç değil, ama bir ideolojidir, ve Kapitali, yani paranın sınırsız büyüme mantığını ilke olarak alır ki, bunun moral ya da daha iyisi a-moral anlatımı Hırs dediğimiz şeydir. Hırs usdışıdır, insanın insan-altına yenik düşme, ilkelliğinde diretme yollarından biridir. Ve toplumlara Hırsın egemen olduğunu söylemek dünyada ahlaksızlığın egemen olduğunu söylemektir. Bunu söylemek hiç kuşkusuz olanaklıdır (aslında önemli bir düzeye dek doğrudur da). Ama o zaman ahlaksız, duyunçsuz bir insanlığın Hak, Türe, Özgürlük, Gönenç gibi değerlere yetenekli olduğunu söylemek anlamsızlaşır. — Gerçekte bir bütün olarak insanlık Türeden, Haktan, Mutluluktan payını ancak moral gelişmişliği ile, ancak Duyunç büyümesi ile, Özgürlük bilincinin kazanılması ile orantılı olarak alır. Yurttaş Toplumu kavramı Hırs üzerinde Duyuncun egemenliğini içerir — çünkü Yurttaş Toplumu onda Duyuncun gelişebileceği biricik toplum biçimidir. Duyunç Adam Smith’in “görülmez elinden” sonsuz ölçüde daha güçlüdür, çünkü Hırsın gücü yalnızca ve yalnızca Hırs olduğunu bilmemesinden gelir.
 

Yurttaş ve Kapitalist bir midir? Yurttaş Toplumu ‘Kapitalist Toplum’ mudur? Yoksa Kapitalizm Yurttaş Toplumunun yokluğu mudur? ... Hırsın yola getirilemez olması ancak ve ancak insanın moral bir varlık olmaması ile olanaklıdır. O zaman hiç kuşkusuz Yurttaş Kapitalist, ve Yurttaş Toplumu Kapitalist Toplumdur.

 
 
‘‘Wall Street’s bigwigs should realize that real Americans are bailing them out.’’
  “Note to the tone-deaf Wall Street titans: This is not about you losing your vacation home or you having to give up your private jet and fly commercial. This is about real life and real people. And it’s real people who are saving your skin right now. You should be so grateful.”
 

WHAT
MATTERS?

DAVID ELLIOT COHEN
(EDITOR)

 
 
 
Hegel
Tarih Felsefesi
 
Julius Sezar (İÖ 100-44).  
“Sezar konum, onur ve güvenliğini koruma uğruna savaşıyordu, ve karşıtlarının gücü Roma İmparatorluğunun illeri üzerindeki egemenlik olduğu için, onlar üzerindeki utku ona bütün İmparatorluğun fethini getirdi; böylece, anayasa biçimini olduğu gibi bırakmasına karşın, Devletin Diktatörü oldu. Ama ilkin olumsuz olan ereğine, Roma’nın Tek Egemeni olmaya ulaşmasını sağlayan şey böylece aynı zamanda kendinde Roma’nın ve Dünyanın Tarihinde zorunlu bir belirlenimdi, öyle ki bu yalnızca onun tikel bir kazanımı değil, ama kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı yerine getiren bir içgüdüydü. Bunlar Tarihteki büyük insanlardır ki, kendi tikel erekleri Dünya-Tininin İstenci olan Tözseli kapsar. Onlara Kahramanlar denir — çünkü ereklerini ve görevlerini yalnızca şeylerin kalıcı dizge tarafından kutsanan dingin ve düzenli gidişinden değil, ama öyle bir kaynaktan türetmişlerdir ki, içeriği gizlidir ve şimdide varoluşa ulaşmış değildir; onları henüz yüzeyin altında gizlenen iç Tinden türetmişlerdir ki, dış dünyaya bir kabuk gibi vurarak onu kırar, çünkü o bu kabuğun çekirdeğinden başka bir çekirdektir; öyleyse onları kendi içlerinden türetmiş görünürler ve eylemleri öyle bir durum ve dünya koşulu üretmiştir ki, yalnızca onların davası ve onların işi olarak görünür.”
 

Dünya Tarihi bir mutluluk sahnesi değildir. Ondaki mutluluk dönemleri boş sayfalardır, çünkü bunlar karşıtlığın askıya alındığı uyum dönemleridir.”


TARİH FELSEFESİ
(TOPLU)

 
 
 

Plutark’a göre Sezar Galya’daki savaşlarında sekiz yüz kasabayı ele geçirdi, üç yüz devlete boyun eğdirdi, ve kendileriyle çarpıştığı üç milyon insandan bir milyonunu öldürdü, bir ikinci milyonu tutsak aldı. Kahramanlar peygamberler değildirler. Yalnızca bilinçsizi oldukları büyük dünya-tarihsel rollerini yerine getirirler. Kavrayışlı insanlardır ve tikel erekleri o altüst oluş günlerinde Dünya Tininin İstencinde tözsel olanı kapsar. Sezar iç savaşlar sonucunda ortadan kalkma noktasına gelmiş olan Roma Cumhuriyetini ortadan kaldırdı ve onu Roma İmparatorluğuna dönüştürdü. İzleyen dönem Pax Romana olarak bilinir. (Solda: Galyalı Vercingetorix Sezar’a teslim oluyor, İÖ 52.)

 
 
 
Modern Tin:
Aile
 
Aile Kavramına göre doğal törel Tindir. Sevgi onun değeri iken, Erdem varlığı ile birdir. Aile sonlu, yetersiz, reel biçimlerine göre değil ama Kavramına göre alındığında,özü insan duygusunun sonsuzluğu olarak Sevgi ve törel karakter ideali olarak Erdemdir ve bunlar Aileyi göreli her kültürelliğin üzerine yükseltir. Aile tarihsel değil ama tanrısaldır. Bireysel İstencin özgür olmadığı, kadının ve erkeğin gerçek, eşit kendileri olmadıkları gelenek ve boşinanç kültürlerinde reel Aile henüz kendi ussal idealine karşılık düşmez. Öte yandan, İnsanın gerçek kendisinin Oluş süreci olarak modern kültürlerde törel karakter henüz Aile için herhangi bir sağlamlık sunamayacak bir akışkanlık içindedir, kadın ve erkek tözsel karakterlerini ve böylece mutluluk hakkını ve yeteneğini kazanmış değildirler. — Ailede ve Sevgide birey doğal bağımsızlığını yitirir. Ama bu bağımsızlık kendinde soyut Benin özencinden daha değerli değildir. Birey kendini ancak başkasındaki öz-duygusunda kazanabilir. Ve ancak o zaman yalnızca Sevgiyi değil ama gerçek, somut Özgürlüğünü de yaşar.
 

