Bu Çözümlemeler Hegel’in metnini izliyor.

 
 

Çözümlemeler
Önsöz

1) Zamanımızda Felsefe Utanç Verici Bir Yozlaşma/Bozulma İçine Düşmüştür Ve Bundan Ancak Felsefi Bilginin Yöntemli Tanıtlama Üzerine Dayandırılması Yoluyla Çıkabilir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 10.
Zamanımızda felsefeyi içine düştüğü utanç verici yozlaşmadan ancak [kurgul bilgilenme biçimi ile başka bilme yolları arasındaki] böyle bir ayrılığın zorunluğu üzerine kavrayış çekip çıkarabilir.
Die Einsicht in die Notwendigkeit einer solchen Verschiedenheit kann es allein sein, was die Philosophie aus dem schmählichen Verfall, in welchen sie in unseren Zeiten versunken ist, herauszureißen vermögen wird.

Söz konusu bozulma Kuşkuculuktur. Sıradan bilinç başka herşey üzerine olduğu gibi Devlet üzerine de keyfi, gevşek ve bütünüyle öznel yollarda düşünür. Kuşkuculuk aynı gevşekliği felsefenin kendi alanına taşır. Kuşkucu bakış açısı tanıtlamaya kapalı olduğu için gerçeklik diretemez: Kuşkulu olmak belkili olmak, yalnızca öznel bir görüş ileri sürmek, olasılık düzleminde kalmak demektir. Kuşku bilgi değildir. Bu onu estetik, etik ve bilişsel göreciliğe açık bırakır, ve eğer kendi göreciliğini yadsıyorsa bunun nedeni kendi vargılarını çıkarmada gösterdiği ürkekliktir. Daha sonra moral nihilizm ve bilimsel pozitivizm modern görgücülüğün mantıksal vargılarını çıkarsadılar ve onlara sarıldılar. Moral görecilik gerçek üzerinde olduğu gibi yanlış üzerinde de diretmekten bağışıktır ve bu onun totalitarizme karşı bir üstünlüğü olarak görünür. Ama gerçekte moral göreciliğin totalitarizmi yadsıyacak moral ölçütleri yoktur. Birey ancak kendini göreci, kuşkucu ruh durumunun dışına çıkararak belli değerleri savunabilir. Ve gene de bu değerlerin temelinde onları gerçekten değer yapabilecek ussal doğrulama hiçbir zaman bulunmaz. Bu durum modern toplumun sürekli değişimine, kesintisiz değişkenliğine ve akışkanlığına uygun düşer. Bir oluş sürecinin kararlı bir etiği ve estetiği olmadığı gibi felsefesi de yoktur. Modern dönemde felsefe kaçınılmaz olarak bir yozlaşma ve bozulma tablosu sergileyecektir.


2) Ama Sıradan Anlağın Beceriksiz Yöntemi Yadsınmış Olsa Da, Onun Yerine Yürekten, Düşlemden, Sezgiden Vb. Keyfi Yollarda Konuşabilme ‘Yöntemi’ Getirilmiştir.
3) Sonuçta Yine Bilinçsizce Sıradan Analitik Düşüncenin Verimsiz Uslamlamasına Geri Dönülmüştür.

 

 
 


4) Kurgul Bilmenin Doğası Mantık Biliminde Açımlandı, Ve Buna Göre —
5) Bu Çalışmada Yöntem Sorunlarına Yalnızca Geçerken Değinilecektir.
6) Yöntemin Önemsiz Olduğu, Yalnızca Olguların Önemli Oldukları Görüşü Geçersizdir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 10.
Kurgul bilmenin doğasını Mantık Bilimi başlıklı çalışmamda ayrıntılı olarak geliştirdim; bu nedenle bu anahatlarda yalnızca şurada ya da burada ilerleyiş ve yöntem üzerine küçük açıklamalar eklemekle yetindim.
Die Natur des spekulativen Wissens habe ich in meiner Wissenschaft der Logik ausführlich entwickelt; in diesem Grundriß ist darum nur hier und da eine Erläuterung über Fortgang und Methode hinzugefügt worden.
Olgular onlara yüklenen kavramlar yoluyla olgulardır, ve bireysel özne her algı, deneyim vb. ediminde olgulara kavramlar yükler. Böylece doğal bilinç her algı vb. durumunda ayrımsamadan kendi için bir idealite yaratır ki, kendinde realite ile hiçbir ilgisi olmayabilir ve çoğunlukla durum budur. Bu doğal bilincin bilinçsiz solipsizmidir: Tüm realitesi, nasıl olduğunu bilmeksizin, onun bilincinden başka bir yerde varolmaz. Kurgul Yöntem bilincin bu öznelliği ile nesnel realite arasındaki bağıntıyı ele alırken, buna getirdiği çözüm bilincin idealitesine, ondaki kavramsal yapıya dizgesel-tanıtlı bir bütünlük vermek ve ancak bu bilginin nesnel olarak reel olabileceğini göstermektir. (Bkz. epestemeloji-ontolaji.)

 
 
 


7) Tüze Felsefesinin İçeriği Ussaldır (Tin Ussaldır); Buna Göre Ussal Biçimi De Kazanmalıdır (Bilgi Yöntemli Tanıtlamanın Sonucu Olmalıdır).
8) Özgür Düşünce Verili Olanda Durup Kalamaz.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 12.
Özgür düşünme verili olanda durup kalamaz — bu ister Devletin dış pozitif yetkesi ya da insanların uylaşımları tarafından, isterse iç duygunun ve yüreğin yetkesi ve tinin onunla dolaysızca bağdaşan tanıklığı tarafından destekleniyor olsun. Tersine, özgür düşünce kendi kaynaklarından ilerler ve böylelikle kendini en iç varlığında gerçeklik ile birleşmiş bilme istemini ileri sürer.
Das freie Denken nicht bei dem Gegebenen, es sei durch die äußere positive Autorität des Staats oder der Übereinstimmung der Menschen, oder durch die Autorität des inneren Gefühls und Herzens und das unmittelbar beistimmende Zeugnis des Geistes unterstützt, stehenbleibt; sondern von sich ausgeht und eben damit fordert, sich im Innersten mit der Wahrheit geeint zu wissen.
Düşünme özgürdür, ve verili olanda kalmaz. Tüm tarihsel-ekinsel durumların geçici olmları Tinin bu biçimlerinin sonlu olmalarına, kendi ötelerine göstermelerine bağlıdır. Düşünce ancak varolana sıkı sıkıya sarıldığı düzeye dek düşünmez, eş deyişle olumsuzlamaz, ve varolan kültürel-tinsel durum değişmeksizin sürer. Bu törel olarak Gelenek kültürü dediğimiz şeydir, ve sorgulanmayan bir alışkanlık yapısıdır. Bu kültürün kendini koruması düşünme özgürlüğünü bastırmasına bağlıdır, dışsal olarak değil ama kendi içinden. Ve bu törel düşünce tembelliği o kültürün bütün bireylerini — ve sanatçılarını, bilimcilerini, felsefecilerini — kucaklar.
 
