Platon
Frederick Copleston
I
PLATON’UN YAŞAMI
PLATON,
dünyanın en büyük felsefecilerinden biri, Atina’da (ya da Aegina’da), büyük
bir olasılıkla İÖ 428/7 yılında, seçkin bir ailede doğdu.
Babasının adı Ariston ve annesininki Perictione idi. Perictione her ikisi de
404/3 Oligarşisinde yer almış olan Kharmides’in kardeşi ve Kritias’ın yeğeniydi.
Ona başlangıçta Aristokles dendiği ve Platon adının ancak daha sonra gürbüz
yapısı yüzünden verildiği söylense de,1 Diogenes’in ilettiği bu bilginin
doğruluğu kuşkuludur. İki kardeşi, Adeimantus ve Glaukon Devlet’te görünürler,
ve ayrıca Potone adında bir de kızkardeşi vardı. Ariston’un ölümünden sonra
Periktione Pirilampes ile evlendi ve oğulları Antifon (Platon’un üvey kardeşi)
Parmenides’te görünür. Hiç kuşkusuz Platon üvey babasının evinde yetiştirildi;
ama aristokrat kökenli olmasına ve aristokratik bir evde yetiştirilmesine karşın,
anımsanmalıdır ki Pirilampes Perikles’in bir dostuydu, ve Platon Periklesci
rejimin gelenekleri içinde eğitilmiş olmalıdır. (Perikles 429/8’de öldü.) Değişik
yazarlar tarafından belirtildiği gibi, Platon’un demokrasiye karşı daha sonraki
eğilimini her ne olursa olsun yalnızca yetiştirilmesine bağlamak çok güçtür;
tersine, bu olumsuz eğilim Sokrates’in etkisi tarafından, ve herşeyden çok Sokrates’in
demokrasinin ellerinden gördüğü davranış tarafından yaratılmıştır. Öte yanda
Platon’un demokrasiye güvensizliğinin Sokrates’in ölümünden daha önceki bir
dönemde başlamış olması olanaklı görünür. Peloponez savaşının daha sonraki dönemlerinde
(Platon’un 406’da Arginusae’de döğüşmüş olması olasılığı oldukça yüksektir)
demokrasinin gerçekten yetenekli ve sorumlu bir önderden yoksun olduğu ve olmuş
olan önderlerin de kitleleri hoşnut kılma zorunluğu yüzünden kolayca bozuldukları
olgusu Platon’un gözünden kaçmış olamaz. Platon’un ülke politikasından uzak
durması hiç kuşkusuz Ustasının yargılanmasından ve suçlu bulunmasından sonra
başlar; ama Devlet gemisinin onu yönetmek için sağlam bir kaptana gereksinimi
olduğu ve bu kaptanın izlenecek doğru yolu bilen ve bu bilgi ile uyum
içinde duyunçla davranmaya hazır biri olması gerektiği kanısının formülasyonu
Atina erkinin zayıflamaya başladığı yıllar sırasında formüle edilmiş olmalıdır.
Diogenes
Laertius’un anlattıklarına göre, Platon ‘‘kendini resim sanatını incelemeye
verdi, ve ilk olarak ditirambik şiirler ve daha sonra lirik şiirler ve trajediler
yazdı.’’2 Bu ne ölçüde doğrudur bilemeyiz; ama Platon Atina ekininin
serpilme döneminde yaşadı, ve nitelikli bir eğitim almış olmalıdır. Aristoteles’in
bildirdiğine göre Platon gençliğinde Heraklitoscu felsefeci Kratilus ile tanışmıştı.3
Ondan duyusal-algı dünyasının bir akış dünyası olduğunu ve bu yüzden gerçek
ve pekin bilginin asıl nesnesi olmadığını öğrenecekti. Gerçek ve pekin bilgiye
kavramsal düzeyde erişebilir olduğunu ise gençlik yıllarında tanımış olması
gereken Sokrates’ten öğrenecekti. Diogenes Laertius aslında Platon yirmi yaşında
iken ‘‘Sokrates’in bir öğrencisi oldu’’4 der; ama Platon’un amcası
olan Kharmides Sokrates ile 431’de tanışmış olduğu için,5 Platon
Sokrates’i en azından yirmisinden önce tanımış olmalıdır. Her ne olursa olsun,
Platon’un kendini bütünüyle ve bilinçli olarak felsefeye adama anlamında Sokrates’in
bir öğrencisi olmuş olduğuna inanmak için hiçbir nedenimiz yoktur, çünkü kendisi
bize ilkin politik bir yaşama girmeye niyetlendiğini söyler—soyundan gelen genç
bir insandan doğallıkla beklenebileceği gibi.6 403/4 Oligarşisindeki
akrabaları Platon’u kendilerinin koruması altında politik yaşama girmeye yüreklendirdiler;
ama Oligarşi bir şiddet politikası izlemeye başladığı ve Sokrates’i kendi suçlarına
karıştırmaya kalkıştığı zaman artık Platon onlardan tiksinir oldu. Gene de,
demokratlar daha iyi değildiler, çünkü Sokrates’i ölümle cezalandıranlar onlardı,
ve buna göre Platon politik bir kariyer düşüncesini terketti.
