G. W. F. Hegel
Mantık Bilimi

Çeviri, Notlar ve Çözümlemeler: Aziz Yardımlı 2000

İstanbul 2002 (c) İdea Yayınevi

G. W. F. Hegel
Wissenschaft der Logik
[1812; 1831]

BİRİNCİ BÖLÜM
Nesnel Mantık
Giriş
Mantığın Genel Kavramı
ERSTER TEIL
Die Objektive Logik
Einleitung
Allgemeiner Begriff der Logik

@Felsefe Dışında Tüm Bilimler Varsayımlar İçerir.
Hiçbir bilimde olgunun kendisi üzerine ön gözlemler olmaksızın başlama konusunda Mantık Biliminde olduğundan daha güçlü bir gereksinim duyulmaz. Başka her birinde, ele alınan nesne ve bilimsel yöntem birbirinden ayrıdır; yine, İçerik saltık bir başlangıç yapmaz, ama başka kavramlara bağımlı ve çepeçevre başka gereç ile bağıntılıdır. Buna göre, bu öteki bilimlerde tanımların ve benzerlerinin tanıdık ve onaylanan varsayımsal biçimleri olarak alınıp doğrudan doğruya uygulamaya koyulan ilkeler ve bunların bağlantıları üzerine de tıpkı yöntem üzerine olduğu gibi sayıltılı bir yolda konuşmaya, içerdikleri genel kavramları ve temel belirlenimleri düzenlemek için sıradan uslamlama türünden yararlanmaya izin verilir.

Es fühlt sich bei keiner Wissenschaft stärker das Bedürfnis, ohne vorangehende Reflexionen von der Sache selbst anzufangen, als bei der logischen Wissenschaft. In jeder anderen ist der Gegenstand, den sie behandelt, und die wissenschaftliche Methode voneinander unterschieden; so wie auch der Inhalt nicht einen absoluten Anfang macht, sondern von anderen Begriffen abhängt und um sich herum mit anderem Stoffe zusammenhängt. Diesen Wissenschaften wird es daher zugegeben, von ihrem Boden und dessen Zusammenhang sowie von der Methode nur lemmatischer Weise zu sprechen, die als bekannt und angenommen vorausgesetzten Formen von Definitionen und dergleichen ohne weiteres anzuwenden und sich der gewöhnlichen Art des Räsonnements zur Festsetzung ihrer allgemeinen Begriffe und Grundbestimmungen zu bedienen.
Buna karşı Mantık bu derin-düşünce biçimlerinden ya da düşünme kural ve yasalarından hiç birini varsayamaz, çünkü bunlar onun içeriğinin kendisinin bir bölümünü oluştururlar ve ilkin onun içersinde temellendirilmeleri gerekir. @Mantık Bilimi — Arı Usn Dizgesi — Ancak Sonucunda Ya Da Bütün Olarak Anlaşılabilir. Ama yalnızca bilimsel yöntemin bildirimi değil, genel olarak bilimin kavramının kendisi de içeriğine aittir, ve hiç kuşkusuz onun en son sonucunu oluşturur; Mantığın ne olduğu buna göre önceden bildirilemez, tersine ne olduğunun bu bilgisi ilkin bütün açınımının en son sonucu olarak ve tamamlanışı olarak ortaya çıkabilir. @Doğal Bilinç Bilim Kavramına Yakınlaştırılabilir (Bilimsel Bilincin Oluş Kıpısı). Benzer olarak, nesnesi, düşünme — ya da daha belirli olarak — kavrayan düşünme özsel olarak onun içerisinde ele alınır; Mantığın kavramı kendini süreçte üretir ve böylelikle üzerine ön bir söylem verilemez. Buna göre bu Giriş bölümünde verilen ön söylemin amacı Mantık Kavramını temellendirme ya da içeriğini ve yöntemini önceden bilimsel olarak aklama değil, ama doğal uslamlamalarda ilerleyen bir anlatı anlamında kimi açıklamalar ve gözlemler yoluyla bu bilimi irdeleyecek olan bakış açısını tasarımsal bilincin kendisine yaklaştırmaktır. Die Logik dagegen kann keine dieser Formen der Reflexion oder Regeln und Gesetze des Denkens voraussetzen, denn sie machen einen Teil ihres Inhalts selbst aus und haben erst innerhalb ihrer begründet zu werden. Nicht nur aber die Angabe der wissenschaftlichen Methode, sondern auch der Begriff selbst der Wissenschaft überhaupt gehört zu ihrem Inhalte, und zwar macht er ihr letztes Resultat aus; was sie ist, kann sie daher nicht voraussagen, sondern ihre ganze Abhandlung bringt dies Wissen von ihr selbst erst als ihr Letztes und als ihre Vollendung hervor. Gleichfalls ihr Gegenstand, das Denken oder bestimmter das begreifende Denken, wird wesentlich innerhalb ihrer abgehandelt; der Begriff desselben erzeugt sich in ihrem Verlaufe und kann somit nicht vorausgeschickt werden. Was daher in dieser Einleitung vorausgeschickt wird, hat nicht den Zweck, den Begriff der Logik etwa zu begründen oder den Inhalt und die Methode derselben zum voraus wissenschaftlich zu rechtfertigen, sondern durch einige Erläuterungen und Reflexionen in räsonierendem und historischem Sinne den Gesichtspunkt, aus welchem diese Wissenschaft zu betrachten ist, der Vorstellung näherzubringen.

@Mantığın/Ussal Bilginin Biçimselliği Önyargısı.
Mantık genel olarak düşünmenin bilimi olarak alındığında, bununla bu düşünmenin bir bilginin salt Biçimini oluşturduğu, Mantığın tüm İçeriği soyutladığı ve bir bilgiye ait ikinci bileşen denilen şeyin, Özdeğin başka bir yerden alınması gerektiği, böylelikle kendisinden bu özdeğin baştan sona bağımsız olduğu Mantığın gerçek bilginin yalnızca biçimsel koşullarını verebileceği, ama olgusal gerçekliğin kendisini kapsayamayacağı, giderek olgusal gerçekliğe götüren bir yol bile olamayacağı, çünkü gerçekliğin sözcüğün tam anlamıyla özsel yanının, içeriğin onun dışında yattığı anlaşılır.

Wenn die Logik als die Wissenschaft des Denkens im allgemeinen angenommen wird, so wird dabei verstanden, daß dies Denken die bloße Form einer Erkenntnis ausmache, daß die Logik von allem Inhalte abstrahiere und das sogenannte zweite Bestandstück, das zu einer Erkenntnis gehöre, die Materie, anderswoher gegeben werden müsse, daß somit die Logik, als von welcher diese Materie ganz und gar unabhängig sei, nur die formalen Bedingungen wahrhafier Erkenntnis angeben, nicht aber reale Wahrheit selbst enthalten, noch auch nur der Weg zu realer Wahrheit sein könne, weil gerade das Wesentliche der Wahrheit, der Inhalt, außer ihr liege.

@Mantık Bilimi Tüm İçeriği Soyutlamaz: (1) İçerik İlkin Düşüncenin Kendisidir.
Ama ilk olarak Mantığın tüm İçeriği soyutladığını, düşünülen şey ile ilgilenmeksizin ve doğasını dikkate almaksızın yalnızca düşünme kurallarını öğrettiğini söylemek bütünüyle uygunsuzdur. Çünkü düşünmenin ve düşünme kurallarının onun nesnesi olması gerektiği için, onlarda doğrudan doğruya kendine özgü içeriğini bulur; onlarda bilginin o ikinci bileşenini, doğası ile kaygılandığı bir özdeği bulur.

Fürs erste aber ist es schon ungeschickt zu sagen, daß die Logik von allem Inhalte abstrahiere, daß sie nur die Regeln des Denkens lehre, ohne auf das Gedachte sich einzulassen und auf dessen Beschaffenheit Rücksicht nehmen zu können. Denn da das Denken und die Regeln des Denkens ihr Gegenstand sein sollen, so hat sie ja unmittelbar daran ihren eigentümlichen Inhalt; sie hat daran auch jenes zweite Bestandstück der Erkenntnis, eine Materie, um deren Beschaffenheit sie sich bekümmert.
Ama ikinci olarak genel bir yolda konuşursak bugüne dek üzerlerine Mantık Kavramının dayandığı tasarımlar bir yandan daha şimdiden yitip gitmişlerdir, öte yandan bütünüyle yitmelerinin ve bu bilimi daha yüksek bir duruş noktasından kavramanın ve onun bütünüyle değişik bir şekil kazanmasının zamanı gelmiştir. Allein zweitens sind überhaupt die Vorstellungen, auf denen der Begriff der Logik bisher beruhte, teils bereits untergegangen, teils ist es Zeit, daß sie vollends verschwinden, daß der Standpunkt dieser Wissenschaft höher gefaßt werde und daß sie eine völlig veränderte Gestalt gewinne.
Bugüne dek Mantık Kavramı sıradan bilinçte koşulsuzca kabul edilen bir bölünmeye, bilginin İçeriği ve Biçimi, ya da Gerçeklik ve Pekinlik arasındaki bölünmeye dayanmıştır. İlk olarak bilginin gerecinin hazır bir dünya olarak düşünmenin dışında kendinde ve kendi için bulunduğu, düşünmenin kendi başına boş olduğu ve bir biçim olarak dışarıdan o gerecin üzerine eklendiği, böylelikle kendini doldurduğu, ilkin bu yolla bir içerik kazanarak olgusal bir bilme olduğu varsayılır. Der bisherige Begriff der Logik beruht auf der im gewöhnlichen Bewußtsein ein für allemal vorausgesetzten Trennung des Inhalts der Erkenntnis und der Form derselben, oder der Wahrheit und der Gewißheit. Es wird erstens vorausgesetzt, daß der Stoff des Erkennens als eine fertige Welt außerhalb des Denkens an und für sich vorhanden, daß das Denken für sich leer sei, als eine Form äußerlich zu jener Materie hinzutrete, sich damit erfülle, erst daran einen Inhalt gewinne und dadurch ein reales Erkennen werde.
Bundan sonra, bu iki bileşen (çünkü bunların bileşenlerin ilişkisi içinde durmaları gerekir, ve bilgi onlardan düzeneksel ya da en iyisinden kimyasal bir yolda bileştirilir) birbirlerine karşı öyle bir hiyerarşi içinde dururlar ki, nesne kendi başına tamamlanmış ve hazır, edimselliği için düşünceden bütünüyle vazgeçebilen birşey olarak, buna karşı düşüme ise eksik birşey birşey olarak görülür ve kendini ilkin bir gereç üzerinde tamamlayabilecek ve dahası yumuşak ve belirsiz bir biçim olarak kendini özdeğine uydurması gerekecektir. Gerçeklik düşünmenin nesne ile bağdaşmasıdır, ve bu bağdaşmayı ortaya çıkarabilmek için — çünkü bu kendinde ve kendi için bulunan birşey değildir —, düşünmenin kendini nesneye uyarlaması ve uydurması gerekir. Alsdann stehen diese beiden Bestandteile (denn sie sollen das Verhältnis von Bestandteilen haben, und das Erkennen wird aus ihnen mechanischer- oder höchstens chemischerweise zusammengesetzt) in dieser Rangordnung gegeneinander, daß das Objekt ein für sich Vollendetes, Fertiges sei, das des Denkens zu seiner Wirklichkeit vollkommen entbehren könne, dahingegen das Denken etwas Mangelhaftes sei, das sich erst an einem Stoffe zu vervollständigen, und zwar als eine weiche unbestimmte Form sich seiner Materie angemessen zu machen habe. Wahrheit ist die Übereinstimmung des Denkens mit dem Gegenstande, und es soll, um diese Übereinstimmung hervorzubringen — denn sie ist nicht an und für sich vorhanden —, das Denken nach dem Gegenstande sich fügen und bequemen.
Üçüncü olarak, özdek ve biçim, nesne ve düşünme arasındaki ayrılık o bulutsu belirsizlik içinde bırakılmadığı, tersine daha belirli olarak alındığında, o zaman her biri ötekinden ayrılmış bir alan olarak görülür. Düşünme buna göre gereci kabul edişinde ve biçimlendirişinde kendi ötesine gitmez, kabul edişi ve kendini ona uyduruşu kendi kendisinin bir değişkisi olarak kalır, böylelikle kendi başkasına dönüşmesi söz konusu değildir; ve özbilinçli belirleme her ne olursa olsun yalnızca düşünmeye aittir; öyleyse nesne ile bağıntısında da kendi dışına çıkarak nesneye gitmez; nesne bir kendinde şey olarak baştan sona düşünmenin bir öte yanı olarak kalır. Drittens, indem die Verschiedenheit der Materie und der Form, des Gegenstandes und des Denkens nicht in jener nebligen Unbestimmtheit gelassen, sondern bestimmter genommen wird, so ist jede eine von der anderen geschiedene Sphäre. Das Denken kommt daher in seinem Empfangen und Formieren des Stoffs nicht über sich hinaus, sein Empfangen und sich nach ihm Bequemen bleibt eine Modifikation seiner selbst, es wird dadurch nicht zu seinem Anderen; und das selbstbewußte Bestimmen gehört ohnedies nur ihm an; es kommt also auch in seiner Beziehung auf den Gegenstand nicht aus sich heraus zu dem Gegenstande: dieser bleibt als ein Ding an sich schlechthin ein Jenseits des Denkens.
@Eski Metafizik Kavramların Şeylerin Özleri Olduğunu Sorgusuzca Kabul Etti.
Öznenin ve nesnenin birbiri ile ilişkisi üzerine bu görüşler sıradan, görüngüsel bilincimizin doğasını oluşturan belirlenimleri anlatırlar; ama bu önyargılar sanki usun içerisinde de aynı ilişki yer alıyormuş gibi, sanki bu ilişki kendinde ve kendi için gerçeklik taşıyormuş gibi onun alanına getirildikleri zaman birer yanılgıdan başka birşey değildirler ki, felsefe onların tinsel ve doğal evrenin tüm bölümleri boyunca yayılan çürütülmeleridir; ya da daha doğrusu, felsefeye girişi yasakladıkları için, felsefenin eşiğinde kendileri yadsınmalıdır.
Diese Ansichten über das Verhältnis des Subjekts und Objekts zueinander drücken die Bestimmungen aus, welche die Natur unseres gewöhnlichen, des erscheinenden Bewußtseins ausmachen; aber diese Vorurteile, in die Vernunft übertragen, als ob in ihr dasselbe Verhältnis stattfinde, als ob dieses Verhältnis an und für sich Wahrheit habe, so sind sie die Irrtümer, deren durch alle Teile des geistigen und natürlichen Universums durchgeführte Widerlegung die Philosophie ist oder die vielmehr, weil sie den Eingang in die Philosophie versperren, vor derselben abzulegen sind.
Eski metafizik bu bakımdan düşünce üzerine modern zamanlarda geçerli olandan daha yüksek bir kavram taşıyordu. Çünkü düşünme yoluyla şeylerde ve şeylere ilişkin olarak bilinenin onlarda gerçekten gerçek olan biricik yan olduğu olgusunu temel alıyor, böylelikle dolaysızlıkları içinde değil ama ilkin düşünmenin biçimine yükseltilmiş olarak, düşünülen şeyler olarak gerçeklik taşıdıklarını kabul ediyordu. Bu metafizik düşünmenin ve belirlenimlerinin nesnelere yabancı birşey olmadığını, ama tersine onların özü olduğunu, ya da şeylerin ve onları düşünmenin (dilimizin de onların bir akrabalığını anlatması gibi) kendilerinde ve kendileri için anlaşma içinde olduklarını, kendi içkin belirlenimleri içindeki düşünmenin ve şeylerin gerçek doğalarının bir ve aynı içerik olduğunu savundu. Die ältere Metaphysik hatte in dieser Rücksicht einen höheren Begriff von dem Denken, als in der neueren Zeit gang und gäbe geworden ist. Jene legte nämlich zugrunde, daß das, was durchs Denken von und an den Dingen erkannt werde, das allein an ihnen wahrhaft Wahre sei, somit nicht sie in ihrer Unmittelbarkeit, sondern sie erst in die Form des Denkens erhoben, als Gedachte. Diese Metaphysik hielt somit dafür, daß das Denken und die Bestimmungen des Denkens nicht ein den Gegenständen Fremdes, sondern vielmehr deren Wesen sei oder daß die Dinge und das Denken derselben (wie auch unsere Sprache eine Verwandtschaft derselben ausdrückt) an und für sich übereinstimmen, daß das Denken in seinen immanenten Bestimmungen und die wahrhafte Natur der Dinge ein und derselbe Inhalt sei.
Ama derin-düşünen anlak felsefeyi denetimi altına aldı. Başka bakımlardan bir belgi olarak kullanılan bu anlatımın neyi anlattığını sağın olarak bilmemiz gerekir; onunla genel olarak soyutlayıcı ve dolayısıyla ayırıcı ve ayırmasında direten anlak anlaşılır. Usa karşı döndüğünde sıradan sağduyu olarak davranır ve gerçekliğin duyusal olgusallık üzerine dayandığı, düşüncelerin yalnızca düşünceler olduğu, ve bunun ilkin duyusal algının onlara içerik ve olgusallık vermesi anlamında böyle olduğu, usun kendinde ve kendi için kaldığı sürece yalnızca beynin kuruntularını ürettiği görüşünü dayatır. Usun bu kendini yadsıması üzerine gerçeklik kavramı yiter; us yalnızca öznel gerçekliği, yalnızca görüngüleri, yalnızca olgunun kendisinin doğasının karşılık düşmediği birşeyi bilmeye sınırlanır; bilme geriye sanıya indirgenir. Aber der reflektierende Verstand bemächtigte sich der Philosophie. Es ist genau zu wissen, was dieser Ausdruck sagen will, der sonst vielfach als Schlagwort gebraucht wird; es ist überhaupt darunter der abstrahierende und damit trennende Verstand zu verstehen, der in seinen Trennungen beharrt. Gegen die Vernunft gekehrt, beträgt er sich als gemeiner Menschenverstand und macht seine Ansicht geltend, daß die Wahrheit auf sinnlicher Realität beruhe, daß die Gedanken nur Gedanken seien, in dem Sinne, daß erst die sinnliche Wahrnehmung ihnen Gehalt und Realität gebe, daß die Vernunft, insofern sie an und für sich bleibe, nur Hirngespinste erzeuge. In diesem Verzichttun der Vernunft auf sich selbst geht der Begriff der Wahrheit verloren; sie ist darauf eingeschränkt, nur subjektive Wahrheit, nur die Erscheinung zu erkennen, nur etwas, dem die Natur der Sache selbst nicht entspreche; das Wissen ist zur Meinung zurückgefallen.