 
 


9) Düşünce Bilginin Güvencesi Olsa Da, Düşüncede Öznellik Yalnızca Kişisel Görüşlere Götürür.


HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 12.
Eğer yalnızca görüş düşüncenin yerine alınırsa ve düşünce kendini ancak evrensel olarak tanınan ve geçerli olandan uzaklaştığı ve kendi için tikel birşeyi uydurmanın bilincinde olduğu ölçüde özgür sayarsa, bu Hak ne denli yüksek, ne denli tanrısal olsa da haksız birşeye dönecektir.

Dieses Recht, so hoch, so göttlich es ist, wird aber in Unrecht verkehrt, wenn nur dies für Denken gilt und das Denken nur dann sich frei weiß, insofern es vom Allgemein-Anerkannten und Gültigen abweiche und sich etwas Besonderes zu erfinden gewußt habe.
Yalnızca düşünmek yeterli değildir. Düzgün düşünmek gerekir, ve bunun ölçütü KURGUL YÖNTEMdir. Görgül insan-bilimlerindeki türlülük bir varsıllık değil ama bir iç tutarsızlıktır ve alanın bu iç çelişkilerinin yaygınlığı olgusunun kendisi burada bilgi üretilmediğini, yalnızca görüşler ile ilgilenildiğini tanıtlar.

 
 
 


10) Varolandan, Evrensel Olarak Tanınandan Uzaklaşma Doğru Düşüncenin Güvencesi Değildir.


HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 13.
Zamanımızda sanki düşünce özgürlüğü ve genel olarak Tinin özgürlüğü kendini ancak kamusal olarak tanınandan saparak, giderek ona karşı düşmanca bir tutuma girerek tanıtlayabilirmiş görüşü en katı biçiminde Devlet ile ilişki içinde kökleşmiştir, ve başlıca bu nedenledir ki Devlet üzerine bir felsefe özsel olarak bir kuram, üstelik yeni ve özel bir kuram daha bulma ve sunma görevini taşıyor görünür.
Am festesten konnte in unserer Zeit die Vorstellung, als ob die Freiheit des Denkens und des Geistes überhaupt sich nur durch die Abweichung, ja Feindschaft gegen das öffentlich Anerkannte beweise, in Beziehung auf den Staat eingewurzelt [sein] und hiernach absonderlich eine Philosophie über den Staat wesentlich die Aufgabe zu haben scheinen, auch eine Theorie und eben eine neue und besondere zu erfinden und zu geben.

Hegel'in düşünce kirlenmesi üzerine bu belirlemesi bir 'Us Çağı' olarak görülen Modern Dönemin bütününe özgüdür ve bugün de ELEŞTİRİ genel olarak bir kültür-tutumudur. Modern Dönemde de olsa, bu düşünce bir Us değil ama Anlak etkinliğidir, ve kurgul değil ama sıradan uslamlamalarla iş görür. Bir moda tarzında, politik olarak varolana düşman olmak kendini aklamanın ve yükseltmenin bir sergilenişi olarak görünür. Gene de Devletin kötülüğü ona zemin olan bütün bir kültürün yetersizliğinin özetidir. Usun Türe, Özgürlük, Hak idealleri karşısında, Oluş sürecinde olan politik bütün yetersiz görünmelidir.

 
 
 


11) Doğa Gibi Tin De Kendinde Ussaldır.
12) Tinsel Evren De Kendi Kavramları Tarafından Belirlenir Ve Biçimlendirilir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 13.
Doğa söz konusu olduğunda, insan felsefenin onu olduğu gibi tanıması gerektiğini, bilgelik taşının bir yerlerde ama gene de Doğanın kendi içinde gizli yattığını, onun kendi içinde ussal olduğunu, bilmenin Doğayı onun bu şimdideki, edimsel Usunda — yüzeyde kendini gösteren şekillenmelerde ve olumsallıklarda değil, ama onun içkin yasaları ve özü olarak ilksiz-sonsuz uyumunda — araştırması ve kavramsal olarak saptaması gerektiğini kabul eder. Buna karşı törel dünyanın, Devletin — kendini özbilinç öğesinde edimselleştirdiği biçimiyle Usun — gerçekte kendine bu öğede kuvvet ve güç kazandıranın, kendini onda ileri sürenin ve onda yaşayanın Us olması olgusundan doğan talihten yararlanmaması gerekir.
Von der Natur gibt man zu, daß die Philosophie sie zu erkennen habe, wie sie ist, daß der Stein der Weisen irgendwo, aber in der Natur selbst verborgen liege, daß sie in sich vernünflig sei und das Wissen diese in ihr gegenwärtige, wirkliche Vernunft, nicht die auf der Oberfläche sich zeigenden Gestaltungen und Zufälligkeiten, sondern ihre ewige Harmonie, aber als ihr immanentes Gesetz und Wesen zu erforschen und begreifend zu fassen habe. Die sittliche Welt dagegen, der Staat, sie, die Vernunft, wie sie sich im Elemente des Selbstbewußtseins verwirklicht, soll nicht des Glücks genießen, daß es die Vernunft ist, welche in der Tat in diesem Elemente sich zur Kraft und Gewalt gebracht habe, darin behaupte und inwohne
Doğa görüngüde değil, ama kendinde, özünde ussaldır, ve Doğanın bilgisi bu özsellik ile özdeş insan Usu tarafından bilinebilir. Tin alanı da benzer olarak kendinde ussaldır, nesnel Tin özsel olarak Usun kendisi tarafından belirlenebilir ve bilinmesi iyileştirilmesi demektir: Kuram ve Kılgı birdir. (Bkz. aşağıda 'Gül ve Haç' benzetmesi.)