Platon
Sokrates’in yargılanmasında bulundu, ve Sokrates’i önerilen cezayı bir minadan
otuz minaya yükseltmeye zorlayan ve kefil olmayı teklif eden dostlardan
biriydi.7 Ama bir hastalık nedeniyle ölümü sırasında dostunun yanında
bulunamadı.8 Sokrates’in ölümünden sonra Platon Megara’ya çekilerek
felsefeci Euklides’in yanına sığındı, ama büyük bir olasılıkla çok geçmeden
Atina’ya geri döndü. Yaşamöykücüler tarafından Kirene, İtalya ve Mısır’a yolculuklar
yaptığı söylenir, ama bu öykülerin ne derece doğru oldukları belirsizdir. Örneğin
Platon’un kendisi Mısır’a bir yolculuktan hiç söz etmez. Gene de, Mısır matematiğine
ve giderek çocuk oyunlarına ilişkin bilgisi gerçekten Mısır’a bir yolculuk yaptığını
belirtiyor olabilir; öte yandan, gezi öyküsü yalnızca Platon’un Mısırlılar üzerine
söyleyecekleri olmasından çıkarılan bir vargı üzerine kurulmuş da olabilir.
Bu öykülerden kimileri açıktır ki belli bir düzeye dek efsaneseldir; örneğin
kimileri Euripides’i onun yol arkadaşı olarak gösterirler, oysa ozan 406’da
ölmüştür. Bu olgu genel olarak gezileri bize anlatan yazılar üzerine kuşkumuzu
oldukça arttırır; ama gene de pekinlikle Platon’un Mısır’ı ziyaret etmediğini
söyleyemeyiz, ve pekala bunu yapmış olabilir. Eğer gerçekten Mısır’a gitmişse,
bu 395 yılı sıralarında olmuş ve Atina’ya Korint savaşları patlak verdiğinde
geri dönmüş olmalıdır. Profesör Ritter Platon’un savaşın ilk yılarında (395-94)
Atina kuvvetleri arasına katılmış olması olasılığının oldukça yüksek olduğunu
düşünür.
Bununla
birlikte, kesin olan şey Platon’un kırk yaşında İtalya ve Sicilya’ya gitmiş
olduğudur.9 Belki de Pisagorcu Okulun üyeleri ile karşılaşmayı ve
konuşmayı istemiş olabilir; her ne olursa olsun, orada bilgili bir Pisagorcu
olan Arkhitas ile tanıştı. (Diogenes Laertius’a göre Platon’un yolculuğu yapmadaki
amacı Sicilya’yı ve volkanları görmekti.) Platon Siraküze Tiranı I. Dionisios’un
sarayına çağrıldı ve orada Tiranın kayınbiraderi Dion’un dostu oldu. Öyküye
göre Platon’un sözünü sakınmazlığı Dionisios’un öfkelenmesine neden oldu, ve
onun tarafından bir köle olarak satılmak üzere Lakedaemonya’lı bir elçi olan
Pollis’in eline verildi. Pollis Platon’u o sırada Atina ile savaşta olan Aegina’da
sattı, ve Platon neredeyse yaşamını bile yitirme tehlikesi ile karşı karşıya
kaldı; ama sonunda Annikeris adında bir Kireneli kurtarmalığını vererek onu
Atina’ya gönderdi.10 Bu öyküyü yorumlamak güçtür, çünkü Platon’un
Mektuplarında buna değinilmez; eğer gerçekten olmuşsa (Ritter öyküyü
kabul eder) İÖ 388’de olmuş olmalıdır.
Öyle
görünür ki Platon Atina’ya dönüşünden sonra Akademi’yi kurdu ve bu iş için kahraman
Akademus’un türbesi yakınlarında bir yer seçti (388/7). Akademi’ye haklı olarak
ilk Avrupa üniversitesi denebilir, çünkü çalışmalar geleneksel felsefe ile sınırlı
değildi ve matematik, gökbilim ve fiziksel bilimler gibi geniş bir ikincil bilimler
alanını da kaplıyordu; ve okulun üyeleri hep birlikte Müzlere tapınırlardı.
Akademi’ye yalnızca Atina’nın kendisinden değil ama dışardan da gençler geldi;
ve ünlü matematikçi Eudoxus’un kendi Okul’u ile birlikte Kizikus’tan Akademi’ye
gelmiş olması Akademi’nin bilimsel ruhuna bir övgü ve yalnızca bir ‘‘felsefi-gizem’’
toplumu olmadığına bir kanıttır. Akademi’nin bu bilimsel ruhunu vurgulamak gerekir,
çünkü Platon’un devlet-adamları ve yöneticileri oluşturmayı amaçlamış olması
bütünüyle doğru olsa da, yöntemi yalnızca örneğin diluzluğu gibi doğrudan kılgısal
uygulamaya açık olan şeyleri öğretmekten (kendi Okulunda İsokrates’in yaptığı
gibi) değil, ama çıkar beklemeyen bir bilimsel etkinliğin geliştirilmesinden
oluşuyordu. Çalışmaların izlencesi felsefede doruğuna varıyordu, ama ön konular
olarak matematiğin ve gökbilimin ve, nesnel olmak ve salt yararcıl bir ruhta
olmamak üzere hiç kuşkusuz uyum-bilgisinin incelenmesini de kapsıyordu. Platon
kamu yaşamı için en iyi eğitimin yalnızca kılgısal ‘‘sofistik’’ bir eğitim değil,
ama tersine bilimin kendi uğruna izlenmesi olduğuna inanıyordu. Matematik, hiç
kuşkusuz Platon’un İdealar Felsefesi için olan öneminden ayrı olarak, önyargısız,
nesnel bir çalışma için açık bir alan sunuyordu, ve daha şimdiden Yunanlıların
arasında yüksek bir gelişim düzeyine erişmişti. (Çalışmalar öyle görünüyor ki
ayrıca mantıksal sınıflandırma sorunları ile bağıntı içinde izlenen yaşambilimsel,
örneğin bitkibilimsel araştırmaları da kapsıyordu.) Böyle yetiştirilen politikacı
fırsatçı bir koltuk düşkünü olmayacak, ama bengi ve değişmez gerçekler üzerine
kurulu kanılar ile uyum içinde yüreklilikle ve korkusuzca davranacaktır. Başka
bir deyişle, Platon demagoglar değil, ama devlet-adamları yetiştirmeyi amaçlıyordu.