 
 
 
Mantık Bilimi (B)
Hegel
 
I. Varlık Öğretisi
Birinci Kesim: Nitelik
Bölüm İki: Belirli-Varlık
C. SONSUZLUK

Not 2. İdealizm
Sonlu idealdir önermesi İdealizmi oluşturur. Felsefenin İdealizmi yalnızca Sonluyu gerçekten var olan birşey olarak tanımamaktan oluşur. Her felsefe özsel olarak İdealizmdir ya da en azından onu ilkesi olarak alır, ve o zaman soru yalnızca bu ilkenin edimsel olarak ne ölçüde yerine getirilmiş olduğudur. Felsefe bu düzeye dek din gibidir; çünkü din de benzer olarak Sonluluğu gerçek bir Varlık olarak, bir enson ya da Saltık olarak, ya da koyulmamış, yaratılmamış, bengi birşey olarak tanımaz. İdealist ve realist felsefelerin karşıtlığı buna göre anlamsızdır. Genel olarak sonlu belirli-Varlığa gerçek, enson, saltık Varlık yükleyen bir felsefe felsefe adına yaraşmaz; eski ya da yeni felsefelerin ilkeleri, Su ya da Özdek ya da Atomlar düşünceler, evrenseller, ideal kıpılardırlar, dolaysızca bulundukları gibi, e.d. duyusal tekillikleri içindeki şeyler değildirler; giderek Thales’in Suyu bile böyle değildir, çünkü görgül su olmasına karşın, bunun dışında aynı zamanda tüm başka şeylerin Kendindeleri ya da Özleridir, ve bu şeyler kendilerine-bağımlı, kendi içlerinde temellenmiş değil, tersine bir başkasından, Sudan koyulmuşlardır, eş deyişle idealdirler. ... [BİLİM NE İLE BAŞLAMALIDIR?]
 

Dizge

 
 
 
Arı Usun Eleştirisi
Kant
 
GİRİŞ

I. Arı Ve Görgül Bilgiler Arasındaki Ayrım

Tüm bilgimizin deneyim ile başladığı konusunda hiçbir kuşku yoktur; çünkü bilgi yetisi eğer duyularımızı uyararak bir yandan kendiliğinden tasarımlar yaratan, öte yandan bunları karşılaştırmak ve bağlayarak ya da ayırarak duyusal izlenimlerin ham gerecini nesnelerin deneyim denilen bir bilgisine işlemek için anlak etkinliğimizi devime geçiren nesneler yoluyla olmasaydı başka hangi yolla uygulamaya geçirilebilirdi? Öyleyse zamana göre bizde hiçbir bilgi deneyimi öncelemez ve tüm bilgi deneyimle başlar.

Ama tüm bilgimizin deneyim ile başlamasına karşın, bundan tümünün de deneyimden doğduğu sonucu çıkmaz. Çünkü pekala olabilir ki deneyim bilgimizin kendisi bile izlenimler yoluyla aldıklarımızın ve kendi bilgi yetimizin (duyusal izlenimlerin yalnızca vesile olmalarıyla) kendi içinden sağladıklarının bir bileşimidir, ve bu son eklentiyi o temel gereçten ancak uzun alıştırmalar sonucunda kazanılan dikkat ve beceri yoluyla ayırdedebiliriz.

 

İ
II. Basım

 
 
 
Aydınlanma ve
Romantizm

Aziz Yardımlı
Voltaire  
Modern Toplumda Yurttaş vardır, Aydın değil. Aydın kendini Yurttaştan daha çoğu olarak görür ve despotizminin gizi bunda yatar. Aydın hiç kuşkusuz karanlık olan karşısındaki ışık gibidir. Aydın olabilmek ve kalabilmek için Karanlığı yoksa bile yaratmalıdır.  
“Aydın” ve “Aydınlanma” sözcükleri onurlandırıcı sözcüklerdir. Ama Kavramları göründüklerinden başka türlü olduklarını gösterir. Aydınlanma kavramı Yararcılığa, ve Aydın kavramı ise Despota bağlıdır. Öylesine içsel olarak ki, Aydınlanma yararcı olmaksızın, ve Aydın despot olmaksızın olamaz. Aydın bilgisizlik karşısında bilgili olandır, ama bu bilgi 2 + 2 = 4 ya da f = ma tarzında bir bilgi değil, başka türden bir bilgidir. Aydın kendini özsel olarak Boşinanca karşı, Karanlığa karşı belirler. Ama Aydın karşıtçılığında Boşinancın da ilerisine gider ve genel olarak İnanca da kuşkuyla bakar. Aydınlanma düşünürlerinin kuşkucu görgücüler olmaları bir raslantı değildir. Voltaire, Hume, Locke, d’Hollbach vb. gibi önde gelen Aydınlanma düşünürleri bilgiyi duyusal olandan türettiklerini düşünürler. Böylece Etikleri de ussal değil, duyusal bir temele dayanır, ve politik erki metafiziksel dedikleri ussal genel İstenç olarak değil, ama despotun algılanabilir bireysel, kişisel Özenci olarak görürler. Aydınlanmanın yararcı Etiği evrensel bir Duyunç hamlığı ile, ve Aydının despotizmi boyun eğen ve özgürlük bilincinden yoksun bir halkın varlığı ile birlikte gider. İyi yanında, yani salt öznel niyet olarak, Aydınlanma kurtarıcıdır ve insanlığı kurtarma uğruna boşa çıkan girişimlerden biri olarak görünür. Aydınlanma bilimsel gelişimin Gönençte sınırsız bir artışa götürerek yoksulluğu ortadan kaldıracağı, insanı doğa karşısındaki güçsüzlüğünden kurtaracağı gibi beklentilerinde bir iyimserlik tinine anlatım verdi. Hiçbirşey böyle umuttan daha haklı, daha ussal, daha anlamlı olamazdı. Ama Aydınlanma insanın ilkin içinde, öznelliğinde, Duyuncunda gelişmesi gerektiğini, duyunçsuz bir gelişmenin yalnızca eşitsizliğin gelişmesi demek olduğunu anlayamazdı. Aydınlanmanın çocuksu tasarı beklenenin tam tersine sonuç verdi. Yalnızca pozitif bilgi ile boşinancın karşısına dikilen Aydınlanma moral İyiyi içgüdüsel Haz ile eşitledi ve bu ahlaksızlık temelinde Etiği Yararcılığa indirgedi. Bencillik, duyunçsuz liberalizm, insanın en kaba saba hırsı bütün bir törel yaşamın ilkesi yapıldı. Aydınlanma mantığı Yararcılık Etiği temelinde Etiğin kendisini ortadan kaldırdı. Bu mantığın reel yanı olarak, “yararın” kendisini elde edenlerin yanısıra, içeride ve dışarıda insanlığın daha önce hiç yaşamadığı bir yoksulluk, eşitsizlik, türesizlik dönemi başladı. Anamalcılık özdekçi ve görgücü Aydınların yaratısı değildir. İkisinden — Anamalcılık ya da Aydınlanma — hiç biri ötekinin yaratıcısı ya da nedeni değildir çünkü ikisi de bir ve aynı tinsel kökenden gelirler, aynı estetik, etik ve entellektüel düşüklüğü paylaşırlar: Güzele ilgisiz popüler, işlevsel, araçsal modern ‘estetik’ ölçünler, yararlığa, böylece sömürüye ayarlanmış bir ‘etik,’ ve anlam ve bilgi değil ama ele gelir materyal sonuçlar üretmeye indirgenmiş pragmatik pozitivist ‘bilim.’
 