 
 
 


13) Bilinemezcilik Öznel Görüşlerin Gerçeklik Savıyla İleri Sürülmesine İzin Verir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 16.
Bundan başka, kendini böyle adlandıran felsefe gerçeğin kendisinin bilinemeyeceğini, tersine herkesin törel konular üzerine, özellikle Devlet, Hükümet ve Anayasa üzerine kendi yüreğinden, kafasından ve esin gücünden doğmasına izin verdiği şeyin gerçek olduğunu kesinlikle bildirmiştir. Bu konuda özellikle gençlere yaltaklanmak için söylenmedik ne kalmıştır? Gençler bunlara hiç kuşkusuz istekle kulak vermişlerdir. ‘Kendinden olanlara uykuda verir’ bilime uygulanmış, ve böylece uykuda olan herkes kendini Onunkiler arasında saymıştır; ama böyle uykuda kazanılan kavramlar da hiç kuşkusuz uykunun mallarıdır.
Ohnehin hat die sich so nennende Philosophie es ausdrücklich ausgesprochen, daß das Wahre selbst nicht erkannt werden könne, sondern daß dies das Wahre sei, was jeder über die sittlichen Gegenstände, vornehmlich über Staat, Regierung und Verfassung, sich aus seinem Herzen, Gemüt und Begeisterung aufsteigen lasse. Was ist darüber nicht alles der Jugend insbesondere zum Munde geredet worden? Die Jugend hat es sich denn auch wohl gesagt sein lassen. Den Seinen gibt Er’s schlafend, ist auf die Wissenschaft angewendet worden, und damit hat jeder Schlafende sich zu den Seinen gezählt; was er so im Schlafe der Begriffe bekommen, war denn freilich auch Ware danach.
Bilinemezcilik yalnızca Usu bir yana atar, insanı aptallaştırır, ve Ustan boşalan yeri yüreğin, duygunun, dürtülerin, genel olarak düşüncesizliğin ve usdışının giderek çılgınlığa dek varan öznellikleri ile doldurur. Erdem a priori bilgelik kapsadığı düzeye dek, Kuşkuculuk törel olarak da dört dörtlük bir erdemsizlikten öteye geçemez.

 
 
 


14) Kötü Felsefeler De Devlet Kuramları Üretirler (Örneğin Fries).

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 16. Friess'ten alıntı:
Kendine felsefecilik diyen bu sığlığın başkomutanlarından biri, Herr Fries, şimdi kötü ün kazanmış kamuya açık bir tören vesilesiyle Devlet ve Anayasa konusu üzerine konuşmasında şu görüşleri sunmaktan çekinmedi:
“Gerçek bir ortaklık tininin egemen olduğu bir halkta tüm kamu sorunlarının çözümü için yaşam aşağıdan halktan gelecektir, halkın eğitimine ve halka hizmete yönelik tek tek tüm işlere kutsal dostluk zinciri yoluyla ayrılmamacasına birleşmiş diri topluluklar kendilerini adayacaklardır.”

Bilimi düşüncenin ve kavramın açınımı yerine dolaysız algı ve başına buyruk imgelem üzerine dayandıran sığlığın asıl anlamı budur.

Ein Heerführer dieser Seichtigkeit, die sich Philosophieren nennt, Herr Fries,* hat sich nicht entblödet, bei einer feierlichen, berüchtigt gewordenen öffentlichen Gelegenheit in einer Rede über den Gegenstand von Staat und Staatsverfassung die Vorstellung zu geben:
“in dem Volke, in welchem echter Gemeingeist herrsche, würde jedem Geschäft der öffentlichen Angelegenheiten das Leben von unten aus dem Volke kommen, würden jedem einzelnen Werke der Volksbildung und des volkstümlichen Dienstes sich lebendige Gesellschaften weihen, durch die heilige Kette der Freundschaft unverbrüchlich vereinigt.”

Dies ist der Hauptsinn der Seichtigkeit, die Wissenschaft, statt auf die Entwicklung des Gedankens und Begriffs, vielmehr auf die unmittelbare Wahrnehmung und die zufällige Einbildung zu stellen.

Hegel bir liberal olarak bilinen Fries’ın Devlet kuramını “yürek, dostluk ve esin püresi" olarak görür. Bir anti-Semitik olan Fries daha sonra Yahudilerin yurttaşlık haklarının kaldırılması uğruna savaşım verdi. Devletin kökenini ussal düşüncede değil ama yüreğin, duygunun vb. esininde gören bakış açısı sonunda Devletin dinsel duyguya dayandırılmasını da aklayabilir.

 
 
 


15) Nesnel Tin Alanı Bir Düşünce Belirlenimleri Alanıdır.
16) Evrensel Yasa Tikel Duyunç İçin Düşman Olarak Görülür.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 18.
Hak ve törellik, ve hakkın ve törel olanın edimsel dünyası düşünceler yoluyla anlaşılırlar, düşünceler yoluyla kendilerine ussallık biçimi, eş deyişle evrensellik ve belirlilik verirler; bu, e.d. yasa, keyfiliği kendine saklı tutan o duygunun, hakkı öznel kanıya yerleştiren duyuncun bütünüyle uygun olarak kendine düşman göreceği şeydir.
Daß Recht und Sittlichkeit, und die wirkliche Welt des Rechts und des Sittlichen, sich durch den Gedanken erfaßt, durch Gedanken sich die Form der Vernünftigkeit, nämlich Allgemeinheit und Bestimmtheit gibt, dies, das Gesetz, ist es, was jenes sich das Belieben vorbehaltende Gefühl, jenes das Rechte in die subjektive Überzeugung stellende Gewissen mit Grund als das sich feindseligste ansieht.

Duygusallık kaçınılmaz olarak Düşünce düşmanlığına götürür, çünkü bir ruh durumuna ancak Düşünce ile çeliştiği zaman duygusal deriz. Duygu kendini giderek Duyunç olarak da aklayabilir ve o zaman kendini genel olarak ussal yargının üzerinde sayar. Düşünce Duygu ile çeliştiği zaman Duygunun ezildiğini, hakkının verilmediğini düşünmek gereksizdir, çünkü Duygu doğası gereği Düşüncesizdir ve Düşünce ile çatıştığı durumlarda Düşünce İstenç olarak duygusal eğilimlerin karşısına çıkar. Bu ahlaksallıktır ve Duyunç Duygu olarak bir kez daha Düşünce ile barışır.


 
 
 


17) Yasa Belirli Hak Biçimidir
18) Yasa Ancak Onu Onaylamayan İstenç Tarafından Zorunluk Olarak Duyumsanır.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 18.
Hakkın bir ödev olarak ve bir yasa olarak biçimi onun tarafından ölü, soğuk bir harf olarak ve bir zincir olarak duyumsanır; çünkü onda kendi kendisini tanımaz ve bu yüzden kendini onda özgür olarak bilmez, çünkü yasa olgunun usudur ve us duyguya kendini kendi tikelliğinde ısıtma iznini vermez. Yasa bu nedenle bu kitabın gidişinde başka bir yerde belirtildiği gibi [§ 258, Not], özellikle “halk” denilen şeyin yalancı kardeşlerini ve dostlarını ayırdeden paroladır.
Die Form des Rechten als einer Pflicht und als eines Gesetzes wird von ihm als ein toter, kalter Buchstabe und als eine Fessel empfunden; denn es erkennt in ihm nicht sich selbst, sich in ihm somit nicht frei, weil das Gesetz die Vernunft der Sache ist und diese dem Gefühle nicht verstattet, sich an der eigenen Partikularität zu wärmen. Das Gesetz ist darum, wie im Laufe dieses Lehrbuchs irgendwo angemerkt worden, vornehmlich das Schiboleth, an dem die falschen Brüder und Freunde des sogenannten Volkes sich abscheiden.