@#Kant’ın Yanılgısının Çözümlemesi.
Ama bilginin üstlendiği ve bir yitik olarak ve geriye doğru bir adım olarak görünen bu dönüşün daha derin temeli vardır ki, genel olarak usun modern felsefenin daha yüksek tinine yükseltilmesi bunun üzerine dayanır. Ama bu yaygınlık kazanmış görüşün zemini anlağın belirlenimlerinin kendi kendileri ile zorunlu çatışmaları üzerine içgörüde aranacaktır. Daha şimdiden sözü edilmiş olan gözlem somut dolaysızın ötesine geçarek onu belirlemek ve ayırmaktır. Ama o denli de kendisi bu ayırıcı belirlenimlerinin ötesine geçmeli ve onları bağıntılamalıdır.* Aralarındaki çatışma bu bağıntılama bakış açısından ortaya çıkar. Derin-düşünmenin bu bağıntısı kendinde usa aittir; o belirlenimlerin üstüne çıkan ve çatışmalarının içgörüsüne ulaşan yükseliş usun gerçek kavramına doğru büyük olumsuz adımdır. Ama sonuna dek gidemeyen içgörü onu çelişkiye düşürenin us olduğunu sanma gibi bir yanlış anlamaya düşer; çelişkinin tam anlamıyla usun anlağın kısıtlamalarının üstüne yükselişi ve onların çözülüşü olduğunu anlamaz. Buradan yükseğe son adımı atmak yerine, bilme etkinliği anlak-belirlenimlerinin doyumsuzluğundan duyusal varoluşa geri kaçmış, sağlamlık ve birliği orada bulduğu sanısına kapılmıştır. @#Kant’ın ‘Görüngülerin Bilgisi’ Anlatımının Kendisi Paradoksaldir.Ama öte yandan bu bilme etkinliği kendini yalnızca görüngülerin bilgisi olarak bildiği için, bunların doyumsuzluğu kabul edilir, ve gene de aynı zamanda sanki şeyleri kendilerinde olmasa da görüngü alanının içerisinde doğru olarak bilebilirmişiz, sanki orada bir bakıma yalnızca nesnelerin türü ayrıymış ve türlerden biri, e.d. kendilerinde-şeyler değil, ama öteki tür, e.d. görüngüler bilinebilirmiş gibi bir varsayımda bulunulur. Tıpkı bir insana doğru bir içgörü yükleniyormuş, ama bu gene de gerçek olan hiçbirşeyi değil ama yalnızca gerçek olmayanı görebilme koşuluyla veriliyormuş gibi. Bu sonuncusu ne denli saçma olursa olsun, gene de nesneyi kendinde olduğu gibi bilemeyen bir gerçek bilgi denli saçma değildir.

*[Burada Kant’ın ‘arı usun çatışkıları’nın, genel olarak ‘çatışkı’yı ele alışının, ya da, Kant’ı bir yana bırakırsak, bütünüyle genel olarak ‘karşıtların birliği’ sorununun irdelendiğini belirtmek gereksizdir. Analitik anlak verili olanı ayırır, çatışan belirlenimlere soyutlanmışlıkları içinde ayrı ayrı yaklaşır. Ötesine geçilmesi gereken şey bu ayırmacılık, bu soyutlamacılıktır. Anlak doğal usun analitik etkinliği olarak bu karşıtlık karşısında çözümsüz kalır. Karşıtları birleştirme ve somut olanı kavrama işlevi sözcüğün en tam anlamında usa aittir ya da ussallık denilen şeyin kendisidir. Eski metafizik — hiç kuşkusuz söz konusu olan antik eytişimciler değil ama skolastik bunalımından kurtulmuş modern Kıta metafiziğidir — bu sorunun bilincinde değildi. Bu düzeye dek analitik anlak ya da ‘der reflektierende Verstand’ modern Avrupa felsefeciliğindeki metafiziksel saflığa karşı bir tepkidir ve felsefi düşüncenin en özsel sorunu üzerine bir uyanıştır. (Bu hiç kuşkusuz Hume’un görgücülüğü ile ilgisizdir çünkü onun görgücülüğü usun antik sofistlerden bu yana sürmekte olan biçimiyle duyulara kitlenen bir kuşkuculuktur.) Gerçekte Kant’ın sorunu bir bunalıma dönüştürmesinden ve böylece bütünüyle verimsizleştirmesinden ayrı olarak, Platon ve Aristoteles’te eytişimin nasıl işlediği bütünüyle açıktadır ve çatışkıları ele alan o antik kuramsal düşünce onların birliğini de üretiyordu. Bu eytişimde eksik olan şey onun kendi doğasında görülen yöntemsel-dizgesel belirsizlik ve yalnızca buna bağlı olan düzensizliktir (Hegel bu yazılarının gidişinde aynı zamanda bir sanat yapıtı olarak da görmeksizin edemediği ‘Parmenides’te Platon’un eytişimi uygulayışındaki ‘dışsallığın’ ne olduğunu belirtecektir). Felsefenin tüm ön-Sokratik birikimini, Sokrates’in kendi bilgeliğini temel aldıklarının bilincinde olan ve eytişimin kendisini üretip geliştiren bu iki insanın, Platon ve Aristoteles’in çalışması hiç kuşkusuz felsefe tarihinin başka hiçbir girişimle karşılaştırılamayacak değerini oluşturur ve özellikle Platon’un felsefeden beklentileri hem Aristoteles’ten hem de Hegel’den çok daha kılgısaldır. Hegel bütün bu birikimi olduğu gibi alır ve her felsefeci gibi bu antik felsefeyi insan varoluşunun en değerli hazinesi olarak, gerçek değeri olarak görür. Onun antik eytişimin kendi ötesine geçen katkısı yalnızca onu dizgeselleştirmek, bütünü örgütlemek, ve bunu eytişimin kendisini yönteminde sağınlaştırarak başarmaktır. Böylece açıktır ki ne felsefenin tamamlanması, ne sonlanması, ne de gereksizleşmesi gibi sorunların gerçeklik ile hiçbir ilgileri yoktur, çünkü eğer bir son, bir tamamlanmışlık söz konusu olsaydı, bunun nerede olduğunu aramak için Platon’dan öteye geçmenin gereği olmazdı. — A.Y.]
Diese Wendung jedoch, welche das Erkennen nimmt und die als Verlust und Rückschritt erscheint, hat das Tiefere zum Grunde, worauf überhaupt die Erhebung der Vernunft in den höheren Geist der neueren Philosophie beruht. Der Grund jener allgemein gewordenen Vorstellung ist nämlich in der Einsicht von dem notwendigen Widerstreite der Bestimmungen des Verstandes mit sich selbst zu suchen. — Die schon namhaft gemachte Reflexion ist dies, über das konkrete Unmittelbare hinauszugehen und dasselbe zu bestimmen und zu trennen. Aber sie muß ebensosehr über diese ihre trennenden Bestimmungen hinausgehen und sie zunächst beziehen. Auf dem Standpunkte dieses Beziehens tritt der Widerstreit derselben hervor. Dieses Beziehen der Reflexion gehört an sich der Vernunft an; die Erhebung über jene Bestimmungen, die zur Einsicht des Widerstreits derselben gelangt, ist der große negative Schritt zum wahrhaften Begriffe der Vernunft. Aber die nicht durchgeführte Einsicht fällt in den Mißverstand, als ob die Vernunft es sei, welche in Widerspruch mit sich gerate; sie erkennt nicht, daß der Widerspruch eben das Erheben der Vernunft über die Beschränkungen des Verstandes und das Auflösen derselben ist. Statt von hier aus den letzten Schritt in die Höhe zu tun, ist die Erkenntnis von dem Unbefriedigenden der Verstandesbestimmungen zu der sinnlichen Existenz zurückgeflohen, an derselben das Feste und Einige zu haben vermeinend. Indem aber auf der andern Seite diese Erkenntnis sich als die Erkenntnis nur von Erscheinendem weiß, wird das Unbefriedigende derselben eingestanden, aber zugleich vorausgesetzt, als ob zwar nicht die Dinge an sich, aber doch innerhalb der Sphäre der Erscheinung richtig erkannt würde, als ob dabei gleichsam nur die Art der Gegenstände verschieden wäre und die eine Art, nämlich die Dinge an sich, zwar nicht, aber doch die andere Art, nämlich die Erscheinungen, in die Erkenntnis fielen. Wie wenn einem Manne richtige Einsicht beigemessen würde, mit dem Zusatz, daß er jedoch nichts Wahres, sondern nur Unwahres einzusehen fähig sei. So ungereimt das letztere wäre, so ungereimt ist eine wahre Erkenntnis, die den Gegenstand nicht erkennte, wie er an sich ist.
Anlak biçimlerinin eleştirisi daha önce sözü edilen sonucu, bu biçimlerin kendilerinde-şeylere hiçbir uygulamalarının olmadığı sonucunu getirmiştir. — Bunun anlamı bu biçimlerin kendilerinde gerçek olmayan şeyler olmalarından başka birşey değildir. Ama öznel us ve deneyim için geçerli kalmalarına izin veriliyorsa, o zaman eleştiri onlarda hiçbir değişim ortaya çıkarmamış, tersine onları özne için tıpkı daha önce nesne için geçerli olanla aynı şekil içinde bırakmıştır. Ama eğer kendinde-şey için yetersiz iseler, kendisine ait olmaları gereken anlak da onlara katlanmamalı ve onlarla yetinmeyi istememelidir. Eğer kendilerinde şeylerin belirlenimleri olamıyorlarsa, kendisine en azından bir kendinde şeyin değeri bağışlanması gereken anlağın belirlenimleri olmaları da daha az olanaksız değildir. Sonlu ve sonsuz belirlenimleri aynı çatışmanın içindedirler — ister zaman ve uzaya, evrene uygulansınlar, isterse anlağın içersindeki belirlenimler olsunlar; tıpkı siyah ve beyazın birbirleri ile ister bir tuval üzerinde isterse palet üzerinde birleştirilmiş olsunlar bir gri vermeleri gibi. Eğer evren tasarımımız sonsuz ve sonlu belirlenimlerinin onun üzerine aktarılması ile çözülüyorsa, her ikisini de kendi içinde kapsayan anlığın kendisi kendi içinde kendi ile çelişen birşey, kendi kendini çözen birşeydir. — Bir ayrım oluşturabilecek olan şey üzerine uygulandıkları ya da içinde bulundukları gerecin ya da nesnenin yapısı değildir; çünkü nesne ancak o belirlenimler yoluyla ve onlara göre çelişkiyi kendisinde taşır. Die Kritik der Formen des Verstandes hat das angeführte Resultat gehabt, daß diese Formen keine Anwendung auf die Dinge an sich haben. — Dies kann keinen anderen Sinn haben, als daß diese Formen an ihnen selbst etwas Unwahres sind. Allein indem sie für die sujektive Vernunft und für die Erfahrung als geltend gelassen werden, so hat die Kritik keine Änderung an ihnen selbst bewirkt, sondern läßt sie für das Subjekt in derselben Gestalt, wie sie sonst für das Objekt galten. Wenn sie aber ungenügend für das Ding an sich sind, so müßte der Verstand, dem sie angehören sollen, noch weniger dieselben sich gefallen lassen und damit vorlieb nehmen wollen. Wenn sie nicht Bestimmungen des Dinges an sich sein können, so können sie noch weniger Bestimmungen des Verstandes sein, dem wenigstens die Würde eines Dings an sich zugestanden werden sollte. Die Bestimmungen des Endlichen und Unendlichen sind in demselben Widerstreit, es sei, daß sie auf Zeit und Raum, auf die Welt angewendet werden oder daß sie Bestimmungen innerhalb des Geistes seien, — so gut als schwarz und weiß ein Grau geben, ob sie an einer Wand oder aber noch auf der Palette miteinander vereinigt werden. Wenn unsere Weltvorstellung sich auflöst, indem die Bestimmungen des Unendlichen und Endlichen auf sie übertragen werden, so ist noch mehr der Geist selbst, welcher sie beide in sich enthält, ein in sich selbst Widersprechendes, ein sich Auflösendes. — Es ist nicht die Beschaffenheit des Stoffes oder Gegenstandes, worauf sie angewendet würden oder in dem sie sich befänden, was einen Unterschied ausmachen kann; denn der Gegenstand hat nur durch und nach jenen Bestimmungen den Widerspruch an ihm.