OLGULAR VE KAVRAMLAR
   
1. Tarih Kavramı
2. Us Çağı
3. Aydınlanma ve Romantizm

 
 
 
Blace sığınmacı kampından ayrılmak üzere olan Kosovalı bir genç kadın; Foto: Lucian Perkins Aziz Yardımlı
Facts and Concepts

Kosovo 1999

Introduction
Intellectual and Truth
Why Mr. Chomsky’s Views Are Criticized

The PKK Question
Hatred in Middle East and Europe
 

Galeri 1
(Lost in
plain sight)
Lucian Perkins


Galeri 2
(Şiirler)


Galeri 3
(Foto)

 
 
  Kavramlar  
 
 
Mülkiyet, Kapitalizm, Özgürlük, Etik, Aydın, Halk, İdeoloji, Yurttaş, Demokrasi, Despotizm, Güç, Gelişme, Yurttaş Toplumu ...
 


 
'Germania,' (ayrıntı) Friedrich August von Kaulbach, 1914 (192 x 147 cm) DHM, Berlin.
İDEOLOJİ  
tek bir ilkeye yoğunlaşmış despotik İstencin dünyayı Zor ve Şiddet yoluyla değiştirme programıdır. İdeolojinin Yurttaş Toplumunda yeri yoktur, çünkü özgür Yurttaşın kurtarılma gereksinimi yoktur. İdeoloji istenci ve Duyuncu tanımamasında ancak dünyanın despotik bilinç alanlarında bir Güç olabilirdi. Nazizm Germanik İstenci ırk idealizmine yabanıllaştırdı. Bolşevizm İstencin kendisini reddeden bir İstenç, bir kölelik İstenciydi. Nazizm doğal İstencin, özsel olarak bir dürtünün anlatımıydı. Bolşevizm küçük bir terör Partisinin bütün bir nüfusun İstencine ve Duyuncuna karşı sürekli savaşımıydı. Birinciyi yenmek için bütün bir dünyanın erdemini seferber etmek gerekti. İkincisi bir Tinin kendi ile çelişkisiydi, ve kendi içinde çökerek kendini yoketti.
 


 
 
 
Modern Tin:
Yurttaş Toplumu
 
Bir Gereksinimler dizgesi olan Modern Toplumda Yurttaşlar mülkiyet iyeleridirler, birer kişidirler, ve özgürce sözleşme ilişkilerine girerler. Duyunç Özgürlüklerinde neyin iyi ve doğru, neyin kötü ve eğri olduğuna, neye inanacaklarına ya da inanmayacaklarına kendileri için karar verme hakkını bulurlar. Yasalarını özgürce kendileri yaparlar ve onlarda boyun eğdikleri Güç kendi ussal istençleridir. Kendileri gerçek Kendileridirler, çünkü Duyunçları ve İstençleri kendilerinindir. — Modern Törellik bir özgür Duyunç ve İstenç tini olduğu için değersiz geleneksel değerler ile bağdaşmaz. Gelenek ve Yenilik arasındaki bu çelişki Yurttaş Toplumunu bir Oluş süreci olarak, yeniliğin direnilmez bir İstenç gücüyle geleneği ortadan kaldırdığı bir modernleşme süreci olarak belirler. (Nihilizm yalnızca süreç olana, bu yüzden geçici ve göreli ve değersiz olana sarılmada yatar.) Bir Oluş Süreci olması aynı zamanda modern Yurttaş Toplumunun tüm erdemsizliğinin, türesizliğinin, bencilliğinin açıklamasıdır. Özgürlük kavramı bu süreci amaçsız ve anlamsız bir İlerleme değil, ama Ereği insan gizilliğinin tam açınımı olan direnilemez bir entellektüel, etik ve estetik Gelişme süreci yapar. Onda anlamsız olana, değersiz olana, erdemsiz olana karşı çıkacak olan istenç bir ideoloğun demagojik istenci değil, ama Yurttaşın kendi istencidir. Ve bu İstencin üstünde ve ötesinde hiçbir gücün olmaması modern Yurttaş Toplumunun saltık olarak ussal, türeli, özgür bir varoluşa gelişmesinin saltık güvencesidir. Yurttaş Toplumu kavramı Özgürlük kavramının bir çıkarsamasıdır, ve modern realite tüm değişkenliği, akışkanlığı ve gelişimi ile bu Kavramın milyonların bilinçlerinde ve yaşamlarında sınırsızca edimselleşmesinin sahnesidir.
 