Özsel olan Yasanın ussal olmasıdır. Monarşilerde yasa tekerkin, monarşın istencidir, ve ussal olabilir ya da olmayabilir. Halkın henüz Yasama İstencine yetenekli olmadığı geleneksel kültürlerde Devlet halk için yalnızca boyun eğilmesi gereken yabancı bir güçtür. Halk kendi İstencinin, Özgürlüğünün bilincine varıncaya dek Yasaya onu sorgulamaksızın boyun eğer (ve zaman zaman başkaldırır). Ancak özgür bir halk Yasanın kendi İstenci olması gerektiğinin de bilincini taşır. Yasanın halk tarafından yapılması halkın Özgür, Ussal, Erdemli olması ile koşulludur.

 
 
 


19) Modern Toplumda Felsefe Kamu İle İlişki İçindedir Ve Devletin Hizmetindedir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 19..
bizim durumumuzda felsefe örneğin Yunanlılar durumunda olduğu gibi özel bir sanat olarak varolmaz, ama açık, kamu ile ilişki içinde, başlıca ya da yalnızca Devlet hizmetinde bir varoluşu vardır. Hükümetler kendilerini bu alana adayan eğitimli insanlarına duydukları güveni felsefenin gelişimini ve içeriğini bütünüyle onlara bırakarak tanıtladıkları zaman — gerçi şurada ya da burada belki de bu tutum bilimin kendisine karşı bir güven olmaktan çok ilgisizlik olmuş ve bilimin kürsüleri yalnızca bir gelenek olarak sürdürülmüştür (bildiğim kadarıyla örneğin Fransa’da en azından metafizik kürsüsü yitip gitmeye bırakılmıştır) —, sık sık o güvenin karşılığı kötü ödenmiştir, ya da, başka bir durumda, ilgisizliği görmeyi istediğimiz yerde, sonucun, temel bilgideki bozulmanın bu ilgisizliğin bir cezası olarak görülmesi gerekecektir.
bei uns die Philosophie nicht, wie etwa bei den Griechen, als eine private Kunst exerziert wird, sondern sie eine öffentliche, das Publikum berührende Existenz, vornehmlich oder allein im Staatsdienste, hat. Wenn die Regierungen ihren diesem Fache gewidmeten Gelehrten das Zutrauen bewiesen haben, sich für die Ausbildung und den Gehalt der Philosophie auf sie gänzlich zu verlassen — wäre es hier und da, wenn man will, nicht so sehr Zutrauen als Gleichgültigkeit gegen die Wissenschaft selbst gewesen und das Lehramt derselben nur traditionell beibehalten worden (wie man denn, soviel mir bekannt ist, in Frankreich die Lehrstühle der Metaphysik wenigstens hat eingehen lassen) —, so ist ihnen vielfältig jenes Zutrauen schlecht vergolten worden, oder wo man, im andern Fall, Gleichgültigkeit sehen wollte, so wäre der Erfolg, das Verkommen gründlicher Erkenntnis, als ein Büßen dieser Gleichgültigkeit anzusehen.

Modern Kültürde Felsefenin özel, kişisel bir uğraşı olmanın ötesinde bir önemi vardır ve Kamu ile, Devlet ile ilişkili içinde olmalıdır. Felsefesiz Devlet sözcüğün gerçek anlamında bilgisizdir, Özencin, Raslantının, giderek Talihin elindedir. Bilgisiz Devlet mutsuz Devlettir. Platon Devletin Felsefe tarafından, özbilinçli Us tarafından yönetilmesi gerektiğini kabul etti. Ama kurguladığı Devlet modeli kendi zamanının kategorileri ile sınırlıydı ve herşeyden önce tüm insanların Özgür olduklarının bilincinden yoksundu.

 
 
 


20) Pozitif Bilimler Ve Din Alanlarında Felsefeye Karşı Bilgisiz Bir Düşmanlık Eğilimi İçin Zemin Vardır.
21) Bu Alanlarda, Kavramsız Bilinç Tanrının, Doğanın Ve Tinin Kavramsal Bilgisini Aptalca Ve Günahkar Bir Kendini Bilmezlik Olarak Görür.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 20.
Çünkü pozitif bilimler alanında verilen çok sayıda üründe ve ayrıca dinsel olarak yükseltici çalışmalarda ve daha başka sayısız yazın yapıtında felsefeye karşı daha önce sözü edilen o küçümsemenin sergilendiğini görürüz, öyle bir yolda ki, tümü de düşünsel gelişimlerinde bütünüyle geri olmalarına ve felsefenin onlar için bütünüyle yabancı birşey olmasına karşın, gene de ona işi bitmiş birşey olarak bakarlar. Ama bununla da kalmazlar, felsefeden kesinlikle yakınırlar ve onun içeriğini, Tanrının ve fiziksel ve tinsel Doğanın kavramsal bilgisini, Gerçekliğin bilgisini aptalca, giderek günahkâr bir kendini bilmezlik olarak bulduklarını bildirirler, tıpkı Usu, ve yine Usu, ve sonu gelmez yinelemeler içinde Usu suçlamaları, değersizleştirmeleri, mahkum etmeleri gibi.
Denn liest man in so vielen Produktionen aus dem Fache der positiven Wissenschaften, ingleichen der religiösen Erbaulichkeit und anderer unbestimmter Literatur, wie darin nicht nur die vorhin erwähnte Verachtung gegen die Philosophie bezeigt ist, daß solche, die zugleich beweisen, daß sie in der Gedankenbildung völlig zurück sind und Philosophie ihnen etwas ganz Fremdes ist, doch sie als etwas bei sich Abgetanes behandeln, — sondern wie daselbst ausdrücklich gegen die Philosophie losgezogen und ihr Inhalt, die begreifende Erkenntnis Gottes und der physischen und geistigen Natur, die Erkenntnis der Wahrheit als für eine törichte, ja sündhafte Anmaßung erklärt, wie die Vernunft, und wieder die Vernunft, und in unendlicher Wiederholung die Vernunft angeklagt, herabgesetzt und verdammt.

Pozitivizmin ve boşinancın felsefe düşmanlığı felsefe konusundaki bilgisizliğe bağlıdır. Misoloji — Us-Nefreti — temelini ancak yine Usun kendisinde bulabilir. Misolojinin temelinde insanın sonsuz küçümsenmesi yatıyor olmalıdır. İnsanın küçümsenmesi onun en özsel Varlığı, Belirlenimi, Doğası olarak Usun küçümsenmesidir. Modern Nihilizmin de başlıca zemini misolojidir. Nihilizm Usu kötü realitenin bir yansıması olarak görmede görgücüdür, ve bu realiteyi yadsımada haklı olmasına karşın, realiteyi yadsımasını sağlayan yetinin Usun kendisi olduğunun bilinçsizidir.