@Kant Kavramları Çıkarsamamış Ama Havadan Kapmıştır.
O eleştiri öyleyse nesnel düşünce biçimlerini yalnızca şeyden uzaklaştırmış, ama öznede onları nasıl bulmuşsa öyle bırakmıştır. Başka bir deyişle, bu biçimleri kendilerinde ve kendileri için, ya da kendilerine özgü içeriklerine göre irdelememiş, ama yalnızca lemmatik olarak doğrudan doğruya öznel mantıktan almıştır; öyle ki onların kendilerinde bir çıkarsanmaları ya da giderek öznel-mantıksal biçimler olarak bir çıkarsanmaları söz konusu edilmemiştir — eytişimsel irdelemeleri bütünüyle bir yana.

Jene Kritik hat also die Formen des objektiven Denkens nur vom Ding entfernt, aber sie im Subjekt gelassen, wie sie sie vorgefunden. Sie hat dabei nämlich diese Formen nicht an und für sich selbst, nach ihrem eigentümlichen Inhalt betrachtet, sondern sie lemmatisch aus der subjektiven Logik geradezu aufgenommen; so daß [nicht] von einer Ableitung ihrer an ihnen selbst oder auch einer Ableitung derselben als subjektiv-logischer Formen, noch weniger aber von der dialektischen Betrachtung derselben die Rede war.

@Alman İdealistleri Kant’ın Felsefesi İle Ne Yaptılar?
Aşkınsal idealizmin daha tutarlı olarak ileri götürülmesi eleştirel felsefenin kalıt bıraktığı kendinde-şey hayaletinin, tüm içerikten ayrılmış bu soyut gölgenin hiçliğini görmüş ve onu bütünüyle yoketmeyi amaçlamıştır. Bu felsefe Usun belirlenimlerini kendi içinden sergilemesine izin veren bir başlangıcı da yapmıştır. Ama bu girişimin yola çıkışındaki öznellik tamamlamasına izin vermemiştir. Daha sonra bu öznel tutumdan ve onunla birlikte o başlangıç ve arı bilimin geliştirilmesinden vazgeçilmiştir.

Der konsequenter durchgeführte transzendentale Idealismus hat die Nichtigkeit des von der kritischen Philosophie noch übriggelassenen Gespensts des Dings-an-sich, dieses abstrakten, von allem Inhalt abgeschiedenen Schattens erkannt und den Zweck gehabt, ihn vollends zu zerstören. Auch machte diese Philosophie den Anfang, die Vernunft aus sich selbst ihre Bestimmungen darstellen zu lassen. Aber die subjektive Haltung dieses Versuchs ließ ihn nicht zur Vollendung kommen. Fernerhin ist diese Haltung und mit ihr auch jener Anfang und die Ausbildung der reinen Wissenschaft aufgegeben worden.

@Mantık Ve Metafizik.
Ama genellikle mantık olarak anlaşılan şey metafiziksel imleme hiçbir gönderme olmaksızın irdelenir.* Bu bilimin henüz içinde bulunduğu durumuyla hiç kuşkusuz sıradan bilinçte olgusallık olarak ve gerçek bir nesne olarak geçerli olacak türde bir içeriği yoktur. Ama bu yüzden içerikli bir gerçeklikten yoksun biçimsel bir bilim değildir. Gerçeklik alanı hiç kuşkusuz mantıkta eksik olan o özdeksel gereçte aranmayacaktır — üstelik bu bilimin doyumsuzluğu genellikle bu eksikliğe yüklense bile. Tersine, mantıksal biçimlerin içeriksizlikleri yalnızca onları irdeleme ve ele alma tarzında yatar. Katı belirlenimler olarak birbiri dışına düştükleri ve örgensel bir birlikte birarada tutulmadıkları zaman, bunlar ölü biçimlerdir ve onlara özünlü ve onların dirimli somut birliği olan tinden yoksundurlar. Ama böylelikle sağlam içerikten, kendinde tözsel değer [Gehalt] olacak bir özdekten yoksundurlar. Mantıksal Biçimlerde eksik olan İçerik bu soyut belirlenimlerin sağlam bir temelinden ve bir somutlaşmalarından başka birşey değildir; ve onlar için böyle tözsel bir öz genellikle dışarıda aranır. Ama mantıksal Usun kendisi tözsel ya da olgusal olandır, tüm soyut belirlenimleri kendi içinde birarada tutar ve onların sağlam, saltık-somut birlikleridir. Öyleyse genellikle bir özdek adı verilen şeyi armak gereksizdir; eğer mantığın tözsel bir içerikten yoksun olması gerekiyorsa, bu onun nesnesinin değil ama yalnızca onu anlayış tarzının suçudur.

Bu gözlem bundan sonra mantığın irdeleneceği bakış açısının, bu bakış açısının bu bilimi irdelemenin önceki yollarından ne ölçüde ayrıldığının, ve mantığın gelecekte her zaman üzerine kurulacağı biricik gerçek duruş noktasının bir bildirimine götürür.*

*[Düşüncenin bilimi ve ‘metafizik’ kavramı arasındaki ilişki anlağın çözüme bağlayamayacağı türdendir. Anlak Hegel’in biraz yukarıda sözünü ettiği gibi çözümsüz olarak kabul ettiği çelişkiler karşısında duyulara yönelir, ve ‘şey,’ ‘nesne,’ ‘olgu,’ ‘özdeksel içerik’ dediği şeyde düşüncenin ona sağlayamadığı o pekinliğin kaynağını bulduğunu sanır. Tüm görgücülüğün pekinliği bu sanıya dayanır. Bu ‘sağlam’ zemin aynı zamanda ‘fiziksel’ sözcüğü ile de anlatılabilir ki sözcük kökensel olarak ‘doğa’ anlamına gelir. Ama anlak sözcüğe yine duyusal bir imlem yükler ve bir ‘öte yan’ ve ‘bu yan’ ayrımı yaratarak ‘bu’ yan dediği ‘duyusallığı’ düşüncenin öte yanına, şeyin-ötesine, meta-fiziğe yeğler. Böylece ‘metafizik’ anlatımı duyusal bilincin terminolojisinde bütünüyle olumsuz, güvenilmez, giderek sakıncalı ve tehlikeli olanla bir görülür ve sonunda özdekçilik kendi ilkesinin saltık karşıtı olarak gördüğü düşünceye karşı usdışı bir histeriye ulaşır. Kant sürekli olarak düşüncenin karşısına sezgiyi, duyumu, nesneyi, duyusal varlığı çıkarır ve güçsüz, zayıf, sınırlı bulduğu şeyin kendisi yoluyla, ‘yargı’ ya da ‘değerlendirme’ ya da ‘karar verme’ yetisi ile oyunu duyulurdan yana kullanır, düşünceye yönelik kuşkusunda düşüncenin kendisine dayandığını göremez. Böylesine sonsuz bir usdışı, böylesine ölçüsüz bir vurdumduymazlık ve kavrayışsızlık gerçekte baştan sona özenç dolu kafa yapılarında, düşünmeyi bile bile çarpıtan tartışmacılık tutumlarında, değil felsefenin doğal ussallığın bile sonsuz ölçüde uzağında olan bilinçte görülür. Avrupa’da felsefeciliği bir tür düşünce gangsterliğine karşın yaşatmış ve geliştirmiş olan düşünürler hiç kuşkusuz antik çağın özgüvenli felsefi tinine gıpta ile bakmada, düşünceye gerçek saygıyı göstermeyi bilen bir ekinsel ortamda yaşamanın nasıl birşey olabileceğini düşlemede haklıydılar. Bu paradoks gerçekte Kant’ın David Hume ile paylaştığı ya da ondan öğrendiğini söylediği budalalıktır, ve görgücülüğün ya da ‘aşkınsal felsefenin’ tüm değeri bu saçmalık üzerine dayanır. Felsefe böyle bir saçmalıkta hiçbir karşıt, hiçbir karşısav, genel olarak felsefenin kendisi ile ilgili hiçbirşey bulamaz. Tersine, görgücülük yalnızca doğal bilince yerleşen ve orada gerçekliği sonsuza dek bulanıklaştıran bir mantık, daha doğrusu mantıksızlıktır. — A.Y.]
Ganz ohne Rücksicht auf metaphysische Bedeutung aber wird dasjenige betrachtet, was gemeinhin unter Logik verstanden wird. Diese Wissenschaft, in dem Zustande, worin sie sich noch befindet, hat freilich keinen Inhalt der Art, wie er als Realität und als eine wahrhafte Sache in dem gewöhnlichen Bewußtsein gilt. Aber sie ist nicht aus diesem Grunde eine formelle, inhaltsvoller Wahrheit entbehrende Wissenschaft. In jenem Stoffe, der in ihr vermißt [wird], welchem Mangel das Unbefriedigende derselben zugeschrieben zu werden pflegt, ist ohnehin das Gebiet der Wahrheit nicht zu suchen. Sondern das Gehaltlose der logischen Formen liegt vielmehr allein in der Art, sie zu betrachten und zu behandeln. Indem sie als feste Bestimmungen auseinanderfallen und nicht in organischer Einheit zusammengehalten werden, sind sie tote Formen und haben den Geist in ihnen nicht wohnen, der ihre lebendige konkrete Einheit ist. Damit aber entbehren sie des gediegenen Inhalts, — einer Materie, welche Gehalt an sich selbst wäre. Der Inhalt, der an den logischen Formen vermißt wird, ist nichts anderes als eine feste Grundlage und Konkretion dieser abstrakten Bestimmungen; und ein solches substantielles Wesen pflegt für sie außen gesucht zu werden. Aber die logische Vernunft selbst ist das Substantielle oder Reelle, das alle abstrakten Bestimmungen in sich zusammenhält und ihre gediegene, absolut-konkrete Einheit ist. Nach dem also, was eine Materie genannt zu werden pflegt, brauchte nicht weit gesucht zu werden; es ist nicht Schuld des Gegenstandes der Logik, wenn sie gehaltlos sein soll, sondern allein der Art, wie derselbe gefaßt wird. Diese Reflexion führt näher auf die Angabe des Standpunkts, nach welchem die Logik zu betrachten ist, inwiefern er sich von der bisherigen Behandlungsweise dieser Wissenschaft unterscheidet und der allein wahrhafte Standpunkt ist, auf den sie in Zukunft für immer zu stellen ist.