Akademideki
çalışmaları yönetmenin yanısıra, Platon’un kendisi dersler veriyor ve izleyicileri
notlar tutuyordu. Bu derslerin yayımlanmadıklarını ve ‘‘halksal’’ bir okuma
amacıyla yayımlanan diyaloglar ile karşıtlık içinde durduklarını belirtmek önemlidir.
Eğer bu olguyu kavrarsak, o zaman Platon ve Aristoteles (ki Akademiye 367’de
katıldı) arasına doğallıkla getirme eğiliminde olduğumuz keskin ayrımlardan
kimileri en azından bir düzeye dek yiter. Platon’un halksal yapıtları, diyalogları,
elimizdedir, ama dersleri değil. Aristoteles açısından ise durum tam tersidir,
çünkü Aristoteles’in elimizdeki çalışmaları derslerini temsil ederken, yayımlanmış
yapıtlarının ya da diyaloglarının kendileri bize dek ulaşmamış, ama bunlardan
ancak parçalar kalmıştır. Bu yüzden Platon’un diyaloglarını Aristoteles’in dersleri
ile karşılaştırarak, daha ileri kanıt olmaksızın, iki felsefeci arasında örneğin
yazınsal yetenek ya da duygusal, estetik ve ‘‘gizemsel’’ bakış açısı konusunda
güçlü bir karşıtlık olduğu vargısını çıkaramayız. Söylendiğine göre, Aristoteles
Platon’un İyi üzerine dersini dinlemeye gelenlerin sık sık aritmetik ve gökbilimden,
sınır ve Birden başka birşey duymamaları yüzünden nasıl şaşırdıklarını anlatırdı.
7. Mektup’ta Platon söz konusu ders üzerine kimilerinin yayımladığı yorumları
reddeder. Aynı mektupta der ki: ‘‘Benim en azından bu şeyler üzerine herhangi
bir incelemem olmadı, ve hiçbir zaman olmayabilir, çünkü konu, başka bilimlerin
tersine, sözcüklerle iletilebilir değildir. Ama, işin kendisi ile uzun bir birliktelikten
ve paylaşılmış bir yaşamdan sonradır ki ruhta bir ateş yanar, sanki sıçrayan
bir alev tarafından tutuşturulmuştur, ve bundan sonra kendini besler.’’ Yine,
2. Mektup’ta: ‘‘Bu yüzden kendim bu sorunlar üzerine hiçbir zaman tek
bir sözcük bile yazmış değilim, Platon’un ne bir yazılı incelemesi vardır ne
de olacaktır; şimdi adı [Platon’un] taşıyanlar Sokrates’e aittirler, güzelleştirilmiş
ve gençleştirilmiş olarak.’’11 Bu gibi pasajlardan kimi yorumcular
Platon’un gerçekten eğitici amaçlar için yazılmış olan kitapların değerine pek
inanmadığı sonucunu çıkarırlar. Bu böyle olabilir, ama bu noktaya yersiz bir
vurgu yüklemememiz gerekir, çünkü herşeye karşın Platon kitaplar yayımladı—ve
ayrıca anımsamalıyız ki söz konusu pasajlar hiç te Platon’a ait olmayabilirler.
Gene de kabul etmeliyiz ki İdealar Kuramı, Akademi’de öğretilmiş olduğu tam
biçimi içinde, yazılı olarak kamuya sunulmadı.
Platon’un öğretmen ve devlet-adamı danışmanı olarak saygınlığı 367’de Siraküze’ye ikinci yolculuğunun gerçekleşmesine katkıda bulunmuş olmalıdır. O yıl I. Dionisios öldü, ve Dion Platon’a o zaman otuz yaşlarında olan II. Dionisios’un eğitimini üstlenmek üzere Siraküze’ye gelmesi çağrısında bulundu. Platon gitti, ve Tirana geometri dersleri vermeye başladı. Bununla birlikte, çok geçmeden Dionisios’un Dion’a duyduğu kıskançlık işleri karıştırdı, ve Dion Siraküze’den ayrıldığı zaman, felsefeci belli bir güçlükten sonra Atina’ya geri dönmeyi başardı ve oradan Dionisios’u mektup yoluyla eğitmeyi sürdürdü. Tiran ve Atina’da yerleşmiş ve orada kendisi ile dostluğunu sürdürmekte olan amcası arasında bir uzlaşma yaratmayı başaramadı. Gene de, felsefi çalışmalarını sürdürmeyi isteyen Dionisios’un içten dileği üzerine Platon 361’de Siraküze’ye üçüncü bir yolculuğu üstlendi. Platon görünüşte Kartaca tehlikesine karşı Yunan kentleri arasında bir konfederasyona gidilmesi için bir anayasa taslağı çıkarmayı umut ediyordu, ama karşıtçılık çok güçlü çıktı; dahası, varlığına yeğeni tarafından el koyulan Dion’un geri çağrılmasını güvenceye alamayacağını da gördü. Bu yüzden Platon 360’da Atina’ya döndü ve orada 348/7 yılında ölümüne dek etkinliklerini Akademide sürdürdü.12 (Dion 357’de kendini Siraküze’nin egemeni yapmayı başarmasına karşın 353’te öldürüldü ve bu olay bir felsefeci-kral düşünün boşa çıkmış olduğunu gören Platon’u büyük üzüntüye düşürdü.)