 
 
 


22) Usun Edimselliği Kavrayışı Olarak Felsefe Tarihsel Olarak Koşulludur.
23) ‘‘Platonik Devlet bile özsel olarak Yunan törelliğinin doğasının bir ayrımsanışından başka birşey değildi.’’
24) Platon Yalnızca Yunan Törelliğinin Zamanının Dolduğuna Tanıklık Etti.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 1.
Tam olarak felsefenin bu edimselliğe geçirilişidir ki yanlış anlamalarla karşılaşır, ve bu nedenle daha önce belirttiğim şeyi, eş deyişle ussal olanın araştırılması olan felsefenin tam bu nedenle şimdide bulunanın ve edimsel olanın anlaşılması olduğunu, ve nerede olması gerektiğini Tanrının bildiği, ya da gerçekte nerede olduğunu, yani tek-yanlı boş bir uslamlamacılığın yanılgısında olduğunu elbette söyleyebileceğimiz bir öte-yanın kurulması olmadığını yineleyeceğim. ... [G]iderek boş bir ideal özdeyişinde geçerli olan Platonik Devlet bile özsel olarak Yunan törelliğinin doğasının bir ayrımsanışından başka birşey değildi.
Es ist eben diese Stellung der Philosophie zur Wirklichkeit, welche die Mißverständnisse betreffen, und ich kehre hiermit zu dem zurück, was ich vorhin bemerkt habe, daß die Philosophie, weil sie das Ergründen des Vernünftigen ist, eben damit das Erfassen des Gegenwärtigen und Wirklichen, nicht das Aufstellen eines Jenseitigen ist, das Gott weiß wo sein sollte — oder von dem man in der Tat wohl zu sagen weiß, wo es ist, nämlich in dem Irrtum eines einseitigen, leeren Räsonierens. ... [D]aß selbst die Platonische Republik, welche als das Sprichwort eines leeren Ideals gilt, wesentlich nichts aufgefaßt hat als die Natur der griechischen Sittlichkeit.

Usun Edimselliği kavrayışının (= Felsefenin) tarihsel olarak koşullu olması ölçüsünde felsefi kavrayışın bir İstenç olarak Edimselliği şekillendirmesi istemi de koşulludur. Felsefe Realiteyi anlamada sıradan bilincin üstüne, kavramsal düzleme yükselir, kendinde realiteyi kavrar. Bu düzeye dek, Felsefesiz Devlet kendinin bilincinden, tarihteki yerinin bir bilgisinden yoksundur ve hiçbir biçimde kendi yazgısına egemen değildir.

Felsefe gelişmekte ve böylece değişmekte olduğu düzeye dek tarihsel olarak göreli bir bakış açısıdır ve bu düzeye dek realiteyi kavramsal çözümlemesi de o realitenin kendisi gibi tarihsel ve geçicidir. Ya da, felsefi kavrayış Dünya-Tininin tarihsel gelişiminin o sıradaki düzeyi ile sınırlıdır. Bu düzeye dek tarihsel gelişimi etkilemesi ya da belirlemesi ideal değil ama reeldir, saltık değil ama görelidir, örneğin Felsefenin politik süreci belirlediği ve politik realiteyi şekillendirmede birincil etmen olduğu Fransız, Amerikan, ve Türk Devrimleri durumunda olduğu gibi.

.

Türk Devrimi de Avrupa devrimleri ile aynı Düşünce tarafından belirlendi, ve eşit ölçüde kararlı bir İstenç tarafından yaşama geçirildi. İlke gücünü tarihsel olarak yitmekte olan ve varoluşa ilgisi sönmüş engin bir gelenek Tininin ortasında sergiledi ve tanıtladı, çünkü Osmanlı yenileşirken Anadolu beyleri geleneğin içinde yalnızca eskidiler — bilgiden, inançtan ve güzellikten giderek daha çok uzaklaştılar. İdeanın başlangıçta bir kaç insanın bilincine sınırlı olması evrenselleşmesi ve edimselleşmesi için bir engel değildir, yeter ki İdea ussal olsun. Ussal olması onun kendi zamanına, ve zamanın ona hazır olmasından başka birşeyi anlatmaz. Batıda birçok toplum durumunda olduğu gibi, Cumhuriyetimize de temel olan Yurttaş Özgürlüğü ilkesi modern dönüşümün ilk devindiricisi, ölü bir kültürü yeniden dirilten yaşam öpücüğüdür. Bugün sahip olduğu topraklarda yaşamış olan uygarlıklara bile yabancı kalmış, Truva, Efes, Miletos gibi dünya-tarihsel önemdeki antik kentlere, onların güzel sanatlarına, yazın ve tarihlerine, felsefelerine, bilimlerine gözünü kapamış ve yalnızca yemek için ve düşünmeksizin, merak etmeksizin ve değişmeksizin sürüp giden derin bir göçebe kültürsüzlüğünün ortasında olmasının bir önemi yoktur. Giderek bugün bile aynı kültürsüzlüğün ve boşinancın bütün bir direnci ve isteksizliği ile, geleneğin dikkafalılığı ile yadsınmasının da bir önemi yoktur. Çünkü ussal olanın usdışı karşısında şansı saltıktır, bir zorunluktur. Çevresinde bütün bir küresel modern kültürün biçimlenmekte olduğu bu saltık olarak ussal ilke — 'Tüm İnsanlar özgür doğarlar' — Tarihte ilk kez Osmanlı Tininin de kökensel olarak ait olduğu Batı dünyasında aynı yolda doğdu, aynı dirençlerin üstesinden geldi, ve henüz işini tamamlamış değildir.

"Güneşin gök kürede durmaya ve çevresinde gezegenlerin dönmeye başlamasından bu yana hiçbir zaman insanın kendini kafasında, Düşüncede varettiği ve edimselliği ona göre kurduğu anlaşılmış değildi. İlk kez Anaxagoras dünyayı NOUS yönetiyor demişti; ama ilk kez şimdi insan Düşüncenin tinsel edimselliği yönetmesi gerektiğini bilme noktasına ulaştı. Bu yüzden bu görkemli bir şafaktı. Tüm düşünen varlıklar bu çığırın sevincini paylaştılar. Yüce bir heyecan Zamana egemen oldu ve sanki Tanrısalın dünya ile edimsel uzlaşması ilk kez şimdi başarılmış gibi Tinin bir coşkusu dünyayı baştan sona sardı."

HEGEL, TARİH FELSEFESİ, s. 225.