@Tinin Görüngübilimi: Bilincin Karşıtlığının Çözülmesine Götüren Süreç.
Tinin Görüngübilimi’nde bilinci kendisinin ve nesnesinin ilk dolaysız karşıtlığından saltık bilme noktasına dek ileriye deviminde betimlemiştim. Bu yol bilincin nesne ile ilişkisinin tüm biçimlerinin içerisinden geçer ve Bilim Kavramını sonucu olarak alır. Bu kavram öyleyse (mantığın kendisinin içersinde ortaya çıkmasından ayrı olarak) burada hiçbir aklanmaya gereksinmez, çünkü aklanmasını o çalışmada kazanmıştır; ve tüm şekilleri gerçeklikleri olarak bu kavrama çözülen bilinç yoluyla bu üretilişinden başka hiçbir aklanmaya yetenekli değildir. Bilim Kavramının sıradan uslamlama yoluyla temellendirilmesi ya da durulaştırılması en çoğundan Kavramın tasarımın önüne getirilmesine ve onunla tarihsel bir tanışıklığın ortaya çıkmasına izin verir; ama Bilimin, ya da daha tam olarak Mantığın bir tanımı tanıtlanmasını yalnızca üretilişinin o zorunluğunda bulur. Herhangi bir bilimin kendisi ile saltık başlangıç yaptığı bir tanım bilimin konusu ve amacı altında onaylanmış ve tanınmış olarak tasarımlananın belirli ve doğru anlatımından başka hiçbirşeyi kapsayamaz. Şunun altında tam olarak bunun tasarımlanması gerektiği salt sözel bir inancadır ki, onun açısından ancak şu ya da bu tanıdık şeylere başvurulabilir ya da aslında yalnızca şunun ya da bunun tanıdık olarak kabul edilmesi gibi bir dilek öne sürülebilir. Ve her zaman şurada biri, orada bir başkası bir durumu ve örneği ortaya sürecektir ki, buna göre şu ya da bu anlatımda daha da çoğu ve daha başkası anlaşılacak ve dolayısıyla tanımına daha tam ya da daha genel bir belirlenim kabul edilerek bilim de ona göre düzenlenecektir. — Bununla da bitmez ve neyin ve hangi sınırlar ve alan içerisine kabul edilmesi ya da dışarıda bırakılması gerektiği konusunda uslamlamalar getirilir; ama uslamlamanın kendisi ölçüsüz bir çokluk ve ölçüsüz bir türülülük gösteren öyle görüşlere ve sanılara açıktır ki, en sonunda bunlar üzerine sağlam bir kararı ancak özenç verebilir. Bilime tanımları ile başlayan bu yöntemde konusunun ve dolayısıyla bilimin kendisinin zorunluğunu gösterme gibi bir gereksinimden hiç söz edilmez.

In der Phänomenologie des Geistes habe ich das Bewußtsein in seiner Fortbewegung von dem ersten unmittelbaren Gegensatz seiner und des Gegenstandes bis zum absoluten Wissen dargestellt. Dieser Weg geht durch alle Formen des Verhältnisses des Bewußtseins zum Objekte durch und hat den Begriff der Wissenschaft zu seinem Resultate. Dieser Begriff bedarf also (abgesehen davon, daß er innerhalb der Logik selbst hervorgeht) hier keiner Rechtfertigung, weil er sie daselbst erhalten hat; und er ist keiner anderen Rechtfertigung fähig als nur dieser Hervorbringung desselben durch das Bewußtsein, dem sich seine eigenen Gestalten alle in denselben als in die Wahrheit auflösen. — Eine räsonierende Begründung oder Erläuterung des Begriffs der Wissenschaft kann zum höchsten dies leisten, daß er vor die Vorstellung gebracht und eine historische Kenntnis davon bewirkt werde; aber eine Definition der Wissenschaft oder näher der Logik hat ihren Beweis allein in jener Notwendigkeit ihres Hervorgangs. Eine Definition, mit der irgendeine Wissenschaft den absoluten Anfang macht, kann nichts anderes enthalten als den bestimmten, regelrechten Ausdruck von demjenigen, was man sich zugegebener- und bekanntermaßen unter dem Gegenstande und Zweck der Wissenschaft vorstellt. Daß man sich gerade dies darunter vorstelle, ist eine historische Versicherung, in Ansehung derer man sich allein auf dieses und jenes Anerkannte berufen oder eigentlich nur bittweise beibringen kann, daß man dies und jenes als anerkannt gelten lassen möge. Es hört gar nicht auf, daß der eine daher, der andere dorther einen Fall und Instanz beibringt, nach der auch noch etwas mehr und anderes bei diesem und jenem Ausdrucke zu verstehen, in dessen Definition also noch eine nähere oder allgemeinere Bestimmung aufzunehmen und danach auch die Wissenschaft einzurichten sei. — Es kommt dabei ferner auf Räsonnement an, was alles und bis zu welcher Grenze und Umfang es hereingezogen oder ausgeschlossen werden müsse; dem Räsonnement selbst aber steht das mannigfaltigste und verschiedenartigste Dafürhalten offen, worüber am Ende allein die Willkür eine feste Bestimmung abschließen kann. Bei diesem Verfahren, die Wissenschaft mit ihrer Definition anzufangen, wird von dem Bedürfnis nicht die Rede, daß die Notwendigheit ihres Gegenstandes und damit ihrer selbst aufgezeigt würde.

@Mantık Biliminin Varsayımı Olarak Tinin Görüngübilimi.
Buna göre arı bilimin kavramı ve bunun çıkarsanması Tinin Görüngübilimi’nin onun çıkarsamasından başka birşey olmaması ölçüsünde bu çalışmada varsayılır. Saltık bilme tüm bilinç kiplerinin gerçekliğidir, çünkü Görüngübilim’in o gidişinin ortaya çıkardığı gibi, yalnızca saltık bilmede nesnenin öz-pekinlikten ayrılışı tam olarak çözülmüştür ve gerçeklik bu pekinlik ile eşitlenirken bu pekinlik de gerçeklik ile eşitlenmiştir.

Der Begriff der reinen Wissenschaft und seine Deduktion wird in gegenwärtiger Abhandlung also insofern vorausgesetzt, als die Phänomenologie des Geistes nichts anderes als die Deduktion desselben ist. Das absolute Wissen ist die Wahrheit aller Weisen des Bewußtseins, weil, wie jener Gang desselben es hervorbrachte, nur in dem absoluten Wissen die Trennung des Gegenstandes von der Gewißheit seiner selbst vollkommen sich aufgelöst hat und die Wahrheit dieser Gewißheit sowie diese Gewißheit der Wahrheit gleich geworden ist.

@Bilinç Düzlemindeki Karşıtlığının Ortadan Kalkışı.
Arı bilim böylelikle bilincin karşıtlığından kurtuluşu öngerektirir. Kendinde o denli de Nesne olduğu ölçüde Düşünceyi, ya da kendinde o denli de arı Düşünce olduğu ölçüde Nesneyi kapsar. Bilim olarak Gerçeklik kendini açındıran arı özbilinçtir ve ‘Kendi’nin şeklini taşır, öyle ki kendinde ve kendi için varolan [yalnızca] bilinçli Kavramdır ve genel olarak Kavram ise kendinde ve kendi için varolandır.* @Bilimin İçeriği Nesnel Düşünmedir.@Biçim, İçerik, Özdek, Ve Gerçek Bilgi.

O zaman bu nesnel düşünme arı bilimin içeriğidir. Buna göre biçimsel olmaktan, edimsel ve gerçek bir bilgi için özdeğe gereksinmekten öylesine uzaktır ki, ancak onun içeriği saltık gerçek olandır, ya da gene de özdek sözcüğü kullanılmak istenirse, gerçek özdektir —, ama bir özdek ki biçim ona dışsal değildir, çünkü bu özdek dahaçok arı düşünce ve böylelikle saltık biçimin kendisidir. Mantık böylece arı Usun dizgesi olarak, arı Düşüncenin ülkesi olarak anlaşılmalıdır. Bu ülke örtüsüzce kendinde ve kendi için olduğu gibi Gerçekliktir. Bu nedenle bu içerik doğanın ve sonlu bir anlığın yaratılmasından önce kendi bengi özü içinde olduğu gibi Tanrının betimlenişidir.*

*[‘Kendi’nin şekli ‘us’un, ‘insan usu’nun şeklidir, ve burada genelde kavramsal bütünlük olarak us yerine ‘kendi’nin vurgulanması bilincin ‘öznelliğinin,’ salt insana özgü olmasıyla olguya yabancı olduğu sanılan ‘düşüncelerin’ tüm evrenin kuramsal biçimi ile tözsel birliğini ya da özdeşliğini göstermeyi amaçlar. Gerçekte bilinç dünyada, evrende kendi tözünden, ussal kategorilerinden başka birşeyle karşı karşıya değildir.

Bu özdeşliğin bilinçsizliği bütünüyle mantıksal olarak varoluşun anlamsızlığına, bir tür yabancılaşma duygusuna götüren şeydir. Pozitivizmin bu özdeşliği göremeyerek, ya da ayrımı doğrulayarak gene de nihilist ‘varoluşçu’ bilincin vargılarından kaçmasına pozitivizmin trajik yanı denebilir, çünkü nihilizm yalnızca pozitivizmde gizli olan nihilist vargının çıkarsanmasıdır. Varoluşçuluk bu özdeşliğin, bilinmeyen yabancı bir evrene atılmışlığın acıyla kabullenilişidir, sonlu bilincin soylu bir başkaldırısıdır. Böyle pozitif olmayan sorunlara duyarsız kalan pozitivist-analitik mantığın vargılarını çıkarsayan Russell insan varoluşunu termodinamiğin ikinci yasası ile ilişkilendirir, ve entropi artışının insan yaşamını en sonunda boşa çıkaracağını söyler. Bilgi ile arasındaki uçurumu aşamayan insan varoluşunun anlamsız olduğunu düşünebilmek için hiç kuşkusuz fizik kitabına bakmak ve ondan eskatolojik vargılar çıkarsamak gereksizdir. Varolşuçuluk bu pozitivizmin kendisini Tanrının ölümü olarak görür. — A.Y.]

Die reine Wissenschaft setzt somit die Befreiung von dem Gegensatze des Bewußtseins voraus. Sie enthält den Gedanken, insofern er ebensosehr die Sache an sich selbst ist, oder die Sache an sich selbst, insofern sie ebensosehr der reine Gedanke ist. Als Wissenschaft ist die Wahrheit das reine sich entwickelnde Selbstbewußtsein und hat die Gestalt des Selbsts, daß das an und für sich Seiende gewußter Begriff, der Begriff als solcher aber das an und für sich Seiende ist. Dieses objektive Denken ist denn der Inhalt der reinen Wissenschaft. Sie ist daher so wenig formell, sie entbehrt so wenig der Materie zu einer wirklichen und wahren Erkenntnis, daß ihr Inhalt vielmehr allein das absolute Wahre oder, wenn man sich noch des Worts Materie bedienen wollte, die wahrhafte Materie ist — eine Materie aber, der die Form nicht ein Äußerliches ist, da diese Materie vielmehr der reine Gedanke, somit die absolute Form selbst ist. Die Logik ist sonach als das System der reinen Vernunft, als das Reich des reinen Gedankens zu fassen. Dieses Reich ist die Wahrheit, wie sie ohne Hülle an und für sich selbst ist. Man kann sich deswegen ausdrücken, daß dieser Inhalt die Darstellung Gottes ist, wie er in seinem ewigen Wesen vor der Erschaffung der Natur und eines endlichen Geistes ist.

@Anaxagoras: Nous, Düşünce Evrenin İlkesidir.
Anaxagoras Nous, düşünce evrenin ilkesidir, evrenin özü düşünce olarak belirlenecektir düşüncesini ilk bildiren olarak övülür. Böylelikle evrenin anlıksal bir görüşü için temeli atmıştır ki, bu görüşün arı şekli Mantık olmalıdır. Mantıkta düşünmenin dışında kendi başına temelde yatan birşey ile ilgilenmeyiz, ne de yalnızca gerçekliğin ayırmaçlarını vermeleri gereken biçimler ile ilgileniriz; tersine, düşünmenin zorunlu biçimleri ve kendi öz belirlenimleri içerik ve en yüksek gerçekliğin kendisidir.

Anaxagoras wird als derjenige gepriesen, der zuerst den Gedanken ausgesprochen habe, daß der Nus, der Gedanke, das Prinzip der Welt, daß das Wesen der Welt als der Gedanke zu bestimmen ist. Er hat damit den Grund zu einer Intellektualansicht des Universums gelegt, deren reine Gestalt die Logik sein muß. Es ist in ihr nicht um ein Denken über etwas, das für sich außer dem Denken zugrunde läge, zu tun, um Formen, welche bloße Merkmale der Wahrheit abgeben sollten; sondern die notwendigen Formen und eigenen Bestimmungen des Denkens sind der Inhalt und die höchste Wahrheit selbst.

@Gerçeklik Ve Elle Tutulabilirlik.
Bunun hiç olmazsa bir tasarımını elde etmek için gerçekliğin elle tutulabilir birşey olduğu sanısı bir yana bırakılmalıdır.* @Platonik İdealar Ve ‘Dokunulabilirlik’ (Duyusallık). Böyle bir dokunulabilirlik örneğin giderek Tanrının düşüncesinde olan Platonik İdealara bile yüklenmiştir, sanki varolan, ama bir başka evrende ya da bölgede olan şeylermiş gibi; ve sanki edimsellik dünyası o bölgenin dışında bulunuyormuş ve o İdealardan ayrı ve ancak bu ayrılık yoluyla olgusal tözsellik taşıyormuş gibi. Platonik İdea evrenselden, ya da daha belirli olarak, nesnenin Kavramından başka birşey değildir; birşey yalnızca Kavramında edimsellik taşır; Kavramından ayrı olduğu düzeye dek edimsel olmaya son verir ve bir hiçliktir; elle tutulurluk ve duyusal kendi-dışındalık yanı bu hiçlik yanına aittir. @Doğal Bilinçte Bile Duyulurüstü Gerçeklik/Varlık/Nesnellik Doğrulanır Mı?. — Ama öte yandan kişi sıradan mantığa ilişkin kendi tasarımlarına başvurabilir; çünkü örneğin tanımların yalnızca bilen özneye düşen belirlenimleri değil, ama tersine nesnenin en özsel ve en iç doğasını oluşturan belirlenimlerini kapsadığı kabul edilebilir. Ya da eğer verili belirlenimlerden başkaları çıkarsanacaksa, çıkarsananın nesneye dışsal ve yabancı birşey olduğu değil, ama tersine onun kendisine ait olduğu, bu düşünmeye bir varlığın karşılık düştüğü varsayılır.

— Genel olarak kavram, yargı, tasım, tanım, bölme vb. biçimlerinin kullanımında onların yalnızca özbilinçli düşünmenin değil, ama nesnel anlağın da biçimleri oldukları imlenir. @Bilinç Ve Us Ayrımı: Bilinç Hiç Kuşkusuz Özneldir; Ama Öznel Ussallık O Denli De Nesneldir. — Düşünme onda kapsanan belirlenimi öncelikle bilince yükleyen bir anlatımdır. Ama, Anlak, us nesnel dünyadadır, ve Anlığın ve doğanın evrensel yasaları vardır ki yaşamları ve başkalaşımları kendilerini onlara uydururlar dendiği ölçüde, düşünce-belirlenimlerinin o denli de nesnel değer ve varoluşları olduğu kabul edilmiş olur.