II
PLATON’UN YAPITLARI
A. Yapıtların Asıllığı
GENEL OLARAK denebilir ki Platon’un yapıtlarının bütün
kütlesi elimizdedir. Profesör Taylor’un belirttiği gibi: ‘‘Geç antikçağda hiçbir
yerde henüz elimize geçmemiş bir Platonik yapıta yapılan bir gönderme ile karşılaşmıyoruz.’’1
Öyleyse Platon’un yayımlanmış tüm diyaloglarının elimizde olduğunu düşünebiliriz.
Bununla birlikte, daha önce de belirtildiği gibi, elimizde Akademi’de verdiği
derslerin bir kaydı yoktur (gerçi Aristoteles’de az çok üstü kapalı göndermeler
buluyor olsak da), ve eğer diyaloglarda ustalaşmış felsefe öğrencilerine verilen
derslerden ayrı olarak sıradan eğitimli insanlar için tasarlanmış halksal çalışmalar
görenler haklı ise, bu eksiklik daha da üzücü olacaktır. (Platon’un elyazmaları
kullanmadan ders vermiş olabileceği gibi bir görüş vardır. Bu doğru olsun ya
da olmasın, Platon’un verdiği hiçbir dersin elyazmaları elimize geçmiş değildir.
Gene de, diyalogların öğretileri ile Akademinin çatısı altında sunulan öğreti
arasına aşırı keskin bir ayrım getirmeye hakkımız yoktur. Bundan başka, diyalogların
tümü de kolayca ‘‘halksal’’ çalışmalar olarak nitelenemezler, ve bunlardan kimileri
özel olarak Platon’un onlarda kendi düşüncelerine açıklık getirme çabalarına
girişmiş olduğunun açık belirtilerini taşır.) Ama Platon’un tüm diyaloglarının
büyük bir olasılıkla elimizde olduğunu söylemek bize dek Platon adı altında
gelmiş olan tüm diyalogların gerçekten de Platon’un kendisinin olduklarını söylemek
demek değildir: Asıl ve düzmece olanı birbirinden ayırmak henüz önümüzde duran
bir sorundur. En eski Platonik elyazmaları Thrasillus adında birine yüklenen
ve yaklaşık olarak Hıristiyan Çağın başlangıcında yapılan bir düzenlemeye aittir.
Bununla birlikte, ‘‘dörtlülerden’’ oluşan bu düzenleme İÖ üçüncü yüzyılda Bizanslı
Aristofanes’in yaptığı ‘‘üçlülerden’’ oluşan bir düzenleme üzerine dayanıyor
gibi görünür. O zaman, otuzaltı diyaloğun (Mektupları da bir diyalog sayarak)
genel olarak o dönemin bilginleri tarafından Platon’un çalışmaları olarak kabul
edildiği ortaya çıkar. Sorun böylece şu soruya indirgenebilir: ‘‘Otuz altı diyaloğun
tümü de asıl mıdır, yoksa bunlardan kimileri düzmece midir; eğer böyle ise,
hangileri?’’
Diyaloglardan kimileri üzerine daha antikçağda bile kuşkular düşmüştü. Böylece Athenaeus’tan (olgunluk dönemi yklş. İÖ 228) öğrendiğimize göre kimileri Alkibiades II’yi Xenophon’a yükler. Yine, öyle görünür ki, Proklus yalnızca Epinomis ve Mektuplar’ı reddetmekle kalmayıp işi Yasalar ve Devlet’i de reddetmeye dek vardırdı. Düzmece yapıtların saptanışı beklenebileceği gibi daha sonra ondokuzuncu yüzyılda özellikle Almanya’da sürdürüldü, ve sürecin doruğuna Überweg ve Schaarschmidt zamanında ulaşıldı.‘‘Eğer eski ve çağdaş eleştiriciliğin saldırıları biraraya getirilirse, o zaman Thrasillos’un dörtlülerinin otuzaltı parçasından ancak beşi tüm saldırılardan bağışık kalmıştır.’’2 Bununla birlikte, günümüzde eleştiri daha koruyucu bir yöne akmaktadır, ve tüm önemli diyalogların asıllığı ve daha az önemlilerden belli birkaçının düzmece yapıları üzerinde genel bir görüş birliği vardır, bu arada diyaloglardan birkaçının asıllıkları ise tartışma konusu olarak durmaktadır. Eleştirel araştırmanın sonuçları şöyle toparlanabilir:
(i) Genel olarak reddedilen diyaloglar: Alkibiades II, Hipharkhus, Amatores ya da Rivales, Theages, Klitofon, Minus. Bu kümeden, Alcibiades II dışında tümünün dördüncü yüzyılın çağdaş yapıtları olmaları olasıdır, bilerek yapılan düzmeceler değil ama Platonik diyaloglar ile aynı ırayı paylaşan daha önemsiz çalışmalar; ve bunlar, belli bir haklılık derecesi ile, Sokrates’in dördüncü yüzyılda nasıl düşünüldüğü üzerine bilgimize katkıda bulunurlar. Alkibiades II ise olası ki daha geç bir çalışmadır.