Özgür dünyanın özgür varoluşunun, Yurttaş Toplumunun bu ilke çevresinde kurulan kavramsal tasarı felsefe tarafından bütün ayrıntısında didik didik edildi, usdışı geleneksel, despotik, boşinançlı biçimlerden bütünüyle arındırıldı, ve insanlığın önüne onun modern öz-bilinci olarak sunuldu. Türkiye Cumhuriyetinin ilkesi bu aynı koşulsuz ve sınırsız Yurttaş Özgürlüğüdür. Osmanlı bu ilkeye daha başından ve kararlı bir kavrayışla sarıldı, onu özümsedi, varlığını ona uyarlamaya yöneldi, ve bu olgunun kanıtı ve tanıtı İmparatorluğun ortadan kalkışı ve modern Cumhuriyetin doğuşudur. İlkenin kendini bütün bir toplumsal bilinçte ve insan kültürünün yetenekli olduğu her boyutta açındırması salt bir zaman sorunudur, çünkü insanın tinsel gelişimi onun kendinde hazır ve istekli olduğu şeydir. Eğer gelişime dirençten yakınılıyorsa, burada sorun gösterilen dirençte değil, ama ‘gelişim’ denilen şeyin geliştirici olmamasında yatar. Tinin doğası ve gerçeği, özü ve varoluşu, ilkesi ve ereği Özgürlüktür. Dışsal etki ancak engelin kaldırılması, bilgisizliğin giderilmesi olabilir.

Bir İdeoloji ise Özgürlüğü değil, tam olarak Özgürlüğün kendisine karşı Zoru, Kaba Gücü ilke almasında Felsefeden bütünüyle başka birşeydir. Dünya-Tini kendi gelişiminin mimarıdır. Onu bireysel-öznel ideolojik bakış açılarından denetleme tutkusu Dünya-Tininin bütün bir moral sorumluluğunu üstlenmeyi istemekle birdir — ama o moral olma niteliğinin kendisinin ne olduğunu bilmeksizin ve Özgürlüğü yadsıyışının kendisinde o nitelikten bütünüyle yoksun olduğunu ele vererek.

Dünya-Tininin tarihsel açınımı, onun kendi doğası tarafından belirlenmesi ölçüsünde, Zorunluk imler; ama Özgürlük bu Kendindenin kendi kavramsal zorunluğuna göre açınımından başka birşey değildir.

 
 
 


25) ‘‘Ussal Olan Edimseldir, Ve Edimsel Olan Ussaldır.’’
Was vernünftig ist, das ist wirklich;
und was wirklich ist, das ist vernünftig.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 23.
Her saf bilinç de felsefe gibi bu kanı içinde durur, ve felsefe tinsel evreni olduğu gibi doğal evreni de ondan çıkarak irdelemeye başlar.
In dieser Überzeugung steht jedes unbefangene Bewußtsein wie die Philosophie, und hiervon geht diese ebenso in Betrachtung des geistigen Universums aus als des natürlichen.
Felsefe var olanda, Edimsellikte, Kavramın ne düzeye dek açındığı ve geliştiği sorunu ile ilgilenir. Ahlakın, Duyuncun, Özgürlüğün, Hakkın, Devletin vb. kavramsal olarak ne denli edimselleştikleri sorunu ile ilgilenir. Platon sütannelerin bebekleri sürekli sallamaları gerektiğini belirtirken, ya da Fichte pasaport polisinin kuşkuluların pasaportlarında yalnızca imzalarının bulunmasının değil, ama portrelerinin de çizilmesi gerekliği belirtirken, bundan böyle felsefenin işi olmayan noktalarla ilgileniyorlardı.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 23.
Böylece bu inceleme, devlet bilimini kapsadığı ölçüde, Devleti kendi içinde ussal birşey olarak kavrama ve betimleme girişiminden başka birşey olmayacaktır. Felsefi bir çalışma olarak, bir devleti olması gerektiği gibi kurgulama çabasının en uzağında durmalıdır; kapsayabileceği öğreti devlete nasıl olması gerektiğini öğretmekle ilgili olamaz, ama ancak onun, törel evrenin nasıl bilinmesi gerektiğini gösterebilir.

Idou Rodow idou, kai to phdhma.
Hic Rhodus, hic saltus.

... Çok az bir değişiklikle o özdeyiş şöyle de okunabilir:

Hier ist die Rose, hier tanze :: Gül nerede, dans orada.

So soll denn diese Abhandlung, insofern sie die Staatswissenschaft enthält, nichts anderes sein als der Versuch, den Staat als ein in sich Vernünftiges zu begreifen und darzustellen. Als philosophische Schrift muß sie am entferntesten davon sein, einen Staat, wie er sein soll, konstruieren zu sollen; die Belehrung, die in ihr liegen kann, kann nicht darauf gehen, den Staat zu belehren, wie er sein soll, sondern vielmehr, wie er, das sittliche Universum, erkannt werden soll.

Felsefi Devlet çözümlemesi Devleti kavramsal varlığında alır, tikel bir devletin görgül bulunuşu içinde değil, ve onun iç kavramsal ayrışmasını (kurumlarını, organlarını, işleyişini) mantıksal bağıntıları içinde sergiler. Tikel bir Devletin nasıl olması gerektiği konusu o devletin halkının törel karakterini ilgilendirir ve bir halka kendinde çok iyi olan ama onun reel duyunç ve istenç düzeyine karşılık düşmeyen bir Devlet biçimini salık vermeyi istemek bu istek ve halkın olanaklı isteği arasındaki eşitsizlik nedeniyle sonuçsuz kalır.

Rodos burada, öyleyse burada atla.
"Hic Rhodus, hic saltus" :: "Rodos burası, öyleyse burada atla." Ezop'un Övüngen başlıklı öyküsünün özünü anlatan bir deyimin geleneksel Latince çevirisi. Bir atlet bir keresinde Rodos'ta yaptığı müthiş bir atlama ile övünür ve bunun için tanık gösterebileceğini söyler. Onu dinleyenlerden biri 'Rodos burası, burada atla' der. Bununla tanığa ve böylece ertelelemeye gerek olmadığını demek ister. Hegel daha sonra Yunanca Rhodos (Rodos) ve gül (rhoden) ve Latince 'sıçra' (saltus) ve 'dans et' (salta) sözcükleri ile oynayarak Gül ve Haç Kardeşliğinin Haçındaki Güle bir anıştırma yapar ve gerçeklleşmenin ütopik bir geleceğe ertelenmemesi gerektiğini imler.


 
 
 


26) Felsefenin İşi Var Olanı Kavramaktır.
27) Çünkü Var Olan Ustur.
28) Her Birey Kendi Zamanının Çocuğudur.
29) Felsefe Düşüncelerde Ayrımsanan Kendi Zamanıdır.
30) Felsefe De, Tıpkı Birey Gibi, Kendi Zamanının Üzerinden Atlayamaz.
31) Geleceğin Kurgusu Hiç Kuşkusuz Vardır, Ama Yalnızca Sanılarda.