Giriş Bölümü
(§§ 1-18)


 
 
 
Irkçı
Dörtler
“Bu herif tepeden tırnağa kapkaraydı — söylediklerinin aptalca olduğunun açık bir tanıtı” :: “Dieser Kerl war vom Kopf bis auf die Füße ganz schwarz, ein deutlicher Beweis, daß das, was er sagte, dumm war” (Immanuel Kant).

Kant her ne kadar kendi “aşkınsal çıkarsama” yöntemi ile Negronun karalığından onun aptallığını tanıtladığını ileri sürse de, yaptığı şey ne çıkarsamaydı, ne de felsefe. Felsefe görünüşü altında, yalnızca kişisel görüşlerine, aslında Avrupa’nın yaygın bir duyarsızlığına anlatım veriyordu ve bu bakımdan ne ilk, ne de sonuncuydu. Buna izin verebilecek biricik felsefe tanıtlamasız, çıkarsamasız bir felsefe, “kuşkucu felsefe” olabilirdi — eğer böyle birşeyi felsefe olarak kabul etmeye hazırsak. Buna karşı insanın bilgi yetisinden umutsuzluğa düşmeyenler için, örneğin tanıtlamayı kurgul usun doğası olarak, aslında kendisi olarak gören ve buna göre insanın bilme yeteneğin sonsuz ya da tanrısal olduğunu tanıtlayan Descartes için, “Sağ duyu (Us) tüm insanlara eşit olarak paylaştırılmıştır.” Yine, Hegel’in insana salt insan olduğu için sonsuz değer veren görüşü salt keyfi, kişisel bir görüş değil, ama ussal düşüncesinin bir çıkarsamasıdır. Onun nesnel idealizmi ne Afrikalının, ne Yahudinin, ne de Germanik ırkın aşağı ya da üstün görülmesine izin vermez. Bütün varoluşun raslantısal değil ama saltık başyapıtı olan, Ereği olan homo sapiens siyah da olsa, beyaz da olsa aynı özü taşır. — Almanca Kant metni için bkz. BONN ÜNİVERSİTESİ.

Hume

Kant

Locke

Russell
 

II. Basım


 
Ruby Bridges, 1960. "The Problem We All Live With" by Norman Rockwell, depicting Bridges as she goes to school.   “... For a little girl six years old going into a strange school with four strange deputy marshals, a place she had never been before, she showed a lot of courage. She never cried. She didn’t whimper. She just marched along like a little soldier. And we’re all very proud of her (applause).” (Link 1) (Link 2)

 
 
 
Eros, Modernlik ve
Ruhçözümleme

Aziz Yardımlı

Freud Metinleri Üzerine
Çözümlemeler

   
Tüm ruh-çözümleme uygulayımında en önemli olan sorun hastanın — bu durumda modernliğin kendisinin — özgür çağrışıma ve ussal iletişime açık olup olmadığıdır. Eğer nihilist yorum haklıysa, eğer modern toplum postmodern duruma, şizofrenik bir duruma bozulmuşsa, ussal iletişimden başka bir yöntemi olmayan ruhçözümleme geçersizdir.


SESLER
METAPSİKOLOJİ

Freud
Ego ve İd
İki İlke

Marcuse
Eros ve Uygarlık

Fancher
Çatışmadaki İnsan

Yaşamöyküsü

SÖZLÜK
Ruhçözümleme

 
 
 
Plutark
Meriç Mete
Ariadne / Plutark
WATERHOUSE/PLUTARK
ARİADNE
DAVID/PLUTARK
SABİN KADINLARI
LAGRENEE/PLUTARK
ALKİBİADES VE METRESİ
ALMA TADEMA/PLUTARK
AMFİSSA KADINLARI
PLUTARK/BEETHOVEN
CORIOLANUS

 
 
 
 

Şafağın Kapıları
(1900)

Herbert James DRAPER
(1864-1920)

Yerde Aurora’nın ayaklarının altına saçılmış yatan ölü güller onun tükenmek
bilmez tutkusuna tanıklık eder.
Gene de güllerin, tıpkı şafak gibi,
narin, uçucu bir güzellikleri vardır,
ve zaman içinde geri dönerler.
Evet, Aurora bir sonraki kurbanı için
bekliyor olabilir.
Ama pekala yeni güne bakıyor da olabilir,
çünkü ne de olsa Şafaktır.

SVETLANA
ZAKHAROVA


SOFIANE
SYLVIE


 
 
 

Novalis
Sümbül ile Gül’ün Öyküsü

Çeviren: Leman Toykan

‘‘... sıradana gizemli bir görünüş, ... sonluya sonsuz bir anlam verdiğimde, onu romantikleştiririm’’ ::
‘‘... indem ich dem Gewöhnlichen ein geheimnisvolles Ansehen, ... dem Endlichen einen unendlichen Sinn gebe, so romantisire ich es.’’ YAŞAMÖYKÜSÜ

 

 
 
 
Alma Tadema:
İnsanın Görkemi

Yapım: Diren Yardımlı
 
Lawrence Alma-Tadema’nın resimlerinin çoğu klasisizme özel bir bakış açısından anlatım verir. Ortam genelde Mısır, Yunan ve Roma dünyalarıdır. Sokakları, balkonları dolduran insanlar ise daha çok Victorian dönemin İngilizleridir. Onu klasik öncüllerinden ayıran en önemli nokta seçtiği konularının dinsel ya da mitolojik olmayışıdır. Sanatçı bağlı kaldığı klasik tini insanların gündelik yaşamlarına yansıtır, onun soyluluğunu ve dinginliğini sokaklarda, parklarda gezen insanlara yükler. SERGİ
 

 
 
 
Adolphe-William Bouguereau:
İnsanı Tanrının gözleriyle görmek
La Frileuse, 1879  

Bouguereau Resim Sanatını bu sanatın yetenekli olduğu sonsuzluğa, Doğanın üstünde ve ötesinde yalnızca insan Tininin üretebileceği, daha Güzeli olmayan sonsuz Biçimlere yükseltir. Onda gördüğümüz ve bizi çarpan öğeler renkler ve şeyler değil, ama insan ruhunun Güzelliği, duygunun erişilmiş sonsuz Biçimidir.

‘‘İnsan Güzelliği ve Gerçekliği aramalı, Bayım! Öğrencilerime her zaman en son noktaya dek çalışmanız gerek derim. Yalnızca bir tür resim vardır. Göze eksiksizlik sunan resim, Titian ve Veronese’e de bulduğunuz güzel ve kusursuz türden işleme.’’