*[Görgücülük gerçekliğin duyusal olduğunda diretir, ve duyusallık hiç kuşkusuz duyu örgenleri ile ilişkilidir. Görmenin tat ya da dokunma duyusundan ayrımı bu tutumu bildiren yargının özü açısından ilgisizdir. İnsan beyni değil ama dokunma ya da tat duyusu pekinliğin ve gerçekliğin güvencesidir diyen hiç kuşkusuz beyindir, ama görgücü beyindir. — A.Y.]
Um dies in die Vorstellung wenigstens aufzunehmen, ist die Meinung auf die Seite zu legen, als ob die Wahrheit etwas Handgreifliches sein müsse. Solche Handgreiflichkeit wird zum Beispiel selbst noch in die Platonischen Ideen, die in dem Denken Gottes sind, hineingetragen, als ob sie gleichsam existierende Dinge, aber in einer anderen Welt oder Region seien, außerhalb welcher die Welt der Wirklichkeit sich befinde und eine von jenen Ideen verschiedene, erst durch diese Verschiedenheit reale Substantialität habe. Die Platonische Idee ist nichts anderes als das Allgemeine oder bestimmter der Begriff des Gegenstandes; nur in seinem Begriffe hat etwas Wirklichkeit; insofern es von seinem Begriffe verschieden ist, hört es auf, wirklich zu sein, und ist ein Nichtiges; die Seite der Handgreiflichkeit und des sinnlichen Außersichseins gehört dieser nichtigen Seite an. — Von der andern Seite aber kann man sich auf die eigenen Vorstellungen der gewöhnlichen Logik berufen; es wird nämlich angenommen, daß z. B. Definitionen nicht Bestimmungen enthalten, die nur ins erkennende Subjekt fallen, sondern die Bestimmungen des Gegenstandes, welche seine wesentlichste eigenste Natur ausmachen. Oder wenn von gegebenen Bestimmungen auf andere geschlossen wird, wird angenommen, daß das Erschlossene nicht ein dem Gegenstande Äußerliches und Fremdes sei, sondern daß es ihm vielmehr selbst zukomme, daß diesem Denken das Sein entspreche.

— Es liegt überhaupt bei dem Gebrauche der Formen des Begriffs, Urteils, Schlusses, Definition, Division usf. zugrunde, daß sie nicht bloß Formen des selbstbewußten Denkens sind, sondern auch des gegenständlichen Verstandes. — Denken ist ein Ausdruck, der die in ihm enthaltene Bestimmung vorzugsweise dem Bewußtsein beilegt . Aber insofern gesagt wird, daß Verstand, daß Vernunft in der gegenständlichen Welt ist, daß der Geist und die Natur allgemeine Gesetze habe, nach welchen ihr Leben und ihre Veränderungen sich machen, so wird zugegeben, daß die Denkbestimmungen ebensosehr objektiven Wert und Existenz haben.

@Fichte’de De Bilincin Karşıtlığı Yenilemez.
Eleştirel felsefe hiç kuşkusuz daha şimdiden metafiziği Mantığa çevirmişti, ama, daha önce anımsatıldığı gibi, o da sonraki idealizm gibi nesnenin önünde ürküp mantıksal belirlenimlere özsel olarak öznel bir imlem verdi; böylelikle bu felsefeler aynı zamanda kendisinden kaçtıkları nesne ile yüklü kaldılar, ve geride bir kendinde-şey, bir sonsuz durdurma onlar için bir öte yan olarak kaldı. Ama bilincin karşıtlığından kurtuluş — ki bilim bunu varsayabilmelidir — düşünce-belirlenimlerini bu ürkütücü, tamamlanmamış duruş noktasının üstüne yükseltir ve onların kendilerinde ve kendileri için oldukları gibi, böyle bir kısıtlama ve gönderme olmaksızın mantıksalın ya da arı-ussallığın kendisi olarak irdelenmelerini ister.

Die kritische Philosophie machte zwar bereits die Metaphysik zur Logik, aber sie wie der spätere Idealismus gab, wie vorhin erinnert worden, aus Angst vor dem Objekt den logischen Bestimmungen eine wesentliche subjektive Bedeutung; dadurch blieben sie zugleich mit dem Objekte, das sie flohen, behaftet, und ein Ding-an-sich, ein unendlicher Anstoß, blieb als ein Jenseits an ihnen übrig. Aber die Befreiung von dem Gegensatze des Bewußtseins, welche die Wissenschaft muß voraussetzen können, erhebt die Denkbestimmungen über diesen ängstlichen, unvollendeten Standpunkt und fordert die Betrachtung derselben, wie sie an und für sich, ohne eine solche Beschränkung und Rücksicht, das Logische, das Rein-Vernünftige sind.

@Aristoteles’in Organon’undan Sonra Mantık Bilimi’nin Yeniden Yazılmasının Gerekçesi.
Kant bunun dışında mantığa, eş deyişle sıradan anlamda mantık denilen bir belirlenimler ve önermeler toplağına başka bilimlerden çok erken bir dönemde tamamanmış olma talihini yükler; @#Aristoteles’ten Bu Yana Mantık Bilimi Hiç İlerlemiş Midir?. Aristoteles’ten bu yana geriye doğru hiçbir adım atmamış, ama ileriye doğru da hiçbir adım atmamıştır —, ikincisi, çünkü tüm görünüşe karşın bitmiş ve tamamlanmış görünür. — Eğer mantık Aristoteles’ten bu yana hiçbir değişime uğramamışsa — ve gerçekte modern mantık ders kitapları irdelendiğinde değişimler çoğu kez atlamalardan oluşur —, o zaman çıkarılacak vargı hiç kuşkusuz özellikle bütünsel bir yeniden-toparlama [Umarbeitung] gereksiniminde olduğudur; çünkü tinin iki bin yıl süren çabaları onun için düşüncesi üzerine ve kendi içindeki arı özselliği üzerine daha yüksek bir bilinç üretmiş olmalıdır. @#Aristoteles’in ‘Organon’undan Sonra Hegel’in ‘Mantık Bilimi’nin Gerekçesi. Kılgısal ve dinsel dünyaların tininin, ve olgusal ve ideal bilincin her türünde bilimin tininin yükseldiği şekillerin mantığın şekli ile, tinin kendi arı özü üzerine bilincinin şekli ile karşılaştırması öylesine büyük bir ayrımı ele verir ki, bu sonuncu bilincin birincilerde erişilen yüksekliklere baştan sona uygunsuz düştüğü ve ona yaraşmadığı en yüzeysel irdelemenin bile gözünden kaçamaz.

Kant preist sonst die Logik, nämlich das Aggregat von Bestimmungen und Sätzen, das im gewöhnlichen Sinne Logik heißt, darüber glücklich, daß ihr vor anderen Wissenschaften eine so frühe Vollendung zuteil geworden sei; seit Aristoteles habe sie keinen Rückschritt getan, aber auch keinen Schritt vorwärts, das letztere deswegen, weil sie allem Ansehen nach geschlossen und vollendet zu sein scheine. — Wenn die Logik seit Aristoteles keine Veränderung erlitten hat — wie denn in der Tat die Veränderungen, wenn man die neueren Kompendien der Logik betrachtet, häufig mehr nur in Weglassungen bestehen —, so ist daraus eher zu folgern, daß sie um so mehr einer totalen Umarbeitung bedürfe; denn ein zweitausendjähriges Fortarbeiten des Geistes muß ihm ein höheres Bewußtsein über sein Denken und über seine reine Wesenheit in sich selbst verschafft haben. Die Vergleichung der Gestalten, zu denen sich der Geist der praktischen und der religiösen Welt und der Geist der Wissenschaft in jeder Art reellen und ideellen Bewußtseins emporgehoben hat, mit der Gestalt, in der sich die Logik, sein Bewußtsein über sein reines Wesen, befindet, zeigt einen zu großen Unterschied, als daß es nicht der oberflächlichsten Betrachtung sogleich auffallen sollte, daß dies letztere Bewußtsein den ersteren Erhebungen durchaus unangemessen und ihrer unwürdig ist.
Gerçekte Mantığın bir yeniden-şekillendirilmesi [Umgestaltung] için gereksinim çoktandır duyuluyordu. Ders kitaplarında görüldüğü gibi, mantık biçimde ve içerikte denebilir ki küçümsenmeye başlamıştır. Henüz çekiştirilmesi sürer, ama o alışıldık içeriğin ve o boş biçimlerle uğraşın bir değerinin ve yararının olduğu kanısından çok bir mantıktan bütünüyle yoksun kalınamayacağının bir duygusuyla ve önemi konusundaki bir gelenek üzerine henüz sürmekte olan alışkanlıktan ötürü. In der Tat ist das Bedürfnis einer Umgestaltung der Logik längst gefühlt worden. In der Form und im Inhalt, wie sie sich in den Lehrbüchern zeigt, ist sie, man darf sagen, in Verachtung gekommen. Sie wird noch mitgeschleppt mehr im Gefühle, daß eine Logik überhaupt nicht zu entbehren sei, und aus einer noch fortdauernden Gewohnheit an die Tradition von ihrer Wichtigkeit als aus Überzeugung, daß jener gewöhnliche Inhalt und die Beschäftigung mit jenen leeren Formen Wert und Nutzen habe.
Ona ruhbilimsel, eğitbilimsel ve giderek fizyolojik gereç yoluyla uzun bir süredir yapılan eklemeler daha sonra hemen hemen evrensel olarak bozulmalar olarak görülmüştür. Bu ruhbilimsel, eğitbilimsel, fizyolojik gözlemlerin, yasaların ve kuralların büyük bir bölümü, ister mantıkta isterse başka herhangi bir yerde ortaya çıksınlar, kendilerinde ve kendileri için oldukça sığ ve basmakalıp görünürler. Bundan başka, örneğin kişinin kitaplarda okuduklarını ya da sözel olarak duyduklarını iyice düşünmesi ve sınaması, ya da eğer iyi göremiyorsa, gözlük takarak gözlerine yardımcı olması gerektiği gibi kurallar, ders kitapları tarafından sözde uygulamalı mantıkta ciddi olarak paragrafların arasına serpiştirilen ve gerçekliğe erişmek için yardımcı olarak ortaya sürülen böyle kurallar herkese gereksiz geliyor olmalıdır, ama ancak mantığın çok kısa ve ölü içeriğini bunun dışında herhangi bir yolda genişletmede sıkıntı çeken yazarın ya da öğretmenin dışında.3

3[İkinci yayımda çıkarılan not] Bu bilim üzerine Fries’ın yakınlarda çıkan System der Logik [Heidelberg, 1811] başlıklı çalışmasında insanbilimsel temellere geri dönülür. Temelde yatan tasarım ya da sanının hem kendinde hem de uygulamasındaki sığılığı beni bu önemsiz yayımı dikkate alma sıkıntısından bağışlıyor.
Die Erweiterungen, die ihr durch psychologisches, pädagogisches und selbst physiologisches Material eine Zeitlang gegeben wurden, sind nachher für Verunstaltungen ziemlich allgemein anerkannt worden. An und für sich muß ein großer Teil dieser psychologischen, pädagogischen, physiologischen Beobachtungen, Gesetze und Regeln, sie mochten in der Logik oder wo es sei stehen, als sehr schal und trivial erscheinen. Vollends solche Regeln als zum Beispiel, daß man dasjenige durchdenken und prüfen solle, was man in Büchern lese oder mündlich höre; daß man, wenn man nicht gut sehe, seinen Augen durch Brillen zu Hilfe zu kommen habe — Regeln, die von den Lehrbüchern in der sogenannten angewandten Logik, und zwar ernsthaft in Paragraphen abgeteilt, gegeben wurden, auf daß man zur Wahrheit gelange —, müssen jedermann als überflüssig vorkommen, nur höchstens dem Schriftsteller oder Lehrer nicht, der in Verlegenheit ist, den sonst zu kurzen und toten Inhalt der Logik durch irgend etwas auszudehnen.3

3[In B gestrichen:] Eine soeben erschienene neueste Bearbeitung dieser Wissenschaft, System der Logik von Fries, kehrt zu den anthropologischen Grundlagen zurück. Die Seichtigkeit der dabei zugrunde liegenden Vorstellung oder Meinung an und für sich und der Ausführungen überhebt mich der Mühe, irgendeine Rücksicht auf diese bedeutungslose Erscheinung zu nehmen.
Böyle içerik söz konusu olduğunda, böylesine ruhsuz [geistlos] olmasının nedeni daha önce yukarıda belirtilmiştir. Belirlenimleri katılıkları içinde kıpırdamaksızın geçerli sayılır ve birbirleri ile yalnızca dışsal bir bağıntı içersine getirilirler. Yargılarda ve tasımlarda işlemler başlıca belirlenimlerin nicel yanlarına indirgenir ve onlar üzerine temellendirilir; herşey dışsal bir ayrım üzerine, salt bir karşılaştırma üzerine dayanır, bütünüyle analitik bir yordama ve kavramsız bir hesaplamaya çevrilir. Sözde kural ve yasaların, özellikle tasımların türetilmesi eşitsiz uzunluktaki çubukların onları büyüklüklerine göre yeniden sıralamak ve kümelendirmek için karıştırılmasından çok daha iyi değildir — tıpkı çocukların renkli bir yapbozun birbirlerine uyan parçalarını biraraya getirme oyunlarında olduğu gibi. — Buna göre bu düşünme haklı olarak sayma ile ve sayma ise yine bu düşünme ile eşitlenmiştir. Aritmetikte sayılar kavramsız birşey olarak kabul edilirler ki eşitlik ya da eşitsizliklerinin, e.d. bütünüyle dışsal olan ilişkilerinin dışında hiçbir anlamları yoktur ve ne kendilerinde ne de bağıntılarında birer düşüncedirler. Dörtte üç üçte iki ile çarpıldığında sonucun yarım ettiği düzeneksel yolda hesaplandığı zaman, bu işlem kabaca bir mantıksal betide şu ya da bu tasım türünün kabul edilebilir olup olmadığını hesaplamak denli çok ya da az düşünce kapsar.