‘‘Die Philosophie [ist] ihre Zeit in Gedanken erfaßt.’’ ::
‘‘Felsefe düşüncelerde ayrımsanan kendi zamanıdır.’’


HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 24.
Var olanı kavramak felsefenin görevidir, çünkü var olan Ustur. Bireye gelince, her birey kendi zamanının bir çocuğudur; yine böyle felsefe de düşüncelerde ayrımsanan kendi zamanıdır. Herhangi bir felsefenin çağdaş dünyasının ötesine geçebileceğini sanmak, tıpkı bir bireyin kendi zamanının üzerinden atlayabileceğini, Rodos’un ötesine sıçrayabileceğini sanmak denli aptalcadır. Eğer kuramı gerçekte bunun ötesine geçiyorsa, eğer kendine olması gerektiği gibi bir dünya kuruyorsa, o dünya elbette vardır, ama yalnızca sanılarında — zayıf bir öğede ki, orada dilediği herşeyi imgeleyebilir.
Das was ist zu begreifen, ist die Aufgabe der Philosophie, denn das was ist, ist die Vernunft. Was das Individuum betrifft, so ist ohnehin jedes ein Sohn seiner Zeit; so ist auch die Philosophie ihre Zeit in Gedanken erfaßt. Es ist ebenso töricht zu wähnen, irgendeine Philosophie gehe über ihre gegenwärtige Welt hinaus, als, ein Individuum überspringe seine Zeit, springe über Rhodus hinaus. Geht seine Theorie in der Tat drüber hinaus, baut es sich eine Welt, wie sie sein soll, so existiert sie wohl, aber nur in seinem Meinen — einem weichen Elemente, dem sich alles Beliebige einbilden läßt.
Geleceğe ilişkin kurgular üretilebilir ve üretilir. Bu olanaklıdır. Ama bu uğraş Felsefe değildir, çünkü Edimsel Olmayan ile ilgilidir. Kurgular vardırlar, ama Varlık ve Edimsellik bir ve aynı şey değildir. Varlık düşüncede, imgelemde de olabilir. Ama Edimsellik ancak ve ancak ussal olanın alanıdır, çünkü tıpkı Doğa gibi Tin alanı da özsel olarak ussaldır ve ideolojinin Edimselliği çözümlemesi kavramsal olmadığı için onda gerçekte ne olduğunu bilmesi söz konusu değildir. Bildiği Edimsellik değil, ama yalnızca kendi imgelemidir.

 
 
 


32) Us Edimselliği Kavrar, Çünkü Edimsellik Özsel Olarak Ustur.

‘‘Die Vernunft als die Rose im Kreuze der Gegenwart zu erkennen’’ ::
‘‘Usu Şimdinin Haçındaki Gül Olarak Bilmek’’

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 24.
Özbilinçli Tin olarak Us ile varolan edimsellik olarak Us arasında yatan şey, o ilk Usu ikinciden ayıran ve onda doyum bulmasına izin vermeyen şey Kavrama dek özgürleşmemiş şu ya da bu soyutlamanın zinciridir. Usu şimdinin haçındaki gül olarak tanımak ve böylelikle şimdinin hazzını duymak, bu ussal içgörü edimsellik ile uzlaşmadır ki, felsefe bunu bir kez kendilerinde kavramak için bir iç istek doğmuş olanlara, ve tözsel olanda bir yandan öznel özgürlüğü kazanmak ve öte yandan bu öznel özgürlük ile tikel ve olumsal olanda değil ama kendinde ve kendi için var olanda kalmak isteyenlere sunar.
Was zwischen der Vernunft als selbstbewußtem Geiste und der Vernunft als vorhandener Wirklichkeit liegt, was jene Vernunft von dieser scheidet und in ihr nicht die Befriedigung finden läßt, ist die Fessel irgendeines Abstraktums, das nicht zum Begriffe befreit ist. Die Vernunft als die Rose im Kreuze der Gegenwart zu erkennen und damit dieser sich zu erfreuen, diese vernünftige Einsicht ist die Versöhnung mit der Wirklichkeit, welche die Philosophie denen gewährt, an die einmal die innere Anforderung ergangen ist, zu begreifen und in dem, was substantiell ist, ebenso die subjektive Freiheit zu erhalten sowie mit der subjektiven Freiheit nicht in einem Besonderen und Zufälligen, sondern in dem, was an und für sich ist, zu stehen.

Edimsellik her biçiminde usun kendini sergileyişidir, ne denli yetersiz olursa olsun. Önemli olan nokta Edimsellikte Usun dinamiğini, Olumsuzun gücünü, tanrısal Eytişimin iş başında olduğunu görmektir. Kişi dünyanın durumu karşısında nihilist bir umutsuzluğa kapılabilir. Gerçekte bu bile Usun bir tepkisidir, çünkü Edimsellikte istediği ve bulamadığı şey kendisinden başkası değildir, onda yadsıdığı kendi yokluğudur. Usun orada kendini görmediği ve gene de beklediği düzeye dek bu nihilizm hiç kuşkusuz kaçınılmazdır.

Haç ve Gül simgelerinin kökeni çeşitli gizemci geleneklerin boşinançlarına dek gider. Hegel'in kullanımı açıktır ve daha öte açıklama gerektirmez. Metnin bağlamını izlersek, 'Şimdinin Haçı,' bir yük olarak taşınması gereken şey edimselliktir, yaşamın varolan biçiminin kendisidir, ve 'Gül ve Haç Kardeşliği'nin Haçı gibi insan bedenini olmaktan çok, İsa'nın taşıdığı Haçı simgeler. Varolanı olumsuzlayacak ve değiştirecek olan, öte dünya gibi birşeyi tanımayan ve bu edimselliğin, Haçın kendisine özünlü olan Gül ise Usun kendisidir. Bu düzeye dek, Usun edimsellik ile uzlaşması gerçekte orada yalnızca ve yalnızca kendisi ile uzlaşmasıdır. Onu orada değil ama başka bir yerde aramak, edimselliğin kendinde ussal olduğunu anlamamak o edimselliği sonsuza dek Haç olarak görmeye götürür ve böylece kurtuluşu öte dünyada kabul eden dinsel inanaca özgüdür. Bu dünya ya da edimsellik ussallaşır, çünkü kendinde kendi başkası, Ustur: Birşey ancak kendinde olduğu şeye, kendi karşıtına değişebilir.