(ii)
Şu altı diyaloğun asıllıkları tartışmalıdır: Alkibiades I, İon, Menexenus,
Büyük Hippias, Epinomis, Mektuplar. Profesör Taylor Alkibiades I’in
Platon’un doğrudan bir öğrencisinin yapıtı olduğunu düşünür,3 ve
Dr. Praechter de bunun Ustanın gerçek bir çalışması olmayabileceği kanısındadır.4
Praechter İon’u asıl olarak görür, ve Taylor onun ‘‘onu reddetmek için
iyi bir neden bulununcaya dek gerçek olarak geçerli sayılmasının usauygun olduğunu’’
belirtir.5 Menexenus Aristoteles tarafından açıkça Platonik
kökenli olarak alınır, ve çağdaş eleştirmenler de bu görüşü benimseme eğilimindedirler.6
Büyük Hippias büyük bir olasılıkla Platon’un gerçek çalışması olarak alınacaktır,
çünkü Aristoteles’in Konular’ında adı ile olmasa da dolaylı olarak sözü
edilir.7 Epinomis’e gelince, Profesör Jaeger’in onu Opuslu
Filippus’a yüklemesine karşın,8 Praechter ve Taylor gerçek sayarlar.
Mektuplar’dan 6, 7 ve 8 genel olarak kabul edilmektedir ve Profesör Taylor
bu mektupların kabul edilmesinin mantıksal olarak 1 ve belki de 2 dışında tüm
geri kalanının kabul edilmesine götürdüğünü düşünür. Hiç kuşkusuz Mektuplar’dan
vazgeçmeyi kimse istemeyecektir, çünkü bize Platon’un yaşamöyküsünü ilgilendiren
çok değerli bilgiler verirler; ama bu çok doğal isteğin Mektuplar’ı gerçek
diye kabul edişimizi gereksiz yere etkilemesine dikkat etmek gerekir.9
(iii) Geri kalan diyalogların gerçeklikleri kabul edilebilir; böylece eleştirilerin
sonucu dörtlülerin otuzaltı diyaloğundan altısının genel olarak reddedildiği,
öteki altısının gerçek olmadıkları tanıtlanıncaya dek kabul edilebilecekleri
(belki de Alkibiades I ve hiç kuşkusuz Mektup I dışında), yirmidördünün
ise hiç kuşkusuz Platon’un gerçek yapıtları olduğu biçiminde görünmektedir.
Öyleyse elimizde üzerine Platon’un düşüncesine ilişkin kavrayışımızı dayandırabileceğimiz
oldukça önemli bir yazın kütlesi bulunmaktadır.
B. Yapıtların Zamandizini
1. Yapıtların zamandizinini belirlemenin önemi.
Herhangi bir düşünür durumunda düşüncelerinin nasıl geliştiğini, nasıl değiştiğini,
eğer değişmişlerse zamanın akışı içinde hangi değişikliklerin getirildiğini,
hangi yeni düşüncelerin katıldığını görmek açıktır ki önemlidir. Bu bağıntıda
geleneksel örnek Kant’ın yazınsal üretimidir. Eğer Eleştirileri’nin gençlik
yıllarında yazıldığını ve daha sonra ‘‘inakçı’’ bir konuma döndüğünü düşünüyorsak,
Kant’a ilişkin bilgimiz pek yeterli olmayacaktır. Yine, Schelling’in durumunu
da örnek olarak gösterebiliriz. Schelling yaşamı boyunca birçok felsefe üretti,
ve düşüncesinin anlaşılması için Fichte’nin duruş noktasından yola çıktığının
ve teosofik uçuşlarının daha sonraki yıllarına ait olduklarının bilinmesi oldukça
yararlıdır.
2. Yapıtların zamandizinini belirleme yöntemi.10
(i) Platon’un
yapıtlarının zamandizinini belirlemede en yararlı çıkmış olan ölçüt dil
ölçütüdür. Dilden çıkarılan kanıt en güvenilir olanıdır, çünkü içerik ayrımları
yazarın bilinçli seçimine ve amacına yüklenebilirken, dilbilimsel biçimin gelişimi
ise büyük ölçüde bilinçsizdir. Böylece Dittenberg, [dilbilgisel] uygunluk formülü
olarak sık sık ti mhni’nin kullanımını, ve ge
mhn ile alla mhn’in artan kullanımını Platon’un
ilk Sicilya yolculuğuna bağlar. Yasalar hiç kuşkusuz Platon’un geç dönemine
aitken,11 Devlet ise daha erken bir döneme düşer. Böylece
Yasalar’da dramatik dinçlikte belirgin bir düşmenin görülmesinin yanısıra,
ayrıca İsokrates’in Atina düzyazısına getirdiği ve Devlet’te görünmeyen
dilbilimsel biçem noktaları da ayırdedilebilir. Bu böyle olunca, karışmış diyalogların
sırasını daha sonraki yazı biçemine yaklaşma derecelerine göre saptama işimiz
kolaylaşır.