Was solchen Inhalt betrifft, so ist schon oben der Grund angegeben worden, warum er so geistlos ist. Die Bestimmungen desselben gelten in ihrer Festigkeit unverrückt und werden nur in äußerliche Beziehung miteinander gebracht. Dadurch, daß bei den Urteilen und Schlüssen die Operationen vornehmlich auf das Quantitative der Bestimmungen zurückgeführt und gegründet werden, beruht alles auf einem äußerlichen Unterschiede, auf bloßer Vergleichung, wird ein völlig analytisches Verfahren und begriffloses Kalkulieren. Das Ableiten der sogenannten Regeln und Gesetze, des Schließens vornehmlich, ist nicht viel besser als ein Befingern von Stäbchen von ungleicher Länge, um sie nach ihrer Größe zu sortieren und zu verbinden, — als die spielende Beschäftigung der Kinder, von mannigfaltig zerschnittenen Gemälden die passenden Stücke zusammenzusuchen. — Man hat daher nicht mit Unrecht dieses Denken dem Rechnen und das Rechnen wieder diesem Denken gleichgesetzt. In der Arithmetik werden die Zahlen als das Begrifflose genommen, das außer seiner Gleichheit oder Ungleichheit, d. h. außer seinem ganz äußerlichen Verhältnisse keine Bedeutung hat, das weder an ihm selbst noch dessen Beziehung ein Gedanke ist. Wenn auf mechanische Weise ausgerechnet wird, daß drei Viertel mit zwei Dritteln multipliziert ein Halbes ausmacht, so enthält diese Operation ungefähr soviel und sowenig Gedanken als die Berechnung, ob in einer Figur diese oder jene Art des Schlusses statthaben könne.

@Yöntemler: Doğal Bilimlerde, Matematikte.
Mantığın bu ölü kemiklerinin anlık tarafından iç değer ve içerik kazanmak üzere dirileştirilebilmesi için, Yöntemi onu arı bilim yapabilecek biricik yöntem olmalıdır. İçinde bulunduğu durumda onda bilimsel yöntemin bir önsezisini tanımak bile güçtür. Kabaca bir görgül bilimin biçimini taşır. Görgül bilimler, olmaları gerektiği gibi olabilmek için, kendilerine özgü o yöntemi, gereçlerini olanaklı olduğu ölçüde tanımlama ve sınıflandırma yöntemini bulmuşlardır. Arı matematiğin de kendi yöntemi vardır ve bu onun soyut nesneleri için ve bunları irdelemede kullandığı biricik belirlenim olan nicel belirlenim için uygundur. Bu yöntem üzerine ve genel olarak matematikte yer alabilen bilimselliğin algüdümlü doğası üzerine söylenebilecek özsel noktaları Tinin Görüngübilimi’ne Önsözde belirttim;*[[ *Tinin Görüngübilimi, §§ 42ss.]] ama bu Mantığın kendisinin içersinde de daha yakından irdelenecektir. Spinoza, Wolff ve başkaları onu felsefeye de uygulama, kavramsız niceliğin dışsal ilerleyişini Kavramın ilerleyişi yapma ayartmasına kapılmışlardır, ki kendinde ve kendi için bir çelişkidir. @Bugüne Dek Felsefe Henüz Yöntemini Bulmuş Değildir. Bugüne dek felsefe henüz Yöntemini bulmuş değildir; matematiğin dizgesel yapısını kıskançlıkla gözlemiş ve — belirtildiği gibi — onu ödünç almış ya da yalnızca verili gerecin, görgül önermelerin ve düşüncelerin bir karışımı olan bilimlerin yöntemlerine başvurmuş, ya da @Tüm Yöntemin Yadsınması.giderek tüm yöntemin yadsınması gibi kaba bir yolu denemiştir. Ama felsefi bilimin gerçek Yöntemi olabilecek biricik şeyin açımlaması Mantığın kendisinin irdelenişine düşer; çünkü Yöntem Mantığın içeriğinin iç öz-deviminin biçimi üzerine bilinçtir. @Tinin Görüngübilimi Kurgul Yöntemin Bilinç Üzerinde Bir Uygulamasıdır. Tinin Görüngübilimi’nde bu Yöntemin bir örneğini daha somut bir nesne üzerinde, bilinç üzerinde ortaya koymuştum.4 Burada bilinç şekilleri vardır ki, bunlardan her biri kendi olgusallaşmasında aynı zamanda kendini çözer, sonucu olarak kendi olumsuzlanmasını alır, ve böylelikle daha yüksek bir şekle geçer. @Kurgul Yöntemin Yalın Bildirimi. Bilimsel ilerlemeyi başarabilmek için — ve bunun bütünüyle yalın içgörüsü için çabalamak özseldir —, gereken tek şey şu mantıksal ilkenin bilgisidir: Olumsuz olan o denli de olumludur ya da kendi ile çelişen kendini hiçliğe, soyut yokluğa değil, ama özsel olarak yalnızca tikel içeriğinin olumsuzlanmasına çözer, ya da böyle bir olumsuzlama tüm olumsuzlama değil, ama kendini çözen belirli olgunun olumsuzlaması ve böylelikle belirli olumsuzlamadır, öyleyse sonuç kendisinden sonuçladığını özsel olarak kapsar — ki aslında bir genelemedir, çünkü yoksa bir sonuç değil ama dolaysız birşey olurdu. Sonuçlananın, olumsuzlamanın, belirli olumsuzlama olduğu için, bir içeriği vardır. Yeni bir Kavramdır, ama öncekinden daha yüksek, daha varsıl bir Kavramdır; çünkü onun olumsuzlanması ya da karşıtı yoluyla daha varsıl olmuştur, öyleyse onu, ama ondan da çoğunu kapsar, kendisinin ve karşıtının birliğidir. Kavramlar dizgesinin kendini genel olarak bu yolda oluşturması, ve durdurulmayan, arı olan, dışardan içeriye hiçbirşey almayan sürecinde kendini tamamlaması gerekir.

Damit, daß dies tote Gebein der Logik durch den Geist zu Gehalt und Inhalt belebt werde, muß ihre Methode diejenige sein, wodurch sie allein fähig ist, reine Wissenschaft zu sein. In dem Zustande, in dem sie sich befindet, ist kaum eine Ahnung von wissenschaftlicher Methode zu erkennen. Sie hat ungefähr die Form einer Erfahrungswissenschaft. Erfahrungswissenschaften haben für das, was sie sein sollen, ihre eigentümliche Methode des Definierens und des Klassifizierens ihres Stoffes, so gut es geht, gefunden. Auch die reine Mathematik hat ihre Methode, die für ihre abstrakten Gegenstände und für die quantitative Bestimmung, in der sie sie allein betrachtet, passend ist. Ich habe über diese Methode und überhaupt das Untergeordnete der Wissenschaftlichkeit, die in der Mathematik stattfinden kann, in der Vorrede zur Phänomenologie des Geistes das Wesentliche gesagt; aber sie wird auch innerhalb der Logik selbst näher betrachtet werden. Spinoza, Wlolff und andere haben sich verführen lassen, sie auch auf die Philosophie anzuwenden und den äußerlichen Gang der begrifflosen Quantität zum Gange des Begriffes zu machen, was an und für sich widersprechend ist. Bisher hatte die Philosophie ihre Methode noch nicht gefunden; sie betrachtete mit Neid das systematische Gebäude der Mathematik und borgte sie, wie gesagt, von ihr oder behalf sich mit der Methode von Wissenschaften, die nur Vermischungen von gegebenem Stoffe, Erfahrungssätzen und Gedanken sind, — oder half sich auch mit dem rohen Wegwerfen aller Methode. Die Exposition dessen aber, was allein die wahrhafte Methode der philosophischen Wissenschaft sein kann, fällt in die Abhandlung der Logik selbst; denn die Methode ist das Bewußtsein über die Form der inneren Selbstbewegung ihres Inhalts. Ich habe in der Phänomenologie des Geistes ein Beispiel von dieser Methode an einem konkreteren Gegenstande, an dem Bewußtsein, aufgestellt.4

Es sind hier Gestalten des Bewußtseins, deren jede in ihrer Realisierung sich zugleich selbst auflöst, ihre eigene Negation zu ihrem Resultate hat — und damit in eine höhere Gestalt übergegangen ist. Das Einzige, um den wissenschaftlichen Fortgang zu gewinnen — und um dessen ganz einfache Einsicht sich wesentlich zu bemühen ist —, ist die Erkenntnis des logischen Satzes, daß das Negative ebensosehr positiv ist oder daß das sich Widersprechende sich nicht in Null, in das abstrakte Nichts auflöst, sondern wesentlich nur in die Negation seines besonderen Inhalts, oder daß eine solche Negation nicht alle Negation, sondern die Negation der bestimmten Sache, die sich auflöst, somit bestimmte Negation ist; daß also im Resultate wesentlich das enthalten ist, woraus es resultiert, — was eigentlich eine Tautologie ist, denn sonst wäre es ein Unmittelbares, nicht ein Resultat. Indem das Resultierende, die Negation, bestimmte Negation ist, hat sie einen Inhalt. Sie ist ein neuer Begriff, aber der höhere, reichere Begriff als der vorhergehende; denn sie ist um dessen Negation oder Entgegengesetztes reicher geworden, enthält ihn also, aber auch mehr als ihn, und ist die Einheit seiner und seines Entgegengesetzten. — In diesem Wege hat sich das System der Begriffe überhaupt zu bilden — und in unaufhaltsamem, reinem, von außen nichts hereinnehmendem Gange sich zu vollenden.
Bu Mantık Dizgesinde izlediğim — ya da daha doğrusu bu Dizgenin kendi içinde izlediği — Yöntemin daha büyük bir eksiksizleştirmeye, ayrıntıda daha öte geliştirilmeye açık olmadığını ileri süremem; ama aynı zamanda biliyorum ki bu biricik gerçek Yöntemdir. Bu daha şimdiden nesnesinden ve içeriğinden ayrı birşey olmadığı için kendiliğinden açıktır; — çünkü onu ileriye devindiren şey kendi içinde İçeriktir, kendisinde taşıdığı Eytişimdir. Açıktır ki bu Yöntemin sürecini izlemeyen ve onun yalın dizemine uygun olmayan hiçbir betimleme bilimsel sayılamaz, çünkü bu olgunun kendisinin sürecidir. Wie würde ich meinen können, daß nicht die Methode, die ich in diesem Systeme der Logik befolge — oder vielmehr die dies System an ihm selbst befolgt —, noch vieler Vervollkommnung, vieler Durchbildung im einzelnen fähig sei; aber ich weiß zugleich, daß sie die einzige wahrhafte ist. Dies erhellt für sich schon daraus, daß sie von ihrem Gegenstande und Inhalte nichts Unterschiedenes ist; — denn es ist der Inhalt in sich, die Dialektik, die er an ihm selbst hat, welche ihn fortbewegt. Es ist klar, daß keine Darstellungen für wissenschaftlich gelten können, welche nicht den Gang dieser Methode gehen und ihrem einfachen Rhythmus gemäß sind, denn es ist der Gang der Sache selbst.
Bu yöntem gereği anımsatabilirim ki, bu çalışmada verilen kitapların, kesimlerin ve bölümlerin ve ayrıca onlara bağlı açıklamaların bölümlenişleri ve başlıkları bir ön gözlem amacıyla verilmişlerdir ve aslında yalnızca anlatısal değer taşırlar. Bilimin içeriğine ve kütlesine ait değildirler; tersine, daha şimdiden açımlamanın bütünü üzerinden geçmiş olan ve buna göre kıpılarının sırasını bunlar olgunun kendisi tarafından ortaya koyulmadan önce bilen ve belirten dışsal düşüncenin derlemeleridirler. In Gemäßheit dieser Methode erinnere ich, daß die Einteilungen und Überschriften der Bücher, Abschnitte und Kapitel, die in dem Werke angegeben sind, sowie etwa die damit verbundenen Erklärungen, zum Behuf einer vorläufigen Übersicht gemacht und daß sie eigentlich nur von historischem Werte sind. Sie gehören nicht zum Inhalte und Körper der Wissenschaft, sondern sind Zusammenstellungen der äußeren Reflexion, welche das Ganze der Ausführung schon durchlaufen hat, daher die Folge seiner Momente vorausweiß und angibt, ehe sie noch durch die Sache selbst sich herbeiführen.

@Yöntemsiz Çalışmaların Düzensiz Düzenlemeleri Üzerine.
Başka bilimlerde de böyle ön belirlemeler ve bölümlemeler benzer olarak kendilerinde böyle dışsal bildirimlerden başka birşey değildirler; ama bilimin içersinde bile bunlar bu karakterin üstüne yükseltilmezler. Giderek Mantıkta da örneğin belki de ‘‘Mantığın iki anabölümü vardır, Öğeler Öğretisi, ve Yöntembilim’’ denebilir; sonra Öğeler Öğretisi altında doğrudan doğruya diyelim ki şu üstbaşlık gelebilir: Düşünme Yasaları; arkasından, Birinci Bölüm: Kavramlar Üzerine; Birinci Kesim: Kavramların Duruluğu Üzerine vb.* Bu herhangi bir çıkarsama ya da aklama olmaksızın getirilen belirlenimler ve bölümlemeler bilimsel çerçeveyi ve böyle bilimlerin bütün bağlantısını oluştururlar. Böyle bir mantık Kavramların ve Gerçekliklerin ilkelerden çıkarsanması gerektiği üzerine konuşmayı bir ödev sayar; ama Yöntem dediği şey durumunda, bir çıkarsama düşüneceği en son şeydir. Düzenleme belki de türdeşleri birarada kümelenmekten, daha yalın olanı bileşiğin önüne almaktan ve başka dışsal noktalardan oluşur. Ama bir iç ve zorunlu bağlam söz konusu olduğunda, bölüm başlıklarını vermek yeterli görülür, ve geçişler yalnızca şöyle yapılır: Şimdi İkinci Bölüm başlıyor, ya da: Şimdi Yargılara geliyoruz, vb.