 
 
 


33) Düşüncenin Duyguyu, Giderek Dinsel Duyguyu Da Aklamada Diretmesi Modern Özgürlük İlkesidir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 25.
Düşünce tarafından aklanmayan hiçbirşeyi duygusal eğilimde de kabul etmeyi istememek büyük bir dikbaşlılık, insanı onurlandıran bir dikbaşlılıktır, — ve bu dikbaşlılık zamanımızın tipik özelliği, dahası Protestanlığın kendine özgü ilkesidir.
Es ist ein großer Eigensinn, der Eigensinn, der dem Menschen Ehre macht, nichts in der Gesinnung anerkennen zu wollen, was nicht durch den Gedanken gerechtfertigt ist, — und dieser Eigensinn ist das Charakteristische der neueren Zeit, ohnehin das eigentümliche Prinzip des Protestantismus.
Düşüncenin, Usun inanç olarak da Duyguyu aklaması gerektiği görüşü modern Laikliğin ilkesidir. Düşüncenin birincilliği inancı öznel duygunun, ve hiç kuşkusuz bir dinadamları sınıfının öznelliklerinden kurtarması

 
 
 


34) Usun Edimsellik İle Uzlaşması Onun Aklanması Değil, Ondaki Olumsuzun Gücünün Kavranmasıdır.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 26.
Us nasıl ... bir yaklaşıklık ile yetinmezse, yine öyle bu zamansallıkta işlerin kötü ya da en iyisinden şöyle-böyle olduğu, ama burada hiçbirşeyin daha iyi olamayacağı ve ancak bunu anlamanın bizi edimsellik ile barış içinde tutabileceği görüşüne boyun eğen soğuk umutsuzluk ile de eşit ölçüde yetinemez. Bilginin sağladığı edimsellik ile daha sıcak bir barış olanaklıdır.
So wie die Vernunft sich nicht mit der Annäherung ... begnügt, ebensowenig begnügt sie sich mit der kalten Verzweiflung, die zugibt, daß es in dieser Zeitlichkeit wohl schlecht oder höchstens mittelmäßig zugehe, aber eben in ihr nichts Besseres zu haben und nur darum Frieden mit der Wirklichkeit zu halten sei; es ist ein wärmerer Friede mit ihr, den die Erkenntnis verschafft.

Edimselliği bilmek onu görüngüsünde değil, kavramsal özünde bilmektir. Edimsellik şöyle ya da böyle, iyi ya da kötü olabilir, ama Tinin geçici görüngülerinden Tinin bütün bir yazgısı için iyimser ya da kötümser vargılar çıkarmak geçersizdir. Tinin yazgısı onun özünden gelir ve bu öz Özgürlüktür. Görüngüler ise Tinin geçici yazgıları, sonlu belirlenimleri olarak gerçeklikleri içinde anlaşıldığında ancak bu özsellik, bu Özgürlük karşısında ölçülebilirler.

TARİH FELSEFSİ, s. 225. "Güneş gök kürede durmaya ve çevresinde gezegenler dönmeye başladıktan sonra hiçbir zaman insanın kendini kafasında, Düşüncede ortaya koyduğu ve edimselliği ona göre kurduğu anlaşılmamıştı. İlk olarak Anaxagoras dünyayı NOUS yönetiyor demişti; ama ilk kez şimdi insan Düşüncenin tinsel edimselliği yönetmesi gerektiğini bilme noktasına ulaştı. Bu yüzden bu görkemli bir şafaktı. Tüm düşünen varlıklar bu çığırın sevincini paylaştılar. Yüce bir heyecan zamana egemen oldu, ve sanki Tanrısalın dünya ile edimsel uzlaşması ilk kez şimdi başarılmış gibi, dünyayı baştan sona Tinin bir coşkusu sardı."

 
 
 


35) Felsefe Sahneye Her Zaman Çok Geç Çıkar.
36) Çünkü Kavranması Gereken Toplumsal Şeklin İlkin Edimselleşmesi Gerekir.
37) Felsefe Grisini Gri Üzerine Boyadığında (Edimselliğin Nesnel Kavramsal Özünü Öznel Olarak Kavradığında), Yaşamın Bir Şekli Daha Şimdiden Eskimiştir.
38) Felsefe Edimselliği Gençleştiremez, Ama Ancak Bilebilir.

HEGEL, Tüze Felsefesi, s. 26.
Dünyanın nasıl olması gerektiğini öğretme konusunda birkaç söz daha eklersek, Felsefe sahneye her zaman çok geç çıkar. Dünyanın düşüncesi olarak, felsefe ilkin edimsellik oluşum sürecini tamamladığı ve işini bitirdiği zaman kendini gösterir. Kavramın öğrettiği şey, zorunlu olarak Tarihin de gösterdiği aynı şey, ilkin edimsellik olgunlaşınca İdeal olanın Reel olanın karşısında göründüğü, ve İdeal olanın kendi için bu aynı dünyayı tözünde ayrımsadığı, entellektüel bir alanın şeklinde kurduğudur. Felsefe grisini gri üzerine boyadığında, o zaman yaşamın bir şekli yaşlanmıştır, ve grideki gri ile gençleştirilemez ama ancak bilinebilir; Minerva’nın Baykuşu uçuşuna ilkin alacakaranlığın çöküşüyle başlar.
Um noch über das Belehren, wie die Welt sein soll, ein Wort zu sagen, so kommt dazu ohnehin die Philosophie immer zu spät. Als der Gedanke der Welt erscheint sie erst in der Zeit, nachdem die Wirklichkeit ihren Bildungsprozeß vollendet und sich fertig gemacht hat. Dies, was der Begriff lehrt, zeigt notwendig ebenso die Geschichte, daß erst in der Reife der Wirklichkeit das Ideale dem Realen gegenüber erscheint und jenes sich dieselbe Welt, in ihrer Substanz erfaßt, in Gestalt eines intellektuellen Reichs erbaut. Wenn die Philosophie ihr Grau in Grau malt, dann ist eine Gestalt des Lebens alt geworden, und mit Grau in Grau läßt sie sich nicht verjüngen, sondern nur erkennen; die Eule der Minerva beginnt erst mit der einbrechenden Dämmerung ihren Flug.
Felsefenin Edimselliği değiştirmemesi Edimselliğin değişmeyecek olması demek değildir. Değişim Tinin eylemidir, ideolojik imgelemin realize olması değil, çünkü bu ne denli usdışı ise edimselleşme olanağından o denli uzaktır, ve edimselleşen ideoloji değil, ama başka birşeydir. Önemli olan dünyanın değişmesi değil, ama Türenin Edimselleşmesidir, ve bu ise Türenin Kavramının evrensel bilinci olmaksızın olanaksızdır. Türeyi bilmek, onu kavramak onu edimselleştirmektir, çünkü insan doğası saltık olarak Türeden yanadır. Kuram ve Kılgının birliğinin zorunluğu Ussal olanın Edimsel olmasını anlatır: Bilgi olan Edimsel olandır. Bilinen yaşanandır.

 

 

Aziz Yardımlı 2007 Tüze Felsefesi İdea Yayınevi