Ama, dilbilimsel
biçemin diyalogların zamandizinini belirlemek için kullanımı en yararlı yöntem
olarak görünmüş olsa da, başka ölçütlerin de yararlı oldukları hiç kuşkusuz
gözardı edilemez; dilbilimsel belirtiler kuşkulu ya da üstelik çelişkili olduğu
zaman, bunlar çoğu kez eldeki sorunu bir çözüme bağlayabilir.
(ii) Diyalogların
düzenini saptamak için açık ölçütlerden biri de eskiçağ yazarlarının doğrudan
tanıklıkları tarafından sağlanır—gerçi bu kaynaklardan umulan yarar ile elde
edilen yarar arasında belli bir oransızlık olsa da. Böylece Aristoteles’in Yasalar’ın
Devlet’ten daha sonra yazılmış olduğu savı değerli bir bilgi kaynağı
iken, Diogenes Laertius’un Fedrus’un Platonik diyalogların birincisi
olduğu yolundaki raporu kabul edilemez. Diogenes’in kendisi bunu doğru bulur,
ama açıktır ki önesürümü konuya (sevgi—diyaloğun ilk bölümünde) ve şiirsel biçeme
dayanır.12 Platon’un sevgiyi irdelemesi olgusu diyaloğun gençlik
döneminde yazılmış olması gerektiği vargısına götüren bir uslamlamayı destekleyemez.
Taylor’un belirttiği gibi, Faust’un ikinci bölümünün şairane ve ‘‘mitolojik’’
uçuşlarından yola çıkarak Goethe’nin ikici bölümü birinciden önce yazmış olduğu
vargısını çıkarsaydık, çok yanlış bir uslamlama yapmış olurduk.13
Benzer bir örnekleme Schelling’in durumunda gösterilebilir: Onun teosofik uçuşları,
önceden belirtildiği gibi, ileri yaşlarında yer aldı.
(iii) Diyaloglardaki
tarihsel kişilere ve edimlere yapılan göndermelere gelince, bunlar çok fazla
değildir, ve her ne olursa olsun bize ancak bir terminus post quem [bir
son ki sonrası] sağlarlar. Örneğin, Fedon’da olduğu gibi, Sokrates’in
ölümüne bir gönderme yapılıyorsa, diyalog açıktır ki Sokrates’in ölümünden sonra
yazılmış olmalıdır, ama bu bize ne denli sonra olduğunu söylemez. Bununla
birlikte, eleştirmenler bu ölçütten belli ölçüde yardım görmüşlerdir. Örneğin,
Menon’un Thebes’li İsmenias’ın yozlaşması olayının henüz halkın belleğinde
diri olduğu bir zamanda yazılmış olabileceğini öne sürmüşlerdir.14
Yine, eğer Gorgias Polisrates’in Sokrates’e karşı bir konuşmasına verilen
yanıtı (393/2) kapsıyorsa, Gorgias olası ki 393 ile 389 arasında, e.d.
birinci Sicilya yolculuğundan önce yazılmış olacaktır. Safça bir yaklaşımla
diyaloglarda Sokrates’e verilen yaşın diyaloğun kendisinin yazılış zamanının
bir göstergesi olduğu düşünülebilir. Ama bu ölçütü genel bir kural olarak uygulamak
açıkça çok ileri gitmek olacaktır. Örneğin bir romancı pekala dedektif kahramanını
ilk romanında yetişkin bir insan ve daha şimdiden deneyimli bir polis memuru
olarak sunabilir, ve daha sonraki romanda kahramanın önceki durumunu ele alabilir.
Dahası, Sokrates’in kişisel yazgısı ile ilgili diyalogların onun ölümü üzerinden
uzun bir zaman geçmeden önce yazıldıkları düşünülebilse de, Sokrates’in son
yılları ile ilgili diyalogların, örneğin Fedon ve Savunma’nın,
tümünün de aynı zamanda yayımlanmış olduklarını sorgusuzca kabullenmek açıkça
bilimsellikten uzak bir tutum olacaktır.
(iv) Bir diyaloğun
bir başkasına yaptığı göndermeler hiç kuşkusuz diyalogların sırasını belirlemede
yardımcı olacaklardır, çünkü bir başkasına göndermede bulunan bir diyalog gönderme
yapmış olduğu diyalogdan sonra yazılmış olmalıdır; ama bir başka diyaloğa yapılan
görünürdeki göndermenin gerçekten bir gönderme olup olmadığına karar vermek
her zaman kolay değildir. Bununla birlikte, açık bir gönderme kapsayan kimi
durumlar vardır, örneğin Devlet’e Timaeus’ta kapsanan gönderme.15
Benzer olarak, Politikus açıktır ki Sofist’in arkasından gelir
ve böylece sonraki bir yapıt olmalıdır.16
(v) Diyaloğun edimsel
içeriğine gelince, bu ölçütü kullanırken en büyük sağgörüyü uygulamak gerekir.
Örnek olarak düşünelim ki, belli bir felsefi öğreti X diyaloğunda kısa bir özet
tümcesinde bulunurken, Y diyaloğunda ise uzunlamasına ele alınmış olsun. Bir
eleştirmen diyebilir ki: ‘‘Çok iyi, X diyaloğunda bir ön taslak verilir, ve
Y diyaloğunda sorun uzunlamasına açıklanır.’’ Ama öğreti daha önce Y diyaloğunda
uzunlamasına ele alınmış olduğu için X diyaloğunda kısa bir özet verilemez mi?