*[Hegel sürekli olarak Kant’ın doğal bilinç üzerinde yarattığı kuşkucu saygınlığı ve hayranlığın baskıcı, durdurucu, en sonunda insanı küçük düşürücü etkisini yatıştırabilmek için çabalar. ‘Arı Usun Eleştirisi’nin örgütlenişi bile Kant’ın çalışmasının bütünüyle ilgisiz bir derleme olduğunu gösterir, ve aslında Kant’ın kendisi ‘B’ yayımında bir ‘İçindekiler Tablosu’ vermeye bile gerek görmemiştir (yayımcıların ‘eklediği’ tablo yaklaşık 200 giriş kapsar), ve ‘A’ yayımında verilen ‘Tablo’ ise şudur:

I. Aşkınsal Öğeler Öğretisi
Birinci bölüm. Aşkınsal Estetik
1. Kesim. Uzay
2. Kesim. Zaman
İkinci Bölüm. Aşkınsal Mantık
1. Bölüm. İki Kitapta Aşkınsal Çözümlem ve Bunların Çeşitli Bölüm ve Kesimleri
2. Bölüm. İki Kitapta Aşkınsal Eytişim ve Bunların Çeşitli Bölüm ve Kesimleri.
II. Aşkınsal Yöntem Öğretisi
1. Bölüm. Arı Usun Disiplini
2. Bölüm. Arı Usun Kanonu
3. Bölüm. Arı Usun Arkitektoniği
4. Bölüm. Arı Usun Tarihi

Aslında yöntemsel sağınlığı kavrayabilen bilinç bu tür vargıları da kendiliğinden çıkarabilecektir. Bu yüzden Hegel’in çabaları yalnızca daha şimdiden Kant’ın felsefeciliği ile belli bir düzeyde tanışmış ve usa güvenini eşit ölçüde yitirmiş bilince bir sesleniştir. Ama kuşkuculuğa dönerek orada gerilemeye başlayan doğal bilinci bir kez daha geri döndürüp felsefeye kazanmak güçtür, ve kuşkuculuğun felsefeye karşı geliştirdiği önyargı sonunda hiçbir uslamlamaya dayanamayan bir duygusallığa, bir düşmanlığa varır. Kuşkuculuk her türlü tutarsızlığı, gevşekliği, ciddiyetsizliği geçiştirebilmenin en güvenilir güvencesidir, ve yarı-felsefeciliğin, halk felsefeciliğinin özellikle çarpışması gereken şey felsefenin kendisidir. Kant’ın sözcüğün tam anlamıyla kavramsız ve bu yüzden kavranması olanaksız dizgesinden artıklar yirminci yüzyılın içlerine dek pekçok doğal bilimci tarafından da kullanılmıştır. Eddington rahatça yöntembiliminde Kantçı olduğunu söyleyebiliyor, çünkü bu rahatlatıcı kuşkuculuk özsel olarak hiçbir üstenim anlatmıyor, ve bu yüzden hiçbir inakçılık suçlamasına zemin hazırlamıyordu. Analitik bilinç de yine herhangi bir dizgesellik kaygısı duymaksızın ve kavramsal değer ile hiçbir biçimde ilgilenmeksizin Kant’ın kalıtını dilediği yerinde ve dilediği yorumla gereç olarak kullanır. Tutarsızlık, dizgesizlik, yöntemsizlik doğal bilincin ‘özgürlük’ten anladığı şeydir, ve kavramın disiplini, gerçeğin özgürlüğü ise özençten, başına buyrukluktan başka birşey olmayan bu tutumun dayanamayacağı tek şeydir. Hegel bilimsel çalışmanın biçimsel düzenlenişinin bile yöntemliliği, dizgeselliği sergilemesi gerektiğini söyler, en azından bu yönde bir kaygı duyulmasını bekler. Yöntemin kullanımı bir yana, doğal bilinç usa karşı olumsuz tutumunda yöntemin varlığını bile kavramaz ve kavramadığını yadsır. — A.Y.]

In den anderen Wissenschaften sind solche Vorausbestimmungen und Einteilungen gleichfalls für sich nichts anderes als solche äußere Angaben; aber auch innerhalb der Wissenschaft werden sie nicht über diesen Charakter erhoben. Selbst in der Logik zum Beispiel heißt es etwa, ‘‘die Logik hat zwei Hauptstücke, die Elementarlehre und die Methodik’’; alsdann unter der Elementarlehre findet sich ohne weiteres etwa die Überschrift: Gesetze des Denkens; alsdann erstes Kapitel: von den Begriffen; erster Abschnitt: von der Klarheit der Begriffe usf. — Diese ohne irgendeine Deduktion und Rechtfertigung gemachten Bestimmungen und Einteilungen machen das systematische Gerüst und den ganzen Zusammenhang solcher Wissenschaften aus. Eine solche Logik sieht es für ihren Beruf an, davon zu sprechen, daß die Begriffe und Wahrheiten aus Prinzipien müssen abgeleitet sein; aber bei dem, was sie Methode nennt, wird auch nicht von weitem an ein Ableiten gedacht. Die Ordnung besteht etwa in der Zusammenstellung von Gleichartigem, in der Vorausschickung des Einfacheren vor dem Zusammengesetzten und anderen äußerlichen Rücksichten. Aber in Rücksicht eines inneren, notwendigen Zusammenhangs bleibt es bei dem Register der Abteilungsbestimmungen, und der Übergang macht sich nur damit, daß es jetzt heißt: Zweites Kapitel, — oder: wir kommen nunmehr zu den Urteilen, u. dgl.

Bu dizgede karşılaşılan üstbaşlık ve bölümlerin de bir İçindekiler Tablosundan başka bir imlemlerinin olması gerekmez. Ama bunun dışında bağlamın zorunluğu ve ayrımların içkin doğuşları kendini olgunun kendisinin açımlamasında göstermelidir, çünkü bunlar Kavramın daha öte öz-belirleniminin içersine düşerler. Auch die Überschriften und Einteilungen, die in diesem Systeme vorkommen, sollen für sich keine andere Bedeutung haben als die einer Inhaltsanzeige. Außerdem aber muß die Notwendigkeit des Zusammenhangs und die immanente Entstehung der Unterschiede sich in der Abhandlung der Sache selbst vorfinden, denn sie fällt in die eigene Fortbestimmung des Begriff es.

@Eytişimin Bilimsel Düşünmede İşlevi Ve Önemi.
Kavramın kendisini daha ileri ileten şey yukarıda sözü edildiği gibi kendi içinde taşıdığı olumusuzdur; bu gerçek Eytişimi oluşturur. Mantığın yalıtılmış bir bölümü olarak görülen ve ereği ve duruş noktası açısından bütünüyle yanlış tanındığı söylenebilecek Eytişim bu yolla bütünüyle başka bir konum kazanır. @Platonik Eytişim Değerlendiriliyor. Giderek Platonik Eytişim bile Parmenides’in kendisinde ve daha doğrudan olmak üzere başka yerlerde bir yandan yalnızca sınırlı önesürümleri kendi kendileri yoluyla çözme ve çürütme amacını taşır, ama öte yandan bütününde sonuç olarak yokluğu alır. Eytişim genellikle olgunun kendisine ait olmayan dışsal ve olumsuz bir etkinlik olarak görülür, ve sağlam ve gerçek olanı sallantıya düşürüp çözme gibi öznel bir özlem olarak zeminini yalnızca boş bir uğraşta bulduğu ya da en azından eytişimsel olarak irdelenen nesnenin boşluğundan başka hiçbirşeye götürmediği düşünülür.

Das, wodurch sich der Begriff selbst weiterleitet, ist das vorhin angegebene Negative, das er in sich selbst hat; dies macht das wahrhaft Dialektische aus. Die Dialektik, die als ein abgesonderter Teil der Logik betrachtet und in Ansehung ihres Zwecks und Standpunkts, man kann sagen, gänzlich verkannt worden, erhält dadurch eine ganz andere Stellung. — Auch die Platonische Dialektik hat selbst im Parmenides, und anderswo ohnehin noch direkter, teils nur die Absicht, beschränkte Behauptungen durch sich selbst aufzulösen und zu widerlegen, teils aber überhaupt das Nichts zum Resultate. Gewöhnlich sieht man die Dialektik für ein äußerliches und negatives Tun an, das nicht der Sache selbst angehöre, in bloßer Eitelkeit als einer subjektiven Sucht, sich das Feste und Wahre in Schwanken zu setzen und aufzulösen, seinen Grund habe oder wenigstens zu nichts führe als zur Eitelkeit des dialektisch behandelten Gegenstandes.
@#Kant Eytişimi Usun Zorunlu Etkinliği Olarak Gördü.
Kant Eytişimi daha yükseğe koydu — ve bu onun en değerli yanlarından biridir —, çünkü onu sıradan tasarım açısından taşıdığı özenç görünüşünden kurtararıp Usun zorunlu bir etkinliği olarak gösterdi. Eytişim yalnızca gözboyama ve yanılsamalar yaratma sanatı olarak geçerli olduğu için, doğrudan doğruya düzmece bir oyun oynadığı ve bütün gücünün yalnızca aldatmacayı gizlemesi üzerine dayandığı, sonuçlarının yalnızca elçabukluğu ile kazanıldıkları ve öznel birer yanılsama oldukları varsayımına gidildi. @Kant’ta ‘Çatışkılar’ Ve Eytişimin Bunlara Uygulanışı. Kant’ın arı usun çatışkılarındaki eytişimsel açımlaması, bu çalışmanın gidişinde yapılacağı gibi daha yakından irdelendiğinde, hiç kuşkusuz büyük bir övgüyü hak etmez; ama temelde yatan ve geçerli kılınan genel düşünce yanılsamanın nesnelliği ve düşünce-belirlenimlerinin doğasına ait olan çelişkinin zorunluğudur; bu ilk olarak hiç kuşkusuz bu belirlenimlerin Us tarafından kendilerinde şeylere uygulandığı yolda böyledir; ama usun kendisinde ne oldukları ve kendinde olan açısından ne oldukları düşünüldüğünde, bu sözcüğün tam anlamıyla doğalarından başka birşey değildir. Bu sonuç, olumlu yanında ayrımsandığında, bu düşünce-belirlenimlerinin iç olumsuzluğundan, onların öz-devimli ruhundan, ne olursa olsun tüm doğal ve tinsel dirimselliğin ilkesinden başka birşey değildir. Ama yalnızca eytişimselin soyut-olumsuz yanında durup kalınırsa, o zaman sonuç yalnızca usun sonsuzu bilmeye yeteneksiz olduğu biçimindeki o tanıdık sonuçtur; — tuhaf bir sonuç, çünkü sonsuz olan ussal olan olduğu için, usun ussal olanı bilmeye yetenekli olmadığı anlamına gelir.

Kant hat die Dialektik höher gestellt — und diese Seite gehört unter die größten seiner Verdienste —, indem er ihr den Schein von Willkür nahm, den sie nach der gewöhnlichen Vorstellung hat, und sie als ein notwendiges Tun der Vernunft darstellte. Indem sie nur für die Kunst, Blendwerke vorzumachen und Illusionen hervorzubringen, galt, wurde schlechthin vorausgesetzt, daß sie ein falsches Spiel spiele und ihre ganze Kraft allein darauf beruhe, daß sie den Betrug verstecke; daß ihre Resultate nur erschlichen und ein subjektiver Schein seien. Kants dialektische Darstellungen in den Antinomien der reinen Vernunft verdienen zwar, wenn sie näher betrachtet werden, wie dies im Verfolge dieses Werkes weitläufiger geschehen wird, freilich kein großes Lob; aber die allgemeine Idee, die er zugrunde gelegt und geltend gemacht hat, ist die Objektivität des Scheins und Notwendigkeit des Widerspruchs, der zur Natur der Denkbestimmungen gehört: zunächst zwar in der Art, insofern diese Bestimmungen von der Vernunft auf die Dinge an sich angewendet werden; aber eben, was sie in der Vernunft und in Rücksicht auf das sind, was an sich ist, ist ihre Natur. Es ist dies Resultat, in seiner positiven Seite aufgefaßt, nichts anderes als die innere Negativität derselben, als ihre sich selbst bewegende Seele, das Prinzip aller natürlichen und geistigen Lebendigkeit überhaupt. Aber sowie nur bei der abstrakt-negativen Seite des Dialektischen stehengeblieben wird, so ist das Resultat nur das Bekannte, daß die Vernunft unfähig sei, das Unendliche zu erkennen; — ein sonderbares Resultat, indem das Unendliche das Vernünftige ist, zu sagen, die Vernunft sei nicht fähig, das Vernünftige zu erkennen.