 

 
 
 
İsmail Dede Efendi

Melis Alkan
.. Abdülkadir-î Meragî (1353?-1435) ve Itrî (1640?-1712) ile birlikte Klasik Türk Müziği’nin en büyük üç müzisyeninden biri olarak kabul edilen Hammamîzade İsmail Dede Efendi 9 Ocak 1778’de İstanbul’da doğdu. 1797’de Yenikapı Mevlevihanesi’ne çekilen İsmail burada musiki bilgisini ve yeteneğini ilerletti ve Abdülbaki Nasır Dede’den ney çalmayı öğrendi. Şeyhi Ali Nutki Dede genç mürid İsmail’deki musiki yeteneğini fark etmiş ve ona ‘‘Öyle görüyorum ki geleceğin en büyük üstadı olacaksın’’ demiştir.
 

 
 
 
Toplumsal Sözleşme
Du contrat social

Jean-Jacques Rousseau
 
“Özgürlüğünü yadsımak insan niteliğini, insanlık haklarını, giderek ödevlerini bile yadsımak demektir. Herşeyden vazgeçen biri için bunun karşılığının ödenmesi olanaklı değildir. Böyle bir vazgeçme insan doğası ile bağdaşmaz; ve istencinden tüm özgürlüğü kaldırmak eylemlerinden tüm ahlakı kaldırmaktır.” “Renoncer à sa liberté c’est renoncer à sa qualité d’homme, aux droits de l’humanité, même à ses devoirs. Il n’y a nul dédommagement possible pour quiconque renonce à tout. Une telle renonciation est incompatible avec la nature de l’homme, et c’est ôter toute moralité à ses actions que d’ôter toute liberté à sa volonté.” BİRİNCİ BÖLÜM: Türkçe-Fransızca
 

 
   
  Görelilik Kuramı:
Felsefesiz Bilim
Einstein belirlenimsizciliği reddederken kendisi belirlenimsizciliğin temellerini kullanır.
Aziz Yardımlı
 
 
 
Einstein Heisenberg'in olasılıkçılığını açıkça neyi reddettiğİni bilmeden reddetti, çünkü Görelilik Kuramının Tanrısı zar atmaktan daha çoğunu yapamazdı. Görelilik kuramının felsefi temelleri Heisenberg'in de kullandığı temellerdir. Ve Görelilik Kuramına bayılan pozitivizm bilimin bilgi değil ama sanı olduğunda diretir. Doğrulanabilme (ki Yanlışlanabilme ile aynıdır) Duyusal Olasılık demektir, Usun Gerçekliği değil.  
Görelilik kuramı Saçma olana inancı, Usun terk edilmesini ister, çünkü Evrenin ussal olmadığını, kavramsal düşüncemize yanıt vermediğini ileri sürer ve görüşlerini yaklaşıklık ya da karşı çıktığı olasılık görüşünden daha iyi bir yolda deneyimin kendisi üzerine de dayandırmaz. Eğer gene de görelilik kuramı ussal sayılıyorsa, bu Usun kendisinin Saçma olduğunu doğrulamaya götürecektir. Görelilik Kuramına göre Uzayın çevresi çitlerle kuşatılıdır, içerdiği özdek kütlesi sonlu ve hesaplanabilirdir, ve Albert Einstein bu miktarı saptamış ve sunmuştur. Bu kurama göre Sonsuzluk kavramı bir mittir, ama karşıtı, Sonluluk, değil. Uzay bükülebilir, uzayıp kısalabilirdir, çünkü özdektir, her bir özel uzay noktası için yalıtılmış özel bir Zaman kıpısı vardır ve kesikli Zamanda evrensel, saltık bir Şimdi yoktur. Bu kurama göre Süreklilik kavramı da bir yanılsamadır, ama karşıtı, Kesiklilik, değil, ve buna göre her uzay ve zaman noktası kendi içerisinde saltık olaak yalıtılmış, süreksiz bir monaddır. Görelilik Kuramı kapsadığı düşüncelerin düşünülebileceklerini ileri sürmez. Düşünülemeyeceklerini, giderek sezgiye bile aykırı olduklarını ileri sürer. Ve bu eşsiz özelliği ile, felsefesiz temelleri ile, Düşünceden başka herşey tarafından tanınır, sayılır, doğrulanır, ve kullanılır — medya tarafından, popüler imgelem tarafından, düşüncesiz pozitivizm tarafından. Çürütülemez çünkü Usa kapalıdır.
SONSUZLUK
1. Hilbert: Sonsuzluk
 

 
 
 
Görelilik Kuramının çıkarsaması olan Big Bang kuramı Görelilik Kuramının kendisi gibi usdışıdır. Yerçekimi Kuvveti gerçekte Çekme ve İtme Kuvvetlerinin birliğidir. Einstein'ın 'kuvveti' ise Yerçekimi Kuvveti değil, ama yalnızca 'çekme kuvveti,' ya da daha iyisi bir tür uzay-bükülmesidir. Big Bang Kuramı böylece "İlksel Atom" mitolojisi üzerine dayanır ve bu köken ile hiçbir bağlantısı olmayan fiziksel bulgular tarafından doğrulandığı ileri sürülür. Usdışı bir kuramın ussal bir Evreni açıklaması olanaksızken, bir Kaosun kuramından söz etmek ise saçmanın da ötesidir.  
Görelilik Kuramı felsefi temellerinde hermeneutik ile de akrabadır. Heidegger Logosun üzerini çizerken ve onu salt Söz yaparken, Einstein da aynı şeyi, ama yalnızca görünürde ayrı bir terminoloji ile yapar. Logosu Olympos'un yükseklerinden yere indirdiğini yazar, bilimin temelinde düşüncenin değil, her nasılsa duyusal algının yattığını belirtir — ne ilginçtir ki, Heidegger de fenomenin, duyusal algının gerçekliğin gizi olduğunu, ontolojinin aslında fenomenolojik olduğunu düşünür. Duyular hiç kuşkusuz gözlemci özneye görelidirler, tekildirler, saltık değil, evrensel değil. Mekaniğin — ister fotonun isterse galaksinin olsun — özsel olarak ussal olduğu düzeye dek, Görelilik Kuramı ussal bir Kozmoza değil, ama ancak fenomenolojik bir Kaosa temel olabilir — eğer bilinçsizce ussallaştırılmıyorsa. Göreciliği ile, yalnızca tümevarım ve olasılık üreten deneyimcilik yöntemine dayanması ile, Einstein gerçekte kınadığını sandığı indeterminizmin kendisinin temellerini doğrulamaktan başka birşey yaptığının bilincinde değildi. Tanrı zar atmaz diyordu. Ama Einstein Tanrı zar atsa bile atılan zarların deviminin indeterministik olmayacağını düşünemeyen bir dehaydı.
 