Bir eleştirmen17 sorunların olumsuz ve eleştirel irdelemelerinin
olumlu ve yapıcı açımlamayı öncelediğini ileri sürmüştür. Eğer bu bir ölçüt
olarak alınacak olursa, o zaman Theaetetus, Sofist, Politikus, Parmaenides’in
Fedon ve Devlet’in yazılış tarihlerini öncelemeleri gerekir, ama
araştırma bunun böyle olamayacağını göstermiştir.
Bununla birlikte,
içerik-ölçütün sağgörü ile kullanılması gerektiğini söylemek hiç yararı olmadığını
söylemek değildir. Örneğin, Platon’un idealar öğretisine karşı tutumu Theaetetus,
Parmenides, Sofist, Politikus, Filebus, Timaeus’un birarada kümelendirilmeleri
gerektiğini düşündürürken, öte yandan Parmenides, Sofist ve Politikus’un
Eleatik eytişim ile bağıntısı bu diyalogların birbirleri ile kendine özgü yakın
bir ilişki içinde durduklarını düşündürür.
(vi) Diyalogların
sanatsal yapılarındaki ayrımlar da yazılma sırası açısından birbirleri ile ilişkilerini
belirlemede yardımcı olabilir. Nitekim belli diyaloglarda diyaloğun ortamı,
onda yer alan kişilerin tanımlanışları, büyük bir özenle işlenir: Şakacı ve
neşeli anıştırmalar, diri ara bölümler vb. vardır. Simpozyum diyalogların
bu türüne örnektir. Bununla birlikte, başka diyaloglarda sanatsal yan arkatasara
çekilir, ve yazarın dikkati açıkça bütünüyle felsefi içeriğe yönelir. Bu ikinci
tür diyaloglarda—ki Timaeus ve Yasalar bu kümeye girerler—biçim
az çok gözardı edilmiştir: İçerik herşeydir. Haklı gibi görünebilecek bir vargı
sanatsal biçime daha çok özen gösterilerek yazılan diyalogların ötekilerden
daha önce geldikleridir—sanatsal dirilik Platon’un ileri yaşlarında gevşer ve
dikkati kuramsal felsefe tarafından soğrulur. (Bu demek değildir ki şiirsel
dilin kullanımı daha seyrek olmaktadır; ama bilinçli sanatçılık gücü
yıllar geçtikçe azalma eğilimindedir.)
3. Araştırmacılar
bütün bu tür ölçütlerin kullanımı ile elde edilen sonuçları değerlendirmede
ayrılırlar; ama aşağıdaki zamndizinsel şema bütününde doyurucu olarak görülebilir
(gerçi Platon’un gençliğinde Akademiyi yönetirken yazmadığına inanlar tarafından
pek kabul edilebilecek gibi olmasa da).
1. Sokratik Dönem
Bu dönemde Platon Henüz Sokratik anlıksal belirlenimciliğin etkisi altındadır.
Diyalogların çoğu belirli bir sonuca erişemeden sonlanır. Bu Sokrates’in ‘‘bilmeme’’
özgeliğidir.
i. Savunma. Sokrates’in yargılanmasındaki savunması.
ii. Krito. Sokrates haksız yargılanışına karşın Devletin yasalarına boyun eğerek yaşamını vermeye istekli iyi yurttaş olarak sunulur. Krito ve ötekiler tarafından kaçması önerilir ve para sağlanmıştır; ama Sokrates ilkelerine bağlı kalacağını bildirir.
iii. Euthifron. Sokrates dinsizlik nedeniyle yargılanmasını bekler. Tanrıya saygının doğası üzerine. İnceleme sonuçsuzdur.
iv. Lakes. Yüreklilik üzerine. Sonuç yok.
v. İon. Şairlere ve rapsodistlere karşı.
vi. Protagoras. Erdem bilgidir ve öğretilebilir.
vii. Kharmides. Ilımlılık üzerine. Sonuç yok.
viii. Lisis. Dostluk üzerine. Sonuç yok.
ix. Devlet. Kitap I. Türe üzerine. (Savunma ve Krito açıktır ki erken bir tarihte yazılmış olmalıdırlar. Bu kümedeki öteki diyalogların da Platon’un 388/7 de döndüğü birinci Sicilya yolculuğundan önce yazılmış olmaları olasıdır.)
2. Geçiş Dönemi
Platon kendi görüşlerine doğru yolunu bulmaktadır.
x. Gorgias. Kılgısal politikacı, ya da felsefeciye karşı güçlülerin hakları, ya da ne pahasına olursa olsun türe.üA
xi. Meno. Erdemin öğretilebilirliği ideal kuram göz önüne alınarak düzeltilir.üA xii. Euthidemus. Geç Sofistlerin mantıksal aldatılarına karşı.xiii. Hippias I. Güzel üzerine
xiv. Hippias II. İsteyerek mi yoksa istemeyerek mi haksızlık yapmak daha iyidir?
xv. Kratylus. Dil kuramı üzerine.
xvi. Menexenus. Diluzluğu üzerine bir parodi. (Bu dönemin diyaloglarının birinci Sicilya yolculuğundan önce yazılmış olmaları olasıdır, ama Praechter Menexenus’un yolculuktan sonra yazıldığını düşünür.)
3. Olgunluk Dönemi
Platon kendi düşüncelerini geliştirmiştir.
xvii. Simpozyum. Tüm dünyasal güzellik gerçek Güzelliğin bir gölgesinden başka birşey değildir, ve ruh Eros yoluyla gerçek Güzelliğe özlem duyar.
xviii. Fedon. İdealar ve Ölümsüzlük.
xix. Devlet. Devlet. İkicilik, e.d. metafiziksel ikicilik üzerine güçlü bir vurgu.
xx. Fedrus. Sevginin doğası; felsefi diluzluğunun olanağı.