@Kurgul Olan Yalnızca Ve Yalnızca Olumluyu Olumsuzda, Karşıtları Birliklerinde Kavramaktır.
Burada alındığı biçimiyle bu Eytişimselde, ve böylelikle karşıtları birlikleri içinde ya da olumluyu olumsuzda kavramada yatan şey kurgul olandan başkası değildir. Eytişimselin bu yanı en önemli, ama henüz yeterince alıştırma yapmamış, özgür olmayan düşünme gücü için en güç yanıdır. Eğer bu düşünme yolu henüz kendini duyusal-somut tasarımlardan ve sıradan uslamlamalardan çekip çıkarmakla uğraşıyorsa, ilkin soyut düşünme alışkanlığını kazanmalı, Kavramlara belirlilikleri içinde sarılma ve onlardan yola çıkarak bilmeyi öğrenmelidir. Mantığın bu amaca yönelik bir açımlamasının yöntemsel olarak yukarıda sözü edilen bölümlemelere ve daha ayrıntılı içerik açısından ise tekil Kavramlar için verilen belirlenimlere sarılması, ve bunu eytişimsel olanla oyalanmaksızın yapması gerekirdi. Dışsal şekil açısından böyle bir açımlama bu bilimin sıradan bildirimine benzer, ama bunun dışında içerik açısından ondan ayrı olur, ve gene de soyut ama kurgul olmayan düşünmede alıştırma yapma amacına hizmet ederdi — bir amaç ki ruhbilimsel ve insanbilimsel eklemeler yoluyla halksallaştırılmış mantık tarafından hiçbir zaman gerçekleştirilemez. Anlığa yöntemli olarak düzenlenmiş bir bütünün imgesini verir, ama gene de yapının ruhu, eytişimselde yaşayan yöntem kendini orada göstermezdi.
In diesem Dialektischen, wie es hier genommen wird, und damit in dem Fassen des Entgegengesetzten in seiner Einheit oder des Positiven im Negativen besteht das Spekulative. Es ist die wichtigste, aber für die noch ungeübte, unfreie Denkkraft schwerste Seite. Ist solche noch darin begriffen, sich vom sinnlich-konkreten Vorstellen und vom Räsonieren loszureißen, so hat sie sich zuerst im abstrakten Denken zu üben, Begriffe in ihrer Bestimmtheit festzuhalten und aus ihnen erkennen zu lernen. Eine Darstellung der Logik zu diesem Behuf hätte sich in ihrer Methode an das obenbesagte Einteilen und in Ansehung des näheren Inhalts an die Bestimmungen, die sich für die einzelnen Begriffe ergeben, zu halten, ohne sich auf das Dialektische einzulassen. Sie würde der äußeren Gestalt nach dem gewöhnlichen Vortrag dieser Wissenschaft ähnlich werden, sich übrigens dem Inhalte nach auch davon unterscheiden und immer noch dazu dienen, das abstrakte, obzwar nicht das spekulative Denken zu üben, welchen Zweck die durch psychologische und anthropologische Zutaten populär gewordene Logik nicht einmal erfüllen kann. Sie würde dem Geiste das Bild eines methodisch geordneten Ganzen geben, obgleich die Seele des Gebäudes, die Methode, die im Dialektischen lebt, nicht selbst darin erschiene.
@Pozitif Eğitimli Doğal Bilincin Felsefe Üzerine İlk İzlenimi.
Son olarak bireyin Mantık için eğitimi ve onunla ilişkisi açısından belirtebilirim ki, bu bilim tıpkı dilbilgisi gibi iki değişik bakış açısında ya da değerde görünür. Onunla ve genel olarak bilimlerle ilk kez tanışan biri için birşey, ve ona bilimlerden geri gelen biri için başka birşeydir. Dilbilgisi öğrenmeye başlayan biri onun biçim ve yasalarında kuru soyutlamalar, olumsal kurallar, genel olarak yalıtılmış bir belirlenimler çokluğu bulur ki, yalnızca dolaysız anlamlarında yatan şeyin değer ve imlemini gösterirler; bilgi onlarda ilkin kendilerinden başka hiçbirşeyi bilmez. Buna karşı, bir dile yetenekli olan ve aynı zamanda başka dilleri o dille karşılaştıracak bir düzeyde tanıyan biri, ancak böyle biri bir ulusun dilinin bilgisinde onun tininin ve ekininin bir duygusunu edinebilir; aynı kurallar ve biçimler bundan böyle dolu ve dirimli bir değer taşırlar. Dilbilgisi yoluyla genel olarak anlığın anlatımını, Mantığı tanıyabilir. @Mantık Bilimi Doğal Bilince İlkin Nasıl Görünür?. Yine böyle, bilime yaklaşan biri Mantıkta ilkin yalıtılmış bir soyutlamalar dizgesi bulur ki, kendi içinde sınırlı olmakla, başka bilgileri ve bilimleri kucaklamaz. Tersine, evren-tasarımının varsıllığı ile, başka bilimlerin olgusal görünen içeriği ile karşı karşıya koyulduğunda, ve bu varsıllığın özünü, anlığın ve evrenin iç doğasını, gerçekliği açığa serme konusunda saltık bilimin verdiği söz ile karşılaştırıldığında, o zaman bu bilim soyut şeklinde, arı belirleminlerinin renksiz, soğuk yalınlığında sanki ondan beklenecek en son şey verdiği sözü yerine getirmesiymiş ve o varsıllık ile karşıtlık içinde tözsellikten bütünüyle yoksunmuş gibi görünür. @Mantık Biliminin Gerçek Değeri Evren Ve Tin Alanlarına Uygulanışında Yatar. Mantık ile ilk tanışıklık üzerine, imlemi ilkin yalnızca kendisine sınırlanır; içeriği yalnızca düşünce-belirlenimleri üzerinde yalıtılmış bir uğraş olarak görünür ki, bunların yanısıra başka bilimsel uğraşların kendilerine özgü gereç ve tözsellikleri vardır ve Mantığın belki de bunlar üzerinde biçimsel bir etkisi olabilir, ama bu etki dahaçok onun kendisinden kaynaklanır ve bilimsel şekil ve bunun incelemesi açısından gerektiğinde hiç kuşkusuz bir yana atılabilir. Öteki bilimler doğru yöntemi, bir tanımlar, belitler, teoremler ve bunların tanıtlarının vb. dizisi olarak bütününde bir yana atmışlardır; doğal mantık denilen şey kendini kendi başına onlarda geçerli kılmıştır ve düşünmenin kendisi üzerine yönelik herhangi bir bilgi olmaksızın durumu yürütmeyi başarır. Ama bu bilimlerin gereç ve içeriği kendini mantıksal öğeden bütünüyle bağımsız tutar ve ayrıca duyu, duygu, tasarım ve her tür kılgısal ilgiye daha çok seslenir.
In Rücksicht auf die Bildung und das Verhältnis des Individuums zur Logik merke ich schließlich noch an, daß diese Wissenschaft wie die Grammatik in zwei verschiedenen Ansichten oder Werten erscheint. Sie ist etwas anderes für den, der zu ihr und den Wissenschaften überhaupt erst hinzutritt, und etwas anderes für den, der von ihnen zu ihr zurückkommt. Wer die Grammatik anfängt kennenzulernen, findet in ihren Formen und Gesetzen trockene Abstraktionen, zufällige Regeln, überhaupt eine isolierte Menge von Bestimmungen, die nur den Wert und die Bedeutung dessen zeigen, was in ihrem unmittelbaren Sinne liegt; das Erkennen erkennt in ihnen zunächst nichts als sie. Wer dagegen einer Sprache mächtig ist und zugleich andere Sprachen in Vergleichung mit ihr kennt, dem erst kann sich der Geist und die Bildung eines Volks in der Grammatik seiner Sprache zu fühlen geben; dieselben Regeln und Formen haben nunmehr einen erfüllten, lebendigen Wert. Er kann durch die Grammatik hindurch den Ausdruck des Geistes überhaupt, die Logik, erkennen. So wer zur Wissenschaft hinzutritt, findet in der Logik zunächst ein isoliertes System von Abstraktionen, das, auf sich selbst beschränkt, nicht über die anderen Kenntnisse und Wissenschaften übergreift. Vielmehr, gehalten gegen den Reichtum der Weltvorstellung, gegen den real erscheinenden Inhalt der anderen Wissenschaften und verglichen mit dem Versprechen der absoluten Wissenschaft, das Wesen dieses Reichtums, die innere Natur des Geistes und der Welt, die Wahrheit zu enthüllen, hat diese Wissenschaft in ihrer abstrakten Gestalt, in der farblosen, kalten Einfachheit ihrer reinen Bestimmungen vielmehr das Ansehen, alles eher zu leisten als dies Versprechen und gehaltlos jenem Reichtum gegenüberzustehen. Die erste Bekanntschaft mit der Logik schränkt ihre Bedeutung auf sie selbst ein; ihr Inhalt gilt nur für eine isolierte Beschäftigung mit den Denkbestimmungen, neben der die anderen wissenschaftlichen Beschäftigungen ein eigener Stoff und Gehalt für sich sind, auf welche das Logische etwa einen formellen Einfluß hat, und zwar einen solchen, der sich mehr von selbst macht und für den die wissenschaftliche Gestalt und deren Studium allerdings auch zur Not entbehrt werden kann. Die anderen Wissenschaften haben die regelrechte Methode, eine Folge von Definitionen, Axiomen, Theoremen und deren Beweisen usf. zu sein, im Ganzen abgeworfen; die sogenannte natürliche Logik macht sich für sich in ihnen geltend und hilft sich ohne besondere, auf das Denken selbst gerichtete Erkenntnis fort. Vollends aber hält sich der Stoff und Inhalt dieser Wissenschaften für sich selbst vom Logischen völlig unabhängig und ist auch für Sinn, Gefühl, Vorstellung und praktisches Interesse jeder Art ansprechender.
Böylece hiç kuşkusuz Mantık ilkin çok iyi anlaşılan ve görülen ama başlangıçta erimi, derinlik ve daha öte imlemi gözden kaçırılan birşey olarak öğrenilmelidir. Ancak başka bilimlerin daha derin bir bilgisi üzerine Mantıksal öğe öznel anlık için salt soyut bir evrensel olmanın üstüne yükselir ve kendini tikelin varsıllığını kendi içinde kapsayan evrensel olarak göstermeye başlar; tıpkı aynı özdeyişin onu bütünüyle doğru olarak anlayan bir gencin dilinde onda kapsanan iç değeri bütün gücüyle anlayabilen yaşam deneyimli bir insanın anlığında taşıdığı imlem ve erimi taşımaması gibi. Böylece Mantıksal öğe değerinin ölçüsünü ilkin kendisi bilimlerin deneyiminin sonuçları yapıldığı zaman kazanır; orada kendini anlığa evrensel gerçeklik olarak sunar — başka gereçlerin ve olgusallıkların yanısıra tikel bir bilgi olarak değil, ama tüm bu geri kalan içeriğin özü olarak. So muß denn allerdings die Logik zuerst gelernt werden als etwas, das man wohl versteht und einsieht, aber woran Umfang, Tiefe und weitere Bedeutung anfangs vermißt wird. Erst aus der tieferen Kenntnis der anderen Wissenschaften erhebt sich für den subjektiven Geist das Logische als ein nicht nur abstrakt Allgemeines, sondern als das den Reichtum des Besonderen in sich fassende Allgemeine; wie derselbe Sittenspruch in dem Munde des Jünglings, der ihn ganz richtig versteht, nicht die Bedeutung und den Umfang besitzt, welchen er im Geiste eines lebenserfahrenen Mannes hat, dem sich damit die ganze Kraft des darin enthaltenen Gehaltes ausdrückt. So erhält das Logische erst dadurch die Schätzung seines Werts, wenn es zum Resultate der Erfahrung der Wissenschaften geworden ist; es stellt sich dar aus als die allgemeine Wahrheit, nicht als eine besondere Kenntnis neben anderem Stoffe und Realitäten, sondern als das Wesen alles dieses sonstigen Inhalts dem Geiste dar.
@Mantık Bilimi Düşüncenin Koşulsuz Özgürlüğü İçinde Çalışılmalıdır.
Şimdi Mantıksal öğe hiç kuşkusuz çalışmanın başında anlık için bu bilinçli güç içinde bulunmasa da, gene de onu tüm gerçekliğe götüren gücü çalışma yoluyla kendi içersine kazanır. Mantık Dizgesi bir gölgeler ülkesi, tüm duyusal somutlaşmadan özgürleşmiş yalın özselliklerin evrenidir. @Mantık Bilimi Çalışması Bilincin Saltık Eğitimi Ve Disiplinidir. Bu bilimi incelemek, bu gölgeler ülkesinde yaşamak ve çalışmak bilincin saltık eğitimi ve disiplinidir. Bilinç Mantıkta duyusal sezgilerden ve amaçlardan, duygulardan, salt sanısal tasarım-evreninden uzak bir uğraş içindedir. Olumsuz yanından görüldüğünde, bu uğraş sıradan uslamlamalarda ilerleyen düşünmenin ve şu ya da bu karşıt nedenleri yeğleyen ya da geçerli sayan özencin olumsallığından uzak durmaktan oluşur.
Ob nun das Logische zwar im Anfange des Studiums nicht in dieser bewußten Kraft für den Geist vorhanden ist, so empfängt er durch dasselbe darum nicht weniger die Kraft in sich, die ihn in alle Wahrheit leitet. Das System der Logik ist das Reich der Schatten, die Welt der einfachen Wesenheiten, von aller sinnlichen Konkretion befreit. Das Studium dieser Wissenschaft, der Aufenthalt und die Arbeit in diesem Schattenreich ist die absolute Bildung und Zucht des Bewußtseins. Es treibt darin ein von sinnlichen Anschauungen und Zwecken, von Gefühlen, von der bloß gemeinten Vorstellungswelt fernes Geschäft. Von seiner negativen Seite betrachtet, besteht dies Geschäft in dem Fernhalten der Zufälligkeit des räsonierenden Denkens und der Willkür, diese oder die entgegengesetzten Gründe sich einfallen und gelten zu lassen.
Ama düşünce böylelikle herşeyden önce özerklik ve bağımsızlık kazanır. Soyutlamalarda ve duyusal dayanak olmaksızın Kavramlar yoluyla ilerlerken kendini evinde duyumsar ve kendini öyle bir bilinçsiz güçe geliştirir ki, bununla tüm başka bilgiler ve bilimler karmaşasını ussal biçim içinde özümsemeye, onları özsel yanlarında ayrımsamaya ve kavramaya ve onlarda dışsal olanı sıyırıp bu yolda onlardan Mantıksalı bulup çıkarmaya, ya da yine aynı şey, Mantıksalın önceden çalışma yoluyla kazanılan soyut temelini tüm gerçekliğin tözsel değeri ile doldurmaya ve ona bundan böyle başka tikellerin yanında bir tikel olarak durmayan, tersine tüm bunları kucaklayıp onların özü, saltık olarak gerçek olan bir evrenselin değerini vermeye yönelir.
Vornehmlich aber gewinnt der Gedanke dadurch Selbständigkeit und Unabhängigkeit. Er wird in dem Abstrakten und in dem Fortgehen durch Begriffe ohne sinnliche Substrate einheimisch, wird zur unbewußten Macht, die sonstige Mannigfaltigkeit der Kenntnisse und Wissenschaften in die vernünftige Form aufzunehmen, sie in ihrem Wesentlichen zu erfassen und festzuhalten, das Äußerliche abzustreifen und auf diese Weise aus ihnen das Logische auszuziehen — oder, was dasselbe ist, die vorher durch das Studium erworbene abstrakte Grundlage des Logischen mit dem Gehalte aller Wahrheit zu erfüllen und ihm den Wert eines Allgemeinen zu geben, das nicht mehr als ein Besonderes neben anderem Besonderen steht, sondern über alles dieses übergreift und dessen Wesen, das Absolut-Wahre ist.
 
     

Previous Aziz Yardımlı 2007 Tinin Görüngübilimi İdea Yayınevi Previous