 
 
 
Görelilik Kuramına uygun olarak hazırlanmış non-Euclidean geometri salt matematiksel olanı fizikselleştirmenin aracı olarak işlev görse de, işlevinde başarılı değildir. Özdeksel Evrene ve Uzaya düşünceyi, algıyı, giderek imgelemi bile aşan bir yapı kazandırma çabası Yüzeyin iki boyutundan öteye bir geçerlik kazanamaz. Tüm non-Euclidean geometri doğrunun eğri olduğu sayıltısı üzerine dayanır. Uzayı değil, ama ancak soyut geometrik Yüzeyi bükebilir.
GEOMETRİ
1. Hilbert: Belitler
2. Non-Euclidean G.
3. Geometri

 
 
 
Cindy Sherman / Martin Paar
Fotoğraf Sanatı

 
 
 
Friedrich Hölderlin (1770-1843)
Çocukken / Da ich ein Knabe war

 
 
 
Beethoven (1770-1827)
Piano Sonatı No. 8, Do Minör (Opus 13)
(Pathétique)

 
 
 
Güzel Sanat
"Sabah Buketi"  
Alfred Guillou
(1844-1926)
‘‘Ahlakın yasaları sanatın da yasalarıdır.’’
— Robert Schumann

The Academic Tradition

Pre-
Rafaelitler

 
 
 
Çirkinin Sanatı:
Pablo Picasso

Kübizm yalnızca estetik olarak değil, moral olarak da bozar, çünkü yalanı normalleştirir. Anlamsızın anlamlı, çirkinin güzel olduğunu doğrulayan insanlığın yaşamı sorgulama yeteneği yiter, nihilizm kazanır.

Aziz Yardımlı
Les Demoiselles d'Avignon (1907)  
Kübizm yalnızca kötü sanat değildir; onu yalnızca ilkelliğe geri dönüş ve soyutlamacılık gibi terimlerde açıklayamayız. Güzelden korku/nefret salt estetik duyarsızlık değildir. Duyunun Çirkininde anlatım bulan şey duygunun Çirkinidir.  
Tuval üzerindeki Biçimin sanatçının ruhunun kendisinden başka birşeyin anlatımı olmadığı düzeye dek, Picasso modernist nihilizmin insan ruhuna neler yapabileceğini gösteren iyi bir örnektir. Güzellik saltık Değerdir. Picasso onun yerine Çirkini, biçimsiz olanı geçirir. Güzel Sanat sonsuz Gerçeği duyusal Biçimin sonsuzluğu ile, tanrısal Güzellik ile yaşama etkinliğidir ve güdüsü insan ruhundaki Güzellik İdeası, sağlıklı her insan ruhunda bulunan beğeni yetisidir. Pablo Picasso’nun yaratıcı kaynağı ise yine aynı insan ruhundan, ama onun karanlık derinliklerinden, insan ruhunun yalnızca baskılamaya uygun gördüğü yaşantılarla dolu bilinçaltından gelir. Onda sanat Güzelin değil, Güzelden kaçmanın, giderek Güzelden korkunun anlatımı olur, ve modern bireyin hırs güdümündeki gerçekliksiz ve inançsız varoluşunu Güzelin tılsımından da sıyırarak, bireyin kendi yarattığı gri Şimdisine dayanabilmesi için, kendisini daha da grileştirebilmesi için gerekli olan estetik narkozu üretir. Picasso’nun dehası ona ününü bağışlayan bilgisiz, beğenisiz, anlamayan, henüz yarı-gelişmiş Batı kültürünün karşılık olarak ondan ne istediğini herkesten iyi anlamasında yatıyordu. Bir Nefret Çağına dönen 20’nci yüzyılın ilk yarısında moral Kötülüğün yanına onunla geçinebilecek duyusal biçim olarak Çirkini ekledi. 20.000’i aşan yapıtlarının sayısı bile modern kültürün nihilist yüzünü sergilemedeki, insanlığa nasıl anlamsız, nasıl değersiz olunabileceğini göstermedeki coşkusunu ve tutkusunu tanıtlar. Etik düşüklüğün estetik düşüklükten soyutlanamayacağını gösterdi, ve politik demagojiyi estetik demagoji ile tamamladı. Picasso Herkesin Sanatçısıydı.
 


UYGARLIK VE HOŞNUTSUZLUKLARI
Birinci Bölüm

 
 
 
Neşeye Şarkı

‘‘Güzellik yoluyla, duyumsayan insan biçim ve düşünceye götürülür; güzellik yoluyla, düşünen insan geriye özdeğe götürülür ve yeniden duyu dünyasına kazanılır. ... Güzellik iki karşıt durumu, duygu ve düşünce durumlarını bağlar.''
Durch die Schönheit wird der sinnliche Mensch zur Form und zum Denken geleitet; durch die Schönheit wird der geistige Mensch zur Materie zurückgeführt und der Sinnenwelt wieder gegeben. ... Die Schönheit verknüpft die zwei entgegengesetzten Zustände des Empfindens und des Denkens ...

— Friedrich Schiller, İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar
Ueber die ästhetische Erziehung des Menschen, in einer Reihe von Briefen

(Mektup XVIII)

Friedrich Schiller  
‘‘İnsanlığın Ereği insanın yetilerinin Gelişiminden, İlerlemeden başka birşey değildir.''

Zweck der Menschheit ist kein anderer als die Ausbildung der Kräfte des Menschen, Fortschreitung.

— Friedrich Schiller,
Likurgus'un ve Solon'un Yasamaları
Die Gesetzgebung des Lykurgus und Solon
.