Ruhun üçe bölünmesi, Devlet’te olduğu gibi.
(Bu diyalogların birinci ve ikinci Sicilya yolculukları arasında yazılmış olmaları olasıdır.)
4. İleri Yaş Yapıtları
xxi. Theaetetus. (Son bölüm Parmenides’ten sonra yazılmış olabilir.) Bilgi duygusal-algı ya da doğru yargı değildir.
xxii. Parmenides. İdealar kuramının eleştiriye karşı savunusu.
xxiii. Sofist. Yine İdealar kuramı irdelenir.
xxiv. Politikus. Gerçek yönetici bilendir. Tüzel Devlet bir geçici önlemdir.
xxv. Filebus. Haz ile iyinin ilişkisi.
xxvi. Timaeus. Doğal bilim. Demiurge ortaya çıkar.
xxvii. Kritias. İdeal tarım devleti emperyalist deniz-erki ‘‘Atlantis’’ ile karşılaştırılır.
xxviii. Yasalar ve Epinomis. Platon olgusal yaşama ödünler verir: Devlet’in Ütopyacılığında değişiklikler yapar. (Bu diyaloglardan kimileri ikinci ve üçüncü Sicilya yolculukları arasında yazılmış olabilir, ama Timaeus, Kritias, Yasalar ve Epinomis’in üçüncü yolculuktan sonra yazılmış olmaları olasıdır.)
xxix. 7. ve 8. Mektuplar Dion’un 353 te ölümünden sonra yazılmış olmalıdırlar.
Not
Platon hiçbir zaman tamamlanmış, güzelce toparlanmış ve bitirilmiş felsefi bir
dizge yayımlamadı: Düşüncesi gelişmesini sürdürdü ve her zaman yeni sorunlar,
irdelenecek başka güçlükler, öğretisinin vurgulanacak ya da işlenecek yeni yanları,
yapılacak belli değişiklikler kafasını doldurdu.18 Dolayısıyla Platon’un
düşüncesini oluşum süreci boyunca ele almak ve bunu değişik diyalogları saptanabildiği
ölçüde zamandizinsel sıraları içinde irdeleyerek yapmak yerinde olacaktır. Bu
yöntem Platon, the Man and his Work adlı başarılı çalışmasında Profesör
A. E. Taylor Tarafından izlenmiştir. Bununla birlikte, elinizdeki gibi bir kitapta
böyle bir yolu uygulamak oldukça güçtür. Bu nedenle Platon’un düşüncesini değişik
alanlara ayırmayı zorunlu gördüm. Gene de, Platon’un yaşamının değişik dönemlerinden
kaynaklanan görüşleri biraraya yığma tehlikesinden olabildiğince kaçınabilmek
için Platonik öğretilerin aşamalı doğuşunu gözden kaçırmamaya çalışacağım. Her
şey bir yana, eğer Platon’u ele alışım okuru dikkatini Platon’un kendi diyaloglarına
çevirmeye götürüyorsa, yazar kendini çekmiş olduğu herhangi bir sıkıntı için
yeterinden öte ödüllendirilmiş sayacaktır.
Notlar
Bölüm Bir
1Diogenes Laertius, Lives of the Philosophers, 3, 4.
2Diog. Laert, 3, 5.
3Metafizik, A 6 987 a 32-5.
4Diog. Laert, 3, 6.
5En azından, Potidaea’ya göndermenin (Kharmides, 153) imlediği
budur.
6Mektup 7, 324, b 8-326 b 4
7Savunma, 34 a 1, 38 b 6-9
8Fedon, 59 b 10.
9Mek, 7, 324 a 5-6
10Diog. Laert., 3 19-20.
11Mek., 7, 341 c 4-d 2; Mek., 2,314 c 1-4.
12Uno et octogesimo anno scribens est mortuus. Cicero.,
De Senect., 5, 13.
Bölüm İki
1Plato, s. 10
2Überwerg-Praechter, s. 195. Dr. Praecher’in paha biçilmez çalışması
hiç kuşkusuz Überweg’ın zamanının aşırı eleştirel tutumunu temsil etmez.
3Plato, s. 13.
4Überweg-Praechter, s. 199.
5Plato, s. 13.
6Arist., Diluzluğu, 1415 b 30.
7Konular, A 5, 102 a 6; E 5, 135 a 13; Z 6, 146 a 22.
8Aristotle, örneğin s. 132. Krş. Diog. Laert. 3, 37. Taylor
(Plato, s. 497) Diogenes’in yalnızca Filippus’un Epinomis’i
balmumu tabletlerden eşlemlediğini demek istediğini düşünür.
9Ritter 3 ve 8 Mektupları ve 7.’nin temel öyküsünü kabul
eder.
10Krş. Überweg-Praechter, s. 199-218.
11Arist., Politika, B 6, 1264 b 27.
12Diog, Laert., 3, 38.
13Plato, s.18.
14Menon, 90 a
1517. vs.
16Polit., 284 b 7 vs., 286 b 10.
17K. Fr. Hermann.
18Bkz. Dr. Praechter’in sözleri: Platon ist ein Werdender gewessen
sein Leben lang [Platon yaşamı boyunca bir gezgin olmuştur]. Überweg-Praechter,
s. 260.