 
GÖRGÜL BİLİMLER
 
ÖKLİDES
Öğeler
Pisagor Teoremi
MAX BORN
Dinginliksiz Evren
ULUĞ BEY
Gökbilim
Kepler Yasaları ALEXANDRE KOYRE
Leibniz-Newton Savaşları
ERWIN SHCRÖDINGER
Özdek Nedir?

 
GÖRGÜL BİLİMLER. ETHER
 
JAMES CLERK MAXWELL
Ether
ALBERT EINSTEIN
Ether
MICHAEL FARADAY
Ether
 
DAVID BOHM
Ether
ISAAC NEWTON
Ether
 


 


 
 
   Postmodern Sorunlar:
Büyük Anlatı Anlatısı
 
 
Almanya İngiltere'ye karşı, 1936, Berlin
Postmodern irrasyonalizm akrabası olan varoluşçuluk gibi moral ölçünlerden yoksun olduğu için kendine herhangi bir ideolojiyi seçme özgürlüğünü de tanır. Doğal bilincin bu göreliliği anlamaması bir düzeltme işlevini görür.
       

 
 
  Postmodern Sorunlar:
Kültürel Çoğulculuk
 
 
.. Postmodernizm diyalektik ‘Ayrımda Birlik' kategorisini değil, ama analitik ‘Ayrım = Ayrım' ya da ‘Türlülük' soyutlamasını yeğler. Bu analitik temelde Kültürel Çoğulculuk zorunlu ve aklanacak olan vargıdır — üstelik bu kültürler duyunçsuz, istençsiz ve özgürlüksüz olsalar bile. ‘Kültürel Görelilik' kuramı kültürlerin eşit değerde olduklarını doğrular. Biri başkasından daha değerli ya da ileri ya da yüksek değildir, çünkü değerlerinin göreli olarak değil ama saltık olarak belirlenmesini sağlayacak bir Evrensel Ölçüt, bir gerçeklik, bir ussallık yoktur. Öyleyse tümü de saklanmalıdır.
Alan D. Sokal
SINIRLARI AŞMAK: QUANTUM YERÇEKİMİNİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR HERMENEUTİĞİNE DOĞRU
     

 
 
 

Etkinlikler

Özel Bahçeşehir Lisesi, 2008
ÖZEL BAHÇEŞEHİR LİSESİ

Spinoza ve Ussal Varlık Olarak İnsan
Özel Bahçeşehir Lisesi, Felsefe Günleri Etkinliği, 5 Nisan 2008

Hegel'de ve Spinoza'da Özgürlük
Işık Lisesi (Feyziye Mektepleri Vakfı), 24 Nisan 2008

Hegel Kongresi 2008
Caddebostan Kültür Merkezi, Ekim 2008

Mantık Bilimi ve Görgül Bilimler
Us Atölyesi Konuşması, Ocak 2008

SESLER


US ATÖLYESİ 2003-5

VIDEO
  1. HEGEL, DİYALEKTİK
AZİZ YARDIMLI
 
 


HEGEL’İN ANSİKLOPEDİK DİZGESİ
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ, FEN VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ, FELSEFE BÖLÜMÜNDE KONUŞMA
17 ARALIK 2009
AZİZ YARDIMLI
SES
 


Hegel'in Felsefesinin Anlamı
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ
10 Şubat 2010


SES
Yeditepe Üniversitesi, 2010, Şubat
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ, FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ
 
 

 
 
 
Michel Foucault:
Boşinancın Devletini Kutlamak
İran Kraliçesi, Süreyya  
Foucault “Şah Zamanın Yüz Yıl Gerisindedir” başlıklı bir makale yazdı. Ve bunu yüz yıl çok uzun olduğu için değil, ama çok kısa olduğu için yazdı. İleride olmaktansa Geride olmanın İyi olduğunu ve dolayısıyla bin yıl geride olmanın daha İyi olduğunu düşünüyor, köklere özel bir önem veriyordu. Ama İran’ın köklerinin Darius’a, aslında Kyros’a dayandığını bilmiyordu.



SİTELER  
225 of History’s Most Popular Artists, by ARC Staff
Goethe-Institut Philosophie: Porträts / Philosophy: Portraits
GoodArt Gallery
Arts & Letters Daily
Classics Resources
Perseus
Internet Ancient History Sourcebook
Gutenberg (Klasik Metinler; Almanca)
Hegel Net
Antoine Blanchard - A Vision of Paris
Urban Simulation Team / Columbian Exposition of 1893; Columbian Exposition of 1893; Columbian Exposition of 1893 (2); Downtown; BrainLAB; Forum of Trajan; Jerusalem’s Temple Mount;
CIA — THE WORLD FACTBOOK
Corruption Perceptions Index 2007
HABERLER  
OECD ve Türkiye’de Eğitim
Garry Kasparov. — “To understand today’s Russia, read ‘The Godfather.’ ”

 




ABD bir Demokrasidir.
Onda egemen olan George Bush ya da Silah Tekelleri vb. değil ama bu gezegenin en pragmatik, yararcı, pozitif eğitimi ile donatılı tek-boyutlu Amerikan İstencidir.

Özgürlük olmaksızın Ahlak — Doğruyu ve Eğriyi ayırdetme — olanaksızdır.
Ve Çin, Hindistan, İran, Kazakistan vb. özgür değilken, tüm böyle çaresizlerin yalnızca haset ve nefret edebildikleri ABD ise özgür bir ülkedir. Köleler ahlaksız olamazlar çünkü İstençleri yoktur. ABD ise özgürdür ve bu nedenle moral sorumluluğa yeteneklidir.

ABD’nin eylemlerinden ABD halkını değil ama bir birey olarak George Bush’u ya da bir sınıfı vb. sorumlu tutmak halkı istençsiz bir çocuk olarak gören Tarihsel Materyalizme aittir. Bu materyalist kuramda Devlet egemen sınıfın baskı aracıdır. Klasik Felsefede Devlet genel İstençtir, bir ulusun törel değeridir, Erdeminin anlatımıdır.

_Americans are NOT stupid — WITH SUBTITLES (YouTube)



DON PUTIN

 

 

 

 

 


By
GARRY KASPAROV

Demokrasi bir erdem Devletidir. Ancak erdemli bir halk, ancak özgür bireylerin oluşturdukları Yurttaş Toplumu kendini yönetmenin gururunu, onurunu ve gönencini yaşayabilir.
Onda egemen olan güç Özgürlüklerinin bilincinde olan Yurttaşların İstencidir.
Demokrasi ancak Yurttaş Toplumunun Devleti olabilir.
Rusya yasasızdır, ama Putinler güçlü oldukları için değil, Yurttaşlar kendi istençleri olduğunun, birer Yurttaş olduklarının, İstençlerini Yasa yapma hakları olduğunun bilincinde olmadıkları için.
Erdem ancak ve ancak Özgürlük içinde olanaklıdır, çünkü ancak zor ve şiddet yoluyla aklanan Partinin buyruğundan ve güdümünden özgür olan birey moral olarak büyüyebilir, törel yaşamını iyileştirebilir, Yasamanın kendi hakkı ve ödevi olduğunu bilebilir.

Rus halkı 70 yıl boyunca Proleterya Diktatörlüğünü — gerçekte bireysel özençleri — Baba olarak kabul etti. Büyümedi. Despotik Tarihinde ilk kez Özgürlüğün eşiğine geldiği zaman dürtüsel yanını, hırsını uysallaştıracak İstençten yoksun olduğunu gördü. Putin aynı tinin içinde yoğrulmuş bir birey olarak yalnızca kendi kişisel hırsında Rus Tininin despotik doğasına anlatım verebileceğini keşfetti. Bir tango iki istekli kişi ile yapılır.

Rusya da değişecek, Özgürlük yoluna girecektir, tıpkı Batı gibi, tıpkı Türkiye gibi, çünkü değişim henüz entellektüel, etik ve estetik gerçekliği içinde varolmayan ama öyle olması zorunlu olan Tinin yazgısıdır.

Rusya için de gerçek olan var olan değil, ama henüz olumsuz olandır.

_Don Putin
_To understand today’s Russia, read “The Godfather.” (By GARRY KASPAROV)
Müzik
Tanrının
Dilidir
Diane Kruger, 'Copying Beethoven'de.
Copying Beethoven
Vikipedi/Wikipedia

Schiller:
Neşeye Şarkı


Copying Beethoven Official Trailer

Ayışığı Sonatı
  Françoise Hardy: Mon Amie la rose / “TRÄUME(L)  
Monty Python Football: GERMANY vs. GREECE
  Eagles: Hotel California  
  Gigliola Cinquetti: Dio come ti amo (L)  
  Norah Jones: Come Away With Me (live 2007) / Sun Rise  
  Hei-Kyung Hong: Ständchen (Serenade), Schubert  
  MÜZİK VE NAZİZM
Wilhelm Furtwängler conducts Beethoven 9th Sym finale (1942, Hitler’s birthday)
 
  Leonard Bernstein performs Beethoven’s Ode to Joy - Finale
Schiller: Neşeye Şarkı (T-A)
 
     


ANASAYFA
DİZİN

TEPE

ADOLPHE-WILLIAM BOUGUEREAU: İnsanı Tanrının gözleriyle görmek ·
ALMA-TADEMA: İnsanın Görkemi ·
Arı Usun Eleştirisi: KANT ·
Aydınlanma ve Romantizm ·
BACH: Keman Konçertosu, Mi Minor, Adagio ·
Batı ·
BEETHOVEN / Piyano Sonatı No. 8, Do Minör ·
Bertolt Brecht’e Karşı Montagsdemonstrationen ·
BEVELREY CRAVEN ·
CINDY SHERMAN / MARTIN PAAR / Fotoğraf Sanatı ·
Çirkinin Sanatı: Pablo Picasso ·
Despotizme Karşı Despotizm ·
Doğu ve Despotizm ·
Dünya-Tarihsel İnsanlar / HEGEL ·
Dünyada Duyuncun Göstergeleri: Tüze ve Türe ·
Dünyada Ölçülebilir Mutluluk ·
Dünyada Özgürlük Göstergeleri: Demokrasi ·
Eros, Modernlik ve Ruhçözümleme ·
Estetik Üzerine Dersler / HEGEL ·
Etkinlikler ·
Facts and Concepts: Kosovo 1999 ·
Fenomenler ·
FRANÇOISE HARDY / Träume ·
FREUD, Çözümlemeler ·
FRIEDRICH HÖLDERLIN / Çocukken ·
FRIEDRICH SCHILLER: Neşeye Şarkı ·
Görelilik Kuramı: Felsefesiz Bilim ·
Görgül Bilimler ·
Görgül Bilimler: Ether ·
Güzel Sanat / ALFRED GUILLOU ·
HEGEL: Tarih Felsefesi (NOESİS FELSEFE ATÖLYESİ ETKİNLİĞİ) ·
Irkçı Dörtler ·
İdeoloji ·
İnsan Doğası ve Evrim Kuramı ·
İnsanlığı Kurtarmak İçin Materyal Düşünceler ·
İSMAİL DEDE EFENDİ ·
Kapitalizm Gazinoya Yozlaştı ·
Kavramlar ·
Mantık Bilimi (B): HEGEL ·
Michel Foucault: Boşinancın Devletini Kutlamak ·
Modern Tin ·
Modern Tin: Aile ·
Modern Tin: Anayasa ·
Modern Tin: Yurttaş Toplumu ·
Mülkiyet ·
NOVALIS: Sümbül ile Gül’ün Öyküsü ·
PLUTARK ·
Postmodern Sorunlar: Kültürel Çoğulculuk ·
Postmodern Sorunlar: Büyük Anlatı Anlatısı ·
ROUSSEAU: Toplumsal Sözleşme/ Du contrat social ·
Şafağın Kapıları - DRAPER ·
Tarih Felsefesi ·
Tarihsel Materyalizm ·
The New Frontier: 1960 ·
 
 

Ekşi "Sözlük" Fenomeni: Örgütlü Ahlaksızlık

On yıldan uzun bir süredir bu kez "Ekşi Sözlük" altında gizlenen
dil yobazları Aziz Yardımlı'ya saldırmaktadır. Soysuzluktan gelen saldırı her zaman onur vericidir. Eğer övgü gelmiş olsaydı, bu utandırıcı olurdu.

     


Yayınlar | Metinler | Okumalar | Kavramlar | Yaşamöyküleri | Adlar| Konular | YAZIŞMA

2